GeriÖmür GEDİK Dünyayı erkekler çekilmez hale getiriyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dünyayı erkekler çekilmez hale getiriyor

“Çakallarla Dans” serisinin Köfte Necmi’si, imamlar kötü gösteriliyor diye Meclis’e taşınan “Kertenkele” dizisinin sahte imamı Timur Acar’la buluştuk. Bu röportajda kendisinin depremle birlikte başlayan oyunculuk kariyerinin geldiği noktayı, bıyığıyla olan vazgeçilmez bağını, nasıl bir sevgili olduğunu ve yeni yıl beklentilerini bulacaksınız.

Meğerse yıllardır aynı gün doğum günü kutlarmışız da haberimiz yokmuş. 22 Aralık doğumlusun, kutlu olsun öncelikle. Bu günde doğanların en büyük sorunsalı Yay mı, Oğlak mı sorusudur.
- Ben de yıllarca bu soruyu sordum bilenlere... 22.12.1979, sabaha karşı 04:00, Münih. Bu koordinatlarda ve saatte Yay oluyormuşum. Yıllarca Oğlak olarak bildim ama kendimi (gülüyor).
? Nasıl bir doğum? Anlatmıştır annen...
- Anam çok çekmiş. Ailemin üçüncü çocuğuyum. Münih’telermiş o zaman. Annem hep söyler, doğum başladığında babam arkadaşlarıyla eğlencedeymiş.
? Ah bu erkekler! Adını kim koymuş peki, annen mi baban mı?
- Benim bir Özlem ablam var, aile dostumuz. O gün Münih’e Timur Selçuk gelmiş. Onlar da çok severlermiş, konserine gitmişler. Çıkışta da hastaneye gelmişler. Demişler ki ne olur Turgut amca oğlunun adı Timur olsun.
? Ailen niye Almanya’da o sıralar?
- Orada çalışıyorlardı. 20 yıl kadar kaldılar.
? Aslen nerelisiniz?
- Sakarya... Daha da aslen, dedelerim Osmanlı Rus Harbi’nde Gürcistan’dan göçüp oraya yerleşmiş.
? Sen ne kadar kaldın Almanya’da?
- Beş yıl kadar. Geldiğimde hiç Türkçe konuşamıyormuşum ama 2-3 hafta içinde Almanca’yı unutmuşum. Ailemin en hayıflandığı konu da bu.
? Almanya’dan direkt Sakarya’ya gittiniz herhalde.
- Evet. Derken abim üniversiteyi kazanıyor, İstanbul’a geçiyoruz.

TİYATROYLA TANIŞMAM DEPREM SAYESİNDE OLDU

? Nasıl bir öğrenciydin?
- Haylaz, top peşinde koşan bir öğrenciydim. Çalışmayı pek sevmezdim ama sosyal olarak çok faaldim. Tiyatroyla tanışmam ise lise yıllarından sonra, depremle birlikte oldu.
? Allah Allah! O nasıl bir bağlantıdır öyle? Tiyatroyla depremin ne alakası var?
- Depremde binası yıkılan bir tiyatro bizim kasabaya geldi... Karasu ilçesi. Sakarya nehrinin denize döküldüğü yer... Salim Atar hocam “Ben burada tiyatro yapmak istiyorum” dedi. Biz de yardımcı olmak istedik. Ama gidip tiyatroda oynamak aklımdan hiç geçmiyordu. Zamanla kendime “Senin yapacağın olay budur” dedim ve başladım. Her zaman da söylerim; deprem bazı insanların hayatlarını çok kötü şekilde etkiledi ama beni de işimle tanıştırdı.
? O günlerde örnek aldığın oyuncular var mıydı?
- Şener Şen... Beni çok etkilemiştir. Hâlâ da öyle.
? İstanbul’da mı okudun peki?
- Yok, ben İzmir 9 Eylül Üniversitesi’ni kazandım. İzmir’i çok seviyordum. Çok keyifli geçti öğrenciliğim.
? Yurt? Ev?
- Ev.
? Kalabalık mıydı ev?
- Hem de nasıl... Sarp Apak, Onur Buldu, Öner Erkan falan...
? Nasıl yani? Sarp senden küçük değil mi?
- Öyle ama ben üç yıl geç girdim üniversiteye.
? İlk profesyonellik? Para kazandığın iş?
- Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrosu’ndan kazandım ilk paramı... 2006 yılında bir hocam Kıbrıs’a yerleşti. Benim de okulda sadece tezim kalmıştı. “Gelir misin?” dedi, gittim. İlk işim o oldu.
? Ne yaptın o ilk parayla?
- Güzel bir telefon almıştım. Akıllı olanlardan.

İLK BÜYÜK ROLÜMÜ BIYIĞIM SAYESİNDE ALDIM

? Kariyerinde dönüm noktası olarak gördüğün iş nedir?
- “Avrupa Yakası”...
? Nasıl buluştun o ekiple?
- Okul bitti, İstanbul’a geldim, Oyun Atölyesi’nde tiyatroya başladım. Orada tiyatro yaptığım dönemde bir akşam arkadaşlarla otururken Erdem Baş’a telefon geldi. Karşımda benim üst sınıftan Mehmet diye bir arkadaş... O da iri yarı, bıyıklı. Telefon “Avrupa Yakası” yönetmen yardımcısından. “Bir bölüm oynayacak tiyatro kökenli bir arkadaş arıyoruz. Biraz uzun boylu olacak, bıyıklı olacak” diyor. Erdem de karşısında Mehmet olduğu için direkt ona bakıyor. Mehmet arkadaşımız Sivas’ta Devlet Tiyatrosu’nda çalışıyordu o zaman, “Ben gidemem, provam var” dedi. Ve biz göz göze geldik. Şans işte. Rol benim oldu. Gülse Birsel beğenince karakterin devamlılığı da oldu.
? Bıyık nedeniyle almışsın galiba o rolü?
- Evet, öyle oldu.
? Bıyıkla doğdun sanki, ben seni hiç bıyıksız hatırlamıyorum.
- Ben de hatırlayamıyorum. 1979’dan beri bıyığım varmış gibi geliyor (gülüyor). 2006’da Shakespeare’in “Hırçın Kız” oyunu için bırakmıştım.
? Sürekli bıyıklı olmak nasıl bir şey?
- Mesela ayran kana kana içilecek bir şeydir ya. Bende o yok mesela. Sürekli bir peçeteyle temizleme durumu oluyor.
? “Avrupa Yakası” sonrası nasıl gelişti hayat?
- Zor geçti.
? Niye?
- Ondan sonra artık ekrandasın, hayatın değişiyor. Sen aynı şekilde yaşamaya devam etmek istiyorsun.
? Neyi yaşayamıyorsun aynı şekilde?
- Yaşıyorsun yine ama illa ki dikkat etme durumları oluyor. Çok tuhaf şeylerle karşılaşıyorsun. Samimi olmakla ileri gitmek arasındaki dengeyi kuramıyor insanlar.
? Şöhretle ilgili seni sıkan şeyler var mı? Veya çok mutlu eden?
- Aslında çok mutlu eden yok. Bir sürü yanlış anlamadan ibaret şöhret. Artıları evet var. İnsanların bu kadar ilgi göstermesi tabii ki güzel bir şey. Ama bazen o ilgi de sıkabiliyor, ruh haliniz onu kaldırmayabiliyor.

Dünyayı erkekler çekilmez hale getiriyor

ŞU AN YALNIZLIK GAYET İYİ GİDİYOR

Seni en çok ne rahatsız etti 2014’te?
- Riyakarlık...
? Nasıl bir yaşlılık hayal ediyorsun?
- Çanakkale’de, Assos koylarından birinde, tepede bir ev. Seviyorum orayı. Gidiyorum her yaz. O koylardan birinde bir taş ev istiyorum.
? Peki çoluklu çocuklu bir yaşlılık mı yoksa yalnız mı?
- Bu gidişle yalnız galiba (gülüyor). Bilmiyorum hayat ne getirir ama şu an yalnızlık iyi gidiyor.
? Ama artık yaş da geliyor, anne baba baskısı başlamıştır “torun gelsin artık” diye.
- Ben abimden, ablamdan bekliyorum. Onlara baskı olmayacak da bana mı olacak!

“KERTENKELE”NİN MECLİS’E TAŞINMASI ÇOK KOMİK

“Kertenkele” dizisi tutan dizilerden biri oldu. Neye bağlıyorsun bu başarıyı?
- Samimiyet. Senaryoyu okuduğum anda bu iş tutacak dedim. Hiçbir kaygım yoktu.
? Biraz rolünden bahsetsene.
- Arsen Lüpen tadında bir hırsız. Kardeşi ile yetiştirme yurduna bırakılmış ve bir gün bir aile kardeşini evlatlık almış. Artık tek amacı kardeşini bulmak. Düz duvara bile tırmanabiliyor, o yüzden adı Kertenkele. Ayrıca gece hayatının hızlı çapkını. Çaldığı şeyleri de kullanıp geri bırakıyor.
? Robin Hood gibi birazcık.
- Aynen. Bir yerden sonra yakayı ele veriyor ve kodese tıkılıyor. Ama tabii oradan da revire attırıyor kendini intihar girişiminde bulunarak. Revirde bir hoca ile karşılaşıyor, hoca buna inanıyor. “Oğlum ben bir duş alacağım” diyor, bırakıyor kostümlerini orada. Giderken de göz kırpıyor. Oradan sonra da hikaye başlıyor, bizimki sarık cübbe giyip oradan çıkıyor.
? Nasıl hocalık? Ona çalıştın mı?
- Gidip deli gibi imam gözlemedim tabii. Birçok hoca arkadaşım var. Bilmediğim bir şey değildi. Onlarla beraber büyüdüğüm için zaten yeterince fikrim vardı. Karakteri yaratırken kimseyi rencide etmemek düşüncesiyle yola çıktım. Hassas bir nokta çünkü. Şiraze dediğimiz şey kaydı mı allak bullak olabilir her şey.
? Şiraze kaymasa da ortalık allak bullak oldu aslında. Sizin hoca “Hocaları kötü gösteriyor” denilerek Meclis’e bile taşındı!
- Eski müftü olan CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes, RTÜK’ten diziyi kaldırmasını istedi. O şimdi öyle bir açıklama yapınca ben de dedim ki “Komedi dizilerinde, filmlerinde oynuyorum ama bu gerçekten hepsinden komik...” Neyse ki halk bizi anladı ve sevdi.

MODA SİNEMASI’NI KÜLTÜR MERKEZİ HALİNE GETİRDİK

Tiyatroya geleceğim... 12 ortakmışsınız... Nasıl oluyor da kavga çıkmıyor, ortaklık bunca yıldır sürüyor?
- Kimse inanamıyor zaten. 7 yıldır birlikteyiz, aynı kurumda başladık.
? Hiç mi kavga etmiyorsunuz?
- Ediyoruz tabii canım. Biz çok tartışırız. Belki de ondan hâlâ bir aradayız. Moda Sineması’nı kültür merkezi haline getirdik. Ama sadece tiyatro salonu değil konserler de oluyor, ayrıca sinema salonumuz var, içinde söyleşiler yapılıyor. Çok güzel gidiyor.
? Ne oynuyorsunuz bu yıl?
- Bu yıl “Hamlet’i oynuyoruz.
? Ego var mı?
- Olmaz mı?
? Nasıl dengeliyorsun? Bu aralar tavan yapması lazım.
- Ben gerçekten o kadar yoğun bir süreçten geçiyorum ki egoyu da bastırdım gitti yani (gülüyor)...
? Nerede ortaya çıkıyor senin egon? Ya da kime karşı en çok?
- Çalışma esnasında. Birisi haddini bilmeden bir şey söylediği zaman...
? Sinirli misin sen?
- Sinirliyim. Bir anda parlarım.
? Hiç göstermiyorsun.
- Evet ve bu bana zarar veriyor aslında. Biraz törpülemem lazım.
? Var mı kendinde öfkeyi geçirme yöntemin?
- Kapıyı kapatıyorum artık birazcık dur diyorum.
? Yılbaşı geliyor. Yeni yıldan beklentilerin neler?
- Daha az çalışma günü (gülüyor). Birazcık dinlence... Ve artık gerçekten barış, huzur...

Dünyayı erkekler çekilmez hale getiriyor


PARAYI ÇOK GÜZEL YİYORUM

Para peki?
- Para lazım, onsuz olmuyor.
? Cimri misindir?
- Yok değilim.
? Gülerek söyledin?
- Değilim ama biraz cimri olsaydım diye düşünmedim değil.
? Neden?
- Çok güzel yiyorum galiba (gülüyor)...
? Annen demiyor mu “Birazını kenara koy” diye?
- Diyor tabii canım.
? En çok neye harcıyorsun?
- Arabaya, gezmeye tozmaya.
? Testosteron ne demek? Yıllarca oyununu oynadın? Oyundan size kalan nedir?
- Erkeklik hormonudur. Dört yıl oynadığımız oyundur. “Erkek olma hali çok fena bir şeymiş” dediğimiz oyundur (gülüyor)... Oyun sonrası çok tuhaf deneyimlerimiz oldu. Kodlanmış hareketlerimizi fark ettik.
? Ne kodlanmış olabilir erkekte?
- Dünyaya şöyle bir bak; savaşları çıkaranlar erkekler, dünyayı çekilmez hale getirenler erkekler, hep erkekler yani. Ve hepsini ona yükleyemesek de, sebep testosteron. Rezil edebiliyor gerçekten biz erkekleri.
? Sence kadın erkek arasındaki en büyük fark ne?
- Erkeklerin kavgaları vardır ama affetti mi de affederler. Ama kadınlar fenadır. Kadın unutmaz.

İYİ AMA BAZEN BUNALIMLI BİR SEVGİLİYİM

? O oyundan sonra ilişkilerinde daha dikkatli hareket etmeye başladın mı yoksa “Hormondandır, tabii ki yapacağım” deyip geçiyor musun?
- Yok ya biraz daha çekidüzen verdim. Yaşla da alakalı bir şey tabii... 35 olduk, yolun yarısı.
? Timur Acar iyi bir sevgili mi?
- Zor soru. İyi ama bazen bunalımlı bir sevgili.
? Duygusallık var mıdır?
- Var.
? Mumlar falan?
- Mumlar değil de yemek yapmayı severim. Kendi kendime de yaparım. Pilavım iyidir falan dermişim (gülüyor)...
? Bildiğim kadarıyla sen şarkı da söylüyorsun...
- Söylüyorum biraz. Müzikle ilgilenmeyi seviyorum. Maymun iştahlıyım enstrüman konusunda ama... Daldan dala atlarım.
? Çalıyor musun?
- Çalmaya çalışıyorum diyeyim, gitar falan. Hobi olarak tabii. En son kanun aldım, deli gibi onunla uğraşıyorum.
? Çok zor değil mi?
- İlk iki ayı çok iyi sonraki 20 yılı çok uğraştırır diyorlar (gülüyor).

BENDE DE BİRAZ ÇAKALLIK VAR

? Ne kadar çakalız?
- Biraz çakallık var.
? Ne geliyor çakallık denince aklına?
- Trafikte emniyet şeridinden gitmek.
? Hiç yaptın mı çakallık? En pişman olduğun çakallığın?
- Bir toplantıya geç kalmıştım. Emniyete girmek zorunda kaldık, gittik, sunum yapıldı, biz sahneye çıktık, yanımdaki arkadaş “Trafik kurallarına uyalım” gibi bir şey dedi. Arkadan birisi kalktı ve “Siz yaklaşık üç saat önce emniyet şeridindeydiniz” dedi!
? Ön sıralara geçip kaynak yapar mısın?
- Yapmaz mıyım? Özellikle yemek sırasında. Hemen çirkinleşirim.

Dünyayı erkekler çekilmez hale getiriyor

EN İYİ KADIN, AĞZI DİLİ OLMAYAN KADINDIR!

? Serinin son filminde senaryoya bir de aşk hikayesi eklendi. Aşk hikayesinin bizi en sinir eden cümlesi de “En iyi kadın, ağzı dili olmayan kadındır”. Ne diyorsun?
- Bazen katılıyorum ama be... Geçen yanımdan geçti öyle birisi, çocuğa acıdım ya. Tramvay geçti aramızdan kadının sesi öbür taraftan hâlâ geliyordu. Çok acımasız bir söz tabii ama o da erkekler arasındaki bir geyik yani.
? Başka ne var?
- “Kadından korkmayan adam değildir” diye bir laf da var.
? Korkar mısın?
- Yok ya. Ama Karadeniz’de bir geyiktir yani bu. Kadın Karadeniz’de ön plandadır, bütün işi yapan odur. Karadeniz kadını derler ya hani. O yüzden korkarlar yani.
? Futbol da çok ön planda filmde. Senin aran nasıl?
- Oynuyordum, çok seviyordum, fena da değildim hani. 3-4 sene önce bir maç yaparken sağ ayak bileğimi sakatladım. Ondan sonra tamam artık yeter dedim.
? Sakaryaspor’u tutuyormuşsun. İstanbul takımlarından sempati duyduğun var mı?
- Ben Fenerbahçeliyim ama Sakarya memleketimdir. Maçlarına da gitmeye çalışırım. Yerel bir takımın havası çok farklı. Şimdi bakıyoruz, büyük takımların statları bomboş ama oradaki maçlar dolu.
? Burada gidiyor musun?
- Kombinem var ama gitmek istemiyorum. Biraz futboldan soğudum açıkçası. Basketbol daha güzel.

OYUNCU OLMASAM ÇOK ZORLANIRDIM

? Nasıl dinleniyorsun? Boş zamanlarında neler yapıyorsun?
- Boş zamanımda kaçıyorum genelde. Dağ tepe bayır seven bir adamım.
? Tek başına mı?
- Yoo, motorum var. Arkadaşlarım var motorcu. Onlarla genelde. Kayak yapmayı severim. Olursa imkanım hemen giderim, çünkü o beyaz olayı dinlendiriyor beni.
? Motordan korkmuyor musun?
- Korkmaz mıyım korkuyorum tabii ki. Ama önemli olan korkarak binebilmek... Her an tetikte olacaksın.
? Oyuncu olmasaydın ne olurdun?
- Zor olurdum (gülüyor)... Çok zorlanırdım ben galiba. Çok ticari bir yanım yok. Ama oyuncu olmasaydım herhalde yine araçlar üzerine bir şey yapardım.
? Otomobil, motor...
- Aynen öyle.

X

Güle güle her şeyim

Prensesimi kaybettim. 16 yıllık en iyi dostumu, hayat arkadaşımı, kardeşimi, kızımı, annemi, bana her şey olanı, her şeyimi kaybettim.

Yüzde 99 değil, yüzde 100 bir sevgi, yüzde 100 bağ, yapmacıksız, saf, temiz.
Bu acının, yoksunluğun, onsuzluğun tarifi yok.
Sheba, Buddy’nin, Kaliko’nun yanına gitti. Benim kulağına fısıldadığım selamlarımı, özlemlerimi götürdü.
İnanıyorum ki Gökkuşağı Köprüsü’nde beni bekliyorlar, koşuyor, oynuyorlar en iyi halleriyle. Her ölüm insanı kendi ölümüne yaklaştırıyor.
Kavuşacağımız güne kadar mutlu ol prenses, bu dünyada meleğim olarak bana eşlik edeceğini, arkadaşların için verdiğim mücadelede bana güç, kuvvet olacağını çok iyi biliyorum.
Biri gittiğinde arkasından “Ne kadar çok sevdi, sevildi, bana ne kadar iyi geldi” diyebiliyor muyuz? İşte hayatın anlamı orada yatıyor.

Yazının Devamını Oku

Anket başlattım

Twitter’da şöyle bir anket başlattım “evdeki cins kedi köpeğini sevip sokaktakine kafasını çeviren, onları farklı, birini diğerinden üstün gören kişiye ne denir?”İki cevap seçeneği sundum a)Tür’cü b) Irkçı...

Hangisi kazandı dersiniz, ya da sizin cevabınız hangisi olurdu?
Benim cevabım belli.
Hayvanları aşağı görenlere türcü deyip suçlarını hafifletmek istemiyorum.
“Alt tarafı hayvan, bu kadar anlam yükleme” diyen birine ise şu cümleyi kuruyorum; “ırkçılık yapıyorsun, daha net söylemem gerekirse, sen ırkçısın!”
Şöyle açıklayayım, tarihe baktığımızda insanların ihtiyaçlarının hayvanlardan farklı, üstün görülmesine türcülük ve bunu yapanlara da türcü denmiş.
Ama benzer bir şekilde kendinden olmayan insan topluluklarını umursamayan, köleleştiren, acı çekmelerinden rahatsızlık duymayan, aşağı görmeyen insanlara da ırkçı demişiz.
Temelinde ırkçılık ve türcülüğün birbirinden neredeyse hiç farklı yok.

Yazının Devamını Oku

Oscar’da kadın hakları

Geçen gün Oscar’ın en güçlü adayı “Mank”ten bahsederken, bir başka aday “Promising Young Woman”a eleştiri okları fırlatmıştım.

Spoiler uyarısı yaparak nedenini, niçinini sıralayayım...

Öncelikle sadece ele aldığı toplumsal meseleler nedeniyle “en iyi film” Oscar’ına aday gösterildiğini düşünüyorum.

Başrolünde “en iyi kadın oyuncu” dalında Oscar’ın adayları arasında olan Carey Mulligan’ın olduğu film, kadınların artık susmadığı, #metoo diyerek savaş bayraklarını açtıkları çağın ürünü olarak Oscar’da kadın haklarının temsilcisi diyebiliriz.

Dünya prömiyerini 16’ncı Sundance Film Festivali’nde yapan film, geçmişte yaşadığı bir travma nedeniyle hayatı alt üst olan Cassie’nin hikayesine odaklanıyor.

Erkek düşmanı olan Cassie’nin dram ve gizem dolu öyküsü ana metin olarak sağlam cümleler kursa da detaylarda topallıyor ve özellikle finalinde hayal kırıklığı yaratıyor.

“En iyi film” Oscar’ını alması çok zor olsa da kadına şiddet ve cinsel istismar meselesini gündeme getirmesi açısından Oscar gecesinde alkışı ve takdiri alacaktır diye düşünüyorum.

Sosyal mesajlarla dolu bu intikam filminin senaryo yazarının ve yönetmeninin de kadın olduğunu da unutmayalım.

Yazıp yönettiği ilk uzun metrajı ile Oscar’a aday olan Emerald Fennell’ın 10 parmağında 10 marifet var; kendisi oyuncu olarak “The Crown” ve “Anna Karenina”da da rol almıştı. 

Yazının Devamını Oku

Oscar’a Mank’le başlayalım

Sinema salonlarından uzak kaldık ama Oscar’sız kalacak değiliz.

Gecikmeli de olsa açıklanan ve farklı dijital platformlarda izlenebilen Oscar adayı filmleri belki izlediniz, belki de izleme sırasına aldınız. 

93’üncü Oscar Töreni öncesinde bugünden itibaren her hafta bir filmi burada değerlendirelim istiyorum.

Bu yıl Oscar adaylarına baktığımızda yelpazenin geniş olduğunu görüyoruz.

Oyuncu adayları arasında farklı etnik gruplardan olanların sayısı hayli fazla.

Ve biz kadınlar için güzel bir haber; Oscar tarihi heykelciğe ulaşma yolunda aday olan sadece 5 kadın yönetmen çıkarabilmişken, bu yılki “en iyi yönetmen” listesinde iki kadın birden var.

93 yıllık Oscar tarihinde şahane bir ilk bu.

“En iyi erkek oyuncu” dalında bir Müslüman oyuncunun (Riz Ahmad) adaylığını barındırarak başka bir ilke sahip olan “Sound of Metal”i haftaya saklıyorum.

Bugün “

Yazının Devamını Oku

Elton John’un partisine katılabilirsiniz

Siz korona yapan Covid-19’dan korkadurun, dünyanın yakasını bir türlü bırakmayan asıl tehlike AIDS’e neden olan HIV virüsü.

Öldürücülüğü yüksek ve henüz bulunmuş bir aşısı ya da kesin bir tedavisi yok.

Eskiden sadece eşcinsellerin yakalandığı gibi yanlış bir kanısı olan AIDS aslında tam bir heteroseksüel hastalığı.

Hele ki maske çenede “bana bir şey olmaz”cıların, prezervatif kullanmadan sık sık partner değiştirerek korunmasız cinsel ilişkiye girmesiyle yayıldıkça yayılıyor.

AIDS’e karşı savaş veren ünlülerin başında Elton John da var. 

Kendisi hafta başında Instagram hesabından Dua Lipa’yı konuk aldığı bir canlı yayın yaptı ve onunla proje yapmaktan ne kadar mutlu olduğunu söyledi.

Bildiğiniz gibi her yıl Oscar gecesinde bir Elton John AIDS Vakfı ön partisi oluyor.

Bu yıl 25 Nisan’da, Elton John ile eşi David Furnish’in ev sahipliğinde gerçekleşecek Elton John AIDS Vakfı partisinin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yapacak.

Ve sahnede Dua Lipa olacak.

Yazının Devamını Oku

Kayıpla başa çıkmak

Hani kayıp kedi, köpek ilanları görür geçersiniz ya, geçmeyin.

Size o ilanı açan insanların neler hissettiğini anlatacağım şimdi.
Birinci ağızdan, yekten, tecrübeden.
1 hafta oldu Gugu ortadan kaybolalı.
Hani şu güzel yüzlü, önce dişi sanıp sonra erkek olduğunu anladığım gri sokak kedisi var ya, fotoğrafta kucağımda gördüğünüz o işte.
Buhar oldu, yer yarıldı yerin dibine girdi sanki.
Site içinde bir evde oturuyorum.
Çok kedim var. Kışın hepsi evdeler, yazın ise gündüzleri bahçede koşup oynadıktan sonra yemek yemeye ve uyumaya eve geliyorlar.

Yazının Devamını Oku

Aşılı ve antikorlular da maske takmalı

Aşı yaptırdıktan sonra ya da korona geçirip bağışıklık kazandıktan sonra da maske takmaya ve sosyal mesafeye devam edecek miyiz?

Koronavirüs bulaştırma riskimiz sürüyor mu?

Evet, maalesef evet!

Çünkü biz hastalık belirtisi göstermesek de bulaştırmayı ve henüz antikor oluşturmamış kişileri hasta etmeyi sürdürüyoruz.

Antikorlarımız bizi koruyor ama solunum yoluyla bulaşan virüslerin burun ve ağız boşluğumuza girmesini engellemiyor.

Bizi hasta etmese de burun boşluğumuzdan giren ve orada çoğalan virüsleri maske takmazsak etrafa saçıp başkalarına bulaştırabiliyoruz.

Tek tek açıklayarak anlatmam gerekirse durum şöyle...

Koronavirüs aşısı kas altına yapılıyor.

Vücudumuzda koronavirüse karşı antikor oluşmasını sağlıyor.

Yazının Devamını Oku

Yasa tasarısı için TBMM’deydim

AK Parti’nin hayvan hakları yasa tasarısı üzerine görüş bildirmek ve taslakla ilgili bilgi almak üzere HAÇİKO Derneği Başkanı olarak TBMM’ye davet edildim.

Tek dileğim, hayvansever bir yasa taslağı ile karşılaşmaktı.

Yeni yasada sona yaklaşıldığını biliyorsunuz zaten. Onca yıllık bekleyişin finalinin hayvanların lehine, onlara zulmedenlerin aleyhine olması için son dakikaya kadar var gücümüzle mücadele etmek boynumuzun borcu, sessiz dostlarımıza olan görevimizdi.

AK Parti Grup Başkanvekili Av. Özlem Zengin, Hayvan Hakları Meclis Araştırma Komisyonu Başkanı AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel, Tarım Komisyonu Başkanı AK Parti Kars Milletvekili Yunus Kılıç ve AK Parti İstanbul Milletvekili Av. Serap Yaşar, STK başkanlarının görüşlerini alırken yasa taslağıyla ilgili de bilgiler verdiler.

Özlem Zengin, taslakta 6’ncı maddeye dokunulmayacağını açıkça dile getirdi. Bu iyi bir haberdi ve sokaklardan hayvan toplanmayacağının garantisi oldu bizim için.

Hayvana şiddet, öldürme ve tecavüzün ertelenmeyecek hapisle cezalandırılacağını söyledi.Tecavüz ve cinsel istismarın da aynı öldürme ve işkence gibi hapisle cezalandırılacağını ilk ağızdan duyduk.

Yasaklı ırkların testten geçirildikten sonra kısırlaştırma şartıyla sahiplerine geri verileceğini dile getiren Özlem Hanım, böylelikle çocuklarından ayrı kalan hayvanseverlere de müjdeyi vermiş oldu. Ama tabii saldırgan özelliğe sahip olanlar ağızlıkla gezdirilecek ve sorumluluk sahiplerine verilecek.

Diğer bir detay,

Yazının Devamını Oku

Ben öldükten sonra ne olacak?

Eşinin terk etmesinin ardından otizmli kızlarıyla baş başa kalan, onları tek başına büyüten ve onlara mahkeme kararıyla kendi soyadını veren bir anne.

Güçlü bir kadın.

İkizler Dila ve Serra’nın anneleri Şule Gökırmak’tan aslında hem 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde hem de 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde bahsetmem gerekirdi.

Ben de bu iki günün ortasına koydum bu yazıyı.

Şule ve ikizlerinin hikayesi şöyle...

Dila ve Serra, 1 yaşına geldiklerinde, teyzeleri göz kontağı kurmadıklarını ve hemen doktora gitmeleri gerektiğini söylüyor.

Doktor muayenesi sonucu hiç akılda olmayan bir teşhisle karşı karşıya kalıyorlar; otizm...

İlk başlarda ne yapacağını şaşırıyor Şule. 

Kabullenmesi zaman alıyor. 

Yazının Devamını Oku

Aleyna ve Retrograde

İçimizden, bizden biri bir yola baş koyup iddialı bir şey yaptığında neden hemen çekemezlik duygumuz kabarıyor acaba?

Eleştirmek, illa ki beğenmemek bağımlılık mı yaptı?
Acımasız olmak, yerden yere vurmak...
Sosyal bir hastalığımız bu sanki...
Aleyna’nın dünyaya açılma projesinin ilk adımı olan “Retrograde”i eleştirenlere karşı duruyor ve alkışlıyorum ben.
Pandemi dönemine gelen klip sade görünse de gayet nokta atışı incelikler içeriyor.
Aleyna da güzel söylemiş şarkıyı.
İngilizcesiyle, sesiyle, fiziğiyle gayet de dünyaya açılacak bir yıldızımız var.

Yazının Devamını Oku

Geri verme zamanı

10 yıldır bir derneğin (HAÇİKO) başkanlığını yürüten biri olarak, birinci elden tecrübelerimi paylaşacağım bugün sizlerle.

STK’ların yani sivil toplum kuruluşlarının neler çektiğini ancak içindekiler, birebir yaşayanlar bilir.

Yardım isteyeniniz çoktur, yardım edecek kaynaklarınız sınırlıdır.

Uykular kaçar, çaresizlik kabus gibi çöker üzerinize.

Hele ki yardım bekleyen ağzı dili olmayan canlılarsa, işiniz iyice zorlaşır.

İşte öyle zamanlardan biriydi.

Tüm yurda dondurucu soğuklar hakim olmuştu.

HAÇİKO’nun Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış olan il temsilcilerinin en çok ihtiyacı olan şey mamaydı.

Van’dan İzmir’e, İstanbul’dan Erzincan’a, Kocaeli’den Bolu’ya, Ankara’ya her yerdeki yavrucaklar açtı. Ve bilirsiniz kışın hayatta kalmaları için gereken şey kalori, yani mamadır.

Yazının Devamını Oku

Dokunma açlığı yaşıyoruz

Covid nedeniyle dokunma açlığı yaşadığımız günlerdeyiz.

Devam da edecek gibi duruyor.

Devam etmeli hatta, çünkü dokundukça, birbirimize yaklaştıkça virüs kapma ve hastalanma riski altındayız.

Peki eskiden biz nasıldık, dünya nasıldı?

Bu konuyla ilgili güzel bir yazı okudum.

Özetle paylaşmak istiyorum sizlerle.

Bizlerde bildiğiniz gibi ilk karşılaşmalarda resmi ise tokalaşma, samimi ise öpüşme ve sarılma ile ilerleniyor.

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden durumunu biliyorsunuz zaten.

Hollanda’da iki değil,

Yazının Devamını Oku

Mutluluk nedir?

İnternet çağına doğmuş olan gençlere hayattaki amaçlarını sormuşlar.

Yüzde 80’i zengin olmak demiş. Yüzde 50’si buna ünlü olmayı eklemiş.

1938 yılında başlayan ve aralıksız olarak günümüze kadar devam eden, insanların doğuştan yaşlılığa mutluluklarının ölçüldüğü bir çalışma var; Harvard çalışması.

Buna göre mutluluk ne para ne de şöhretle geliyor.

Mutluluğun sırrı iyi ilişkilerde.

Yalnızlık ise mutsuz etmekle kalmıyor, erken öldürüyor, adeta zehirliyor. Sosyal olarak arkadaşlarına, topluma ve ailesine bağlı olan insanlar daha mutlu ve daha uzun yaşıyor.

Yalnız kalmayın derken sadece insanların etrafında insan olmasından bahsetmiyoruz.

Bir evlilikte de yalnız olabilirsiniz, kalabalık bir arkadaş grubunda da.

Yani kalabalık olmanın ve ilişkilerin kalitesi önemli.

Yazının Devamını Oku

Covid müzesine hazır mıyız?

Dünyanın dört bir yanındaki müzeler, ileriki kuşaklara bu tuhaf dönemi nasıl geçirdiğimizi anlatan belgeler bırakmak adına Covid-19’dan sonraki yaşamımıza ait parçalar topluyor.

Bir önceki pandemi, yani 1918-20 yılları arasındaki İspanyol gribi dönemine ait elimizde yeterli belge ve koleksiyon olmadığı göz önüne alındığında bu çabayı alkışlamak lazım tabii.

Geçtiğimiz mart, nisan aylarından beri dünya üzerindeki müzeler bildiğiniz gibi kapalılar ve sadece sanal ortamlarda gezilebiliyorlar.

Bu sanal geziler pandeminin en başlarında hayli ilgi görüyordu.

Zamanla aynı Covid-19 gibi bizim ona olan tepkilerimiz de mutasyona uğradı, sanal geziler de balkonlardan yaptığımız alkışlar gibi geride kaldı.

Şimdi pandemi gündemi aşı sırası beklemeye evrilmiş durumda.

Küratörler bu döneme ait ne toplayacak derseniz, maskeler kuşkusuz ilk sırada yer alacak.

Black Lives Matter maskeleri başta olmak üzere çeşit çeşit maskelerden bakalım ne sanat eserleri göreceğiz...

Caddelerde afişleri, video wall’ları, billboard’ları kaplayan “Evde kal”, “Mesafeni koru”, “Maske tak” tabelaları, Covid temalı doğum günü, yılbaşı ya da Sevgililer Günü kutlama kartları da müzelerde göreceğimiz objeler arasına girecek. Sarılmanın, tokalaşmanın yerini alan

Yazının Devamını Oku

Annen yok kimsen yok

Çok sevdiğim yazar, psikolog Doğan Cüceloğlu’nun hepimizi derinden üzen vefatının hemen ardından karşımıza bir video çıktı.

Hem de ne video.
Twitter’da anında TT oldu.
WhatsApp gruplarında bolca paylaşıldı.
Hepimizin gözlerini iki kez doldurdu Cüceloğlu.
Hem gidişi hem de boğaz düğümleyen o cümlesiyle.
“Annen yok, kimsen yok” derken ağlıyordu Cüceloğlu bu videoda.
Bizi de ağlatıyordu işte.

Yazının Devamını Oku

14 Şubat filozofları

Çoğu filozofun düzgün bir aşk hayatı yokmuş. Bazıları bu konuyu hiç konuşmaz, kimi ise aşağılayan tavırlarla yaklaşırmış.

14 Şubat Sevgililer Günü söz konusu olduğunda maşallah herkes filozof kesildi başımıza.
Bir beğenmemeler, bir üstten bakmalar!
Ben ise hiç de öyle bakmıyorum bu özel güne.
Ve Sevgililer Günü’nü yerden yere vuranlara, “kapitalizmin ürünü” diyerek kutlayanları eleştirenlere kızıyorum.
Bu kadar sevgisiz, bu kadar hoşgörüsüz zamanlarda öyle ya da böyle içinde sevgi barındıran günleri yok etmeyelim.
İnsanların birbirlerine sevgi sözcükleri söylemesi, bir çiçek, bir hediye almış olması sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?
Bırakın sevgi, olabilen her yerden girsin hayatımıza.

Yazının Devamını Oku

Glütensiz ve ağrısız hayat

Otoimmün hastalığı olanların sayısının bu kadar fazla olduğunu hiç tahmin etmezdim.

Ne kadar da çokmuşuz. Ve ne kadar da dertliymişiz ama bir o kadar da bağlıymışız birbirimize.

Bana geçmiş olsun diyen, alternatif tedavilerden bahseden herkese çok teşekkürler.

Umarım hep birlikte içimizdeki düşmanlardan kurtulur, bağışıklık sistemimizin bize saldıran şaşkın askerlerine doğru yolu gösteririz.

İşte bu noktada çok soru geldiği için geçen yazımda bahsettiğim eliminasyon diyetini biraz daha açmak ve detaylı anlatmak istiyorum.

Bu diyet, kronik enflamatuar hastalıkların iyileştirilmesinde çok etkin bir rol oynuyor.

Adının diyet olduğuna bakmayın, fazla kiloların atılmasına katkı sağladığı doğru olsa da aslında kilo verdirmek gibi bir amacı yok.

Sadece bize zarar veren yiyecekleri tespit edip hayatımızdan çıkarmamıza yardımcı oluyor.

Belli grup yiyecekleri hayatınızdan bir süre (21 gün) çıkarıyor ve sonra yeniden ekliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Eliminasyon diyeti yapın

Ben kendi kendine zarar verenlerdenim, yani otoimmün bir hastalığım var.

Bağışıklık sistemim olması gerekenden fazla çalışıyor ama bana iyilik yapacağına yanlışlıkla vücudumun normal dokularına ve organlarına saldırıyor.

Yani düşmanlarla savaşacak olan askerlerim gelip beni vuruyor.

Bunun nedenlerinden biri, normalde negatif olması gereken HLA-B27 geninin bende pozitif olması.

HLA-B27’nin pozitif olması, kişinin AIDS, Hepatit C, grip gibi virüslere yakalanmasını engelliyor ama diğer yandan da otoimmün hastalıklara yatkın olmasına neden oluyor.

Bendeki otoimmün hastalık romatoid artrit, yani iltihaplı romatizma kronik bir inflamatuar bozukluk aslında.

Bulaşıcı olmayan ve neden kaynaklandığı da bilinmeyen bu hastalıkta bağışıklık sistemi eklem, akciğer, kalp ve kan damarlarına saldırabiliyor.

Tedavisi yok!

Sadece bağışıklık sistemini baskılamak suretiyle etkileri azaltılabiliyor.

Yazının Devamını Oku

Hayvan Hakları Kanunu ne durumda?

Merakla ve artık iyice sabırsızlıkla beklediğimiz 5199 No’lu Hayvan Hakları Kanunu değişikliğinde son düzlüğe gelindiğini biliyoruz.

Az kaldı, yasa değişiminin eli kulağında. Meclis’in onayına gidecek yasa tasarısıyla ilgili umut da var, endişeler de.

Tasarı Meclis’e gidene dek, hayvan hakları için fayda sağlamak adına tüm hayvanseverler olarak yasayı bugünlerde sık sık gündeme getirmemiz ve kırmızı çizgilerimizi sık sık tekrarlamamız şart.

Bu noktada HAÇİKO Derneği Başkanı olarak altını çizmek istediğim konular var.

En önemlilerinin başında, 6’ncı maddenin korunması geliyor.  Kulislerde dolanan dedikodu, yeni çıkacak yasada okul, cami, park ve hastane gibi kalabalık yerlerde sokak hayvanlarının yaşamasına izin verilmeyeceği yönünde.

Bunun düşüncesi bile korkunç geliyor bana.

Mevcut yasada hayvanlar sokaklarda, bulundukları mahallelerde yaşarlar.

Belediye, kısırlaştırıp ya da tedavi edip, tekrar bulunduğu yere bırakır. Bu durumun altını çizen 6’ncı maddenin değiştirilerek sokaklarımızdaki hayvanların toplatılmasını, özetle kedi köpeklerin şehirlerden atılmasını kabullenmemiz mümkün olamaz. 

Hayvanların mal kapsamından çıkarılıp can statüsüne alınması ve onlara yönelik öldürme, yaralama, işkence, cinsel istismar vb. fiillerin

Yazının Devamını Oku

Clubhouse’un esiri oldum

Kaydı yok, tekrarı yok, dolayısıyla “Acaba bir şey kaçırıyor muyum?” duygusunu fena halde besliyor.

Ve işte o zaman işi gücü, Twitter’ı, Instagram’ı, artık başka ne varsa tüm diğer sosyal mecraları, Netflix’te dizi izlemeyi ve hatta WhatsApp gruplarını falan bırakıp vaktinizi burada geçirmeye başlıyorsunuz.

Yeni popüler uygulama Clubhouse’dan söz ediyorum.

Beni DMC & Warner Music Türkiye CEO’su Samsun Demir davet etti.

Ona da Edis davetiye göndermiş.

Öyle ben geldim diye girilmiyor yani buraya.

Birinin sizi davet etmesi, referans olması gerekiyor.

Bunun iki özel anlamı var.

Birincisi; uygulama popülasyon açısından belli bir seviyeyi, kriteri korumuş oluyor.

Yazının Devamını Oku