ERKEKLER NE SÖYLÜYOR ? KADINLAR NE ANLIYOR ? 

Her geçen gün seans odasında neredeyse aynı şeylerden şikayet eden danışanlarımın sayısı artıyor. Biz anlaşamıyoruz, birbirimizin dilinden alamıyoruz. Çünkü çifter sadece eşlerinin ağzından çıkan cümlelere odaklanıyorlar, aslında ne söylemek istediklerini bir anlamaya çalışsalar pek çok sorun kendiliğinden çözülecek. İşte size birkaç diyalog örneği;

ÖRNEK I :

ERKEĞİN SÖYLEDİĞİ  : “Çok fazla çalışıyorsun”

ASLINDA DEMEK İSTDİĞİ : “ Daha çok desteği hak ediyorsun”

KADININ ANLADIĞI: “ Bana yeterince zaman ayırmıyorsun”

KADININ DÜŞÜNDÜĞÜ: “ Yaptıklarımı yeterli de görmüyor, değerini de bilmiyor, hep daha fazlasını istiyor” 

 

ÖRNEK II:

ERKEĞİN SÖYLEDİĞİ  : “Bu konuda bu kadar kaygılanmamalısın “

ASLINDA DEMEK İSTDİĞİ : “ Ben seni düşünüyorum, sorun daha kötüye giderse , sana yardımcı olmak için yanındayım “ 

KADININ ANLADIĞI: “Bu konuyu amma büyüttün, bu kadar önemli bir şey değil”

KADININ DÜŞÜNDÜĞÜ: “ Beni için önemli olan şey kocamın umrunda bile değil”  

 

ÖRNEK III:

ERKEĞİN SÖYLEDİĞİ  : “Anlattığın şey o kadar da kötü değil ”

ASLINDA DEMEK İSTDİĞİ : “ Bu işi halledeceğine inanıyorum, sen yetenekli ve beceriklisin, bir yolunu bulacağından eminim. Sana inanıyor ve güveniyorum”

KADININ ANLADIĞI: “ Yine her şeyi büyütüyor, pireyi deve yapıyorsun “

KADININ DÜŞÜNDÜĞÜ: “ Duygularımı umursamıyor, beni hiç düşünmüyor “ 

 

ÖRNEK IV:

ERKEĞİN SÖYLEDİĞİ  : “ yapmak istemiyorsan yapmayıver

ASLINDA DEMEK İSTDİĞİ : “ Zaten çok fazla vericisin , senden daha fazla vermeni beklemiyorum “  

KADININ ANLADIĞI: “ Beni sevseydin zaten yaptığın şeylerek severek yapardın, bu kadar söylenmezdin “  

KADININ DÜŞÜNDÜĞÜ: “ Bencil olduğumu, dinlenmeye ve  kendim için yaşamaya hakkım olmadığını düşünüyor ” 

 

BİR ÇİFTİN DİYALOGLARININ ANALİZİ

KADIN: “ Günün nasıl geçti?

ASLINDA KADIN NE SÖYLEMEK İSTİYOR: “ Eve geldiğinde seninle konuşmak ve diyalog kurmak istiyorum, ben seninle ilgileneyim ki sen de bein günümün nasıl geçtiği ile ilgilen”

ERKEĞİN CEVABI  : “ iyi “

ASLINDA ERKEK NE DEMEK İSTİYOR: “ Çok yorgunum, yalnız kalmak istediğim için sana kısa yanıtlar veriyorum”

Vee kadın konuşmaya devam eder;

KADIN: “ Yeni müşterinlerinle toplantın nasıl geçti? “

ASLINDA KADIN NE SÖYLEMK İSTİYOR : Gerçekten seninle ilgilendiğimi ve sohbet etmek istediğimi anlman için sana soru sormaya devam ediyorum”

ERKEĞİN CEVABI: “ İyi geçti “

ASLINDA ERKEK NE DEMEK İSTİYOR: “ Kibar olmaya ve seni geri çevirmemeye çalışıyorum, ama sen de başka sorlarla canımı sıkmaya devam etme “

KADIN: “ Teklifini beğendiler mi? “

ASLINDA KADIN NE DEMEK İSTİYOR : Sanırım bu konuda konuşmakta zorlanıyor, sana soru sormaya devam ederek senin de bana sormanı bekliyorum”

ERKEĞİN CEVABI: “Evet”

ASLINDA ERKEK NE DEMEK İSTİYOR: “ Bak bu konuyu şimdi konuşmak istemiyorum. Lütfen beni rahat bırakır mısın ?  Yalnız kalmak istediğimi anlamıyor musun? 

KADIN: “ Sorun nedir* Benden gizlediğin bir şey mi var? “

ASLINDA KADININ DEMEK İSTEDİĞİ: Bir olayın canını sıktığı belli, benimle konuşursan seni dinlemek ve çözüm üretmek istiyorum. Israrla konuşmadığına göre sakladığın bir şey var? ACABA NE ? “

ERKEĞİN CEVABI: “ Sorun falan yok”

ASLINDA ERKEK NE DEMEK İSTİYOR: “ Tek başına çözemeyeceğim bir sorunum yok, biraz bana süre versen eve gelip beynii baoşaltsam bir rahatlasam , sadece eve dönerek vites küçültüp yavaşlamak istiyorum, NOOLUR YETER”

 

Not: Haftaya kadın ve erkekler neden ayrı dünyaların insanları ? Bunun cevabını  paylaşacağım

         Dr.JOHN GRAY ‘in “ Annenizin söylemediği, Babanızın bilmediği” kitabını okumanızı öneririm.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

ANNELER GÜNÜNÜN EN İYİ ARMAĞANI “İYİ ANNE ENERJİSİ” İLE BÜYÜMÜŞ ÇOCUKLARDIR   

“Oğlum çok içine kapanık, birisi “merhaba” dese “ merhaba “ demez, kendisiyle ilgilenildiğini görmezden gelir. Duyar ama duymamazlıktan gelir. Akşam babası geldiğinde biraz daha mutlu oluyor. En azından onu kapıda bekliyor. Bilmiyorum neden böyle davranıyor.  “

Öyküyü derinleştirdiğimizde anne şöyle anlatıyor;

“Sekiz çocuklu bir ailenin beşinci çocuğuyum. Babam yurtdışında çalışıyordu, yılda iki ay gelirdi, onda da bize karşı hep çok sertti. Annemi  sürekli iş yaparken hatırlıyorum. Ben biraz büyüdüğümde en büyük ağabeyim ve ablam evlenmişlerdi. Beni ve kardeşlerimi benden 5 yaş büyük olan ablam büyüttü. Annemin gözümün içine bakarak konuştuğunu, bir kez bile bana sarıldığını, okuldan gelince derslerimi sorduğunu hiç hatırlamam. Veli toplantılarıma bile ablam ara sıra gelirdi. Küçük kız kardeşlerimle hiç anlaşamazdım. Sürekli kavga ederdik.

Şimdi anlıyorum  neden kavga ettiğimizi, annemi paylaşamazdık aslında. Kimin karnı ağrırsa annem onunla ilgilenirdi, karnına sıcak su torbası koyardı. O sıcaklık öyle iyi gelirdi ki bize, annem bize sarılmış sayardık.

Şimdi bakıyorum da , farkındalığını sağladığınız şeye; galiba ben de oğlumu ihmal etmişim.  Ona hep ne yapmaması gerektiğini söylüyorum. Fazla kucağıma almıyorum, sarılmıyorum. Erkek oyunları oynamaktan hoşlanmıyorum. Beni kızdırdığında odasına göndererek cezalandırıyorum, akşam babasına şikayet ediyorum.  Anladım ki mekanik bir anneyim, duygumu ve sevgimi tıpkı annem gibi yansıtamıyorum. “

Anneler duygusal olarak neden var olamazlar?   

 

Her ne sebeple olursa olsun, bu durum çocuklar için dayanılmaz bir acıdır , ya istemekten vazgeçerek içe kapanırlar, ya da sevgi ve ilgiyi başkalarından alabilmek için çırpınırlar.

 

Yazının Devamını Oku

SOSYAL MEDYADAN HAKARET ETMEK SUÇ MUDUR?  

Günümüz modern çağda teknoloji ilerledikçe iletişim ve haberleşme de son derece ileri bir teknoloji ile desteklenmekte ve bu durum insanoğluna çok büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Artık sınırlar kalkmakta ve global dünyada sınırsız ve engelsiz bir haberleşme ağı gerçekleşmektedir. Lakin bu kolaylıklar beraberinde de farklı hukuksal sıkıntıları da  getirmektedir.

Sosyal medyanın iletişim alanında büyük avantajlar ve kolaylık sağlamasının yanında maalesef özellikle henüz ergen ve lise çağında olan gençler bu iletişim kanallarını amacının dışında kullanarak maksadını aşarak  bunu iletişim ve haberleşme kanalı olarak değil, hakaret tehdit ve benzeri suçlara dönüşecek şekilde kullanmaktadırlar. Bu durum tabi sosyolojik ve hukuksal açıdan irdelenmelidir.

Suç tek başına oluşmaz , onu tetikleyen sosyo ekonomik ve farklı psikolojik etkenlerde vardır.  Gençler maalesef sosyal medyayı denetimsiz,  engelsiz ve hiç bir cezai müeyyedesi olmayan bir mecra olarak görmekte, lakin bu değerlendirmeleri de onların sosyal medya üzerinden ceza hukuku açısından suç işlemeye sevk etmeye sebebiyet vermektedir. Bu bağlamda ebeveynlere de büyük sorumluluklar düşmektedir.

Sosyal iletişim ve haberleşme ağı üstünden işlenen suçların Ceza Hukuku açısından değerlendirmesi için Avukat Hakan Eşelioğlu ile konuştum, bakın örneğin ‘ Hakaret Suçu ‘  hakkında ne söylüyor; 

suçun basit veya nitelikli şekillerinden hangisinin işlendiğine göre farklılık arz eder. Suçun basit şeklinde, yani kamu görevlisi olmayan bir kişinin yüzüne karşı hakaret halinde, hakaret suçunun cezası 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır.

Suçun basit şeklinde hakim ya hapis cezası ya da adli para cezası verecektir. Her iki cezanın aynı anda verilmesi mümkün değildir. Hakim gerekçeli kararında neden hapis cezası veya adli para cezası verdiğini de açıkça gerekçelendirmek zorundadır.

Nitelikli Hakaret Suçu Cezası (TCK 125/3)

Suçun nitelikli hallerinde hakaret suçunun cezası, 1 yıl ile 2 yıl arasındadır. Mağdurun kamu görevlisi olması (avukat, hakim, memur vs.) ve hakaretin görevinden dolayı yapılmış olması, kişinin mensup olduğu dinin kutsal değerlerine veya din özgürlüğünün kullanılmasına hakaret edilmesi hakaret suçunun cezası ağırlaştırılmış nitelikli şekli olarak kabul edilmektedir.

GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE BURADAN GENÇLERE BU İLETİŞİM KANALLARINI KULLANIRKEN DAHA DİKKATLİ VE DUYARLI SAĞDUYULU BİR ŞEKİLDE HAREKET ETMELERİNİ VE BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE KULLANMALARINI TAVSİYE EDERİM. LAKİN BUNA DİKKAT ETMEZLERSE KANUNUN ÖNGÖRDĞÜ CEZA VE YAPTIRIMLARA MARUZ KALIRLAR.

Yazının Devamını Oku

AŞK HERŞEYİ HALLEDER Mİ?

Gençler kısa sürede tanıdıkları kişiye “ AŞIK OLDUM galiba”  diyerek alelacele evlilik kararı alıyor, ardından ne yazık ki pek çok hayal kırıklıkları ile karşılaşıyorlar. Çünkü aşkın yarattığı görme kusuru evlilikle beraber düzeliyor ve gerçekleri görmeye başlıyorlar.

AŞK HERŞEYİ HALLEDER Mİ?

 

Gençler kısa sürede tanıdıkları kişiye “ AŞIK OLDUM galiba”  diyerek alelacele evlilik kararı alıyor, ardından ne yazık ki pek çok hayal kırıklıkları ile karşılaşıyorlar. Çünkü aşkın yarattığı görme kusuru evlilikle beraber düzeliyor ve gerçekleri görmeye başlıyorlar.

 

Özellikle evliliklerinin ilk yıllarında birbirlerini yeterince tanımadıkları ya da kendi ihtiyaçları doğrultusunda görmek istedikleri gibi göremedikleri için “Şiddetli Geçimsizlik” başlığı altında yüzlerce boşanma davasına konu oluyorlar. 

 

Elbette gerek eğitim, gerek iş, gerekse sosyal ortamda yüzlerce kişi ile tesadüf eseri tanışıyor, içlerinden sadece bir tanesine ilgi duyup, bir ömür boyu geçireceğiniz kişi ile  evlilik kararı alıyorsunuz.

 

Yazının Devamını Oku

ÇİFT TERAPİSİNDE ÇOCUKLUK ÇAĞI TRAVMALARI 

14 yıllık evliyiz, 10 yaşında kızımız , 4 yaşında oğlumuz var. Çocuklar olana kadar eşim benimle ve evle daha ilgiliydi. Cinsel hiçbir sorunumuz yoktu. “Bir an önce şu iş bitse de eve gitsek “ diye düşünüyorduk.

14 yıllık evliyiz, 10 yaşında kızımız , 4 yaşında oğlumuz var. Çocuklar olana kadar eşim benimle ve evle daha ilgiliydi. Cinsel hiçbir sorunumuz yoktu. “Bir an önce  şu iş bitse de eve gitsek “ diye düşünüyorduk. Hamile kaldığımı öğrendiğimiz gün heyecandan ölecektik  neredeyse, ancak ne zaman ki oğlumuz doğdu, annesi ve babası bizim eve çok sık gelmeye başladılar, eşimin keyfi kaçtı. Bir süre sonra işlerim uzadı, toplantım var bahanesi ile eve gelmemeye , küçük şeylere çabuk sinirlenmeye, yerli yersiz benimle kavga etmeye başladı. Önceleri uykusuzluk, çocuk derken pek alttan alamıyordum ama sonraları alttan almaya hatta boş vermeye başladım. Ben çocuğa yoğunlaştıkça onun öfkesi daha da arttı.

Ara sıra dalgın ve mutsuz olduğunu fark ediyordum ama bu kadar kötüleşeceğini eşimin depresyona gireceğini, kendini bizden, işten , arkadaşlarından soyutlayacak kadar geri çekileceğini hiç düşünmemiştim. Bir türlü konuşmayı başaramıyoruz, çocuklar babalarını özlüyorlar, oyun oynamak , sinemaya , parka gitmek istiyorlar. Bense aşık olup evlendiğim adamı kaybetmenin şaşkınlığı ve derin bir yalnızlık içindeyim . Ne yapacağımı şaşırdım, bize neler oldu doktor hanım?

BUZ DAĞININ ALTI “ TERK DEPRESYONU “

Bu örnekte olduğu gibi evlilik hayatı aslında kendi doğumumuzla birlikte geldiğimiz aileye psikolojik geri dönüşün bir yansımasıdır. Eğer çiftlerden biri veya her ikisi büyüdükleri aile içinde duygusal ihmal edilmiş , anne ve babalarına güvenlerini yitirmiş, onlardan koşulsuz sevgiyi alamamış, hatta anne veya babası tarafından terk edilmiş ise, yıllar sonra bütün bu yaşanılanlar danışanların öfke duygularını ‘ İÇE YA DA DIŞA YANSITMASINA ‘ neden olur.

Çift terapisinin ilk aşamalarında bireysel öykü almaya başladığımda; Ahmet beyin 4 çocuklu bir ailenin tek erkek çocuğu olduğunu, kendisi 2 yaşındayken ticari yaşamında alacak verecek davasından babasının bir kavgaya karıştığını ve daha sonra yaklaşık 7 yıl hapis yattığını, bu süreç içinde annesinin tek başına çocuklara bakmakta zorlandığı için Ahmet ‘i başka bir şehirde yaşayan halasına bıraktığını, zaten maddi durumları kötü olan halasının yanında kendini bir yük, işe yaramaz bir sığıntı gibi hissettiğini, babası hapisten çıktıktan sonra da 9 yaşında tekrar ailesinin yanına döndüğünü öğreniyorum.

2-9 yaş arasındaki bu süreçte her ne kadar halası ona ikinci annelik yapsa da aklı erdikçe; “ Neden kardeşlerimi değil de beni bıraktı annem” sorusunu kendine sıkça sorduğunu ve hem annesi hem de babası tarafından terk edilmişliğin acısı içinde gün geçtikçe büyüttüğünü öğreniyorum.  

Babası döndükten sonra aile bir arada yaşamaya başlamış, maddi durumları düzelmiş, daha iyi bir evde oturuyor, daha iyi arabalara biniyorlardı. Hatta ortaokul ve liseyi özel bir kolejde okumuştu, ama aksi, sinirli , sürekli bağıran babasına nerdeyse hiç karşılık vermeyen alttan alan annesine bir yandan acıyor, bir yandan da onu terk edip gittiği için içten içe öfke duyuyordu.

Ahmet bey yıllar sonra çok başarılı bir okul hayatı geçirmiş, Mimar olmuştu. Hiç kimseye muhtaç olmamak için çok çalıştığını ve “ Olur da benim başıma bir şey gelirse çocuklarım rahat etsin” diyerek bankada yüklü miktarda para biriktirdiğini söylüyordu.

Yazının Devamını Oku

BU GÜN ŞEHRİMDE KARNAVAL VAR !

Yine portakal çiçeği kokuyor şehrim, hep mi bu kadar güzel kokardı yoksa son beş yıldır daha mı bir güzel kokuyor?

Yine portakal çiçeği kokuyor şehrim, hep mi bu kadar güzel kokardı yoksa son beş yıldır daha mı bir güzel kokuyor?

Hani bir anne bebeğinin ya da  bir aşık sevgilisinin kokusuyla mest olur ya işte bu şehir de her Nisan kokusuyla insanları mest ediyor, baş döndürüyor. İnsanın birkaç günlüğüne de olsa dertten kederden uzaklaşıp,  korktuğu her ne varsa kaçıp portakal çiçeği kokan şehrin kollarına saklanası geliyor.

Bir gün yaşadığımız şehrin kokusuna sahip çıkacağımız hiç aklıma gelmezdi. “ Ne Adana mı? Karnaval mı? Hadi canım kim gelir ? Adanalıyı bozar ! Kesin bir arıza çıkar ! “  gibi onlarca olumsuz cümleye  aldırmadan canla başla çalışılacağı ve tüm Adana sevdalılarının Karnavalına sahip çıkacağı aklıma gelmezdi.

İşte Oldu! Karnaval hazırlıklarımız tamamlandı. Mangallar yakıldı, yöresel tüm yiyecekler hazır. Portakal rengi tütüler, rengarenk kıyafetler,  taçlar, takılar …. Sokaklarda müzik var, dans var, coşku var!

Bu rüyanın gerçekleşmesinde başta Ali Haydar Bozkurt ve Ayşe Arman olmak üzere emeği geçen herkese gönül dolusu teşekkürlerimizi sunuyoruz.  Dünyanın dört bir yanından gelen konuklarımıza “ Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz”  diyoruz. 

Uzun süredir yaşadığımız karabulutların ardından artık gönlümüzce  gülmek , eğlenmek istiyoruz.    “ Başkaları ne der ?”  demeden en süslü  şapkamızı, tacımızı  takmak , en yaratıcı kostümlerimizle sanki bir podyumda yürür gibi yürümek istiyoruz.

 Sokaklarda saatlerce elimizi kolumuzu sallayarak gezinmek, çoluk çocuk şarkı söylemek, KORKMADAN  tanıdık tanımadık herkesle selamlaşmak, gözlerimizin içi gülerek “ MERHABA”  demek istiyoruz..

Adana’dan tüm dünyaya BARIŞ ve SEVGİ mesajı vermek ,  kardeşçe ve dostça bir arada yaşamak nasıl olurmuş görsünler istiyoruz.

Yazının Devamını Oku

MUTLU VE UYUMLU BİR İLİŞKİ İÇİN 

Bin bir güzel hayalle kurulan yuvaların, el emeği göz nuru serilen çeyizlerin, en içten dilenen “ Bir yastıkta kocayın” dileklerinin bir ömür boyu sürmesini kim istemez ki!

Ancak görüyoruz ki ülkemizde de evlilik kurumuna olan güvensizlik giderek artmakta, çiftler evlilik bağlarını sürdürmekte zorlanarak en ufak problemlerde önce yastıklarını, sonra yataklarını , sonra odalarını, en sonunda da yollarını ayırmayı seçmekte ve boşanma oranları hızla artmakta.

Oysa ki mutlu ve uyumlu bir ilişki içinde yaşamak sanıldığı kadar  zor değil,

ÇİFTLER İŞİN CİDDİYETİNDE DEĞİL

“Evlilik, ‘BEN, SEN ile, BEN’i koruyarak ve SEN’i yok etmeden BİZ olmak istiyorum’ demektir, Çiftler birlikte mutlu olacaklarını düşündükleri biriyle yeni bir hayata adım atarken işin kolayına kaçmadan  birbirlerini anlamaya ve aralarındaki uyumu korumaya çalışmalı, birbirlerini kafalarındaki kadın / erkek rollerine sokmaya zorlamamalıdır. 

Mutlu bir evliliğin sırrı iletişimden geçer. Gerçekten konuşabilmeli, birbirinizi suçlamadan, eski defterleri açmadan, birbirinizin ailesini işin içine karıştırmadan duygu ve düşüncelerinizi BEN diliyle aktarabilmeli, birbirinize kızdığınızda küçük bir sakinleşme arası verdikten sonra problemi çözmek adına sürekli adımlar atmalısınız.

Ne göz temasını, ne gönül temasını ne de ten temasını koparmamalı ,karşılıklı saygı sınırını asla aşmamalısınız. 

EVLİLİKTE MUTLULUK VE UYUM İÇİN…

 “1- Sevginizi açıkça gösterin.

Yazının Devamını Oku