Paylaş
98’inci Akademi Ödülleri’nde artık gözler ödül gecesinde.
Ama oylama bitti diye Oscar ateşi sönecek değil, büyüyerek, çeşitli polemiklerle yanmaya devam ediyor.
Son günlerin en büyük tartışması genç yıldız Timothée Chalamet’nin opera ve bale hakkında söylediği birkaç cümle oldu.
Bayağı bir aşağıladı bu sanat dallarını.
Bu iki sanat dalının günümüzde eskisi kadar güçlü olmadığını, hatta tehlike altında, nesli tükenmekte olduğunu ima etti.
Bu sözler haftalar önce söylenmiş olmasına rağmen Oscar oylaması bittiği gün viral oldu ve bir grup Chalamet’yi kıskaca aldı. Diğer tarafta ise başkaları onu eleştirenlerin çoğunun operaya veya baleye hiç gitmediğini söyledi.
Suni gibi dursa da nur topu gibi bir Oscar polemiğimiz oldu işte.
Kedi sevmeyen Oscar adayı!
Oscar polemiklerinin bir diğeri beni daha yakından ilgilendiriyor.
Çünkü işin içinde kediler var.
Nasıl mı?
Oscar adayı Jessie Buckley’nin kedilerle ilgili yaptığı bir yorum konuşulmaya devam ediyor.
Jessie Buckley’nin “kedi meselesi” aslında çok küçük bir sohbetten çıkıp Oscar sezonunun garip polemiklerinden birine dönüşen bir hikâye.
Olayın kendisi oldukça basit ama sosyal medya çağında nasıl büyüdüğünü görmek ilginç. Her şey Buckley’nin bir podcast sohbetinde yaptığı bir yorumla başladı.
“Hamnet” filminin tanıtımı sırasında katıldığı bir programda kendisine klasik bir soru soruldu: Kedi mi, köpek mi?
Buckley bu soruya biraz esprili bir şekilde cevap vererek kedilerden çok hoşlanmadığını söyledi. Ardından da kendi hayatından bir anekdot anlattı.
Şimdiki eşiyle ilk tanıştıklarında adamın iki kedisi olduğunu, kedilerden birinin kendisine karşı oldukça mesafeli ve hatta biraz saldırgan davrandığını söyledi.
Bu durumu anlatırken de şakayla karışık, “Bir noktada ya ben ya kediler gibi bir durum oldu” dediğini anlattı.
Bu bir video klip olarak paylaşıldığında birçok kişi Buckley’nin gerçekten eşine “Kedilerden kurtul ya da beni seç” gibi sert bir ültimatom verdiğini düşündü.
Özellikle hayvansever kullanıcılar bunu oldukça olumsuz karşıladı.
Ki bence haklılar.
Böyle durumlarda ben “Kedi kalsın eş gitsin” diyenlerdenim.
Sosyal medyada Buckley’nin hayvanlara karşı duyarsız olduğu, hatta bazı yorumlarda “acımasız” davrandığı gibi eleştiriler yapılmaya başlandı.
Bu polemik büyüyünce Buckley, “The Tonight Show Starring Jimmy Fallon” programında aslında kedilerle bir problemi olmadığını söyledi ve kendisini “kedi sever” olarak tanımladı.
Podcast’teki sözlerinin şaka olduğunu ve biraz abartılarak yorumlandığını ifade etti.
Hatta bu konuyu hafifletmek için geçmişte “Cats” müzikalinin film uyarlamasında rol almak için seçmelere katıldığını da anlattı. Ne alakaysa artık!
Ve yersen tabii.
Bizimle değilsin Buckley.
Bu polemikler neden var?
Bir yanda bale, diğer yanda kedi polemiği.
Biz neden filmleri değil de bunları konuşuyoruz?
Oscar sezonlarının genellikle bir “kötü karakteri” olur. Bazen bu bir film olur, bazen bir oyuncu. Geçmiş yıllarda “Green Book” gibi filmler ya da Oscar’ı çok istediği için eleştirilen Bradley Cooper gibi isimler bu rolü üstlenmişti.
Bu yıl ise ilginç bir durum var: Aday filmlerin çoğu hem eleştirmenler hem seyirciler tarafından seviliyor.
Ryan Coogler’ın filmi “Sinners” ve Paul Thomas Anderson’ın “One Battle After Another” gibi yapımlar güçlü, iddialı ve popüler filmler.
Belki de sorun tam olarak bu.
Ortada büyük bir skandal ya da açık bir hayal kırıklığı olmayınca tartışma açığı başka konularla dolduruluyor.
Bir oyuncunun kediler hakkında söyledikleri ya da başka bir oyuncunun opera hakkındaki düşünceleri bir anda kültür savaşına dönüşebiliyor.
Bize de tartışmak, konuşmak, biraz da bunlarla eğlenmek kalıyor. Kedi meselesi hariç, ona ancak sinir oluyoruz.
Paylaş