‘O kadın’ı bulursam bir seneye evlenirim

O, “Benim İçin Üzülme” dizisinde canlandırdığı karakter öldüğünde, ardından “Ahmet ölmedi” diye pankart açılan adam. Şimdi ise “Deliha” filminde Deliha’nın deli gibi aşık olduğu yakışıklıyı oynuyor. Yeni jönler arasında adı sıkça geçen, genç kızların gözdesi Barış Arduç “Hatırlayabildiğim bir ilk aşkım bile yok, bugüne dek hiç aşık olmadım” diyor.

Öncelikle hayırlı olsun. Bir BKM projesi olan “Deliha”da başroldesin. Nasıl kesişti yollarınız?
- Oynadığım dizinin sezon finali aşamasında, “Yazın sinema filmi yapayım” düşüncem vardı. Komedi istiyordum. BKM’yle bir görüşmem oldu, sonrasında beraber çalışmaya başladık.

“Deliha” karakterinin yaratıcısı Gupse Özay’ı önceden tanıyor muydun?

- Gupse’yle tanışmıyordum ama “Yalan Dünya”dan önce yaptığı birkaç işi biliyor, mizah anlayışını seviyordum.

Kaç doğumlusun?

- 9 Ekim 1987 doğumluyum.

Terazi. Memnun musun terazi olmaktan?

- Ben memnunum da insanlar memnun değil galiba. (Gülüyor)

Neden?

- Sürekli “Terazi mi!” tepkisi alıyorsun ya...

Genelde o tepki akrebe, ikizlere verilir ama...
- Zaten genelde kadınların verdiği tepkiler. Terazilerin de gamsız olduğunu söylüyorlar.

Öyle misin peki?
- Yoo.

İsviçre’de doğmuşsun. Peki seni buralara hangi rüzgar attı?

- Dedem orada işçiymiş zamanında. Annem babamla oraya gidiyor, biz de üç erkek kardeş orada doğuyoruz.

LANETLİ MİYİM DİYE DÜŞÜNDÜĞÜM OLDU

‘O kadın’ı bulursam bir seneye evlenirim
Fotoğraflar: Murat ŞAKA

Annen baban ne yapıyordu orada?

- Biri işçi, biri emlakçı. Sonra birlikte emlak işi yapıyorlar. İlkokul döneminde Türkiye’ye geldim, onlar da bir sene sonra kesin dönüş yaptı.

Neden sen onlardan önce geldin?

- Onu anlamış değilim. Okula Türkiye’de başlamamı istediler, tamam... Ama neden onlar yoktu? Hâlâ bunun tartışmasını yapıyorum ailemle. “Ne kadar acımasızsınız” diyorum. Onlar da sanırım bunun pişmanlığını yaşıyor.

Tek başına mı gelmiştin

- Yok, abimle beraber.

Peki kimin yanında kaldınız?

- Halamın yanında. Eşi vefat etmişti, onun da okul çağında iki kızı vardı...
O günleri hatırladığında neler hissediyorsun?
- Acı.

Neden?

- Bazen çaresiz hissettiğim oluyordu. Sonuçta anne-babaya en çok ihtiyaç duyduğun zamanlar. İlkokul 1 ve 2. sınıfta Adapazarı-Sakarya’daydım. Sonra bizimkiler geldi. Gölcük’te dairemiz vardı, oraya yerleştik. İlkokul 3-4 ve 5’i orada okudum. Son sınıfın yazında 1999 depremi oldu.

Sen Gölcük’te miydin o gün?

- Biz yaz olduğu için Sapanca’daydık. Gölcük’teki mahallemiz dümdüzdü, bir tek bizim apartman ayaktaydı. O manzarayı görünce ciddi bir travma yaşadım. Vefat eden arkadaşlarım da varmış, daha kötü olmayayım diye bunu bana üç-beş ay sonra söylediler. Bu arada tabii Gölcük artık yaşanmaz bir halde... Ne yapacağız, nereye yerleşeceğiz diye düşündük, Bolu’ya taşındık. Biliyorsun 12 Kasım’da da Düzce depremi oldu.

Senden korkulur. Gittiğin yer sallanıyor!

- İstanbul’a gittiğimde bunun geyiği çok döndü “Aman abi buraya da getirme” falan diye. Ama Düzce depreminde gerçekten çok kötüydüm. “Ne oluyor, lanetli miyim” dedim.

HATIRLAYABİLDİĞİM BİR İLK AŞKIM YOK

‘O kadın’ı bulursam bir seneye evlenirim

İstanbul macerası nasıl başladı?
- Tam ergenlik çağında İstanbul’da bir liseye geldim. Çok zorlandığım zamanlar oldu. Çocukların arkadaşına kardeşinden daha çok bağlandığı bir dönemde, başka bir şehre taşınıp orada okula başlamak zor. Hele İstanbul gibi bir yerse... Bolu’da gidip gezeceğin yerler, yapacağın aktiviteler belli. İstanbul’da ise sanki lise değil de üniversite hayatı gibi yaşıyorsun birçok şeyi. Köyden indim şehre durumu olmuyor değil.

İlk aşk neredeydi?

- Hatırlayabildiğim bir ilk aşk yok. Bolu’da okulun basketbol takımındaydım, o da ekstra popülerlik kazandırıyor size. Başımda kavak yelleri esiyordu herhalde...

Sporla bu kadar iç içeyken aklında oyunculuk var mıydı?

- Sinema filmi izlerken oynama dürtüsü hep içimde vardı. Kendimi bildim bileli sporla haşır neşirim ama hiçbir dalda profesyonel olamadım, çünkü hepsine meraklıydım. Voleybol, futbol, basketbol oynadım, fitness yaptım, yüzdüm. Belli bir branşa odaklanmadığım için de profesyonel olamadım. Konservatuvara mı gitsem, spor akademisi mi okusam diye düşünürken spor ağır bastı. Kazandım da... Kazanmak için 6-7 ay dedemin Şile’deki köy evine kapandım.

Neden izole ettin kendini?
- Çünkü İstanbul’da olsam odaklanamayacağımı biliyorum. Testler, kroslar falan... Çok iyi hazırlandım. Kazandım ama beş-altı ay sonra bırakmak zorunda kaldım.

Kazanmak için o kadar uğraştıktan sonra!

- Evet. Mecburen... Bir hocamızla tatsız bir olay yaşadım. Kavga etmeyi hiç istemezdim ama eskiden daha kontrolsüzdüm.

Hâlâ gelemedik oyunculuk yıllarına...

- Okul yarım kalınca bir daha sınava girmek, konservatuvarı kazanmak, dört sene okumak zor geldi. O tutkum sönmek üzereyken Ayla Algan’la tanıştım, Ekol Drama’da oyunculuk eğitimi almaya başladım. Ayla Hoca sağ olsun, sevdi beni, güvendi, destekledi, “Oğlum senden çok büyük oyuncu olacak, sakın peşini bırakma” dedi. O benim için çok büyük bir motivasyon oldu. Üç aylık kurstan sonra diğer kursiyerlere yardım ve partnerlik için kalmamı rica etti. Ondan sonra TRT’de “Küçük Hanımefendi” diye bir diziye başladım. Çok kötüyüm ama, öyle böyle değil. İzleyemedim bir süre kendimi.

Niye peki? O kadar mı kötüydün?

- Herkes fazla doldurmuş “iyisin” diye. Ben oynuyorum diye bayağı rahatım ama yayın günü gelip izlediğimde “Bu ne” dedim.

Ne yaptın peki?

- Evdeydim, direkt dışarı attım kendimi. Bütün gece kafam dağılsın diye gezdim. Sonra sabah “Saçmalama daha ilk işin, dur bakalım” dedim kendime. İlk anda da Al Pacino olmanı kimse beklemiyor zaten senden.

ARTIK AŞIK OLMAK İSTİYORUM

Az önce ilk aşkını hatırlamadığını söyledin. Peki bugüne kadar kaç kez aşık oldun?
- Hiç olmadım ya.

İnanmıyorum sana. Aşkın Tuna yazdığı kitapta “Aşk bir kere yaşanır ve parçalar insanı” diyor. Sen daha onu yaşamadın yani.

- Yok. Ama o kadar olacaksa zaten yaşamayalım da...

Peki neden aşık olmadım diyorsun? İlişkiler yaşıyorsun ama sende derin izler mi bırakmıyor? Yoksa işe güce mi çok daldın?

- Hayatım boyunca hep göçebe gibi gezdiğim için, sürekli gittiğim şehirlere adapte olmakla ve kendimle uğraştım.

Bencil misin peki?

- Değilimdir. Yaşadığım olaylar, adaptasyon süreci ve o hengame, aşık olmamı engelledi sanırım.

En uzun ilişkin?

- Herhalde beş-altı ay. İki yıllık bir ilişkim oldu ama onda da iki yıl içinde üç ay görüştük. Çok görüşsek biterdi muhtemelen. Belki de sürekli şehir değiştirmekten insanlardan sıkılır hale gelmişimdir.

Zor bir sevgili modelisin o zaman...

- Olabilir. Ama aşık olmayı ben de istiyorum artık.

Peki bir kadında ne ararsın? Sadakat, güzellik, neşe...

- Sadakat kesinlikle. Benim için aman çok güzel olacak gibi bir kural yok. Beraber otururken sıkılmayacağım, yanından kalkmak istemeyeceğim biri olsun istiyorum. O kadını bulursam bir sene içinde evlendiğimi duyabilirsin. Çocuğum olsun istiyorum. Ömür akıp gidiyor yani.

Sen sadık mısındır?

- Deli gibi hem de... Aksi halde kendimle çelişirim.

Deliha, erkek gibi bir kadın... O tip kadınlara nasıl bakıyorsun?

- Ben pek sevmiyorum. Kadın çok naif, var olduğuna şükrettiğim bir varlık. Dolayısıyla kadının o naifliğini koruması gerektiğini düşünüyorum. Öylesi bana daha cazip geliyor.

Bu arada filmde bir fal sahnesi var... Gerçek hayatta fal baktırır mısın?

- Öyle bir adetim yoktur ama “Hadi falına bakayım” diye gelen birine de “Bakma” demem.

Çıktı mı baktırdığın fallar?
- Şu ana kadar hayır.

‘O kadın’ı bulursam bir seneye evlenirim

ÖNCEKİ HAYATIMDA KESİN YIRTICI BİR HAYVANDIM

“Deliha”da “Önceki hayatında neydin?” diye bir soru var. Ben de sana sorayım...
- Yırtıcı bir hayvanımdır kesin. Çünkü deli gibi et yiyorum. Belgesel izlerken bile bir yabani dürtüm var, acıkıyorum! Gece gündüz et yiyebilirim.

Yalnız mı yaşıyorsun?
- Annemle yaşıyorum ama yakında kendi evime çıkacağım. İstanbul’a annem, abim, ben birlikte geldik. Birbirimize çok düşkünüz. O yüzden kopma durumu biraz ertelendi. Ama artık kendi ayaklarımın üzerinde durmam ve kendi hayatımı kurmam lazım.

“AHMET ÖLMEDİ” DİYE PANKART AÇTILAR

“Benim İçin Üzülme” dizisinde canlandırdığın karakterin varlığı kadar yokluğu da çok konuşuldu, olay oldu.
- “Benim İçin Üzülme”de Ahmet’i oynamıştım. Öldüğünde Trabzon’da 10 metre pankart açtılar “Ahmet ölmedi” diye. Böyle bir an daha hatırlamıyorum hayatımda.

Kaç bölüm oynamıştın orada?

- Toplamda 10 bölüm falan oynadım ama ilk bölümde öldüm, devamı hep flashback’lerle gitti.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

5 yıldır kedi köpek kesiyor

5 yıldır kedi köpek kesip, “delidir ne yapsa yeridir” mantığıyla birkaç hafta akıl hastanesinde yattıktan sonra yeniden evine ve korkunç eylemlerine dönen Fatma Ç. cumartesi akşamı yine bir kedinin derisini yüzmüşken suçüstü yakalandı.

Ama kedicik sokak kedisi, yani kessen de biçsen de mevcut yasaya göre hapis cezası almıyorsun.
Ne güzel öyle değil mi? 
Şiddeti özendiren adalet sistemimiz hâlâ aynı, değişemiyor bir türlü.
HAÇİKO ekibi pazar günü karakolun önündeki eyleme katıldı.
Söyleyeceklerimizi söyledik.
Caninin serbest bırakılmadan akıl hastanesine gönderilmesine bile şükrettik.
Düştüğümüz hale bakar mısınız?

Yazının Devamını Oku

Alo, korona orada mı? Adamlar

Ey koronadan korkup telefonu yıkadığım zamanlarda benimle dalga geçenler, Irmak Ünal virüsü telefondan kaptığını söylediğinde ne hissettiniz?

Ömür biraz abartmış olsa da zamanında tehlikenin farkına varmış diye düşündünüz mü?
Arkadaşlar bu telefon işi sakat.
Yüzünüze götürdüğünüz, saatlerce yanağınıza yapıştırıp konuştuğunuz telefonlar mikrop yuvası.
Telefonu koyduğunuz zeminin, elinizin, sağın, solun kiri, mikrobu onda.
Elinizi yıkıyorsunuz, telefonu yıkadığında bozuluyor. Çok iyi saklamanız, dezenfekte etmeniz lazım. O da her zaman mümkün olmuyor işte. Bir de başkasının telefonuyla konuşmayı unutun.
Kimse kimseye telefonunu vermesin.
“Aaa falanca yanında mı, ver telefonu bir de ona merhaba diyeyim”leri de rafa kaldırın.

Yazının Devamını Oku

Harika bir oyuncu

Dijital platformları kullananlar “The Queen’s Gambit” adlı mini diziden haberdardır, çünkü öyle ya da böyle bir şekilde önünüze çıkıyor.

Çıkmasa da WhatsApp gruplarında diziden o kadar çok bahsediliyor ki, sonunda teslim olup bir bakayım diyorsunuz.
Ve daha ilk bölümden “iyi ki de bakmışım” oluyorsunuz.
Bana da kızım Tayga önerdi, “Güzel dizi mutlaka izle” deyince başladım izlemeye.
Walter Tevis’in aynı adlı 1983 yılına ait romanından uyarlanan “The Queen’s Gambit”, yetimhanede satrançla tanışan, deha ile delilik arasında gidip gelirken adını uluslararası satranç turnuvalarına yazdıracak hale gelen bir kızın hikayesini anlatıyor.
Başrollerden birinde satrancın olduğu bu dizi, benim gibi
satranca geçmişte çok fazla ilgi duymamış birini bile böylesine içine çektiyse, satranç sevenlerin diziyle yaşadığı aşkı tahmin bile edemiyorum.
Mekan, kostüm, sanat, müzik ve kurgusuyla da hayran bırakan dizinin başrolündeki Anya Taylor-Joy’u “Split” ve “Glass” filmlerinden hatırlayanlar olacaktır.

Yazının Devamını Oku

Deprem çadırında bir gün

Biz sıcacık evlerimizde, yataklarımızda yatarken depremzedelerin çadırlarda neler yaşadıklarını bilmiyordum doğrusu.

Hayatta Beşiktaş Radyo’da Urla Kartalları’ndan Ulaş Malgır ile İzmir’deki çadır kentten bir canlı yayın gerçekleştirdik.
Çadırlarda kalan depremzedeleri de yayına bağladık.
22.00’de başlayan canlı yayınımız boyunca geceleri havanın buz gibi olduğundan yakındılar.
Şaka değil, odun ateşinde ısınmaya çalışıyorlardı.
Bunun bir de koronası var tabii.
10-15 kişilik çadırlarda yakın akrabalar birlikte kalıyor olsa da bir kişi korona olunca tüm çadıra bulaştırıyor.
Tuvaletlerden geçme riski de ayrı bir konu.

Yazının Devamını Oku

Fazladan anne sütümüz var

Deprem sonrasında İzmir ve çevresindeki dayanışma, yardımlaşma, zor günde bir olma, tek olma ruhunu hayranlıkla izledik, elimizden geldiğince de destek olmaya, el vermeye çalıştık.

Bu güzel ruh hali tüm topraklarımıza daha da fazla yayılsa keşke.
Otelinden bakkalına, veterinerinden restoranına kadar herkes varını yoğunu ortaya koydu, depremzedeler için yardıma koştu.
Ama bir paylaşım vardı ki, sanırım dünyada bir ilk olabilecek kadar özeldi.
İzmir’den @jantiadam (Mehmet) isimli Twitter kullanıcısı şöyle bir yazı paylaştı: “6 aylık bebeğimiz var, dolayısıyla buzluğumuzda fazladan anne sütümüz var. Depremden etkilenen ve anne sütüne ihtiyacı olan bir aile var ise seve seve hepsini paylaşacağız.”
İnce düşünceye, empatiye, sevgiyi dünyaya yayabilme gücüne bakar mısınız...
Ne diyeyim, Mehmet sana, eşine ve bebeğine Allah uzun ömürler versin. Umutlarımızı yeşerttiniz, iyi ki varsınız.

Köpekleri salın ben kedi sesi çıkarayım

Yazının Devamını Oku

Ah o orman yangınları

Orman yangını haberi duyduğumda yaşadığım üzüntüyü size anlatamam.

Onlarca yeşil alan, binlerce masum hayvan yanarak ölüyor, yok oluyorken eli kolu bağlı kalmak insanı kahrediyor.
Yazın sahil şeritlerinde, yakın geçmişte ise Hatay İskenderun’daki yangınlar ciğerimizi yaktı.
Yok olanın yerine yenilerinin konulması ayrı bir dert ve uzun bir süreç.
Ama işte bu noktada el ele vermek lazım.
Ormanların gerek korunması, gerekse de yeniden yapılanması açısından yapılan her çalışma, her çaba çok değerli.
Bu tip çabalara yurtdışından bir örnek vermek istiyorum.
Gürcü şarkıcı Bera, Amazon ormanlarının ve yerlilerin korunması için 1 milyon dolarlık bir fon oluşturdu.

Yazının Devamını Oku

Bir kadının erkeğe ihtiyacı var mı?

Demet Akalın’ın arabasının lastiğinin patladığı günden bahsederken “İnsan bir erkeğin gücünü istiyor, hemen kocamı aradım, iyi ki kocam var” demesinin ardından bir hafta boyunca bizim magazin dünyasında bu konu konuşuldu.

Bizim polemik dağları aştı, yurtdışında da gündem oldu bu hafta.
Kelebek etkisi diyemeyiz tabii ki buna, tamamen tesadüf ama yabancı magazinde de bir kadının erkeğe ihtiyacı olup olmadığı muhabbeti döndü durdu.
Önce biraz ön bilgi: Konunun merkezinde Kate Beckinsale var.
Beckinsale, 9 aydır birlikte olduğu Kanadalı rap’çi Goody Grace’den yeni ayrıldı.
47 yaşındaki oyuncunun 23 yaşındaki Grace ile ilişkisi yaş farkından dolayı bolca konuşuluyordu.
İşte durumlar böyleyken Kate Beckinsale, Instagram hesabındaki bir iletisinin altına “Bir erkeğe ihtiyacın var” yazan takipçisine şöyle karşılık verdi: 
“Hiçbir kadının bir erkeğe ihtiyacı yoktur. Mesele, kadının bir erkeği hayatında isteyip istememe meselesidir.”

Yazının Devamını Oku

En mutlu yılımız 2015’miş

2020’nin ileride hiç de güzel hatırlanmayacak bir yıl olduğunu söylemeye gerek bile yok aslında.

Ama bu durum istatistiklerle de kanıtlanmış oldu.

Sık sosyal medya kullanımının depresyon ve mutsuzluk göstergesi olduğu biliniyor, bu yıl geçmiş tüm yıllardan çok daha fazla gömüldü insanlar sosyal medyalarına.

Bunu Hedonometre araştırmaları da destekledi.

“Hedonometre ne?” diyeceksiniz...

Twitter’da 10 yılı aşkın bir süredir insanların kullandıkları kelimeler incelenerek genel ruh hali, mutluluk ya da mutsuzluklar ölçülüyor.

Matematikçiler ve bilgisayar uzmanlarının çalıştığı bu ölçme sistemine “Hedonometre” deniliyor.

Amerika’da Twitter üzerinde Hedonometre ölçümleri yapılıp son 10 yıla bakıldığında, 2020’nin insanların en mutsuz olduğu yıl olduğu ortaya çıktı. (Yine aynı araştırmaya göre en mutlu yılımız 2015’miş.)

En mutsuz tweet’lerin atıldığı günlerden biri, Tom Hanks’in korona olduğunun ve NBA’in iptalinin açıklandığı 12 Mart.

Yazının Devamını Oku

Pako’ya ve Buddy’me selam söyle Bekir Abi

Sadece insanları değil, doğayı, denizi, ağacı, kediyi, köpeği, kuşu ve tüm hayvanları da seven, aynı değeri veren ve anlatan bir meslektaşımı, Atatürk sevdamı paylaştığım adamı, iyi, çok iyi bir insanı ve hayvan hakları konusunda yol arkadaşımı kaybetmiş olmanın büyük üzüntüsünü yaşıyorum.

Ne çok ağladım onun hayvanları konuşturan yazılarını okurken.
Ne çok cümlesiyle kalbime, yüreğime dokundu.
Ve tabii ne çok hayvanın, hayvanseverin hayatını değiştirdi güzel kalbi ve sağlam kalemiyle. 
Pako’ya Mektuplar’ı unutmak mümkün mü?
Pako’ya gönderilen mektuplar kitaplaştırılmış, ‘best seller’ olmuş, sonrasında da sadece Türkiye’de değil yedi Avrupa ülkesinde de yayınlanan 12 dizilik film haline gelmişti.
Efsaneleşmişti yani.
Bir süredir hastaydı Bekir Coşkun, evet çok erkendi ama gideceğini biliyordu, yazıyordu da. 

Yazının Devamını Oku

Kürklerde korona tespit edildi!

Vizon kürklerinizi giymeyi bir daha düşünün bence.

Vizonlarda koronaya rastlandı çünkü.
Evet, yanlış duymadınız. Amerika’da, Utah’ta kürk çiftliği çalışanlarından Covid-19 kapan 10 bin vizon öldü ve 9 çiftlik karantinaya alındı.
Koronadan ölen vizonların kürklerinin imha edildiğini ya da yakıldığını hiç sanmıyorum.
Koronalı kürkler üçüncü dünya ülkelerine doğru yola çıkmıştır bile.
Daha önce de Hollanda’daki vizon çiftliklerinde koronaya rastlanmıştı.
Ve insandan vizona, sonrasında da vizondan insana geçiş tespit edilmişti.
Korona insanlarda ve vizonlarda benzer semptomlar gösteriyor.

Yazının Devamını Oku

Ev kadınlığı yükselen trend oldu

Pandemi sonrası ev işi yapmak, evi toplamak, temizlemek, düzenlemek son derece moda ve havalı aktiviteler haline geldi.

Evle ilgili her şey ve ev kadınlığı artık bir sektör.
Maaşsız işçi konumundaki ev kadınlığına karşı bakış açısı ne oldu da böyle değişti diye sorabilirsiniz.
Bunda iki, hatta üç şey önemli rol oynuyor.
Birincisi; pandemi nedeniyle işsiz kalanların ve eve kapananların oranında kadınlar daha ağır basıyor.
Yani bir sürü işkadını, kimisi işsiz kaldığı için kimisi ise işyerinden ‘home office’ moduna geçtiği için ev işleriyle tanışmış oldu.
Hem de ne tanışma! Artık herkes birer aşçı, herkes birer ev hanımı...
Bu kadınların çoğu da ev işlerini sosyal medyada öyle farklı ve güzel paylaşımlarla sundular ki, ev kadınlığına bakış açısı birden değişti.

Yazının Devamını Oku

2020 rock’ın kralını da aldı

Bu 2020’den hayır gelmeyecek.

Şimdi de bizden müthiş bir yeteneği, olağanüstü bir gitar virtüözünü, rock’ın kralını aldı götürdü.
Gençlik yıllarımın vazgeçilmez rock grubu Van Halen’ın kurucularından Eddie Van Halen kansere yenildi.
Grubun hangi efsane şarkısının hissettirdiklerini sayayım ki Jump’ın verdiği olağanüstü enerji ve çılgın ruh halini mi, “Why Can’t This Be Love”ın, “When It’s Love”ın aşka dair söyledikleri mi...
Ya da Panama’daki gaza gelmelerimizi, çıldırmalarımızı mı. Eddie Van Halen’ın, gitarıyla, attığı sololarla, stiliyle gitaristler dünyasında yeri ayrıydı. Haberi aldığım gece Michael Jackson’ın “Beat It” şarkısına attığı gitar solosunu ve tüm Van Halen şarkılarındaki gitar sololarını oturup tekrar dinledim.
Ve dedim ki rock ölmez, rockçılar da...
Ben “Jump” ile zıplamaya devam edeceğim.

‘Nenem, Babam ve Ben’

Başarı hikayelerine hepimiz bayılıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Sezen Aksu’dan Pars’a hediye

Sezen Aksu, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde ne şahane bir şey yapmış, bayıldım.



Çocuklar hayvanları çok sever, hayvanlar da onları.
Ebru Şallı’nın oğlu Pars’ın mezarının başına iki kedi yuvası koydurmuş Sezen Aksu.
Ve oradaki görevlilerden kedilerin mama ve su kaplarını boş bırakmamalarını rica etmiş.
İnce ruhlu olmak böyle bir şey işte.
Dünyadan giden güzel bir ruh için burada masum ruhlara can vermek...

Yazının Devamını Oku

Kürke yasak geliyor

Yaşasın, Polonya’daki kürk hayvanı üretim çiftliklerinin de sonu göründü.

Her şey gizlice çekilen bir video ile başladı.

Bir aktivist tarafından 2 ay süreyle bir cep telefonu ve bir kamera kullanılarak çekilen korkunç görüntüler, Polonya’nın önde gelen haber sitelerinden Onet.pl’de yayınlanınca hükümet yaşanan ve yaşatılanlara daha fazla seyirci kalamadı.

Videoda vizonların birbirlerini yediği, açık yaralarının gözler önüne serildiği dayanılmaz   görüntüler var.

Bu videonun ortalığı ayağa kaldırmasının ardından yıllardır bekleyen yasanın önümüzdeki ay kabul edileceği duyuruldu.

Böylece Avusturya, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Lüksemburg, Makedonya, Sırbistan, Slovenya ve İngiltere’den sonra Polonya da kürk üretim çiftliklerini tarihin kirli sayfalarına gömen ülkeler arasına girmiş olacak.

Sırada Fransa var.

Polonya’nın kürk üretim çiftliklerindeki hayvanların büyük çoğunluğunu vizonlar oluşturuyor.

Ülkedeki vizonların sayısı 6 milyon ve bu sayı toplamdaki kürk hayvanlarının yüzde 94’ü.

Yazının Devamını Oku

Transfobik podcast’e Spotify eleştirisi

Elon Musk ve Alex Jones ile o unutulmaz röportajları yapmış olan ünlü podcast sahibi Joe Rogan’ın 100 milyon dolar transfer ücretiyle Spotify’a geçmesi hayli konuşulmuştu.

11 yıllık bir geçmişi ve rekor izlenmeleriyle dünyanın en popüler podcast’i “The Joe Rogan Experience” Spotify’a geçtiği gün, Spotify’ın değeri 31 milyar dolardan 35 milyar dolara fırladı.
Bu transferle büyük kâr sağladılar yani.
1 Eylül itibarıyla 1500 bölümden oluşan bu seri Spotify’a açılmaya başladı.
Serinin tamamı yıl sonuna kadar tümüyle YouTube’dan kalkmış ve sadece Spotify’a özel hale gelmiş olacak.
Joe Rogan “Asla Spotify’ın çalışanı olmayacağım, aynı ekiple, aynı işleri yapmaya devam edeceğim” dese de Spotify tarafında kazan kaynamaya başladı bile.
Spotify çalışanları ırkçı, seksist ve transfobik buldukları Joe Rogan podcast’inin editoryal anlamda denetlenmesi ve gerektiğinde bazı bölümlerinin yayından çıkarılması, bazılarından önce ise izleyici için uyarılar konulması gerektiğini söylemeye başladı.
Bu taleplerin bir kısmı Spotify tarafından kabul edildi ve uygulanmaya başladı bile.

Yazının Devamını Oku

Efsanenin dönüşü

Sophia Loren, tam 10 yıl aradan sonra sinemaya geri döndü.

Oğlu Edoardo Ponti’nin yönettiği bir filmle.
Romain Gary’nin “The Life Before Us” adlı romanından uyarlanan filmin yayın tarihi 13 Kasım olarak duyuruldu.
Dünya ile aynı
anda Türkiye’de de yayında olacak filmde Madam Rosa’yı oynayacak olan
Sophia Loren
karakteri için “Sert, kırılgan ama hayatta kalan biri, birçok yönden bana kendi annemi hatırlatıyor” demiş.
Efsaneyi yeniden izleyebilecek olmak gerçekten heyecanlandırıyor.

Yazının Devamını Oku

Pandemi gönüllüsüyüm

Benim işte o. Osman Müftüoğlu’nun geçen günkü yazısında bahsettiği “pandemi gönüllüsü” benim.

Uzak yakın, akraba, arkadaş, herkesi ama herkesi “Masken nerede?”, “Maske takmadan yaklaşma”, “Maskeni çenene değil, ağzını ve burnunu kapatacak şekilde tak”, “Tokalaşma, hatta yumruğunu bile dokundurma, kafa selamı yeter de artar bile”, “Sofrada otururken başkasının yemeğinin üzerine konuşma” gibi bir sürü ikaz cümlesiyle uyarmaktan normal konuşmayı unuttum.
Etrafımın benden bıktığı doğrudur.
Ama görmezden gelmeden, elinden maşayı bırakmadan, bıktırana, yaptırana, taktırana kadar pandemi gönüllüsü olarak görev başında olmaya devam edeceğim.
Karşılaştığım, karşılaşacağım, yolumun kesiştiği, kesişeceği herkese duyurulur.

Ünlü markaya ırkçılık suçlaması

“Star Wars”un siyahi oyuncularından John Boyega, marka elçisi olduğu ünlü parfüm ve mum markası Jo Malone’den istifa etti.
İstifasının nedenini markanın ırkçılık yapması olarak açıkladı.

Yazının Devamını Oku

Koronayı geçirdim ben

Son aylarda en çok duyduğun cümle nedir derseniz, hiç tereddüt etmeden şunu söyleyebilirim: “Ben kesin korona oldum ve atlattım!”

Bunu demeyeni dövüyorlar sanki.Ben de kurdum aynı cümleyi kaç defa.
Kış aylarında öksürmüştüm, ateşim de çıkmıştı.
Arada ishal olmuştum. Sonra bir ara göğsüme öküz oturdu gibi hissettiğim zamanlar da olmuştu.
Halsizlik, geçenlerde kolumu zor kaldırıyordum.
Birinde olmasa diğerinde kesin korona olmuş, atlatmış ve bağışıklık kazanmıştım.
Bu tuhaf kendini kandırma durumu rahatsız etti bir süre sonra beni. Sağlamcıyımdır, emin olmak isterim her şeyden.
Madem oldum, gidip test yaptırayım da rahatlayayım iyice dedim.

Yazının Devamını Oku