Ömür Gedik

Ömür Gedik

ogedik@hurriyet.com.tr

Dijital ölümsüzlük

Çin’de son yıllarda hızla büyüyen bir teknoloji alanı var: Dijital ölümsüzlük.

Haberin Devamı

Yapay zekâ sayesinde artık insanlar sadece fotoğraflarda ya da eski videolarda yaşamıyor; sesleriyle konuşuyor, mimikleriyle gülümsüyor, hatta yakınlarıyla sohbet etmeye devam ediyor.

Vefat eden insanların dijital klonları oluşturuluyor.

Peki soruyorum size, bu durum yas sürecini nasıl etkiler?

İnsanlığın en eski duygularından biri olan “yas” kavramı tamamen değişecek gibi.

Eskiden kaybettiğimiz biriyle vedalaşmanın yolları belliydi. Fotoğraflarına bakar, eski mesajlarını okur, ses kayıtlarını dinlerdik.

Zaman geçtikçe anılar yumuşar, acı şekil değiştirirdi. Yasın doğasında biraz da “kabullenmek” vardı.

Şimdi ise bu teknoloji, o vedayı sürekli erteleyen yeni bir kapı açıyor.

Kaybettiğiniz birinden her gün “Günaydın” mesajı geldiğini düşünün.

Sizinle eski anıları konuşabiliyor.

Haberin Devamı

Hatta verdiği cevaplar, onun hayattayken kullandığı kelimelere ve ses tonuna benzeyecek şekilde tasarlanıyor.

Bir anlamda ölüm fiziksel olarak gerçekleşiyor ama dijital varlık devam ediyor.İlk bakışta kulağa teselli gibi geliyor.

Belki gerçekten bazı insanlar için öyle de olabilir.

Özellikle ani kayıplarda ya da ağır yas süreçlerinde, sevdiğiniz kişinin sesini yeniden duymak, onu görmek, konuşabilmek insana kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir.

Ama tam da burada insan psikolojisinin en kırılgan alanlarından birine giriyoruz:

Gerçekle bağın yavaş yavaş bulanıklaşması.

Çünkü yas, sadece üzülmek değil. Yas aynı zamanda yokluğa alışma süreci.

İnsan zihni, kaybı kabullenerek hayata devam etmeyi öğrenir.

Peki dijital var olma devam ederse o zaman insan gerçekten vedalaşabilir mi?

Belki de geleceğin en büyük yalnızlığı burada başlayacak. Gerçek insan ilişkileri yerine, kaybettiğimiz insanların algoritmalarıyla bağ kuracağız.

Üstelik bu bağ, tamamen bizim duymak istediklerimize göre şekillenecek.

Ama gerçek de şu ki aslında geri gelen kişi değil; onun verilerden oluşmuş yankısı olacak.

İki katını istedi ve aldı 

İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara...

Oscar’lı oyuncu Meryl Streep yıllar sonra yaptığı bir açıklamayla sadece Hollywood’un değil, kadınların iş hayatındaki görünmez mücadelesinin de altını çizdi.

Haberin Devamı

“Şeytan Marka Giyer” (The Devil Wears Prada) filmindeki efsanevi Miranda Priestly rolünü ilk başta reddettiğini söyleyen Streep, yapımcıların teklifini ancak ücretini iki katına çıkardıktan sonra kabul ettiğini anlattı.

Daha çarpıcı olan ise şu cümlesiydi: “Kendi değerimi anlamam 50’li yaşlarımı buldu.”

Bu cümle aslında sadece bir oyuncunun kariyer hikayesi değil. Kadınların yıllardır iş dünyasında yaşadığı ortak psikolojinin özeti gibi.

Çünkü pek çok kadın yeteneğini kanıtlamak için erkeklerden daha fazla çalışıyor ama ücret konuşmaya geldiğinde geri çekiliyor.

“Fazla talepkâr görünmeyeyim”, “ayıp olur”, “beni zor biri sanırlar” kaygısı hâlâ birçok başarılı kadının zihninde yer ediyor.

Haberin Devamı

Hollywood bu eşitsizliğin en görünür olduğu yerlerden biri. Yıllarca erkek oyuncular aynı filmlerde kadın meslektaşlarından kat kat fazla kazandı. Üstelik gişe başarısını taşıyan kadın oyuncular bile çoğu zaman “şanslı” sayıldı, “hak etmiş” değil.

İşte Streep’in yaptığı ‘iki katı ücret alırsam oynarım’ çıkışı kibir değil, kendi değerini bilmek.

Miranda Priestly bugün sadece bir moda editörü karakteri değil, güç, disiplin, mesafe ve kadın otoritesinin pop kültürdeki simgelerinden biri.

Ve tabii bu role karşı en başından beri dik duruş sergileyen Meryl Streep sayesinde.

 

Yazarın Tüm Yazıları