"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

DİPLOMASİ TRAFİĞİ

2020 yılının Türk dış politikası açısından çok yoğun geçeceği tahmin edilmekteydi. Nitekim yılın girişi de öyle oldu. Ocak ayının ilk yarısında Türkiye çok hızlı bir diplomasi trafiğine şahitlik etti.

 

Türkiye yeni yılın ilk haftası içinde Rusya Devlet Başkanı Putin’i ağırladı. Putin İstanbul’a, Karadeniz’in altından Türkiye’ye doğrudan döşenen ikinci Rus doğal gaz hattının ilk bölümünün tamamlanması sebebiyle geldi ve İstanbul’da bu amaçla düzenlenen törene katıldı. Tören için diğer 2 misafir, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ve Bulgaristan Başbakanı Boyko Borissov da, İstanbul’a geldiler.

Türk Akım projesi birbirine paralel olarak Rusya’dan Türkiye’ye Karadeniz’in tabanından gelen 2 boru hattından oluşuyor. 8 Ocak günü yapılan törenle projenin döşenmesi tamamlanan ilk boru hattının açılışı yapıldı. Bu boru hattı Türkiye’ye Rus doğal gazını doğrudan taşıyacak. İlkine paralel döşenen ikinci boru hattının tamamlanması ile Bulgaristan ve Sırbistan’ın da Türk Akım boru hattından doğrudan doğal gaz almaları imkan dahiline girecek.

Türk Akım boru hattının tamamlanmasıyla Rusya ve Türkiye’nin Ukrayna ve Balkanlar üzerinden Türkiye’ye gelen boru hattına ihtiyacı kalmıyor. Yani Rusya bir anlamda Ukrayna’yı devre dışı bırakıyor ve bu ülkeye doğal gaz boru hattının transit geçişi için yaptığı ödemeden kurtulmuş oluyor. Rus doğal gazını Türkiye’ye getiren diğer bir boru hattı da zaten yine Karadeniz’den doğrudan Sinop yakınlarında Türkiye’ye ulaşıyor.

Böylece şimdi Türkiye’ye Karadeniz’in altından gelen 2 Rus doğal gaz boru hattı var. Bu boru hatları hiçbir ülkeden transit geçmiyor ve Rus doğal gazını Karadeniz üzerinden doğrudan Türkiye’ye getiriyor. Türkiye’nin enerji ihtiyacının karşılanmasında Rus doğal gazı önemli bir rol oynuyor. Rusya ile Türkiye ekonomik ilişkilerindeki büyüme çok dikkat çekici.

Türkiye-Rusya dış ticareti 2019 yılında 25,5 milyar dolara ulaşmış; iki ülkenin karşılıklı yatırımları 20 milyar seviyesine gelmiş durumda. Türkiye ile Rusya ticaretlerini 100 milyar dolar seviyesine ulaştırmak istiyor. Ancak, bu hedefe ulaşılmasının zaman alacağı görülüyor. Türkiye-Rusya dış ticareti Rusya lehine açık veriyor, ama iki ülke arasındaki diğer alanlardaki ekonomik faaliyetler bu açığı kapatmaya yardımcı oluyor.

Türkiye’ye gelen Rus turist sayısı 2019 yılında 5,9 milyon seviyesine ulaşarak ciddi bir rekor kırmıştır. Türk müteahhitlik şirketleri Rusya’da 60 milyar dolar üzerinde 2000’e yakın projeyi gerçekleştirmişlerdir. Bu durum Türkiye-Rusya arasındaki ekonomik işbirliği ve ortaklığın hemen her alanda hızlı bir şekilde, iki ülke menfaatleri doğrultusunda, geliştiğini göstermektedir. Türkiye ve Rusya ekonomileri birbirini tamamlayabilmekte, bu da iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığa ciddi bir hız kazandırmaktadır.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in İstanbul’a Suriye’ye yaptığı günübirlik ziyaretten hemen sonra gelmesi Putin ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında yapılacak görüşmelerde Suriye konusunun ağırlıklı olarak masada bulunacağının bir işareti olmuştur. Türkiye ile Rusya, farklı tarafları desteklemelerine rağmen, Suriye bağlamında iyi bir işbirliğini yürütebilmektedir. 8 Ocak’ta İstanbul’da yapılan Erdoğan-Putin görüşmesi de bu çerçevede geçmiş ve iki lider İdlib’te yeni bir ateşkes kararı alarak, İdlib konusunda Türkiye’de artan endişeleri karşılayabilmişlerdir.

İdlib’te bir süreden beri Şam rejiminin, Rusya’nın hava desteğiyle, giriştiği bombardımanlar ve askeri çözüm arayışları Ankara’da İdlib’ten Türkiye sınırına yönelik yeni büyük bir göç akımı olabileceği endişesini büyütmekteydi. Türk yetkililer 4 milyon kadar sivilin yaşadığı İdlib bölgesinden Türkiye’ye ilk aşamada 400 bin kişinin gelmek isteyebileceği endişesini ifade etmişler, Türkiye Suriye’den gelebilecek yeni bir sığınmacı akımını karşılayamayacağını açıklamıştı.

İdlib’te yeni bir ateşkes yeni bir göç krizini engellemesi bakımından büyük bir önem taşımakta; Moskova’nın şimdi Şam rejimini İdlib’te yeni maceralara girişmemesi konusunda kontrol etmesi ve ateşkesin, bu kez, kalıcı hale gelmesi gerekmektedir. Suriye’de siyasi bir çözüm için Moskova ve Ankara’nın çalışmalarına devam eden Anayasa Komitesi’nin sonuca ulaşmasını desteklemesi gereği açıkça ortadadır. Daha demokratik, çoğulcu ve halkın yönetime katılmasına imkan tanıyan bir Anayasa yapılması, serbest ve uluslararası denetime açık seçimler Suriye’de siyasi çözümün anahtarlarıdır.

Putin’in Türkiye ziyareti sırasında masada olan ve görüşülen diğer bölgesel bir sorun da Libya olmuştur. Libya, çeşitli sebeplerden, Türk dış politikasında öncelikli bir rol kazanmıştır. Türkiye’nin Libya’ya asker gönderme kararı Libya sorununda dengeleri değiştirici bir etki yapmış görünmektedir.  Nitekim İstanbul’daki Erdoğan-Putin görüşmesinden de Libya’da ateşkes kararı çıkmış; iki liderin Libya konusunda anlaşması bölge ve Dünya’da adeta bir “sürpriz” havası estirmiştir.

Farklı tarafları desteklemelerine rağmen Ankara ile Moskova’nın Libya’da da işbirliği yapabilmeleri ve Libya sorununu çözebilmek konusunda birlikte hareket edebilmeleri son derece olumludur. Türkiye, Libya’da Trablus hükümetini desteklerken, Rusya’nın General Halife Hafter’ın kontrolünde olan Tobruk hükümetine destek verdiği bilinmektedir. Şimdi Libya konusunda Ankara-Moskova işbirliği, aynen Suriye’de olduğu gibi, Libya’da da siyasi çözüm şansını arttırmış görünmektedir.

İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından üzerinde mutabakata varılan ateşkes Libya’da Trablus Hükümeti tarafından memnunlukla karşılanmış, General Hafter ise ateşkese “soğuk” yaklaşmıştır. Daha sonra Rusya’nın devreye girdiği anlaşılmaktadır. Nitekim Trablus Hükümeti Başbakanı Fayez El Sarrac ile General Hafter bu Pazartesi günü Moskova’ya gelmişler ve Moskova’da hızlı bir diplomasi trafiği yaşanmıştır.

Pazartesi günü Türkiye ve Rusya Dışişleri Bakanları Moskova’da gerçekleştirdikleri yoğun görüşme trafiğinin arkasından Libya’da ateşkes ilan eden bir metin üzerinde anlaşmışlardır. Çavuşoğlu ve Lavrov’un ortaya çıkarttığı Libya ateşkes metni Trablus Hükümeti tarafından imzalanmış, General Hafter’ın metni imzalamak için ilk önce kısa bir zaman istediği açıklanmış, ancak Hafter daha sonra metni imzalamadan Moskova’dan ayrılmıştır.

Moskova’nın ve uluslararası toplumun General Hafter üzerinde baskıyı arttırması ve bu hafta sonu Berlin’de yapılacağı anlaşılan Libya Zirvesi’nden önce General Haftar’ın ateşkes metnini imzalaması önem kazanmaktadır. General Hafter’ın ateşkes metnini imzalaması için, destekçileri Mısır, Suudi Arabistan, Fransa ve özellikle Birleşik Arap Emirlikleri üzerindeki baskının da artması gerekmektedir. General Haftar’ın, büyük ihtimalle, Moskova’dan bu ülkelerin desteğine güvenerek siyasi çözüm için gerekli ateşkesin sağlanmasına yanaşmadan ayrılmış olduğunu düşünmek mümkündür.

Libya’da bundan sonraki adım bu hafta sonu yapılması planlandığı anlaşılan Berlin Zirvesi olacak gibi görünmektedir. Berlin Süreci konusunda daha önceki bir yazımda (31 Aralık 2019) ayrıntılı bilgi vermiş, sürecin formatı ve süreçten beklentiler hususlarına değinmiştim. Uluslararası toplumun Libya’da siyasi bir çözüm sağlaması konusunda Berlin Zirvesi önemli bir fırsatı ortaya çıkartmaktadır. Libya’ya asker gönderme konusunda yetki alan Ankara’nın, siyasi çözüm sürecinde elinin güçlendiğine ve Berlin Zirvesine daha güçlü olarak gittiğine şüphe bulunmamaktadır.

Ankara’nın Libya konusunu görüştüğü ülkeler arasında yine önemli bir “oyuncu” olan İtalya da bulunmaktadır. Ocak ayı içinde hem İtalyan Dışişleri Bakanı Luigi di Maio’nun hem de İtalya Başbakanı Guiseppe Conte’nin, arka arkaya, Türkiye’yi ziyaret etmesi ilginçtir. Luigi di Maio, halen İtalya’daki koalisyon hükümetinin bir kanadını teşkil eden 5 Yıldız Hareketi Partisinin başında olması sebebiyle, iç politikada da önemli bir rol oynamaktadır.

İtalya için de Libya’nın önemine işaret edilmekte, özellikle Afrika kıtasından İtalya’ya olan sığınmacı akımının durdurulması konusunda İtalya’nın Libya’da istikrar ve siyasi çözüm istediğine işaret edilmektedir. Ayrıca Avrupa Birliği içinde İtalya ile Fransa arasında Libya konusunda görüş ayrılıkları bulunduğu; geçmişte İtalya’nın Trablus Hükümetine, Fransa’nın ise General Hafter’e daha yakın hareket ettiği bilinmektedir. Ayrıca, İtalya’nın tarihsel olarak Libya’ya ilgisi ve geçmiş müdahaleleri de bilinen bir husustur.

İtalya, Akdeniz’de ve AB içinde önemli rol oynayan bir ülkedir. Ankara-Roma siyasi ilişkileri uzun bir süreden beri durgunluk içine girmiş gibi gözükse de, Türkiye ile İtalya arasında yoğun bir ekonomik işbirliği bulunmaktadır. Türkiye-İtalya dış ticareti 20 milyar gibi yüksek bir düzeyde seyir etmektedir. Hükümetler düzeyinde desteklenmesi halinde karşılıklı yatırımların ve turizm alanındaki işbirliğinin arttırılması imkanı bulunmaktadır.

İtalya Dışişleri Bakanı ve Başbakanı’nın Türkiye ziyaretleri sonrasında, Roma’nın Türkiye’yi tekrar “keşfettiği”, ilişkilerdeki yakınlaşmanın bundan sonra da devam edeceği umulmaktadır. İtalya’nın Yunanistan tarafından Akdeniz’de kurulmaya çalışılan Türkiye aleyhtarı “cephe” içinde yer almaması önem taşımaktadır.

Davet edildiğinin anlaşılmasına rağmen, İtalya’nın kısa bir süre önce Atina’da, “EastMed” doğal gaz projesiyle ilgili “imza töreni” bahanesiyle yapılan, Yunanistan-İsrail-Kıbrıs Rum Yönetimi liderler toplantısına katılmamasının Ankara’nın dikkatinden kaçmadığı düşülmektedir. İtalya’nın bu projenin gerçekleşme şansının hemen hemen hiç olmadığını gördüğü ve Türkiye karşıtlığı saikiyle yapılan bu toplantıya kasti olarak katılmadığı zannedilmektedir.

Ankara’nın bölgede ve özellikle Akdeniz’de Türkiye’ye yeni dostlar bulma ihtiyacını hissettiği açıktır. Kyriakos Mitsotakis’in Başbakanlığı şu ana kadar Yunanistan’ın Türkiye ile ilişkileri bakımından olumlu sonuçlar yaratmamıştır. Tam tersine Aleksis Çipras ile karşılaştırıldığında Mitsotakis’in Türkiye’yi karşısına alan ve Türkiye’nin Ege Denizi ve Akdeniz’deki menfaat ve çıkarlarını yok sayan davranışlara daha eğilimler içinde olduğu izlenmektedir. Atina’daki Yeni Demokrasi Partisi’nin Yunanistan’ın çıkarlarını Türkiye ile diyalog ve görüşmelerle aramak yerine, Türkiye karşıtı bir “Cephe” oluşturma gayretleri Yunanistan’ı bir yere götürmeyecek, Atina’nın aleyhine sonuçlanacaktır.

Yeni yılın ilk günlerinde Türkiye’ye gelen diğer önemli bir konuk da ABD’nin DEAŞ ile mücadele ve Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey’dir. Bu Jeffrey’in, Ekim ayı ortalarında ABD Başkan yardımcısı Pence’in heyeti içinde Ankara’ya gelişinden sonra, Türkiye’ye yaptığı ilk ziyaret olmuştur. Büyükelçi Jeffrey Ankara’da Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal, İstanbul’da ise Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile görüşmüştür.

Jeffrey’in Türkiye’deki görüşmelerinde Başkan Yardımcısı Pence’in Ankara ziyaretinde imzalanan 13 maddelik mutabakatın masada olduğu ve bu mutabakata uyulup uyulmadığı hususunun ele alındığı görülmektedir. Türkiye ABD’nin PYD/YPG ile işbirliğinden büyük rahatsızlık duymaya devam etmekte; Vaşington, Ankara ile olan ikili sorunlarını halletmekte, büyük ihtimalle Kongre tarafından çıkartılan, zorluklarla karşı karşıya bulunmaktadır.

Ankara ile Vaşington’un Suriye’de (Suriye iç savaşının patladığı ilk yıllardaki) işbirliğine tekrar dönmesine, ABD’nin PKK’nin Suriye uzantıları (PYD/YPG) ile devam ettirdiği işbirliği nedeniyle, imkan bulunamamaktadır. ABD, F-35’ler gibi ilerisi için daha da büyüme ve yayılma potansiyeli taşıyan, kendisinin yarattığı ikili sorunlara da çözümler getirememekte; ABD tarafından dile getirilen siyasi ve ekonomik yaptırım tehditleri ilişkileri daha da germektedir.

Büyükelçi Jeffrey’in Ankara ziyareti Vaşington-Tahran ilişkilerinde, bütün bölgeyi hatta uluslararası sistemi ilgilendiren, ciddi gerginliklerin yaşandığı bir döneme tesadüf etmiştir. Geçmişe bakıldığında Vaşington’un 1945’lerden başlayarak İran’da Şah döneminde önemli hatalar yaptığı görülmektedir. Şimdi de, Türkiye aleyhtarı lobilerle yakın ilişkiler sürdüren ve bu lobilerle sürdürdükleri bağları Türkiye-ABD ilişkilerinin önüne alan, bazı Kongre üyelerinin Türkiye’ye karşı hatalarla dolu tutumlarını ısrarla sürdürdükleri izlenmektedir.    

         

 

                 

                        

X