GeriÖmür GEDİK Konserler ne zaman nasıl başlar?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Konserler ne zaman nasıl başlar?

Sürekli olarak Zoom’da toplantı yapmak, ses tellerini ve ses sağlığını nasıl etkiler?

Yaklaşık 2 yıldır sahneye çıkamayan şarkıcıların gerek psikolojik gerekse de ses sağlıkları için ne yapılabilir?

Konserlerde korona bulaşır mı?

Koronanın en fazla bulaştığı yer futbol maçları mıdır?

Sahnelere dönüş ne zaman ve ne şartlarda olacak?

İşte bunların hepsini konuştuk Dünya Ses Günü’nün kutlandığı 16 Nisan’da.

Zoom’da düzenlenen etkinliğin ev sahipleri, Ses Konuşma ve Yutma Bozuklukları Derneği (SKYBD), Profesyonel Ses Derneği (PSD) ile Dil ve Konuşma Terapistleri Derneği’ydi (DKTD).

Biz de POPSAV yönetim kurulundan Zeliha Sunal ile birlikte katıldık ve soruları müzisyenler tarafından ele aldık. 

Bu interdisipliner semineri SKYBD Kurucu Başkanı Prof. Ferhan Öz yönetti. 

Dünya Ses Günü Koordinatörü Kürşat Yelken, SKYBD Başkanı Hakan Coşkun, PSD Başkanı Haldun Oğuz ve DKTD Başkanı Seyhun Topbaş konuşmacı olarak katıldılar.

Hocalarımız seminer sonunda soruları bilimsel yönden ele alarak yanıtlayacakları bir yayın hazırlayacaklarının sözünü verdi.

Ferhan Hoca açık hava konserlerinde sahne ile seyirciler arasında 4 metre, sahnedeki müzisyenler arasında ise 2 metre boşluk bırakılarak konserlerin olabileceğini söylüyor.

Öz’e göre bulaşmanın gerçekleştiği yerler, maskelerin indirilip yemek yendiği, sohbet edildiği kapalı ortamlar.

Online gerçekleşen oturumdaki diğer satır başlıkları ise şöyleydi:

∆ Covid-19 pandemisi dünyada ve ülkemizde çok boyutlu ciddi bir sağlık sorunu. Pek çok sıkıntının yanında ses sağlığı ve ses profesyonellerinin mesleklerini icra etmeleri üzerinde de olumsuz etkileri bulunmakta.

∆ Sağlık hizmeti sunucuları (KBB uzmanları, dil ve konuşma terapistleri vb.) çok büyük risk almakta ve almaya devam etmekte.

∆ Ses profesyonellerinin, yani ekmeğini sesini kullanarak kazanan insanların çok büyük bir bölümü pandemi döneminde mesleklerini icra edemedi ve ses performanslarıyla  ilgili sıkıntılar yaşamaya başladılar. 

∆ Ses hastalarına yardım etmekte, terapileri sürdürmekte güçlük çekildi, yüz yüze eğitimler maskeyle yapılmak zorunda kalındı.

∆ Başlangıçta hazırlıksız yakalanıldığı için online ses eğitimi konusunda da boşluk yaşandı. Uzaktan eğitim altyapısı oluşturulmasını beklerken sosyal izolasyonlar yaşandı, bu durum öğrencilere olumsuz yansıdı. Pandeminin olumlu yanı şu oldu; sorunları çözme çabası içinde yaratıcılık yönü biraz gelişti. Kimi zaman da online tele-terapi yapmak zorunda kalındı.

∆ Profesyonel ses sanatçılarının da daha önce deneyimlemediği pandemi ortamında eğitim verilirken, gerek ders işleyişi gerekse ölçme, değerlendirme yeni bir kalıba sokuldu. 

Komisyon önünde birebir yapılan sınavların yerine öğrencilerin gönderdiği görseller ve videolarla performansları değerlendirme yoluna gidildi. Online dersin güzel tarafı; dersin kaydediliyor olması. Bu sayede tekrarı dinlenebiliyor. 

∆ Peki Covid-19 enfeksiyonu geçiren elit profesyonel, ses egzersizlerine ne zaman, nasıl dönmeli?

Korona solunum yolunu tutan bir enfeksiyon, bu nedenle önce solunum egzersizleri yapılmalı. Sesin normale yakın çıktığı hissedildiği an ses egzersizlerine başlanmalı.  Bu süreçte suya ses üfleme, dudak trilleri, el-ağız egzersizleri gibi yüksek geri basınç uygulama yöntemleri hem akciğerleri, hem ses telleri etrafındaki kasları daha iyi geliştirebilir.

∆ Covid harici ses sağlığı için, gündelik yaşantıda sporcu felsefesiyle düzenli fizik egzersizi yapmak önemli.

Pandemide sahne sanatçısının yaşam tarzı da değişti. Pek çok sektör hayatına bir şekilde az çok devam ederken, müzik sektörü tamamen durmuş durumda. Sanatçılar stüdyoda vakit geçirmeye, şan derslerine devam ederek antrenmanlı kalmaya devam etmeliler. 

∆ Dünyada bulaşma yollarının en tepesinde konserler geliyor. Mikrofonun tüm aerosolleri geçirdiği ve virüsleri bir süre tuttuğunu biliyoruz. Bulaşma riski nedeniyle, ses sanatçıları evde oturur hale geldi. Covid 2022’ye kadar devam ederse, konserlerin durumu, ses sanatçılarının durumu ne olacak? Sahneye dönüşün standartlarının oluşturulması gerekiyor.

∆ Bilimsel kanıtlarla birlikte sahneye dönüş standartları oluşturulması için, sahne sanatçılarının en erken ne zaman sahneye çıkabileceğiyle ilgili bir çalışma grubu oluşturuldu ve bilimsel rapor hazırlanıyor.

Kulübe hoş geldin

Gelecekle ilgili endişelerin varsa...
Geçmişine bakınca yaşadıklarına üzülüyorsan...
Bir işle meşgul olmadığında kendini suçlu hissediyorsan...
Aynı anda birçok iş yapıp hepsinde de hata yapıyorsan...
İyi şeylerin artık hiç olmayacağını düşünüyorsan...
Kulübe, aramıza hoş geldin.
Sen de korona sonrası ağır depresyona girenlerdensin ve belki yogaya, belki meditasyona ama kesinlikle bir şeylere ihtiyacın var.

 

X

Sağlığa bir Türk damgası daha

Pandemi döneminde bilimin insanlık için ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunu bilenler çok daha iyi anladı, bilmeyenlerimiz de öğrenmiş oldu.

Bir pandemiden bilim ve bilimin ürünü olan aşılar sayesinde kurtulmak üzereyiz.
Yeni buluşlarda Türk insanının, Türk markalarının adının geçmesi de hepimizi ayrıca gururlandırıyor.
İşte bu nedenle sağlık sanayisinde pek çok yeniliğe imza atan, patentli buluşlarıyla birçok hastalığın tedavi sistemini geliştiren RD Global–INVAMED benim için ayrı bir yerde durmakta.
Tek olmadığımı Kıraç’ın marşıyla karşılaşınca anladım.
Kıraç, bilim insanlarına, inovatif çalışmaları ile dünya sağlığına değerli katkıları için teşekkür amacıyla “Önce İnsan, Önce Can” adlı marşı yaptı. “Sağlık ve bilim adına şükranla #Rdglobal #invamed’e hediyemdir” tweet’i ile paylaştı ve şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Raşit Dinç’i de etiketledi.
Bu noktada biraz RD Global’den bahsedeyim.
Özellikle kalp damar cerrahisi, girişimsel nöroradyoloji alanlarında tıbbi cihaz devlerinden biri RD Global-INVAMED.

Yazının Devamını Oku

Sizin de nomofobiniz var

Pandemi döneminde kendimizden çok sosyal medyayla kaldığımız bir gerçek.

Sosyal medyaya gömüldüğümüz desek daha bile doğru olur.

Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan araştırma geçen ay açıklanmış; günümüzün yüzde 33’ünü internette, yüzde 12’sini ise sosyal medyada geçirdiğimizi ortaya çıkarmıştı.

Geriye de pek vakit kalmıyor zaten.

Artık iş, güç, sevdiklerimizle vakit geçirme, kitap okuma, spor yapma falan nerede derseniz bilemiyorum!

Yemek yemeyi saymıyorum bile, çünkü o telefon, sofrada da ellerden düşmüyor. Bu durumun sonucu yalnızlık, izolasyon, mutsuzluk, depresyon, kaygı vs... Ve tüm bunlara nomofobi de eklenmiş durumda.

Nomofobinin kelime anlamını bilmeyenleriniz vardır belki ama bu hastalığa sizin de yakalandığınıza dair iddiaya girerim.

Çağın fobisi olarak adlandırılan nomofobi, “no mobile phobia”dan türetilmiş bir kelime.

Telefondan uzak kalma, telefona ulaşamama fobisi

Yazının Devamını Oku

Fark yaratanlar

Bir kişi eğer ister, inanır ve çalışırsa çok büyük fark yaratabilir.


Ve o bir kişiye değer ve destek verilirse, bir kişiler çoğalır, toplum iyileşir, dünya güzelleşir.
İşte bu nedenle Sabancı Vakfı Fark Yaratanları’nı çok önemsiyorum.
Sabancı Vakfı, 2009’dan bu yana, yani 12 yıldır Türkiye’nin fark yaratanlarını seçiyor.
İlk yıllarda “Sonraki yıllar için başvuran bulabilir misiniz acaba” diyenler olmuştu.
Tam tersine ilgi arttı, katılım çoğalarak büyüdü.
Güler Sabancı açıkladı, bu yıl 4 binden fazla kişi başvurmuş.

Yazının Devamını Oku

Friends Reunion

Bugüne dek gördüğün en eğlenceli arkadaş grubu hangisi? sorusuna sanırım hepimizin ortak bir cevabı olabilir: “Friends”.

Yıllarımız geçti kahkahalarıyla, kavgalarıyla, kıskançlıklarıyla, küslükleriyle, ayrılmaları, kavuşmaları ama bir şekilde hep tatlıya bağlamalarıyla.

En yalnız, en berbat hissettiğimiz zamanlarda arkadaşlık ettiler bize.

Rachel, Monica, Phoebe, Ross, Chandler, Joey...

Favorilerim hep Joey ve Phoebe olmuştu, hâlâ da öyle sanırım.

Ve 17 yıl aradan sonra “Friends Reunion” geldi işte.

Konsept çok başarılı; okuma provaları, anılar, geriye dönüşler, röportajlar, setin yeniden canlandırılması, misafir oyuncular, talk show formatı...

Bir araya gelme fikrinin hakkını sonuna kadar vermişler.

Konseptin güzelliğini bir kenara bırakırsak tabii ki en çok oyuncuların

Yazının Devamını Oku

Hayvan besleyeni evden atabilirler mi?

Kedimiz, köpeğimiz var diye bizi evimizden çıkarmak, siteden atmak istiyorlar.”


İşte bana ve HAÇİKO’ya gelen en sık sorulardan, sorunlardan bir tanesi.
Avukatlarımızdan, aynı zamanda yönetim kurulu üyemiz de olan Av. Serdar Uluç’un hazırladığı hukuki çözüm metnini aynen paylaşıyorum.
Burada öncelikle yönetim planına bakılmalıdır.
Yönetim planında yasaklanmadıkça daire içerisinde evcil hayvan beslenebilir.
Buna rağmen yönetim planında evcil hayvan bakılması yasak olsa dahi, bu yasağın yok hükmünde olduğuna dair mahkeme kararı da mevcuttur. (İstanbul Anadolu 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/1073 Es. 01.03.2013 tarih ve 2013/251 sayılı kararı, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 2014/6465 E. 2014/12547 K. 11.09.2014 tarihli ilamını inceleyebilirsiniz.)
Yönetim planında yasak olmaması durumunda ise 5199 sayılı Hayvan Koruma Kanunu’nun 5. maddesine göre hayvan sahipleri, sahip oldukları hayvanlardan kaynaklanan çevre kirliliğini ve insanlara verilebilecek zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirleri almakla yükümlüdür. 

Yazının Devamını Oku

Korona çocuklar için dev risk

Parklarda bahçelerde maskeli çocukları görünce çok üzülüyorum.

Ama takmayanları da uyarıyorum. Çünkü çok yakın temastalar, mesafeye oyun oynarken pek dikkat etmiyorlar. Böyle bir dönemde hiç kuşkusuz ne çocuk olmak kolay ne de ebeveyn.

Ama biraz daha sabır. En azından aşı yaygın bir   şekilde uygulanmaya başlayana ve pandemi hafifleyene kadar dikkat etmeye devam etmek şart.

Çocukların korona riskinin az olmadığıyla ilgili bilgiler de artıyor üstelik.

Korona çocuklarda hafif geçiyor diye biliyorduk.

En azından onlarda yetişkinler kadar tehlikeli değildi sanıyorduk.

Ama yurtdışından gelen bilgiler maalesef aksini söylüyor.

Brezilyalı doktorların açıklamalarına göre ciddi eklem ağrıları, ishal, öksürük, mide ağrısı çocuklarda görülen korona belirtileri arasında.

Brezilya’da 15 Nisan verilerine göre bugüne dek

Yazının Devamını Oku

4 bin adım atarız artık

Pandemide kapanmada hayatımızı yemek üzerine kurduk. Tek eğlencemiz o gün ne yiyeceğimiz ile ilgili oldu. E kilolar da geldi tabii.


Spor derseniz, pandeminin başındaki azim, istek yok.
Kendimizi kandırmak ve harekete geçmek için neden bulamıyoruz.
İşte tam da bu anda, tamamen salmaya meyilliyken gelen “günde 10 bin adım atmaya gerek yok, 4 bin adım da yeterli” müjdesi beni yeniden gaza getirdi.
10 bine ulaşamıyor ve kendimi başarısız hissediyordum.
Şimdi yürüyüşlere yeniden başlıyorum. 4 bini adımı geçtiğim günler de olacaktır, o zaman da madalya takarım kendime.
Attığım adımlar tabii ki Help Steps üzerinden HAÇİKO’ya, sokak hayvanlarına mama ve tedavi olarak gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Şampiyon Beşiktaş

Erkekler de ağlar hem de nasıl ağlar.

Şampiyonluk son maça kalınca, son dakikalarda nefesler tutulup, sinirler iyice gerilince öyle bir boşalma olur ki herkes ağladı, hepimiz ağladık.

Benimki sinir boşalması ve sevinçle karışık gözyaşlarıydı.

E kolay gelmedi bu şampiyonluk.

Sezon başında ‘bu kadro ilk 5’e zor girer’ dediler.

Aboubakar sakatlanıp, ligden düşünce, ‘takımın yarısı gitti, bundan sonra Beşiktaş’tan hayır gelmez’ dediler.

Rakiplerin ikinci takımı çıkaracak yedekleri varken, bizim yedek kulübemiz sakatlıklardan sonra iyice zayıfladı.

Ve bu kısıtlı imkanlara rağmen sahadaki müthiş 11’le, Rosier ile güç bulan ve ligin en değerli oyuncusu olduğunu düşündüğüm Ghezzal ve Sergen Hoca’nın büyük katkılarıyla, inanarak, savaşarak, mücadele ederek geldi bu şampiyonluk.

Mayıs başında Beşiktaş Kadın Futbol Takımı’nın şampiyonluğu ile sevinmiştik.

Yazının Devamını Oku

Pandemi biterse

Pandemi bittikten sonra gideceğiniz ilk üç mekan neresi olur?”

Ben kendi listemi şöyle sıralayayım...
Dövmeci:
Sürekli el yıkamaktan, dezenfekte etmekten ellerimin üzerindeki dövmeler soldu gitti. Mutlaka üstlerinden geçilmesi gerekiyor. O arada yeni bir dövme de yaptırabilirim tabii.
Konser:
Sahnede olmayı çok özledim. İlk konserimde çılgınlar gibi eğleneceğim, sahneden zor inerim şimdiden söyleyeyim. Ama konser vermek kadar konsere gitmeyi de çok özledim. Şöyle sağlam bir rock festivali öyle iyi gelir ki. Teoman konseri ilk tercihim tabii.
Stadyum:
Maça gitmeyi öyle çok özledim ki. Dolmabahçe’de ağaçlı yolda hep beraber yürüyüp Vodafone Arena’da marşlar söylemeyi, bağıra çağıra tezahürat yapmayı. Totemler yapıp gol sevinci ile zıplamayı, tanıyıp tanımadığım herkese sarılıp kutlamayı... 

Yazının Devamını Oku

Hıncal’a yanıtımdır

Hıncal Uluç köşesinden alenen “Tarkan haklı diyen Ömür, sen de müzisyensin güya... Ama senin şeyin denk nasıl olsa... Size çalanlar, evlerine üç kuruş götürenler ne yapıyor hiç düşündün mü” yazdı.

“Kılını kıpırdatmadın” iddiasını bu dille yazınca neye uğradığımı şaşırdım.

Böyle cinsiyetçi, böyle yakışıksız argolara karşı cevap veresim bile gelmiyor.

Ama bugüne dek birlikte çaldığım, çalmadığım, tanıdığım, tanımadığım, hepsine sonsuz saygı duyduğum tüm müzisyen arkadaşlarım için onca şey yapmışken, bu haksız eleştiri karşısında açıklama yapmam da şart oldu.

POPSAV Yönetim Kurulu üyesiyim ve pandemi en yoğun çalıştığımız dönemdi.

80’den fazla solist ve grubun katıldığı bir online festival düzenleyerek müzisyen arkadaşlarımıza 300 bin TL yardım topladık. 

Ve bunu koronanın en yaygın olduğu dönemde, otoimmün hastalığıma rağmen riski göze alarak yüz yüze geldiğimiz toplantılar ve festivalle yaptık. 

Sonrasında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, meslek birlikleri, vakıflar ve derneklerle birlikte müzisyenlere destek için yaptığı tüm toplantılarda birebir bulundum. 

Ki şu anda bu toplantıların sonucunda müzisyenlere yapılan yardım 156 milyon TL’yi buldu.

Yazının Devamını Oku

Çocukların içindeki kötülük

Kediyi bayıltana kadar döven çocuklar” başlıklı videoyu bu tarz pek çok video gibi sonuna kadar izleyemedim.


Benim ve benim gibi pek çok insanın izlemeye bile dayanamadığı zulme maruz kalan kedicik.
Ve bu işkenceyi hiç çekinmeden, acımadan büyük bir keyifle yapan çocuklar.
Çocuk demeye dilim varmıyor aslında.
Biz çocukken elimizde yiyecekle kedi, köpek, kuş besler, severdik.
Çocuk olmak masumiyet, çocuk olmak sevmek, çocuk olmak iyi olmak demekti.
Yetişkinler gibi çocukların da iyisi, kötüsü var.

Yazının Devamını Oku

Tarkan doğrusunu yaptı

Yıldız Tilbe, sözleri kendisine ait olan “Kış Güneşi” şarkısını söyleyip Tarkan’a “Hadi sıra sende” diye pas attı.

Tarkan da pası taca bile atmadı, “Olayın neye hizmet ettiğini anlamadım” deyip kibarca iade etti.

Olayın hizmet ettiği nokta aslında şu; uzun süredir işsiz olan müzisyenler için başlatılmış bir challenge’dı bu. İyi güzel de, peki ne işe yarayacaktı? Amacı neydi?

Bir cümlesi var mıydı?

Bir şeyleri değiştirmek için kitleleri ya da otoriteleri harekete geçirecek içeriği var mıydı?

İşte onu ben de anlamadım.

Zaten Tarkan da anlamadığı için “Beni affedin” deyip çekildi kenara.

Keşke bu daha ayakları yere basan bir proje olsaydı. 

Ya da Yıldız Tilbe ile Tarkan sosyal medya üzerinden haberleşeceklerine önceden bir telefon konuşması yapmış olabilselerdi.

Yazının Devamını Oku

Otele kapanma!

3 hafta kal, 1 öde.

İşte yeni model tatil kampanyası.
Pandemi nedeniyle kapandığımız bugünlerde tatil fırsatı ya da tatil teklifi böyle yapılıyor.
17 günlük kapanma boyunca tatil bahanesi ve otel rezervasyonu ile seyahat etmek yasak.
“Filanca otelde rezervasyonum var” deyip yola çıkamıyorsunuz yani.
Ancak bugünden otele girenler, yasak sonuna kadar oradan ayrılmamak şartıyla kalabiliyor.
Durum böyle olunca oteller, tatil köyleri “Kapanma öncesi gelin, kapanmayı burada geçirin, yasak kalkınca evinize gidersiniz” dediler.
Anlayacağınız bu 18 günü ya evde ya da bir otelde oldukları yerden kıpırdamadan geçirecek insanlar.

Yazının Devamını Oku

Canlı ama sönük bir Oscar gecesi

“Film sinemada izlenir” derdik.

Sinema mı kaldı ki izleyelim...
Çoğumuzun, hatta belki Oscar törenine katılanların bile tamamını izlememiş olduğu filmler arasında geçti bu yılki Oscar töreni. 
Büyük bir boşluk hissi!
İzlediklerimizden, adaylardan ve törenden anladığımız; konu ve senaryo çeşitliliği açısından zengin bir yıl olsa da tarihin ünlüler geçidi ve filmler anlamında en zayıf Oscar töreni olduğuydu.
Tren istasyonunda gerçekleşen töreni bir film gibi yönettiğini söyleyen Steven Soderbergh’in açıları, prodüksiyonu, kurgusu baş döndürücü de olsa içeride heyecan olmayınca neye yarar ki?
“En iyi film” ödülünü sona saklamayıp, oyuncu ödüllerinden önce vermek bile fark yaratmaz.
Daha ne diyeyim bilemedim.

Yazının Devamını Oku

Motorları maviliklere süreceğiz

“En iyi tekne arkadaşının teknesidir” cümlesinin hakkını vermeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

Nasıl mı?
Geçen salı Hayatta Beşiktaş Radyo’daki “Kartal Pençesi” programıma Serhan Onat konuk oldu.
Serhan koyu Beşiktaşlı.
Aynı zamanda yelken sporuyla da ilgileniyor.
İkisinin ne alakası var demeyin.
Beşiktaş her şampiyon olduğunda taraftar motorları maviliklere sürer ve Boğaz’ı siyah beyaza boyar.
İşte bu yıl da inşallah şampiyon olunca teknelerle Boğaz’a açılıp kutlayacağız şampiyonluğumuzu.

Yazının Devamını Oku

Epilepsi nöbetini hisseden kedi

Hayvanların, özellikle de kedilerin hastalıkları anlayabildiği, hatta bir kısmını iyileştirdiği bilinir ve söylenir.

İşte onlardan biri...
Tee Cee adlı kedinin epilepsi nöbetlerini önceden bilmek gibi bir yeteneği vardı. 
Tee Cee ilk sahibi tarafından bir kutuya konularak ırmağa atılan
bir kedi aslında. 
Neyse ki kurtarılmış ve sahiplendirilmek üzere barınağa götürülmüş. Barınaktan onu kurtaran Michael Edmond’a hayatının hediyesini vermiş Tee Cee...
Michael şiddetli nöbetler geçiren bir epilepsi hastasıydı ve nöbetlerini önceden bilemediği için evden yalnız çıkmaya bile korkuyordu. Nöbet öncesi herhangi bir belirti göstermeyen Michael’ın nöbetlerini önceden bilen ve haber veren Tee Cee oldu.
Tee Cee nöbetin geleceğini önceden hissediyor, gözlerini Michael’a dikiyor ve sağa sola koşturarak herkese bir şeylerin yolunda gitmeyeceğini haber veriyordu.

Yazının Devamını Oku

Hâlâ inanmıyor musunuz?

“Eller yukarı, etrafınız sarıldı!”

İşte tam olarak bu haldeyiz.
Arkadaşlarımız, onların arkadaşları, eşleri, akrabalarından korona haberleri almadığımız bir günümüz bile yok.
Pandeminin başından beri ilk kez böyle oluyor.
Geçen yıl anne babasını korona yüzünden kaybedip şimdi eşi korona olan, kendisi de test sonucunu bekleyen arkadaşım var.
Sadece biz değil, dünyanın dört bir yanından gelen üzücü haberler eşlik ediyor bunlara.
Ve ne yazık ki tüm bunlara rağmen bir yanda da pandemiye inanmayan, inanmamayı tercih eden, maske, mesafe ve hijyene dikkat etmeyenler hâlâ var.
“Korona bir oyun, Covid-19 diye bir virüs yok” diyorlar.

Yazının Devamını Oku

Güle güle her şeyim

Prensesimi kaybettim. 16 yıllık en iyi dostumu, hayat arkadaşımı, kardeşimi, kızımı, annemi, bana her şey olanı, her şeyimi kaybettim.

Yüzde 99 değil, yüzde 100 bir sevgi, yüzde 100 bağ, yapmacıksız, saf, temiz.
Bu acının, yoksunluğun, onsuzluğun tarifi yok.
Sheba, Buddy’nin, Kaliko’nun yanına gitti. Benim kulağına fısıldadığım selamlarımı, özlemlerimi götürdü.
İnanıyorum ki Gökkuşağı Köprüsü’nde beni bekliyorlar, koşuyor, oynuyorlar en iyi halleriyle. Her ölüm insanı kendi ölümüne yaklaştırıyor.
Kavuşacağımız güne kadar mutlu ol prenses, bu dünyada meleğim olarak bana eşlik edeceğini, arkadaşların için verdiğim mücadelede bana güç, kuvvet olacağını çok iyi biliyorum.
Biri gittiğinde arkasından “Ne kadar çok sevdi, sevildi, bana ne kadar iyi geldi” diyebiliyor muyuz? İşte hayatın anlamı orada yatıyor.

Yazının Devamını Oku

Anket başlattım

Twitter’da şöyle bir anket başlattım “evdeki cins kedi köpeğini sevip sokaktakine kafasını çeviren, onları farklı, birini diğerinden üstün gören kişiye ne denir?”İki cevap seçeneği sundum a)Tür’cü b) Irkçı...

Hangisi kazandı dersiniz, ya da sizin cevabınız hangisi olurdu?
Benim cevabım belli.
Hayvanları aşağı görenlere türcü deyip suçlarını hafifletmek istemiyorum.
“Alt tarafı hayvan, bu kadar anlam yükleme” diyen birine ise şu cümleyi kuruyorum; “ırkçılık yapıyorsun, daha net söylemem gerekirse, sen ırkçısın!”
Şöyle açıklayayım, tarihe baktığımızda insanların ihtiyaçlarının hayvanlardan farklı, üstün görülmesine türcülük ve bunu yapanlara da türcü denmiş.
Ama benzer bir şekilde kendinden olmayan insan topluluklarını umursamayan, köleleştiren, acı çekmelerinden rahatsızlık duymayan, aşağı görmeyen insanlara da ırkçı demişiz.
Temelinde ırkçılık ve türcülüğün birbirinden neredeyse hiç farklı yok.

Yazının Devamını Oku