Ömür Gedik

Ömür Gedik

ogedik@hurriyet.com.tr

6 Haziran’da Harbiye’deyiz

6 Haziran’ı not edin, yanına Harbiye Açıkhava yazın.

Haberin Devamı

Biletinizi alın ve gelin.
Biz oradayız çünkü.
Hep birlikte Sezen’e gidiyoruz.
Grammy adaylığı olan Esin Aydıngöz yönetimindeki senfoni orkestrası eşliğinde Tuğba Yurt’un muhteşem sesine kendimizi bırakıyoruz. 
Ve orada müzik, eğlence ve iyiliklerle dolu bir gece yaşıyoruz.
Ben konuk sanatçı olarak en sevdiğim Sezen Aksu şarkısıyla sahnede olacağım için çok heyecanlıyım.
Gelirin bir kısmının HAÇİKO aracılığıyla çiftliğimizde korumamız altındaki sokak hayvanlarına, bir kısmının da TOÇEV aracılığıyla kız çocuklarının eğitimine gideceği için de çok mutluyum.
Grammy adaylığı ve dünya çapında ses getiren “Wednesday” dizisinde yer alan bestesiyle tanınan genç müzisyen Esin Aydıngöz, bu özel projede 48 kişilik senfoni orkestrasını yönetmek için Amerika’dan İstanbul’a geliyor.
Sezen Aksu’nun hepimizin hayatına dokunmuş zamansız şarkılarının senfonik düzenlemeleri klasik müzik dünyasının başarılı aranjörü Deniz Güngören imzalı.
Benimle birlikte Burcu Cavrar, Ceylin Arslan ve Mustafa Mert Koç da Sezen Aksu imzalı birer şarkıyla sahnede olacak.
Ve Tuğba Yurt... Sezen Aksu şarkılarındaki yorumu anlatılmaz yaşanır diyeceğim, ki siz de o akşam ne dediğimi anlayacaksınız.
Klasikle popu birleştiren proje; daha önce Senfonik Şebnem Ferah, Senfonik Divalar-Nilüfer, Senfonik Murathan Mungan Şarkıları gibi çok ilgi gören senfonik projelere de imza atan sevgili Nurcan Karaca’ya ait.
Proje denince Nurcan diyorum ve susuyorum. Eylül ayında bir bombası daha var çünkü, sürpriz.
Şimdilik 6 Haziran’da buluşmaya odaklanalım, sonbahar projesini de zamanı gelince paylaşacağım.
Unutmayın, bekliyoruz. 
PS: 6 Haziran gecesi Kütahya Porselen’in sosyal sorumluluk kapsamında HAÇİKO için hazırladığı, Sezen Aksu çizimlerinden oluşan koleksiyon da Harbiye’de satışta olacak. Harika bir koleksiyon oldu, heyecanlıyız. 

Haberin Devamı

Pet modasının iki yüzü

Bir zamanlar sadece insanların modası konuşulurken artık evcil hayvanlar için özel koleksiyonlar hazırlanıyor. 
Adidas, ilk pet koleksiyonunu Singapur’da çıkardı mesela. 
Minik formalar, tasma koleksiyonları, taşıma çantaları, hatta sahipleriyle kombin yapılabilecek parçalar.
Bir yandan bakınca çok tatlı. Çünkü insanlar artık hayvanlarını “evcil hayvan” gibi değil, aile bireyi gibi görüyor. Onlarla aynı tişörtü giymek, birlikte sosyal medyada görünmek yeni dünyanın duygusal dili haline geldi.
Ama işin bir de düşündüren tarafı var. Dünyada milyonlarca hayvan hâlâ açlık, şiddet ve terk edilme sorunuyla mücadele ederken diğer tarafta hayvan modası milyarlarca dolarlık bir endüstri haline geliyor. 
Yani bir yerde köpekler lüks koleksiyonların yıldızı olurken başka bir yerde hâlâ bir kap mama bulamayan canlar var. Ben modaya ya da hayvanlara özel ürünlere karşı değilim. 
Tam tersine, hayvan sevgisinin görünür olmasını değerli buluyorum. 
Çünkü yıllarca insanlar hayvanıyla fotoğraf paylaşmaya bile çekinirdi. Şimdi ise onları hayatının merkezine koyuyor. Bu güzel bir dönüşüm.
Ama keşke aynı ilgi sahiplenmeye de dönüşse...
Çünkü bir köpeğe forma almak kadar onu ömür boyu terk etmeden sevebilmek de önemli. Hatta daha önemli. 
Dünyanın en pahalı tasmasını takıp sonra yazlık bitince sokağa bırakılan o kadar çok hayvan gördük ki... 
İşte bütün mesele burada başlıyor.
Hayvan sevgisi trend olduğunda değil, sorumluluğa dönüştüğünde anlam kazanıyor.
Belki de artık markaların yeni lüks anlayışı sadece ürün satmak olmamalı. Satılan her pet ürününün bir kısmı yardım bekleyen diğer hayvanların tedavisine, kısırlaştırılmasına ya da sahiplendirme projelerine aktarılmalı. 
İşte o zaman moda gerçekten vicdanla buluşur.

Yazarın Tüm Yazıları