"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

ABD’de neler oluyor?

Geçtiğimiz hafta gözler Vaşington’daydı. Vaşington’dan gelen en önemli haber Senato’da sürdürülen Azil Duruşmasının Başkan Trump’ın suçsuz bulunması ile bitmesi oldu. Böylece ABD’de muhalefette olan Demokrat Partinin Kongre üst yönetimince başlatılan Başkan Trump’ı “Azil Süreci” başarısızlıkla sonuçlandı. Bu durum Başkan Trump ve destekçileri tarafından “zafer” olarak yorumlandı.

Vaşington’dan gelen en “çarpıcı” haber ve görüntüler ise Başkan Trump ile Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi arasındaki “köprülerin” tamamen atıldığına işaret ediyordu. Başkan Trump, ABD Kongresi’nde yaptığı “Birliğin Durumu” konuşması sırasında, Temsilciler Başkanı Pelosi’nin uzattığı eli sıkmadı; bunun üzerine Pelosi de Trump’ın kendisine verdiği konuşmanın metnini yırttı.

Vaşington’dan gelen üçüncü haber ise Demokrat Parti Başkan adayı ön seçiminin yapıldığı Iowa eyaletinden geldi. Iowa ön seçim sonuçlarının teknik nedenler sonucu uzun süre açıklanamaması Demokrat Parti’nin ciddi bir “hazırlıksızlık” içinde olduğunun, Parti içindeki “dağınıklığın” yayıldığının işareti olarak alındı. Partinin Başkan adaylarından birinin hala öne çıkamaması ve Parti içi mücadelenin devam etmesinin Cumhuriyetçi Parti ve Başkan Trump’ın işine yaradığını düşünenlerin sayısı oldukça fazla.

Dünya kamuoyunun dikkatlerinin ABD’de süren azil sürecinde olması çok doğaldır. ABD’nin 243 yıllık tarihinde Başkan Trump’ın dışında sadece 2 ABD Başkanı (1868’de Andrew Johnson ve 1998’de Bill Clinton) görevden uzaklaştırılmak için ABD Kongresi tarafından yargılanmıştır. Azil için yargılanan 3 ABD Başkanından hiçbiri ABD Senatosu tarafından suçlu bulunmamış, 3 Başkan da yargılama sonucu “aklanmıştır”.

Daha önceki yazılarımda da altını çizdiğim gibi, Başkan Trump için Demokrat Parti kontrolündeki Temsilciler Meclisi tarafından başlatılan azil sürecinin, Cumhuriyetçi Parti kontrolündeki Senato’da başarı şansı olmadığı zaten tahmin edilmekteydi. Nitekim Senato, Başkan Trump’ı “görevini kötüye kullanmak” ve “Kongre’nin işleyişini engellemek” suçlamalarıyla yargılandığı iki davada da suçsuz bulmuştur.

İlk davanın oylamasında 100 Senatörden 48’i suçlu, 52’si suçsuz; ikinci davanın oylamasında 47’si suçlu, 53’ü suçsuz oyu kullanmıştır. Bu azil oylamaları Senato’nun Parti (Demokrat/Cumhuriyetçi) çizgilerinde bölündüğünü, Cumhuriyetçi Partinin Başkan Trump’ın arkasında durduğunu göstermektedir. Nitekim Başkan Trump daha sonra yaptığı konuşmada Senato Cumhuriyetçi Parti Çoğunluk Lideri Senatör Mitch McConnell’a teşekkür etmiştir. Cumhuriyetçi Parti ilk oylamada bir fire vermiş, Utah Senatörü Mitt Romney suçlu oyu kullanmış, Başkan Trump’ın eleştiri oklarına hedef olmuştur.

Senato, Başkan Trump’ı aklamadan önce, yaptığı başka bir oylamada 51’e karşı 49 oyla azil davasında yeni şahitler dinlenilmesi ve deliller kabul edilmesini de reddetmiş; böylece Demokrat Partinin azil sürecini uzatma ve Başkan Trump’ı “yıpratma” isteği de gerçekleşmemiştir.  Beyaz Saray eski Güvenlik Başdanışmanı John Bolton’un, Senato’da Başkan Trump aleyhine şahitlik yapabileceği yönündeki beklenti de böylece gerçekleşmemiştir.

Doğal olarak, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin, Senato’da sonuç alınmasının çok zor olacağını bilmesine rağmen azil sürecini neden başlattığı sorusu akla gelmektedir. Burada bu sorunun yanıtının Pelosi’nin Başkan Trump’la ilişkilerinde ve 3 Kasım’da yapılacak ABD Başkanlık ve Kongre seçimilerinde yattığı anlaşılmaktadır.

2018 Kasım ayında yapılan Kongre seçimlerinde Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğun Demokrat Partiye geçmesinden sonra Nancy Pelosi Temsilciler Meclisi Başkanlığına seçilmiştir. Daha ilk andan itibaren Pelosi ile Başkan Trump arasında çekişme başlamış, ABD yönetiminde en üst sıralarda yer alan bu iki şahsiyet arasındaki ilişkiler giderek “çatışmaya” ve “düşmanlığa” dönüşmüştür.

Trump-Pelosi ilişkilerinin adım adım ABD siyasetini gereceğini daha önceki yazılarımda vurgulamış, 1 sene önce kaleme aldığım yazımda (24 Ocak 2019-King Kong Godzilla’ya Karşı) King Kong’a (Trump) ve Godzilla’ya (Pellosi) benzetilen ABD Başkanı ve ABD Temsilciler Meclisi Başkanı arasındaki ilişkilerin kopma noktasına sürüklenebileceğini ifade etmiştim. Geçen hafta Başkan Trump’ın Kongre’de yaptığı “Birliğin Durumu” konuşmasında Trump ile Pelosi arasında yaşananlar gelinen noktanın ciddiyetini bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.

ABD siyasi sisteminde Temsilciler Meclisi Başkanlığı önemli bir görevdir. ABD protokolünde Temsilciler Başkanı, Başkan ve Başkan Yardımcısından hemen sonra 3. sırada gelmektedir. Başkan ve Temsilciler Başkanı arasındaki ilişkilerin el sıkışamayacak kadar gerilmesi, Başkanın konuşmasının konuşma sırasında ve kameralar önünde yırtılması ABD iç politikasında kutuplaşmanın vardığı boyutu ortaya koymakta, 3 Kasım 2020 Başkanlık Seçimlerine giden yolun kolay aşılamayacağını göstermektedir.

Konunun bir de ileri dönük kötü bir “örnek” oluşturma yönü bulunmaktadır. ABD siyasi sisteminde Beyaz Saray ve Kongre’nin farklı siyasi partiler tarafından kontrol edilmesi sıklıkla rastlanan bir durumdur. Başkanlık Seçiminin 4 yılda bir, Kongre seçimlerinin ise 2 yılda bir yapılması Beyaz Saray’ın ve Kongre’nin farklı partilerin elinde olması ihtimalini daha da arttırmaktadır. Kongre için 2 yılda bir yapılan seçimlerde 435 üyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamı, 100 üyeli Senato’nun ise üçte biri değişmektedir.

Yani ABD’de Başkanlar 4, Temsilciler Meclisi üyeleri 2, Senatörler ise 6 sene için seçilmektedir. Geleneksel olarak Başkanlar iki 4 yıllık dönem için adaylıklarını koyup seçilebilirken, Kongre üyelerinin kaç dönem için aday olabilecekleri ve seçilebilecekleri konusunda bir sınırlama bulunmamaktadır. Bu durumda 3 Kasım 2020 tarihinde yapılacak seçimlerde ABD seçmeni ABD Başkanını seçecek; Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve Senato’nun üçte biri yenilenecektir.

Başkan Trump 2016 yılı Başkanlık Seçimi’ni kazanmış ve 4 yıl için Başkanlık koltuğuna oturmuştur. Başkan Trump şimdi 3 Kasım 2020 seçimini alarak ikinci dönemde de Başkan olmak ve 2024 Kasım seçimine kadar Vaşington’da iktidarda kalmak istemektedir. Demokrat Parti ve Vaşington’daki yerleşik siyasi yapı ise Başkan Trump’ı başından beri benimsememiş, hatta önce Trump “ciddiye” bile alınmamıştır. Trump’ın Cumhuriyetçi Parti Başkan adaylığını alması, 2016 Başkanlık Seçiminde Demokrat Parti Başkan adayı Hillary Clinton’u yenerek ABD Başkanı seçilmesinden sonra ise ABD iç politikası adım adım gerilmiş ve kutuplaşmış, Trump’tan kurtulmanın “yolları” aranmaya başlanmıştır.

Trump ve destekçileri azil sürecini “cadı avı”, “siyasi ahlaksızlık”, “rezalet”, “kötü niyetli davranış” sözcükleriyle tanımlamakta; Demokrat Parti Kongre yönetiminin “şeytanca” ve “yozlaşmış” davranışlarının “gerçekleri” değiştiremeyeceğini savunmaktadır. Vaşington’da Trump-Pelosi ilişkileri ile azil yargılamasının ortaya çıkarttığı tablo ise ABD siyasi hayatının, bugüne kadar hiçbir dönemde görülmediği ölçüde, bölünmesi ve kutuplaşması; ABD kurumları arasındaki ilişkilerde çözülme ve eşgüdüm noksanlığının en üst düzeye çıkmasıdır.

Trump’ı kabul etmekte ilk önce zorlanan Cumhuriyetçi Parti’nin daha sonra Trump’la “yaşanabileceği” yönünde bir politika benimsediği, ancak Kongre’deki Demokrat Parti yönetiminin Beyaz Saray üzerindeki baskıyı arttırması üzerine Cumhuriyetçi Partinin Trump çevresinde birleştiği izlenmektedir. Genel olarak azil sürecinin Başkan Trump lehine işlediği, Trump’ın Cumhuriyetçi Partiyi kontrol etmede başarılı olduğu ve seçmen tabanını da tuttuğu ortaya çıkmaktadır.

Her ne kadar azil sürecinin aklanmayla bitmesinden sonra Başkan Trump kamuoyu yoklamalarında pozisyonunu güçlendirmiş gibi gözükse de, 3 Kasım seçiminin nasıl sonuçlanacağı henüz açık değildir. Başkan Trump, ABD’de azil süreci sonrası seçime giden ilk Başkan olacak; kamuoyu yoklamalarının doğru veya kalıcı olup olmadığı 8 ay kadar sonra, 3 Kasım tarihinde görülecektir.

Demokrat Parti’nin Başkan adayını belirlemek için sürdürdüğü süreç de şimdilik Başkan Trump’ın lehine işler gibi görünmektedir. Demokrat Parti bu süreci 3 Şubat’ta Iowa eyaletinde başlatmış; ancak teknik sebepler nedeniyle seçim sonuçları henüz açıklanamamıştır. Bu durum Demokrat Parti için ciddi bir sorun yaratmakta; Iowa ön seçiminin galibinin “teknik sebeplerle” resmen belirlenememesi Parti için bir “mahcubiyet” nedeni olmakta; Parti içinde birliği ve Parti’yi Trump karşısında birleşmeyi, Parti içi “yaraların” kapatılmasını geciktirmektedir.

Demokrat Parti bundan sonraki ön seçimi 11 Şubat’ta New Hampshire, 12 Şubat’ta Nevada ve 29 Şubat’ta South Carolina eyaletlerinde yapacaktır. 3 Mart’ta 15 eyalette ön seçim yapılması beklenmekte; bu tarihe ABD’de “Süper Salı” adı verilmektedir. Mart ayı içerisinde yapılacak ön seçimlere kadar Demokrat Partinin Başkan adayının (hangi adayın önde olacağının) kesinleşmesi beklentisi bulunmaktadır. ABD’ni oluşturan 50 federe eyaleti kapsayacak şekilde gerçekleştirilecek 57 Demokratik Parti ön seçim sürecinin 6 Haziran tarihinde bitmesi ve Demokratik Parti Başkan adayının “resmen” açıklanacağı Parti Kongresinin 13-16 Temmuz tarihlerinde Wisconsin Eyaleti’nin Milwaukee kentinde yapılması planlanmaktadır.

İkinci dönem için seçime gittiğinden Başkan Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’nin Başkan adayı olacağı kesindir.  Demokrat Parti’den ise halen 11 ciddi aday yarışmakta, bu adaylar ön plana çıkabilmek için (her şeyden önce birbirlerine karşı)  mücadele vermektedir. Bu adaylar arasında 4ü de senatörlük yapmış olan (3ü halen senatör) Joe Biden, Barnie Sanders, Elizabeth Warren ve Amy Klocher’in isimleri ön plana çıkmaktadır. Iowa eyaleti ön seçimi sonuçları resmen açıklanamamış olsa da Indiana Eyaletinde küçük bir şehir olan South Bend Belediye Başkanı Pete Buttigieg’in isminin öne çıktığı ve Buttigieg’in bu ön seçimi kazanabileceği ABD basınında verilen haberler arasındadır.

Bu durum Vaşington’daki tüm azil sürecinin Başkan Trump’tan çok eski senatör ve (Obama Yönetiminde) eski Başkan Yardımcısı Joe Biden’a zarar verdiğini göstermesi bakımından ilginç bir gelişmedir. Bilindiği gibi azil süreci Demokrat Parti Kongre üst yönetimi tarafından Başkan Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski arasındaki Joe Biden ve ailesini ilgilendiren bir telefon konuşması üzerine inşa edilmiştir. Demokratlar, Başkan Trump’ı askeri yardım karşılığında Joe Biden’ın oğlunun ülkesindeki iş bağlantılarını soruşturması için Ukrayna Devlet Başkanı “sıkıştırmak” istemekle (şantaj yapmakla) suçlamaktadır. Biden’ın bütün bu gelişmelerden ne kadar “hasar” gördüğü bu hafta içinde yapılacak ön seçimlerde daha açık olarak ortaya çıkacaktır.

Başkan Trump’ın 3 Kasım seçimlerini kazanması ve Trump Yönetimi’nin 2024’de kadar devam etmesi ihtimali geçen hafta Vaşington’da meydana gelen gelişmelerle artmış gibi görünmektedir. Muhalifleri (kendi Partisi içindekiler dahil) Trump’ı “ciddiye” almayarak ve “küçümseyerek” 2016 Başkanlık Seçiminde büyük bir hata yapmışlardır. Artık Trump’ın ABD’de sağ kanat seçmen kütlesi içinde önemli bir tabanı olduğu, göç ve kürtaj gibi ABD toplumunu bölücü konuları çok iyi istismar edebildiği, kamuoyunu manipüle etmede başarılı olduğu gayet iyi bilinmektedir. ABD ekonomisindeki rakamlar da Trump lehine gelişmekte, Trump’ın “yeniden büyük Amerika” ve “Amerika ilk” sloganlarını (etkili bir şekilde) kullanmasını kolaylaştırmaktadır.

ABD’yi kimin yöneteceği sadece Amerikan halkı için değil bütün Dünya için önemlidir. 3 Kasım 2020 tarihinde yapılacak ABD Başkanlık ve Kongre seçimleri, bu seçimleri etkileyecek gelişmeler uluslararası kamuoyunca çok yakından takip edilmektedir. Diğer ülkeler gibi Türkiye için de ABD ile ilişkiler önemlidir ve Vaşington’da (Beyaz Saray’da) iktidarda kimin olacağı fark ortaya çıkartacaktır. İşaretler Ankara’nın yeni bir Trump dönemini Vaşington’da iktidar değişimine tercih edebileceğini göstermektedir.

Başkan Trump şimdiye kadar Türkiye ile ilişkilerdeki sorunları çözme yönünde harekete geçmekte zorlanmış gibi görünse de, en azından, ABD-Türkiye ilişkilerinin önemini biliyor şeklinde hareket edebilmekte ve ilişkileri daha da kötüye götürebilecek davranışlardan kaçınmaya “çalıştığı” görüntüsünü vermektedir. Demokrat Parti adaylarının çoğunun ise geçmişte Vaşington’da ABD-Türkiye ilişkileri aleyhine çalışan lobilerle bağları bilinmekte; Demokrat Partili bir Başkanın, Demokrat Parti Kongre yönetimi gibi, Türkiye aleyhtarı tutumlar içine daha kolay girebileceği endişesi bulunmaktadır.      

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI