GeriÖmür GEDİK İlk adımı Kenan Doğulu attı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İlk adımı Kenan Doğulu attı

Şu sıralar müzik ve sahne adına yapılan her çaba, her adım, her yeniliği çok değerli buluyorum.


Her olağandışı yaşam akışında ilk darbeyi alan ve en zor toparlanan bu sektörün içinden biri olarak solistinden organizatörüne, rodisinden gitaristine kadar herkesin hem maddi hem de manevi anlamda ne kadar zorlandığını çok iyi biliyorum çünkü.
Pandemi nedeniyle duran konserlerin farklı formlarda canlanması olarak gördüğüm arabalı konserleri ilk duyduğumda çok sevinmiş ama bir yandan da endişelenmiştim.
Park Et Seyret konseptiyle yeni bir konser devri başlatan Kerki Solfej riskli bir işe soyunmuştu.
Tutar mıydı, insanlar gelir miydi, gelse bile eğlenebilir miydi?
Bir sürü soru işareti vardı.
İlk arabalı konser Kenan Doğulu’nundu.
Her yeni tecrübeyi ilk yaşayanlardan olmak istemem bir yana, aylar sonra ilk kez bir konsere gidiyor olmanın heyecanıyla gittim Yenikapı’daki konsere.
Tayga Gedik Akınal ve Mete Akınal’la birlikte üç kişiydik arabanın içinde.
Nedenini anlayamadığım bir üç kişi sınırlaması vardı çünkü.
En büyük endişemiz, alana girerken ve konser sonrası alandan çıkarken uzun uzun beklemekti.
Ateş ölçümü yapılmasına ve arabaların dezenfekte edilmesine rağmen ne uzun kuyruklar oluştu ne de bekleme yapıldı.
Alanın geniş olması ve her bölüm için ayrı giriş çıkışlar belirlenmesi, yani iyi organizasyon sayesinde bu kabustan kurtulmuş olduk.
Konser boyunca bolca story koyduk, Tayga, Mete ve bana yüzlerce arkadaşımız yazdı. Konseri takip ederken “Bir dahaki ne zaman?” diye de sordular.
Bir kısmının bu arabalı konserlerden yeni haberi oluyordu, bir kısmı ise atmosferin bu kadar iyi olacağını tahmin etmediğini söylüyordu.
Soran herkes için bir özet de buradan geçeyim.
◊ Aylardır dışarı çıkmadığım ve konsere gitmediğim için yolda giderken kalbimin atışlarının hızlandığını itiraf ediyorum. Bu duygu konser boyunca da sürdü. Sadece bende değil herkeste gözlemlediğim bir heyecan haliydi bu. Özlemişiz, çok özlemişiz.
◊ Konser atmosferini bizim kadar özleyen biri daha vardı; Kenan Doğulu. Alana giren ilk arabayı ne kadar önemsediğini, alana ilk giren 06 plakalı arabadaki gençleri sahneye çıkardığında söyledi zaten.
Magazinlerde Beren Saat konsere gelmedi, araları mı kötü muhabbetleri döndü yine ama ben bunu çürütecek detayı hemen yazayım. Kenan Ankaralı gençleri sahneye aldığında “Ankaralıları severim” diyerek Beren’e sevgi dolu bir selam çaktı. 
◊ Biz dahil herkes konseri arabalarından inerek, bulundukları yerde izledi. Bir ara arabanın içine girip konser yayınını veren radyo frekansından da konserin ses kalitesini test ettim. Hem dışarıda hem de arabanın içinde ses şahaneydi.
◊ Arabalı konser bildiğimiz normal konser atmosferlerine göre aslında hayli de konforlu. İstersen arabanın yanında dans ediyorsun. İstersen arabanın içine girip kendi dünyana çekilebiliyorsun. 
◊ Arabaların bizi alana getirmek ve barınak sağlamak dışında da bir görevi oldu bu konserde.
Selektör ve kornalar konser atmosferine katkı sağladı. Bunu keyifli bir oyun haline getirip, kornalarla eşlik edenler erkeklerdi genelde.
◊ Maskelerini çıkaranları konser alanında gezen görevliler sürekli uyardı ve takmalarını sağladı.
Konserlerde o gürültülü ortamda yanınızdakine bir şey söylemek istediğinizde mutlaka çok yakınlaşmanız ve bağırmanız gerekiyor, bu da virüsün çok çabuk kişiden kişiye geçmesi demek.
Müzikli ortamların hastalığın yayılması adına risk teşkil etmesi bundan. “Bana yaklaşma” ve “Maskeni tak” mottolarına sıkı sıkıya tutunmaya her ortamda devam etmeliyiz. 
◊ Sadece kendi arabamızda birlikte geldiğimiz kişilerle yan yana olmamız, diğerlerinden uzakta durmamız açısından da arabalı konserler hayli mantıklı seçenekler. Virüs tehlikesi geçene kadar şahane bir alternatif oluşturuyorlar. Şarkısında da dediği gibi ilk adımı atan Kenan Doğulu’nun ikinci konseri temmuz ayında.
Bu cumartesi ise Sertab Erener konseri var. Aynı yerdeki sinema ve tiyatro etkinliklerine de göz atmak için aylık programı inceleyin derim. 
◊ Aylar sonra canlı müzik dinlemek, doya doya şarkılara eşlik etmek bana çok iyi geldi. Gençler, Tayga ve Mete de aynı fikirde.
Konser nasıldı diyen herkese üçümüzün ağız birliği etmişçesine söylediği şey şu; Kenan Doğulu şahaneydi, arabalı konser müthiş ve son derece güvenli bir alternatif. Kaçıranlar çok şey kaybetti ama neyse ki bu konserlerin devamı var.
Müzikle iyileşmek istiyorsanız kaçırmayın.

FIFA 21 geliyor

Kadınların en büyük rakibi, bitmeyen kabusu, erkeklerin ise merakla beklediği FIFA oyununun yenisinin çıkış tarihi duyuruldu.
FIFA 21, 9 Ekim 2020’de satışa çıkarılacak.
Oyununun fiyatının 499 TL’den başlayacağını da söylemiş olayım.

Djokovic, sonunda koronayı kaptı

Sırp tenisçi Novak Djokovic, koronaya meydan okuyordu sanki.
Aşıya karşı olduğunu söylüyordu, sürü bağışıklığından yanaydı.
Daha salgın sönmemişken oradan oraya seyircili turnuvalara koştu.
Ve sonunda kaptı virüsü.
Atın ölümü arpadan olsun kafasını anlayamayanlardan biri olarak bu rahatlığı ve vurdumduymazlığı bir sporcuya yakıştıramıyorum.
Maçlarında o ter içindeki havlularını tutan çocukları, saha görevlilerini düşündükçe sinirim bozuluyor.
Umarım atlatır, iyileşir tabii ama bu sorumsuzluğu hep akıllarda kalacak.

X

Konserler nasıl başlar?

Aşılanma hızlandı, önümüzdeki ay açık alanlarda güvenli bir şekilde konserlerimizi yapmaya başlayacağız gibi görünüyor.

Canlı müzik mekanlarına ve müzisyenlere rehber olacak çalışma da yayınlandı.
Ses Konuşma ve Yutma Bozuklukları Derneği ile Profesyonel Ses Derneği Çalışma Grubu tarafından hazırlanan pandemi sürecinde sahneye dönüş standartları raporundan bölümleri zaman zaman paylaşacağım.
Bugün konuşma, telefonla konuşma, bağırma, şarkı söyleme arasındaki farklardan ve sosyal mesafenin öneminden bahsedeyim.
Rapora göre konuşma sırasında üretilen küçük damlacık miktarı, sesin şiddetiyle doğrudan ilişkili.
Konuşmanın düşük veya yüksek ses şiddetinde yapılmasına göre saniyede yaklaşık 1 ila 50 arasında değişen sayıda partikül (0,06 ila 3 parçacık/ cm3) üretilmekte, ses şiddeti arttıkça damlacık oluşum hızı da artmakta. 
Aynı ortamda aynı kişi tarafından yapılan konuşmanın, yüksek ses şiddetinde yapılması durumunda, yaklaşık 10 kat daha fazla damlacık üretimine neden olduğu rapor edilmiş.
Dolayısıyla telefonda konuşulması, yüksek sesle veya bağırarak konuşulması gibi faaliyetlerin yapılması, daha fazla damlacık ve bulaşa neden oluyor.

Yazının Devamını Oku

Uykusuzluk virüsü

İnsanlığın başına daha ne gibi felaketler gelebilir?

Koronadan başka yani?

Senaristlerin hayal gücü bu konuda sınır tanımıyor.

Özellikle korona ve pandemi sonrası izleyicinin bu türe olan ilgisinin de artmasıyla farklı filmler izleme imkanı buluyoruz.

Dijital platformda yayınlanan “Awake” mesela. 

Tam bir felaket filmi.

Adından anlaşılacağı üzere konu uyanıklık hali üzerinden ilerliyor. Bir küresel felaketin ardından tüm elektronik cihazlar devre dışı kalıyor.

Yaşananlar sonucu insanlar uykuya dalamaz hale geliyor.

Uykusuzluk çeken bilir bunun ne demek olduğunu.

Yazının Devamını Oku

Sağlığa bir Türk damgası daha

Pandemi döneminde bilimin insanlık için ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğunu bilenler çok daha iyi anladı, bilmeyenlerimiz de öğrenmiş oldu.

Bir pandemiden bilim ve bilimin ürünü olan aşılar sayesinde kurtulmak üzereyiz.
Yeni buluşlarda Türk insanının, Türk markalarının adının geçmesi de hepimizi ayrıca gururlandırıyor.
İşte bu nedenle sağlık sanayisinde pek çok yeniliğe imza atan, patentli buluşlarıyla birçok hastalığın tedavi sistemini geliştiren RD Global–INVAMED benim için ayrı bir yerde durmakta.
Tek olmadığımı Kıraç’ın marşıyla karşılaşınca anladım.
Kıraç, bilim insanlarına, inovatif çalışmaları ile dünya sağlığına değerli katkıları için teşekkür amacıyla “Önce İnsan, Önce Can” adlı marşı yaptı. “Sağlık ve bilim adına şükranla #Rdglobal #invamed’e hediyemdir” tweet’i ile paylaştı ve şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Raşit Dinç’i de etiketledi.
Bu noktada biraz RD Global’den bahsedeyim.
Özellikle kalp damar cerrahisi, girişimsel nöroradyoloji alanlarında tıbbi cihaz devlerinden biri RD Global-INVAMED.

Yazının Devamını Oku

Sizin de nomofobiniz var

Pandemi döneminde kendimizden çok sosyal medyayla kaldığımız bir gerçek.

Sosyal medyaya gömüldüğümüz desek daha bile doğru olur.

Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan araştırma geçen ay açıklanmış; günümüzün yüzde 33’ünü internette, yüzde 12’sini ise sosyal medyada geçirdiğimizi ortaya çıkarmıştı.

Geriye de pek vakit kalmıyor zaten.

Artık iş, güç, sevdiklerimizle vakit geçirme, kitap okuma, spor yapma falan nerede derseniz bilemiyorum!

Yemek yemeyi saymıyorum bile, çünkü o telefon, sofrada da ellerden düşmüyor. Bu durumun sonucu yalnızlık, izolasyon, mutsuzluk, depresyon, kaygı vs... Ve tüm bunlara nomofobi de eklenmiş durumda.

Nomofobinin kelime anlamını bilmeyenleriniz vardır belki ama bu hastalığa sizin de yakalandığınıza dair iddiaya girerim.

Çağın fobisi olarak adlandırılan nomofobi, “no mobile phobia”dan türetilmiş bir kelime.

Telefondan uzak kalma, telefona ulaşamama fobisi

Yazının Devamını Oku

Fark yaratanlar

Bir kişi eğer ister, inanır ve çalışırsa çok büyük fark yaratabilir.


Ve o bir kişiye değer ve destek verilirse, bir kişiler çoğalır, toplum iyileşir, dünya güzelleşir.
İşte bu nedenle Sabancı Vakfı Fark Yaratanları’nı çok önemsiyorum.
Sabancı Vakfı, 2009’dan bu yana, yani 12 yıldır Türkiye’nin fark yaratanlarını seçiyor.
İlk yıllarda “Sonraki yıllar için başvuran bulabilir misiniz acaba” diyenler olmuştu.
Tam tersine ilgi arttı, katılım çoğalarak büyüdü.
Güler Sabancı açıkladı, bu yıl 4 binden fazla kişi başvurmuş.

Yazının Devamını Oku

Friends Reunion

Bugüne dek gördüğün en eğlenceli arkadaş grubu hangisi? sorusuna sanırım hepimizin ortak bir cevabı olabilir: “Friends”.

Yıllarımız geçti kahkahalarıyla, kavgalarıyla, kıskançlıklarıyla, küslükleriyle, ayrılmaları, kavuşmaları ama bir şekilde hep tatlıya bağlamalarıyla.

En yalnız, en berbat hissettiğimiz zamanlarda arkadaşlık ettiler bize.

Rachel, Monica, Phoebe, Ross, Chandler, Joey...

Favorilerim hep Joey ve Phoebe olmuştu, hâlâ da öyle sanırım.

Ve 17 yıl aradan sonra “Friends Reunion” geldi işte.

Konsept çok başarılı; okuma provaları, anılar, geriye dönüşler, röportajlar, setin yeniden canlandırılması, misafir oyuncular, talk show formatı...

Bir araya gelme fikrinin hakkını sonuna kadar vermişler.

Konseptin güzelliğini bir kenara bırakırsak tabii ki en çok oyuncuların

Yazının Devamını Oku

Hayvan besleyeni evden atabilirler mi?

Kedimiz, köpeğimiz var diye bizi evimizden çıkarmak, siteden atmak istiyorlar.”


İşte bana ve HAÇİKO’ya gelen en sık sorulardan, sorunlardan bir tanesi.
Avukatlarımızdan, aynı zamanda yönetim kurulu üyemiz de olan Av. Serdar Uluç’un hazırladığı hukuki çözüm metnini aynen paylaşıyorum.
Burada öncelikle yönetim planına bakılmalıdır.
Yönetim planında yasaklanmadıkça daire içerisinde evcil hayvan beslenebilir.
Buna rağmen yönetim planında evcil hayvan bakılması yasak olsa dahi, bu yasağın yok hükmünde olduğuna dair mahkeme kararı da mevcuttur. (İstanbul Anadolu 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/1073 Es. 01.03.2013 tarih ve 2013/251 sayılı kararı, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 2014/6465 E. 2014/12547 K. 11.09.2014 tarihli ilamını inceleyebilirsiniz.)
Yönetim planında yasak olmaması durumunda ise 5199 sayılı Hayvan Koruma Kanunu’nun 5. maddesine göre hayvan sahipleri, sahip oldukları hayvanlardan kaynaklanan çevre kirliliğini ve insanlara verilebilecek zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirleri almakla yükümlüdür. 

Yazının Devamını Oku

Korona çocuklar için dev risk

Parklarda bahçelerde maskeli çocukları görünce çok üzülüyorum.

Ama takmayanları da uyarıyorum. Çünkü çok yakın temastalar, mesafeye oyun oynarken pek dikkat etmiyorlar. Böyle bir dönemde hiç kuşkusuz ne çocuk olmak kolay ne de ebeveyn.

Ama biraz daha sabır. En azından aşı yaygın bir   şekilde uygulanmaya başlayana ve pandemi hafifleyene kadar dikkat etmeye devam etmek şart.

Çocukların korona riskinin az olmadığıyla ilgili bilgiler de artıyor üstelik.

Korona çocuklarda hafif geçiyor diye biliyorduk.

En azından onlarda yetişkinler kadar tehlikeli değildi sanıyorduk.

Ama yurtdışından gelen bilgiler maalesef aksini söylüyor.

Brezilyalı doktorların açıklamalarına göre ciddi eklem ağrıları, ishal, öksürük, mide ağrısı çocuklarda görülen korona belirtileri arasında.

Brezilya’da 15 Nisan verilerine göre bugüne dek

Yazının Devamını Oku

4 bin adım atarız artık

Pandemide kapanmada hayatımızı yemek üzerine kurduk. Tek eğlencemiz o gün ne yiyeceğimiz ile ilgili oldu. E kilolar da geldi tabii.


Spor derseniz, pandeminin başındaki azim, istek yok.
Kendimizi kandırmak ve harekete geçmek için neden bulamıyoruz.
İşte tam da bu anda, tamamen salmaya meyilliyken gelen “günde 10 bin adım atmaya gerek yok, 4 bin adım da yeterli” müjdesi beni yeniden gaza getirdi.
10 bine ulaşamıyor ve kendimi başarısız hissediyordum.
Şimdi yürüyüşlere yeniden başlıyorum. 4 bini adımı geçtiğim günler de olacaktır, o zaman da madalya takarım kendime.
Attığım adımlar tabii ki Help Steps üzerinden HAÇİKO’ya, sokak hayvanlarına mama ve tedavi olarak gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Şampiyon Beşiktaş

Erkekler de ağlar hem de nasıl ağlar.

Şampiyonluk son maça kalınca, son dakikalarda nefesler tutulup, sinirler iyice gerilince öyle bir boşalma olur ki herkes ağladı, hepimiz ağladık.

Benimki sinir boşalması ve sevinçle karışık gözyaşlarıydı.

E kolay gelmedi bu şampiyonluk.

Sezon başında ‘bu kadro ilk 5’e zor girer’ dediler.

Aboubakar sakatlanıp, ligden düşünce, ‘takımın yarısı gitti, bundan sonra Beşiktaş’tan hayır gelmez’ dediler.

Rakiplerin ikinci takımı çıkaracak yedekleri varken, bizim yedek kulübemiz sakatlıklardan sonra iyice zayıfladı.

Ve bu kısıtlı imkanlara rağmen sahadaki müthiş 11’le, Rosier ile güç bulan ve ligin en değerli oyuncusu olduğunu düşündüğüm Ghezzal ve Sergen Hoca’nın büyük katkılarıyla, inanarak, savaşarak, mücadele ederek geldi bu şampiyonluk.

Mayıs başında Beşiktaş Kadın Futbol Takımı’nın şampiyonluğu ile sevinmiştik.

Yazının Devamını Oku

Pandemi biterse

Pandemi bittikten sonra gideceğiniz ilk üç mekan neresi olur?”

Ben kendi listemi şöyle sıralayayım...
Dövmeci:
Sürekli el yıkamaktan, dezenfekte etmekten ellerimin üzerindeki dövmeler soldu gitti. Mutlaka üstlerinden geçilmesi gerekiyor. O arada yeni bir dövme de yaptırabilirim tabii.
Konser:
Sahnede olmayı çok özledim. İlk konserimde çılgınlar gibi eğleneceğim, sahneden zor inerim şimdiden söyleyeyim. Ama konser vermek kadar konsere gitmeyi de çok özledim. Şöyle sağlam bir rock festivali öyle iyi gelir ki. Teoman konseri ilk tercihim tabii.
Stadyum:
Maça gitmeyi öyle çok özledim ki. Dolmabahçe’de ağaçlı yolda hep beraber yürüyüp Vodafone Arena’da marşlar söylemeyi, bağıra çağıra tezahürat yapmayı. Totemler yapıp gol sevinci ile zıplamayı, tanıyıp tanımadığım herkese sarılıp kutlamayı... 

Yazının Devamını Oku

Hıncal’a yanıtımdır

Hıncal Uluç köşesinden alenen “Tarkan haklı diyen Ömür, sen de müzisyensin güya... Ama senin şeyin denk nasıl olsa... Size çalanlar, evlerine üç kuruş götürenler ne yapıyor hiç düşündün mü” yazdı.

“Kılını kıpırdatmadın” iddiasını bu dille yazınca neye uğradığımı şaşırdım.

Böyle cinsiyetçi, böyle yakışıksız argolara karşı cevap veresim bile gelmiyor.

Ama bugüne dek birlikte çaldığım, çalmadığım, tanıdığım, tanımadığım, hepsine sonsuz saygı duyduğum tüm müzisyen arkadaşlarım için onca şey yapmışken, bu haksız eleştiri karşısında açıklama yapmam da şart oldu.

POPSAV Yönetim Kurulu üyesiyim ve pandemi en yoğun çalıştığımız dönemdi.

80’den fazla solist ve grubun katıldığı bir online festival düzenleyerek müzisyen arkadaşlarımıza 300 bin TL yardım topladık. 

Ve bunu koronanın en yaygın olduğu dönemde, otoimmün hastalığıma rağmen riski göze alarak yüz yüze geldiğimiz toplantılar ve festivalle yaptık. 

Sonrasında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, meslek birlikleri, vakıflar ve derneklerle birlikte müzisyenlere destek için yaptığı tüm toplantılarda birebir bulundum. 

Ki şu anda bu toplantıların sonucunda müzisyenlere yapılan yardım 156 milyon TL’yi buldu.

Yazının Devamını Oku

Çocukların içindeki kötülük

Kediyi bayıltana kadar döven çocuklar” başlıklı videoyu bu tarz pek çok video gibi sonuna kadar izleyemedim.


Benim ve benim gibi pek çok insanın izlemeye bile dayanamadığı zulme maruz kalan kedicik.
Ve bu işkenceyi hiç çekinmeden, acımadan büyük bir keyifle yapan çocuklar.
Çocuk demeye dilim varmıyor aslında.
Biz çocukken elimizde yiyecekle kedi, köpek, kuş besler, severdik.
Çocuk olmak masumiyet, çocuk olmak sevmek, çocuk olmak iyi olmak demekti.
Yetişkinler gibi çocukların da iyisi, kötüsü var.

Yazının Devamını Oku

Tarkan doğrusunu yaptı

Yıldız Tilbe, sözleri kendisine ait olan “Kış Güneşi” şarkısını söyleyip Tarkan’a “Hadi sıra sende” diye pas attı.

Tarkan da pası taca bile atmadı, “Olayın neye hizmet ettiğini anlamadım” deyip kibarca iade etti.

Olayın hizmet ettiği nokta aslında şu; uzun süredir işsiz olan müzisyenler için başlatılmış bir challenge’dı bu. İyi güzel de, peki ne işe yarayacaktı? Amacı neydi?

Bir cümlesi var mıydı?

Bir şeyleri değiştirmek için kitleleri ya da otoriteleri harekete geçirecek içeriği var mıydı?

İşte onu ben de anlamadım.

Zaten Tarkan da anlamadığı için “Beni affedin” deyip çekildi kenara.

Keşke bu daha ayakları yere basan bir proje olsaydı. 

Ya da Yıldız Tilbe ile Tarkan sosyal medya üzerinden haberleşeceklerine önceden bir telefon konuşması yapmış olabilselerdi.

Yazının Devamını Oku

Otele kapanma!

3 hafta kal, 1 öde.

İşte yeni model tatil kampanyası.
Pandemi nedeniyle kapandığımız bugünlerde tatil fırsatı ya da tatil teklifi böyle yapılıyor.
17 günlük kapanma boyunca tatil bahanesi ve otel rezervasyonu ile seyahat etmek yasak.
“Filanca otelde rezervasyonum var” deyip yola çıkamıyorsunuz yani.
Ancak bugünden otele girenler, yasak sonuna kadar oradan ayrılmamak şartıyla kalabiliyor.
Durum böyle olunca oteller, tatil köyleri “Kapanma öncesi gelin, kapanmayı burada geçirin, yasak kalkınca evinize gidersiniz” dediler.
Anlayacağınız bu 18 günü ya evde ya da bir otelde oldukları yerden kıpırdamadan geçirecek insanlar.

Yazının Devamını Oku

Canlı ama sönük bir Oscar gecesi

“Film sinemada izlenir” derdik.

Sinema mı kaldı ki izleyelim...
Çoğumuzun, hatta belki Oscar törenine katılanların bile tamamını izlememiş olduğu filmler arasında geçti bu yılki Oscar töreni. 
Büyük bir boşluk hissi!
İzlediklerimizden, adaylardan ve törenden anladığımız; konu ve senaryo çeşitliliği açısından zengin bir yıl olsa da tarihin ünlüler geçidi ve filmler anlamında en zayıf Oscar töreni olduğuydu.
Tren istasyonunda gerçekleşen töreni bir film gibi yönettiğini söyleyen Steven Soderbergh’in açıları, prodüksiyonu, kurgusu baş döndürücü de olsa içeride heyecan olmayınca neye yarar ki?
“En iyi film” ödülünü sona saklamayıp, oyuncu ödüllerinden önce vermek bile fark yaratmaz.
Daha ne diyeyim bilemedim.

Yazının Devamını Oku

Motorları maviliklere süreceğiz

“En iyi tekne arkadaşının teknesidir” cümlesinin hakkını vermeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

Nasıl mı?
Geçen salı Hayatta Beşiktaş Radyo’daki “Kartal Pençesi” programıma Serhan Onat konuk oldu.
Serhan koyu Beşiktaşlı.
Aynı zamanda yelken sporuyla da ilgileniyor.
İkisinin ne alakası var demeyin.
Beşiktaş her şampiyon olduğunda taraftar motorları maviliklere sürer ve Boğaz’ı siyah beyaza boyar.
İşte bu yıl da inşallah şampiyon olunca teknelerle Boğaz’a açılıp kutlayacağız şampiyonluğumuzu.

Yazının Devamını Oku

Konserler ne zaman nasıl başlar?

Sürekli olarak Zoom’da toplantı yapmak, ses tellerini ve ses sağlığını nasıl etkiler?

Yaklaşık 2 yıldır sahneye çıkamayan şarkıcıların gerek psikolojik gerekse de ses sağlıkları için ne yapılabilir?

Konserlerde korona bulaşır mı?

Koronanın en fazla bulaştığı yer futbol maçları mıdır?

Sahnelere dönüş ne zaman ve ne şartlarda olacak?

İşte bunların hepsini konuştuk Dünya Ses Günü’nün kutlandığı 16 Nisan’da.

Zoom’da düzenlenen etkinliğin ev sahipleri, Ses Konuşma ve Yutma Bozuklukları Derneği (SKYBD), Profesyonel Ses Derneği (PSD) ile Dil ve Konuşma Terapistleri Derneği’ydi (DKTD).

Biz de POPSAV yönetim kurulundan Zeliha Sunal ile birlikte katıldık ve soruları müzisyenler tarafından ele aldık. 

Bu interdisipliner semineri SKYBD Kurucu Başkanı

Yazının Devamını Oku

Epilepsi nöbetini hisseden kedi

Hayvanların, özellikle de kedilerin hastalıkları anlayabildiği, hatta bir kısmını iyileştirdiği bilinir ve söylenir.

İşte onlardan biri...
Tee Cee adlı kedinin epilepsi nöbetlerini önceden bilmek gibi bir yeteneği vardı. 
Tee Cee ilk sahibi tarafından bir kutuya konularak ırmağa atılan
bir kedi aslında. 
Neyse ki kurtarılmış ve sahiplendirilmek üzere barınağa götürülmüş. Barınaktan onu kurtaran Michael Edmond’a hayatının hediyesini vermiş Tee Cee...
Michael şiddetli nöbetler geçiren bir epilepsi hastasıydı ve nöbetlerini önceden bilemediği için evden yalnız çıkmaya bile korkuyordu. Nöbet öncesi herhangi bir belirti göstermeyen Michael’ın nöbetlerini önceden bilen ve haber veren Tee Cee oldu.
Tee Cee nöbetin geleceğini önceden hissediyor, gözlerini Michael’a dikiyor ve sağa sola koşturarak herkese bir şeylerin yolunda gitmeyeceğini haber veriyordu.

Yazının Devamını Oku