Paylaş
Şimdi koşulara, antrenmanlara başladık.
Ama bizimki biraz farklı. HAÇİKO olarak hazırlanıyoruz, 48’inci İstanbul Maratonu’nda bizimle koşacak kurumsalları belirliyoruz.
Yapı Kredi, Purest Solutions, Fiin Koleji, Sibur, DHL, Metin Akay Akademi, SVG Saat, MSG bu sene maratonda bizim için, canlar adına koşacak.
Canlar, doğa ve hayvanlar demişken önüme bir eğitim sistemi modeli çıktı. Çocukların eğitiminden söz ederken çoğu zaman ne kadar çok şey öğrendiklerine bakıyoruz.
Kaç kelime biliyor, kaç dil konuşuyor, matematikte ne kadar ileride, okumaya ne zaman başladı... Oysa belki de asıl sormamız gereken başka bir soru var:
Nasıl öğreniyor?
Geçenlerde yenilikçi eğitim yaklaşımıyla ilgili bir paylaşım dikkatimi çekti.
Çocuklara önerilen içeriklere bakınca ortak bir özellik hemen göze çarpıyor: Hız yok. Gürültü yok.
Sürekli değişen görüntüler, çocuğun dikkatini yakalamak için saniyeler içinde birbirini kovalayan uyaranlar yok.
Onun yerine doğa var, hayvanlar var, mevsimler var, gözlem var, merak var.
Mesela “Our Planet” gibi yapımlar çocuğu doğayla ve hayvanlarla buluşturuyor.
“Earth School” çevreyi ve sürdürülebilirliği anlatırken ezber bilgi vermek yerine soru sordurmayı amaçlıyor. Mevsimlerin değişimini anlatan içerikler çocuğa doğayı acele etmeden izleme fırsatı veriyor.
“Night on Earth” ise gece yaşayan hayvanların dünyasını gösterirken ayrıntıları fark etmeye davet ediyor. Bence burada çok önemli bir eğitim anlayışı saklı. Çocuğun dikkatini sürekli ele geçirmek yerine, dikkatini geliştirmek. Bugünün çocukları belki de tarihin en fazla uyarana maruz kalan çocukları.
Telefonlar, tabletler, videolar, oyunlar...
Bir görüntü bitmeden diğeri geliyor.
Birkaç saniye içinde yeni bir ses, yeni bir renk, yeni bir hareket...
Sonra da çocuklarımızın neden çabuk sıkıldığını, neden uzun süre bir şeye odaklanamadığını konuşuyoruz.
Oysa eğitim yalnızca çocuğun zihnine bilgi yüklemek değildir. Eğitim biraz da bekleyebilmeyi, gözlemlemeyi, merak etmeyi, soru sormayı, bir şeyin üzerinde düşünmeyi öğretmektir.
Bu sistemin dünyada bu kadar konuşulmasının nedenlerinden biri de sanırım burada yatıyor. Çocuğu küçük bir yetişkin gibi görüp sürekli daha fazla bilgiyle doldurmak yerine, onun doğal merakını korumaya çalışıyor.
Ve doğa bu konuda dünyanın en güzel sınıfı.
Bir çocuğa bir sincabın neden palamut sakladığını anlatabilirsiniz.
Ama onun bir sincabı izleyip “Bunu neden yapıyor?” diye sorması çok daha değerlidir.
Bir ağacın yapraklarının sonbaharda neden döküldüğünü ezberletebilirsiniz.
Ama mevsimler boyunca aynı ağacı gözlemlemesini sağlarsanız, bilgiyle birlikte merak da gelişir. Bir hayvanın yaşam alanını kitapta gösterebilirsiniz.
Ama o hayvanın da korktuğunu, beslendiğini, yavrusunu koruduğunu, yaşam mücadelesi verdiğini gördüğünde başka bir şey daha öğrenir: Empatiyi.
Bence eğitimin en çok ihmal ettiğimiz taraflarından biri de bu. Çok bilen ama hissetmeyen çocuklar yetiştirmek istemeyiz.
Doğayla bağ kuran bir çocuk hayvana başka türlü bakar. Ağaca başka türlü bakar. Suyu boşa akıtırken, yere çöp atarken, bir canlıya zarar verirken iki kere düşünür.
Çünkü çevre bilinci yalnızca “Dünyayı koruyalım” cümlesini ezberlemekle oluşmuyor. Önce o dünyayı sevmek gerekiyor.
Sevmediğimiz şeyi korumuyoruz.
Belki çocukların eğitiminde biraz yavaşlamamız gerekiyor.
Her boşluğu kursla doldurmak, her dakikayı planlamak, her yaşta bir sonraki yaşın bilgisini öğretmeye çalışmak yerine bazen bir çocuğa sadece bakması için zaman vermek...
Bir karıncanın nereye gittiğine...
Bir kedinin nasıl iletişim kurduğuna...
Bir kuşun yuvasını nasıl yaptığına...
Gökyüzünün neden renk değiştirdiğine...
Yağmurdan sonra toprağın neden farklı koktuğuna...
Bunların hiçbiri sınav sorusu olmayabilir.
Ama hayatın sorularına hazırlanmanın başlangıcı olabilir.
Çocuklara daha fazla bilgi vermek için yarışıyoruz. Belki biraz da daha çok merak etmeyi, daha uzun bakmayı, daha derinden hissetmeyi öğretmeliyiz.
Çünkü iyi eğitim yalnızca başarılı çocuk yetiştirme meselesi değil.
Dünyayı anlayan, canlılara saygı duyan ve yaşadığı gezegene karşı sorumluluk hisseden iyi insanlar yetiştirme meselesi.
Paylaş