GeriÖmür GEDİK Kadınların hayatı kabus
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kadınların hayatı kabus

Özge Borak ve İlker Aksum, 27 Şubat’ta TİM Show Center’da başlayacak “Bazıları Sıcak Sever” müzikalinde buluştu. Özge, Marilyn Monroe’nun canlandırdığı Sugar Kane oldu, İlker ise Tony Curtis’in Joe rolünü aldı. Biz de onlarla buluştuk, tiyatro sahnesinden hayat sahnesine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.

İlker Aksum

Kimler sıcak sever?
- Bazıları... Hollywood’un da daha önce yaptığı bir müzikal bu. Türker İnanoğlu “Hadi müzikal yapalım” deyince serüven başladı.

Sen kaç şarkı söylüyorsun?

- 13 şarkı var, ben 5 tane söylüyorum. Sahnede 27 kişiyiz. Sadece orkestrada 15 kişi var. Farkındaysan baba bir prodüksiyondan bahsediyorum. Bunu, bu memlekette çok az kişi yapabilir. Türker Abi de onlardan biri.

Niye kabul ettin bu projeyi?

- Bir; gerçekten iyi bir proje. İki; tiyatro her zaman antrenmandır. Hem şarkı söyleyeceksin, hem dans edeceksin, hem oyun oynayacaksın, kadın kılığına gireceksin... Zor ama iddialı bir iş.

Tiyatro oyunları, diziler başlıyor, tutmuyor, bitiyor. Ne hissediyorsun tutmayan işlerde? Dizide de başına geldi.

- Hem de kaç kere geldi. Tutmaması kimin için iyi olabilir ki? Benim için de iyi değildi...

Nasıl karşılıyorsun peki?

- Hiç öyle şeylere takmam. Hele bu memlekette hiç takmam, çünkü burada her şey unutuluyor. İyi bir şey yaptığında “Aa!” diyorlar. Kötü bir şey yaptığında hiç önemi yok.

Televizyon seyrediyor musun?

- Hiç.

Küstün mü kanallara?

- Yok be ya. Çatır çatır da çalışıyorum. (Gülüyor) Çekiyorum ama önemini yitirdi bende. Çok iş giriyor, tutan, iyi diyebileceğimizin sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Tuba Büyüküstün’le çektiğin dizi olay oldu ama...

- Evet. Emmy’ye kadar uzandık. Bir ilkti bu. Ben bunu Russell Crowe’la konuştum. Dedim ki “Biz senin bir filmini dizi yaptık biliyor musun?”, “Hangi film?” dedi. “Kaçış Planı” deyince “O çok kısa bir konudur” dedi. İşte biz o kısa konudan 30 bölüm dizi yaptık.

KIRMIZI RUJLA REZİL OLDUM



Senin için kırmızı giyindim, kırmızı ruj sürdüm. Kırmızı ruj ne hatırlıyor sana?

- Sorma sorma. Rezil olduk o gece.

İnsan kırmızı ruj süren bir kadınla öpüşünce biraz dikkat eder. Sen dudakların kıpkırmızı çıktın gazetecilerin karşısına...

- Ne bileyim... Gece karanlık, tam da mekândan çıkarken öpmüşüm... Allah’tan yüz kızartıcı bir durum değil. Şirindi.

Senin “Evlilik adamıyım, düzen seviyorum” cümlelerin var. Gerçi ondan sonra boşanmışlığın da var...

- Evet. 5 yıl sürdü evlilik.

Nasıl bir şeymiş peki evlilik?

- Valla mutluydum... Ben evlilik kurumunu reddetmiyorum. Aksine düzenin ve disiplinin bizim gibi stresli mesleklerde çok da iyi olduğunu düşünüyorum. Hiçbir problem de yoktu evliliğimizde ama bitti işte.

Her şey iyiyken niye biter bir evlilik?

- İş tempomuz birbirimiz görmemizi engelledi. Bizim sektörün başına gelen klasik sorunlardır bunlar; bel fıtığı, reflü, ayrılık...

Bel fıtığını anlayamadım!

- Oooo ortak sorundur. Çok ayakta durmaktan olur.

VALLAHİ DE BİLLAHİ DE ALDATMAM

“Gözden ırak gönülden ırak” diyorsun.
- Aynen öyle oldu. Mesela ben gittim, İzmir’de 3 ay film çektim.

Aldatır mısın sen?

- Aldatmam. Vallahi de billahi de tallahi de.

Çok yemin edenden korkacaksın...

- Gençliğimde, kanın manyak aktığı dönemlerde oluyordu tabii. Şimdi ise tek eşliyim.

Tekrar evlenecek misin?

- İstiyorum. Çocuk da istiyorum.

Kötü adamı oynamak mı hoşuna gidiyor, komik adamı oynamak mı?

- Her ikisi de. Önemli olan senaryo. İyiyse, hepsi hoşuma gidiyor.

Son filmden bahsedelim...
- Bir romantik komedi çektik “Aşk Olsun” diye. Kadroda Sedef Avcı, Kenan Ece ve Selen Seyven var. Bence fena olmadı.

Nasıl bir karakteri oynuyorsun filmde?

- Küskünleri barıştıran, bekarları evlendiren bir tip. Aşk ve kadınlar üzerine kitaplar yazıyor, sonra aşkı bulunca bakıyor ki aşka dair hiçbir şey bildiği yok, boşluğa düşüyor. Güzel bir hikâye. 10 Nisan’da vizyonda.

“Bazıları Sıcak Sever”de Tony Curtis’in oynadığı rolü üstlendin. Kadın kılığına giriyorsun oyunda. Zor muymuş kadın olmak?

- Çok zor. O topuklu ayakkabılar, o makyaj, sutyen... Hayatınız kâbus sizin. (Gülüyor) Güçlü bir orkestrası, güçlü bir koreografisi var oyunun. Murat Kodallı, bütün orkestrasyonu yapıyor. İyi bir kadro var; Şebnem Sönmez, Zeki Alasya, Özge Borak, Ozan Çobanoğlu ve ben. İyi bir şey olması için bütün profesyonelleri bir araya topladık. Yücel Erten yönetmenliğini yapıyor. Efsane, daha ne olsun?

Kadınların hayatı kabus

BU ÜLKENİN ERKEKLERİ ABAZA

Özgecan cinayeti ve kadına şiddet gündemde. Sen neler söyleyeceksin bu konuda?
İlker Aksum: Tek şey söylüyorum: İdam. Kadın ölüm oranları en yüksek ülkelerden biri haline geldik. Bunu açıklamak mümkün değil. Kadın bütün dünyayı otostopla geçiyor, Türkiye’de öldürülüyor. Bu, incelenmesi gereken bir durum. Cezaların çok daha sertleşmesi lazım.

Nedir bunun nedeni sence?

İlker Aksum: Toplum olarak cinsellikle ilgili hiçbir bilgimiz yok. Birçoğumuzun ağzında vardır “Bu ülkenin erkekleri abazadır” diye, evet doğru. Ama bunun bir nedeni var. Çünkü “yok”. Ben Doğu ve Güneydoğu’da çok çekim yaptım, gerçekten oralarda bakışmak bile yok. Bunların hepsinin eğitimle alakalı olduğunu düşünüyorum.

Özge, sen Özgecan cinayetiyle ilgili neler söylemek istersin?
Özge Borak:
Ne diyeyim? Annesinin kurduğu cümlelerden mi konuşsam, durumun vahametinden mi, bu işi yapan kişinin söylediklerinden mi... Hepsi birbirinden beter. Yasak suç doğurur, bu her konuda geçerli. Bir şeyi yasaklarsan merak uyandırır. Bu suçun masum cesedi, kadınlar oluyor her zaman.

Özge Borak: Zeki adamı komik adama tercih ederim

Özge seni ilk kez sarışın görüyorum. Nasılmış sarışın olmak?
- Valla ben çocukken sapsarıydım, bakma şimdi böyle olduğuma. Şimdi şakağımdaki beyazların dışında saçımın hiçbir yerinde boya yok.

Çocukken sarışınsan kökler karışık demek ki?

- Babaannemler Giritli, oradan geliyor sarışınlık. Bir rivayete göre babamın dedeleri ‘ak Arap’mış. Anneannemin iddiasına göre, yedi göbek İstanbullular. Annemin babası da Sinop-Ayancıklı.

Sen nereli hissediyorsun kendini?

- Ben dünya insanıyım. Ortadayım yani.

Sanatçı bir aileden geliyorsun. Genelde ailede tek bir sanatçı olur, sizde herkes sanatçı.

- Tabii, hepsi Devlet Opera Balesi’nde; annem, babam, abim. Abim baş dansçı. Ben de çocukken balerin olmayı çok istiyordum.

Neden olmadın?

- AKM’de çocuklara açılmış bir kurs vardı. 8 yaşından itibaren alıyorlardı, ben 7 yaşındaydım almadılar. Sonra Şehir Tiyatrosu’na girdim, çocuk eğitim biriminin sınavını kazandım. Ondan sonra hep tiyatro oldu hayatımda.

Ve şimdi babanla aynı sahnedesin. Hiç hayal eder miydin?

- Babam koreograf olduğundan bir ayağı hep tiyatrodaydı. Son birkaç yıldır oyunculuk yapmak için de sahneye çıkmaya başladı. Bu oyunda da beraberiz, koreografisini de yine babam yapıyor. Baba-kız çalışmak, acayip güzel bir duygu.

BEKAR HAYATIMDAN MEMNUNUM


“Agresyonum tamdır” demişsin. Neye sinirlenirsin?

- Beni en çok adaletsizlikler sinirlendiriyor. İşin enteresanı, bana yapılan değil, yanımdakine, eşime, dostuma yapılan adaletsizlikler... Bana bir şey söylense sesimi çıkarmam ama onlara bir şey olunca gerçekten çok sinirleniyorum. Özellikle set ortamlarında...

Sette en çok neye takıyorsun?

- Mesela yemek sadece oyunculara gelirse asla elimi sürmem. Çok sinirlenirim. Sadece biz çalışmıyoruz ki orada.

Güzel agresyonlar bunlar. Biraz erkeklerden bahsedelim. Komik adamları mı seviyorsun, zeki adamları mı? Hangisi daha çok çekiyor seni?

- Zeki adamları. Zeka daha önemli.

Bekarlık sultanlık mı? Nasıl, mutlu musun?

- Kişiye göre değişir, valla ben memnunum şu anki hayatımdan.

Çok arkadaşın var mı?

- Çok arkadaşım, az dostum var.

Kariyerinde dönüm noktası olarak gördüğün projeler hangileri?

- Şehir Tiyatroları’ndaki “Kabare” oyunu. Arkadaşım Senem, kulakları çınlasın, oyuna başlamıştı. Hamile kalınca yerine ben geçtim. Onun sayesinde çocukluk hayalimi yerine getirdim, ilk kez bir müzikalde oynamış oldum. Televizyonda “Ihlamurlar Altında”yla başladı her şey, öyle devam etti. Sinemada ise “Eyyvah Eyvah” serisinde oynadım.

Şimdi yeni bir sinema filmiyle gündemdesin...

- Evet, 13 Mart’ta vizyona girecek “Bana Adını Sor”. Bir aşçıyı oynadım ben. İnsanın içine dokunan bir film olduğunu düşünüyorum.

Başarıyı nasıl tanımlıyorsun, nasıl ölçüyorsun?

- Ben başarı karşısında ağlıyorum. Çok duygulanıyorum. Muhtemelen takdirle gıpta arasında bir şey.

Kendinde nasıl ölçüyorsun başarıyı?

- Ben hırslı bir insanımdır ama kimseye zarar vermez hırsım. Mottom da “denge”dir. Her şeyden biraz olması gerektiğine inanırım. Tabii ki güzel şeyler olduğu kadar kötü şeyler de var ama onlara da ihtiyaç oluyor bazen.

“Bazıları Sıcak Sever”de Marilyn Monroe’nun da canlandırdığı rolü oynayacaksın. Marilyn Monroe’yla ilgili ne düşünüyorsun?

- Çok zeki ve çok duygusal olduğunu düşünüyorum. Kaprisleri bence tamamen özgüven sıkıntısıyla alakalı.

Sen kaprisli misindir?

- Kaprisli olduğumu düşünmüyorum ama bu soruyu başkasına sormak lazım tabii. Kolay bir insanım galiba ben. “Hallederiz” derim genelde.

Seni “Beyaz Show”da izlemiştim, gerçekten çok güzel şarkı söylüyorsun. Eskiden söylüyor muydun, o hazırlanılmış bir performans mıydı?
- “Bir şarkı söylesene” diye ortaya çıkmış bir şeydi o. Bir gün önce buluştuk orkestrayla, şarkının tonuna baktık beraber. Öyle çıktı.

İster misin o yönde bir kariyer?

- Öyle bir derdim yok ama hiçbir zaman büyük konuşmam.

KÖPEKBALIĞI FOBİM VARDI DALGIÇ OLDUM

Özge Borak: Fobilerimin üzerine giderim. Köpekbalığı fobim vardı mesela, dalgıç oldum. En son büyük beyaz köpekbalığıyla kafes dalışı yaptım. O zaman ölmüştüm korkudan ama artık korkmuyorum.

X

Belediyelerde son durum

Sokak hayvanlarının refahına duyarlı belediyelere ve başkanlarına teşekkür ederek başlayayım yazıya.


Uzun bayram tatilinde barınaklarında ve rehabilitasyon merkezlerinde yeterli personel bulunduran, bu bilgiyi bizimle paylaşan ve paylaşmayan belediyelerle ilgili yazımın ilk bölümünü salı günü burada yayınlamıştım.
Çağrımıza cevap veren ve vermeyen belediyelerle ilgili bilgileri aktarmaya devam ediyorum.
Bu arada herkesten ricam, bağlı oldukları belediyelerin barınaklarını arayarak ya da ziyaret ederek kafeslerdeki canların bakımlarının yapıldığına, mama ve su ihtiyaçlarının giderildiğine emin olmaları.

İşte HAÇİKO belediye listesinin devamı...
Antalya Büyükşehir Belediyesi: 

Yazının Devamını Oku

Belediyeleri aradık işte sonuçlar

Bayramlar, barınaklardaki hayvanlar için diğer günlerde olduğundan çok daha zorlu bir yaşam mücadelesi anlamına geliyor. 


Bu uzun tatil onlar için bayram değil açlık, susuzluk, bakımsızlık oluyor.
Biz de HAÇİKO Derneği olarak bayramlarda ve uzun tatillerde belediyelerden barınak personelleri, veteriner hekimler ve teknisyenlerden kaçının nöbetçi kalacağını, veterinerlik, besleme ve bakım hizmetlerinin devam edip etmeyeceğini sorguluyor, kamu baskısı oluşturmaya çalışıyoruz.
İl temsilcilerimiz bulundukları yerdeki barınakları, biz ise İstanbul’daki belediyeleri arıyor, mail atıyoruz, sosyal medyadan yazıyoruz.
Ben bugünkü yazımda cevap aldığımız belediyeler ve aldıkları, alamadıkları önlemleri sıralayacağım.
Bugünkü listede olmayıp, tatildeki önlemlerini, nöbetçi personel sayılarını söylemek isteyen belediyeler omurgedik@gmail.com adresine yazabilir.
Perşembe günü de onları yazmış olurum.

Yazının Devamını Oku

Yol hipnozuna dikkat!

Tatil göçü başlıyor. Ve bu kez pandeminin de etkisiyle arabayla seyahat edeceklerin sayısı, önceki yıllara göre daha fazla. Dileğim trafik kazalarının hiç olmaması. Ama rakamlar bunun pek mümkün olmadığını gösteriyor.

Çok uzağa gitmeyelim, geçen yıl toplam 983 bin 808 trafik kazası meydana geldi. Bunların 150 bin 275’i maalesef ölümlü, yaralanmalı kazalar.
Büyük şehirlerden tatil beldelerine ya da memleketlerine doğru yola çıkacakların akıllarında tutması gereken bir gerçek var:
Yol hipnozu.
Yol hipnozu, çoğu sürücünün bilmediği ve farkında olmadığı bir fiziksel durum.
Kontağı çevirip gaza bastıktan 2.5 saat sonra yol hipnozu başlıyor.
Gözlerinizin açık olması bir şey fark ettirmiyor o andan itibaren.
Gözün gördüğünü beyin kaydetmiyor, analiz de edemiyor. Yol hipnozunun neden olduğu kazaların başında yol kenarında duran araca veya önde giden TIR’a arkadan çarpma geliyor.

Yazının Devamını Oku

Güle güle Oğlum

Onu görür görmez Oğlum adını boşuna koymamışız.

12 yıllık yolculuğumuzda evlat oldu, arkadaş oldu, dost oldu, sırdaş oldu.

Bu dünyada melek kimdi derseniz oydu işte.

1 yıl önce yakalandığı kanserle, ameliyatlarla, kemoterapi ile mücadele ederken hep güçlü durdu.

Veteriner hekimleri Murat Özhavala ve Ateş Barut abilerine, bizlere ameliyatlarında ve sonrasında hiç zorluk çıkarmadı.

Çok agresif bir kanser türü olan hemanjiosarkomla sağlam bir mücadele verdi.

Hemanjiosarkom kan damarı kaynaklı tümörlerin kötü olanlarına verilen isim.

Önce dalağı kanadı Oğlum’un.

Yazının Devamını Oku

Bir yasa hikayesi

6 Temmuz 2021’de Ankara’da, TBMM’deki Hayvan Hakları Yasa Tasarısı toplantısına, diğer pek çok STK ile birlikte HAÇİKO kurucu başkanı olarak ben de katıldım.

20 Şubat 2011’de, Dolmabahçe’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yine hayvan hakları için buluşmamızın üzerinden 10 yıldan fazla bir zaman geçmiş.

10 yıl içinde Hayvan Hakları Yasası’nın değiştirilmesi gerektiği hep konuşuldu. Ankara’yı kapı komşusu yaptık.

Ve artık sona doğru iyice yaklaştık.

Ama çekincelerimiz var!

Kırmızı çizgilerimiz var!

Kendi çıkarımız için değil, dünyayı paylaştığımız, hatta paylaşırken haklarından bolca çaldığımız canlılar adına bu ‘ama’lar. Ben bu yazıyı yazarken görüşmeler henüz bitmemişti.

Yasa tartışmalarla, çekişmelerle birlikte son haline doğru ilerlemeye devam ediyordu.

Meclise oylamaya gidecek yasa tasarısını şekillendirip, altına imza atacak ve oylamaya katılacak milletvekillerimizden tek ricam, her şeyi bir kenara bırakıp, bu tarihe not düşecek yasada insanlığa,

Yazının Devamını Oku

Sonunda uçağa bindim

Ayda en az 8-10, bazen 15 kez uçağa binen biriyken pandemi nedeniyle karaya vurmuştum.


Geçen yaz Bodrum, Çeşme konserlerime hep arabayla gittim.
Abarttım, Gaziantep’e de arabayla gittim bu kış.
Geçen hafta Bodrum’a yine arabayla gitmeyi tercih ettim.
Ama bir yere kadar, ben de pes ettim sonunda ve cumartesi günü İstanbul Havalimanı’nın yolunu tuttum.
Neredeyse 1.5 yıl sonra ilk kez uçağa bindim.
Özlemiş miyim?

Yazının Devamını Oku

Maskeler bizden

Türk markalarının dünyaya damga vurduğunu görünce öyle seviniyor, öyle gururlanıyorum ki...

Bu haberi görünce de gözlerim ışıldadı, dudağımda bir gülümseme beliriverdi.

Kanada’dan sonra Amerikan hükümeti de yüzlerce maske üreticisi arasından en güvenilir maskenin bir Türk markasına ait olduğuna karar verdi.

TT, bildiğimiz bir marka. GS Mağazacılık Yönetim Kurulu’nda da bulunan Tarhan Telli’nin TT Motors ile başlayan serüveni, TT Medikal markasıyla devam etti.

Ve en güvenilir maske ile dünya çapında tanınır oldu.

Amerika siparişi verdi bile. Artık hastanelerde ve askeri tesislerde yüzde 99 filtrasyona sahip TT Medikal maskeleri kullanılacak.

Aşıyı bir Türk bulmuştu, en güvenilir maske markası olarak da yine Türkiye’den bir firma seçildi.

İstersek yapıyoruz gerçekten de...

Delta var Delta!

Yazının Devamını Oku

Korona aşısını bulan bir veteriner hekim

Herkes kendi aşısını yaparken biz neredeyiz diyorduk ki, güzel haber geldi.

Faz çalışmalarında başarıyla 3’üncü safhaya geçen aşının adı, Turkovac olarak duyuruldu.

1998 yılından beri aşı üretmeyen Türkiye’nin ilk korona aşısını bulan kişinin kim olduğuyla ilgili bilgi ise beni havalara uçurdu, çok sevindirdi ve hayli gururlandırdı.

Sevgili Murat Özhavala’yla sohbet ederken öğrendim, yerli aşıyı bulan Prof. Dr. Aykut Özdarendeli bir veteriner hekim.

Veterinerlik Fakültesi’nden mezun olduktan sonra doktorasını viroloji üzerine yapmış. ABD’de ise 3 yıl sadece koronavirüs üzerine çalışmış.

25 yıldır viroloji üzerine çalışmalar yapan, yerli aşıyı bularak yüz akımız olan virolog Özdarendeli’nin aynı zamanda veteriner hekim olmasından yola çıkarak birkaç sitemimi de dile getirmek isterim.

“Şuram ağrıyor, buramda sancı var, midem bulanıyor, başım dönüyor, gözlerim az görüyor” vs. diyemeyen, hastalıklarını anlatamayan dilsiz dostlarımızın dertlerini anlayıp, çare olmak için canla başla çalışan veteriner hekimler ne yazık ki hak ettikleri değeri göremiyor.

Bir kere “Sağlıkta Şiddet” yasa düzenlemesine dahil edilmediler. Hasta sahipleri tarafından saldırıya uğrayan pek çok veteriner hekim varken bu yasada yok sayılmaları kabul edilir gibi değil. 

Benzer bir yanlış korona aşısı hakkında da yapıldı.

Yazının Devamını Oku

Aşı olalım

Şener Şen’in “Sinemalarda, konserlerde, tiyatrolarda yeniden buluşmamız için... Ve normal hayatımıza geri dönmemiz için siz de mutlaka aşınızı yaptırın” dediği Sağlık Bakanlığı videosunu izlemişsinizdir.


Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da sosyal medyasından paylaştı bu videoyu. Şener Şen’e hayranlığım bir kez daha arttı. Aşılanmanın hem kendimiz, hem yakın çevremiz hem de tüm dünya için önemli ve gerekli olduğunu ne kadar çok kişi söyler, gösterir ve anlatırsa bu pandemiden işte o zaman hep birlikte kurtulacağız.
Aşı karşıtlarını, aşılanmaya şüpheyle yaklaşanları hep birlikte aşıya doğru döndürmeliyiz.
Bu konuda takipçilerini, hayranlarını, onları sevenleri ikna etmeye çalışan, örnek olan bütün tanınmış kişiler hem ülke hem dünya sağlığı için en doğru olanı yapıyorlar.
Hayata, normale, sinemalara, konserlere, tiyatrolara ağzımızın tadıyla dönebilmek için herkesin aşı olması şart.

Korona günlüğü

◊ Polonya, bulaşıcılığı yüksek Delta varyantının yoğun olarak görülmeye başladığı İngiltere’den gelen aşısız yolcuların tamamına 7 gün karantina uygulama kararı aldı. Yolcular uçağa binmeden önce testleri negatif çıksa bile 1 hafta karantinada kalacak ve o 1 haftanın sonunda ikinci kez PCR testi yaptırmadan sokağa çıkamayacaklar.

Yazının Devamını Oku

Bodrum’a kadın başkan adayı

Onu nasıl anlatırsın deseler, ilk olarak “dürüst ve azimli” derim.

Ki bence bir yönetici, bir başkan için en önemli özellikler bunlar.

BODER (Bodrum Turistik Otelciler İşletmeciler ve Yatırımcılar Derneği) başkan adayı Itır Köylü’nün beni çok mutlu eden bir başka sıfatı da kadın olması tabii.

Hem de aileden turizmci, gencecik, pırıl pırıl bir kadın.

Yarınki seçim öncesinde kendisiyle Bodrum’da, yeni açılan Door’a Otel’de buluştuk, sohbet ettik.

Planlarını, yol haritasını anlattı.

Bodrum için koyduğu hedeflere ulaşmak amacıyla ekibiyle birlikte canla başla çalışırken kimseyi kırmayacağına, haksızlık yapmadan ilerleyeceğine hiç şüphem kalmadı.

Sağlam, çok değerli isimlerden oluşan bir yönetim kurulu ile birlikte Itır.

Yazının Devamını Oku

Konserler nasıl başlar?

Aşılanma hızlandı, önümüzdeki ay açık alanlarda güvenli bir şekilde konserlerimizi yapmaya başlayacağız gibi görünüyor.

Canlı müzik mekanlarına ve müzisyenlere rehber olacak çalışma da yayınlandı.
Ses Konuşma ve Yutma Bozuklukları Derneği ile Profesyonel Ses Derneği Çalışma Grubu tarafından hazırlanan pandemi sürecinde sahneye dönüş standartları raporundan bölümleri zaman zaman paylaşacağım.
Bugün konuşma, telefonla konuşma, bağırma, şarkı söyleme arasındaki farklardan ve sosyal mesafenin öneminden bahsedeyim.
Rapora göre konuşma sırasında üretilen küçük damlacık miktarı, sesin şiddetiyle doğrudan ilişkili.
Konuşmanın düşük veya yüksek ses şiddetinde yapılmasına göre saniyede yaklaşık 1 ila 50 arasında değişen sayıda partikül (0,06 ila 3 parçacık/ cm3) üretilmekte, ses şiddeti arttıkça damlacık oluşum hızı da artmakta. 
Aynı ortamda aynı kişi tarafından yapılan konuşmanın, yüksek ses şiddetinde yapılması durumunda, yaklaşık 10 kat daha fazla damlacık üretimine neden olduğu rapor edilmiş.
Dolayısıyla telefonda konuşulması, yüksek sesle veya bağırarak konuşulması gibi faaliyetlerin yapılması, daha fazla damlacık ve bulaşa neden oluyor.

Yazının Devamını Oku

Uykusuzluk virüsü

İnsanlığın başına daha ne gibi felaketler gelebilir?

Koronadan başka yani?

Senaristlerin hayal gücü bu konuda sınır tanımıyor.

Özellikle korona ve pandemi sonrası izleyicinin bu türe olan ilgisinin de artmasıyla farklı filmler izleme imkanı buluyoruz.

Dijital platformda yayınlanan “Awake” mesela. 

Tam bir felaket filmi.

Adından anlaşılacağı üzere konu uyanıklık hali üzerinden ilerliyor. Bir küresel felaketin ardından tüm elektronik cihazlar devre dışı kalıyor.

Yaşananlar sonucu insanlar uykuya dalamaz hale geliyor.

Uykusuzluk çeken bilir bunun ne demek olduğunu.

Yazının Devamını Oku

Sağlığa bir Türk damgası daha

Pandemi döneminde bilimin insanlık için ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunu bilenler çok daha iyi anladı, bilmeyenlerimiz de öğrenmiş oldu.

Bir pandemiden bilim ve bilimin ürünü olan aşılar sayesinde kurtulmak üzereyiz.
Yeni buluşlarda Türk insanının, Türk markalarının adının geçmesi de hepimizi ayrıca gururlandırıyor.
İşte bu nedenle sağlık sanayisinde pek çok yeniliğe imza atan, patentli buluşlarıyla birçok hastalığın tedavi sistemini geliştiren RD Global–INVAMED benim için ayrı bir yerde durmakta.
Tek olmadığımı Kıraç’ın marşıyla karşılaşınca anladım.
Kıraç, bilim insanlarına, inovatif çalışmaları ile dünya sağlığına değerli katkıları için teşekkür amacıyla “Önce İnsan, Önce Can” adlı marşı yaptı. “Sağlık ve bilim adına şükranla #Rdglobal #invamed’e hediyemdir” tweet’i ile paylaştı ve şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Raşit Dinç’i de etiketledi.
Bu noktada biraz RD Global’den bahsedeyim.
Özellikle kalp damar cerrahisi, girişimsel nöroradyoloji alanlarında tıbbi cihaz devlerinden biri RD Global-INVAMED.

Yazının Devamını Oku

Sizin de nomofobiniz var

Pandemi döneminde kendimizden çok sosyal medyayla kaldığımız bir gerçek.

Sosyal medyaya gömüldüğümüz desek daha bile doğru olur.

Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan araştırma geçen ay açıklanmış; günümüzün yüzde 33’ünü internette, yüzde 12’sini ise sosyal medyada geçirdiğimizi ortaya çıkarmıştı.

Geriye de pek vakit kalmıyor zaten.

Artık iş, güç, sevdiklerimizle vakit geçirme, kitap okuma, spor yapma falan nerede derseniz bilemiyorum!

Yemek yemeyi saymıyorum bile, çünkü o telefon, sofrada da ellerden düşmüyor. Bu durumun sonucu yalnızlık, izolasyon, mutsuzluk, depresyon, kaygı vs... Ve tüm bunlara nomofobi de eklenmiş durumda.

Nomofobinin kelime anlamını bilmeyenleriniz vardır belki ama bu hastalığa sizin de yakalandığınıza dair iddiaya girerim.

Çağın fobisi olarak adlandırılan nomofobi, “no mobile phobia”dan türetilmiş bir kelime.

Telefondan uzak kalma, telefona ulaşamama fobisi

Yazının Devamını Oku

Fark yaratanlar

Bir kişi eğer ister, inanır ve çalışırsa çok büyük fark yaratabilir.


Ve o bir kişiye değer ve destek verilirse, bir kişiler çoğalır, toplum iyileşir, dünya güzelleşir.
İşte bu nedenle Sabancı Vakfı Fark Yaratanları’nı çok önemsiyorum.
Sabancı Vakfı, 2009’dan bu yana, yani 12 yıldır Türkiye’nin fark yaratanlarını seçiyor.
İlk yıllarda “Sonraki yıllar için başvuran bulabilir misiniz acaba” diyenler olmuştu.
Tam tersine ilgi arttı, katılım çoğalarak büyüdü.
Güler Sabancı açıkladı, bu yıl 4 binden fazla kişi başvurmuş.

Yazının Devamını Oku

Friends Reunion

Bugüne dek gördüğün en eğlenceli arkadaş grubu hangisi? sorusuna sanırım hepimizin ortak bir cevabı olabilir: “Friends”.

Yıllarımız geçti kahkahalarıyla, kavgalarıyla, kıskançlıklarıyla, küslükleriyle, ayrılmaları, kavuşmaları ama bir şekilde hep tatlıya bağlamalarıyla.

En yalnız, en berbat hissettiğimiz zamanlarda arkadaşlık ettiler bize.

Rachel, Monica, Phoebe, Ross, Chandler, Joey...

Favorilerim hep Joey ve Phoebe olmuştu, hâlâ da öyle sanırım.

Ve 17 yıl aradan sonra “Friends Reunion” geldi işte.

Konsept çok başarılı; okuma provaları, anılar, geriye dönüşler, röportajlar, setin yeniden canlandırılması, misafir oyuncular, talk show formatı...

Bir araya gelme fikrinin hakkını sonuna kadar vermişler.

Konseptin güzelliğini bir kenara bırakırsak tabii ki en çok oyuncuların

Yazının Devamını Oku

Hayvan besleyeni evden atabilirler mi?

Kedimiz, köpeğimiz var diye bizi evimizden çıkarmak, siteden atmak istiyorlar.”


İşte bana ve HAÇİKO’ya gelen en sık sorulardan, sorunlardan bir tanesi.
Avukatlarımızdan, aynı zamanda yönetim kurulu üyemiz de olan Av. Serdar Uluç’un hazırladığı hukuki çözüm metnini aynen paylaşıyorum.
Burada öncelikle yönetim planına bakılmalıdır.
Yönetim planında yasaklanmadıkça daire içerisinde evcil hayvan beslenebilir.
Buna rağmen yönetim planında evcil hayvan bakılması yasak olsa dahi, bu yasağın yok hükmünde olduğuna dair mahkeme kararı da mevcuttur. (İstanbul Anadolu 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/1073 Es. 01.03.2013 tarih ve 2013/251 sayılı kararı, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 2014/6465 E. 2014/12547 K. 11.09.2014 tarihli ilamını inceleyebilirsiniz.)
Yönetim planında yasak olmaması durumunda ise 5199 sayılı Hayvan Koruma Kanunu’nun 5. maddesine göre hayvan sahipleri, sahip oldukları hayvanlardan kaynaklanan çevre kirliliğini ve insanlara verilebilecek zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirleri almakla yükümlüdür. 

Yazının Devamını Oku

Korona çocuklar için dev risk

Parklarda bahçelerde maskeli çocukları görünce çok üzülüyorum.

Ama takmayanları da uyarıyorum. Çünkü çok yakın temastalar, mesafeye oyun oynarken pek dikkat etmiyorlar. Böyle bir dönemde hiç kuşkusuz ne çocuk olmak kolay ne de ebeveyn.

Ama biraz daha sabır. En azından aşı yaygın bir   şekilde uygulanmaya başlayana ve pandemi hafifleyene kadar dikkat etmeye devam etmek şart.

Çocukların korona riskinin az olmadığıyla ilgili bilgiler de artıyor üstelik.

Korona çocuklarda hafif geçiyor diye biliyorduk.

En azından onlarda yetişkinler kadar tehlikeli değildi sanıyorduk.

Ama yurtdışından gelen bilgiler maalesef aksini söylüyor.

Brezilyalı doktorların açıklamalarına göre ciddi eklem ağrıları, ishal, öksürük, mide ağrısı çocuklarda görülen korona belirtileri arasında.

Brezilya’da 15 Nisan verilerine göre bugüne dek

Yazının Devamını Oku

4 bin adım atarız artık

Pandemide kapanmada hayatımızı yemek üzerine kurduk. Tek eğlencemiz o gün ne yiyeceğimiz ile ilgili oldu. E kilolar da geldi tabii.


Spor derseniz, pandeminin başındaki azim, istek yok.
Kendimizi kandırmak ve harekete geçmek için neden bulamıyoruz.
İşte tam da bu anda, tamamen salmaya meyilliyken gelen “günde 10 bin adım atmaya gerek yok, 4 bin adım da yeterli” müjdesi beni yeniden gaza getirdi.
10 bine ulaşamıyor ve kendimi başarısız hissediyordum.
Şimdi yürüyüşlere yeniden başlıyorum. 4 bini adımı geçtiğim günler de olacaktır, o zaman da madalya takarım kendime.
Attığım adımlar tabii ki Help Steps üzerinden HAÇİKO’ya, sokak hayvanlarına mama ve tedavi olarak gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Şampiyon Beşiktaş

Erkekler de ağlar hem de nasıl ağlar.

Şampiyonluk son maça kalınca, son dakikalarda nefesler tutulup, sinirler iyice gerilince öyle bir boşalma olur ki herkes ağladı, hepimiz ağladık.

Benimki sinir boşalması ve sevinçle karışık gözyaşlarıydı.

E kolay gelmedi bu şampiyonluk.

Sezon başında ‘bu kadro ilk 5’e zor girer’ dediler.

Aboubakar sakatlanıp, ligden düşünce, ‘takımın yarısı gitti, bundan sonra Beşiktaş’tan hayır gelmez’ dediler.

Rakiplerin ikinci takımı çıkaracak yedekleri varken, bizim yedek kulübemiz sakatlıklardan sonra iyice zayıfladı.

Ve bu kısıtlı imkanlara rağmen sahadaki müthiş 11’le, Rosier ile güç bulan ve ligin en değerli oyuncusu olduğunu düşündüğüm Ghezzal ve Sergen Hoca’nın büyük katkılarıyla, inanarak, savaşarak, mücadele ederek geldi bu şampiyonluk.

Mayıs başında Beşiktaş Kadın Futbol Takımı’nın şampiyonluğu ile sevinmiştik.

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI