Paylaş
Aksel Bonfil’in kaleme aldığı, yönetmen koltuğunda Mali Ergin’in oturduğu, müziklerini Çağrı Telkıvıran’ın yaptığı bu film aslında bu çok yakın arkadaş grubunun ilk kez bir araya gelerek yarattığı ortak bir iş.
Belki de filmin bu kadar sıcak, bu kadar “içeriden” hissettirmesinin nedeni tam olarak bu: Kamera arkasındaki dostluk kamera önüne de aynen taşınmış.
“Bugün Güzel”, sağlıklı yaşam ve doğru beslenme üzerine sabah programı yapan, hep başkalarına iyi gelmeye çalışan bir yaşam koçunun bir anda kansere yakalanmasıyla başlayan hikâyesini anlatıyor.
Ali Candemir’in hayatına ansızın düşen bu teşhisle başlayan dönüşüm hikâyesini, mizahı ve duyguyu iç içe geçirerek beyazperdeye taşıyor.
Film, hepimizin hayatında olabilecek o anlık kırılmaların, insanın dünyasını nasıl hızla değiştirdiğini çok sade, çok gerçek bir dille gösteriyor.
Ve bunu yaparken aşkın, dostluğun, insan temasının ve kabullenişin iyileştirici gücünü izleyicisine hatırlatmayı amaçlıyor.
Yani aslında tam da ihtiyacımız olan şeyi yapıyor.
Hastalık teması denilince omuzlarınız çökmesin.
Çünkü “Bugün Güzel” hastalık hikâyesinin ağırlığına hiç teslim olmuyor.
Tam tersine, merkezine mizahı, dostluğu, dayanışmayı, “yan yana durmanın” iyileştirici gücünü koyuyor.
Bir insanın başına kötü bir şey geldiğinde onun gerçek dostlarının kim olduğunu, dostluğun nasıl büyüyebileceğini çok güzel anlatıyor.
Evet, merkezde bir aşk hikâyesi var.
Hem de romantik, yumuşak ve duygusu kıvamında bir aşk.
Ama bana sorarsanız filmin asıl kalbi arkadaşlık bağlarının gücünde atıyor.
Filmin gizli omurgası dostluk.
Özellikle Oğuzhan Koç ile İbrahim Selim’in canlandırdığı karakterlerin arasındaki o uyum, mizah, samimiyet ve derinlik filmi bambaşka bir noktaya taşıyor.
İkilinin kadrajda birlikte olduğu sahnelerde hem çok güldüm hem de birkaç kere boğazım düğümlendi.
İbrahim Selim’in doğallığı, sahnelerine kattığını düşündüğüm ekstra mizah öğeleri gerçekten alkışı hak ediyor.
Ayça Ayşin Turan ve Neslihan Arslan da rollerinin hakkını sonuna kadar vermiş; her biri hikâyenin omurgasını tamamlayan çok güçlü performanslar sunuyor.
Filmin minimal bazı sorunlarını ilklerin günahı olmaz kefesine koyuyorum.
“Film nasıl?” diye sorulduğunda şu ikisine çok bakılır: Ağlatıyor mu, güldürüyor mu?
“Bugün Güzel”de ikisi de var.
Hatta film bunu öyle ustaca yapıyor ki sahneler adeta sağlı sollu geliyor: Bir anda kahkaha atarken, birkaç dakika sonra gözleriniz dolmuş buluyorsunuz kendinizi.
Bu ters köşeler izleyiciye çok iyi geliyor; film salonu hep birlikte bir duygu dalgasına taşıyor.
Bu yıl Türk sinemasında gerçekten bir şahlanma var.
Peş peşe iyi filmler geliyor ve her biri gişede diğerini besliyor.
Bir film beğeniliyor, izleyiciyi tekrar sinemaya alıştırıyor; ertesi hafta bir başka filme katkısı oluyor.
“Bugün Güzel” de bu zincirde önemli bir halka olacak gibi.
Ve geleyim Oğuzhan Koç’a.
Besteleri, şarkı sözü yazarlığı, yorumculuğu, canlı performanslardaki, konserlerindeki enerjisi, televizyonculuğu ve şimdi de hem hikâyesini yazdığı hem de başrolde yer aldığı bir sıcak film.
Hikâyeyi yazan kişi olarak karakterinin kendi duygusunu, mizahını ve bakış açısını başarılı oyunculuğuyla perdeye çok net taşıdığı bir iş olmuş.
Yapımını TAFF Pictures’ın üstlendiği “Bugün Güzel”, yarın vizyona giriyor.
Hem güldüren hem ağlatan; hem kalbi acıtıp hem de iyileştiren; arkadaşlığı, dayanışmayı, aşkı ve yaşamın kırılganlığını hatırlatan bir film izlemek isteyen herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Paylaş