GeriÖmür GEDİK 5 kardeşin hikayesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

5 kardeşin hikayesi

Kanal D’nin yeni dizisi “Kızlarım İçin” daha ilk bölümden sarsıcı senaryosu ile izleyiciyi ekran başına çekti. Bir cinayetle açılan ilk bölümde hepsi birbirinden farklı karakterlerde ve idealler peşinde olan beş kız kardeşin hayata tutunma çabalarını izledik. Bu beş kardeşi canlandıran oyuncularla, hem onları hem de dizideki karakterlerini daha yakından tanımak için bir araya geldik.

◊ Hayırlı olsun yeni diziniz. Sanem sen nasıl dahil oldun diziye, biraz rolünden bahseder misin?
- Sanem Yeles: Menajerim aracılığıyla geldi iş. Bundan önce oynadığım karakterden çok farklı biri Selva. Daha önce romantik komedideydim, şimdi ise dram. İstediğim de bir şeydi aslında. Böyle denk gelmesi beni mutlu etti.

◊ Nasıl bir karakter Selva?
- Sanem Yeles: Selva, ailenin en büyük kızı. Çok genç yaşta âşık olmuş, kaçarak evlenmiş. Kayınvalidesi ile yaşıyor. Hem kayınvalidesinden hem eşinden çok fazla psikolojik şiddet görüyor. Silik, kimseyle tartışmaya bile girmeyen, özgüveni yerle bir olmuş biri.

◊ Gerçek hayatta kardeşin var mı?
- Sanem Yeles: Hayır, tek çocuğum.

◊ Tek çocuksun ve beş kardeşten birini oynuyorsun. Nasıl bir his bu, güzel miymiş kardeşinin olması?
- Sanem Yeles: Gerçekten iyiymiş. Keşke kendi hayatımda da bu duyguyu tatma şansım olsaymış.

◊ Peki “Kızlarım İçin”de izleyiciye vermek istediğiniz mesaj ne? Kadına şiddet, feminizm ya da kadın-erkek eşitliği... İlerleyen bölümlerde bu konularla ilgili söylemleriniz olacak mı?
- Sanem Yeles: Evet olacak. İlerleyen bölümlerde Selva karakterinin dönüşümünü göreceğiz. Her şey bir noktadan sonra tersine dönecek.

◊ Hülya Avşar’ın “Öpüşme sahnelerine koşa koşa giderdim” diye bir açıklaması var.
- Tuvana Türkay: Kişisel tercih (gülüyor)... Bilemiyorum ama bana farklı bir şey gibi gelmiyor. Bir arkadaşımın yanağımdan ya da dudağımdan öpmesi arasında hiçbir fark yok sette.
- Sanem Yeles: Partnerim Brad Pitt olsa ben de koşarım (gülüyor).
- Tuvana Türkay: Beraber olduğumuz insanlara şunu anlatabilmeliyiz bence: Biz sadece işimizi yapıp evimize, ailelerimizin yanına gidiyoruz.

◊ Ne tepki verdin peki sana böyle bir baskı uygulandığında?
- Tuvana Türkay: Önce bunu anlatmaya çalıştım, anlamadığı noktada “Kusura bakma, ben bunu çekmek zorundayım” dedim.
Yani benim işim bu. Ve işim, ailem dışındaki her şeyden önemli.

◊ Peki senin canlandırdığın Kumru karakterinden biraz bahsedelim...
- Tuvana Türkay: Eğer Selva evlenip gitmeseydi muhtemelen bütün ağırlık onun üstünde olacaktı. Kumru, tıp okuyan, aileyi kurtaracak olan kız. Bütün umutların kendisine bağlandığının farkında ve aileyi çekip çevirmek için elinden geleni yapıyor. Anaç, dirayetli, dirençli.

◊ Gerçekte öyle misindir?
- Tuvana Türkay: Evet... Hakikaten birilerine sahip çıkma ihtiyacımı Kumru ile gideriyorum. Bu arada duygusal anlamda çok zor sahneler çekiyorum. İlk bölümde ceset torbasıyla annemin (Ayten karakteri) taşındığı sahne vardı mesela...

5 kardeşin hikayesi


OKULLA SET BİR ARADA  GAYET GÜZEL GİDİYOR

◊ Naz sana ne soracağım bilemiyorum. O kadar tatlısın ki. Üstelik “Arka Sokaklar”da birlikte de kamera karşısına geçmiştik.
- Naz Ar: Evet, rol arkadaşıydık. Bu da dördüncü dizim.
- Sanem Yeles: Benden daha tecrübeli! (Gülüyor)

◊ Okulla set bir arada nasıl gidiyor?
- Naz Ar: Gayet iyi... Okul saatlerime göre düzenleniyor set saatlerim.

◊ Yoruluyor musun?
- Naz Ar: Hayır.
- Sanem Yeles: Gerçekten yorulmuyor.

◊ Başka kardeşin var mı?
- Naz Ar: Bir tane erkek kardeşim var.

◊ Güzel miymiş bir ablanın olması?
- Naz Ar: Güzel... Ben zaten hep ablam olmasını isterdim.

Büyükler küçüklerden oyun oynamayı öğrenir

◊ Set aralarında oyun oynuyor musun Naz?
- Naz Ar: Bulmaca kitabım var, ondaki bulmacaları çözüyorum. Renkli kalemlerimle çizim yapıyorum. Oyuncu koçum her gün bir faaliyet getiriyor, onlarla vakit geçiriyorum.
- Sanem Yeles: Ben Naz’a sette “Mercimek” diyorum.
- Tuvana Türkay: Ben de “Ponçik” falan diyorum. Ve sonra da hiç izin almadan bol miktarda öpüyorum!
- Sanem Yeles: Naz’ın çok olgun cümleleri var.
- Tuvana Türkay: Bizi öyle şaşırtan cümleler kuruyor ki bazen.
- Sanem Yeles: Naz senin böyle bir cümlen vardı, neydi?
- Naz Ar: Küçükler büyüklerden kuralları, büyükler küçüklerden oyun oynamayı öğrenir.

KARŞIMDAKİNE HAKSIZLIK YAPMAMAK İÇİN EVLENMEM

◊ Tuvana “Evlenmeye zamanım yok” diye bir cümle etmişsin. O ne demek?
- Tuvana Türkay: Şu anda evli olsam, evde biri sürekli beni beklemek zorunda kalacak. Haliyle bu kadar uzun süre çalışmamı istemeyecek ve kriz doğacak. En dinamik, en çalışmak istediğim zamanımdayım oysa... Bu yüzden karşımdakine haksızlık yapmamak için evlenemem.

◊ Sen ne diyorsun Sanem?
- Sanem Yeles: Hiç belli olmaz benim sağım solum (gülüyor). Bilmiyorum bu zamana kadar benim de öyle bir planım olmadı ama genellemelere karşıyım.

HAYVANLARA YASAK UYGULANMASIN,

◊ Hayvanları seviyor musun?
- Naz Ar: Çok seviyorum.

◊ Var mı kedin ya da köpeğin?
- Naz Ar: Kedim var evde. Bir de dışarıda kedim var.

◊ Bu ablayı (Tuvana Türkay) yanında köpeği var diye bir kafeden dışarı atmışlar, ne diyeceksin onlara?
- Naz Ar: Hayvanlara yasak uygulanmasın!

◊ Kötü bir deneyimdi herhalde senin için...
- Tuvana Türkay: Evet fazlasıyla. Üstelik neredeyse çocukluğumdan beri gittiğim bir yer. İlk kez böyle bir şey oldu. Büyük köpeğim falan olsa, içeri sokmaya çekinebilirim. Çünkü kılı tüyü çok dökülür. Ama kucağımdaki küçücük bir canlıydı. Biraz da üslup sıkıntısı vardı, o nedenle ifşa etme ihtiyacı hissettim.

EMPATİ KURULMASI İMKANSIZ BİR SAHNEYDİ

◊ Elifcan, ilk bölümde insanlara şok yaşatan, annesini öldüren sendin değil mi?
- Elifcan Ongurlar: Evet, o benim.

◊ Biraz anlatır mısın? Önce o sahneden başlayalım...
- Elifcan Ongurlar: O sahne... Zor, empati kurulması neredeyse imkansız olan bir sahneydi. Ekip ruhu ile hakkını verdiğimizi düşünüyorum.

◊ Ahsen, rolünle ilgili neler diyeceksin?
- Ahsen Eroğlu: Benim karakterim Suna, dördüncü kardeş. Aslında ailede en erkeksi, daha doğrusu erkeğe karşı olan karakter. O da sanırım anne ve babanın çatışmalarından kaynaklı... “Ben hiçbir zaman evlenmeyeceğim, böyle bir hayat kurmayacağım, çalışıp kendi hayatımı kuracağım” düşüncesinde.

 

X

Güle güle her şeyim

Prensesimi kaybettim. 16 yıllık en iyi dostumu, hayat arkadaşımı, kardeşimi, kızımı, annemi, bana her şey olanı, her şeyimi kaybettim.

Yüzde 99 değil, yüzde 100 bir sevgi, yüzde 100 bağ, yapmacıksız, saf, temiz.
Bu acının, yoksunluğun, onsuzluğun tarifi yok.
Sheba, Buddy’nin, Kaliko’nun yanına gitti. Benim kulağına fısıldadığım selamlarımı, özlemlerimi götürdü.
İnanıyorum ki Gökkuşağı Köprüsü’nde beni bekliyorlar, koşuyor, oynuyorlar en iyi halleriyle. Her ölüm insanı kendi ölümüne yaklaştırıyor.
Kavuşacağımız güne kadar mutlu ol prenses, bu dünyada meleğim olarak bana eşlik edeceğini, arkadaşların için verdiğim mücadelede bana güç, kuvvet olacağını çok iyi biliyorum.
Biri gittiğinde arkasından “Ne kadar çok sevdi, sevildi, bana ne kadar iyi geldi” diyebiliyor muyuz? İşte hayatın anlamı orada yatıyor.

Yazının Devamını Oku

Anket başlattım

Twitter’da şöyle bir anket başlattım “evdeki cins kedi köpeğini sevip sokaktakine kafasını çeviren, onları farklı, birini diğerinden üstün gören kişiye ne denir?”İki cevap seçeneği sundum a)Tür’cü b) Irkçı...

Hangisi kazandı dersiniz, ya da sizin cevabınız hangisi olurdu?
Benim cevabım belli.
Hayvanları aşağı görenlere türcü deyip suçlarını hafifletmek istemiyorum.
“Alt tarafı hayvan, bu kadar anlam yükleme” diyen birine ise şu cümleyi kuruyorum; “ırkçılık yapıyorsun, daha net söylemem gerekirse, sen ırkçısın!”
Şöyle açıklayayım, tarihe baktığımızda insanların ihtiyaçlarının hayvanlardan farklı, üstün görülmesine türcülük ve bunu yapanlara da türcü denmiş.
Ama benzer bir şekilde kendinden olmayan insan topluluklarını umursamayan, köleleştiren, acı çekmelerinden rahatsızlık duymayan, aşağı görmeyen insanlara da ırkçı demişiz.
Temelinde ırkçılık ve türcülüğün birbirinden neredeyse hiç farklı yok.

Yazının Devamını Oku

Oscar’da kadın hakları

Geçen gün Oscar’ın en güçlü adayı “Mank”ten bahsederken, bir başka aday “Promising Young Woman”a eleştiri okları fırlatmıştım.

Spoiler uyarısı yaparak nedenini, niçinini sıralayayım...

Öncelikle sadece ele aldığı toplumsal meseleler nedeniyle “en iyi film” Oscar’ına aday gösterildiğini düşünüyorum.

Başrolünde “en iyi kadın oyuncu” dalında Oscar’ın adayları arasında olan Carey Mulligan’ın olduğu film, kadınların artık susmadığı, #metoo diyerek savaş bayraklarını açtıkları çağın ürünü olarak Oscar’da kadın haklarının temsilcisi diyebiliriz.

Dünya prömiyerini 16’ncı Sundance Film Festivali’nde yapan film, geçmişte yaşadığı bir travma nedeniyle hayatı alt üst olan Cassie’nin hikayesine odaklanıyor.

Erkek düşmanı olan Cassie’nin dram ve gizem dolu öyküsü ana metin olarak sağlam cümleler kursa da detaylarda topallıyor ve özellikle finalinde hayal kırıklığı yaratıyor.

“En iyi film” Oscar’ını alması çok zor olsa da kadına şiddet ve cinsel istismar meselesini gündeme getirmesi açısından Oscar gecesinde alkışı ve takdiri alacaktır diye düşünüyorum.

Sosyal mesajlarla dolu bu intikam filminin senaryo yazarının ve yönetmeninin de kadın olduğunu da unutmayalım.

Yazıp yönettiği ilk uzun metrajı ile Oscar’a aday olan Emerald Fennell’ın 10 parmağında 10 marifet var; kendisi oyuncu olarak “The Crown” ve “Anna Karenina”da da rol almıştı. 

Yazının Devamını Oku

Elton John’un partisine katılabilirsiniz

Siz korona yapan Covid-19’dan korkadurun, dünyanın yakasını bir türlü bırakmayan asıl tehlike AIDS’e neden olan HIV virüsü.

Öldürücülüğü yüksek ve henüz bulunmuş bir aşısı ya da kesin bir tedavisi yok.

Eskiden sadece eşcinsellerin yakalandığı gibi yanlış bir kanısı olan AIDS aslında tam bir heteroseksüel hastalığı.

Hele ki maske çenede “bana bir şey olmaz”cıların, prezervatif kullanmadan sık sık partner değiştirerek korunmasız cinsel ilişkiye girmesiyle yayıldıkça yayılıyor.

AIDS’e karşı savaş veren ünlülerin başında Elton John da var. 

Kendisi hafta başında Instagram hesabından Dua Lipa’yı konuk aldığı bir canlı yayın yaptı ve onunla proje yapmaktan ne kadar mutlu olduğunu söyledi.

Bildiğiniz gibi her yıl Oscar gecesinde bir Elton John AIDS Vakfı ön partisi oluyor.

Bu yıl 25 Nisan’da, Elton John ile eşi David Furnish’in ev sahipliğinde gerçekleşecek Elton John AIDS Vakfı partisinin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yapacak.

Ve sahnede Dua Lipa olacak.

Yazının Devamını Oku

Kayıpla başa çıkmak

Hani kayıp kedi, köpek ilanları görür geçersiniz ya, geçmeyin.

Size o ilanı açan insanların neler hissettiğini anlatacağım şimdi.
Birinci ağızdan, yekten, tecrübeden.
1 hafta oldu Gugu ortadan kaybolalı.
Hani şu güzel yüzlü, önce dişi sanıp sonra erkek olduğunu anladığım gri sokak kedisi var ya, fotoğrafta kucağımda gördüğünüz o işte.
Buhar oldu, yer yarıldı yerin dibine girdi sanki.
Site içinde bir evde oturuyorum.
Çok kedim var. Kışın hepsi evdeler, yazın ise gündüzleri bahçede koşup oynadıktan sonra yemek yemeye ve uyumaya eve geliyorlar.

Yazının Devamını Oku

Aşılı ve antikorlular da maske takmalı

Aşı yaptırdıktan sonra ya da korona geçirip bağışıklık kazandıktan sonra da maske takmaya ve sosyal mesafeye devam edecek miyiz?

Koronavirüs bulaştırma riskimiz sürüyor mu?

Evet, maalesef evet!

Çünkü biz hastalık belirtisi göstermesek de bulaştırmayı ve henüz antikor oluşturmamış kişileri hasta etmeyi sürdürüyoruz.

Antikorlarımız bizi koruyor ama solunum yoluyla bulaşan virüslerin burun ve ağız boşluğumuza girmesini engellemiyor.

Bizi hasta etmese de burun boşluğumuzdan giren ve orada çoğalan virüsleri maske takmazsak etrafa saçıp başkalarına bulaştırabiliyoruz.

Tek tek açıklayarak anlatmam gerekirse durum şöyle...

Koronavirüs aşısı kas altına yapılıyor.

Vücudumuzda koronavirüse karşı antikor oluşmasını sağlıyor.

Yazının Devamını Oku

Yasa tasarısı için TBMM’deydim

AK Parti’nin hayvan hakları yasa tasarısı üzerine görüş bildirmek ve taslakla ilgili bilgi almak üzere HAÇİKO Derneği Başkanı olarak TBMM’ye davet edildim.

Tek dileğim, hayvansever bir yasa taslağı ile karşılaşmaktı.

Yeni yasada sona yaklaşıldığını biliyorsunuz zaten. Onca yıllık bekleyişin finalinin hayvanların lehine, onlara zulmedenlerin aleyhine olması için son dakikaya kadar var gücümüzle mücadele etmek boynumuzun borcu, sessiz dostlarımıza olan görevimizdi.

AK Parti Grup Başkanvekili Av. Özlem Zengin, Hayvan Hakları Meclis Araştırma Komisyonu Başkanı AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel, Tarım Komisyonu Başkanı AK Parti Kars Milletvekili Yunus Kılıç ve AK Parti İstanbul Milletvekili Av. Serap Yaşar, STK başkanlarının görüşlerini alırken yasa taslağıyla ilgili de bilgiler verdiler.

Özlem Zengin, taslakta 6’ncı maddeye dokunulmayacağını açıkça dile getirdi. Bu iyi bir haberdi ve sokaklardan hayvan toplanmayacağının garantisi oldu bizim için.

Hayvana şiddet, öldürme ve tecavüzün ertelenmeyecek hapisle cezalandırılacağını söyledi.Tecavüz ve cinsel istismarın da aynı öldürme ve işkence gibi hapisle cezalandırılacağını ilk ağızdan duyduk.

Yasaklı ırkların testten geçirildikten sonra kısırlaştırma şartıyla sahiplerine geri verileceğini dile getiren Özlem Hanım, böylelikle çocuklarından ayrı kalan hayvanseverlere de müjdeyi vermiş oldu. Ama tabii saldırgan özelliğe sahip olanlar ağızlıkla gezdirilecek ve sorumluluk sahiplerine verilecek.

Diğer bir detay,

Yazının Devamını Oku

Ben öldükten sonra ne olacak?

Eşinin terk etmesinin ardından otizmli kızlarıyla baş başa kalan, onları tek başına büyüten ve onlara mahkeme kararıyla kendi soyadını veren bir anne.

Güçlü bir kadın.

İkizler Dila ve Serra’nın anneleri Şule Gökırmak’tan aslında hem 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde hem de 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde bahsetmem gerekirdi.

Ben de bu iki günün ortasına koydum bu yazıyı.

Şule ve ikizlerinin hikayesi şöyle...

Dila ve Serra, 1 yaşına geldiklerinde, teyzeleri göz kontağı kurmadıklarını ve hemen doktora gitmeleri gerektiğini söylüyor.

Doktor muayenesi sonucu hiç akılda olmayan bir teşhisle karşı karşıya kalıyorlar; otizm...

İlk başlarda ne yapacağını şaşırıyor Şule. 

Kabullenmesi zaman alıyor. 

Yazının Devamını Oku

Aleyna ve Retrograde

İçimizden, bizden biri bir yola baş koyup iddialı bir şey yaptığında neden hemen çekemezlik duygumuz kabarıyor acaba?

Eleştirmek, illa ki beğenmemek bağımlılık mı yaptı?
Acımasız olmak, yerden yere vurmak...
Sosyal bir hastalığımız bu sanki...
Aleyna’nın dünyaya açılma projesinin ilk adımı olan “Retrograde”i eleştirenlere karşı duruyor ve alkışlıyorum ben.
Pandemi dönemine gelen klip sade görünse de gayet nokta atışı incelikler içeriyor.
Aleyna da güzel söylemiş şarkıyı.
İngilizcesiyle, sesiyle, fiziğiyle gayet de dünyaya açılacak bir yıldızımız var.

Yazının Devamını Oku

Geri verme zamanı

10 yıldır bir derneğin (HAÇİKO) başkanlığını yürüten biri olarak, birinci elden tecrübelerimi paylaşacağım bugün sizlerle.

STK’ların yani sivil toplum kuruluşlarının neler çektiğini ancak içindekiler, birebir yaşayanlar bilir.

Yardım isteyeniniz çoktur, yardım edecek kaynaklarınız sınırlıdır.

Uykular kaçar, çaresizlik kabus gibi çöker üzerinize.

Hele ki yardım bekleyen ağzı dili olmayan canlılarsa, işiniz iyice zorlaşır.

İşte öyle zamanlardan biriydi.

Tüm yurda dondurucu soğuklar hakim olmuştu.

HAÇİKO’nun Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış olan il temsilcilerinin en çok ihtiyacı olan şey mamaydı.

Van’dan İzmir’e, İstanbul’dan Erzincan’a, Kocaeli’den Bolu’ya, Ankara’ya her yerdeki yavrucaklar açtı. Ve bilirsiniz kışın hayatta kalmaları için gereken şey kalori, yani mamadır.

Yazının Devamını Oku

Dokunma açlığı yaşıyoruz

Covid nedeniyle dokunma açlığı yaşadığımız günlerdeyiz.

Devam da edecek gibi duruyor.

Devam etmeli hatta, çünkü dokundukça, birbirimize yaklaştıkça virüs kapma ve hastalanma riski altındayız.

Peki eskiden biz nasıldık, dünya nasıldı?

Bu konuyla ilgili güzel bir yazı okudum.

Özetle paylaşmak istiyorum sizlerle.

Bizlerde bildiğiniz gibi ilk karşılaşmalarda resmi ise tokalaşma, samimi ise öpüşme ve sarılma ile ilerleniyor.

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden durumunu biliyorsunuz zaten.

Hollanda’da iki değil,

Yazının Devamını Oku

Mutluluk nedir?

İnternet çağına doğmuş olan gençlere hayattaki amaçlarını sormuşlar.

Yüzde 80’i zengin olmak demiş. Yüzde 50’si buna ünlü olmayı eklemiş.

1938 yılında başlayan ve aralıksız olarak günümüze kadar devam eden, insanların doğuştan yaşlılığa mutluluklarının ölçüldüğü bir çalışma var; Harvard çalışması.

Buna göre mutluluk ne para ne de şöhretle geliyor.

Mutluluğun sırrı iyi ilişkilerde.

Yalnızlık ise mutsuz etmekle kalmıyor, erken öldürüyor, adeta zehirliyor. Sosyal olarak arkadaşlarına, topluma ve ailesine bağlı olan insanlar daha mutlu ve daha uzun yaşıyor.

Yalnız kalmayın derken sadece insanların etrafında insan olmasından bahsetmiyoruz.

Bir evlilikte de yalnız olabilirsiniz, kalabalık bir arkadaş grubunda da.

Yani kalabalık olmanın ve ilişkilerin kalitesi önemli.

Yazının Devamını Oku

Covid müzesine hazır mıyız?

Dünyanın dört bir yanındaki müzeler, ileriki kuşaklara bu tuhaf dönemi nasıl geçirdiğimizi anlatan belgeler bırakmak adına Covid-19’dan sonraki yaşamımıza ait parçalar topluyor.

Bir önceki pandemi, yani 1918-20 yılları arasındaki İspanyol gribi dönemine ait elimizde yeterli belge ve koleksiyon olmadığı göz önüne alındığında bu çabayı alkışlamak lazım tabii.

Geçtiğimiz mart, nisan aylarından beri dünya üzerindeki müzeler bildiğiniz gibi kapalılar ve sadece sanal ortamlarda gezilebiliyorlar.

Bu sanal geziler pandeminin en başlarında hayli ilgi görüyordu.

Zamanla aynı Covid-19 gibi bizim ona olan tepkilerimiz de mutasyona uğradı, sanal geziler de balkonlardan yaptığımız alkışlar gibi geride kaldı.

Şimdi pandemi gündemi aşı sırası beklemeye evrilmiş durumda.

Küratörler bu döneme ait ne toplayacak derseniz, maskeler kuşkusuz ilk sırada yer alacak.

Black Lives Matter maskeleri başta olmak üzere çeşit çeşit maskelerden bakalım ne sanat eserleri göreceğiz...

Caddelerde afişleri, video wall’ları, billboard’ları kaplayan “Evde kal”, “Mesafeni koru”, “Maske tak” tabelaları, Covid temalı doğum günü, yılbaşı ya da Sevgililer Günü kutlama kartları da müzelerde göreceğimiz objeler arasına girecek. Sarılmanın, tokalaşmanın yerini alan

Yazının Devamını Oku

Annen yok kimsen yok

Çok sevdiğim yazar, psikolog Doğan Cüceloğlu’nun hepimizi derinden üzen vefatının hemen ardından karşımıza bir video çıktı.

Hem de ne video.
Twitter’da anında TT oldu.
WhatsApp gruplarında bolca paylaşıldı.
Hepimizin gözlerini iki kez doldurdu Cüceloğlu.
Hem gidişi hem de boğaz düğümleyen o cümlesiyle.
“Annen yok, kimsen yok” derken ağlıyordu Cüceloğlu bu videoda.
Bizi de ağlatıyordu işte.

Yazının Devamını Oku

14 Şubat filozofları

Çoğu filozofun düzgün bir aşk hayatı yokmuş. Bazıları bu konuyu hiç konuşmaz, kimi ise aşağılayan tavırlarla yaklaşırmış.

14 Şubat Sevgililer Günü söz konusu olduğunda maşallah herkes filozof kesildi başımıza.
Bir beğenmemeler, bir üstten bakmalar!
Ben ise hiç de öyle bakmıyorum bu özel güne.
Ve Sevgililer Günü’nü yerden yere vuranlara, “kapitalizmin ürünü” diyerek kutlayanları eleştirenlere kızıyorum.
Bu kadar sevgisiz, bu kadar hoşgörüsüz zamanlarda öyle ya da böyle içinde sevgi barındıran günleri yok etmeyelim.
İnsanların birbirlerine sevgi sözcükleri söylemesi, bir çiçek, bir hediye almış olması sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?
Bırakın sevgi, olabilen her yerden girsin hayatımıza.

Yazının Devamını Oku

Glütensiz ve ağrısız hayat

Otoimmün hastalığı olanların sayısının bu kadar fazla olduğunu hiç tahmin etmezdim.

Ne kadar da çokmuşuz. Ve ne kadar da dertliymişiz ama bir o kadar da bağlıymışız birbirimize.

Bana geçmiş olsun diyen, alternatif tedavilerden bahseden herkese çok teşekkürler.

Umarım hep birlikte içimizdeki düşmanlardan kurtulur, bağışıklık sistemimizin bize saldıran şaşkın askerlerine doğru yolu gösteririz.

İşte bu noktada çok soru geldiği için geçen yazımda bahsettiğim eliminasyon diyetini biraz daha açmak ve detaylı anlatmak istiyorum.

Bu diyet, kronik enflamatuar hastalıkların iyileştirilmesinde çok etkin bir rol oynuyor.

Adının diyet olduğuna bakmayın, fazla kiloların atılmasına katkı sağladığı doğru olsa da aslında kilo verdirmek gibi bir amacı yok.

Sadece bize zarar veren yiyecekleri tespit edip hayatımızdan çıkarmamıza yardımcı oluyor.

Belli grup yiyecekleri hayatınızdan bir süre (21 gün) çıkarıyor ve sonra yeniden ekliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Eliminasyon diyeti yapın

Ben kendi kendine zarar verenlerdenim, yani otoimmün bir hastalığım var.

Bağışıklık sistemim olması gerekenden fazla çalışıyor ama bana iyilik yapacağına yanlışlıkla vücudumun normal dokularına ve organlarına saldırıyor.

Yani düşmanlarla savaşacak olan askerlerim gelip beni vuruyor.

Bunun nedenlerinden biri, normalde negatif olması gereken HLA-B27 geninin bende pozitif olması.

HLA-B27’nin pozitif olması, kişinin AIDS, Hepatit C, grip gibi virüslere yakalanmasını engelliyor ama diğer yandan da otoimmün hastalıklara yatkın olmasına neden oluyor.

Bendeki otoimmün hastalık romatoid artrit, yani iltihaplı romatizma kronik bir inflamatuar bozukluk aslında.

Bulaşıcı olmayan ve neden kaynaklandığı da bilinmeyen bu hastalıkta bağışıklık sistemi eklem, akciğer, kalp ve kan damarlarına saldırabiliyor.

Tedavisi yok!

Sadece bağışıklık sistemini baskılamak suretiyle etkileri azaltılabiliyor.

Yazının Devamını Oku