GeriÖmür GEDİK Anket başlattım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Anket başlattım

Twitter’da şöyle bir anket başlattım “evdeki cins kedi köpeğini sevip sokaktakine kafasını çeviren, onları farklı, birini diğerinden üstün gören kişiye ne denir?”İki cevap seçeneği sundum a)Tür’cü b) Irkçı...

Hangisi kazandı dersiniz, ya da sizin cevabınız hangisi olurdu?
Benim cevabım belli.
Hayvanları aşağı görenlere türcü deyip suçlarını hafifletmek istemiyorum.
“Alt tarafı hayvan, bu kadar anlam yükleme” diyen birine ise şu cümleyi kuruyorum; “ırkçılık yapıyorsun, daha net söylemem gerekirse, sen ırkçısın!”
Şöyle açıklayayım, tarihe baktığımızda insanların ihtiyaçlarının hayvanlardan farklı, üstün görülmesine türcülük ve bunu yapanlara da türcü denmiş.
Ama benzer bir şekilde kendinden olmayan insan topluluklarını umursamayan, köleleştiren, acı çekmelerinden rahatsızlık duymayan, aşağı görmeyen insanlara da ırkçı demişiz.
Temelinde ırkçılık ve türcülüğün birbirinden neredeyse hiç farklı yok.
İkisinde de kendini üstün görenlerin başkalarını sömürüsü, acı vermesi var.
Başa dönelim, anketimiz ne oldu dersiniz?
“Evdeki cins kedi köpeğini sevip sokaktakine kafasını çeviren, onları farklı, birini diğerinden üstün gören kişiye ne denir?” anketinde “Irkçı” seçeneği “türcü”nün önüne geçti ve yarışı kazandı.
Sokak hayvanlarını iten, kakan, kötü davranan, ötekileştiren birini görürseniz kendisine rahatlıkla, çekinmeden ırkçı olduğunu söyleyebilirsiniz.

Kate Winslet tarzı

Kate Winslet’ın “rol tekliflerini kaçırmamak için cinsel kimliğini saklayan en az dört aktör tanıyorum” açıklaması sinema dünyasına bomba gibi düştü.
“Hollywood homofobiden kurtulmuştur artık” diye düşünürken gelen bu açıklama şaşırttı tabii.
Demek ki kurtulamamış!
Bu yaklaşım hem özgür seçimlere hem de oyunculuğa hakaret gibi.
Winslet bunun üstüne bir de “Filmlerdeki sevişme sahnelerinde kendimi bir nesne gibi hissettim” cümlesini ekleyince haftayı Winslet saptamaları ile açmak şart oldu.
Peki, bayram değil seyran değil bu açıklamalar nereden çıktı derseniz aslında işin matematiği belli.
Ünlü oyuncunun yapımcılığını üstlendiği ve de başrolü oynadığı 7 bölümlük “Mare of Easttown” dizisi geliyor.
Nisan ortasında yayınlanacak 7 bölümlük dizide Winslet’ı dedektif olarak izleyecekmişiz.

İyi ki varsınız

Yaklaşık bir ay boyunca Dominos Pizza Türkiye ile “4 Nisan Sokak Hayvanları Günü’nde ne yapabiliriz?” diye toplantılar yaptık.
Önce evlere servisle birlikte sokaktaki hayvanlar için de bir paket mama mı göndersek diye düşündük.
Ama 4 Nisan Pazar gününe denk geliyordu ve sokağa çıkma yasağı olması gündemdeydi.
Haritadaki kırmızı illerde öyle de oldu zaten.
Biz de Dominos Pizza Türkiye’nin bağışıyla, HAÇİKO il temsilcileri vasıtası ile batıdan doğuya, güneyden kuzeye Türkiye’nin dört bir yanına mama dağıtımı gerçekleştirdik.
Üstüne bir de tedavilere destek oldular.
Ne güzel, şahane bir örnek oldular.
Şimdi sırada Yolcu360 ile yapacağımız proje var.
Yine çok şaşıracak ve ilinize geldiğimizde sokak hayvanları ve çevre adına mutlu olacaksınız.
Umarım bu iyilikleri diğer büyük firmalara da bulaşır.

Doktorlardan tavsiyeler

Süveyş Kanalı’ndaki tıkanmada canlı hayvan taşıyan gemilerdeki hayvanlara çok üzülmüştüm. Şu canlı hayvan taşımacılığı işkencesi tamamen bitse keşke.
Süveyş Kanalı demişken, oradaki probleme doktorların branşlarına göre farklı çözüm önerileri sıralayan bir WhatsApp iletisine denk geldim.
İşte çözümleri:
Kardiyolog:
Anjiyo yapıp stent takalım.
Genel cerrah:
Gemiyi parçalayıp çıkaralım.
Plastik cerrah:
Kanalı genişletelim.
Kadın doğumcu: Sezaryen yapalım.
Dahiliyeci: Daha önce böyle bir tıkanma olmuş muydu?
Ortopedist: Kanalı kırıp baştan yapalım.
Radyolog: Bir de diğer açıdan görelim.
Dermatolog:
Steroid krem sürelim, kaya kaya çıkar.

X

Korona çocuklar için dev risk

Parklarda bahçelerde maskeli çocukları görünce çok üzülüyorum.

Ama takmayanları da uyarıyorum. Çünkü çok yakın temastalar, mesafeye oyun oynarken pek dikkat etmiyorlar. Böyle bir dönemde hiç kuşkusuz ne çocuk olmak kolay ne de ebeveyn.

Ama biraz daha sabır. En azından aşı yaygın bir   şekilde uygulanmaya başlayana ve pandemi hafifleyene kadar dikkat etmeye devam etmek şart.

Çocukların korona riskinin az olmadığıyla ilgili bilgiler de artıyor üstelik.

Korona çocuklarda hafif geçiyor diye biliyorduk.

En azından onlarda yetişkinler kadar tehlikeli değildi sanıyorduk.

Ama yurtdışından gelen bilgiler maalesef aksini söylüyor.

Brezilyalı doktorların açıklamalarına göre ciddi eklem ağrıları, ishal, öksürük, mide ağrısı çocuklarda görülen korona belirtileri arasında.

Brezilya’da 15 Nisan verilerine göre bugüne dek

Yazının Devamını Oku

4 bin adım atarız artık

Pandemide kapanmada hayatımızı yemek üzerine kurduk. Tek eğlencemiz o gün ne yiyeceğimiz ile ilgili oldu. E kilolar da geldi tabii.


Spor derseniz, pandeminin başındaki azim, istek yok.
Kendimizi kandırmak ve harekete geçmek için neden bulamıyoruz.
İşte tam da bu anda, tamamen salmaya meyilliyken gelen “günde 10 bin adım atmaya gerek yok, 4 bin adım da yeterli” müjdesi beni yeniden gaza getirdi.
10 bine ulaşamıyor ve kendimi başarısız hissediyordum.
Şimdi yürüyüşlere yeniden başlıyorum. 4 bini adımı geçtiğim günler de olacaktır, o zaman da madalya takarım kendime.
Attığım adımlar tabii ki Help Steps üzerinden HAÇİKO’ya, sokak hayvanlarına mama ve tedavi olarak gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Şampiyon Beşiktaş

Erkekler de ağlar hem de nasıl ağlar.

Şampiyonluk son maça kalınca, son dakikalarda nefesler tutulup, sinirler iyice gerilince öyle bir boşalma olur ki herkes ağladı, hepimiz ağladık.

Benimki sinir boşalması ve sevinçle karışık gözyaşlarıydı.

E kolay gelmedi bu şampiyonluk.

Sezon başında ‘bu kadro ilk 5’e zor girer’ dediler.

Aboubakar sakatlanıp, ligden düşünce, ‘takımın yarısı gitti, bundan sonra Beşiktaş’tan hayır gelmez’ dediler.

Rakiplerin ikinci takımı çıkaracak yedekleri varken, bizim yedek kulübemiz sakatlıklardan sonra iyice zayıfladı.

Ve bu kısıtlı imkanlara rağmen sahadaki müthiş 11’le, Rosier ile güç bulan ve ligin en değerli oyuncusu olduğunu düşündüğüm Ghezzal ve Sergen Hoca’nın büyük katkılarıyla, inanarak, savaşarak, mücadele ederek geldi bu şampiyonluk.

Mayıs başında Beşiktaş Kadın Futbol Takımı’nın şampiyonluğu ile sevinmiştik.

Yazının Devamını Oku

Pandemi biterse

Pandemi bittikten sonra gideceğiniz ilk üç mekan neresi olur?”

Ben kendi listemi şöyle sıralayayım...
Dövmeci:
Sürekli el yıkamaktan, dezenfekte etmekten ellerimin üzerindeki dövmeler soldu gitti. Mutlaka üstlerinden geçilmesi gerekiyor. O arada yeni bir dövme de yaptırabilirim tabii.
Konser:
Sahnede olmayı çok özledim. İlk konserimde çılgınlar gibi eğleneceğim, sahneden zor inerim şimdiden söyleyeyim. Ama konser vermek kadar konsere gitmeyi de çok özledim. Şöyle sağlam bir rock festivali öyle iyi gelir ki. Teoman konseri ilk tercihim tabii.
Stadyum:
Maça gitmeyi öyle çok özledim ki. Dolmabahçe’de ağaçlı yolda hep beraber yürüyüp Vodafone Arena’da marşlar söylemeyi, bağıra çağıra tezahürat yapmayı. Totemler yapıp gol sevinci ile zıplamayı, tanıyıp tanımadığım herkese sarılıp kutlamayı... 

Yazının Devamını Oku

Hıncal’a yanıtımdır

Hıncal Uluç köşesinden alenen “Tarkan haklı diyen Ömür, sen de müzisyensin güya... Ama senin şeyin denk nasıl olsa... Size çalanlar, evlerine üç kuruş götürenler ne yapıyor hiç düşündün mü” yazdı.

“Kılını kıpırdatmadın” iddiasını bu dille yazınca neye uğradığımı şaşırdım.

Böyle cinsiyetçi, böyle yakışıksız argolara karşı cevap veresim bile gelmiyor.

Ama bugüne dek birlikte çaldığım, çalmadığım, tanıdığım, tanımadığım, hepsine sonsuz saygı duyduğum tüm müzisyen arkadaşlarım için onca şey yapmışken, bu haksız eleştiri karşısında açıklama yapmam da şart oldu.

POPSAV Yönetim Kurulu üyesiyim ve pandemi en yoğun çalıştığımız dönemdi.

80’den fazla solist ve grubun katıldığı bir online festival düzenleyerek müzisyen arkadaşlarımıza 300 bin TL yardım topladık. 

Ve bunu koronanın en yaygın olduğu dönemde, otoimmün hastalığıma rağmen riski göze alarak yüz yüze geldiğimiz toplantılar ve festivalle yaptık. 

Sonrasında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, meslek birlikleri, vakıflar ve derneklerle birlikte müzisyenlere destek için yaptığı tüm toplantılarda birebir bulundum. 

Ki şu anda bu toplantıların sonucunda müzisyenlere yapılan yardım 156 milyon TL’yi buldu.

Yazının Devamını Oku

Çocukların içindeki kötülük

Kediyi bayıltana kadar döven çocuklar” başlıklı videoyu bu tarz pek çok video gibi sonuna kadar izleyemedim.


Benim ve benim gibi pek çok insanın izlemeye bile dayanamadığı zulme maruz kalan kedicik.
Ve bu işkenceyi hiç çekinmeden, acımadan büyük bir keyifle yapan çocuklar.
Çocuk demeye dilim varmıyor aslında.
Biz çocukken elimizde yiyecekle kedi, köpek, kuş besler, severdik.
Çocuk olmak masumiyet, çocuk olmak sevmek, çocuk olmak iyi olmak demekti.
Yetişkinler gibi çocukların da iyisi, kötüsü var.

Yazının Devamını Oku

Tarkan doğrusunu yaptı

Yıldız Tilbe, sözleri kendisine ait olan “Kış Güneşi” şarkısını söyleyip Tarkan’a “Hadi sıra sende” diye pas attı.

Tarkan da pası taca bile atmadı, “Olayın neye hizmet ettiğini anlamadım” deyip kibarca iade etti.

Olayın hizmet ettiği nokta aslında şu; uzun süredir işsiz olan müzisyenler için başlatılmış bir challenge’dı bu. İyi güzel de, peki ne işe yarayacaktı? Amacı neydi?

Bir cümlesi var mıydı?

Bir şeyleri değiştirmek için kitleleri ya da otoriteleri harekete geçirecek içeriği var mıydı?

İşte onu ben de anlamadım.

Zaten Tarkan da anlamadığı için “Beni affedin” deyip çekildi kenara.

Keşke bu daha ayakları yere basan bir proje olsaydı. 

Ya da Yıldız Tilbe ile Tarkan sosyal medya üzerinden haberleşeceklerine önceden bir telefon konuşması yapmış olabilselerdi.

Yazının Devamını Oku

Otele kapanma!

3 hafta kal, 1 öde.

İşte yeni model tatil kampanyası.
Pandemi nedeniyle kapandığımız bugünlerde tatil fırsatı ya da tatil teklifi böyle yapılıyor.
17 günlük kapanma boyunca tatil bahanesi ve otel rezervasyonu ile seyahat etmek yasak.
“Filanca otelde rezervasyonum var” deyip yola çıkamıyorsunuz yani.
Ancak bugünden otele girenler, yasak sonuna kadar oradan ayrılmamak şartıyla kalabiliyor.
Durum böyle olunca oteller, tatil köyleri “Kapanma öncesi gelin, kapanmayı burada geçirin, yasak kalkınca evinize gidersiniz” dediler.
Anlayacağınız bu 18 günü ya evde ya da bir otelde oldukları yerden kıpırdamadan geçirecek insanlar.

Yazının Devamını Oku

Canlı ama sönük bir Oscar gecesi

“Film sinemada izlenir” derdik.

Sinema mı kaldı ki izleyelim...
Çoğumuzun, hatta belki Oscar törenine katılanların bile tamamını izlememiş olduğu filmler arasında geçti bu yılki Oscar töreni. 
Büyük bir boşluk hissi!
İzlediklerimizden, adaylardan ve törenden anladığımız; konu ve senaryo çeşitliliği açısından zengin bir yıl olsa da tarihin ünlüler geçidi ve filmler anlamında en zayıf Oscar töreni olduğuydu.
Tren istasyonunda gerçekleşen töreni bir film gibi yönettiğini söyleyen Steven Soderbergh’in açıları, prodüksiyonu, kurgusu baş döndürücü de olsa içeride heyecan olmayınca neye yarar ki?
“En iyi film” ödülünü sona saklamayıp, oyuncu ödüllerinden önce vermek bile fark yaratmaz.
Daha ne diyeyim bilemedim.

Yazının Devamını Oku

Motorları maviliklere süreceğiz

“En iyi tekne arkadaşının teknesidir” cümlesinin hakkını vermeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

Nasıl mı?
Geçen salı Hayatta Beşiktaş Radyo’daki “Kartal Pençesi” programıma Serhan Onat konuk oldu.
Serhan koyu Beşiktaşlı.
Aynı zamanda yelken sporuyla da ilgileniyor.
İkisinin ne alakası var demeyin.
Beşiktaş her şampiyon olduğunda taraftar motorları maviliklere sürer ve Boğaz’ı siyah beyaza boyar.
İşte bu yıl da inşallah şampiyon olunca teknelerle Boğaz’a açılıp kutlayacağız şampiyonluğumuzu.

Yazının Devamını Oku

Konserler ne zaman nasıl başlar?

Sürekli olarak Zoom’da toplantı yapmak, ses tellerini ve ses sağlığını nasıl etkiler?

Yaklaşık 2 yıldır sahneye çıkamayan şarkıcıların gerek psikolojik gerekse de ses sağlıkları için ne yapılabilir?

Konserlerde korona bulaşır mı?

Koronanın en fazla bulaştığı yer futbol maçları mıdır?

Sahnelere dönüş ne zaman ve ne şartlarda olacak?

İşte bunların hepsini konuştuk Dünya Ses Günü’nün kutlandığı 16 Nisan’da.

Zoom’da düzenlenen etkinliğin ev sahipleri, Ses Konuşma ve Yutma Bozuklukları Derneği (SKYBD), Profesyonel Ses Derneği (PSD) ile Dil ve Konuşma Terapistleri Derneği’ydi (DKTD).

Biz de POPSAV yönetim kurulundan Zeliha Sunal ile birlikte katıldık ve soruları müzisyenler tarafından ele aldık. 

Bu interdisipliner semineri SKYBD Kurucu Başkanı

Yazının Devamını Oku

Epilepsi nöbetini hisseden kedi

Hayvanların, özellikle de kedilerin hastalıkları anlayabildiği, hatta bir kısmını iyileştirdiği bilinir ve söylenir.

İşte onlardan biri...
Tee Cee adlı kedinin epilepsi nöbetlerini önceden bilmek gibi bir yeteneği vardı. 
Tee Cee ilk sahibi tarafından bir kutuya konularak ırmağa atılan
bir kedi aslında. 
Neyse ki kurtarılmış ve sahiplendirilmek üzere barınağa götürülmüş. Barınaktan onu kurtaran Michael Edmond’a hayatının hediyesini vermiş Tee Cee...
Michael şiddetli nöbetler geçiren bir epilepsi hastasıydı ve nöbetlerini önceden bilemediği için evden yalnız çıkmaya bile korkuyordu. Nöbet öncesi herhangi bir belirti göstermeyen Michael’ın nöbetlerini önceden bilen ve haber veren Tee Cee oldu.
Tee Cee nöbetin geleceğini önceden hissediyor, gözlerini Michael’a dikiyor ve sağa sola koşturarak herkese bir şeylerin yolunda gitmeyeceğini haber veriyordu.

Yazının Devamını Oku

Hâlâ inanmıyor musunuz?

“Eller yukarı, etrafınız sarıldı!”

İşte tam olarak bu haldeyiz.
Arkadaşlarımız, onların arkadaşları, eşleri, akrabalarından korona haberleri almadığımız bir günümüz bile yok.
Pandeminin başından beri ilk kez böyle oluyor.
Geçen yıl anne babasını korona yüzünden kaybedip şimdi eşi korona olan, kendisi de test sonucunu bekleyen arkadaşım var.
Sadece biz değil, dünyanın dört bir yanından gelen üzücü haberler eşlik ediyor bunlara.
Ve ne yazık ki tüm bunlara rağmen bir yanda da pandemiye inanmayan, inanmamayı tercih eden, maske, mesafe ve hijyene dikkat etmeyenler hâlâ var.
“Korona bir oyun, Covid-19 diye bir virüs yok” diyorlar.

Yazının Devamını Oku

Güle güle her şeyim

Prensesimi kaybettim. 16 yıllık en iyi dostumu, hayat arkadaşımı, kardeşimi, kızımı, annemi, bana her şey olanı, her şeyimi kaybettim.

Yüzde 99 değil, yüzde 100 bir sevgi, yüzde 100 bağ, yapmacıksız, saf, temiz.
Bu acının, yoksunluğun, onsuzluğun tarifi yok.
Sheba, Buddy’nin, Kaliko’nun yanına gitti. Benim kulağına fısıldadığım selamlarımı, özlemlerimi götürdü.
İnanıyorum ki Gökkuşağı Köprüsü’nde beni bekliyorlar, koşuyor, oynuyorlar en iyi halleriyle. Her ölüm insanı kendi ölümüne yaklaştırıyor.
Kavuşacağımız güne kadar mutlu ol prenses, bu dünyada meleğim olarak bana eşlik edeceğini, arkadaşların için verdiğim mücadelede bana güç, kuvvet olacağını çok iyi biliyorum.
Biri gittiğinde arkasından “Ne kadar çok sevdi, sevildi, bana ne kadar iyi geldi” diyebiliyor muyuz? İşte hayatın anlamı orada yatıyor.

Yazının Devamını Oku

Oscar’da kadın hakları

Geçen gün Oscar’ın en güçlü adayı “Mank”ten bahsederken, bir başka aday “Promising Young Woman”a eleştiri okları fırlatmıştım.

Spoiler uyarısı yaparak nedenini, niçinini sıralayayım...

Öncelikle sadece ele aldığı toplumsal meseleler nedeniyle “en iyi film” Oscar’ına aday gösterildiğini düşünüyorum.

Başrolünde “en iyi kadın oyuncu” dalında Oscar’ın adayları arasında olan Carey Mulligan’ın olduğu film, kadınların artık susmadığı, #metoo diyerek savaş bayraklarını açtıkları çağın ürünü olarak Oscar’da kadın haklarının temsilcisi diyebiliriz.

Dünya prömiyerini 16’ncı Sundance Film Festivali’nde yapan film, geçmişte yaşadığı bir travma nedeniyle hayatı alt üst olan Cassie’nin hikayesine odaklanıyor.

Erkek düşmanı olan Cassie’nin dram ve gizem dolu öyküsü ana metin olarak sağlam cümleler kursa da detaylarda topallıyor ve özellikle finalinde hayal kırıklığı yaratıyor.

“En iyi film” Oscar’ını alması çok zor olsa da kadına şiddet ve cinsel istismar meselesini gündeme getirmesi açısından Oscar gecesinde alkışı ve takdiri alacaktır diye düşünüyorum.

Sosyal mesajlarla dolu bu intikam filminin senaryo yazarının ve yönetmeninin de kadın olduğunu da unutmayalım.

Yazıp yönettiği ilk uzun metrajı ile Oscar’a aday olan Emerald Fennell’ın 10 parmağında 10 marifet var; kendisi oyuncu olarak “The Crown” ve “Anna Karenina”da da rol almıştı. 

Yazının Devamını Oku

Oscar’a Mank’le başlayalım

Sinema salonlarından uzak kaldık ama Oscar’sız kalacak değiliz.

Gecikmeli de olsa açıklanan ve farklı dijital platformlarda izlenebilen Oscar adayı filmleri belki izlediniz, belki de izleme sırasına aldınız. 

93’üncü Oscar Töreni öncesinde bugünden itibaren her hafta bir filmi burada değerlendirelim istiyorum.

Bu yıl Oscar adaylarına baktığımızda yelpazenin geniş olduğunu görüyoruz.

Oyuncu adayları arasında farklı etnik gruplardan olanların sayısı hayli fazla.

Ve biz kadınlar için güzel bir haber; Oscar tarihi heykelciğe ulaşma yolunda aday olan sadece 5 kadın yönetmen çıkarabilmişken, bu yılki “en iyi yönetmen” listesinde iki kadın birden var.

93 yıllık Oscar tarihinde şahane bir ilk bu.

“En iyi erkek oyuncu” dalında bir Müslüman oyuncunun (Riz Ahmad) adaylığını barındırarak başka bir ilke sahip olan “Sound of Metal”i haftaya saklıyorum.

Bugün “

Yazının Devamını Oku

Elton John’un partisine katılabilirsiniz

Siz korona yapan Covid-19’dan korkadurun, dünyanın yakasını bir türlü bırakmayan asıl tehlike AIDS’e neden olan HIV virüsü.

Öldürücülüğü yüksek ve henüz bulunmuş bir aşısı ya da kesin bir tedavisi yok.

Eskiden sadece eşcinsellerin yakalandığı gibi yanlış bir kanısı olan AIDS aslında tam bir heteroseksüel hastalığı.

Hele ki maske çenede “bana bir şey olmaz”cıların, prezervatif kullanmadan sık sık partner değiştirerek korunmasız cinsel ilişkiye girmesiyle yayıldıkça yayılıyor.

AIDS’e karşı savaş veren ünlülerin başında Elton John da var. 

Kendisi hafta başında Instagram hesabından Dua Lipa’yı konuk aldığı bir canlı yayın yaptı ve onunla proje yapmaktan ne kadar mutlu olduğunu söyledi.

Bildiğiniz gibi her yıl Oscar gecesinde bir Elton John AIDS Vakfı ön partisi oluyor.

Bu yıl 25 Nisan’da, Elton John ile eşi David Furnish’in ev sahipliğinde gerçekleşecek Elton John AIDS Vakfı partisinin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yapacak.

Ve sahnede Dua Lipa olacak.

Yazının Devamını Oku

Kayıpla başa çıkmak

Hani kayıp kedi, köpek ilanları görür geçersiniz ya, geçmeyin.

Size o ilanı açan insanların neler hissettiğini anlatacağım şimdi.
Birinci ağızdan, yekten, tecrübeden.
1 hafta oldu Gugu ortadan kaybolalı.
Hani şu güzel yüzlü, önce dişi sanıp sonra erkek olduğunu anladığım gri sokak kedisi var ya, fotoğrafta kucağımda gördüğünüz o işte.
Buhar oldu, yer yarıldı yerin dibine girdi sanki.
Site içinde bir evde oturuyorum.
Çok kedim var. Kışın hepsi evdeler, yazın ise gündüzleri bahçede koşup oynadıktan sonra yemek yemeye ve uyumaya eve geliyorlar.

Yazının Devamını Oku

Aşılı ve antikorlular da maske takmalı

Aşı yaptırdıktan sonra ya da korona geçirip bağışıklık kazandıktan sonra da maske takmaya ve sosyal mesafeye devam edecek miyiz?

Koronavirüs bulaştırma riskimiz sürüyor mu?

Evet, maalesef evet!

Çünkü biz hastalık belirtisi göstermesek de bulaştırmayı ve henüz antikor oluşturmamış kişileri hasta etmeyi sürdürüyoruz.

Antikorlarımız bizi koruyor ama solunum yoluyla bulaşan virüslerin burun ve ağız boşluğumuza girmesini engellemiyor.

Bizi hasta etmese de burun boşluğumuzdan giren ve orada çoğalan virüsleri maske takmazsak etrafa saçıp başkalarına bulaştırabiliyoruz.

Tek tek açıklayarak anlatmam gerekirse durum şöyle...

Koronavirüs aşısı kas altına yapılıyor.

Vücudumuzda koronavirüse karşı antikor oluşmasını sağlıyor.

Yazının Devamını Oku