"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

G-20 Osaka zirvesi ve Türkiye

Bu yıl Dünya’nın en büyük ekonomilerine sahip 19 ülke ile Avrupa Birliğini bir araya getiren G-20 Örgütüne Japonya başkanlık ve ev sahipliği yapıyor. Bu sebeple G-20 Zirvesi de Japonya’nın Osaka kentinde toplandı.

 

Daha önce bazı yazılarımda da değindiğim gibi G-20 Dünya’da ekonomik işbirliğini pekiştirmek amacıyla 1999 yılında kurulan bir örgüt.  Örgütün başkanlığını üstlenen üye ülkenin o yıl düzenlediği toplantılar da bu çerçevede ekonomik nitelikli oluyor. 

Dünya’nın büyük ilgisini çeken G-20 Zirveleri ise 2008 yılından bu yana, Örgütün başkanlığını üstlenen ülkenin bir şehrinde yapılıyor. Geçen sene G-20 Zirvesi 2018 yılında başkanlığı yürüten Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te toplanmıştı. G-20’nin başkanlığını önümüzdeki sene (2020) Suudi Arabistan, 2021 yılında İtalya ve 2022’de Hindistan üstlenecek.

G-20 Zirvelerinin bu kadar ilgi toplaması esasen normal. Zirveler Dünya’nın ekonomisi en büyük 19 ülkesinin liderleri ile Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler dahil Dünya’nın (ekonomik bakımdan) en önemli uluslararası kuruluşlarının yetkililerini bir araya getiriyor. Bu ilginin diğer bir nedeni de Zirve marjında üye ülkelerin liderlerinin yaptığı ikili görüşme ve temaslar.

Bu yıl G-20 Zirvesine gösterilen ilginin odak noktası da Zirve marjında yürütülen ikili görüşmelerdi. G-20 Zirvesi sonucu yayımlanan ortak bildirinin Dünyanın karşılaştığı birçok ekonomik ve sosyal küresel soruna çözüm üretemediği, uluslararası ticaret ve küresel ısınma gibi sorunlara ortak çözümler getiremediği görülüyor. Buna karşılık Zirve sırasında gerçekleştirilen ikili temasların daha verimli geçtiği üzerinde durulan bir husus.

Başkan Trump’ın Çin lideri Xi Jinping ile yaptığı görüşmenin ABD ile Çin arasındaki Ticaret Savaşı’nın genişlemesini engellediği anlaşılıyor. Başkan Trump’ın bu görüşmeden sonra yeni grup Çin mallarına ek gümrük vergileri getirilmesinden (şimdilik) vazgeçtiğini açıklaması Dünya piyasaları tarafından olumlu (ticaret savaşında ateşkes olarak) karşılandı. ABD ile Çin’in ticaret müzakerelerini yeniden başlatması pozitif bir gelişme ve Dünya’nın iki en büyük ekonomisi arasındaki ticari sorunlara görüşmeler yoluyla bir çözüm bulunulması ümidini arttırıyor.

G-20 Zirvesinde Başkan Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’le yaptığı görüşmede siyasi konuların ağırlıklı olarak gündeme geldiği anlaşılıyor. Orta Doğu’da artan gerginlik ve İran’la ilgili gelişmeler yanında Ukrayna ve Venezuela gibi bölgesel sorunların Trump-Putin görüşmesinde ele alındığı ortaya çıkıyor. Trump-Putin görüşmesinin Nükleer Silahların Sınırlandırılması Anlaşmaları konusunda son dönemde ABD ile Rusya arasında çıkan sorunların aşılmasına ve Dünya’nın en büyük iki askeri gücü arasında yeni bir silahlanma yarışının başlamasının engellenmesine yardımcı olacağı ümit ediliyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise G-20 Osaka Zirvesinin oldukça “başarılı” geçtiğini söylemek mümkün. Osaka’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Trump arasında yapılan görüşmenin S-400/F-35 sorununun Türkiye ile ABD arasında bir “krize” dönüşmeden çözümlenmesi konusundaki beklentiyi arttırdığı herkes tarafından kabul ediliyor.

Osaka görüşmesinden önce ABD Savunma eski Bakan Vekili Shanahan’ın Türk karşıtına yazdığı mektupta kullanılan diplomatik olmayan ve yaptırım tehditleri içeren mektubun S-400/F-35 konusunun Ankara ile Vaşington arasında hızlı bir şekilde yeni bir “kriz” ortaya çıkmakta olduğu endişesini doğurduğu görülmüştü. Başkan Trump’ın Osaka’daki açıklamaları ise Vaşington’un S-400/F-35 krizini ABD ile Türkiye arasında “kalıcı” bir zarara yol açmadan çözme yönünde bir tutum almakta olduğunu göstermektedir.

Başkan Trump’ın Osaka’da Türkiye’nin S-400 almaya zorlanmasındaki sorumluluğu Obama Yönetimine yüklemesi, eski Başkan Obama’nın Türkiye’ye Patriot hava savunma füzeleri satmamasını eleştirmesi, Türkiye’ye “adil davranılmadığını” açıklaması ilginçtir.

Başkan Trump’ın bu açıklamalarıyla S-400/F-35 sorununda Türk görüş ve pozisyonuna oldukça yakın olduğu ortaya çıkmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump görüşmesinden sonraki açıklamaları da Türk tarafının S-400/F-35 konusunun “sıkıntı olmadan” çözümlenebileceğine olan inancının arttığını göstermektedir.

S-400/F-35 konusunda Başkan Trump’ın olumlu yönde gelişen tutumuna rağmen ABD Kongresi’nin “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA)” ile Türkiye üzerinde baskıyı arttırabileceğine değinen bazı yorumlar bulunmaktadır.

Konunun oldukça karmaşık olduğu ve Vaşington’da Türk aleyhtarı “malum” lobilerin faaliyete geçtikleri doğrudur. Ancak dış politika konusunda ABD Başkanının elinde çok geniş yetkiler bulunduğu ve Başkan Trump’ın istemesi halinde S-400/F-35 sorununu ABD’nin NATO müttefiki Türkiye ile ilişkilerini (ciddi bir şekilde) etkilemeden çözebileceği de açıktır.

Türkiye’nin satın aldığı F-35 uçaklarının Türkiye’ye teslimi ve Türkiye’nin F-35 yapım projesi içinde kalması önemlidir. Başkan Trump’a bu konuda direnç, belki de Kongre’den çok, kendi yönetimi içindeki (Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarındaki) bazı yetkililerden gelmektedir. Başkan Trump’ın daha önce de Türkiye’nin S-400/F-35 konusunda bir “Çalışma Grubu” kurulması önerisini kabul etmeye meylettiği, ancak bu “yetkililerin” devreye girdiği ortaya çıkmaktadır.

Büyük ihtimalle Suriye konusunda Türkiye-ABD görüşmelerinin çok uzun bir zamandan beri sürüncemede kalmasının, Menbiç Mutabakatı’nın uygulanamamasının, Güvenli Bölge kurulması konularında ilerleme sağlanamamasının, hatta Başkan Trump’ın Suriye’den çekilme konusundaki “talimatlarının” uygulanamamasının arkasında da bu “yetkililerin” olduğunu söylemek mümkündür. Türk yetkililerin açıklamaları da ABD yönetimi içinde (Başkan Trump’a rağmen) Türkiye ile ilişkilerin gelişmesini (düzeltilmesini) engellemeye çalışan bir grubun varlığına işaret etmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Trump’ın Osaka görüşmesinin diğer olumlu bir sonucu da Başkan Trump’ın bu sene içinde Türkiye’yi ziyaret edeceğinin teyit edilmesi olmuştur. Başkan Trump görüşme öncesinde bir gazetecinin yönelttiği soruya Türkiye ziyaretinin tarihi üzerinde henüz çalışıldığı, ancak bu sene içinde Türkiye’yi ziyaret edeceği yanıtını vermiştir.

Görüşmede Türkiye-ABD ekonomik ilişkilerinin de ele alındığı, ticaret hacminin 75 milyar dolara çıkartılması hedefinin de gündeme geldiği; Başkan Trump’ın Türkiye ziyareti sırasında İş Konseyi veya İş insanları Toplantısı yapılmasının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. S-400/F-35 sorununun çözüm sürecinin “herhangi bir sıkıntı yaşanmadan” neticelenebilmesi, Suriye’de (tekrar) yakın bir Türkiye-ABD işbirliğinin önünün açılmasının Trump’ın Türkiye ziyaretinin başarılı geçmesini sağlayacağı açıktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Osaka Zirvesi’nde aralarında Rusya Devlet Başkanı Putin, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Almanya Başbakanı Merkel, BM Genel Sekreteri Guterres’in de bulunduğu birçok yetkili ile görüşmüştür. Bu görüşmelerde AB-Türkiye ilişkileri, Doğu Akdeniz’deki sorunlar ile Orta Doğu ve Suriye konusunun gündemde olduğu görülmektedir.

Osaka Zirvesinde yapılan bu görüşmelerin işaret ettiği husus Temmuz ayının Suriye bakımından yoğun geçeceğidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan Temmuz ayının ilk yarısı içinde Suriye konusundaki Türkiye-Rusya-İran 3’lü Zirvesinin yapılacağını, bu Zirveyi Türkiye-Rusya-Fransa-Almanya Zirvesinin takip edeceğini açıklamıştır.

Suriye’de Anayasa Komitesi’nin oluşturulması ve çalışmalarına başlamasının gecikmesi siyasi çözüm sürecinin başarılı olabilmesinin önündeki önemli bir engel olarak ortaya çıkmaktadır. Temmuz ayında yapılacak 2 Zirvenin bu Komitenin kurulması çalışmasını hızlandıracağı ümit edilmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Osaka’da Rusya Devlet Başkanı Putin’le yaptığı görüşmenin önemli bir gündem maddesinin İdlib’deki durum olduğuna şüphe bulunmamaktadır. Idlip’te Şam rejimi güçlerinin saldırılarını giderek tırmandırması ve özellikle Türk gözlem noktalarına artan saldırılar kaygı verici bir durumdur.

İdlip’teki Çatışmasızlık Bölgesi ve buradaki Türk gözlem noktaları Astana Süreci çerçevesinde kurulmuştur. Bu çerçevede Şam rejiminin kontrol altında tutulması sorumluluğu da Astana Süreci içinde yer alan Rusya ve İran’a düşmektedir. Her ne kadar rejim güçlerinin gözlem noktalarına yaptığı saldırıya anında yanıt verilmekteyse de, çatışmaların büyümesi tehlikesi her zaman bulunmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan G-20 Osaka Zirvesine katıldıktan sonra Japonya’da ikili temaslarda bulunmuş; Türkiye’ye dönerken Pekin’e de uğrayarak Çin Halk Cumhuriyeti’ne de resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Türkiye için hem Japonya hem de Çin’in ekonomik önemi giderek artmaktadır. Ancak Türkiye’nin iki ülkeyle olan ticareti de Türkiye aleyhine büyük bir açık vermektedir.

Türkiye-Japonya dış ticaret hacmi 2018 yılında 4.59 milyar dolar olmuştur. Bunun sadece 475 milyon doları Türkiye’nin Japonya’ya yaptığı ihracattır. Böylece Japonya ile ticaretimiz Türkiye aleyhine 3.64 milyar dolar açık vermektedir.

Bu rakamlar Çin’le dış ticaretimizde daha da Türkiye aleyhinedir. Çin’le dış ticaret hacmimiz 23.63 milyar dolar olup, bunun 2.91 milyar doları ihracat, 20.71 milyar doları ise ithalattır. Çin’le ticaretimiz Türkiye aleyhine 17.80 milyar dolar açık vermektedir.

Kısa dönemde dış ticaret rakamlarını önemli ölçüde değiştirmek imkanı olmadığına göre, Türkiye’nin Çin ve Japonya ile ekonomik ilişkilerinde farklı alanlara bakması ve ticaret alanında aleyhine olan durumu diğer ekonomik faaliyetlerle kapatması gerekmektedir.

Türkiye her şeyden önce Çin ve Japonya’dan büyük ölçüde dış yatırım çekmeye çalışmaktadır. Türkiye’deki doğrudan Japon ve Çin yatırımları artmakla birlikte, bu iki ülkenin dış yatırım kapasitesine bakıldığında daha yapılabilecek çok şeyler bulunduğu açıktır. Türkiye lehine gelişen diğer ekonomik faaliyet alanı da turizmdir. Türkiye, Japonya ve Çin’den gelen turist sayısını hızlı bir şekilde arttırmak istemektedir.

Çin’den Türkiye’ye gelen turist sayısı 2018 yılı içinde % 60 artarak 390 bine ulaşmıştır. Çin’in ülke dışına gönderdiği turist sayısı dikkate alındığında Türkiye’ye gelen Çinli sayısını arttırma imkanı olduğu görülmektedir. Geçen yıl Türkiye’yi ziyaret eden Japon turist sayısı, artış eğiliminde olmakla beraber, sadece 83 bin olmuştur. Türkiye’nin Çin ve Japonya’da müteahhitlik faaliyetlerini arttırmak istediği de bilinmektedir.

Önümüzdeki sene G-20 dönem başkanlığının Suudi Arabistan’a geçecek olması G-20 Zirvesinin de Suudi Arabistan’da yapılacağı anlamına gelmektedir. Suudi Arabistan’ı geçen seneki Buenos Aires ve bu seneki Osaka Zirvelerinde Veliaht Prens Muhammed Salman temsil etmiştir. Kaşıkçı Cinayeti ve Yemen Savaşı’ndaki rolü nedeniyle Suudi Arabistan’a olan tepkiler giderek artmaktadır.

Her ne kadar (önümüzdeki yıl yapılacak) 2020 G-20 Zirvesine bir yıldan fazla bir zaman bulunsa da Suudi Arabistan’ın G-20 (2020 yılı) dönem başkanlığının her yönüyle ilginç geçeceğini şimdiden söylemek mümkündür. Suudi Arabistan ve bölgesel müttefiki Birleşik Arap Emirliklerinin bölgede (Orta Doğu’da) oynadığı olumsuz rolün yayıldığını gösteren işaretler artmaktadır.

Riyad-Abu Dabi ittifakının Yemen’den sonra Libya ve Sudan’da da savaş ve çatışmaya müdahale ettikleri, bu ülkelerde daha fazla demokrasiyi savunan, halkın yönetimlere daha fazla katılması yönünde çalışan güçleri engellemek, askeri dikta yönetimlerini desteklemek için çalıştıkları ortaya çıkmaktadır.

BAE’nin ABD’den aldığı silahları Libya’da Kaddafi tipi bir rejim kurmaya çalışan General Hafter güçlerine gönderdiğinin ortaya çıkması Vaşington’da Kongre’de tepki doğurmuş, Trump Yönetimi konuyu araştıracağı açıklamasını yapmak zorunda kalmıştır. Abu Dabi’nin Körfez’den çok uzaktaki Libya iç savaşına bu ölçüde karışmış olması doğal olarak BAE’nin bölgede ve Libya’da ne yapmak istediği sorusunu ortaya çıkartmaktadır.      

  

    

 

                      

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI