Paylaş
Sea World’e giden ziyaretçiler, güneşli bir günde çocuklarıyla birlikte yunus gösterilerini izlemeye hazırlanıyordu.
Tam o sırada hayvan hakları savunucuları insanların ellerine küçük sarı notlar uzatmaya başladı.
İlk notta şu yazıyordu:
“Buradaki yunuslar cinsel istismara uğruyor. Dişiler zorla tohumlanıyor, bazen ilaç veriliyor. Erkek yunuslar ise personel tarafından cinsel olarak uyarılıyor.”
Bir başka notta şu cümle yer alıyordu:
“Bu tankların içinde anneler doğum yapıyor ve yavruları bir sonraki gösterinin yeni yıldızına dönüştürülüyor.”
Çocuklara verilen not ise belki de en çarpıcısıydı:
“Annen ve baban seni hayvanlara zarar veren bir yere getirdi.”
Bu ifadelerin sert olduğu açık.
Hatta bazılarına göre rahatsız edici. Ama zaten PETA’nın amacı tam da bu. İnsanları rahatsız etmek.
Çünkü bazen gerçeklerle yüzleşmenin başka yolu kalmıyor.
Bir an durup düşündüm.
Bir yunus doğada yüzlerce kilometre yol kat edebiliyorken, neden ömrünü beton duvarlar arasında geçirmek zorunda bırakılıyor?
Bir anne yunusun yavrusu neden bizim birkaç dakikalık eğlencemiz için dünyaya geliyor?
Ve en önemlisi, biz çocuklarımıza hayvan sevgisini gerçekten neyi göstererek öğretiyoruz?
Camın arkasındaki esareti mi?
Yoksa özgürlüğü mü?
Yıllarca hayvanat bahçelerini, sirkleri, yunus parklarını normal kabul ettik.
Çünkü bize öyle öğretildi.
Çünkü eğlenceli görünüyordu.
Çünkü alkışlar, müzikler ve şovlar gerçeği gizliyordu.
Ama dünya değişiyor.
Bugün artık birçok insan hayvanların bizim eğlencemiz için var olmadığını kabul ediyor.
Bir yunusun görevi takla atmak değil.
Bir orkanın görevi binlerce kişinin önünde gösteri yapmak değil.
Benim de hayvanat bahçelerine gidenlerin ellerine benzer notlar tutuşturasım var.
“Bu hayvan burada ne yapıyor?”
Bazen değişim bir yasa ile başlar.
Bazen bir kampanya ile.
Bazen de bir yabancının elinize tutuşturduğu küçücük sarı bir notla.
Ve o not, yıllardır görmezden geldiğimiz bir gerçeği gözümüzün önüne bırakır.
Hayvanları seviyorsak, onları kendi eğlencemiz için hapsetmemeyi, yaşam ve özgürlük haklarına saygı duymayı öğrenmeliyiz.
Bu yılın kazananı oyuncaklar oldu
Bir zamanlar sinema salonlarını süper kahramanlar, aksiyon serileri ve dev bütçeli bilim kurgu filmleri doldururdu.
Şimdi ise o koltukları oyuncaklar dolduruyor.
Üstelik öyle sıradan oyuncaklar değil; nesiller boyunca çocukların ve yetişkinlerin kalbine dokunan Woody, Buzz Lightyear ve arkadaşları...
Aradan geçen yıllara rağmen Woody’nin dostluğu, Buzz’ın cesareti ve o dünyaya duyduğumuz özlem hiç eskimemiş.
“Oyuncak Hikâyesi 5”, Türkiye’de vizyona girer girmez fırtına estirdi.
İlk üç günde ulaştığı 151 bin seyirciyle sadece yılın en iyi açılışını yapmakla kalmadı, serinin ülkemizdeki en başarılı başlangıcına da imza attı.
Hayatın karmaşası içinde 2 saatliğine de olsa sıcak, samimi ve umut veren bir dünyaya kaçmak isterseniz aklınızda olsun.
Paylaş