GeriÖmür GEDİK İTÜ mezuniyet töreni
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İTÜ mezuniyet töreni

İTÜ birincisi Hüseyin Umutcan Ay’ın konuşmasını yaparken onu izleyen arkadaşlarının kamera onları gösterdiğinde el sallamaları, gülücükler atmaları sosyal medyada hayli konuşuldu, bolca da eleştirildi.

İTÜ birincisi kadına şiddet, eşitsizlikten, gençlerin sorunlarından bahsederken arkadaşlarının kamera gördüğünde başka bir dünyadaymış gibi davranmaları yerden yere vuruldu.
Bu nasıl gençlikmiş, sorunlar umurlarında değilmiş, tek dertleri kameraya el sallamakmış, falan filan.
Durun arkadaşlar, siz hiç genç olmadınız mı?
Mezuniyet gününüzü hatırlayın.
Ruh halinizi, heyecanınızı, arkadaşlarınıza, okula veda ediyor oluşunuzu.
Kendinizi bir seminer ciddiyetinde hissetmenize imkan var mı?
İTÜ ülkemize pırıl pırıl gençler kazandıran ve kazandırmaya devam edecek bir üniversite.
Bu gençleri hayata atıldıkları gün bu kadar eleştirip, mutsuz etmeye hakkımız yok.
Sorunlara duyarsız olduklarını sanmıyorum, eleştirilen görüntüleri mezuniyet günü heyecanına verip, güzel bir gelecek diliyorum hepsine.
O videoda kameraya el sallayan gençlerin çoğunun ileride Hüseyin Umutcan Ay’ın konuşmasında bahsettiği sorunlara karşı savaşacaklarına, ülkeye, dünyaya, hayvana, doğaya faydalı işler yapacaklarına da hiç şüphem yok.

Bu hikayeyi Türkçe hayal edemedim

Dünya prömiyerini Harlem Uluslararası Film Festivali’nde yapan ve festivalden ‘En İyi Yabancı Film’ ödülü ile dönen “Akis” (Reflection), Türkiye’deki ilk gösterimini bu gece Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali kapsamında yapacak.
Farklı milletlerden insanların hikayelerini bir araya getiren film, Mehmet Kala’nın hikayesinden yola çıkılarak İlker Savaşkurt tarafından sinemaya aktarıldı.
Selçuk Yöntem, Taro Emir Tekin, Yasemin Szawlowskş, Ali Süreyya Tuncer, İbrahim Aköz, Elit Andaç Çam ve Avrupalı oyuncuların rol aldığı filmin en belirgin özelliklerinden biri İngilizce çekilmiş olması.
7 ölümcül günaha göndermeler yapan “Akis”le ilgili olarak yönetmen İlker Savaşkurt’la görüştüm.
◊ “Akis” neden İngilizce çekildi?
- İstanbul’da geçse de hikaye bir otelde geçiyor ve evrensel bir konuyu işliyor. Otelde de haliyle yabancılar oluyor. Bu hikayeyi Türkçe hayal edemedim. İngilizce çekilmesi ritmini değiştirdi, Türkçe olsa daha yavaş olurdu herhalde. Uluslararası örneklerinde de sıkça rastladığımız gibi Türk oyuncuların İngilizce oynaması fikri de bizi heyecanlandırdı. Bunu da sinemamız için bir ilerleme olarak görüyoruz.
◊ Pandeminin sinema üzerindeki etkisi nasıl oldu ve olacak?
- Afetler, pandemiler en çok sanatı ve kollarını etkiliyor. Ama bu durumlar insanların ana ihtiyaçlarını değiştirmiyor. Bu ihtiyaçlar geri gelecektir. İnsanlar kapalı kaldıktan sonra kendilerine soru sormaya vakit buldular. Sinemanın pandemiden sonra büyük bir yükselişe geçeceğine inanıyorum. Altın çağını yaşayacaktır.
◊ Bu bir gişe mi yoksa festival filmi mi?
- Ben film yapmaya karar verdiğimde aklımdan böyle bir ayrım geçmiyor açıkçası. “Ben şu anda bir festival filmi ya da gişe filmi yapıyorum” diye düşünmüyorum. Aslında bunun kararını verecek olanlar hangi mecrada gösterildiyse oranın izleyicileri, sinema otoriteleri ve meraklıları oluyor. İş bizden çıkıyor ve bir şekilde kategorize ediliyor. O yüzden de benim kendi filmlerim için böyle bir tanımlamam yok. Ukraynalı bir film yapımcısı bana, “Festival filmlerini diğerlerinden ayıran kurgudaki kesim sayısı” demişti. Festival filmleri daha yavaş oluyor. Gişe filmleri ise daha hızlı oluyor genelde. Ben konu itibarı ile festivallerin ilgisini çekecek bir film yaptığımı düşünüyorum. Ama kurgusu ile gişe filmi gibi de aslında. İkisinin ortasında.
◊ “Akis”in ana cümlesi nedir?
- Bu filmde izleyenler zamansız bir yerde geçen bir geceyi deneyimleyecekler. İllaki bir ana cümle istiyorsak belki bu bir ana soru olabilir diyeyim. Geçmişin izlerinden kurtulmak, günahlarımızdan kaçmak gerçekten mümkün mü?
◊ 7 günah deyince akla David Fincher’ın “Seven” filmi de geliyor. “Akis”le ortak noktaları var mı?
- “Akis” ile “Seven”ın dışarıdan ortak özellik olarak görülebilecek birçok öğesi aslında ortaklıklarından çok aralarındaki zıtlığı gösteriyor. “Seven” filminde insanlığın kalıplaşmış günahları ve bunların herhangi bir şekilde affedilemez olmasından yola çıkarılarak insanların cezalandırılması gerektiğini savunan bir antagonist varken, “Akis”te insanlığın daha kişisel günahlarının günlük hayatlarının birçok yönüne sirayet edebileceğini gösteren bir antagonist var.
Ayrıca “Akis”teki antagonist olan Saint Sodom karakteri ve belirli açılardan onun sağ kolu olan Ashu, insanları içlerine soktukları durumlar üzerinden bir seçim yapmaya zorluyor: ya kendi günahlarınızı kabul edip kendinizle yüzleşeceksiniz ya da bu günahlardan sıyrılma fırsatını kabul edeceksiniz.
Filmde de karakterler aldıkları kararlar üzerinden cezalandırılıyor ya da serbest bırakılıyorlar.
Bu açıdan iki filmin benzer özellikleri olabilir ama temel yapı taşlarının farklı olduğunu düşünüyorum.

X

İki güzel ruh: Emre ve Meera

Bizim dernek HAÇİKO, malumunuz sokak hayvanlarına yardım ediyor.

Kulakları küpeli, patileri tozlu, çamurlu, tüyleri bazen bakımsız ama gözlerinin içi sevgi dolu sokak köpeklerine ve kedilerine...
Evi, başını okşayacak bir eli olmayanlara, ormanda yaşam savaşı verenlere, barınaklarda kafesler ardında çaresiz sahiplenilmeyi bekleyenlere...
“Durum böyleyken senin bu kadar cins köpekle ne işin var” diye soranlar olacağı için baştan söyleyeyim: Bahsedeceğim etkinlikteki cins köpeklerin hepsi, sokaklardaki arkadaşlarına yardım için bizimleydiler.
Onlar için satılan çantaların gelirinin bir kısmı, sokak hayvanlarına tedavi ve mama olarak kullanılacak.
Şimdi geleyim sevgili Selin Bozkurt sayesinde bir araya geldiğim Emre Ertürk’e.
Kendisi New York merkezli Emre New York kedi köpek çantalarının yaratıcısı.
Markayı ortağı Dalya Sulaiman ile birlikte lanse ediyorlar. Dalya da müthiş enerjisiyle, verdiğimiz davetin ev sahiplerindendi.

Yazının Devamını Oku

Sarılmayı özleyen ağaca sarılsın

Onur Baştürk’ün “yeni trend kucaklaşma” yazısını okurken gözlerim fal taşı gibi açıldı.

Ellerim falan da titremeye başlamış olabilir.
Trend uzmanları ya da markaların stratejicileri yeni dönemde en çok “kucaklaşma” temasını kullanacakmış!
Pandemiden sıkılan kitlelere yeniden kucaklaşma mesajı verilecekmiş!
Eyvahlar olsun...
Ben bu saatten sonra öpüşen, sarılan insanlara hayretle bakarım.
Pandemi endemiye evrilse de virüslerin insanları hasta etmeye devam edeceğini biliyoruz çünkü.
Aldığımız önlemlerle sadece korona değil gripten de korunduğumuzu öğrendik.

Yazının Devamını Oku

Örnek bir proje

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde Başakşehir Belediyesi Hayvan Hastanesi ve Geçici Bakım Evi’nin açılışına katıldım.


5 dönüm araziye kurulan merkezde ameliyathaneler, operasyon öncesi ve sonrası üniteleri, görüntüleme ünitesi ve yerden ısıtmalı bölmeler bulunuyor.
Kısa bir süre sonra içinde kanatlıların tedavisinin yapılacağı yeni binanın açılışı da gerçekleşecek.
HAÇİKO Derneği olarak en büyük hayalimiz, böyle merkezlerin tüm il ve ilçe belediyelerine yayılması.
Zaten Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu da açtıkları hastane ve bakım evinin örnek bir proje olduğunu ve amaçlarının bunu yaygınlaştırmak olduğunu söyledi.
Projede danışmanlık vermeye de hazırlar üstelik.
Bu yazıyı okuyan belediyelerin aklında olsun.

Yazının Devamını Oku

Yere çöp atmayın kuşlar ölüyor

Pervin Ersoy, çöplerini yerlere atanlara sosyal medya hesabından savaş açtı.

Her gün ama her gün aynı şeyi yazacağım; sokaklara çöp atamazsınız. Çöp kutusu bulamayınca çöpünü elinde taşıyanlar bu ülkenin aydınlık yüzüdür. Elindeki çöpü çöp kovasına atan kaç kişiyiz?” diye yazdı. O kadar haklı ki.

Bu çabasına sonuna kadar ben de destek veriyorum.

İnsan çöpe atacağı şeyi neden yere atar gerçekten de?

Dünyayı temizlemeye kendi kapımızın önünden başlamalıyız.

Normal olan, olması gereken yere çöp atmamak zaten.

Yere çöp atanlara keşke çok ağır cezalar gelse.

Ve keşke yere çöp atanı görenler kafasını çevirmese, uyarmadan geçmese.

Ve bir de

Yazının Devamını Oku

Canlı yayında göbek atan doktor

Seda Sayan’ın programına çıkıp eller havaya göbek atan Medikal Estetik Hekimi Damar Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Banu Küçükpolat sadece izleyenleri değil, tıp dünyasını da ikiye böldü.


Sanırım Seda bile beklemiyordu böyle bir dansı, kenara çekilip o da izlemeye başladı.
TV programlarına çıkan doktorların bu fırsatı, tanınmak ve PR için yaptığını, o dakikaları çok iyi değerlendirmek zorunda hissettiklerini biliyoruz.
Sosyal medyalarında da aynı şekilde davranıyorlar
ve fenomen olmak için türlü yöntemlere başvuruyorlar.
Hatta bazen oyuncu, şarkıcı ve fenomenlerden daha fazla çaba harcadıklarını görüyoruz.
Bunun kendi aralarında farklı açıklamaları var.

Yazının Devamını Oku

Hadi mektup yazıyoruz

Pandemide herkes teknolojiye gömüldü, her şeyimiz dijitale döndü diye düşünebilirsiniz.


Sevinerek yanıldığınızı söylemek zorundayım.
Tam tersine evlere, içimize kapandığımız bu dönemde geleneksele, nostaljik ve duygulara yakın olana dönüş gerçekleşti.
Plan International UK tarafından yapılan araştırmaya göre karantina döneminde her 5 İngiliz’den 2’si mektup yazmaya başlamış.
Mektup yazmak, kağıda kaleme sarılmak yeni dünyaya biraz uzak kavramlar, kabul ediyorum.
Yazı yazmayı umutmuşum gibi geliyor bana da... Bilgisayarda kısa sürede yazdığım bir paragrafı kağıda dökemeyecek gibi hissediyorum.
Ama tersi doğru.

Yazının Devamını Oku

Maske tak demeye korkar olduk

İşte en korktuğum şey, güvenlik görevlisi Şükrü Turan’ın başına geldi.


Maske takması konusunda uyardığı kişi tarafından saldırıya uğrayan Turan, kırılan gözlük camının batması sonucu gözünü kaybetti.
Kendinizi onun yerine koyun, ömür boyu bir gözü görmeyecek!
Bu haberin hemen ardından bir başkası da Almanya’dan geldi.
Almanya’da bir kişi, kendisini maske takmadığı için uyaran kasiyeri silahla vurarak öldürdü.
Bunları okurken aynı konu nedeniyle kaç badire atlattığımı düşündüm, aklım çıkıyordu.
Dayanamıyor ve kapalı alanda maskesiz gördüğüm herkesi ben de uyarıyorum çünkü.

Yazının Devamını Oku

Schumacher’e kavuştuk

Merakla beklenen, Michael Schumacher’in hayatı, kariyeri, geçirdiği elim kayak kazası ve sonrasını anlatan “Schumacher” adlı belgesel 15 Eylül’de Netflix’te gösterilmeye başladı.

Hemen ekran başına geçtik tabii.

Pek çoğumuz için Formula demek Schumacher demekti çünkü.

Müthiş bir kariyer, art arda gelen şampiyonluklar...

Ve sonra Fransız Alpleri’nde Maribel kayak merkezinde yaşanan o korkunç kayak kazası.

Haberi aldığım günü dün gibi hatırlıyorum.

Sonrasını biliyorsunuz zaten.

Kazada başından yaralanan usta pilot 8 yıldır komada ve yaşam mücadelesine devam ediyor.

Hem sevenleri hem de ailesi umudu kesmemiş olsa da tamamen geri dönmesine artık mucize olarak bakılıyor.

Yazının Devamını Oku

Site içinde hayvan beslemenize karışamazlar

Bu aralar ne yazık ki öyle çok karşılaşıyoruz ki bu soru ve sorunla:“Site içinde kedi ve köpekleri beslememe izin vermiyorlar, şikayet edeceklerini, hatta evden çıkaracaklarını söylüyorlar, ne yapmalıyım, haklarım nelerdir?”

HAÇİKO Derneği avukatlarından Serdar Uluç bu soruyu şöyle yanıtladı:
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 3. maddesinde hayvanların yaşama ortamı tanımlanmıştır.
Bu tanıma göre; bir hayvanın veya hayvan topluluğunun doğal olarak yaşadığı yer, yaşama ortamıdır.
Özel mülkiyet/kamusal alan ayrımı yapılmaksızın hayvanların içgüdüsel olarak bulunduğu, yaşamını sürdürdüğü her yer onların doğal yaşama ortamıdır.
Aynı kanunun 4. maddesinde hayvanların korunmasına ve rahat yaşamalarına ilişkin temel ilkeler düzenlenmiştir. Buna göre; bütün hayvanlar eşit doğar ve yaşama hakkına sahiptir.
Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.
Hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Yazının Devamını Oku

İşimiz ve kışımız zor

Beyoğlu’ndan Çiçek Pasajı’na doğru yürüdüm geçen gün.

Ve başka bir dünya olduğunu görmüş oldum.
Korunaksız, kalabalık, maskesiz, tekinsiz, vurdumduymaz.
10 kişiden 9’u maske takmıyor.
Kalabalıklar içinde kimi zaman omuz omuza yürümek zorunda kalıyorsunuz.
Mekanlar tıklım tıklım, masalar dip dibe, insanlar üst üste.
Restoranlara müşteri çekmek için maskesiz insanlar tükürüklerini havaya saçarak bağırıyorlar.
Kimi zaman yüzünüzü yüzünüze hem de.

Yazının Devamını Oku

Lady Diana ayakta alkışlandı

Kristen Stewart’ın Lady Diana’yı canlandırdığı “Spencer” filminin galası bu yıl 78’ncisi gerçekleşen Venedik Film Festivali’nde yapıldı.

Film bittiğinde Stewart’ın 3 dakika boyunca ayakta alkışlandığı görüntüleri izleyince beklentim de arttı tabii.

Bu yıl tam bir Diana yılı oldu aslında.

“The Crown” dizisinde Emma Corrin’in Diana’sını izledikten sonra Elizabeth Debicki ve şimdi de Kristan Stewart Diana rolüne büründü.

Mutsuz, depresif, ağlamaklı bakışlarıyla ünlü Kristan Stewart bu anlamda bu üçlü içinde role ve karaktere en yakışanı diyebilirim.

Fragmandan gördüğüm, gayet başarılı olduğu.

Yine aynı fragmandaki “Perfect Day” şarksının yorumuna da bayıldığımı söylemeden geçmeyeyim.

Spencer, Amerika’da 5 Kasım’da gösterime girecek.

Bizdeki vizyon tarihi ise henüz belli değil.

Yazının Devamını Oku

Ferhan Şensoy’un ardından

Pandemi döneminde, son birkaç yılda ne büyük kayıplar yaşadık.


Sanki bir dönem elimizin altından kayıp gitti.
Öksüz kaldık.
Daha Rasim Öztekin’in gidişinin şoku ve üzüntüsünü yaşarken şimdi de Ferhan Şensoy...
Şunu düşündüm; bu büyük ustalar gerek pandemi gerekse de kendi rahatsızlıkları nedeniyle sahnelerden uzak kaldıkları bu dönemde neler yaşadılar acaba?
Tiyatroyu, sahneyi, seyircileri özlediler mutlaka.
Kavuşacakları zamanı dört gözle beklediler.

Yazının Devamını Oku

Maske karşıtıydı koronadan öldü

Teksas’ta maske karşıtı gösterileri organize eden ekip lideri Caleb Wallace, koronadan öldü.

Wallace sadece maske değil, koronayla ilgili tüm önlemlerin, kapanmaların, medyanın aşı yayınlarının da karşısındaydı.

Tüm bunlara karşı çıkmak için The San Angelo Freedom Defenders adlı grubu ve The Freedom rallisini organize etmişti.

1 ay önce koronaya yakalandı.

Bu süre boyunca yoğun bakımda tedavi gördü, ancak hastalığı yenemedi.

Caleb Wallace sadece 30 yaşındaydı.

Üç çocuğu vardı ve eşi dördüncü çocuklarına hamileydi.

Ne denebilir ki...

Sonu çok acı.

Yazının Devamını Oku

Garip Bülbül, Neşet Ertaş

Neşet Ertaş’ın hayat hikayesinden Oscar’lık film çıkar mı?


Haberi alınca ilk aklıma gelen bu soru oldu.
Ve hemen “evet” dedim içimden.
Çıkar, hem de nasıl çıkar...
Bir kere filmin yapımcı koltuğunda çıktığı yıl Oscar aday adayımız olan “Ayla”, gişe rekortmeni “Müslüm”, “Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu” gibi filmlere imza atan Mustafa Uslu oturuyor.
Ve tabii yönetmen koltuğunda usta sinemacı Ömer Faruk Sorak var.
UNESCO’nun Yaşayan İnsan Hazineleri listesinde bulunan Neşet Ertaş’ı Abdal geleneğini sürdüren Bektaş Dolu ve Ramazan Bağgül canlandıracak.

Yazının Devamını Oku

Daire 16’ya ödül

Bir apartmana taşınırsam, 16 no’lu daireye gönlüm kayabilir.


Ama bu apartman, kesinlikle Özay Kaya’nın yaşadığı apartman olmayacaktır.
Çünkü o apartmanda oturan, karda kışta konforlu evlerinde rahatça yaşayan o insanlar, sokaklarını bir köpeğe çok görmüşlerdir.
O köpeğe gösterilen sevgiye, şefkate katlanamamışlardır.
Bir insan evinde hayvan istemeyebilir, dört duvarıdır.
Ama sokaktaki hayvanı niye istemez, neden “alın bunu barınağa atın” der?
Gece olunca nasıl rahat uyur?

Yazının Devamını Oku

Dağın bile boyu kısaldı

Küresel ısınma krizi kapıda değil, içeride.

Dünyanın her yanı sinyal veriyor.
Buzulların erimesi sonucu İsveç’teki Kebnekaise Dağı, bu yıl 2 metre daha küçülerek 1990’dan bu yana yüksekliğinden 20 metre kaybetti.
Haiti’deki depremin ardından vuran tropikal fırtına Grace, depremzedelere bir felaket daha getirdi. İngiltere’nin kuzeyinde bulunan, her yıl 16 milyon ziyaretçi alan muhteşem dağ ve göl manzaralı milli park Lake District’te yaşanan toprak kayması sonucu hem yürüyüş yolları hem de bölgedeki vahşi yaşam tehlike altında.
Ne yazık ki devamı gelecek...

Adını Bozkurt koyduk

HAÇİKO Derneği ekipleri yorgun.

Yazının Devamını Oku

2 dakikalık duş

İklim krizinin artık farkındayız diye düşünüyorum.

Bir yanımızı sıcaklar kavururken, bir yanımızı sel alabiliyor işte...

Ve ne yazık ki gelecek yıllar da farklı olmayacak. Hatta belki daha da kötüsü olacak.

Sadece Türkiye için değil, dünya için de geçerli bu yazdıklarım.

Doğal afetler yolda.

Su kenarlarına kurulmuş şehirlerin alması gereken önlemler arasında su yolunun doğal yollarla düzeltilmesi ve tehdit olmaktan çıkması başta geliyor.

2009 yılında Singapur’da bir kanalın beton görüntüsünden çıkarılıp doğal nehir haline getirilmesi buna güzel bir örnek.

Bu yeni su yolu, biyoçeşitliliği artırdı, şehrin yeşiline katkı sağladı ve su baskınlarının önüne geçilmiş oldu.

Betonun güneşin ışınlarını çekerek sıcaklığı artırdığını ve küresel ısınmaya neden olduğunu da hepimiz biliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Aşılılar ve aşısızlar

Aşı karşıtları hep şu soruyla geliyor; “sen aşı olduysan ve korunduğunu düşünüyorsan neden beni aşı olmaya zorluyorsun?”


Ben de kendi kafamdan değil, uzmanlara danışarak aldığım cevabı size iletiyorum.
Aşı olmayanlar hastalandıklarında vücutlarında daha fazla virüs yükü taşıyorlar, daha çok ve daha uzun süre bulaştırıcı oluyorlar.
İşte tam da bu nedenle aşılı kişilerin aşısızlarla aynı ortamlarda bulunmak istememesi çok normal.
Eski normalimize ve maskesiz hayatımıza dönmek istiyorsak herkesin aşılanması gerekiyor.
Aşısız kişiler nedeniyle virüs zayıflamıyor, aksine mutasyona uğrayarak salgının devam etmesine yol açan varyantlar ortaya çıkıyor.

In & Out

Daha güzel bir dünya için olması gereken yeni düzeni yazıyorum.

Yazının Devamını Oku

Haydi tatile gidelim

Ülkemizdeki yıkıcı orman yangınları hepimizi öyle üzdü, öyle mahvetti ki ne tadımız kaldı ne tuzumuz.

Tatilciler tatillerini bırakıp döndüler, gideceklerin bir kısmı iptal etti.

Bir kısmımız bırakın tatili, işi gücü bırakıp kendimizi yangın bölgelerine yardım götürmeye adadık.

Yangınlar sona erdi belki ama saracak çok yaramız oldu.

Acıları uzun yıllar sürecek, kolay kapanmayacak yaralar bunlar.

Ama diğer yanda da hayat devam ediyor.

Özellikle turizm bölgelerinde yetkililer ve esnaf halka tatillerinden vazgeçmemeleri için çağrıda bulunuyor.

Geçen yaz pandemi, bu yıl yangınlar derken zaten kısa olan yaz sezonundan bir darbe daha yemek istemiyorlar haliyle.

Herkesin ruh hali kendine tabii ama benimkinin eskisi gibi olma ihtimalı pek yok gibi.

Yazının Devamını Oku