GeriÖmür GEDİK Manga dağılmıyor kırgınlık da yok
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Manga dağılmıyor kırgınlık da yok

Ferman Akgül solo single’ı “İstemem Söz Sevmeni”yi çıkarınca akla gelen ilk deli soru tabii ki, “Manga dağılıyor mu?” oldu. “Tabii ki hayır” diyor Ferman, “Bu çok daha kişisel bir şarkıydı, grup müziği içinde eritemezdim ama Manga’yla devam, hatta yeni single hazırlığındayız...”

◊ Ferman, yeni single’ın hayırlı olsun. Facebook sayfanda senin için “Manga’nın lideri, şarkıcı, söz yazarı, prodüktör, yönetmen, aktör, TV sunucusu” yazıyor. Sen hangisisin en çok?
- Ben de bulmaya çalışıyorum. İçimden hepsini yapmak geliyor, durduramıyorum ki. Bir enerji var, her yere yayılıyor.
◊ Eskiden beri öyle miydin?
- Sanat konusunda hep öyleydim. Her dalına bir şekilde elim uzanıyordu, çekemiyordum kendimi. Ama iyi değilsem, hissetmezsem, orada çok fazla diretmem. Başka yöne giderim. Öykü yazmak, oynamak, sinema, hep yapmayı istediğim şeylerdi. Sinema yüksek lisansı yapmıştım. Oradan çok merakım vardı zaten. Şimdi somut olarak oyunculuk, yazarlık yapmaya çalışıyorum.
◊ Nasıl bir şey var kafanda oyunculukla ilgili?
- Müzisyen bir karakter dışında her şeyi oynarım. (Gülüyor)
◊ Bir dizide oynar mısın mesela? Nedir kriterlerin?
- Oynarım ama tabii beni heyecanlandıracak güzel bir projede... Rol beni heyecanlandırsın, karaktere eklemeler yapabileyim, bir şeyler katabileyim kendimden. Buna izin verilirse her işin içine girebilirim, kendimi mutlu ve rahat hissedebilirim.
◊ Ne tarz filmler izliyorsun?
- Korku filmi çok izliyorum. En büyük zevkim korku filmi izlemek. Çok da korkuyorum ama. (Gülüyor)
◊ O adrenalin gerçekten bir bağımlılık aslında. En korktuğun film neydi?
- Şeytan (The Exorcist)

Manga dağılmıyor kırgınlık da yok


KORKU FİLMİ İZLEDİKTEN SONRA BİR HAFTA IŞIK  AÇIK UYUYORUM

◊ Yenileri nasıl buluyorsun?
- Teknolojinin gelişmesiyle birlikte 3D falan biraz tuhaflaştı, onun suyunu çıkarmamak lazım. O zaman korku olmuyor başka bir şeye dönüşüyor. M. Night Shyamalan hayranıyımdır. Onun filmlerini çok severim. Hem korkutur, hem de güldürür. Çok doğru bir dengesi vardır. “Ring” filminde de çok korktum. Bir hafta ışık açık durmuştu evde. Çok zevkliydi!

VAMPİR HİKAYESİ YAZIYORUM

◊ Sen nasıl senaryolar yazıyorsun?
- Ben vampir hikayesi yazıyorum. Orada kendim oynamak çok isterim. Adı “Osmanlı Vampirleri”. İki, üç senedir falan yazıyorum aslında ama çok konsantre olmadığım için bitmiyor.
◊ İçine romantik sos konulmuş vampir ve kurt adam filmlerini nasıl buluyorsun? Alacakaranlık serisi mesela?
- Yok, onları izlemiyorum.

BU ŞARKIYI MANGA’NIN  STÜDYOSUNDA YAPTIM

◊ Şimdi herkesin merak ettiği soru geliyor: Neden Manga varken solo çalışma yaptın?
- Yaptığım bu şarkı ve devamında gelecek şarkılar çok daha kişisel. Onları grup içerisinde eritmem, bir grup müziğine dönüştürmem çok zor. Bir grup müziğine dönüşsünler de istemiyorum.
◊ Grup müziğinden kastın ne?
- Bir rock grubu olduğu için altyapılar ona göre. Bu şarkılar daha sade kalsın istedim. “İstemem Söz Sevmeni” sade değil aslında ama bundan sonrakilerde sadece elektronik olsun, hiç gitar olmasın, vokallerle daha çok oynasın istiyorum. Bunları çok zor grup içinde Manga ile birlikte yapmak. Biriktirdiğim çok kişisel sözler, parçalar var. Onları çıkarmanın zamanını arıyordum. Grupla çıkardığımız son albümden iki sene geçtikten sonra bunun için doğru zamandı.
◊ Bir de kendi şirketini kurdun?
- Evet. Bir plak şirketi kurmak istiyordum. Bunun için kendimden daha iyi bir lokomotif olmazdı. Üst üste geldi ama tabii Manga devam ediyor.
◊ Arkadaşlığınız bozuldu mu?
- Hayır, hatta bu şarkıda çaldılar zaten. Aynı stüdyoyu kullanıyoruz. Kendi stüdyomuz. Ben bu şarkıyı Manga’nın stüdyosunda yaptım. Bir kırgınlık olmadı.

Manga dağılmıyor kırgınlık da yok


YENİ SİNGLE GELİYOR

◊ Diğer gruplarda da aynı şeyler söz konusu. Duman grubunun solisti Kaan Tangöze mesela tek başına bir şeyler yaptı. Yeni trend bu mu yoksa zaten dünyada yapılıyordu da biz mi yeni adapte olduk?
- Dünyada hep deniyordu zaten bunu solistler. Kimisi iyi oluyor, kimisi kötü oluyor. Bizde seyirci buna yeni alışıyor sanki.
◊ Grubun koyu fanları var, onlardan tepki gördün mü?
- Görmedim, sevdiler şarkıyı. Belki sevmeseler o zaman o bir tepkiye dönüşebilirdi. Sadece kemik fanlar grup dağılır mı diye korkuyor. Ben de her seferinde “hayır” diyorum. Zaten konserler devam ediyor. Yeni single geliyor.
◊ Sen solo konserler de yapacaksın herhalde. O dengeyi nasıl kuracaksın?
- Yapacağım ama benim konserlerim çok farklı olacak. Daha akustik, daha oda müziği.

AŞK DÖNÜŞÜYOR, İLK GÜNKÜ HEYECANI ARAMAK YERSİZ

◊ “İlelebet aşk bu bendeki, kör olası yaktı içimi” diyorsun şarkında. Sen inanıyor musun ilelebet aşka?
- Aşk bence dönüşüyor. Zaman zaman yok oluyor, sonra tekrar geliyor. Bittiğine inanmıyorum ama sürekli devam ettiğine de inanmıyorum. Ama bitmiyor da. Sürekli ilk günkü heyecanı aramak yersiz geliyor.
◊ Uzun ilişkiler yaşıyorsun hep. Ne kadar en uzunu?
- Hepsi çok uzun. İlk evliliğim dört sene sürdü. Şimdi yine dördüncü seneye giriyorum. Uzun ilişki seviyorum.
◊ Eşin Bettina nereli?
- Danimarkalı.

İLİŞKİLERİ AYAKTA TUTMAK İÇİN YAPTIĞIMIZ OYUNLAR VAR

◊ “Oyunun içinde tut beni” diye bir cümle de var şarkıda. Bu söz nasıl çıktı?
- Bilmiyorum. İlişkileri ayakta tutmak için yaptığımız oyunlar var.
◊ Aşk bir oyun mu?
- Oyunun bir parçası aslında. Satranca dönüşebiliyor. Ya da çok basit bir çocuk oyunu gibi olabiliyor.

Manga dağılmıyor kırgınlık da yok


ÖZEL HAYATIMIZDA YALNIZ OLMAMIZI İSTEYEN HAYRANLARI ANLAYAMIYORUM

◊ Hayranlarının ilişkine olan tavrını nasıl buluyorsun? Bazıları yalnız görmek istiyor sanatçıları...
- Eskiden bizim ilk çıktığımız zamanlar böyle bir yaptırım vardı, ilişkimizi gizli tutma modundaydık belki biz de biraz. Özel hayatımızı göstermedik, bizi yalnız sandılar. Evet, hep yalnız olmanızı isteyen bir kitle var. Onu anlayamıyorum.
◊ Milli takım şarkısı mı yapıyorsun?
- Yapmak istiyorum. Eski Beşiktaşlı bir arkadaşımla bir çalışma yapıyoruz. İsmini veremiyorum çünkü bitmedi henüz. Milli takıma uyan bir şarkım var. Eğer çıkarabilirsek çok sevinirim.
◊ Sen hangi takımlısın?
- Galatasaraylıyım.
◊ Gider misin maçlara?
- Galatasaray’ın maçını izliyorum, gitmiyorum ama. Etrafımda çok küfür edildiği zaman zevk almıyorum. Küfürden başka bir şey duymuyorsun statlarda, o yüzden sevmiyorum.

BABA OLMAK GÜZEL BİR DUYGU

◊ Baba olmak nasıl bir duygu?
- Güzel. Aaron 10 aylık oldu. Daha yeni yeni farkına varıyorum baba olma duygusunun. Mesela bir de benim uçak korkum vardır. İniş kalkış hep duayla. Yalnız uçtuğum zaman mesela bembeyaz kesiliyormuşum. Şimdi o daha bambaşka bir korkuya dönüştü. “Aaron bensiz kalmasın” diye geçiriyorum içimden.
◊ Aaron ne demek?
- Dağ gibi güçlü.

ROCK MÜZİK ÇOK DEĞİŞTİ

◊ Bu son şarkı için alternatif pop demişsin...
- Bence öyle. Pop-rock dedi çoğu kişi ama bana alternatif pop gibi geliyor, bilmiyorum.
◊ Rock’ın içinde arabesk ne kadar var sence?
- Son zamanlarda çok fazla girdi. Aslında Türk klasik müziği daha çok olmalıydı. Onun dışında Arap tabii, biz de kullandık ama bence biz onu tadında kullanabilen nadir gruplardan biriydik. Çünkü Türk sanat müziği de, arabesk de dinliyorduk. Ama hep iyi tınılardan bir şekilde ilham alıyorduk. Şimdi sanki tutsun diye özel bir çabayla bazı arabesk tınılar çok girmeye başladı. O birazcık zarar veriyor Türkçe rock’a.
◊ Dünyadaki rock müziğine nasıl bakıyorsun?
- O da çok değişti. Eski rock kalmadı. Elektronik, R&B içine çok girdi. Biz iki sene önce Amerika’ya albüm anlaşması için gittiğimizde “rock burada bitti artık” dediler.
◊ Rock müziği öldürdüler belki de Amerika’da.
- Evet, belki de başka bir forma dönüştü. Dönemin şartlarından bir süre sessiz kalır, sonra yine yükselişe başlar. Ben hep böyle bakarım olaya. Türkiye’de de böyle. Çünkü bu yaşananlardan, olup biten her şeyden sonra bunalım hali, sürekli savaş hali kendini bir süre sonra rock gibi alternatif müziklerde dışa vuracak.
◊ Bir Türk grubu yurtdışına açılabilir mi sence?
- Açılır ama buradan destek şart. Biz çok güzel bir dönem geçirdik. İngiltere ve Hırvatistan’da ciddi konser verdik. Yabancı fan kitlemiz vardı. Ama buradan ekonomik destek hiç gelmezse çok zorlaşıyor. Çünkü orada, buradaki gibi para kazanamıyorsunuz. Feragat etmek zorundasınız. Daha az tanınıyorsunuz. Bunu da herkes istemiyor. Çünkü sıfırdan başlamış oluyorsunuz.

Manga dağılmıyor kırgınlık da yok

ALTERNATİF MÜZİK ZOR BİR DÖNEMDEN GEÇİYOR

◊ Müziğin gidişatına nasıl bakıyorsun?
- Özellikle alternatif müzik zor bir dönem geçiriyor. Popüler müzik yine ayakta durabiliyor. Gece kulüpleri ve otellerde bir şekilde performans yapıyorlar. Ama alternatif müzik öyle değil. Çünkü çalacağı mekanlar, festivaller azalıyor. Barların formatı çok değişti. En azından turne yapılıyordu, o da kalmadı. Zaten ülkenin doğusuna gidilemiyor. O kötü oldu çünkü orada çok güzel turneler yapılıyordu.
◊ Nasıl mesela?
- Ankara’dan başlayıp Sivas, Elazığ, oradan Antep, Diyarbakır, Mardin diye gidiyordu. Çok güzeldi.

 

Fotoğraflar: Muhsin AKGÜN

X

Sürü psikolojisi

Squid Game dizisinin bu kadar popüler olmasına, neredeyse izlemeyen kalmamasına anlam veremeyenlerden misiniz?


Ben bunu emek, reklam, para basma, influencer satın alma gibi bilinen nedenlerden sonra tamamen sürü psikolojisine bağlıyorum. 
Herkes sosyal medyasında bu diziyle ilgili paylaşım yapınca, arkadaş sohbetlerinde tartışınca sürüden ayrı kalmamak için tek çare kalıyor; açıp izlemek.
Hikayenin yarışma havasında geçmesi
tabii ki izleyenleri de ister istemez senaryonun içine sokuyor.
Nasıl ki futbol maçları kalabalıklar halinde izleniyor ya da “Survivor” gibi yarışmalar reyting rekorları kırıyor, bu dizideki oyunlar da öyle işte.
İzliyor, merak ediyor, bir sonrakini de kaçırmamak istiyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

İki güzel ruh: Emre ve Meera

Bizim dernek HAÇİKO, malumunuz sokak hayvanlarına yardım ediyor.

Kulakları küpeli, patileri tozlu, çamurlu, tüyleri bazen bakımsız ama gözlerinin içi sevgi dolu sokak köpeklerine ve kedilerine...
Evi, başını okşayacak bir eli olmayanlara, ormanda yaşam savaşı verenlere, barınaklarda kafesler ardında çaresiz sahiplenilmeyi bekleyenlere...
“Durum böyleyken senin bu kadar cins köpekle ne işin var” diye soranlar olacağı için baştan söyleyeyim: Bahsedeceğim etkinlikteki cins köpeklerin hepsi, sokaklardaki arkadaşlarına yardım için bizimleydiler.
Onlar için satılan çantaların gelirinin bir kısmı, sokak hayvanlarına tedavi ve mama olarak kullanılacak.
Şimdi geleyim sevgili Selin Bozkurt sayesinde bir araya geldiğim Emre Ertürk’e.
Kendisi New York merkezli Emre New York kedi köpek çantalarının yaratıcısı.
Markayı ortağı Dalya Sulaiman ile birlikte lanse ediyorlar. Dalya da müthiş enerjisiyle, verdiğimiz davetin ev sahiplerindendi.

Yazının Devamını Oku

Sarılmayı özleyen ağaca sarılsın

Onur Baştürk’ün “yeni trend kucaklaşma” yazısını okurken gözlerim fal taşı gibi açıldı.

Ellerim falan da titremeye başlamış olabilir.
Trend uzmanları ya da markaların stratejicileri yeni dönemde en çok “kucaklaşma” temasını kullanacakmış!
Pandemiden sıkılan kitlelere yeniden kucaklaşma mesajı verilecekmiş!
Eyvahlar olsun...
Ben bu saatten sonra öpüşen, sarılan insanlara hayretle bakarım.
Pandemi endemiye evrilse de virüslerin insanları hasta etmeye devam edeceğini biliyoruz çünkü.
Aldığımız önlemlerle sadece korona değil gripten de korunduğumuzu öğrendik.

Yazının Devamını Oku

Örnek bir proje

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde Başakşehir Belediyesi Hayvan Hastanesi ve Geçici Bakım Evi’nin açılışına katıldım.


5 dönüm araziye kurulan merkezde ameliyathaneler, operasyon öncesi ve sonrası üniteleri, görüntüleme ünitesi ve yerden ısıtmalı bölmeler bulunuyor.
Kısa bir süre sonra içinde kanatlıların tedavisinin yapılacağı yeni binanın açılışı da gerçekleşecek.
HAÇİKO Derneği olarak en büyük hayalimiz, böyle merkezlerin tüm il ve ilçe belediyelerine yayılması.
Zaten Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu da açtıkları hastane ve bakım evinin örnek bir proje olduğunu ve amaçlarının bunu yaygınlaştırmak olduğunu söyledi.
Projede danışmanlık vermeye de hazırlar üstelik.
Bu yazıyı okuyan belediyelerin aklında olsun.

Yazının Devamını Oku

Yere çöp atmayın kuşlar ölüyor

Pervin Ersoy, çöplerini yerlere atanlara sosyal medya hesabından savaş açtı.

Her gün ama her gün aynı şeyi yazacağım; sokaklara çöp atamazsınız. Çöp kutusu bulamayınca çöpünü elinde taşıyanlar bu ülkenin aydınlık yüzüdür. Elindeki çöpü çöp kovasına atan kaç kişiyiz?” diye yazdı. O kadar haklı ki.

Bu çabasına sonuna kadar ben de destek veriyorum.

İnsan çöpe atacağı şeyi neden yere atar gerçekten de?

Dünyayı temizlemeye kendi kapımızın önünden başlamalıyız.

Normal olan, olması gereken yere çöp atmamak zaten.

Yere çöp atanlara keşke çok ağır cezalar gelse.

Ve keşke yere çöp atanı görenler kafasını çevirmese, uyarmadan geçmese.

Ve bir de

Yazının Devamını Oku

Canlı yayında göbek atan doktor

Seda Sayan’ın programına çıkıp eller havaya göbek atan Medikal Estetik Hekimi Damar Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Banu Küçükpolat sadece izleyenleri değil, tıp dünyasını da ikiye böldü.


Sanırım Seda bile beklemiyordu böyle bir dansı, kenara çekilip o da izlemeye başladı.
TV programlarına çıkan doktorların bu fırsatı, tanınmak ve PR için yaptığını, o dakikaları çok iyi değerlendirmek zorunda hissettiklerini biliyoruz.
Sosyal medyalarında da aynı şekilde davranıyorlar
ve fenomen olmak için türlü yöntemlere başvuruyorlar.
Hatta bazen oyuncu, şarkıcı ve fenomenlerden daha fazla çaba harcadıklarını görüyoruz.
Bunun kendi aralarında farklı açıklamaları var.

Yazının Devamını Oku

Hadi mektup yazıyoruz

Pandemide herkes teknolojiye gömüldü, her şeyimiz dijitale döndü diye düşünebilirsiniz.


Sevinerek yanıldığınızı söylemek zorundayım.
Tam tersine evlere, içimize kapandığımız bu dönemde geleneksele, nostaljik ve duygulara yakın olana dönüş gerçekleşti.
Plan International UK tarafından yapılan araştırmaya göre karantina döneminde her 5 İngiliz’den 2’si mektup yazmaya başlamış.
Mektup yazmak, kağıda kaleme sarılmak yeni dünyaya biraz uzak kavramlar, kabul ediyorum.
Yazı yazmayı umutmuşum gibi geliyor bana da... Bilgisayarda kısa sürede yazdığım bir paragrafı kağıda dökemeyecek gibi hissediyorum.
Ama tersi doğru.

Yazının Devamını Oku

Maske tak demeye korkar olduk

İşte en korktuğum şey, güvenlik görevlisi Şükrü Turan’ın başına geldi.


Maske takması konusunda uyardığı kişi tarafından saldırıya uğrayan Turan, kırılan gözlük camının batması sonucu gözünü kaybetti.
Kendinizi onun yerine koyun, ömür boyu bir gözü görmeyecek!
Bu haberin hemen ardından bir başkası da Almanya’dan geldi.
Almanya’da bir kişi, kendisini maske takmadığı için uyaran kasiyeri silahla vurarak öldürdü.
Bunları okurken aynı konu nedeniyle kaç badire atlattığımı düşündüm, aklım çıkıyordu.
Dayanamıyor ve kapalı alanda maskesiz gördüğüm herkesi ben de uyarıyorum çünkü.

Yazının Devamını Oku

Schumacher’e kavuştuk

Merakla beklenen, Michael Schumacher’in hayatı, kariyeri, geçirdiği elim kayak kazası ve sonrasını anlatan “Schumacher” adlı belgesel 15 Eylül’de Netflix’te gösterilmeye başladı.

Hemen ekran başına geçtik tabii.

Pek çoğumuz için Formula demek Schumacher demekti çünkü.

Müthiş bir kariyer, art arda gelen şampiyonluklar...

Ve sonra Fransız Alpleri’nde Maribel kayak merkezinde yaşanan o korkunç kayak kazası.

Haberi aldığım günü dün gibi hatırlıyorum.

Sonrasını biliyorsunuz zaten.

Kazada başından yaralanan usta pilot 8 yıldır komada ve yaşam mücadelesine devam ediyor.

Hem sevenleri hem de ailesi umudu kesmemiş olsa da tamamen geri dönmesine artık mucize olarak bakılıyor.

Yazının Devamını Oku

İTÜ mezuniyet töreni

İTÜ birincisi Hüseyin Umutcan Ay’ın konuşmasını yaparken onu izleyen arkadaşlarının kamera onları gösterdiğinde el sallamaları, gülücükler atmaları sosyal medyada hayli konuşuldu, bolca da eleştirildi.

İTÜ birincisi kadına şiddet, eşitsizlikten, gençlerin sorunlarından bahsederken arkadaşlarının kamera gördüğünde başka bir dünyadaymış gibi davranmaları yerden yere vuruldu.
Bu nasıl gençlikmiş, sorunlar umurlarında değilmiş, tek dertleri kameraya el sallamakmış, falan filan.
Durun arkadaşlar, siz hiç genç olmadınız mı?
Mezuniyet gününüzü hatırlayın.
Ruh halinizi, heyecanınızı, arkadaşlarınıza, okula veda ediyor oluşunuzu.
Kendinizi bir seminer ciddiyetinde hissetmenize imkan var mı?
İTÜ ülkemize pırıl pırıl gençler kazandıran ve kazandırmaya devam edecek bir üniversite.

Yazının Devamını Oku

Site içinde hayvan beslemenize karışamazlar

Bu aralar ne yazık ki öyle çok karşılaşıyoruz ki bu soru ve sorunla:“Site içinde kedi ve köpekleri beslememe izin vermiyorlar, şikayet edeceklerini, hatta evden çıkaracaklarını söylüyorlar, ne yapmalıyım, haklarım nelerdir?”

HAÇİKO Derneği avukatlarından Serdar Uluç bu soruyu şöyle yanıtladı:
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 3. maddesinde hayvanların yaşama ortamı tanımlanmıştır.
Bu tanıma göre; bir hayvanın veya hayvan topluluğunun doğal olarak yaşadığı yer, yaşama ortamıdır.
Özel mülkiyet/kamusal alan ayrımı yapılmaksızın hayvanların içgüdüsel olarak bulunduğu, yaşamını sürdürdüğü her yer onların doğal yaşama ortamıdır.
Aynı kanunun 4. maddesinde hayvanların korunmasına ve rahat yaşamalarına ilişkin temel ilkeler düzenlenmiştir. Buna göre; bütün hayvanlar eşit doğar ve yaşama hakkına sahiptir.
Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.
Hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Yazının Devamını Oku

İşimiz ve kışımız zor

Beyoğlu’ndan Çiçek Pasajı’na doğru yürüdüm geçen gün.

Ve başka bir dünya olduğunu görmüş oldum.
Korunaksız, kalabalık, maskesiz, tekinsiz, vurdumduymaz.
10 kişiden 9’u maske takmıyor.
Kalabalıklar içinde kimi zaman omuz omuza yürümek zorunda kalıyorsunuz.
Mekanlar tıklım tıklım, masalar dip dibe, insanlar üst üste.
Restoranlara müşteri çekmek için maskesiz insanlar tükürüklerini havaya saçarak bağırıyorlar.
Kimi zaman yüzünüzü yüzünüze hem de.

Yazının Devamını Oku

Lady Diana ayakta alkışlandı

Kristen Stewart’ın Lady Diana’yı canlandırdığı “Spencer” filminin galası bu yıl 78’ncisi gerçekleşen Venedik Film Festivali’nde yapıldı.

Film bittiğinde Stewart’ın 3 dakika boyunca ayakta alkışlandığı görüntüleri izleyince beklentim de arttı tabii.

Bu yıl tam bir Diana yılı oldu aslında.

“The Crown” dizisinde Emma Corrin’in Diana’sını izledikten sonra Elizabeth Debicki ve şimdi de Kristan Stewart Diana rolüne büründü.

Mutsuz, depresif, ağlamaklı bakışlarıyla ünlü Kristan Stewart bu anlamda bu üçlü içinde role ve karaktere en yakışanı diyebilirim.

Fragmandan gördüğüm, gayet başarılı olduğu.

Yine aynı fragmandaki “Perfect Day” şarksının yorumuna da bayıldığımı söylemeden geçmeyeyim.

Spencer, Amerika’da 5 Kasım’da gösterime girecek.

Bizdeki vizyon tarihi ise henüz belli değil.

Yazının Devamını Oku

Ferhan Şensoy’un ardından

Pandemi döneminde, son birkaç yılda ne büyük kayıplar yaşadık.


Sanki bir dönem elimizin altından kayıp gitti.
Öksüz kaldık.
Daha Rasim Öztekin’in gidişinin şoku ve üzüntüsünü yaşarken şimdi de Ferhan Şensoy...
Şunu düşündüm; bu büyük ustalar gerek pandemi gerekse de kendi rahatsızlıkları nedeniyle sahnelerden uzak kaldıkları bu dönemde neler yaşadılar acaba?
Tiyatroyu, sahneyi, seyircileri özlediler mutlaka.
Kavuşacakları zamanı dört gözle beklediler.

Yazının Devamını Oku

Maske karşıtıydı koronadan öldü

Teksas’ta maske karşıtı gösterileri organize eden ekip lideri Caleb Wallace, koronadan öldü.

Wallace sadece maske değil, koronayla ilgili tüm önlemlerin, kapanmaların, medyanın aşı yayınlarının da karşısındaydı.

Tüm bunlara karşı çıkmak için The San Angelo Freedom Defenders adlı grubu ve The Freedom rallisini organize etmişti.

1 ay önce koronaya yakalandı.

Bu süre boyunca yoğun bakımda tedavi gördü, ancak hastalığı yenemedi.

Caleb Wallace sadece 30 yaşındaydı.

Üç çocuğu vardı ve eşi dördüncü çocuklarına hamileydi.

Ne denebilir ki...

Sonu çok acı.

Yazının Devamını Oku

Garip Bülbül, Neşet Ertaş

Neşet Ertaş’ın hayat hikayesinden Oscar’lık film çıkar mı?


Haberi alınca ilk aklıma gelen bu soru oldu.
Ve hemen “evet” dedim içimden.
Çıkar, hem de nasıl çıkar...
Bir kere filmin yapımcı koltuğunda çıktığı yıl Oscar aday adayımız olan “Ayla”, gişe rekortmeni “Müslüm”, “Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu” gibi filmlere imza atan Mustafa Uslu oturuyor.
Ve tabii yönetmen koltuğunda usta sinemacı Ömer Faruk Sorak var.
UNESCO’nun Yaşayan İnsan Hazineleri listesinde bulunan Neşet Ertaş’ı Abdal geleneğini sürdüren Bektaş Dolu ve Ramazan Bağgül canlandıracak.

Yazının Devamını Oku

Daire 16’ya ödül

Bir apartmana taşınırsam, 16 no’lu daireye gönlüm kayabilir.


Ama bu apartman, kesinlikle Özay Kaya’nın yaşadığı apartman olmayacaktır.
Çünkü o apartmanda oturan, karda kışta konforlu evlerinde rahatça yaşayan o insanlar, sokaklarını bir köpeğe çok görmüşlerdir.
O köpeğe gösterilen sevgiye, şefkate katlanamamışlardır.
Bir insan evinde hayvan istemeyebilir, dört duvarıdır.
Ama sokaktaki hayvanı niye istemez, neden “alın bunu barınağa atın” der?
Gece olunca nasıl rahat uyur?

Yazının Devamını Oku

Dağın bile boyu kısaldı

Küresel ısınma krizi kapıda değil, içeride.

Dünyanın her yanı sinyal veriyor.
Buzulların erimesi sonucu İsveç’teki Kebnekaise Dağı, bu yıl 2 metre daha küçülerek 1990’dan bu yana yüksekliğinden 20 metre kaybetti.
Haiti’deki depremin ardından vuran tropikal fırtına Grace, depremzedelere bir felaket daha getirdi. İngiltere’nin kuzeyinde bulunan, her yıl 16 milyon ziyaretçi alan muhteşem dağ ve göl manzaralı milli park Lake District’te yaşanan toprak kayması sonucu hem yürüyüş yolları hem de bölgedeki vahşi yaşam tehlike altında.
Ne yazık ki devamı gelecek...

Adını Bozkurt koyduk

HAÇİKO Derneği ekipleri yorgun.

Yazının Devamını Oku

2 dakikalık duş

İklim krizinin artık farkındayız diye düşünüyorum.

Bir yanımızı sıcaklar kavururken, bir yanımızı sel alabiliyor işte...

Ve ne yazık ki gelecek yıllar da farklı olmayacak. Hatta belki daha da kötüsü olacak.

Sadece Türkiye için değil, dünya için de geçerli bu yazdıklarım.

Doğal afetler yolda.

Su kenarlarına kurulmuş şehirlerin alması gereken önlemler arasında su yolunun doğal yollarla düzeltilmesi ve tehdit olmaktan çıkması başta geliyor.

2009 yılında Singapur’da bir kanalın beton görüntüsünden çıkarılıp doğal nehir haline getirilmesi buna güzel bir örnek.

Bu yeni su yolu, biyoçeşitliliği artırdı, şehrin yeşiline katkı sağladı ve su baskınlarının önüne geçilmiş oldu.

Betonun güneşin ışınlarını çekerek sıcaklığı artırdığını ve küresel ısınmaya neden olduğunu da hepimiz biliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Aşılılar ve aşısızlar

Aşı karşıtları hep şu soruyla geliyor; “sen aşı olduysan ve korunduğunu düşünüyorsan neden beni aşı olmaya zorluyorsun?”


Ben de kendi kafamdan değil, uzmanlara danışarak aldığım cevabı size iletiyorum.
Aşı olmayanlar hastalandıklarında vücutlarında daha fazla virüs yükü taşıyorlar, daha çok ve daha uzun süre bulaştırıcı oluyorlar.
İşte tam da bu nedenle aşılı kişilerin aşısızlarla aynı ortamlarda bulunmak istememesi çok normal.
Eski normalimize ve maskesiz hayatımıza dönmek istiyorsak herkesin aşılanması gerekiyor.
Aşısız kişiler nedeniyle virüs zayıflamıyor, aksine mutasyona uğrayarak salgının devam etmesine yol açan varyantlar ortaya çıkıyor.

In & Out

Daha güzel bir dünya için olması gereken yeni düzeni yazıyorum.

Yazının Devamını Oku