GeriNuray Babacan Z kuşağı için torundan al haberi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Z kuşağı için torundan al haberi

Önümüzdeki seçimlerin sonuçlarını belirleyici olacak gençler, tüm siyasi partilerin gözdesi...

Z Kuşağı’nı anlamak için yapılan çok sayıda araştırma, net olarak şunu ortaya koyuyor: “Gençler, objektif ve açık kriterler arıyor ve kuralların sık sık değişmesine itiraz ediyor. ‘Baş eğmek, boyun eğmek’ gibi kavramlara yabancılar. Siyasi partilerde gördükleri en büyük sorun, tepeden aşağı örgütlenen yapılar. Gençler, bu yapılarda kendilerine özgürce hareket etme olanağı verilmediğini düşünüyor.”

Bu kitlenin ikna edilme güçlüğünü gören AK Parti, özel bir çalışma yaptı. Son MYK toplantısında ‘Z Kuşağı’nın öncelikleri ve taleplerine ilişkin geniş bir araştırma sunuldu. Analizi dinleyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, değişimi torunlarından gözlediği ortaya çıktı.

Erdoğan’ın yaptığı değerlendirmede, “Biz bu kesimlere, geleceğe yönelik umut vermeliyiz, vizyon çizmeliyiz. Geçmişe takılıp kalmadan ama geçmişte yaptıklarımızı, devraldığımız ülkeyi de anlatarak, onlarda bir hafıza oluşturmalıyız. Çünkü geçmişi bilmeden geleceği oluşturamayız. Ben torunlarımda bunu görüyorum. Torunlarıma bakıp bu kesimi anlamaya çalışıyorum. Çocuklarımıza sevgiyle yaklaşmalıyız, böyle yaklaşırsak aileye aidiyet duygusu zaten kendiliğinden oluşur” dediği belirtiliyor.

5 milyonu ilk kez oy kullanacak olan genç seçmenin toplamı 13 milyonu buluyor. Yani bu kitle, seçmenlerin neredeyse yüzde 20’sini oluşturuyor.

Siyasetin bugünkü dilinden hoşlanmayan, dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen ve kıyaslama yapma yeteneğine sahip bu dinamik kitle için, yeni şeyler söyleme zamanı...

SABAHATTİN ALİ SESSİZLİĞİ

Ebediyat
tutkunlarının hayatına “Kürk Mantolu Madonna” ve “Kuyucaklı Yusuf” kitaplarıyla giren Türkiye’nin en önemli yazarlarından Sabahattin Ali’nin sır perdesi aralanamayan ölümü, yine siyasetin gündemine geldi. Zaman zaman, Sabahattin Ali’yi öldüren derin güçlerin ve devlet istihbaratındaki bilgilerin peşine düşülse de sorular hep yanıtsız kalmıştır. Bu sefer de aynısı oldu.

Umut Erdem’in ilettiğine göre, CHP Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Sabahattin Ali’nin ölüm nedeninin peşine düştü.  Adıgüzel, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması için verdiği önergede, “Ali’nin ölümüyle ilgili devlet istihbarat kayıtlarını” sordu. Oktay ise, konunun muhatabının kendisi değil, İçişleri ile Adalet Bakanlıkları olduğunu söyledi ve topu bu iki bakanlığa attı. Sorulara gelince oldukça net:

- Sabahattin Ali’nin nasıl öldürüldüğü konusunda istihbarat kayıtlarında hangi bilgiler mevcuttur?

- Cenazesinin ormanlık alanda bulunmasından sonra neler yaşanmıştır?

- Bu sürecin detaylı kayıtları ve raporlar niçin kamuoyu ile paylaşılmamıştır?

- Cenazesine ne olduğu ve mezarının nerede olduğu konusunda bir araştırma olmuş mudur?

- Naaşının ilk gömüldüğü yerden çıkarılarak, bilerek kaybedildiği doğru mudur?

- Sabahattin Ali’nin mezar yeri devletin kayıtlarına göre neresidir?

- Kayıtlarınıza göre Sabahattin Ali’nin öldürülmesi talimatını kim ya da kimler vermiştir?

- Devletin hem Sabahattin Ali’nin ailesine hem de edebiyat severlere yanıt borcu yok mu?

CEZAEVLERİNE PANDEMİ SORGUSU

Pandemi
döneminde, cezaevi gibi kapalı ortamlarda zorunlu olarak kalan insanların, bu salgından nasıl etkilendikleri ve neler yapıldığı merak konusu. Bu konu sık sık siyasetin gündemine gelince, Kamu Denetçiliği Kurumu, ombudsman olarak kolları sıvadı.

HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, salgın sürecinde cezaevinde bulunan ağır hasta tutuklulara yeterli hizmet verilmediği, bu kişilerin yaşam haklarının tehlikede olduğu, salgına dair bilgi verilmediği iddiasıyla Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvurdu.

Mesut Hasan Benli’nin aktardığına göre, iddialar üzerine Adalet Bakanlığı’nda, Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü dahil üst düzey yetkililerle iki toplantı yapıldı. Ceza infaz kurumlarında alınan önlemlerin yanı sıra, ceza infaz sisteminin işleyişine yönelik veriler masaya yatırıldı.

Çıkan sonuç; Kamu Ombudsmanı, hasta mahkumların bakımıyla ilgili iddiaların doğru olmadığını, ancak bu konuda bilgi paylaşımının yetersiz kaldığını saptadı. Kurum, “Ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutuklular ile görevi basında bulunan personelin protein ağırlıklı beslenmenin yanı sıra, iaşelerde özellikle bağışıklığı güçlendirecek şekilde probiyotik ve prebiyotik içeren gıda çeşitliliğine yer verilmesi ile mümkün olduğu ölçüde öğünlerde sebze ve meyvenin eksik edilmemesine özen gösterildiğine”
ikna oldu. Ancak, özellikle salgın döneminde bilgi paylaşımının yetersiz olduğunu bildirdi.  Kurum, bakanlığa “Bilgi paylaş, kamuoyunu aydınlat, aileleri merakta bırakma” tavsiyesinde bulundu.

Yani kısaca, bilgi edinme hakkı ve açık toplum kuralları anımsatıldı.

X

Muhtarlar isyanda

Mahallenin muhtarı olmayı önemseyenler isyanda!

Muhtarlık seçimlerinin genel seçimlerden ayrı yapılmasına ilişkin önerilerin tartışılması üzerine birçok muhtarın Ankara’da kulis yaptığını öğrendik. Muhtarlar, “Aman bizi genel seçimlerden ayırmayın, sadece muhtarlık seçimi için kimse sandığa gitmez, üç oyla seçilen muhtarlar olmak istemiyoruz” diye dert yandıklarını biliyoruz.

Cumhur İttifakı’nın seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesini de kapsayan çalışmasının başlıklardan biri muhtarlık seçimlerinin genel seçimlerden ayrılmasıydı. Paket tırpan yemeden önce, YSK ve muhtarlık seçimlerine ilişkin bazı düzenlemeleri de kapsıyordu. Toplantılarda buna itiraz edenler, Türkiye’nin sürekli seçim atmosferinde tutulacağını, bu iki seçimi ayırmanın Anayasa’ya aykırı olacağını dile getirdi. Ama asıl itiraz muhtarlardan geldi.

Şimdilik bu projenin rafa kalktığını belirtelim. Ama başka bir konuda kafa yoruluyor. Muhtar seçildikten sonra yasadaki gerekli şartları taşımadıkları ortaya çıkan “sahtekârlarla” ilgili çalışma yapılıyor. Hürriyet’te daha önce okuduğunuz bu çalışmaya göre, muhtarlara mazbata verilmeden önce seçilme yeterliliği taşıyıp taşımadıklarını ispat etmeleri istenecek.

Yeterliliği taşımayanlara mazbata verilmeyecek. Mazbata verilmediği andan itibaren, en çok oyu alan ve şartları taşıyan ikinci muhtar adayı görevlendirilecek. Böylece, görev iptal edilince ara seçim yapma zorunluluğu da ortadan kalkacak. Bu çalışma ilkinden daha anlamlı. Zira her seçimden sonra en az 3 bin muhtar hakkında YSK’ya sahtekarlık başvurusu yapıldığını biliyoruz.

BU DA MKE DOLANDIRICILIĞI!Sahte iş ilanlarıyla vatandaşları mağdur eden, kimlik bilgilerine ulaşan ve para talep edenlerin ortaya çıktığını duyduğumuzda ‘pes’ dedik. Üstelik bunun için sahte bir site kurup resmi gibi gösterdikleri saptanınca, ortalık iyice karıştı.

Bu olay, yeniden yapılanan ve yasayla yeni statüye kavuşan Makine Kimya Enstitüsü Kurumu’nda yaşandı. MKE, yarı özerk bir kuruluşa dönüştürülmesiyle ilgili yasal düzenlemeyi yaptığında, kuruma yeni elamanlar alınacağına dair beklentiler de arttı. Statü değişimi tamamlanırken, mağdur edilenler de oldu tabii. Yıllarını kuruma veren birçok kişi yeni görev tanımında karşılıkları olmadığı için ya emekli edildi ya da farklı kurumlara yatay geçiş yapmaları için havuza alındı.

MKE’nin yeni statüsü gereği yeni elemanlara ihtiyacı olacağı için iktidar vekillerinden yardım isteyenlerin sayısı da arttı. Henüz eleman alınmadığını bilen Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can, “Vekilim, eleman alınmaya başlanmış. Bizim için devreye girin” diye çok sayıda başvuruyla karşı karşıya kalınca, olağanüstü bir durum olduğunu anladı. Başvuranlar, eleman alımını MKE’nin resmi sitesinde gördüklerini anlatınca, konu MKE yönetimine iletildi.

Sahte bir site aracılıyla eleman alımı duyurusu yapıldığı, kişilerin kimlik bilgilerinin talep edildiği ortaya çıktı. Kurum yönetimi harekete geçti, sitenin kapatılması için başvuru yaptı. Ancak, çok sayıda işsiz genç, iş umudu ve torpil talebiyle

Yazının Devamını Oku

Kampus kâbus olmasın... Asemptomatik gençlere dikkat

Yüz yüze eğitiminin ikinci ve önemli ayağını üniversiteler oluşturuyor.

Ülkenin ve şehrin farklı yerlerinden, kampuslara toplanacak gençlere yönelik pandemi kaygısının dozu yüksek olmalı ki YÖK 45 sayfalık kılavuz hazırladı. T cetvelini kullandıktan sonra dezenfekte edilmesinden asemptomatik gençlere dikkat edilmesine kadar her durumun anlatıldığı “kılavuz” okul yönetimlerine kök söktürecek.

Öncelikle haklı bir endişe paylaşılıyor. “Şehrin her yerinden gelenlerin kampusta bir araya toplanması, toplu taşıt kullanan çalışanlar, akademik faaliyetlerde araştırmacıların aynı ortamı kullanması, sosyal ve yemek alanlarının ortak oluşu” başlıca sorunlar olarak tanımlanıyor. Riskin özellikle “sağlık hizmeti veren sağlık uygulama ve araştırma merkezleri, tıp fakülteleri ve diş hekimliği fakültelerinde” yüksek olduğuna vurgu yapılıyor. Ayrıca, kampusun bulunduğu il ve ilçedeki salgının seyri de riski açısından önemli unsur olacak.

Sonuçta, bu riskleri bertaraf etmek için hem üniversite yönetimleri hem de öğrencilere büyük görev düşüyor. Önlem listesi, laboratuvar malzemelerinin her seferde dezenfekte edilmesinden, vantilatör çalıştırılmasının yasak olduğuna, sabunun ele en az 3-5 ml alınacağına kadar uzayıp gidiyor.

Binlerce genci kampuslara toplamanın sonuçları belli ki ciddiye alınmış. Sayfalarca süren uyarılar tam olarak hayata geçirilirse sorun yok. Ama bu konuda yaşanacak ufak bir ihmal, ciddi risk demek. Kampuslar tüm kente virüs yayma merkezlerine dönüşmesin.

EMEKLİLİKTE ERİKLİ KEK YAPMAKAlmanya Başbakanı Angela Merkel, siyasete veda etmeye ve emekli hayatına adım atmaya hazırlanırken, yeni hayatında ne yapmayı planladığına ilişkin haberler gözümüze takıldı. Erikli kek ve patates çorbası yapmayı seven, kitap okuyup biraz uyuklama planları yapan Merkel’le ilgili yazılar, siyasilerin veda etmeyi bilmemesiyle ilgili değerlendirmeleri akla getiriyor.

Merkel’in siyasal sistemin zorunluğu kıldığı vedası üzerine bundan sonra ne yapacağı yazılıp çiziliyor. 67 yaşındaki Merkel, emekli olduktan sonra aylık geliri 15 bin Euro olacak. Almanya’da ortalama maaşın 3 bin 500-4 bin Euro olduğu biliniyor. Merkel’e bir koruma, bir de makam aracı verilecek. Emekli başbakan olarak Federal Meclis binasında bir de ofisi olacak.

Merkel’in emekliliğine ilişkin değerlendirme yazıları, bizi Almanya’dan, Türkiye’ye getirdi. Bizde milletvekili maaşı 27 bin lira, milletvekili emeklilik maaşı ise 17 bin lira. Hak kazanan vekil, bu ikisini birden alabiliyor. Buna, başbakan veya cumhurbaşkanı için makam tazminatı ekleniyor. Bizdeki ortalama maaş ise TÜİK verilerine göre 3 bin lira.

Yazının Devamını Oku

Gözde araziler satışta

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, bir süreden beri özellikle turizm bölgelerinde oldukça değerli alanların satış ve kiralanmasına hız verdi.

Çeşme, Alanya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye, Marmaris İçmeler’in de aralarında bulunduğu 200 bin metrekarenin üzerindeki arazinin özelleştirme kapsamına alındığına ilişkin karar, geçtiğimiz günlerde açıklandı. Bu hızlanan satışların bütçeye gelir takviyesi olduğunu kimse yadsımıyor.

Aysel Alp’ın bilgisine göre, bu kez özelleştirmelerde farklı bir yöntem izleniyor. 2025 yılı sonuna kadar özelleştirilmesi planlanan yerlerde klasik satış dışında, ‘kiralama, gelir ortaklığı, işletme hakkı’ gibi farklı yöntemlere başvuruluyor. Uzmanlar bunun hem satışı hızlandıracağı hem de geliri arttıracağı yorumu yapıyorlar. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın (ÖİB) yatırımcıları cezbetmek üzere çoklu model uyguladığı yorumları oldu.

İncelenince görüldü ki; ÖİB son yıllarda portföyünde bulunan gayrimenkullerin satışını cazip kılmak için yerel planların dışına çıkarak ‘ticari alan, konut alanı, turizm alanı, özel okul, özel sağlık tesisi’ gibi nitelik değişikliklerine giderek, emsal artışı yaptı.

Türkiye’nin en kıymetli turizm, konut, sanayi bölgelerindeki 31 taşınmaz bu kapsamda satışa çıkarıldı.

Şimdi gözler, bu özelleştirme kararlarının nasıl uygulanacağına çevrildi. Çok değerli bu alanların kimlere, hangi koşullarda verileceği ve amacı dahilinde kullanılıp kullanılmayacağı izlemede.

Özellikle, yereldeki takipçilerin bu işi çok yakından izlediğini biliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yaz anketleri ve kararsızlar

Her ay partilerin veya şirketlerin yaptırdığı anketler, ilgililerine servis ediliyor. İktidar için pek iç açıcı olmayan anketlerde, dikkatler kararsızların durumuna kayıyor.

Ağustos ayının son anketlerine göre, kararsızların sayısı hızla artıyor. Bir önceki ay yüzde 28 olan “kararsız artı oy kullanmayacağım” diyen seçmen, son araştırmalarda yüzde 37.7 olarak belirlendi. Tüm siyasilerin merakla izlediği bu tabloda, kararsızlar yüzde 29.4, “oy kullanmayacağım” diyenler ise yüzde 8.3 olarak veriliyor.

İlginç bir analiz ise partilerin çekirdek oyları açısından yapılıyor. Çekirdek oylarda azalma, gri alanda ise artış olduğu belirtiliyor. Gri alan şu an yüzde 58 olarak belirtiliyor. Yani bu kitlenin, partisini değiştirme potansiyeli olduğu görülüyor.

Tüm partilerin gözünü diktiğin genç seçmene gelince, 18-32 yaş grubunun yüzde 43.9’u, önümüzdeki seçimde ilk kez oy kullanacak olan 15-17 yaş arası gençlerin ise 64.3’i, kararsız olduğunu veya oy kullanmayacağını söylüyor. Kürt seçmen, sonuçlar için belirleyici olmaya devam ediyor. İktidar, bu kanattaki seçmenlerinin üçte birini kaybetmiş görünürken, Millet İttifakı’nın bu oylar olmadan sonuç alması pek mümkün görünmüyor.

Yaz aylarının en taze anketleri, partiler için önemli mesajlar taşıyor. Doğru strateji, akılcı siyaset ve demokrasi adına söylenen samimi sözler, gri alandakilerin partisini belirleyecek.

GÖZLER AFGANİSTAN’DA OLSA BİLEGüncel siyaset şu ara Afganistan’daki gelişmelere odaklaşmış olsa da Türkiye’nin arka bahçesinde bir süreden beri ilginç gelişmeler yaşanıyor. Dikkatler ilk olarak CHP heyetinin Erbil’e yaptığı ziyaret nedeniyle Kuzey Irak’a çevrildi. Türkiye, Kuzey Irak yönetimi kadar, Talabani bölgesindeki gelişmeleri de yakından izliyor.

Konunun güncel iki başlığı var. Biri, CHP’nin Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı projesi. Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ın dahil olacağı böyle bir mekanizmanın kurulmasına olan ihtiyaç, ilk elden önce Kuzey Irak yönetimine anlatıldı. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani’yi ziyaret eden CHP heyetine, Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı başkanlık etti. CHP heyeti, daha sonra Kerkük’e geçerek, Irak Türkmen Cephesi’yle de görüşmelere yaptı. Temasların, CHP’nin Irak politikasının sunumu şeklinde geçtiğini ve memnuniyet yarattığını belirtelim. 

Bölgedeki diğer önemli gelişmeye gelince. Türkiye’nin İran sınırında özellikle

Yazının Devamını Oku

Baraj meselesi

Neredeyse bir yıldan beri izlediğimiz “Siyasi Partiler ve Seçim Yasası” çalışmaları, farklı bir boyuta taşındı.

Tüm alternatifleri ve önerileri, fikri takip esasına inanarak haberleştirdiğimiz için seçim barajının hem yüzde 5 hem de yüzde 7 olarak tartışıldığını çok kez yazdık.

Liderlerin ağzından barajın yüzde 7 olmasına karar verildiğinin duyurulması, birçok senaryonun sahaya sürülmesine neden oldu. Sürecin tanığı olarak, aşama aşama bu noktaya nasıl gelindiğini biliyoruz. Şunu belirtmek isterim ki; Cumhur İttifakı’nın iki liderinin son yaptığı görüşmeye kadar, barajın yüzde 5 olması konusunda mutabakat oluşmuştu. AK Parti ve MHP temsilcileri seçeneği teke indirmişti.

Ancak, yaz aylarında yapılan bazı görüşmeler, yüzde 7 veya yüzde 5 tercihinin, seçimi etkileyecek sonuçları olabileceğine dairdi. Sanıldığı gibi bu, MHP’yi kurtarmak için bir plan değil. MHP, her durumda yüzde 7’yi bulabilir ki, bu onun için başarı sayılmaz.

Asıl mesele, her birinin oyu yüzde 1’ler civarında olan, çoğu sağ seçmene hitap eden küçük partiler.

Bu partilerin, nereye evrileceği, kimin yanında duracağı seçim sonucunu belirleyecek. Son anketlere bakıldığında yüzde 1-2 oyun ne kadar değerli olduğunu görürsünüz.

İşin özü, bu partilere sempati duyan seçmene mesaj vermek. Bu partilerin ortak hareketle, yüzde 5 barajını aşma olasılıkları olabilir, ama yüzde 7 zorlayacaktır. Dolayısıyla bunlara sempati duyan seçmenin ‘oyunun ziyan olmaması’ için yapacağı tercih değişikliği, büyük partilerin işine yarayacaktır.

Siyasi kulislere göre, böyle bir hamle, bu partilerin üçüncü bir ittifak kurmalarını zorlaştırır, başka güçlü bir ittifakın parçası olmalarını kolaylaştırır.

Yazının Devamını Oku

Eski köye yeni âdet!

Hantal ve verimsiz yapılar veya kurumları değiştirmek gerekiyorsa, ‘eski köye yeni âdet” doğrudur. Bu nedenle bu atasözünü, taşıdığı ters anlam nedeniyle severim. Değişim ve yeni bir anlayışı simgeler.

Bu konuya, iki bakanın farklı çalışma anlayışı ve aldıkları kararlar nedeniyle girdim. Şöyle ki;

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, eski alışkanlıkları değiştirerek, kamu disiplini ve kurallara uyma konusunda yeni adımlar atıyor. Oldukça sessiz çalışan bakanın, kamuda tasarruf kadar gözünü diktiği bir başka konu, Kamu İhale Kanunu’nda açılan gedikler. Bakan, bu gediklerin kapatılması ve istisnaların ortadan kaldırılması gerektiğini düşünüyor. Bu konuda çalışma başlatan bakanın, umarımız önüne aşamayacağı engeller çıkmaz.

Diğer çalışma, Ticaret Bakanlığı’nda. Bakan Mehmet Muş, grup başkan vekilliğinden kalan alışkanlığı ile yasa çalışmalarında farklı bir yöntem izliyor. Muş, konunun uzmanı milletvekillerini bizzat bakanlığa davet ederek, taslaklarının çalışmalarını bürokratlarla birlikte yapmalarını istiyor. Yani, işin pişme aşamasında yasamanın temsilcileri devrede oluyor. Bu sistem, bir süre önce AK Parti grubunda kurulmuştu. Her taslak metin için uzman milletvekillerinden oluşan komisyon kuruluyor, kamu ve vatandaşların yararı ön plana çıkartılıyordu. Ancak duyduğumuza göre, yeni grup başkan vekilleri bu mekanizmayı pek işletmiyor.

Ortak akıl, ihtiyaçların ve sorunların daha doğru saptanmasını sağlar. Böylece, çıkar grupları değil, halkın tercihleri ön planda tutulur. O yüzden eski köye, yeni adet getirmek iyidir.

DÜĞÜN ÇALGICISINe zaman bir düğüne gitsek, gözlerimiz sahnedeki müzisyenleri arar. Büyük otellerden tutun da kır düğünlerine, taşranın küçük düğün salonlarına kadar her yerde ‘no name’ müzisyenler bu işten para kazanır ve hayatta kalmaya çalışır. Bizim için düğün çalgıcısı olan bu kişiler, artık örgütlü. Hem de afili bir birlikleri var.

Türkiye İcracı Sanatçılar ve Müzisyenler Meslek Birliği, henüz bir aylık bile değil. Sosyal haklarını korumak ve Türkiye genelinden bu işten ekmek yiyenleri bir araya getirerek, güç birliği yaratmak isteyen kişilerin, TBMM’den Kültür Bakanlığı’na kadar uzun uğraşları oldu. AK Parti Isparta Milletvekili Recep Özel, onların elinden tutup, bakanlığa götürdü. Bakanlık, 25 bin kişilik bu grubun haklarını savunacak bir birlik kurulmasına ‘evet’ dedi.

Birliğin 1. Olağan Genel Kurulu geçen günlerde Ankara’da yapıldı. Tabii onur konuğu da bu süreçte yardımda bulunan milletvekili Özel oldu. Halk arasında “düğün çalgıcısı” diye bilinen bu müzisyenlerin ‘

Yazının Devamını Oku

Bu rakamlar izlenmeli

Vatandaşların finans kuruluşlarına olan bireysel borçları bir süreden beri izlemede. Bu borcun plansız ve hesapsız şekilde arttığına ilişkin kaygının sadece muhalefette değil, hükümette de duyulduğunu biliyoruz.

Öğrendiğimize göre Hazine ve Maliye Bakanlığı, bankalarda bireysel kredilerdeki hızlı artışı izlemeye aldı. Bakanlığın, bankaların daha titiz inceleme yapması için talimat verdiği, bir süre sonra bunun taşınmaz bir yüke dönüşmesi endişesi olduğu belirtiliyor.

Buna ilişkin veriler, CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen tarafından TBMM’de sık sık paylaşılıyor. Başevirgen, 2019 yılında 31 milyon 897 bin kişinin banka, finans şirketlerine tüketici kredisi ve kredi kartı borcu olduğunu, bu rakamın geçen yıl 34 milyona çıktığını ve bu artışın hızla devam ettiğini anlatmıştı. Başevirgen, son olarak, bu yıl ocak-haziran döneminde 474 bin kişinin tüketici kredisi, 222 bin kişinin de kredi kartı borcunu ödeyemediği için bankalar tarafından takibe alınarak icraya verildiğini belirtti. Başevirgen, “Vatandaşların bankalara, finansman şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan toplam borcu 989 milyar liraya ulaştı. Ekonomik kriz nedeniyle vatandaş krediyle yaşamaya mecbur kaldı” diyor. 1 Ocak- 20 Ağustos tarihleri arasında icra ve iflas dairelerine toplam 4 milyon 522 bin yeni dosyanın geldiği, bu sayının geçen yılın aynı dönemine göre 863 bin adet arttığı da biliniyor. Bu rakamlar, Maliye Bakanlığı’nın neden kaygı duyduğunun yanıtı gibi...

PLASTİK VİRÜSTEN BETER

MODERN hayata ilk 1950’li yıllarda giren plastik, o dönem 1.5 milyon ton civarında üretiliyordu. Bugün ulaştığı rakam dehşet verici. Yıllık 335 milyon ton plastik malzeme kullanılıyor ve atık olarak doğaya bırakılıyor. Yani hayatımızda 15 dakika bile kalmayan plastikler, doğada bin yıl yok olmuyor ve sadece yüzde 1’i dönüştürülebiliyor.

Bu rakamlar, plastiği poşet olarak kullanmaktan vazgeçmenin bile tek başına ne kadar anlamlı olduğunu gösterdi. Buna ilişkin veriler, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından paylaşılınca, doğru yolda ilerlediğimiz ortaya çıktı.

Umut Erdem’in aktardığına göre, Bakan Kurum, 2019 ve 2020 yıllarında plastik poşet kullanımında yaklaşık yüzde 75’lik azalma gerçekleştiği bilgisi verdi. Kurum, “290 bin ton plastik atığın oluşumu engellenmiştir. Ülkemizde plastik poşet üretimi için gerekli plastik hammadde ithali de önlenmiş ve yaklaşık 2 milyar TL tasarruf edilmiş olmakla birlikte yaklaşık 12 bin ton sera gazı salımı da önlenmiştir” dedi.

CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın soru önergesine verilen yanıt, uygulamadan önce Türkiye’de plastik poşet üretimi miktarının yıllık 35 milyar adet civarında olduğunu, bir kişinin yılda ortalama 440 adet plastik poşet kullandığını ortaya koydu. Şimdi poşet kullanımının yüzde 75’lik azalması çok önemli.

Yazının Devamını Oku

Kabil açmazı

Son günlerde Ankara’da özellikle istihbarat birimlerinin yoğun Afganistan ve Kabil mesaisi var.

Askeri kaynaklar ve büyükelçilikten alınan bilgilerin dışında, ciddi istihbarat analizleri yapıldığını biliyoruz. Taliban sonrası Afganistan’ın hem Türkiye hem de çevre ülkeleri nasıl etkileyeceğine ilişkin yeni oyun planları masaya yatırılıyor.

Öncelikle, konuya direkt göçmen dalgasından girelim. Olası bir hareketlenme nedeniyle, Türkiye-İran sınırında, henüz ihaleye verilmemiş alanlar için müteahhitlerle hızlı görüşmeler başlatıldığını söyleyelim. 295 kilometrelik duvar projesinin hızlandırıldığı ve Ankara’da müteahhitlerle görüşmelerin yapıldığını biliyoruz. Ayrıca, kaçak geçiş olasılığı bulunan 8 noktanın da sıkı şekilde kontrol altında tutulduğu belirtiliyor. Çünkü, Hükümet için göçmenler, artık bir iç siyaset sorunu ve kendi tabanlarındaki tepkilerin de farkındalar.

Gelelim endişelere. Suriye’nin İdlib bölgesinden 3 bin teröristin Taliban’a destek için Afganistan’a geçmesi durumu istihbarat birimleri tarafından paylaşılıyor. ABD kadar, Çin’in pozisyonu da yakından izleniyor. Çin’in Uygur bölgesi sınırında, olası bir hareketlenmeden duyduğu endişe ve Taliban’la nasıl bir ilişki geliştireceği de izlemede. Ve tabii başından beri işin içinde olan Pakistan istihbaratının hareketleri de.

Türkiye’nin beklentilerine gelince, Afganistan üzerinden ABD ile ilişkileri yeniden oluşturmak, Afganistan’ın yeni dönem ihtiyaçlarını karşılamak için ticari ilişkileri geliştirmek gibi hesaplar yapıldı. Şimdilik her ikisi için de olumlu bir ortam görülmüyor.

Ancak, her gelişme, yeni pozisyon gerektiriyor. Zemin çok değişken.

OLAY DA VAHİM YANIT DA...Aylar önce kadına şiddet davası devam eden Fatih Vatanspor Teknik Direktörü Efe Mehmet Aydın’a ‘En İyi Teknik Direktör Ödülü’ verilmesi doğal olarak tepkilere neden oldu. Olayın boyutu da ödül töreniyle ortaya çıktı. Konu unutulmadı ve Meclis’e taşındı.

Umut Erdem

Yazının Devamını Oku

'Hekim unvanlı karanlık odaklar'

"Hekim unvanlı karanlık odaklar” ifadesini okuduğumda, moda tabirle yine bir “dış güçler benzetmesi mi yapılıyor?” diye düşünmekten kendimi alamadım.

Aşı karşıtı olan ancak bunu bilimsel hiçbir temele dayandırmayan bazı doktorların kastedildiğini sonradan anladım.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, aşı tereddüdünün kaynağının bakanlığın birbiriyle çelişen açıklamaları olduğunu, aşı karşıtlığı konusunda yeterince çalışma yapmadığını iddia etti. İlgezdi, bunun sosyal medyada kara propaganda yapan ‘hekim unvanlı karanlık odakların’ değirmenine su taşıdığını savundu.

Olayın bu yönüne kafa yorulduğunu belirtmek isterim. İlgezdi’nin eleştirdiği noktadan bakan çok sayıda AK Partili siyasetçi var. Özellikle son aylarda aşı duyarsızı olarak tanımlanan yüzde 35’lik kitlenin, aşı karşıtlığına geçmeye başladığına ilişkin araştırmalar paylaşılıyor. Yani yüzde 5 olan aşı karşıtlarının sayısı hızla artıyor.

SONBAHARDAN ÖNCE SON VİRAJ

Bilimsel temele dayanmak kaydıyla, hem pandemi sürecinde alınan kararlar, hem de aşı uygulaması eleştirilebilir. Anayasa’da güvence altına alınan haklar çerçevesinde zorlamanın sınırları bellidir. Ancak, sosyal medyada bazı doktorların, “Benim bu konudaki fikrim değişmeyecek” sözlerine ne demeli? Bilime inanan biri, hem fikrinin hem de bilimsel sonuçların değişeceğini bilir. Bilim değişkendir. Fikrisabit bir bilim insanı olabilir mi?

Bu noktada görev, ilgili bakanlıklara ve kamuya düşmektedir. “Aşı yalanlarına” yanıt niteliğinde kamu spotları hazırlanmalı; sosyal medya, TV’ler, hatta bakanlığın internet sitesinde ulaşılır hale getirilmelidir. Yerelde de karar vericiler tarafından hap gibi anlatılacak sunumlar yapılmalıdır.

Yazının Devamını Oku

Halkımız afet yorgunu

Kuraklık, yangın ve sel felaketleri, aylardan beri pandeminin kıskacında bunalmış vatandaşların kalan umutlarını da yok etti.

İktidar partisi, farklı bir gözle yerinde inceleme yapmaları için afet bölgeleri başta olmak üzere vekillerden “nabız ekipleri” oluşturdu. Ekonomik sorunlar, pandemi sıkıntıları derken doğal afet yaralarını saptamak için yollara düşen ekibin ilk saptamaları, vatandaşların çifte felaketin altında ezildiği oldu.

Öğrendiğimize göre, öncelik yangın bölgelerine verildi. AK Parti Teşkilat Başkanlığı’nın yaptığı organizasyonla bölgelere giden vekiller, yangın sonrası öncelikli çalışmalar, vatandaşın istek ve taleplerinin belirlenmesi, kamu kurumları ve bakanlıkların yeterince çalışıp çalışmadığı konusunda değerlendirme yaptı. Bu raporlar, MYK toplantılarına getirilecek. Aynı yöntemle, sel felaketi yaşanan bölgelerde de ‘acil talepler’ toplanıyor.

Diğer bölgelerde ise vatandaşların ekonomik sorunları, pandemiden kaynaklanan sıkıntıların belirlenmesine başlandı. İlk değerlendirmelerin genel merkeze ulaşmaya başladığı, vatandaşların en büyük önceliğinin ekonomik sorunlar olduğu belirtildi. Küçük işletmelerin yeniden ‘kapatılma’ endişesi yaşadıkları öğrenildi. Bir kapatma kararının daha iflas anlamına geleceği dile getiriliyor.

Diğer yandan İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinin en büyük problemi kuraklık. Üreticilerin sulama sorunu yaşadıkları, tankerlerle köylere su getirmeye çalıştıkları anlatıldı. Kuraklık bölgeleri ise destek uygulaması bekliyor.

Yerelde yapılan incelemeler iç açıcı değil. Pandeminin üstüne, kuraklık, yangın, sel felaketi halkı çok yormuş. Şimdi sorumlulukları başkasına atmadan kısa sürede yaraları sarma zamanı.

TURKOVAC’IN YOLCULUĞUÜÇÜNCÜ doz sırası geldiği halde henüz randevu almamış olanların telefonlarına bir mesaj düştü;

“Üçüncü doz aşınız için Turkovac’ı tercih edebilir ve deneme çalışmalarına katılabilirsiniz”...

Yazının Devamını Oku

MEB nasıl kurtulur?

Milli Eğitim Bakanlığı’na ek bütçe verilmesi, ticarethane gibi çalışan vakıf üniversitelerine izin verilmemesi, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması. CHP, eğitim raporunu bu üç ana başlıkta özetledi. Yeni bakana duyurulur.

CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık, partisinin eğitim raporunu açıklarken, YÖK’ün güncel rakamlarından yararlanarak, bir fotoğraf koydu ortaya. 2002 yılında sayıları 22 olan Vakıf Yüksek Öğretim Kurumları’nın bugün 77’ye çıktığını, büyük bölümünün ticarethane gibi çalıştığı belirtildi. Rapora göre, yıllık eğitim ücretleri 25 bin TL ile 185 bin TL arasında değişen bu üniversiteler, AR-GE çalışmalarına yılda 39 bin lira ayırırken, reklam giderleri için 1 milyon 67 bin lira harcıyor. Yani öğrenciye müşteri gibi bakan bir yaklaşım söz konusu. Rapor, üniversiteye giriş sistemiyle bunaltılan ve mutsuz edilen gençlerden, LGS sonuçlarının eğitimdeki fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırdığına kadar birçok başlık içeriyor.

MEB’e gelince... Eylülde okulların yüz yüze eğitim vermeye hazırlandığı dönemde, bakanlığın bağışlarla eksiklerini gidermeye çalıştığı ifade edilen raporda, bakanlığa acilen ek bütçe verilmesi gerektiği saptaması yapıldı. CHP’nin eğitimi raporunda, bakanlığın mevcut bütçesini bile kullanamadığı, tasarrufa zorlandığı öne sürülüyor.

Şimdi bu sorunlara çözüm bulması gereken yeni bir bakan var. Söz savunmanın...

BU DA ÇÖP TRAFİĞİHAYAT çok tuhaf. Bir taraftan doğal afetlerle, sel ve yangınlarla boğuşurken, “Türkiye Avrupa’nın çöplüğü değildir. Kimsenin çöpünü istemiyoruz” diye çevreci kampanyaları yapılırken, diğer taraftan plastik sanayicileri, Ticaret Bakanlığı’nın atık ithaline getirdiği yasağı engellemek için kulis yaptı.

Kulis faaliyeti sadece siyasetin konusu değil. Geçtiğimiz haftalarda Ankara’da bakanlıklar ve bürokratlar arasında ilginç bir trafik yaşandı. “Atık ithalatına getiren yasağı daraltın, yoksa üretim yapamayacağız” diyen bir grup, bakanlık bakanlık dolaştı.

Aysel Alp’in araştırmasına göre, Türkiye, yıllarca 657 bin ton plastik atık ithalatıyla AB’nin kirli ve karışık plastik atıklarını en çok ihraç ettiği ülkelerin başında yer aldı. Ticaret Bakanlığı, geçtiğimiz aylarda bazı atıkların ithalatına yasak getirdi. Ancak plastik sanayicileri, söz konusu ithal atığın geri dönüşümüyle tekstil, otomotiv, beyaz eşya, ambalaj, tarım ve inşaat gibi 30’dan fazla sektörde ham madde olarak kullanıldığına dikkat çekerek, yasağa itiraz etti.

Bundan sonra yoğun bir kulis faaliyeti başladı. Sanayiciler, “

Yazının Devamını Oku

Anayasa’da ince hesaplar

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin güncel konuların yanı sıra, yeni anayasa çalışmalarını da kapsayan görüşme yaptığı saatlerde, metnin parti kapatmalarla ilgili maddesinin yeni halini haberleştiriyorduk.

Orman yangınları nedeniyle yoğun gündemde pek yer bulmayan bu çalışmanın ayrıntıları oldukça ilginç. Daha önce bazı başlıklarını paylaştığımız yeni taslağın, bu kez Anayasa’nın parti kapatmalarını düzenleyen 68’inci maddesinden söz edeceğiz. Öğrendiğimize göre, oluşturulan bilim kurulu tarafından bölüm bölüm masaya yatırılan taslak metinle, “Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez” hükmü yeniden kaleme alınıyor.

Çalışmada, “milli egemenliğe ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı hareket etmeleri” kapatma gerekçeleri arasından çıkartılıyor. Bunun yerine siyasi partilerin terör ve terör örgütleriyle ilişkileri kapatma gerekçesi olarak tanımlanıyor. Bu aşamada, terör nedeniyle kapatılmasına ilişkin yargı süreçlerinin tamamlanması ve kapatma karanının TBMM’nin onayına sunulması gibi ayrıntılar tartışılıyor.

Bütün bu çalışmanın bir de MHP ayağı var. MHP, AK Parti’nin kendi çalışmasının bazı maddelerini olduğu gibi kabul etmeyecek. Ortak bir çalışma aşamasına gelindiğinde bu önerilerin nereye evrildiğini birlikte göreceğiz. Bilenen tek şey, bu çalışmanın daha çok su kaldıracağı.

DOĞA, 2040’I BEKLEMEDİSIRA DIŞI iklim olaylarının “yeni normal” olacağı, yağışlar betonu aşamadığı için şehir sellerinin yaşanacağı, 2040 yılına gelindiğinde kontrolsüz yangınlar, seller ve aşırı sıcaklar yaşanacağına dair rapor, gerçek oldu. Hem de 20 yıl beklemeden.

Bülent Sarıoğlu’nun aktardığına göre, TBMM Küresel İklim Değişikliğini Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı  rapor, tam da bugün yaşadıklarımızı anlatıyor. Bir kez daha dikkat çekmekte fayda var;

“2040 yılına kadar Türkiye genelinde sıcaklıklar artacak. Sıcaklık artışı, 2071-2099 arasında Güneydoğu Anadolu’da 5 dereceye, diğer bölgelerde 2 ila 3 dereceye yaklaşacak. Türkiye’nin yağış rejimi değişecek. Sonbahar yağışlarındaki azalma yüzde 30’ları bulacak. Marmara, Batı Karadeniz ve Meriç-Ergene dışında tüm havzalarda yağışlar yüzde 40 azalacak. Betonlaşmanın yoğun olduğu şehir merkezlerinde, şehir selleri artacak. 20 yıl sonra sulamada su kıtlığı çekilecek. 20 yıl boyunca, şiddeti, süresi ve frekansında tırmanış olan hava olayları ve meteorolojik afetler artacak. Kum ve toz fırtınalarının etki alanları artacak.”

Tablo vahim. Sadece yaşanacak sorunların sıralamasıyla kalınmadı. Neler yapılması gerektiği de çok net ortaya konuldu: “Su yönetimi için kanun çıkartılmalı. Atık suların yeniden kullanımı sağlanmalı. Yeraltı sularının kullanım anlayışı değişmeli. Taşkın Kanunu yenilenerek riskler azaltılmalı. Yasalar, iklim değişikliğine göre revize edilmeli.

Yazının Devamını Oku

Oyuncu ve komedyenle ulaşılamayan bir kitle var...

Aşı karşıtlığı ve duyarsızlığı konusunda yapılan araştırmalar, bıçak sırtı bir noktada olduğumuzu gösterdi.

Aşı kapsamı dışında olan yüzde 10 hariç tutulursa, toplum yüzde 5 aşı karşıtı, yüzde 45 aşıya inananlar, yüzde 40 aşı duyarsızlarından oluşuyor. Burası çok önemli. Çünkü, aşı duyarsızlığı bir süreden beri aşı karşıtlığına evrilmeye başladı.

Uzmanlar, bu yüzde 40’lık kitlenin iyi okunması gerektiğini söylüyor. Bu toplulukta, Doğu ve Güneydoğu bölgesi insanları ile aşırı muhafazakâr çoğunlukta. “Çip takıyorlar, kısırlaştırıyorlar” gibi akla ziyan iddiaların yanı sıra, yaşadıkları bölgelerde “bilgisiz yönlendiricilerin” etkisinde kalıyorlar.

Şimdi, bu kitleye ulaşmak için kullanılması gereken argümanlar tartışılıyor. Örneğin aşı kampanyasında kullanılan, yazar, çizer, oyuncu ve komedyenlerin aşıya direnç gösteren bu toplulukta karşılığı olmadığı belirtiliyor. Yani Şener Şen ve Cem Yılmaz gibi değerli oyuncu ve komedyenlerinin yardımıyla, eğitim düzeyi düşük bu kişilere ulaşılamayacağı öne sürülüyor.

Bu kişilere ancak yerel kimliklerle veya onların dilinden konuşan isimlerle ulaşılabileceği anlatılıyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ‘mele’ diye adlandırılan din adamlarının kullanılması gibi, o bölgenin sözü dinlenen, sevilen isimlerinden yardım alınması gerektiği dile getiriliyor.

Bütün bunlar için geç kalınmış gibi görense de zararın neresinden dönülürse kardır. Şimdi farklı bir yaklaşımla, kışın kapalı mekanlara girilene kadar aşı olmayanların sayısı azaltılabilir. Ondan sonrası, aşı olanların lehine pozitif ayrımcılık yapmaktır. Aşı olmayana da ‘sınırlandırılmış hayatı’ kabul etmek düşer.

CAN YAKAN YANGIN HİKÂYELERİORMAN yangınlarıyla mücadelede sessiz sedasız çalışan uzman kadronun anlattıkları, olayın boyutunu görmek açısından çok önemli. 35 yılını ormanla iç içe geçiren uzman isimlerin bakanlara verdikleri bilgiler dikkat çekici. Öncelikle şunu belirtelim, temmuz ve ağustos aylarında öngörülen sıcaklık ve düşük nem nedeniyle, güçlü orman yangınlarının beklendiği de önceden bildiriliyor.

Son toplantılarda verilen bilgiye göre, nem oranı o kadar düşük ki, 10’un altına düşmesi ormancılar açısından felaket olarak nitelendiriliyor. Bir kozalak patlaması, yanan bir hayvanın can havliyle yer değiştirmesi, yangının 2 kilometre öteye taşınmasına neden olabiliyor. Bazen helikopterlerin hava akımı bile yangını taşıyabiliyor. Müdahale edilemediği için Rusya’da iki aydan beri yanan ormanlar olduğu ve kendi kendine sönmesi için bıraktığı da aktarılıyor.

Bu bilgiler,

Yazının Devamını Oku

Afgan mülteci oyunu mu?

Türkiye’nin Afganistan’da yeni görev üstlenmesi, dış politika öncelikleri açısından tartışmaya açık. Son dönemde İran sınırında Afgan mülteci hareketliliği, çok yakın zamanda Suriyeli mülteciler sorununu yaşayan Türkiye için büyük sancı.

Tam bu noktada, bu konunun farklı bir boyutuyla ilgili Ankara kulislerinde dolaşan istihbarat bilgilerini aktarmakta yarar var. Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nın güvenliği konusunda üstleneceği rol ve ABD ile bu konuda yapılan pazarlıkların yoğunlaştığı sıralarda, İran sınırındaki hareketliliği farklı yorumlayanlar var. Devlete ulaştırılan istihbarata göre, bu hareketlilikte İran’ın payı bulunuyor. İddiaya göre İran, Türkiye’nin Kabil’de aktif rol üstlenmesini istemediği için Afganlı mültecileri sınıra taşıdı. Henüz kontrol altına alınmayan 20 nokta bulunduğu, bu noktalara mültecilerin taşındığı öne sürülüyor. Yani göç dalgası olmadığı, böyle bir durum varmış gibi İran istihbaratının yaptığı bir operasyon olduğu öne sürülüyor. Halen Türkiye-İran sınırının 200 kilometrelik bölümünde duvar çalışması yok ve coğrafya zorlu.

Hızlanan mülteci hareketliliğinin, ince bir siyasi oyun olduğuna dair yorumlar yapılıyor. Tabii bu bir oyunsa bile Afganlı mültecilerin sınıra dayandığı ve Türkiye sınırları içerisindeki geri gönderme merkezlerine alındığı gerçeğini değiştirmiyor. Suriyeli mültecilerin gelişlerinde de aynı yolun izlendiği hesaba katılırsa, iade edilemeyenlerin mülteci veya sığınmacı adı altında ülke içine geçişine izin verildiğini biliyoruz.

Suriye’den ilk mülteci akını yaşandığında Türkiye’nin bunlara bakabilme kapasitesi 100 bin olarak açıklanmıştı. “Bir fazlasına izin vermemeliyiz” diyen raporları hatırlıyoruz. Bugünkü Suriyeli mülteci rakamı 4 milyona dayandı. Sonuçta, bu bir dış politika oyunu da olsa, ortada ödenecek bir fatura var.

Yakın geçmişten örnek alınsa bari...

ANAYASALI KAMPANYA

Siyaset, önümüzdeki günlerde seçimin ne zaman yapılacağını tartışmaya devam edecek. İktidar Partisi seçimin zamanında yapılacağını söylese bile alternatif tarihlere ilişkin iddialar yazılıp-çizilecek. Hoş, hiçbir iktidar partisi, aksini planlasa bile elini açık etmez.

Buradan yola çıkarak, konuyu yeni anayasa çalışmalarına getireceğim ama farklı bir açıyla. Biliyoruz ki, yeni anayasa çalışmaları sadece Cumhurbaşkanlığı ekibinin faaliyeti olmaktan çıkarıldı. Genel merkez ve grup yönetimi, hatta duayen eski siyasiler de buna dahil edildi. Taslakta, hükümetin güvenoyu alması, bakanlara gensoru verilmesi, sözlü sorulara geri dönülmesi, parti kapatmaların zorlaştırılması gibi yeni maddeler var. Yargı bölümleri ve Anayasa Mahkemesi’nin yetkileri ise henüz masaya yatırılmadı.

Plana göre, yeni anayasa metni, seçimlerde bir kampanya malzemesi yapılacak. Yani AK Parti, yeni anayasanın önemli başlıklarını, seçim kampanyası vaadi olarak halka sunacak.

Yazının Devamını Oku

Şaşırtan bir korona vakası

Meclis’in koronavirüs barometresi, milletvekillerinin neredeyse tamamının aşı yaptırması, hatta bazılarının üçüncü doza geçmesinden sonra normale döndü. Ancak ara sıra ilginç milletvekili vakaları kulağımıza geliyor. Örneğin AK Parti Milletvekili Şirin Ünal, üç doz aşı yaptırmasına rağmen koronavirüse yakalanınca şaşkınlık geçirdi. Ancak önemli bir fark var. Ünal hastalığı ayakta geçiriyor ve sabah yürüyüşlerini yapacak kadar da iyi.

Meclis’te tüm koronavirüs önlemleri alınmış olmasına karşın seçim bölgeleri, toplantılar ve kalabalık mekanlar milletvekillerini açık hedef haline getirdi. TBMM tatile girmeden önce testi pozitif çıkan ve hastalığa yakalanan milletvekili sayısı 200’ü aştı. Çoğu AK Parti milletvekili. Bu rakam, Meclis’in üçte birini oluşturuyor ve iki kez hastalığa yakalanan milletvekilleri olduğunu biliyoruz. Ancak AK Partili Ünal, üçüncü doz aşıdan sonra testi pozitif çıkan ilk milletvekili oldu. Sağlık durumu iyi olan ancak testi pozitif çıktığı için evde tecritte bulunan 67 yaşındaki milletvekilinin arayanlara, rahatsızlığı olmadığını anlattığını öğrendik.

Şimdi seçim bölgelerine ve tatile giden milletvekillerinin hastalanmamayı başarmak, seçim bölgelerinde aşı duyarsızlığına önlemek için çalışmalara katılmak gibi görevleri var. Çünkü 1 Ekim’de Meclis açıldığında yeni kurallar onları bekliyor olacak.

Aşısız seçmenin Meclis’e alınmaması da bunlardan biri.

METROSUZ KENTİN, HAYALET OYUNCAKLARI

MECLİS, başkentin tam ortasındadır ama Ankara’nın sorunlarının en az konuşulduğu yerdir. Ankara milletvekilleri, güçlü ve baskın protokol sıralamasında kendilerine pek yer bulamazlar. Son gündem dışı konuşmalardan biri, başkentin sorunlarıyla ilgiliydi.

CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, başkentin neden havaalanına kadar giden bir metrosunun olmadığından girdi, ANKAPARK’a yatırılan ve atıl duran milyonlarca dolarlık oyuncaktan çıktı. Aslında ilgisiz gibi görünen konuları kâr-zarar açısından bağladı birbirine.

Düşünün, şehrin en kıymetli yerinde 750 milyon dolar harcayarak yapılan ANKAPARK, bir yatırım garabeti. Her biri kullanma süreleri geçmiş hayali oyuncaklar, yakında hurda vasfı kazanacak elektronik cihazlar, hepsi metal yığını halinde bekliyor. Yıldırım Kaya, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 750 milyon doların akıbetini sormak için mahkemeye gittiğini, mahkemenin şimdiye kadar ilave 111 milyon 210 bin liralık zararın saptandığını, eğlence parkının her gün 1 milyon lira zarar etmeye devam ettiğini anlattı.

Yazının Devamını Oku

Dizilerdeki kadın şifreleri

Daha önce yapılan araştırmalar, TV dizilerindeki kadın profilleri konusunda pek de iç açıcı sonuçlar vermedi.

Ağlayan, çaresiz, çocuk bakan, çalışmayan” kadın imajının yaygın olduğu diziler sorunu, siyasetin de konusu oldu. TBMM Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu, geçen haftalarda televizyon kanallarının yöneticilerini dinlerken yapılan saptamalar, dizilerde güçlü, hayata her koşulda tutunan, rol model karakterlerin yeterince kullanılmadığını gösterdi.

Umut Erdem’in aktardığına göre, komisyona katılanlar bu yönde dizi ve içerikler üretilmesi konusunda hemfikir olmalarına karşın, bazı başarılı örnekler dışında pek de bir şey sunamadılar. Yapılan değerlendirmelerde, kadına ilişkin tek tipleşmelerden bağımsız, farklı kadın tercihlerini yansıtacak şekilde kadın temsilleri oluşturulmak istendiği anlatıldı. Değişik kadın profilleri oluşturulması, “göçmen kadın, beyaz yakalı kadın, evlat edinmiş kadın, üretici kadın, engelli kadın” gibi farklı örneklere yer verilmesi gerektiğine vurgu yapıldı.

Komisyonda, dizi içerikleri üretilirken, kadınların daha çok pasif, yanlışı eleştirmeyen, kolay etkilenen, entrikacı, dedikoducu tipler olarak sunulduğu, negatif kadın karakterlerine daha fazla yer verildiği de dile getirildi. Son dönemin, erkeği merkeze koyan, algı oluşturma amaçlı, ülke gerçeklerinden kopuk dizileri de eleştirilerden nasibini aldı.

Tüm anlatılanlar, olayın güçlü sponsorlar ve yüksek reytinge gelip dayandığını gösterdi.

Bağımsız ve güçlü kadın ve erkek karakterler yaratmak ise bu ikisinin arasına sıkıştı kaldı.

ÇOCUKLUKTA KALAN BAYRAM ŞİİRİTBMM’de özel günlere ilişkin konuşma yapmak adettendir. Tatilden hemen önce Kurban Bayramı nedeniyle söz alan AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç, çocukluğundan kalan şu şiirle, salondakilerin bayramını kutladı: “Gitsin tasamız, gamımız/Gönlümüze verdi sefa/ Gösterelim, biz de vefa/ Yılda gelir, iki defa/ İşte geldi, bayramımız... /Gitsin tasamız, gamımız/Sevinin ve sevindirin/Sevgiyi gönle indirin/Dostluk bahçesine girin/İşte geldi, bayramımız.../Gitsin tasamız, gamımız/Sevgi, saygı, bir sel olsun/Acılar, tatlı bal olsun/ Her günümüz seyran olsun/ İşte geldi, bayramımız...” Müsamere tadındaki bu şiir, salondakilerden alkış aldı.

Ardından kürsüye çıkan CHP Hatay Milletvekili

Yazının Devamını Oku

Zihni sinir müsilaj projeleri!

Tur teknesinin kaptanının, müsilajla mücadele için yaptığı anons herkesi şaşkına çevirdi.

Müsilajın Marmara Denizi dışında var olup olmadığını araştıran ekibin, bir süre önce Göcek kıyılarında yaptığı çalışmayı bilim adamı edasıyla aktaran kaptanın, denize işemenin yararından bahsedip, amonyak ve sülfatın müsilajı önleme etkisinden söz etmesi son nokta oldu. Bunun bilimsel karşılığı varsa bile bizim halkımızın denizle kuracağı kanalizasyon ilişkisinin boyutlarını düşünmek istemiyorum.

Ancak biz biliyoruz ki; bu ürkütücü salyanın, kimyasal analizi yapıldı ve en azından zehir içermemesi bir parça nefes aldırdı. Bu arada, sadece müsilajdan nasıl kurtulunacağı değil, toplananlardan ne yapılacağına da kafa yorulduğunu öğrendik.



Bülent Sarıoğlu’nun aktardığına göre, TBMM Müsilaj Sorununu Araştırma Komisyonu’na bilgi veren Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Emin Birpınar, “Aslında müsilajın yüzde 99’u hakikaten su. Geri kalan kısmını laboratuvarda inceledik, toksik yapısı yok. En çok korktuğumuz şeylerden biri oydu. Patojenik bir yapısı yok, ağır metal de yok içinde. Dolayısıyla bunlar sevindirici tarafları” diye bilgi verdi.

Ayrıca, “Toplanan müsilajla ne yapılabilir?” diye de bakıldı. Gübre veya yakıt olabilir mi diye ayrıca incelendi. Sonuç negatif. Kalorifik değeri düşük, yüksek kükürt içeriğinden enerji üretmenin mümkün olmadığı, aşırı tuz içerdiği için de toprağa zarar vereceği görüldü.

Yazının Devamını Oku

Toptan çileden çıktılar

Geçen hafta “Komisyon komisyon olalı böyle zulüm görmedi” dedirten bir toplantı yapıldı Meclis’te.

AK Partilisi, CHP’lisi, İYİ Partilisi, HDP’lisi toptan çileden çıktı. İlgisiz, bilgisiz bürokratların tavrı üzerine Komisyon Başkanı da isyan etti.

Konuya gelince, Hacer Boyacıoğlu’nun aktardığına göre, tartışmalı torba teklifin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşmeleri sırasında, düzenlemeler hakkında ayrıntı isteyen vekiller, geçiştirildiklerini fark edince ortam gerildi. İlk olarak,ormanlara kurulacak ayrıştırma tesislerine neden ihtiyaç olduğu konusu kafa karıştırdı.Orman Genel Müdür Yardımcısı Hayati Özgür’ün yetersiz açıklamaları nedeniyle maddenin görüşülmesi ertelendi, acilen gelen Bakan Yardımcısı Fatih Metin durumu kurtarmaya çalıştı.

Vekiller, bu kez OHAL maddesinde, kamudan kaç ihraç olduğu, kaç kişinin geri döndüğü gibi konularda detay istediler. İçişleri Bakanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürü Vekili Ali Yavuz Birincioğlu’nun bilgisinin olmadığını söylemesi, ardından Bakan Yardımcısı Mehmet Ersoy’un benzer yaklaşımı uzun tartışmalara neden oldu.

En son TMSF’nin kayyım olarak atanması maddesi, bardağı taşırdı. Soruların yanıtsız kalması, üstelik de Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Şakir Ercan Gül’ün tartışmaları gülerek izlemesi vekilleri çileden çıkarttı. CHP’li Kamil Okyay Sındır,“O gülme nedir? Ciddiyete davet ediyorum”tepkisini gösterirken, CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu da “İnanın, şimdiye kadar bu komisyon böyle bir zulüm görmedi, hakikaten olmaz böyle” çıkışını yaptı.

Vekillere hak veren Komisyon Başkanı Cevdet Yılmaz,“Yeterli hazırlığınız yok. Kusura bakmayın ama bürokrasinin buraya hazırlıklı gelmesi lazım. Dersini çalışarak, rakamlarını toparlayarak gelmesi lazım. Benim de gözlemim bu yönde. Burada yasama faaliyeti yapıyoruz, bilgiyi vekillerimize sunmak durumundayız” dedi. Bakalım, toplu çileden çıkma bundan sonra işe yarayacak mı?

ENFEKTE EDEN DE KAÇAN DA AYNIPandemi sürecinde, toplumsal refleksler ve insan davranışları üzerine yapılan araştırmalar, bir gerçeği ortaya çıkardı. Dikkat etmeyerek toplumu enfekte edenlerle, aşıya direnen ve ilgisiz olanlar aynı kitle. Bu saptama, bilim adamları tarafından yapıldı ve 1.5 yıllık bir süreçte yapılan takip ve analizler bunu net olarak ortaya koydu. Özellikle 18-35 yaş arasında, eğitim düzeyi düşük, daha çok küçük kentlerde yaşayan, kurallara uyma konusunda zorluk çıkaran bu grup, aynı zamanda aşıya da ilgisiz. Konuştuğumuz uzmanlar da “Aşı konusundaki yavaşlama, randevu taleplerindeki azalmayla ilgili. Yaş aşağı indikçe aşıya olan uyum azalıyor. Şimdi bu kitle üzerinde çalışmak gerekir” yorumu yapıyor. Öğrendiğimize göre hükümet, şu an sokağa çıkma yasağı ve eve kapanma gibi keskin kararlar almaktan yana değil. Bunun ekonomik faturası korkutuyor. Ayrıca, sıkı denetimler ve cezalar da bir süre öncelikli tercih olmayacak. İşletmelerin daha fazla bunaltılmaması planlanıyor.

Diğer taraftan vakaların yayılma hızı ve sonbahar korkusu da ortada. Toplumsal bağışıklık beklendiği gibi yüzde 75 seviyesinde sağlanamazsa,

Yazının Devamını Oku

Meclis atların izini sürecek mi?

Hayvan Hakları Yasası, bu konuda şimdiye kadar eksik, yanlış ne varsa masaya yatırılmasını sağladı.

Komisyon tutanakları, hayvan hakları savunucularının isyan belgesi gibi. Doğal olarak konu, İstanbul Adalar’da faytonlarda kullanılması yasaklanan atların akıbetine de geldi.

Umut Erdem’in bilgisine göre, Uluslararası Yaşam Hakkı ve Toplumsal Değerler Derneği Başkanı Mehtap Topçuoğulları Özer, hayatının son 12 yılını adalardaki atları kurtarmak için harcadığını dile getirirken, bu atların bir kısmının yanlış ellere gittiğini ve hayvanların sucuk yapıldığını iddia etti. Özer’in tutanaklara yansıyan isyanı şöyle: “Atlar kurtarıldı. Biz de her şeyin güzel olacağını hesapladık. Umut ettik. Ama biz atları sucuk olsun diye faytonları yasaklatmadık. Bin küsur at, bir meta olarak satın alındı. Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden rica ettik; Kızılkaya gibi devasa hayvan toplama kampı, atlar için çok uygundu. ‘Atları lütfen oraya çekelim, biz sahiplendirelim’ dedik, olmadı.”



Hayvan Hakları Savunucusu ve Aktivisti Fırat Ahmet Yıldız da Hatay’da hayvanları sahiplendiğini söyleyen adamın at kasaplığı sabıkası olduğunun sonradan ortaya çıktığını, bu kişiye 100 at verildiğini iddia etti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Tarım Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde, aralarında AK Partili ve MHP’lilerin de bulunduğu belediyelerle, kamu kurumu, üniversite, jokey kulübü ve şahıslara verdiği atlardan bazılarının başına gelenler günlerce kamuoyunu meşgul etmişti.

Yazının Devamını Oku

Aşı kartını kim takar?

Aşı kampanyası sonucunda, nüfusun yarısının kapı gibi dijital aşı kartı oldu. İyi de bu kartı kim takar? İşte bugünlerde bu sorunun yanıtı için uluslararası alanda uğraş veriliyor. Çünkü bu aşı kartlarının tanınması, yurtdışına giriş-çıkışlarda, zorunlu olunan PCR testlerinden ve karantinadan kurtulmanız anlamına gelecek.

An itibarıyla, AB üyesi ülkelerden İspanya, Hollanda, Avusturya, Yunanistan, Bulgaristan, Slovenya ve Finlandiya aşı ayrımı yapmadan, Sağlık Bakanlığı’nın dijital aşı kartını kabul edeceğini açıkladı. Ama bu açıklamayla iş bitmiyor. Şimdi bu ülkelerle aşı sertifika anlaşması için girişim başlatıldı. Bu süreç tamamlandıktan sonra, kartlar yurtdışında geçerli olacak. Çünkü sistemin işlemesi zincirin her halkasındaki görevlilerin bilgilendirilmesi gerekiyor.

Basit bir örnekle anlatmak gerekirse, geçtiğimiz günlerde, PCR testi yapılarak gidilen bir Avrupa ülkesinden dönerken, THY’nin görevlileri, dijital aşı kartı olan ve iki doz aşısını yaptırmış Türk vatandaşlarının girişte PCR testi yaptırması gerektiğinde ısrar etti. Yani kendi ülkenize girişte, kendi aşı kartını tanımayan görevliler var. Çünkü ilgili personel, ülkede alınan kararlardan haberdar edilmediği için her bir kişi için 90 Euro’luk testin zorunlu olduğunda ısrar ediyor.

İşin turistik yanını bırakın, eğitim, sağlık ve iş nedeniyle yurtdışına zorunlu çıkmaları gerekenler, ciddi sıkıntılar yaşıyor.

Sonuçta yurda giriş-çıkışlarda, aşı kartlarının otomatik olarak işlem görmesi için tanınması zorunlu.

SANCISI, 9 YIL SÜRDÜ

BUNDAN 9 yıl önce hayvan hakları yasa çalışmasına startı verildiğinde, müjde haberleri yapanlardan biri olarak, teklifin Meclis görüşmelerinin bu kadar sancılı ve uzun geçeceğini hiç beklememiştim. Macera nihayet bitti, bazı eksiklikler olsa da hayvanları korumak için önemli olan düzenleme yasalaştı.

Yasanın yolunu bunca zaman kesenin, “iki keskin uç” olduğunu düşünüyorum. ‘Kurban kesmemiz mi engellenecek?’ ‘taşrada herkes birbirine iftira atar’, ‘yetiştirdiğimiz hayvanlar için ceza mı ödeyeceğiz?’ gibi anlamsız gerekçelerle karşı çıkanlarla, atılan her adımı eksik bulanlar nedeniyle teklif, yıllarca askıda kaldı. Neyse ki; makul çoğunluğun, hayvanların korunması, işkence ve kötü muamele edilmemesi, yaşam şartlarının iyileştirilmesi üzerinden yorumladığı yasa, Meclis’te kabul edildi.

Yazının Devamını Oku