GeriNuray Babacan Komşum Akbulut
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Komşum Akbulut

Genç bir gazeteciyken, takip etmekle görevli olduğunuz başbakanın, günün birinde üst komşunuz olması ilginç bir durumdur.

Önceki gün kaybettiğimiz, 1989-1991 yılları arasında başbakanlık yapan Yıldırım Akbulut’la böyle çakıştı hayatlarımız.

Siyasi muhabir olarak ilk görevim, Yıldırım Akbulut’un, ANAP Genel Başkanı ve Başbakanlığı devraldığı kongreyi izlemekti. O günden sonra kendisini yurtiçi geziler dahil, birçok yerde takip ettim.

Unutmadığım en önemli kare, Erzincan gezisi sırasında aynı masada kahvaltı ettiği başbakanlık muhabirlerine, “Bizim buraların balı tereyağı meşhurdur” diye ekmeklere sürerek, elleriyle ikram etmesiydi. O zamanlar siyasiler ile izleyen muhabirler arasında büyük-derin mesafeler yoktu.

Komşum Akbulut

Yıllar sonra aynı sitede komşu olarak, mütevazı hali ve saygın tavrıyla her karşılaşmamızda, güncel siyasi gelişmeleri sorar, yapılan yanlışlarla ilgili değerlendirmelerde bulunurdu.

Ne zaman sitenin önüne eski başbakanlar için tahsis edilen zırhlı siyah makam otosu çıksa, bir devlet törenine katılacağını anlardınız. Onun dışında, özel işlerinde o araca bindiğini gören olmadı. Siyasette aktif olduğu dönemde ne yolsuzluk ne adam kayırma ne hemşehricilik yaptığını duydunuz. Saygın bir Anayasa Mahkemesi üyesi olan eşi Saime Akbulut, üç kızı veya damatlarının ayrıcalıkları hiç olmadı.

Hatta, fazla düşünerek konuştuğu için hakkında üretilen fıkraları, bir TV programında “Ben bir gün böyle yapmışım” diye anlatıp gülen bir siyasetçiden söz ediyoruz.

Yıllar sonra apartman toplantılarında yan yana oturup, işbirliği yaptığımız Akbulut, bir zamanların İçişleri Bakanı, genel başkanı, Meclis Başkanı ve Başbakanıydı.

Olgun, saygın, mütevazı, hoşgörülü bir kişilikten söz ediyoruz.

Siyasette tam da ihtiyaç duyduğumuz gibi.

MAHALLENİN MUHTARI OLMAK

HER
konuya karışanlara “Sen mahallenin muhtarı mısın?” diye sormak artık gerçekten anlamlı olacak. Çünkü muhtarlara verilecek yeni görevleri görünce, olup-bitenden haberdar olmak yetmeyecek, ilgililere haber verip, sonuç alınacak.

İçişleri Bakanlığı, Muhtarlık Yasası’nda değişiklik yaparak, hem özlük hakların iyileştirilmesi hem de yetki ve sorumluluklarının arttırılmasını planlıyor. Konu başlıklarına bakılınca, aslında hiç de hafife alınmayacak konular olduğunu gördük. Yani kadına şiddetten tutun da, sokak hayvanlarının ruhsal ve fiziksel bütünlüğünün korunmasından sorumlu olacaklar. Şiddet ve işkenceyi gören muhtar, ilgi kurumlara haber vermezse görevini yapmamış sayılacak. Yasa taslağındaki yeni görev tanımlarına birlikte bakalım;

- Aile içi şiddetin önlenmesine yönelik ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapmak.

- Sahipsiz hayvanların, fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması için önlem almak, gerekli hallerde mahallin mülki amirliğine bildirimde bulunmak.

- Korunmaya muhtaç çocuk, engelli ve yaşlıları tespit edip sosyal hizmet kurumlarına bildirmek.

- Salgın hastalıklarla mücadele kapsamında her türlü katkı ve desteği vermek.

- Afetlerin önlenmesi, müdahale edilmesi, riskin azaltılması için kamu kurumlarıyla işbirliği yapmak.

- Köy sınırları içindeki kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak, tahribatları ilgili kurumlara bildirmek.

Sıralanan başlıklara bakınca, konunun “sosyal sorumluluk projesinden” daha ciddi olduğu anlaşılıyor. Umarız işe yarar.

X

Afgan mülteci oyunu mu?

Türkiye’nin Afganistan’da yeni görev üstlenmesi, dış politika öncelikleri açısından tartışmaya açık. Son dönemde İran sınırında Afgan mülteci hareketliliği, çok yakın zamanda Suriyeli mülteciler sorununu yaşayan Türkiye için büyük sancı.

Tam bu noktada, bu konunun farklı bir boyutuyla ilgili Ankara kulislerinde dolaşan istihbarat bilgilerini aktarmakta yarar var. Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nın güvenliği konusunda üstleneceği rol ve ABD ile bu konuda yapılan pazarlıkların yoğunlaştığı sıralarda, İran sınırındaki hareketliliği farklı yorumlayanlar var. Devlete ulaştırılan istihbarata göre, bu hareketlilikte İran’ın payı bulunuyor. İddiaya göre İran, Türkiye’nin Kabil’de aktif rol üstlenmesini istemediği için Afganlı mültecileri sınıra taşıdı. Henüz kontrol altına alınmayan 20 nokta bulunduğu, bu noktalara mültecilerin taşındığı öne sürülüyor. Yani göç dalgası olmadığı, böyle bir durum varmış gibi İran istihbaratının yaptığı bir operasyon olduğu öne sürülüyor. Halen Türkiye-İran sınırının 200 kilometrelik bölümünde duvar çalışması yok ve coğrafya zorlu.

Hızlanan mülteci hareketliliğinin, ince bir siyasi oyun olduğuna dair yorumlar yapılıyor. Tabii bu bir oyunsa bile Afganlı mültecilerin sınıra dayandığı ve Türkiye sınırları içerisindeki geri gönderme merkezlerine alındığı gerçeğini değiştirmiyor. Suriyeli mültecilerin gelişlerinde de aynı yolun izlendiği hesaba katılırsa, iade edilemeyenlerin mülteci veya sığınmacı adı altında ülke içine geçişine izin verildiğini biliyoruz.

Suriye’den ilk mülteci akını yaşandığında Türkiye’nin bunlara bakabilme kapasitesi 100 bin olarak açıklanmıştı. “Bir fazlasına izin vermemeliyiz” diyen raporları hatırlıyoruz. Bugünkü Suriyeli mülteci rakamı 4 milyona dayandı. Sonuçta, bu bir dış politika oyunu da olsa, ortada ödenecek bir fatura var.

Yakın geçmişten örnek alınsa bari...

ANAYASALI KAMPANYA

Siyaset, önümüzdeki günlerde seçimin ne zaman yapılacağını tartışmaya devam edecek. İktidar Partisi seçimin zamanında yapılacağını söylese bile alternatif tarihlere ilişkin iddialar yazılıp-çizilecek. Hoş, hiçbir iktidar partisi, aksini planlasa bile elini açık etmez.

Buradan yola çıkarak, konuyu yeni anayasa çalışmalarına getireceğim ama farklı bir açıyla. Biliyoruz ki, yeni anayasa çalışmaları sadece Cumhurbaşkanlığı ekibinin faaliyeti olmaktan çıkarıldı. Genel merkez ve grup yönetimi, hatta duayen eski siyasiler de buna dahil edildi. Taslakta, hükümetin güvenoyu alması, bakanlara gensoru verilmesi, sözlü sorulara geri dönülmesi, parti kapatmaların zorlaştırılması gibi yeni maddeler var. Yargı bölümleri ve Anayasa Mahkemesi’nin yetkileri ise henüz masaya yatırılmadı.

Plana göre, yeni anayasa metni, seçimlerde bir kampanya malzemesi yapılacak. Yani AK Parti, yeni anayasanın önemli başlıklarını, seçim kampanyası vaadi olarak halka sunacak.

Yazının Devamını Oku

Şaşırtan bir korona vakası

Meclis’in koronavirüs barometresi, milletvekillerinin neredeyse tamamının aşı yaptırması, hatta bazılarının üçüncü doza geçmesinden sonra normale döndü. Ancak ara sıra ilginç milletvekili vakaları kulağımıza geliyor. Örneğin AK Parti Milletvekili Şirin Ünal, üç doz aşı yaptırmasına rağmen koronavirüse yakalanınca şaşkınlık geçirdi. Ancak önemli bir fark var. Ünal hastalığı ayakta geçiriyor ve sabah yürüyüşlerini yapacak kadar da iyi.

Meclis’te tüm koronavirüs önlemleri alınmış olmasına karşın seçim bölgeleri, toplantılar ve kalabalık mekanlar milletvekillerini açık hedef haline getirdi. TBMM tatile girmeden önce testi pozitif çıkan ve hastalığa yakalanan milletvekili sayısı 200’ü aştı. Çoğu AK Parti milletvekili. Bu rakam, Meclis’in üçte birini oluşturuyor ve iki kez hastalığa yakalanan milletvekilleri olduğunu biliyoruz. Ancak AK Partili Ünal, üçüncü doz aşıdan sonra testi pozitif çıkan ilk milletvekili oldu. Sağlık durumu iyi olan ancak testi pozitif çıktığı için evde tecritte bulunan 67 yaşındaki milletvekilinin arayanlara, rahatsızlığı olmadığını anlattığını öğrendik.

Şimdi seçim bölgelerine ve tatile giden milletvekillerinin hastalanmamayı başarmak, seçim bölgelerinde aşı duyarsızlığına önlemek için çalışmalara katılmak gibi görevleri var. Çünkü 1 Ekim’de Meclis açıldığında yeni kurallar onları bekliyor olacak.

Aşısız seçmenin Meclis’e alınmaması da bunlardan biri.

METROSUZ KENTİN, HAYALET OYUNCAKLARI

MECLİS, başkentin tam ortasındadır ama Ankara’nın sorunlarının en az konuşulduğu yerdir. Ankara milletvekilleri, güçlü ve baskın protokol sıralamasında kendilerine pek yer bulamazlar. Son gündem dışı konuşmalardan biri, başkentin sorunlarıyla ilgiliydi.

CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, başkentin neden havaalanına kadar giden bir metrosunun olmadığından girdi, ANKAPARK’a yatırılan ve atıl duran milyonlarca dolarlık oyuncaktan çıktı. Aslında ilgisiz gibi görünen konuları kâr-zarar açısından bağladı birbirine.

Düşünün, şehrin en kıymetli yerinde 750 milyon dolar harcayarak yapılan ANKAPARK, bir yatırım garabeti. Her biri kullanma süreleri geçmiş hayali oyuncaklar, yakında hurda vasfı kazanacak elektronik cihazlar, hepsi metal yığını halinde bekliyor. Yıldırım Kaya, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 750 milyon doların akıbetini sormak için mahkemeye gittiğini, mahkemenin şimdiye kadar ilave 111 milyon 210 bin liralık zararın saptandığını, eğlence parkının her gün 1 milyon lira zarar etmeye devam ettiğini anlattı.

Yazının Devamını Oku

Dizilerdeki kadın şifreleri

Daha önce yapılan araştırmalar, TV dizilerindeki kadın profilleri konusunda pek de iç açıcı sonuçlar vermedi.

Ağlayan, çaresiz, çocuk bakan, çalışmayan” kadın imajının yaygın olduğu diziler sorunu, siyasetin de konusu oldu. TBMM Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu, geçen haftalarda televizyon kanallarının yöneticilerini dinlerken yapılan saptamalar, dizilerde güçlü, hayata her koşulda tutunan, rol model karakterlerin yeterince kullanılmadığını gösterdi.

Umut Erdem’in aktardığına göre, komisyona katılanlar bu yönde dizi ve içerikler üretilmesi konusunda hemfikir olmalarına karşın, bazı başarılı örnekler dışında pek de bir şey sunamadılar. Yapılan değerlendirmelerde, kadına ilişkin tek tipleşmelerden bağımsız, farklı kadın tercihlerini yansıtacak şekilde kadın temsilleri oluşturulmak istendiği anlatıldı. Değişik kadın profilleri oluşturulması, “göçmen kadın, beyaz yakalı kadın, evlat edinmiş kadın, üretici kadın, engelli kadın” gibi farklı örneklere yer verilmesi gerektiğine vurgu yapıldı.

Komisyonda, dizi içerikleri üretilirken, kadınların daha çok pasif, yanlışı eleştirmeyen, kolay etkilenen, entrikacı, dedikoducu tipler olarak sunulduğu, negatif kadın karakterlerine daha fazla yer verildiği de dile getirildi. Son dönemin, erkeği merkeze koyan, algı oluşturma amaçlı, ülke gerçeklerinden kopuk dizileri de eleştirilerden nasibini aldı.

Tüm anlatılanlar, olayın güçlü sponsorlar ve yüksek reytinge gelip dayandığını gösterdi.

Bağımsız ve güçlü kadın ve erkek karakterler yaratmak ise bu ikisinin arasına sıkıştı kaldı.

ÇOCUKLUKTA KALAN BAYRAM ŞİİRİTBMM’de özel günlere ilişkin konuşma yapmak adettendir. Tatilden hemen önce Kurban Bayramı nedeniyle söz alan AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç, çocukluğundan kalan şu şiirle, salondakilerin bayramını kutladı: “Gitsin tasamız, gamımız/Gönlümüze verdi sefa/ Gösterelim, biz de vefa/ Yılda gelir, iki defa/ İşte geldi, bayramımız... /Gitsin tasamız, gamımız/Sevinin ve sevindirin/Sevgiyi gönle indirin/Dostluk bahçesine girin/İşte geldi, bayramımız.../Gitsin tasamız, gamımız/Sevgi, saygı, bir sel olsun/Acılar, tatlı bal olsun/ Her günümüz seyran olsun/ İşte geldi, bayramımız...” Müsamere tadındaki bu şiir, salondakilerden alkış aldı.

Ardından kürsüye çıkan CHP Hatay Milletvekili

Yazının Devamını Oku

Zihni sinir müsilaj projeleri!

Tur teknesinin kaptanının, müsilajla mücadele için yaptığı anons herkesi şaşkına çevirdi.

Müsilajın Marmara Denizi dışında var olup olmadığını araştıran ekibin, bir süre önce Göcek kıyılarında yaptığı çalışmayı bilim adamı edasıyla aktaran kaptanın, denize işemenin yararından bahsedip, amonyak ve sülfatın müsilajı önleme etkisinden söz etmesi son nokta oldu. Bunun bilimsel karşılığı varsa bile bizim halkımızın denizle kuracağı kanalizasyon ilişkisinin boyutlarını düşünmek istemiyorum.

Ancak biz biliyoruz ki; bu ürkütücü salyanın, kimyasal analizi yapıldı ve en azından zehir içermemesi bir parça nefes aldırdı. Bu arada, sadece müsilajdan nasıl kurtulunacağı değil, toplananlardan ne yapılacağına da kafa yorulduğunu öğrendik.



Bülent Sarıoğlu’nun aktardığına göre, TBMM Müsilaj Sorununu Araştırma Komisyonu’na bilgi veren Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Emin Birpınar, “Aslında müsilajın yüzde 99’u hakikaten su. Geri kalan kısmını laboratuvarda inceledik, toksik yapısı yok. En çok korktuğumuz şeylerden biri oydu. Patojenik bir yapısı yok, ağır metal de yok içinde. Dolayısıyla bunlar sevindirici tarafları” diye bilgi verdi.

Ayrıca, “Toplanan müsilajla ne yapılabilir?” diye de bakıldı. Gübre veya yakıt olabilir mi diye ayrıca incelendi. Sonuç negatif. Kalorifik değeri düşük, yüksek kükürt içeriğinden enerji üretmenin mümkün olmadığı, aşırı tuz içerdiği için de toprağa zarar vereceği görüldü.

Yazının Devamını Oku

Toptan çileden çıktılar

Geçen hafta “Komisyon komisyon olalı böyle zulüm görmedi” dedirten bir toplantı yapıldı Meclis’te.

AK Partilisi, CHP’lisi, İYİ Partilisi, HDP’lisi toptan çileden çıktı. İlgisiz, bilgisiz bürokratların tavrı üzerine Komisyon Başkanı da isyan etti.

Konuya gelince, Hacer Boyacıoğlu’nun aktardığına göre, tartışmalı torba teklifin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşmeleri sırasında, düzenlemeler hakkında ayrıntı isteyen vekiller, geçiştirildiklerini fark edince ortam gerildi. İlk olarak,ormanlara kurulacak ayrıştırma tesislerine neden ihtiyaç olduğu konusu kafa karıştırdı.Orman Genel Müdür Yardımcısı Hayati Özgür’ün yetersiz açıklamaları nedeniyle maddenin görüşülmesi ertelendi, acilen gelen Bakan Yardımcısı Fatih Metin durumu kurtarmaya çalıştı.

Vekiller, bu kez OHAL maddesinde, kamudan kaç ihraç olduğu, kaç kişinin geri döndüğü gibi konularda detay istediler. İçişleri Bakanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürü Vekili Ali Yavuz Birincioğlu’nun bilgisinin olmadığını söylemesi, ardından Bakan Yardımcısı Mehmet Ersoy’un benzer yaklaşımı uzun tartışmalara neden oldu.

En son TMSF’nin kayyım olarak atanması maddesi, bardağı taşırdı. Soruların yanıtsız kalması, üstelik de Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Şakir Ercan Gül’ün tartışmaları gülerek izlemesi vekilleri çileden çıkarttı. CHP’li Kamil Okyay Sındır,“O gülme nedir? Ciddiyete davet ediyorum”tepkisini gösterirken, CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu da “İnanın, şimdiye kadar bu komisyon böyle bir zulüm görmedi, hakikaten olmaz böyle” çıkışını yaptı.

Vekillere hak veren Komisyon Başkanı Cevdet Yılmaz,“Yeterli hazırlığınız yok. Kusura bakmayın ama bürokrasinin buraya hazırlıklı gelmesi lazım. Dersini çalışarak, rakamlarını toparlayarak gelmesi lazım. Benim de gözlemim bu yönde. Burada yasama faaliyeti yapıyoruz, bilgiyi vekillerimize sunmak durumundayız” dedi. Bakalım, toplu çileden çıkma bundan sonra işe yarayacak mı?

ENFEKTE EDEN DE KAÇAN DA AYNIPandemi sürecinde, toplumsal refleksler ve insan davranışları üzerine yapılan araştırmalar, bir gerçeği ortaya çıkardı. Dikkat etmeyerek toplumu enfekte edenlerle, aşıya direnen ve ilgisiz olanlar aynı kitle. Bu saptama, bilim adamları tarafından yapıldı ve 1.5 yıllık bir süreçte yapılan takip ve analizler bunu net olarak ortaya koydu. Özellikle 18-35 yaş arasında, eğitim düzeyi düşük, daha çok küçük kentlerde yaşayan, kurallara uyma konusunda zorluk çıkaran bu grup, aynı zamanda aşıya da ilgisiz. Konuştuğumuz uzmanlar da “Aşı konusundaki yavaşlama, randevu taleplerindeki azalmayla ilgili. Yaş aşağı indikçe aşıya olan uyum azalıyor. Şimdi bu kitle üzerinde çalışmak gerekir” yorumu yapıyor. Öğrendiğimize göre hükümet, şu an sokağa çıkma yasağı ve eve kapanma gibi keskin kararlar almaktan yana değil. Bunun ekonomik faturası korkutuyor. Ayrıca, sıkı denetimler ve cezalar da bir süre öncelikli tercih olmayacak. İşletmelerin daha fazla bunaltılmaması planlanıyor.

Diğer taraftan vakaların yayılma hızı ve sonbahar korkusu da ortada. Toplumsal bağışıklık beklendiği gibi yüzde 75 seviyesinde sağlanamazsa,

Yazının Devamını Oku

Meclis atların izini sürecek mi?

Hayvan Hakları Yasası, bu konuda şimdiye kadar eksik, yanlış ne varsa masaya yatırılmasını sağladı.

Komisyon tutanakları, hayvan hakları savunucularının isyan belgesi gibi. Doğal olarak konu, İstanbul Adalar’da faytonlarda kullanılması yasaklanan atların akıbetine de geldi.

Umut Erdem’in bilgisine göre, Uluslararası Yaşam Hakkı ve Toplumsal Değerler Derneği Başkanı Mehtap Topçuoğulları Özer, hayatının son 12 yılını adalardaki atları kurtarmak için harcadığını dile getirirken, bu atların bir kısmının yanlış ellere gittiğini ve hayvanların sucuk yapıldığını iddia etti. Özer’in tutanaklara yansıyan isyanı şöyle: “Atlar kurtarıldı. Biz de her şeyin güzel olacağını hesapladık. Umut ettik. Ama biz atları sucuk olsun diye faytonları yasaklatmadık. Bin küsur at, bir meta olarak satın alındı. Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden rica ettik; Kızılkaya gibi devasa hayvan toplama kampı, atlar için çok uygundu. ‘Atları lütfen oraya çekelim, biz sahiplendirelim’ dedik, olmadı.”



Hayvan Hakları Savunucusu ve Aktivisti Fırat Ahmet Yıldız da Hatay’da hayvanları sahiplendiğini söyleyen adamın at kasaplığı sabıkası olduğunun sonradan ortaya çıktığını, bu kişiye 100 at verildiğini iddia etti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Tarım Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde, aralarında AK Partili ve MHP’lilerin de bulunduğu belediyelerle, kamu kurumu, üniversite, jokey kulübü ve şahıslara verdiği atlardan bazılarının başına gelenler günlerce kamuoyunu meşgul etmişti.

Yazının Devamını Oku

Aşı kartını kim takar?

Aşı kampanyası sonucunda, nüfusun yarısının kapı gibi dijital aşı kartı oldu. İyi de bu kartı kim takar? İşte bugünlerde bu sorunun yanıtı için uluslararası alanda uğraş veriliyor. Çünkü bu aşı kartlarının tanınması, yurtdışına giriş-çıkışlarda, zorunlu olunan PCR testlerinden ve karantinadan kurtulmanız anlamına gelecek.

An itibarıyla, AB üyesi ülkelerden İspanya, Hollanda, Avusturya, Yunanistan, Bulgaristan, Slovenya ve Finlandiya aşı ayrımı yapmadan, Sağlık Bakanlığı’nın dijital aşı kartını kabul edeceğini açıkladı. Ama bu açıklamayla iş bitmiyor. Şimdi bu ülkelerle aşı sertifika anlaşması için girişim başlatıldı. Bu süreç tamamlandıktan sonra, kartlar yurtdışında geçerli olacak. Çünkü sistemin işlemesi zincirin her halkasındaki görevlilerin bilgilendirilmesi gerekiyor.

Basit bir örnekle anlatmak gerekirse, geçtiğimiz günlerde, PCR testi yapılarak gidilen bir Avrupa ülkesinden dönerken, THY’nin görevlileri, dijital aşı kartı olan ve iki doz aşısını yaptırmış Türk vatandaşlarının girişte PCR testi yaptırması gerektiğinde ısrar etti. Yani kendi ülkenize girişte, kendi aşı kartını tanımayan görevliler var. Çünkü ilgili personel, ülkede alınan kararlardan haberdar edilmediği için her bir kişi için 90 Euro’luk testin zorunlu olduğunda ısrar ediyor.

İşin turistik yanını bırakın, eğitim, sağlık ve iş nedeniyle yurtdışına zorunlu çıkmaları gerekenler, ciddi sıkıntılar yaşıyor.

Sonuçta yurda giriş-çıkışlarda, aşı kartlarının otomatik olarak işlem görmesi için tanınması zorunlu.

SANCISI, 9 YIL SÜRDÜ

BUNDAN 9 yıl önce hayvan hakları yasa çalışmasına startı verildiğinde, müjde haberleri yapanlardan biri olarak, teklifin Meclis görüşmelerinin bu kadar sancılı ve uzun geçeceğini hiç beklememiştim. Macera nihayet bitti, bazı eksiklikler olsa da hayvanları korumak için önemli olan düzenleme yasalaştı.

Yasanın yolunu bunca zaman kesenin, “iki keskin uç” olduğunu düşünüyorum. ‘Kurban kesmemiz mi engellenecek?’ ‘taşrada herkes birbirine iftira atar’, ‘yetiştirdiğimiz hayvanlar için ceza mı ödeyeceğiz?’ gibi anlamsız gerekçelerle karşı çıkanlarla, atılan her adımı eksik bulanlar nedeniyle teklif, yıllarca askıda kaldı. Neyse ki; makul çoğunluğun, hayvanların korunması, işkence ve kötü muamele edilmemesi, yaşam şartlarının iyileştirilmesi üzerinden yorumladığı yasa, Meclis’te kabul edildi.

Yazının Devamını Oku

Yine içtüzük yine kürsü

Meclis’in çalışma düzenini belirleyen içtüzüğün değiştirilmesi, iktidarla muhalefet arasında her gerginlik olduğunda gündeme gelir. Muhalefet bunu sesinin kısılması, iktidar ise TBMM’nin daha verimli çalışması olarak sunar.

Bu konu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın milletvekilleriyle yaptığı son toplantıda bir kez daha gündeme geldi. TBMM kürsüsünü hangi partilerin ne kadar süre kullandığına ilişkin veriler, iktidar partisi yönetiminin pek hoşuna gitmedi.

Gizem Karakış’ın aktardığına göre, son bir haftalık Meclis Genel Kurul kürsüsünü kullanma oranlarını gören Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, iktidar milletvekillerinin kürsüyü daha etkin kullanmasını istedi. Rakamlara göre, Cumhur İttifakı’nın bir haftalık kürsü kullanımı yüzde 28.97, muhalefetin kullanımı ise yüzde 75.87. Bazı vekiller, tartışmanın uzamaması için az konuştuklarını iddia etti. Cumhurbaşkanı, daha önce de TBMM’de basın toplantısı düzenlenmesi konusunda muhalefetin daha etkin olduğunu söylemiş ve ertesi hafta, AK Parti milletvekilleri basın toplantısı düzenlemek için sıraya girmişti. Bu rakamlar, içtüzük değişikliğini yeniden gündeme getirdi.

YILAN HİKÂYESİ

Meclis çalışmalarının daha verimli olması, tüm kesimlerin görüşlerinin alınarak güçlü yasama faaliyeti yürütülmesi ve toplumun genelinin ihtiyaçlarını karşılayacak ideal düzenlemelere imza atılması için çok önemli olan TBMM İçtüzüğü, yılan hikayesine dönen konulardan biri.

Hemen hemen her başkan döneminde hazırlanmış bir içtüzük taslağı mevcut. TBMM Başkanı Mustafa Şentop da yeni hükümet sistemine göre bir çalışma yapıyor. Ancak bu hazırlıklar, muhalefetin konuşma sürelerinin sınırlandırılması, önerge verme sayısının kısıtlanması gibi konulara gelip takılıyor.

İdeal bir içtüzük yapmak hayal gibi.

AMAN ORMANCI KESMEYİN AĞACI!ÜLKENİN

Yazının Devamını Oku

Z kuşağı için torundan al haberi

Önümüzdeki seçimlerin sonuçlarını belirleyici olacak gençler, tüm siyasi partilerin gözdesi...

Z Kuşağı’nı anlamak için yapılan çok sayıda araştırma, net olarak şunu ortaya koyuyor: “Gençler, objektif ve açık kriterler arıyor ve kuralların sık sık değişmesine itiraz ediyor. ‘Baş eğmek, boyun eğmek’ gibi kavramlara yabancılar. Siyasi partilerde gördükleri en büyük sorun, tepeden aşağı örgütlenen yapılar. Gençler, bu yapılarda kendilerine özgürce hareket etme olanağı verilmediğini düşünüyor.”

Bu kitlenin ikna edilme güçlüğünü gören AK Parti, özel bir çalışma yaptı. Son MYK toplantısında ‘Z Kuşağı’nın öncelikleri ve taleplerine ilişkin geniş bir araştırma sunuldu. Analizi dinleyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, değişimi torunlarından gözlediği ortaya çıktı.

Erdoğan’ın yaptığı değerlendirmede, “Biz bu kesimlere, geleceğe yönelik umut vermeliyiz, vizyon çizmeliyiz. Geçmişe takılıp kalmadan ama geçmişte yaptıklarımızı, devraldığımız ülkeyi de anlatarak, onlarda bir hafıza oluşturmalıyız. Çünkü geçmişi bilmeden geleceği oluşturamayız. Ben torunlarımda bunu görüyorum. Torunlarıma bakıp bu kesimi anlamaya çalışıyorum. Çocuklarımıza sevgiyle yaklaşmalıyız, böyle yaklaşırsak aileye aidiyet duygusu zaten kendiliğinden oluşur” dediği belirtiliyor.

5 milyonu ilk kez oy kullanacak olan genç seçmenin toplamı 13 milyonu buluyor. Yani bu kitle, seçmenlerin neredeyse yüzde 20’sini oluşturuyor.

Siyasetin bugünkü dilinden hoşlanmayan, dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen ve kıyaslama yapma yeteneğine sahip bu dinamik kitle için, yeni şeyler söyleme zamanı...

SABAHATTİN ALİ SESSİZLİĞİEbediyat tutkunlarının hayatına “Kürk Mantolu Madonna” ve “Kuyucaklı Yusuf” kitaplarıyla giren Türkiye’nin en önemli yazarlarından Sabahattin Ali’nin sır perdesi aralanamayan ölümü, yine siyasetin gündemine geldi. Zaman zaman, Sabahattin Ali’yi öldüren derin güçlerin ve devlet istihbaratındaki bilgilerin peşine düşülse de sorular hep yanıtsız kalmıştır. Bu sefer de aynısı oldu.

Umut Erdem

Yazının Devamını Oku

İstanbul Sözleşmesi çatlağı

Kadına yönelik şiddet konusunda kamuoyunu bilinçlendirmeye, karar vericilerin doğru adımlar atması ve doğru yasal düzenlemeler yapmasına yardımcı olmaya kimsenin itirazı olmaz.

Ancak sonuçta hiçbir katkı sağlanamadığını, tali konularla zaman kaybedildiğini, komisyon kurulmasına neden olan BM’nin İstanbul Sözleşmesi’nden neredeyse hiç söz edilmediğini iddia edenler, karar aşamasına geldi. İşte CHP’li, İYİ Parti’li ve HDP’li üyeler, TBMM Kadına Şiddetin Önlenmesi Komisyonu’ndan bu gerekçelerle çekildiler.

Çekilme kararının ardından yapılan açıklamalarda, “Bizim için bu komisyonun işlevi, kadına yönelik şiddetle mücadeleden ziyade, iktidarın İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma rezaletini gölgelemektir. Bizleri figüran haline getirme çabası, kendi gündemlerini tatbik etme ve sözleşmeden çıkmayı meşrulaştırmaya dönük bir girişim içerisinde olduklarını görüyoruz” denildi.

Bu gelişmelerin yaşandığı günlerde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına itiraz eden bazı kadın milletvekillerinin organizasyonuyla, bu konuda özel bir toplantı yaptı. Toplantıya katılan STK temsilcisi kadınların tamamı, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının yarattığı olumsuz sonuçları çok net ortaya koydular. Yani sonuçta, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin yaratacağı tahribatı fark eden Cumhurbaşkanlığı ve ilgili bakanlıklar hem eylem planı hem de kadına şiddeti önlemeye yönelik yeni genelgeler hazırlarken, komisyonun AK Partili yönetimi, muhalefeti rahatsız eden ortamın giderilmesini sağlayabilirdi.

Şimdi yapılan çalışma sadece cumhur ittifakını yansıtacak.

Bakalım hazırlanacak rapor eleştirileri haksız çıkarabilecek mi?

MASKESİZ ÇIKMAM ABİ!Pandemi maskeyi, cep telefonlarından bile önemli bir parçamız haline getirdiğinde, bu ilişkinin bu kadar uzun süreceğini hiç kimse tahmin etmedi. Delta gibi yeni mutasyonlar olduğu sürece özellikle kalabalık ortamlarda maskeden kurtuluş pek yakın gibi durmuyor.

Kıyafetin tamamlayıcı aksesuvarı küpeler gibi çeşit çeşit, renk renk üretilen maskelerin hayatımızdaki tek işlevi bizi koronavirüsten kurtarmak değil. Bilimsel olarak ortaya çıktı ki; son bir yıl içerisinde grip gibi bulaşıcı hastalıklarda çok belirgin bir azalma görüldü. İşte bu durum, son iki hafta içerisinde değişmeye başladı.

Meltem Özgenç

Yazının Devamını Oku

Kadına şiddette ‘Nazi kampı sendromu’

Kadına yönelik şiddetin hem fiziksel hem ruhsal sonuçlarını bundan daha iyi anlatan bir ifade olmamıştı: “Nazi kampı sendromu.”

Bu ifade, TBMM Kadına Şiddeti Araştırma Komisyonu toplantısında gündeme geldiğinde, yakın siyasi tarihte kamplarda kalan insanların psikolojik sorunlarını anlatan ‘toplama kampı sendromu’na atıf yapıldığını anladık. Ayrıca Türk psikiyatr Serol Teber’in baskıcı toplum anlayışını anlatan “toplama kampı sendromu-ruhların ölümü” adını taşıyan bir kitabı olduğunu da belirtelim.

Umut Erdem’in aktardığına göre, işte bu ilginç benzetme, komisyon toplantısına katılan Çukurova Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma Merkezi Kurucu Başkanı Prof. Dr. Nevin Gaye Erbatur tarafından yapıldı. Erbatur, konunun psikolojik ve sosyolojik sonuçlarını çok net anlatıyor: “Aile içi şiddette kadın korku içindedir, söylemek istediklerini rahatça ifade edemez, durumu daha da kötüleştirmemek için sürekli olarak tetiktedir. Erkek ise bütün tartışmalarda kazanan taraftır. Şimdi, şunu sorabilirsiniz: ‘Eğer bu kadar kötüyse kadın neden bu adamı bırakmıyor?’ Bırakmıyor çünkü onu koruyacak bir sistem yok. Bırakamıyor çünkü çocuklarına kıyamıyor. ‘Benden ayrılırsan seni öldürürüm’ olayı sürekli tekrar ediyor. Kadınların gidecek bir yeri yok, ailesi kabul etmiyor, uğradığı şiddetten dolayı ruh sağlığı bozuluyor. Bilimsel araştırmalar, şiddet gören kadın semptomlarının, Nazilerin toplama kampındaki işkence mağdurlarının gördüğü semptomlarla aynı olduğunu gösteriyor. Sistematik işkence kadının kendine güvenini yok ediyor, terk edemiyor. Hayat kayıplarına kadar gidiyor.”

Sonuç; sadece ruhlar veya beden ölmüyor, insanlık da ölüyor.

ORGANİZASYON BİLKENT’İN İŞİPANDEMİDE online eğitim sancılarının yaşandığı dönemde, tüm üniversitelerden önce pozisyon alan, gerekli şartları hemen belirleyen, hatta velileri ve öğrencileri bunaltan kurallar açıklayan ilk üniversite Bilkent oldu.

O zaman abartılı bulunan bu kurallar bütününün, öğrencilere ne kadar faydası olduğu sonradan görüldü. Neyse ki üniversite yönetimi, gereksiz bazı kararlarını gelen tepkiler üzerine revize etmeyi de becerdi. Online sınavlar için evlere gönderilen “dikiz aynaları” birer espri ve pandemi anısı olarak yerini aldı.

Bütün bu pandemi kaosunun ardından son sınıflar için mezuniyet aşamasına gelindi. Üniversite 1700’den fazla öğrencisini bu yıl mezun ederken, 8 ayrı diploma töreni organizasyonuyla, mezunlarını kep giyme anısından mahrum bırakmadı. Bilkent Senfoni Orkestrası eşliğinde, esprili, göz yaşlı, heyecanlı törenler yapıldı. Tüm ögrencilere PCR testi yapılarak, tüm velilerin HES kodu alınarak, sınırlı davetli çağırıp, gayet kontrollü ve kurallara uygun törenler yapmayı da başardılar.

1700 mezun öğrenciye, 8 ayrı törende hızlı PCR testi yapıldığının da altını özellikle çizmek istiyoruz. Bunda üniversitenin Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi’nde geçtiğimiz aralık ayında üretilen ilk Türk testinin rolünü de atlamayalım. 10 saniyede yüzde 99 güvenilirlikle nanoteknoloji temelli tanı sistemi sayesinde mezunlara güvenli bir mezuniyet töreni hediye edildi.

Yazının Devamını Oku

Covid-19 anketi... Korkulu rüyamız sürüyor

Aşı kampanyası hızlanır ve daha çok turizme endeksli normalleşme kararları alınırken, Delta versiyonu mutasyon virüs, korkulu rüyamız olmaya devam ediyor.

Temkinli bilim insanları, daha dikkatli ve yavaş adımlarla gitmemiz gerektiğini söylerken, halkın psikolojisinin de pek farklı olmadığı ortaya çıktı.

Haziran ayında yapılan araştırmalar, halkın dışarıdan taşınacak yeni tip virüsten korktuğunu ortaya koydu. NC Şirketi tarafından yapılan araştırmada, “Turizm sezonunun canlanması vaka sayılarını nasıl etkiler?” sorusuna katılımcıların yüzde 79’u vakaların artacağı, yüzde 12’si ise değişen bir şey olmayacağı şeklinde yanıt verdi. Vatandaşlar, tatil tercihi olarak kalabalık bölgelerden uzak durulması gerektiğine inanıyor.

Araştırmaya katılan vatandaşların büyük çoğunluğu ülkemize turist olan gelen yabancılara testin zorunlu olması gerektiğini düşünüyor. Katılımcıların yüzde 82’si ‘Kesinlikle test yapılmalı’ diyor. Yüzde 14 ise vaka sayısı Türkiye’den fazla olan ülkelerin turistlerine test yapılması gerektiğini dile getiriyor.

LOKANTA VE KAFELER AÇIK KALSIN DİYENLER

Araştırma ortaya koydu ki; vatandaş, dışarıdan taşıma olmadığı sürece sorunun içerde daha kolay yönetilebileceğine inanıyor. Çünkü araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu denetim ve kontrol olduğu sürece lokanta ve kafelerin açık olmasını doğru buluyor. Bu oran yüzde 64’e ulaşıyor. Sokağa çıkma yasağının tamamen kaldırılmasına isteyenlerle, karşı çıkanlar neredeyse eşit.

Araştırma, her 4 kişiden 1’inin aşı olmak konusunda kararsız olduğunu da ortaya koydu. Bu da genel olarak aşı seyrindeki tabloyla örtüşüyor.

Yazının Devamını Oku

Mesajı değil yorumları takip et

Siyasi partiler, uzun bir süreden beri sosyal medyanın gücünü ve propaganda aracı olarak işlevini anlamış durumdalar.

Artık, ‘mesajını ver, beğen ve paylaş’ anlayışının yetersiz olduğu, özellikle siyasiler için yapılan yorumların, iyi analiz edilmesi gerektiği biliniyor. Öğrendik ki; AK Parti’de bir süre önce kurulan Bilim ve İletişim Teknolojileri Başkanlığı, buradaki açığı fark etmiş. Sosyal medyada propaganda yapmanın değil, bu mecralara gelen tepki ve şikâyetleri iyi analiz etmenin gerektiğine kafa yorulmaya başlanmış. Partinin son MYK toplantısında yapılan sunumda mesajlara yapılan yorumlara tepki vermek yerine, sosyolojik olarak nasıl sonuç çıkarmak gerektiği anlatılmış.

Buna, “doğru duygu analizi” adı veriliyor. Yani parti, iletişim dili, sosyal medya kullanımı, bunlara yanıt yazan vatandaşların duygu analizlerinin doğru yapılması gibi konularda çalışma yapacak. Önce vatandaşın  önceliklerini öğrenmek için veri toplanacak, bu veriler analiz edilecek ve ardından, politika geliştirilecek. Gelen eleştiri ve tepkileri toptan reddetmek yerine, doğru analiz ederek, hızla ilgililerine ulaştırmak konusunda, yeni önerilerin ortaya konulduğunu biliyoruz. Bu yeni çalışma, sadece parti yöneticilerinin değil, milletvekillerinin sosyal hesaplarını da kapsıyor. Bu, yanlış paylaşımlardan hızla vazgeçmek, sorun olan alana hızla müdahale etmek gibi sonuçlar doğuracak. Anlaşılan parti, sosyal medyayı, daha profesyonel bir yaklaşımla ele almayı amaçlıyor. Umarız bu mantıklı çalışma, eski alışkanlıklara yenik düşmez.

HERGELE MEYDANI’NIN RUHLARITARİHİ Ulus Hergele Meydanı’nda yapılan yenileme çalışmaları sırasında vinçlere takılan kemikler, geçtiğimiz mart ayında büyük bir tartışmanın başlamasına neden oldu. Ankara Kalesi, Tarihi İş Bankası ve Ziraat Bankası Binası, Eski Meclis binasından sonra bölgenin diğer önemli yeri olan Hergele Meydanı’na vurulan kazma, burada eskiden Ermeni ve Katolik Mezarlığı ve bir de şapel bulunduğu iddialarını gündeme getirdi. Umut Erdem’in aktardığına göre, CHP ve HDP milletvekillerinin soru önergesi ile TBMM gündemine taşıdığı bu konu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın mesaisine neden oldu. Ortaya çıktı ki; Ankara Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, tarihi Ulus Hergele Meydanı bölgesinin eski tarihi dokusuna kavuşturulması amacıyla yapılan çalışmalarda bulunan kemikleri, alandaki mezarlık hüviyetinin bozulduğu gerekçesiyle başka bir yere defnetti. Ve tabii, defin işlemleri yapıldıktan sonra da inşaat çalışmalarına devam edildi.

Bakan Murat Kurum’un verdiği bilgiye göre, kemik kalıntıları Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürlüğü’nce incelendi. Alınan kararla, alanın mezarlık hüviyetinin kaybolduğu, söz konusu alanda şapel izlerine rastlanmadığı, taşınmaz kütüklerinde mezarlık varlığına ilişkin bilgi bulunmadığı ifade edildi. Sonuç olarak, Ankara’nın tarihi ruhları, sessiz sedasız başka bir yere defnedildi. Tarihi bölgedeki bu kemiklerin defin alanının özel olarak seçildiğini ve ilerde yapılacak çalışmalarda kullanılabileceğini umuyoruz. Bakanlığın yanıtında buna ilişkin ipucu olmasa da...

 

Yazının Devamını Oku

Filozofla eşeğinin hikâyesi

Türkiye’nin karar verme noktasına geldiği konulardan biri de Paris İklim Anlaşması.

Kafası karışan bürokrasi nedeniyle, anlaşmadaki tavrımız belirsiz. Yükümlülüklerden kaçmak asıl sorun tabii. Tıpkı kadına şiddeti önlemeye yönelik İstanbul Sözleşmesi’ndeki tutumumuz gibi, olumsuz sonuçları yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bülent Sarıoğlu’nun aktardığına göre, TBMM Küresel İklim Değişikliğini Araştırma Komisyonu Başkanı Veysel Eroğlu, bu sözleşme konusunda tereddüte düşen bürokratları cesur olmaya davet etti. Eroğlu, benzer ikilemi yıllar önce Kyoto Sözleşmesi’nde yaşadıklarını, tüm bakanlar kurulu üyelerini tek toplantıda ikna ettiğini söyleyerek “kararsızlığın” bedelini ilginç bir hikâyeyle anlattı: “Bir işi sürüncemede bırakmak en kötüsüdür. Bir filozof, bir merkebi aç ve susuz bırakmış, açlığı ve susuzluğu eşit. Merkebin 5 metre bir tarafına su, 5 metre ötesine ot koymuş. Merkep ‘Ota mı gideyim, suya mı gideyim’ derken açlıktan ve susuzluktan ölmüş. Ben bu hikâyeyi anlatınca arkadaşlar hızla karar veriyordu. Bu tür projelerde bir karar verici gerekiyor.”

Bu hikâyenin bürokratların kararsızlığına bir etkisi oldu mu bilinmez ama, toplantılarda, çevreyi ve doğayı kurtarmak için siyasilerle bürokratların ortak hareket ettikleri kesin. Bu komisyonun önerileri tek tek hayata geçirilirse, işte o zaman kararsızlık bitmiş olur.

AŞI OLMAYANA POZİTİF AYRIMCILIK!Koronavirüsle mücadele kapsamında hızlanan aşı kampanyasında amaç, sonbaharda toplumsal bağışıklığı yüzde 70 seviyesine çıkarmak. Bu konudaki hazırlıkları biliyoruz ancak, ısrarla devam eden bazı yanlış kararlar olduğunu da görüyoruz. Aşı yaptıran 65 yaş üstü vatandaşlara toplu taşıma araç yasağı gibi.

CHP Milletvekili Murat Emir konuyu soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı. Emir, bu kararın vatandaşla belediyeleri karşı karşıya getirdiğini belirtti. İçişleri Bakanlığı’nın son genelgesini eleştirdi.

2 doz aşılarını olan, sokağa çıkma yasağı bulunmayan vatandaşlara toplu taşıma araçlarına binmesini yasaklamak, Sağlık Bakanlığı’nın, aşı yaptırana pozitif ayrımcılık projesiyle ciddi biçimde çelişiyor.

Buradan bakınca, aşı olmayan vatandaşların toplu taşıtları kullanmasına izin verildiği, aşı olanların ise cezalandırıldığı gibi bir sonuç çıkıyor. 65 yaş ve üzeri vatandaşların, ücretsiz kartlarını kullanamadıkları için ‘ücretli kart’ alarak, genelgeyi delmeye çalıştıklarını da öğrendik.

Önümüzdeki aylarda başlaması gereken 3. doz hatırlatma aşıları hangisi olacak? Toplumsal bağışıklık yeterince sağlanmazsa, yasaklar devam mı edecek? Yeni bir mutasyon tüm planları değiştirecek mi gibi deli deli birçok soruya yanıt aranıyor. Bütün bunlara kafa yoranlar, denizi geçerken, derede boğulmayın.

Yazının Devamını Oku

Alo... Sesim geliyor mu?

Atanan bakanların, siyaset ve siyasetçilerle ilişkileri bir türlü düzene kavuşamadı.

Bakanlar, önce milletvekillerini gruplar halinde kabul etmeye başladı. O yeterli olmadı, Meclis’te nöbet tutmaya başladılar. Bu da bekleneni vermedi. Milletvekilleri, seçim bölgelerinin sorun ve talepleri için bakanlarla yüz yüze görüşme ortamı bulamadıkları ve seslerini duyuramadıklarından yakınıyor.

Öğrendik ki; bakanlarla ilişki konusunda şikayetçi olanlar sadece, milletvekilleri değil. Partinin grup başkanvekilleri de aynı dertten muzdarip. AK Parti Grup Yönetim Kurulu toplantılarında bu konu sık sık gündeme geliyor. Bir grup başkanvekili, bırakın bakanı, bakan yardımcılarına bile ulaşamadıklarını dile getirdi. Parti yöneticisi, “Biz dahi ulaşamıyorsak, milletvekillerinin şikayet etmesini anlıyorum” diyerek, iletişim eksikliğini dile getirdi.

Parti yönetimi, işlerin daha hızlı yürümesi için formül arayışını sürdürüyor. Her grup toplantısında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oturduğu sıraların arkasına bakanlara yer ayırma uygulamasından vazgeçilme kararı alındı. Bunun bir nedeni de bakanların vekillerle birlikte oturarak kaynaşması. Ayrıca bakanların grup toplantılarına, kendileri yerine bakan yardımcılarını göndermesi de kimsenin pek hoşuna gitmiyor.

Parti grubunda hakim olan duygu bu. Bizden söylemesi.

TÜRKÜM ENDİŞELİYİM KAYGILIYIM...EĞER, çarpıntı, nefes alamama, boğulma hissi, göğüste sıkışma, terleme, titreme, baş dönmesi, sersemlik,  endişe ve felaket düşüncelerini bir arada yaşıyorsanız, “kaygı bozukluğunuz” var demektir. Bütün bunlar başka hastalıkların da belirtisi olabileceği için siz iyisi mi bir doktora başvurun.

Pandemi döneminde tetiklenen bu sorun, Sağlık Bakanlığı’nın özel çalışma konusu oldu. Meltem Özgenç’in aktardığına göre, bakanlık, “Anksiyete (Kaygı) Bozuklukları Klinik Protokolü” hazırladı. Bu rapor gösterdi ki; kaygı bozukluğu toplum genelinde, yüzde 25’e ulaştı. Bu oran, yaşlılarda daha da artıyor. Yapılan çalışmaya göre, kaygı bozukluğunu tetikleyen pek çok şey var. Yaşadığınız toplumun genel atmosferi ve huzursuzluk başta geliyor.

Kaygı bozukluğu, kişinin nedenini bilmediği ve genellikle gerçek bir nedene bağlı olmayan, kendisinin ya da yakınlarının başına bir şey geleceği, yaşamakta olduğu, gelecekte yaşayabileceği bir durum, zorlukla baş edemeyeceğine dair yoğun kaygı ve bunun yarattığı ruhsal ve fiziksel belirtilerle kendini gösteren ruhsal bir sorun olarak tanımlanıyor.

Yazının Devamını Oku

Vekillere ev ödevi

Meclis, pandeminin gölgesinde sürdürdüğü çalışmalarını temmuz ayının ikinci yarısında tamamlayacak. Yaz tatilinde milletvekillerini “ev ödevi” bekliyor.

AK Parti Genel Merkezi, milletvekilleri için çalışma planı hazırladı. Teşkilat Başkanlığı milletvekilleriyle gruplar halinde toplantılar yapıyor. Toplantıların amacı, yaz boyunca yapılacak taban ziyaretleri. Sorunları yerinde saptama, eleştirilen konuları genel merkeze iletme ve tabanı dinamik tutma gibi birden fazla amacı olan bu çalışma, her yıl yapılandan biraz farklı. Çünkü bu kez her il için yatırım planı çıkartılacak. Her il için acil ve öncelikli olan yatırım listesinin oluşturulması, bunlardan en hayati olanın 2023’e kadar tamamlanması hedefleniyor. Yani bir nevi seçim hazırlığı.

Bunun belirlenmesi de il milletvekilleriyle, il yönetimlerinin ortak çalışmasıyla gerçekleştirilecek. Milletvekilleri, bu yeni görevle seçim bölgelerine gidecekler. Ancak onları bu orta vadeli plandan önce kısa vadede çözülmesi gereken sorunlar bekliyor.

ESNAFIN TALEPLERİ

AK Parti milletvekilleri, özellikle pandemiden etkilenen küçük esnaf ve küçük işletmelerden çok şikâyet aldıklarını dile getiriyorlar. Bir diğer büyük sorun ise kuraklık. Üretici, bazı ürünlerde kendilerine doğal afet ödemesi yapılmasını istiyor. Vekillerin anlatımına göre işsizlik özellikle de genç işsizlik, üçüncü sorun olarak önlerine çıkıyor.

Şimdi iktidar partisinin milletvekilleri, yaz boyunca bölgelerindeki sorunları dinleyip Ankara’ya iletmekle görevlendirildiler. Öğrendiğimize göre, Meclis tatile girmeden önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da milletvekilleriyle gruplara halinde toplantı yaparak, öncelikler konusunda uyarılarda bulunacak.

Anlaşılan bu yaz, iktidar milletvekilleri için çok sıcak geçecek!

YEŞİL TİCARETE HAZIR MIYIZ?DENİZLERİMİZDEKİ

Yazının Devamını Oku

Dezenfekte eğitim covidsavar kıyafet

Pandemi döneminde en olumsuz etkilenen alanlardan biri eğitim oldu.

Birçok kez plan değiştirildi, ev ortamında eğitimin zorluğunu anlatan veli şikâyetleri gökyüzüne ulaştı.

Milli Eğitim Bakanlığı ise normalleşme sürecine ilişkin hazırlıklara başladı. Umut Erdem’in aktardığına göre, bakan Ziya Selçuk, CHP Muğla Milletvekili Suat Özcan’ın önergesinde bu çalışmaları ayrıntısıyla anlattı. İşte size, öğretmenlerin COVIDSAVAR kıyafetlerinden dezenfekte edilmiş okul sıralarına kadar yeni dönem hazırlıkları:



- Okulda hijyen şartları konusunda, eğitim, gözetim ve rehberlik hizmeti verilirken, ‘

Yazının Devamını Oku

Özel statülü ajanlar geliyor

Interpol, artık İstanbul polis teşkilatı gibi günlük hayatımızda bildiğimiz bir yapı.

Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı İNTERPOL, en büyük toplantısını kasım ayında İstanbul’da yapacak. Suç ve suçlu trafiği konusunda uzman olan, kırmızı bültenler oluşturan, mafyadan, terör örgütlerine kadar birçok alanda çalışma yapan kuruluşun genel kuruluna ev sahipliği yapacağız.

İNTERPOL’un bu önemli toplantısının hangi ülkede yapılacağı bir önceki yıl belirleniyor. Şili’de yapılan son genel kurulda Güney Kıbrıs’ın tüm çabalarına karşın, 7 ret oyuna karşı 108 kabul oyuyla İstanbul tercih edildi. 20-25 Kasım tarihlerinde dünyanın bir numaralı istihbarat ve emniyet mensupları İstanbul’da olacak.



Bunun hazırlıkları için yasal düzenleme gerekiyor. İlgili anlaşma geçtiğimiz günlerde TBMM’ye gönderildi. Buna göre Türkiye toplantıda, FETÖ, PKK, DEAŞ, DHKP-C gibi terör örgütleriyle mücadelesini en üst düzey katılımcılara bir kez daha anlatacak. Ayrıcı küresel terörizm ve mafya gibi sınır aşan suçlarla mücadele konularında işbirliği geliştirilecek.

Bu nedenle de, katılımcıların Türkiye’ye giriş çıkışları için özel statü uygulanacak. Herhangi bir ulusal yasa ya da kısıtlama uygulanmayacak. Bu da bir nevi karantina kuralları uygulanmayacağı anlamına gelecek. Özel uçaklarla gelecekler, özel statüde ağırlanacaklar. 4 gün, İstanbul’da özel mekanları gezecekler.

Yazının Devamını Oku

20 yıllık eylem planı

24 Nisan sözde Ermeni soykırımının yıldönümünde yapılan ateşli konuşmaların etkisi bir gün bile sürmedi.

Yeni ABD yönetiminin aldığı beklenmedik tutum da konunun hızla gündemden düşmesini engelleyemedi.

Oysa konuya farklı bakılması gerektiğini, 20 yıllık, hatta 50 yıllık eylem planı yapılması gerektiğini savunanlar var. Bu görüşe sahip olanların bazıları, AK Parti içerisinde etkin görevlere sahip.

Bu ekip, öncelikle, sözde Ermeni Soykırım iddialarını araştırmak için özerk bir kurum oluşturulması fikrini savunuyor. Bilim insanları, tarihçiler ve yabancı uzmanların görev alacağı, kesintisiz strateji belirleyecek bir bağımsız kuruma ihtiyaç olduğu belirtiliyor.

Ayrıca, devlet tarafından uygulanacak bir eylem planı hazırlanması gerektiği savunuluyor. Türkiye’nin bu konudaki tezlerini, tüm dünya yönetimleri ve parlamentolarında gündeme getirecek ciddi bir eylem planı.

40 ülkenin sözde Ermeni soykırımını kabul ettiği hesaba katılarak, bundan sonrası için yol haritası belirlenmesi gerektiği, sadece devlet kurumlarını değil, STK’ları, iş insanlarını ve sanatçıları içine alan bir plan yapılması gerektiği belirtiliyor.

Bunun sonuç aldığının örneği olarak, soykırım iddialarının 100. yılında yapılan sessiz çalışmalar gösteriliyor. Ciddi bir koordinasyonla, TBMM yönetimi, Genelkurmay Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Üniversiteler ortak ve gizli bir çalışma yürüterek, o yıl tek bir ülkenin Ermeni soykırımını kabul etmesinin önlendiği anlatılıyor. Yani ciddi ve sürekliliği olan bir çalışmanın nasıl sonuç aldığı ortada.

Yazının Devamını Oku

Hızlı kulis yavaş yargı

TBMM’de şu günlerde çok önemli bir seçim kulisi yaşanıyor.

Haftalardan beri iktidar ile muhalefet arasında HSK’ya yeni seçilecek üyeler konusunda pazarlık noktalandı. 7 Haziran’da görev süreleri dolacak üyelerden 7’si Meclis’te belirlenecek.

Ancak bizim dikkatimizi çeken, HSK adaylarının seçilmek için gösterdikleri acayip çaba. Sürecin başından beri TBMM’deki gelişmeleri yakından izleyen 118 aday adayının seçim kampanyası, siyasileri geçti. Milletvekillerinin bile şaşkınlık geçirdiği olaya gelince.

Meclis’te önce aday adaylarını inceleyecek alt komisyon üyeleri belirlendi. Milletvekillerine bile alt komisyona seçildikleri haberi ulaşmadan, HSK adaylarının harekete geçtiğini öğrendik. Alt komisyona seçilen milletvekillerinin telefonları üst üste çalmaya başlamış.

BİZDEN ÖNCE ADAYLAR ÖĞRENMİŞ

“Biz bile alt komisyona seçildiğimizi öğrenmeden adaylar öğrenmiş. Telefonlarımız sürekli çalmaya başladı. Destek isteyen onlarca HSK adayının bombardımanına uğradık. Öğrendik ki; parti ayrımı gözetmeksizin tüm üyelere benzer telefonlar gelmiş. Aynı kişinin bize muhafazakâr, muhalefetteki arkadaşlara da kendini sosyal demokrat olarak tanıttığı olmuş. Şaşırdık kaldık.”

Kuliste oturup iki satır sohbet etmeye fırsat bulamayan alt komisyon üyeleri böyle anlatıyor.

Sürecin sonuna yaklaşıldı. Alt komisyon raporunu hazırladı. Muhalefet partili üyeler, HSK adaylarının AK Parti ve MHP’ye yakınlığı referans olarak göstermesine itiraz ettiler. Son pazarlıklar, iktidar blokunun 4, muhalefet blokunun ise 3 ismi belirlemesi üzerinden yapıldı.

Şimdi her bir üyelik için açıklanacak üç aday olmak üzere toplamda 21 isim Genel Kurul’a getirilecek. Üyelik seçimi için nitelikli çoğunluk arandığından, iktidar ve muhalefet arasındaki uzlaşmaya göre seçilecekler.

Yazının Devamını Oku