Meclis’in tarihi binası sınavı geçti - Virüssavar odalar, nefes aldıran bahçe

TBMM’nin bir asrı dolduracağı 23 Nisan 2020 için kimsenin planları elbette böyle değildi.

Haberin Devamı

Görkemli kutlamalara hazırlanan milletvekilleri, gelişen riskler sonucunda bir anda kendilerini Polatlı’dan top seslerinin duyulduğu 1920’deki Milli Mücadele duygusu içinde buldular.

Çalışmalarına bir süre ara veren TBMM, bir ay boyunca zorunlu olarak çalışılan diğer alanlar gibi maskeli görevlilerin uzaktan selamlaşarak geçtiği bol dezenfektanlı çalışma ortamlarına dönüştü. TBMM’nin yeminli sırdaşları olan ve tüm görüşmelerde “tam tutanak” tutulmasını sağlayan stenograflar ile kavaslar da milletvekilleriyle aynı şartlarda çalışıyor. Meclis yönetimi de milletvekillerinin yanı sıra personelin üzerindeki riskleri azaltmaya çalışıyor.

Meclis’in tarihi binası sınavı geçti - Virüssavar odalar, nefes aldıran bahçe

Bülent Sarıoğlu’nun aktardığına göre, Genel Kurul’a ve komisyon görüşmelerine giren stenograf sayısı düşürülüp dönüşüm süreleri arttırıldı. Virüsü sınırlamaya yönelik her çareye başvuran Meclis yönetiminin imdadına ise geleneksel mimari yetişti. Son bir aydaki komisyon görüşmelerinin tamamında, tavana kadar açılır geniş pencereleriyle doğal havalandırma sağlayan TBMM ana binadaki plan-bütçe komisyonu salonu kullanıldı.

Haberin Devamı

Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister’e 60 yıl önce yaptırılan ve tescilli kültür varlığı olan TBMM ana bina, bu süreçte daha değerli hale geldi. 6 yıl önce hizmete giren ve merkezi sistemle havalanan yeni halkla ilişkiler binasındaki daha geniş salonlar ise tercih edilmiyor. Milletvekilleri, yeni binada labirenti andıran koridorların yeterince ve doğal havalanmadığını düşünüyor. Çok sayıda milletvekili bu nedenle ofislerinde sekreterya bulundurmayıp Genel Kurul’dan artan zamanını bahçedeki oturma bölümlerinde geçirmeyi tercih ediyor.

Tarihi binanın nefes alan büyük pencereli komisyon odaları ve nefis bahçesi korona sınavından geçerken, altı yıllık yeni binalar sınıfta kaldı.

YA TEST YAPILMADAN ÖLENLER

KORONAVİRÜS salgın sürecinde tüm dünyada hastalığın semptomlarını gösteren ancak test yapılmadan ölen vakaların COVID-19 olarak adlandırılmadığı, bunun da ölüm vakalarında en az yüzde 30 fark yarattığı tartışılıyor. ABD ve Avrupa ülkelerinde ölüm vakalarının ilk haftalarda böyle sınıflandırıldığı, sonra tüm vakaların ve yaşlı ölümlerinin salgın kapsamında değerlendirilmeye başlandığı ve ölüm rakamlarının arttığı belirtiliyor.

Meclis’in tarihi binası sınavı geçti - Virüssavar odalar, nefes aldıran bahçe

Haberin Devamı

Doğru bildirim konusunda Dünya Sağlık Örgütü sürekli uyarı yapıyor. Bu durum Türkiye için de geçerli. Ayrıca kullanılan testlerin başarılı sonuç verme oranının yüzde 70 olduğu da açıkça dile getiriliyor. Bu konuda doğru sonucu en iyi yakalayanın tomografi olduğu, yüzde 97’ye varan oranda doğru sonuç verdiği uzmanlar tarafından dile getiriliyor. Bu konudaki şüpheler, TBMM’de zaman zaman muhalefet milletvekilleri tarafından da gündeme getirildi. Çoğu milletvekilinin kulislerde, vaka sayısı ile ölüm oranı arasındaki seyrin diğer ülkelerden neden farklı olduğunu konuştuklarını biliyoruz.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, geçtiğimiz günlerde, İstanbul’da vakaların çıktığı günden 31 Mart’a kadar COVID-19 olmayan bulaşıcı hastalık tanısıyla defnedilmiş 300 kişinin olduğunu dile getirdi. Özel, herkesin dikkatini çeken konuşmasında şunları söyledi:

Haberin Devamı

“Normal COVID-19’un sayısının çok daha üzerinde. İstanbul’da bir veba salgını, bir tifo salgını var da biz mi bilmiyoruz? Geçen sene mart ayında İstanbul’da iki ya da üç bulaşıcı hastalık defni varken COVID-19 olmayan 300 küsur bulaşıcı hastalık defni var. Buradaki rakamlarla ilan edilen rakamlar arasındaki farklılık endişeleri haklı çıkarıyor. Bunlar çok önemli iddialar, çok önemli kanıtlar.”

Özel’in bu açıklaması, basın mensuplarının da dikkatini çekince Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya yöneltildi. Koca, “Test sonuçları sonradan pozitif çıkanları da ölüm rakamlarına ilave ediyoruz. DSÖ hem vaka hem de ölüm rakamları konusunda ne kadar şeffaf olduğumuzu kabul ediyor” yanıtını verdi. Bakan Koca, kafalardaki soru işaretini gidermeye çalıştı.

SÜRECİN YÜKÜ YİNE KADINDA
BİR MAĞDURİYET DE VİRÜSTEN

COVID-19’la başlayan sıkıntılar herkesi aynı mı etkiliyor? Sosyal ve ekonomik olarak kadınlarla erkekler benzer yükleri mi üstleniyor, aynı sıkıntıları mı yaşıyor? Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin (UN Women) incelemesine göre tablo hiç de öyle değil.

Haberin Devamı

BM’ye göre, COVID-19 sadece bir sağlık tehdidi değil. Salgın hastalıklar, kadın ve kız çocuklarına yönelik mevcut eşitsizlikleri arttırıyor, engelliler ve yoksullar gibi kırılgan gruplara yönelik ayrımcılıkları besliyor. Daha da önemlisi, kadınlar tüm dünyada sağlık ve sosyal hizmet sektörlerindeki işgücünün yüzde 70’ini üstleniyor. Bu oran bile yükün eşit paylaşılmadığını gösteriyor. Peki Türkiye’de durum ne?

Bülent Sarıoğlu’nun araştırmasıyla, BM’nin rakamlarına bakalım:

Türkiye’de hemşirelerin yüzde 70’ini, ebelerin yüzde 100’ünü ve doktorların yarısını kadınlar oluşturuyor. Dünyada kadınlar erkeklere oranla ev işlerini 3 kat daha fazla üstleniyor. Türkiye’de ise bu oran 5 kata çıkıyor. Türkiye’de kadınların yüzde 42’si temizlik, çocuk bakımı gibi güvencesiz işlerde çalışıyor. Kriz zamanlarında gelirlerini ilk kaybedenler bu kadınlar oluyor. Evde zorunlu zaman geçirmeye bağlı olarak aile içi şiddetteki artışları da hesaba katarsanız, salgının mağdurunun öncelikle kim olduğunu görmüş olursunuz.

Haberin Devamı

BM Kadın Birimi sadece saptama yapmamış, adaletsizliği gidermek için önerilerde de bulunmuş.

“Ev işlerini evde yaşayan herkese bölüştür. Çocuk bakımını evin diğer fertleriyle paylaş. Devletin destek mekanizmalarından yardım al.”

Hayatın gerçekleri bu kadar kolay yönetilmiyor. Öncelikle erkekleri değiştirmekle başlamak gerekiyor.

Yazarın Tüm Yazıları