"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

ABD Başkanlık seçimi ve azil süreci

ABD’de muhalefette olan Demokrat Parti, Başkan Trump için başlattığı Azil sürecini çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi’nden sonra şimdi Senato’da devam ettirmeye ve sonuçlandırmaya çalışıyor. Ancak bunda başarılı olma şansı hemen hemen yok gibi.

ABD Kongresi iki kanattan oluşuyor: 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi ve 100 sandalyeli Senato. Temsilciler Meclisi’nde Demokrat Parti çoğunlukta iken, Senato, Başkan Trump’ın partisi Cumhuriyetçilerin yönetiminde. Temsilciler Meclisi’nde Demokrat Parti 232, Cumhuriyetçi Parti 197 milletvekiline sahip; 1 bağımsız milletvekili var, 5 yer halen boş. Senato’da ise Cumhuriyetçi Parti’nin 53, Demokrat Parti’nin 47 Senatörü bulunuyor.

Temsilciler Meclisi geçen sene sonuna doğru Başkan Trump’ın 2 sebeple azil edilmesine karar vermiş, bu karar üzerine Senato’da azil duruşmaları başlamıştı.  ABD anayasasına göre, Senato azil mahkemesi görevini görüyor ve Başkanın görevinden azledilmesi ancak Senato’da alınacak karara bağlı. Temsilciler Meclisi’nin Başkan Trump’a yönelttiği suçlamalar ise “görevini kötüye kullanma” ve “Kongre’nin işleyişini engellemek”.

Konuyla ilgili gelişmelerin başlangıcını 2016 yılında Başkan Trump’ın Demokrat Parti adayı Hillary Clinton’u yenerek, ABD Başkanı seçilmesine kadar götürenler var. Demokrat Parti ve Vaşington’daki siyasi “yapının” Trump’ı hiçbir zaman kabul etmedikleri ve başından beri bir “azil” konuşmasının Vaşington’da yayıldığı biliniyor.

Ancak esas dönüm noktası 2018 Kasım Kongre seçimleri. Bu seçimde Senato’nun 35 sandalyesi ve Temsilciler Meclisi’nin tüm sandalyeleri seçime girmiş ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluk Demokrat Partiye geçmişti. İşte Temsilciler Meclisi’nde yönetimin el değiştirmesi ve Nancy Pelosi’nin Temsilciler Meclisi Başkanlığına tekrar seçilmesinden sonra Vaşington’da işler giderek kızışmaya, Trump-Pelosi ilişkileri de hızla kötüleşmeye başlamıştı.

2018 Kongre seçiminden sonra yazdığım yazılarda Vaşington’da işlerin daha da kötüleşeceği tahmininde bulunmuştum. Nitekim gelişmeler de bu şekilde oldu ve Başkan Trump için azil süreci Temsilciler Meclisi’nde geçen yıl Eylül ayında başlatıldı. Azil sürecinin başlatılması için temel alınan husus ise Başkan Trump’ın 25 Temmuz günü Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski ile yaptığı telefon konuşmasıydı.

Kongre’deki Demokrat Parti üyeleri Başkan Trump’a, Zelenski ile yaptığı bu telefon konuşmasında, “kendi çıkarlarını ABD’nin çıkarlarından üstün tuttuğu” suçlamasında bulundular. Demokratlara göre Başkan Trump, Zelenski’den Demokrat Partiden Başkanlık adaylığını açıklayan (eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Joe Biden ve ailesini araştırmasını ve (Biden’in oğlunun Ukrayna’daki iş bağları konusunda) bilgi toplamasını istemiş, bunun için de Ukrayna’ya yapılan askeri yardımı “şantaj” aracı olarak kullanmıştı.

Başkan Trump’ın suçlamaları reddetmesi ve Beyaz Saray’ın Trump-Zelenski telefon konuşmasının kayıtlarını açıklaması Demokrat Parti yönetiminin “kararlılığını” bozmadı ve Temsilciler Meclisi’nde Trump aleyhine azil soruşturmasının 24 Eylül’de başlatılmasını engellemedi. Başkan Trump ve Cumhuriyetçi Parti’nin “önde gelenleri” azil soruşturmasının başlatılmasını “cadı avı” olarak nitelendirdi.

Temsilciler Meclisi’nde çoğunlukta olan Demokrat Partili milletvekillerinin azil yargılamasının Senato’da başlatılması konusunda Temsilciler Meclisi’nde 18 Aralık 2019 tarihinde aldıkları karar sonucu Senato’da Başkan Trump’ın yargılanmasına 16 Ocak günü başlanılmıştır. Ancak Senato’daki yargılamanın Başkan Trump’ın görevden alınması şeklinde gelişmeyeceği çok açık bir şekilde görülmektedir.

Her şeyden önce Başkan Trump’ın suçlu bulunması için Senato’da üçte iki çoğunluk gerekmekte, bu da 67 Senatörün Trump aleyhine oy kullanması anlamına gelmektedir. Temsilciler Meclisi’nde olduğu gibi Senato’da da Kongre üyeleri azil süreci konusunda Partilere göre bölünmüş görünmekte; Demokrat Partili Senatörler Başkan Trump’ın azil edilmesini desteklerken, Cumhuriyetçi Partili Senatörler tüm sürece karşı çıkmaktadır.

Nitekim Demokrat Partili Senatörlerin Senato’daki azil yargılaması sürecinde yeni şahitler dinlenilmesi konusundaki önerisi, Senato’da Cumhuriyetçi Partili Senatörlerin oylarıyla reddedilmiştir. Beklenti Senato’daki azil yargılamasının kısa süre içinde bitmesi ve Başkan Trump’ın Senato’daki yargılamadan suçsuz bulunarak çıkmasıdır.

Tüm azil süreci ve azil yargılaması konusunda ABD kamuoyu da ikiye bölünmüş görünmektedir. Yapılan kamuoyu yoklamaları ABD halkının en azından yarısının Başkan Trump’ı görevinden almak konusunda Kongre’deki Demokrat Parti yönetiminin ısrarlı girişimlerini desteklemediğini göstermekte; ABD kamuoyunun da, aynen Kongre’deki gibi, Parti çizgilerinde bölündüğünü ortaya koymaktadır.

ABD’de Demokrat Parti’nin girişimleri sonucu başlatılan azil süreci ve yargılamasından Başkan Trump’ın karlı çıkması ihtimali oldukça artmış gibi görünmektedir. Bütün işaretler 4 seneden beri Trump’ı Başkan olarak kabul etmekte ve benimsemekte zorlanan Vaşington’daki yerleşik yapı ve Demokrat Parti’nin Trump’la “kozlarını” şimdi yeni bir seçimde paylaşmak zorunda kalacağı yönündedir.

ABD’de Başkanlık seçimi heyecanı zaten geçen sene başlamıştır. Başkan Trump’ın ikinci bir 4 yıl için Cumhuriyetçi Parti’nin Başkan adayı olacağı açıktır. Demokrat Parti ise adayını çıkartmakta zorlanmakta, seçime 8 ay kadar bir zaman kalmış olmasına rağmen Demokrat Partili Başkan adayları arasından biri ön plana çıkamamaktadır. Demokrat Parti adaylarının Parti tabanını bile birleştirmekte zorlukla karşılaştıklarına, 2016 yılında Trump’a karşı yarışan ve kaybeden Hillary Clinton’un adının bile birleştirici aday olarak çıkmasının Demokrat Partinin içinde bulunduğu durumu açıkça gösterdiğine işaret edilmektedir.

ABD’de Başkanlık Seçimi 3 Kasım 2020 tarihinde yapılacaktır. Seçimi kazanan aday ise Başkanlık dönemine Ocak ayında başlamaktadır. 3 Kasım’da ABD önümüzdeki 4 sene için Başkanını seçeceği gibi Senato’nun üçte biri, Temsilciler Meclisi’nin ise tamamı için seçime gidilecektir. ABD’de Başkanlar 4, Senatörler 6, Temsilciler Meclisi üyeleri (milletvekilleri) ise 2 yıl için seçilmektedir. Başkanlar için geleneksel olarak iki dönem seçim izni varken, Kongre üyelerinin seçiminde dönem kısıtlaması bulunmamaktadır.

Başkan Trump için 3 Kasım’da ikinci dönem seçilmek kadar Kongre’nin en az bir kanadında Cumhuriyetçi Partinin çoğunluğu sağlaması ve yönetimi elinde bulundurmaması da önem taşımaktadır. 3 Kasım’da gözler Başkanlık kadar Kongre (Senato ve Temsilciler Meclisi) seçimleri üzerinde de olacaktır. Son gelişmeler, 3 Kasım seçimini kazansa da, Partisi Kongrenin iki kanadının da yönetimini kaybederse, önümüzdeki 4 yıllık dönemin Başkan Trump için hiç de kolay olmayacağını ortaya koymaktadır.

Geleneksel olarak görevdeki bir Başkanın 2. dönem için Partisinin Başkan adaylığını alması kesin gibidir. Bu çerçevede Başkan Trump 3 Kasım seçimlerine Cumhuriyetçi Partinin Başkan adayı olarak katılacaktır. Demokrat Parti’de ise Başkan adayı henüz ortaya çıkmamıştır. Demokrat Parti’de ilk olarak adaylığını açıklayan 29 ciddi sayılabilecek adaydan yarısından çoğu daha sonra adaylıktan çekilmiştir. Buna rağmen Partide halen en az 10 kadar ciddi sayılabilecek isim Parti Başkan adaylığı için yarışmaktadır.

Bu adaylar arasında eski Başkan Yardımcısı ve Senatör Joe Biden, Senatör Elizabeth Warren ve Senatör Bernie Sanders’in isimleri ön plana çıkmaktadır. Ancak bu üç isim de ABD seçmeninde “heyecan” yaratmadığı; eski New York Belediye Başkanı ve milyarder işadamı Micheal Bloomberg’in, geç de olsa geçen sene sonunda, Demokrat Parti aday belirleme yarışına girdiği görülmektedir. Ancak, Trump karşısında Demokrat Partiyi “zafere” götürebilecek aday olarak “lanse edilen” Bloomberg’in adaylığının da şimdiye kadar istenildiği şekilde gelişmediğine işaret edilmektedir.

Demokrat Parti adayları arasında kimin ön plana çıkacağı çok yakında eyalet düzeyinde başlayacak ön seçim sürecinde kesinlik kazanabilecektir. Yıl ortasına kadar Demokrat Partinin Başkan Trump karşısına çıkartacağı Başkan adayının belirlenmesi beklenmektedir. Demokrat Parti Başkan adayını belirleyecek ön seçimler Şubat ayında başlayacak, Haziran ayında bitecektir.

Demokrat Parti 3 Şubat tarihinde Iowa’dan başlayarak 4 eyalette ön seçim yapacak; Mart ayında gerçekleşecek 9 ön seçimle parti Başkan adayının belirlenmesi süreci devam edecektir. Demokrat Parti Başkan adayının resmen 13-16 Temmuz 2020 tarihinde Milwaukee, Wisconsin’de yapılacak Demokratik Parti Milli Kongresi’nde seçilmesi ve açıklanması beklenmektedir. 

3 Kasım seçimleri için vurgulanan diğer bir husus da adayların yaşlarıdır. Başkan Trump 73 yaşındadır. Demokrat partinin önde gelen iki adayı Joe Biden 77, Bernie Sanders ise 78 yaşını sürmektedir. Yarışa giren Bloomberg’in yaşının 77 olduğu da dikkate alınınca Avrupa’daki siyasetin “gençleşmesi” olgusunun ABD Başkanlık seçiminde yaşanmadığı ortaya çıkmaktadır.

ABD’de seçim sürecinde geleneksel olarak izlenen bir durum seçim kampanyalarında ve yarışında ekonomik konuların ve ülke ekonomisinin ön plana çıkmasıdır. Bu sefer dış politikanın, özellikle İran ve Orta Doğu konusunun da ön planda olduğu görülmektedir. Seçim yıllarının bir özelliği de etnik lobilerin faal hale gelmesi ve ABD politikası üzerindeki etkilerinin artmasıdır.

Başkan Trump’ın başından beri ABD Yahudi Lobisi ile yakınlığı bilinmekte, Başbakan Netanyahu’nun ABD’nin Orta Doğu, özellikle İran, politikalarında etkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Basında Başbakan Netanyahu’nun bu hafta başında Vaşington’u ziyaret edeceği ve bu ziyaret sırasında ABD’nin, Yüzyılın Anlaşması da denilen, Orta Doğu Barış Planını açıklaması beklenmektedir.

ABD’nin İsrail-Filistin sorununu çözmek, İsrail-Arap barışını sağlamak amacıyla uzun bir süreden beri hazırladığı belirtilen “Barış Planı’na” Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın “Asrın Şamarı” takma adını takması, Filistinlilerin barış planı konusunda neler hissettiğini ortaya koyması bakımından çok açıklayıcıdır. Filistinlilerin “Barış Planı’nın” hazırlanışı sırasında ABD ile konuşmadığı bilinmekte, planın tamamen Başbakan Netanyahu’nun kabul edebileceği şekilde hazırlandığı basında sıklıkla vurgulanmaktadır.

Basında verilen bilgiler arasında Plan’da Doğu Kudüs’ün İsrail’e bırakıldığı,  Batı Şeria’daki uluslararası hukuka aykırı inşa edilen Yahudi Yerleşim Birimleri ve Şeria Nehri’nin doğu yakası konusunda İsrail’i tatmin eden çözümler önerildiği yer almaktadır. Planın Arap Dünyası’nı böleceği; Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD ve İsrail’e yakınlığıyla bilinen yönetimlerin, halklarının Filistinlileri destekleyen tutumları karşısında, Plan’a nasıl tepki verecekleri merakla beklenmektedir.

Planın İsrail’de 2 Mart tarihinde yapılacak ve Başbakan Netanyahu’nun “kaderini” tayin edecek (bir yıl içindeki üçüncü) Parlamento seçiminden çok kısa bir süre önce açıklanması da konunun diğer ilginç bir yanıdır. Plan gerçekten açıklandığı takdirde zamanlamasının Başbakan Netanyahu ve Başkan Trump’ın seçim kampanyaları için ne ifade ettiği diğer bir tartışma konusu olacaktır.

Türkiye’den ABD 3 Kasım seçimine bakıldığında Başkan Trump’ın (Türkiye için) en iyi aday olarak ortaya çıkması konunun düşünülmesi gereken başka bir yanını oluşturmaktadır. Başkan Trump bütün çok farklı yaklaşımlarına ve dış politikadaki kendine “özgü” davranışlarına rağmen, bugüne kadar ABD için Türkiye’nin önemini (bir ölçüde de olsa) anlayan bir tutum sergilemiştir.

Trump’ın önde gelen 2 Demokrat Partili rakibine bakıldığında ise (Joe Biden ve Barnie Sanders), bu isimlerin Türkiye aleyhtarı lobilerle geçmişte doğrudan kurdukları ilişkiler gayet iyi bilinmektedir. Hele, başta Nancy Pelosi olmak üzere, Demokrat Partinin Kongre’deki mevcut yönetiminin Türkiye aleyhtarı lobilerle işbirliği (sözde Ermeni Soykırım olayında görüldüğü gibi) içinde oldukları çok daha açık bir şekilde ortadadır.              

     

           

 

               

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI