Yale Üniversitesi’nden 1.7 milyonluk burs aldı

Lise öğrencisi Dilge Deren Buksur, dünyanın en saygın üniversitelerinden Yale’den 1.7 milyon TL’lik burs aldı. “Yale benim için rüya okuldu” diyen Dilge’nin üniversiteye kabulünde en önemli etken, başvurusunda yazdığı “Savaşların sebep olduğu göçler sebebiyle insanların ilaçlara ve sağlık hizmetlerine ulaşamamasının getirdiği ölümlere son vermek istiyorum. Gelecek için hayalim, herkes için ulaşılabilir ilaç üretmek” cümleleri oldu.

Yale Üniversitesi’nden 1.7 milyonluk burs aldı

İZMİR Amerikan Koleji’nde burslu okuyan 12’nci sınıf öğrencisi Dilge Deren Buksur’un (18) tek hayali vardı, o da Yale Üniversitesi’ne girebilmek. Rüyası gerçek oldu, tam burslu olarak Yale’e kabul aldı. Şimdi dünyanın en iyi üniversiteleri listesinin en üst sıralarında yer alan Yale’e gitmeye hazırlanıyor:

“Babam subay, annem müzik öğretmeni. Babamın mesleği nedeniyle birçok şehirde yaşadım, farklı kültürlerden arkadaşlar edindim. Aslında şu anda beni ben yapan birçok özelliğimi de farklı coğrafyalarda ve farklı bakış açılarından insanlarla bir arada güzel ilişkiler kurmaya çalışırken edindim. Liseye gelmeden önce üç ayrı bölgede okudum. Birinci sınıfı İzmir’de, babamın tayinleri nedeniyle 2-6’ncı sınıfları Trakya’da, 7 ve 8’inci sınıfları ise Güneydoğu’da okudum. Liselere giriş sınavında puanım çok yüksekti. İzmir Amerikan Koleji’nde burs aldım.

ÖĞRENİM ÜCRETİNİN TAMAMINI KARŞILIYOR

Yale Üniversitesi kabul sürecinde öğrencinin okul ücretini karşılayıp karşılamayacağını dikkate almayan sınırlı sayıdaki üniversitelerden biri. Ben de burada burslu okuyacağım. Öğrenim ücretinin tamamı ve yatılılık ücretinin de yarısına denk gelen 70 bin dolarlık bir burs kazandım. Bu da dört yıllık yüksek eğitim hayatımda 280 bin dolarlık bir bursa denk geliyor. Yale, başvuru sürecinde adaylardan ilgili oldukları üç bölüm listelemelerini istiyor. Benim de bu üç tercihim moleküler, gelişimsel ve hücresel biyoloji, biyomedikal mühendislik ve nörobilim olmuştu. Şu andaki planım ikinci yılımda biyomedikal mühendisliği bölümünü seçerek o alanda ilerlemek.”

Yale Üniversitesi’nden 1.7 milyonluk burs aldı

BAŞVURUDA NELER YAZDI

YALE’e kabul almamda kendimi anlattığım kompozisyon ile staj ve araştırma çalışmalarımın çok etkili olduğunu düşünüyorum. Savaşlar nedeniyle insanların yaşamayı hak edecek kadar maddi imkânının olmamasından ve ilaca, hastaneye ulaşamadıkları için can verdiklerinden bahsettim. Bu nedenle en samimi şekilde kâğıda döktüm hissettiklerimi. Korkunun tedavisi yoktu ve acı ile korku evrenseldi. Bu duygular her birimiz için aynıydı belki ama fiziksel acıları, hastalıkları tedavi etmek bizim elimizdeydi. Bunları yazdım. Şahit olduğum trajedilerin benim bir hedef belirlememe neden olduğunu ve herkes için ulaşılabilir ilaç üretiminde bulunmak istediğimi anlattım. Sanırım hedefimi belirlememde yaşadığım tecrübelerin etkili olması, hayallerimi biraz daha özel ve önemli kıldı.

KABULDE BİRÇOK ETKEN ÖNEMLİ

YALE ve ‘Sarmaşık Ligi’ olarak geçen Amerika’nın en iyi üniversitelerine kabul alırken aslında tek bir etken yok. Bu türdeki üniversiteler için öğrencinin bir hikâyesi olması çok önemli. Bu nedenle benim Yale’e kabul almamda şunlar etkili oldu: Okuldaki akademik başarım, SAT ve SAT Subject Test’lerden aldığım puanlar, TOEFL ve IELTS sınavlarından aldığım İngilizce düzeyimi belirten sonuçlar, dahil olduğum aktivite, sosyal sorumluluk projeleri, staj ve araştırma programları, yazmış olduğum ‘essay’ denilen kompozisyonlar, ‘interview’ denilen Yale Üniversitesi’nden mezun bir kişiyle yapmış olduğum mülakat, öğretmenlerim tarafından yazılan referans mektupları ve IB notları gibi.

Yale Üniversitesi’nden 1.7 milyonluk burs aldı

HEDEFİM EKONOMİK VE YAN ETKİSİZ İLAÇ

YALE’i bitirdikten sonra ilaç üretiminde çalışmayı hedefliyorum. Tabii ki yüksek lisans ve doktora planlarım da var. Yapay zekâ ve büyük veri alanlarında çok önemli gelişmeler oluyor. Veribilimi alanını biyomedikal mühendislik ile birleştirerek ekonomik ilaç üretimini sağlamak istiyorum. Yapay zekâ ve veri analizi de kullanarak çok fazla ilacı aynı anda almak durumunda olan hastalarda yan etkileri azaltma üzerine çalışacağım. Hem ülkemdeki birçok insanın sağlık alanındaki problemlerine bilim ve teknoloji ile çözüm üretebilmeyi hem de dünyanın her bir yanında aynı kaderi paylaşanlara yardımcı olabilmeyi hedefliyorum.

TATİL YERİNE LABORATUVARDA PROFESÖRLERLE ÇALIŞTI

ÖZELLİKLE Amerika için üniversite hazırlık süreci çok meşakkatli ve aslında uzun bir süreç. Lisede birinci sınıftan itibaren birçok kulübe zaman ve emek harcayarak katıldım. Ayrıca birçok staj ve alanımla alakalı araştırma programlarında yer aldım.

Yale Üniversitesi’nden 1.7 milyonluk burs aldı

İstanbul Üniversitesi Farmakoloji Bölümü’nde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde, Çapa Tıp Fakültesi’ne bağlı NovaNutrica adlı bitkisel ilaç üretiminde çalışan bir start-up’ta, Bezmiâlem Üniversitesi Biyoteknoloji Departmanı’nda birçok farklı araştırmada yer alarak, alanında uzman profesörlerle çalıştım.

Üniversite çapındaki projelere bir lise öğrencisi olarak katılmak çok zor gibi görünse de kendi çabanızla bu alanlardaki profesörlerle iletişim kurduğunuzda gerekli desteği sonuna kadar görüyorsunuz.

Bitkisel distilasyon yöntemi ile meme kanseri tedavisinde ek bitkisel tedavi üzerine çalışmalarda yer aldım, hafıza ve yaşlanma üzerine bir çalışmada Alzheimer hastalığı üzerine laboratuvarlarda çalıştım.

Veri analizi ve yapay zekâ kullanımı ile kişisel ve demografik ilaç üretimini hızlandırmayı amaçlayan İstanbul Üniversitesi İlaç Geliştirme Merkezi’nde ve veri gruplandırmada yer aldım.

Aynı zamanda Gaziemir Devlet Hastanesi’nde iki haftalık bir staj yaparak hem nöroloji alanında farklı hastalıklar hakkında bilgi sahibi oldum hem de biyokimya alanında laboratuvar çalışmalarını öğrendim.

Bunun dışında DasDas performans sanatları merkezinde çalıştım.





X

En çok öğrencisi olan öğretmen

Doğan Cüceloğlu annesiz kalmasının acısını anlatırken “Annen yok, kimsen yok” sözleri ile herkesi ağlatmıştı. İçindeki çocuğa rağmen en çok öğrencisi olan öğretmendi o... Binlerce aile çocuklarıyla iletişim kurmayı onun kitaplarıyla, söyleşileriyle öğrendi, onun yol göstermesiyle yetiştirdi.

"Annen yok, kimsen yok” sözleri ile herkesi ağlatmış, “Mükemmel değil, merhametli insan yetiştirin” sözleri ile de anne babaların rehberi olmuştu Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu. Ömrünü insanı insana anlatmakla geçirdi. Ülkemiz için çok özel biriydi. Kullandığı sevgi dili ayrıştırmanın, ötekileştirmenin çok uzağındaydı. İnsanları öylesine kucaklıyordu ki onu bir defa dinleyen, kitaplarından birini bir defa eline alan sözlerinin, düşüncelerinin etrafında birleşiveriyordu. Öldüğü haberi duyulunca sadece ailesinde değil, birçok evde onun kaybının üzüntüsü yaşandı, yüzlerce kişi duygularını sosyal medyada paylaştı. İçindeki çocuğa rağmen en çok öğrencisi olan öğretmendi. Binlerce aile çocuklarıyla iletişim kurmayı onun kitaplarıyla, söyleşileriyle öğrendi, onun yol göstermesiyle yetiştirdi. Doğan Cüceloğlu annesiz kalmasının acısını anlatırken hiç tanımadığı binlerce insan onunla birlikte bir ablayı, bir dostu, bir anneyi, babayı, bir öğretmeni kısaca bir yakınını kaybetmiş gibi hissetti. O söyledikleriyle, yazdıklarıyla her eve, her yüreğe dokundu. İşte o nedenledir ki bizden, aileden birini kaybetmiş gibiyim, gibiyiz.

TEK DERDİ VARDI: İNSAN SEVGİSİ

Her bir araya geldiğimizde, toplantılarda o yumuşak, ruhumuzu okşayan, sakin ve gönlümüzde yer edinen cümlelerini dinledikçe onun tevazuunu hayranlıkla izlemiştim. Doğan Hoca’nın tek derdi vardı “insan sevgisi.” İşte bu nedenle binlerce kişinin yüreğine dokundu, konferanslarıyla, kitaplarıyla, söyleşileri ve televizyon programlarıyla iz bıraktı, bırakmaya da devam edecek.

Gülümseyen yüzü, babacan, herkesi kapsayan tatlı tatlı konuşması bizi rahatlattı, bakış açımızı değiştirdi. Aile içinde çocuğumuza, eşimize, kardeşimize, arkadaşlarımıza bakarken başka bir gözle onları görmemizi sağladı. Farkındalıklarla yaşamayı ve insanları hatalarına rağmen sevmeyi bize öğretti. 

Ailesi de ona veda ederken, “Babamız, insanların kim olduğuna, nasıl göründüğüne bakmaz, kalplerinin derinliğini anlamaya çalışırdı. Her insanın içindeki derin ve gizli potansiyele inanan, onun ortaya çıkmasına destek olmayı, güçlendirmeyi amaçlayan biriydi. Her insanın hata yapabileceğini ama esas önemli olanın hatalardan ders çıkarmak olduğunu düşünür, böyle davranırdı. Tüm yaşamını inandığı değerler ve en önemlisi sevgiyle yaşadı” derken onun yazdıkları, söyledikleri, fikirlerinin ne kadar değerli bir kaynak olduğunu aktarıyor.


Yazının Devamını Oku

Üniversiteler baharda açılır mı?

YÖK 3 milyonu aşkın öğrenci ve 176 bin akademisyene online eğitimin verimliliğine yönelik bir anket gönderdi. Sağlık Bakanlığı yüz yüze eğitime pek sıcak bakmıyor ama son kararı vermeden önce bu anketin verileri de masada olacak. Bakalım bahar döneminde kampusların kapısı açılacak mı?

Üniversite öğrencileri, kazandıkları ya da okudukları okulun özlemi içinde. Her ne kadar uzaktan eğitim alsalar da amfilerini, bahçelerini, arkadaşlarını kısaca kampuslarını özlediler. YÖK bu hafta 3 milyonu aşkın öğrenci ve 176 bin akademisyene pandemi sürecinde online eğitimin verimliliğine yönelik bir anket gönderdi. 21 soruluk anketin şu üç sorusu çok önemli:

- Bu yıl (2020-2021 eğitim öğretim yılı) ikinci dönemdeki eğitim sürecinin nasıl olmasını tercih edersiniz?

- Pandemi sonrasında (uygulama dersleri hariç) eğitim sürecinin nasıl olmasını tercih edersiniz?

- Pandemi sürecinde yüz yüze öğretimin başlatılması için YÖK’ün Sağlık Bakanlığı’ndan görüş almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anket için öğrenci ve akademisyenlere perşembe akşamına kadar süre tanındı. YÖK bu anketi değerlendirerek bahar dönemi için alınacak kararda önemli bir sayısal veriyi elinde tutmuş olacak. Anket sonuçları Sağlık Bakanlığı’na da gönderilecek. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bu hafta yaptığı açıklamalarda vaka sayılarının gidişatından ve mutasyonlardan endişe duyduğunu belirtmiş, “Yüz yüze eğitimin risk teşkil ettiğini şimdiden söyleyebilirim” demişti. Yani Sağlık Bakanlığı yüz yüze eğitime pek sıcak bakmıyor ama son kararı vermeden önce bu anketin verileri de masada olacak.

Bakalım önümüzdeki hafta öğrencilerin istediği gibi bahar döneminde kampusların kapısı açılacak mı? Yoksa üniversiteliler bu yıl da öğretim dönemini kampus yüzü görmeden mi bitirecek?

ÖĞRENCİLER YÖNETİMDE

Rektörden sonra dekan ve bölüm başkanlarının da mentoru öğrenciler oldu. İstanbul Ar-El Üniversitesi de bir yıldır devam eden “öğrenci rektör danışmanlığı” uygulamasında verimli sonuçlar alınca bu kez “tersine mentorluk” uygulaması başlattı. Artık tüm dekan ve müdürlerin, bölüm ve program başkanlarının öğrencilerin içinden seçtikleri bir mentorları bulunacak. Rektör Prof. Dr. Argun Karacabey, “Tersine mentorluk uygulamasının amacı bilgi paylaşımını ve farklı jenerasyonlar arasında daha kolay ilişki kurulmasını sağlamak. Öğrenciler de böylece tecrübe ve bilgilerden faydalanarak kişisel gelişimlerine katkı sağlayıp, liderlik ve yöneticilik becerisi elde edecek, içinde yaşadığı eko sistemin yönetim ilkelerini özümseyecek” diyor. Sistem şöyle işleyecek: Ön lisans ve lisans düzeyinde her akademik birim yöneticisi bir öğrenciyi seçecek. Her bölüm başkanı, müdür ya da dekan için bir mentor seçilmiş olacak. Mentor seçilen öğrenci en az bir akademik yıl olmak kaydıyla bir dahaki seçim sürecine kadar görevine devam edecek. Mentor olarak seçilen öğrenci sadece ilgili akademik birim yöneticisine sorumlu olacak. Mentor ve menti haftada en az 1 kez bir araya gelerek görüşme yapacak.

Yazının Devamını Oku

'Pandemiyi ziyan etmeyin'

Winston Churchill’in, “İyi bir krizi asla ziyan etmeyin” sözünü hatırlatan psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş, “Pandemi gençler için hem tehdit hem de fırsat. Başarısızlığın geçerli mazereti olabileceği gibi, bir başarı hikâyesi yazmanın da doğru zamanı” diyor. Acar, bu krizi fırsata çevirmenin tüyolarını da veriyor...

Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş, yıllarca gençlerle ve ailelerle yakın çalışan ve ülkemizi çok iyi tanıyan bir uzman. “Pandemi gençler için hem tehdit hem de fırsat” diyen Prof. Dr. Baltaş, teknolojinin sunacağı imkanlarla yıldız hocaların vereceği derslere ulaşmanın fırsat olabileceğinin altını çiziyor. Baltaş’a göre pandemi dönemi başarısızlığın geçerli mazereti olabileceği gibi bir başarı hikayesi yazmanın da doğru zamanı. Bilgisayar oyunlarında ya da anlamsız sohbetlerle geçirilen zamanın kayıp olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Acar Baltaş’ın eğitimle ilgili kaygıların arttığı bu dönemde önerileri şöyle:



FANTEZİ VE ÜTOPYALAR BİR BİR GERÇEK OLUYOR

“Kriz, Çin alfabesinde iki sembolle ifade edilir. Biri tehlike, diğeri fırsattır. Belki de bunu bilen Winston Churchill, ‘İyi bir krizi asla ziyan etmeyin’ demiştir. Biz gündelik hayatımızda en küçük bir sapmayı kriz olarak görürüz ancak gerçek anlamda kriz, var olan çözümlerin yaşanan sorunu çözmeye imkan vermediği durumlardır. Krizler var olan eğilimleri güçlendirir, gerçekleşmesi uzun yıllar sürecek gelişmelerin hızla hayata geçmesine imkan verirler. Bizim de şu sırada yaşadığımız tam anlamıyla bu. Evden veya uzaktan çalışma, bunu aklından dahi geçirmeyecek kurumlar için martın üçüncü haftasında bir tercih olmaktan çıktı. Daha önemlisi pek çokları için bir fantezi olan uzaktan eğitim tüm Türkiye’de zorunlu oldu. Sanıldığı gibi ‘genç ve dinamik nüfusumuz’ kalkınmanın değil, yakın gelecekte yaşayacağımız sorunların nedeni olma potansiyeline sahip. Teknolojinin sunacağı imkanlarla yıldız hocaların vereceği derslere ulaşmanın mümkün olması bu fırsat adaletsizliğini azaltarak, halk çocuklarına yüksek eğitime dahil olma fırsatı verecektir. Bugün ütopya gibi görülen bu durum üç yıl içinde gerçekleşebilir. Bunun gerçekleşmesi için fiber optik altyapı sorununun çözülmesi ve ihtiyaç duyanlara tabletlerin verilmesi gerekir. Türkiye’nin 600 bin kilometre olan fiber optik altyapısını 20 milyon kilometreye çıkarması gerekir. Stokholm kentinin fiber optik ağının 2 milyon kilometre olduğu düşünülürse, bu konunun taşıdığı öncelik kendiliğinden ortaya çıkar.

HAKKÂRİ’DE OTURUP HARVARD’DA OKUMAK

Yazının Devamını Oku

Pandemi gölgesinde iyi tatil için 10 tüyo

Yarıyıl tatilinin ikinci haftası başladı. COVID-19 gölgesindeki bu tatil aileler için biraz zorlu geçiyor olabilir. Yarıyıl tatili için seyahat planları, aile ve arkadaşlarla buluşma hayalleri varsa da muhtemelen suya düştü. Bu zor günlerde çocukları evde hem oyalamak hem de psiko-duygusal gelişimlerine katkı sağlamak hiç kolay iş değil. Peki bu durumu fırsata çevirmek mümkün olabilir mi? Mesela bugünler bize çocuğumuzla bağımızı güçlendirmek için bir imkân yaratır mı?

ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Aslı Bugay Sökmez bunun mümkün olduğunu söylüyor. Konuya “Eğilmek mi yoksa uzanmak mı daha kolay” sorusuyla giren Sökmez sözlerini şöyle sürdürüyor: “Küçük bir çocuk ebeveyninin kucağına çıkmak istediğinde, boy farkı nedeniyle kollarını açarak kucağa alınmayı talep eder. Anne-baba da eğer çocuğun talebini fark ederse, ona doğru eğilerek çocuğu kucağına alır. Tıpkı bunun gibi, çocuğunuzun psiko-sosyal ihtiyaçlarını size dile getirmesi ve size duygusal olarak yakınlaşması için de size doğru onun uzanmasını beklemeyin, siz ona doğru eğilin. Zorunlu olarak evde geçirdiğiniz bu kış tatilini çocuğunuzun psiko-sosyal ihtiyaçlarına eğilmek, ihtimam etmek ve gidermek için iyi bir fırsat olarak değerlendirin.”



İşte Doç. Dr. Sökmez’den 10 adımda pandemi gölgesinde iyi tatil tüyoları:

1. Evde sömestr havası yaratın: Geç kahvaltı etmek, biraz geç uyumak gibi küçük kaçamaklar ve gülümseyerek “Bugün de tatil” demeniz bile bu atmosferin oluşmasına bir adım olur.

2. Hiçbir şey yapmayın:

Yazının Devamını Oku

8 ve 12’lere hafta sonu özel izin

Pandemi nedeniyle büyük oranda uzaktan eğitimle geçen 2020-2021 eğitim öğretim yılının ilk dönemi dün tamamlandı. Sınava hazırlanan 8 ve 12’nci sınıflar için de yüz yüze eğitim başladı. Hafta içi ve hafta sonu yapılacak kurslara katılan öğrenciler, özel izinle sokağa çıkma yasaklarından muaf olacak.

Uzaktan eğitim ya da evden eğitim sona erdi. Zor, yorucu ve özlemle dolu yılın ilk döneminin son ders zili dün çaldı. Öğrenciler; sınıflara girmeden, bahçede oynamadan, koridorlarda koşturmadan evden, masanın başından eğitime devam etti. Öğretmenler; evlerini okullaştırdı, eğitim tarihinde ilkleri yazdı. Öğrencilerine dokunmadan, onların gözünün içine bakmadan, kucaklaşmadan, kimi zaman masayı kimi zaman buzdolabı kapısını tahta yaptı. Evlerini, odalarını, mutfaklarını sınıfa çevirdi. Zoru kolaylaştırıp, öğrencilere ulaşmanın her yolunu denedi. Aileler; sabahları işine koşarken, çocuklarının derse katılımı için çaba harcadı. Kimi zaman çocukları ile çatıştı, yasaklar koydu, zorlandı. İşleri pek de kolay olmadı. Dün başlayan 3 haftalık tatilde öğrencinin, öğretmenin ve ailenin de biraz olsun nefes alma zamanı.

‘YÜZ YÜZE’NİN İLK ADIMI

Kuşkusuz geçtiğimiz mart ayından itibaren en çok zorlananlar sınavlara girecek olan 8 ve 12’nci sınıf öğrencileri. 6 Haziran’da yapılacak Liselere Geçiş Sistemi (LGS) ile 26-27 Haziran’daki Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) girecek yaklaşık 4 milyon öğrenci ve öğretmenleri bu ara tatilde derse devam edecek. 8 ve 12’nci sınıf öğrencileri ve mezunlar için isteğe bağlı açılan resmi okullardaki destekleme ve yetiştirme kurslarında, özel okullardaki takviye kurslarında ve 12’nci sınıflara yönelik özel öğretim kurslarında yüz yüze eğitim ara tatille birlikte başlatılacak. Okullar, bakanlıktan son dakika gelen bu haber karşısında organize olmaya çalışıyor. Servis, yemekhane gibi hizmetleri açık tutup, yüz yüze eğitimin ilk misafirlerini iyi ağırlamaya kararlı.

YASAKTAN MUAF OLACAKLAR

Destekleme ve yetiştirme kursları yarıyıl tatilinde (25 Ocak-7 Şubat arasında) hafta içi veya hafta sonu olacak şekilde planlanabilecek. Hafta sonu yapılan sokağa çıkma yasağı için Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın izni ile kurslara katılan öğrencilere okul yönetimince bir belge düzenlenmesi halinde sorun çözülecek. Yani okulundan, kursa katıldığına yönelik belge alan öğrenciler sokağa çıkıp okuluna gidebilecek.

ÖĞRENME KAYIPLARI NE OLACAK?

- Bütün gözler okulların açılacağı 15 Şubat’a çevrildi. Eğitimciler pandemi nedeniyle oluşan öğrenme kayıpları için planlamalar yapıyor. Eğitim yılını sağlıklı ve az kayıpla kapatmak için farklı modeller üzerinde çalışılıyor. Uzmanlar, öncelikle öğrenme kayıplarını belirlemek için ölçme sistemi geliştirilip, yaz tatilinde bunun telafi edilmesi önerisinde bulunuyor. Umarım bakanlık bu konuda bir an önce adım atar, bu kayıpları en aza indirir. Salgının hafiflemesi ve okullarda yüz yüze eğitimin 15 Şubat’tan itibaren başlaması artık herkesin ortak dileği. Sağlıkla iyi tatiller...

Yazının Devamını Oku

'Haksız unvan' geri alınacak

Üniversitelerde ödev, tez, proje, makalelerini para karşılığı yazdıran ve yazanlara karşı Yükseköğretim Kurulu harekete geçti. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, “Bu işlere karıştığı tespit edilen akademisyenlerin hem unvanları düşecek hem de işlerinden olacaklar” dedi.

Uzaktan eğitim sürecinde yapılan sınavlarda sık sık gündeme gelen ‘kopya’nın ardından ödev, tez, proje ve makalelerini para karşılığı yazdıran ve yazanlara karşı Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ticarete dönüşen bu sahteciliği yaptığı tespit edilen internet siteleriyle ilgili incelemeler sürüyor. Bu durumda tezini, ödevini, projesini başkasına yaptıran öğrencinin çalışması da iptal edilecek.

PARA VE HAPİS CEZASI

Bununla da yetinilmeyip Türk Ceza Kanunu uyarınca bu kapsamda dolandırıcılık suçu işleyenlere para ve hapis cezası da verilecek. Yapılan inceleme sonucunda bu sitelerden yararlanarak yüksek lisans ya da doktora yaptığı tespit edilen öğrencinin yüksek lisans ve doktorası iptal edilecek ve unvanları elinden alınacak.

Bu durum sadece öğrencileri değil, bu işi yapanları ve buna destek veren akademisyenleri de kapsıyor. Bu tezlerin hazırlanmasına destek veren akademisyenlerin hem unvanları hem de işleri elinden gidecek.

‘YENİ YÖK’ OLARAK...

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç konuyla ilgili sosyal medya hesabında “Türk yükseköğretiminde ‘kaliteyi ve liyakati’ önemseyen ‘Yeni YÖK’ olarak, bu ve benzeri akademiyi zehirleyen yasadışı durumlara karşı hiçbir zaman müsamaha gösterilmeyeceğinin bilinmesini isteriz” diyerek tepkisini göstermişti. Ben de bütün bunları konuşmak üzere YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç ile görüştüm. Başkan Saraç, özetle şunları söyledi: “Bu konuda dikkatimizi yoğunlaştırmamız gereken husus, sadece tez hazırlatan firmalar ve tezlerini bu şekilde hazırlayanlar değil, iddia edildiği gibi akademide bu gayri kanuni işlere karışanlar varsa bunların da bir an önce temizlenmesi. Bunlara katkı sağlayan akademisyenler varsa bunların akademi camiasında yer almamasını istiyoruz. ‘Haksız unvan’ kazanımının üzerinde ciddiyetle durulacak. Buna katkı sağlayanlar tespit edildiğinde akademiden uzaklaştırılacak.

Yazının Devamını Oku

Devrim Celal'den Jetgil Kürşad'a

Dedesi Devrim otomobilini yaptı, torunu uçan otomobil hazırlığında. Dr. Kürşad Özdemir, ‘Kumru’ adını verdiği uçan otomobilin tasarımlarını tamamladı. Feyz aldığı kişi ise ilk Türk otomobili ‘Devrim’in yapımında görev alan mühendis dedesi Celal Taner. Özdemir, “Cumhuriyet’i inşa eden nesle bir borcum var, ödeyeceğim” diyor.

Uzaya, uzaydaki yaşama, uzayda olabilecek yaşam alanlarına hep ilgili olan MEF Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Dr. Kürşad Özdemir, Türk Patent Enstitüsü’nden uçan otomobil için tasarım tescil belgesini aldı. Viyana Teknik Üniversitesi’nde doktora yapan Dr. Kürşad Özdemir’in yanı sıra ekipte İTÜ mezunu Elif Erdoğdu Özdemir, MEF Üniversitesi 2019 mezunu Sami Yücel ve İTÜ’den Prof. Dr. Alim Rüstem Aslan yer alıyor. Dr. Özdemir, hayallerini ve Kumru ismini verdiği uçan otomobilin proje sürecini şöyle anlatıyor:



MAKİNE AŞKI 3 YAŞINDA BAŞLADI

“Makine sevdamın ilk kilometre taşı, 3 yaşındayken içini merak etiğim için kırdığım bir fotoğraf makinesidir. Yenemediğim merakımın kurbanı olan ve hâlâ sakladığım bu makine benim merakımın ve sevdamın yanı sıra ailemin toleransının ilk işareti. Çocukken babamın matbaasındaki baskı makinelerinin arasında koşup oynadım. Simsiyah ‘Heidelberg’ makineleri çok seyrettim, sesleri, kokusu aklımdan hiç çıkmaz. Celal dedem, Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyeti inşa etmek için Avrupa’ya yolladığı bir avuç gençten biriydi. Kendisi, Darüşşafaka’dan çıkıp daha çocuk yaşta Almanya’da Konstanz Yüksek Mühendislik Okulu’na girmiş. Eğitimi bitince Türkiye’ye dönüp demiryolu fabrikalarını yönetmiş. İlk yerli lokomotifin motorunu yapmış. Sırasıyla Sivas, Eskişehir ve Adapazarı demiryolu fabrikalarının müdürlüğünü yapmış. Ben Celal dedem ile maalesef hiç tanışamadım ama annemden yaptıklarını, hikayelerini, tarzını dinledim, not defterlerini inceledim. Belki de hiç göremediğim için izini sürdüm. Ben de Almanca öğrendim, Konstanz’da değil ama Viyana’da okudum.

MARS GÖREVİ PROJESİ

Yazının Devamını Oku

Eğitimin eve taşındığı yıl

2020 hayatımızın birçok alanında olduğu gibi eğitimde de zorlu bir yıl oldu. Pandemi nedeniyle eğitim eve taşındı, sınavlar online yapıldı. İşte geçtiğimiz yıl koronanın eğitim alanında yaptığı köklü değişiklikler...

2019’da okullar eve taşınacak, eğitim uzaktan sürecek, sınavlar online olacak diye biri açıklama yapsaydı, eminim benim gibi çoğumuz bunu çok tutarsız bulurduk.

İTÜ’den mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamlayan, DPT ve Başbakanlık ile birçok şirkette yöneticilik yapan ve Eğitim Gönüllüleri Vakfı Genel Müdürlüğü’nün ardından eğitim teknolojisinin yayılması için kafa yoran yüksek mühendis Muvaffak Gözaydın, yıllardır bu konuda beni uyarır. Geçtiğimiz günlerde de “Benim 25 yılda yapamadığımı korona 1 haftada yaptı. Bütün dünyada online eğitime geçildi” diye yazdı. Gözaydın, öğretmenlerin kendilerini bu konuda daha fazla geliştireceklerini söylerken, özellikle üniversitelerin online kapasitelerini arttırmaları önerisinde bulunuyor.



Evet, Gözaydın’ın dediği gibi dünya özellikle eğitimde başka bir yöne evriliyor. Türkiye’de de bu konuda şu anda ilk ve ortaöğretimde olduğu kadar yükseköğretimde de uzaktan eğitim mart ayından bu yana devam ediyor. Öğretmenler, öğrenciler yeni bir eğitim modeline alıştılar artık. 2020 eğitim için zor bir yıl oldu. Eğitim eve taşındı, sınavlar online yapıldı.

MİLYONLARIN OKULU: EBA

Yazının Devamını Oku

Karatahtayla online eğitim

Sınıf boş, öğrencileri yok ama o her gün okula gidip uzaktan da olsa karatahtada eğitim veriyor. Boğaziçi’nin 44 yıllık hocası Prof.Dr. Bülent Sankur, “Bu işte gönüllüyüm ve devam edeceğim” diyor.

Prof. Dr. Bülent Sankur, 1970 yılında Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra doktora derecesini 1976’da Rensselaer Polytechnic Institute’ten aldı. 1976’dan bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nde öğretim üyesi. Halen de Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünde emeritus öğretim üyesi olan Bilim Akademisi üyesi Prof.Dr. Bülent Sankur, öğrencilerin gelmediği, sınıfların boş olduğu pandemi koşullarına rağmen her gün üniversiteye gidiyor, boş sınıfta karatahta başında, öğrencilerine ders anlatıyor.

EKRANA BAKMAKTAN İYİ

Prof.Dr. Sankur, uzaktan ders verme deneyiminin zorluklarını şöyle özetliyor: “Pandemi yaşam koşullarını her birimiz için farklı ölçeklerde zorlaştırdı, öğretmenler ve öğrenciler de bu zorluklardan nasiplerini aldı. Biz öğretim üyeleri için en önemli zorluk, sınıfta öğrenciyle göz göze gelerek ders anlatamıyor olmak. Böyle olunca sınıftaki sinerjiden uzak kalıyoruz. Tahtada ders anlatırken doğal ses tonlaması ve beden hareketleri hakkında sınıftan olumlu olumsuz geribildirim alırsınız. Ve anlatım biçiminizi bu geri bildirimlere uyarlarsınız. Şimdi bunun gibi çok önemli etkileşimlerden yoksunuz. Bu eksiklikleri bir nebze gidermek için ben hâlâ sınıfta, ‘karatahta’ üzerinde ders anlatıyorum. Öğrenciler de evlerinde bilgisayarlarından kameranın yansıttığı sahneyi izliyorlar. Bu arada ben de arkadaki bir perdeye yansıtılan galeri görüntüsünden onların yüzlerini görebiliyorum. Bu, sınıfta ‘canlı ders’ kadar zengin bir ortam olmasa da salt ekrana konuşmaktan da daha iyi; yani bu koşullardaki en iyi ara çözüm.”



İLK GÜNKÜ HEVESİMLE...

Yazının Devamını Oku

Bakan Selçuk açıkladı! İşte yeni yarıyıl takvimi

Milli Eğitim Bakanlığı salgın tedbirleri kapsamında uzaktan eğitim süreci, okullardaki sınavlar ve yarıyıl tatili takvimiyle ilgili yeni düzenlemelere gitti. Buna göre uzaktan eğitim 22 Ocak’a kadar uzatıldı. İkinci dönem ise 3 haftalık sömestr tatilinin ardından 15 Şubat’ta başlayacak. İlk dönem ilkokullarda sınav yapılmayacak.

- UZAKTAN EĞİTİM 22 OCAK’A KADAR: Milli Eğitim Bakanlığı, dün ilk dönem sınavlarının yapılmayacağını ve uzaktan eğitimin 22 Ocak 2021 tarihine kadar devam edeceği belirterek, şu açıklamaları yaptı:

- İLKOKULLARDA SINAV YOK: İlkokullarda sınav yapılmayacak, karne notları, ders etkinliklerine katılım puanıyla belirlenecek. Ortaokul ve liselerde birinci döneme ait bir yazılı ile uygulama puanları ve performans notları üzerinden ölçme değerlendirme yapılacak. Sınav notu bulunmayan şubelerin sınavları, okul ortamında sosyal mesafe ve hijyen tedbirlerine uygun olarak seyreltilmiş gruplar hâlinde gerçekleştirilecek.

- ORTAÖĞRETİMDE TEK SINAV: İller arası hareketliliğin azaltılması amacıyla sadece ortaöğretim öğrencileri, kendi isteklerine bağlı olarak, 28 Aralık 2020 Pazartesi gününe kadar velilerinin okul yönetimine başvurması halinde, öğrenim gördükleri okul ile aynı okul türünde olması kaydıyla o tarih itibariyle bulundukları illerde sınavlara katılabilecek.

İlkokul, ortaokul ve liselerde uzaktan eğitim, 2020–2021 eğitim öğretim yılının ilk döneminin tamamlanacağı 22 Ocak 2021 Cuma gününe kadar devam edecek.

22 Ocak 2021 tarihinden itibaren karne dağıtımları eğitim kurumu yönetimlerince, farklı gün ve zaman dilimlerine yayılarak yoğunluk oluşturmayacak şekilde planlanacak.

- İKİNCİ DÖNEM 15 ŞUBAT’TA: 25 Ocak 2021 Pazartesi günü başlayacak yarıyıl tatil süresine ikinci dönemdeki bir haftalık ara tatil süresi de eklendi. 2020-2021 eğitim öğretim yılının ikinci dönemi 15 Şubat 2021 Pazartesi günü başlayacak.

Yazının Devamını Oku

Yabancı dile yerli yazılım

Pandemi döneminde öğrencilerin yaşadığı en büyük zorluklardan biri online sınavlar oldu. ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün hem korona önlemleri altında sınavların nasıl yapıldığını anlattı hem de güzel bir projenin müjdesini verdi: Dijital ortamdaki yabancı dil sınavlarını yerli yazılımla yapmak.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün görevinde ikinci yılını dolduruyor. Kendisiyle bu iki yılda neler yaptığını ve geleceğe ilişkin projelerini konuştuk. Prof. Dr. Aygün’ün önümüzdeki dönem ilk hedeflerinden biri dört beceri (dinleme, konuşma, okuma, yazma) ölçen ve dijital ortamda yapılan yabancı dil sınavını yerli yazılımla yapmak. Bu konuda çalışmalara başladıklarını belirten Başkan Aygün, “Dört beceriyi ölçen yabancı dil sınav çalışmalarına başladık. Şu an için ülkemizde uygulanan dört beceride dil sınavlarının yazılımları ve uygulamaları yabancı menşeli. ÖSYM Başkanlığı olarak yerli yazılımla dört beceriyi ölçen dil sınavı yapmayı hedefledik. Bu kapsamda uzmanlarımız tarafından yerli yazılım çalışmaları başlatıldı” diyor.

5 DİL DAHA EKLENDİ

Daha önce İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça ve Rusça dillerinde uygulanan elektronik sınavlara 2019 yılında Farsça, 2020 yılında Bulgarca, İspanyolca, İtalyanca ve Yunanca dilleri de eklenmiş. 2020’de 13 adet yapılan ve 33 bin 935 adayın katıldığı YDS’nin (Yabancı Dil Sınavı) yabancı kaynaklar kullanılarak oluşturulduğunun altını çizen Başkan Aygün hedeflerini, “Amacımız adayın dil konusunda diğer yeterliliklerinin de ölçülmesine fırsat veren bir sınav yapmak. Yerli yazılımla adayın konuşma, dinleme, okuma ve yazma becerilerini de ölçmüş olacağız” diye açıklıyor.

YILDA 50 SINAV YAPILIYOR

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) 2021 bütçesi 643 milyon 549 bin lira olarak gerçekleşmiş. Bu büyük bütçeyi de yönetecek olan ÖSYM Başkanı Aygün, sadece üniversite sınavlarını değil tüm merkezi sınavları yaptıklarını söylüyor: “ÖSYM’nin kurulduğu dönemdeki amacı üniversiteye giriş sınavlarını düzenlemekti. Şu an bulunduğumuz noktada ise devletimizin sınav merkezi konumundayız. Eğitim alanının dışında kamu kurumlarının çoğunun sınavlarını da biz gerçekleştiriyoruz. Yılda yaklaşık olarak 50 sınav uyguluyoruz.”

13 MİLYON MASKE DAĞITTIK

* Prof. Aygün, iki yıllık görev süresi boyunca ve pandemi döneminde yaptıklarını şöyle sıraladı:

* Pandemi döneminde bugüne kadar yapılan sınavlarda, adaylara ve görevlilere yaklaşık 13 milyon maske, 13 milyon dezenfektan mendil, 1 milyon 800 bin çift eldiven, 69 bin birer litrelik el dezenfektanı, 42 bin yüz koruyucu siperlik ve 34 bin adet koruyucu önlük verildi.

Yazının Devamını Oku

Çıkarın klavyeleri yazılı var

Üniversiteliler dikkat! Her an online sınav olabilirsiniz. Pandemi nedeniyle bazı üniversiteler sınavları erteledi ama uzaktan sınav kararı alanlarda işleyiş devam ediyor. YÖK Yürütme Kurulu üyesi Prof. Dr. Tufan, kararın üniversitelerde olduğunu ve notların uzaktan anlık sınavlar ile projeler üzerinden verilebileceğini söyledi.

Koronavirüs salgını eğitim öğretimi her düzeyde çok etkiledi. İlk ve ortaöğretimde tümden uzaktan eğitime geçilirken, üniversitelerin çoğu da uzaktan devam etme kararı aldı. Hatta sınavlarını da aynı şekilde yapacağını açıkladı. Şu anda birçok üniversitede sınav dönemi. Bazı üniversiteler yüz yüze sınav kararı aldığı için son günlerde salgındaki artış nedeniyle ertelemeye gitti. Ancak, uzaktan sınav kararı alanlarda işleyiş devam ediyor. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) geçtiğimiz günlerde sınav güvenliği ile ilgili üniversiteleri uyardı. YÖK’ün Uzaktan Eğitim Çalışma Grubu, daha önce bu konuda üniversitelere açıklayıcı bilgiyi göndermişti.

AÇIK KAMERA TARTIŞMASI

Online sınavlarda kameraların açık tutulmasının istenmesine bazı öğrenciler tepki gösterdi. Üniversiteler de tepki ve eleştirilere, bu yöntemin sınav güvenliğini sağlamak için gerekli olduğunu söyleyerek cevap verdi. YÖK Yürütme Kurulu üyesi ve Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Zeliha Koçak Tufan ile ‘Küresel Salgında Yeni Normalleşme’ sürecinde sınav güvenliği ve pandeminin gölgesinde yükseköğretim konusunu konuştum:



SINAV GÜVENLİĞİ ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Evdeki çocuklar için adım adım kaygı azaltma rehberi

Eve kapanan ve uzaktan eğitim almak zorunda kalan çocuklarda doğal olarak kaygı bozukluğu yaşanabiliyor. Ailelerin zorlu sınavı ise çocuklarını ders için bilgisayar başına oturtmaya çalışırken aynı zamanda oyun konusunda sınırlamak… Peki bu dengeyi nasıl sağlamalı, çocuklara nasıl yaklaşılmalı? Klinik psikolog ve Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucu Başkanı Emre Konuk ile konuştum. İşte 10 maddede çocuklarda adım adım kaygı azaltma rehberi:

Uzaktan eğitim yıl sonuna kadar uzadı. Eskiden çocuklara bilgisayarın önünden kalk derken şimdi zorla oturtmaya çalışıyoruz. Arkadaşları ile yan yana omuz omuza olduğu sınıf ortamını şimdi evinde oluşturmaya çabalıyor çocuklar. Bu da onları psikolojik olarak zorluyor. Evdeki çocukların bir kısmı kaygı bozukluğu yaşıyor, bir öğretmen arkadaşım öğrencisinin depresyondan saçlarını kestiğini anlattı. Yani çocuklarımızın işi pek kolay değil bugünlerde. Ama onlar kadar ailelerin de işi zor. Klinik psikolog ve Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucu Başkanı Emre Konuk, 10 adımda çocuklarda kaygıyı azaltmanın yollarını anlattı:

EĞLENCE İÇİN ZAMAN VERİN

1. Evdeki ‘ilişki’yi koruyun. İlişki kötüleşirse, çocuk inadına anne-babanın istediği ya da önem verdiği şeyi yapmamaya başlar. Yaşanan durumu çocuğa iyi açıklayın. Çocuk, bunun ‘evden eğitim’ olduğunu, virüs salgını nedeniyle eğitimin okuldan eve taşındığını iyice anlamalı. Nasıl okulda derse girmeyip bahçede oynama şansı yoksa, evden eğitimde de bir derse girip diğer derste video izleme şansı olmadığını bilmeli.

2. Çalışmamakta ısrar ederse bunun kabul edilemez olduğunu, normal şartlarda olduğu gibi her gün derslere katılmak zorunda olduğunu net ve kararlı şekilde izah edin. Anne-baba aynı dili kullanın. Takibi elden bırakmayın, derslere katılmadıklarında yaptırım uygulayın.

3. Ders ve ödevler bittikten sonra serbest zamanlarında eğlence için ve sevdikleri etkinlikler için zaman verin. Birçok anne ve baba olağanüstü koşullar nedeniyle çocuğuna baskı uygulamaktan çekindiğinden ısrar etmekte ve net tavır almakta tereddüt ediyor.

ÇOCUĞA SINIR KOYUN

4.

Yazının Devamını Oku

İşte okulların yeni sınav planı

Pandemi yasakları kapsamında 5 Ocak’a kadar uzaktan eğitim kararı alınmasının ardından sınavlar için yeni yol haritası belirleniyor. Okullar yeniden açılmasa da sınavların seyreltilmiş takvim ve seyreltilmiş sınıfla yüz yüze yapılması, LGS ve YKS’de birinci dönemden soru sorulması gibi formüller ağırlık kazanıyor.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un önceki gün “Sınavlar iptal olmadı, ertelendi” sözlerinin ardından bakanlığın, özellikle yazılı ve merkezi sınavlar ve eğitim dönemine başlangıçla ilgili senaryolarının neler olabileceğini araştırdım. Edindiğim bilgiler şöyle:

KONTROLLÜ YÜZ YÜZE SINAV

Okulların bir kısmı yüz yüze yazılı sınavlarını tamamladı, bir kısmı başladı devam edemedi, bir kısmı ise daha hiç başlamamıştı. Bakanlık, ‘mihver’ ders denilen Türkçe, matematik, sosyal bilgiler, fen bilgisi, kimya, fizik, coğrafya, Türk dili edebiyatı, geometri gibi ana alanlarda öğrencileri yılbaşı sonrası okula davet ederek kontrollü bir şekilde yüz yüze yazılı sınava almayı planlıyor.



SEYRELTİLMİŞ TAKVİM VE SINIF

Yazının Devamını Oku

Depreme karşı 'Post-Elazığ'

İzmir depremiyle bina güvenliği yeniden gündeme geldi. Bu konuda 2020’ye büyük bir depremle giren Elazığ’da örnek bir projeyi hayata geçirmek için Yeditepe Üniversitesi, Emre Arolat Mimarlık, Elazığ Belediyesi, Sivrice Belediyesi ile Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası bir araya geldi. İşte ‘Post-Elazığ’ projesinin detayları:

Geçtiğimiz hafta yaşanan İzmir depremi ile birlikte gözler yine yaşadığımız şehirlere ve bina güvenliğine çevrildi. 2020’nin ilk günlerinde Elazığ’da yaşanan depremle yıla başlamıştık. 24 Ocak akşamı Elazığ, merkez üssü Sivrice ilçesi olan 6.8 büyüklüğünde bir depremle sarsılmış, 41 kişi yaşamını yitirmişti. Bu depremin ardından şehrin yeniden yapılanması ve örnek bir proje oluşturulması için Yeditepe Üniversitesi, Emre Arolat Mimarlık, Elazığ Belediyesi, Sivrice Belediyesi ve Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası bir araya gelerek yaşanabilir, doğal yeni yaşam alanları projelendirmeye başladı.

600 BİN M2’LİK ALAN

‘Post–Elazığ’ projesi kapsamında; Elazığ merkezi için hem doğaya hem de çevreye duyarlı alternatif bir yaşam alanı tasarlanıyor. 600 bin metrekarelik alanın tasarımında öğrenciler ve yeni mezun mimarlar da yer alıyor. Konutlardan sağlık merkezlerine, eğitim/gelişim alanlarından kültür ve sanat merkezlerine ayrıca tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yürütülebileceği üretim alanlarına kadar halkın tüm ihtiyaçlarını karşılayacak proje için, aynı zamanda şehrin kendi kendini kalkındırmasını sağlayacak alternatif mimari tasarımlar üretiliyor. 

HER KESİME GÖRE...

Projede üç ana hedef gözetiliyor. Şehrin tüm katmanlarını kapsayacak projenin başta dar gelirliler olmak üzere halkın tamamının ihtiyaçlarına yanıt vermesine dikkat edilecek. Dünyanın içinde bulunduğu sorunları göz önünde bulunduracak ve baş edilebilir seviyede olanlarını çözecek. Yaygınlaştırılabilir örnek bir model olacak. Elazığ merkeze 14 kilometre uzaklıkta yeni yaşam alanında yüksek lisans ve doktora öğrencileri de görev yapacak. Yaklaşık 15’i lisans, 4’ü mezun olmak üzere 19 öğrenci her perşembe tam gün üniversitede mimar Emre Arolat ve Doç. Dr. Ece Ceylan Baba ile birlikte proje üzerine çalışıyor.

SON NOKTA JÜRİDEN

Öğrenciler tarafından tasarlanan projeleri değerlendirmek ve geliştirmek üzere mimarlık camiasının yakından tanıdığı mimarlardan oluşan bir jüri de belirlendi. Prof. Dr. Celal Abdi Güzer, Fatma Yasemin Aysan, Levent Çırpıcı,  Prof. Dr. Süha Özkan ve Prof. Dr. Uğur Tanyeli’den oluşan Jüri Üyeleri; projeleri inceleyerek çalışmalara katkı sağlayacak.

KAFA TUTAN BİR PROJE

Yazının Devamını Oku

Cumartesileri de yüz yüze sınav...

Pandemi sürecinde bazı sınıflar için uzaktan eğitim devam etse de sınavlar okullarda yüz yüze yapılmaya başlandı. Tarihlerine okullardaki zümre kurulunun, yani öğretmenlerin karar verdiği sınavlar, yığılmayı önlemek için ihtiyaç duyulması halinde cumartesi günleri de yapılıyor...

Milyonlarca öğrencinin merakla beklediği yüz yüze sınavlarla ilgili Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü ve Ortaöğretim Genel Müdürlüğü gerekli yönetmeliği geçtiğimiz salı günü açıkladı. Okullarda yüz yüze sınavlar yapılmaya başlandı. Önceki hafta yazdığım sınavlarla ilgili ayrıntılar şöyle: Sınav uygulama takvimi, eğitim kurumu zümre başkanları kurulunca belirleniyor ve eğitim kurumu yönetimince tüm öğrencilere süresi içinde duyuruluyor. Yani sınavın tarihine Bakanlık değil, okul zümre kurulu karar veriyor.

MESAFE, MASKE, HİJYEN

Sınavlar, ihtiyaç duyulması hâlinde cumartesi günleri de dâhil edilerek, her bir sınav için bir ders saati süre verilerek uygulanıyor ve sınav soruları bu süreye uygun olarak hazırlanıyor. Ölçme ve değerlendirme uygulamalarında öğrencilerin oturma planı; fiziki mesafeyi koruyacak şekilde, maske kullanımı ve hijyen kuralları dikkate alınarak gerçekleştiriliyor.

TÜM SINIFLARA SINAV VAR

Henüz yüz yüze eğitime tam olarak başlayamayan sınıflar olan 6,7,10 ve 11’inci sınıflar da sınava giriyor. Tüm sınıflar, Bakanlıkça planlanan, hazırlanan konu ve kazanımları belirlenmiş eğitim bilişim ağı EBA üzerinden gerçekleştirilen, EBA TV üzerinden yürütülen eğitimden sorumlular. Bu doğrultuda farklı okullarda uygulanan canlı ders ve zoom, google meet gibi platformlardan aldıkları derslerden sınava girecekler.

DERSE KATILIMA GÖRE PUAN

Öğrencilerin yüz yüze eğitim, canlı ders ve/veya EBA TV takip ve ders etkinliklerine katılımlarına göre her bir dersin haftalık ders saati sayısı 2 ve daha az olanlara 2, haftalık ders saati sayısı 2’den fazla olanlara ise 3 defa ders etkinliklerine katılım puanı verilecek.

SINAV SÜRESİ 

Yazının Devamını Oku

Yüz yüze sınava girmeyen sınıfta kalacak

Yüz yüze eğitim kısmen başlamış olsa da okula gitmeyen bu yıl devamsız sayılmayacak, devamsızlık yüzünden sınıfta kalmayacak. Ancak sınavlar yüz yüze yapılacak ve bu sınavlara girmeyenler ne yazık ki başarısız sayılarak sınıfta kalacak.

Okulların 31 Ağustos’tan itibaren kademeli ve seyreltilmiş olarak açılmasının ardından öğrenciler ya okula gitti ya da velilerinin isteği doğrultusunda evlerinde kalıp uzaktan eğitimlerini sürdürdü. Okula gitmeyen devamsız sayılmadı, diğer bir deyişle devamsızlık nedeniyle sınıfta kalma bu yıl rafa kaldırıldı. Yaklaşık iki aydır açık olan okullarda dersler devam ederken, gözler sınavlara çevrildi. Milyonlarca öğrenci bu yıl sınavların yapılıp yapılmayacağını ya da nasıl yapılacağını merak ediyor.

SINAVLAR YÜZ YÜZE

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, okula devamı zorunlu tutmazken, sınavların yönetmelik gereğince okulda mutlaka yüz yüze yapılacağı mesajını sık sık verdi. Okullarda sınav dönemi geldi. Ancak, bugüne kadar her yıl kasım ortasında başlayan ilk sınavların bu yıl nasıl yapılacağı konusunda henüz bir açıklama yapılmadı. Bazı özel okullarda sınav takvimi açıklandı, hatta bazıları sınav yapmaya başladı. Bu hafta bazı okullar velilerine gönderdikleri yazıda, “İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden gelen mesaj doğrultusunda yazılı sınav takvimlerinin beklemeye alınması talimatı gelmiştir. Bu nedenle 23 Ekim’den itibaren sınavlar beklemeye alınmıştır. Sınavlar ile ilgili yeni bir talimat gelene kadar dersler ilgili sınıflarda yüz yüze, diğer sınıflarda online olarak devam edecektir” dendi.

2 SENARYO GÜNDEMDE

Bu açıklamanın ardından bir araştırma yaptım. Pandemi nedeniyle yüz yüze olacak okul sınavlarına yönelik edindiğim bilgilerde farklı senaryolarla karşılaştım.

İlk senaryo şu: Uygulamalı dersler olan müzik, beden eğitimi, resim gibi derslere not verilmesinde bakanlık özellikle ilkokul ve ortaokulda esnek bir program izleyecek. Bu derslerde notlar yüz yüze sınavlarla değil, büyük ihtimalle ödevlerle verilecek. İkinci senaryo ise şöyle: Matematik, fen bilgisi, Türkçe, yabancı dil gibi akademik derslerde mutlaka ve mutlaka yüz yüze yazılı sınav yapılacak. Her zaman olduğu gibi bu derslerde en az iki sınav yapılması esas.

Bakanlık koridorlarında konuşulan senaryolardan biri de bu akademik derslerde iki sınavdan birinin yüz yüze okulda yapılması. İkinci sınavın ise performans veya proje olarak notlandırılması. Buradaki amaç da dezavantajlı gruplara kolaylık sağlamak.

Yazının Devamını Oku

Elde keman kafada fizik

Ailesi 5 kuşak sanatçı... Armut dibine düşmüş ve Naz İrem Türkmen de 2.5 yaşında kemana, 6 yaşında da konservatuvara başlamış. Henüz 14 yaşında ve müzik kariyeri başarılarla dolu. Ama matematik ve fizik alanındaki başarıları da müzikten geri kalmıyor...

Genç keman sanatçısı Naz İrem Türkmen, sanatçı bir ailenin beşinci kuşak temsilcisi. Kemanı eline aldığında henüz 2.5 yaşındaymış. 6 yaşında da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na girmiş ve şimdi artık genç yaşında birçok uluslararası başarıya sahip kariyerli bir keman sanatçısı olmuş. Armut dibine düşermiş derler. Naz İrem de bebekliğinden itibaren ailesinden, büyüklerinden gördüğünü yapmış aslında. Allah vergisi yeteneğinin önemli kısmı da belli ki aileden gelmiş.

5 KUŞAK MÜZİSYEN

Naz İrem’in büyük dedesi Semih Argeşo, eskiden ismi İstanbul Şehir Orkestrası olan İstanbul Senfoni Orkestrası’nın baş kemancısıymış, hem de tam 45 sene. Büyükannesi Sabire Kakıcı da uzun yıllar yan flüt çalmış. Dedesi Cengiz Argeşo Ankara Operası’nın kadrosunda yan flüt sanatçısı olarak yer almış. Ve annesi Selda Argeşo Türkmen... Selda Hanım da Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği ile eş zamanlı İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan mezun olmuş bir klarnet sanatçısı. Naz’ın 11 yaşındaki kardeşi de onun gibi okulun yanı sıra konservatuvara devam ediyor. Babası Göksel Türkmen ise makine mühendisi.

BAŞARILARI BELGELİ

Naz İrem Türkmen, geçtiğimiz ay Cem Mansur yönetiminde Cemal Reşit Rey Salonu Orkestrası ile Harbiye Açıkhava’da verdiği konserin sonunda bitmek bilmeyen alkışlarla defalarca sahneye davet edildi. Virtüöz olma yolunda basamakları çifter çifter çıkıyor. Şimdiden birçok ödülü var. Ama müzikteki bu etkileyici başarısının yanı sıra matematik ve fizik alanında da müthiş bir noktada. Yani öğrencisi olduğu Üsküdar Amerikan Lisesi’nde sadece matematik ve fizik derslerinde çok başarılı demiyorum. Çok çok başarılı. Bu ödüllerle, ekstra eğitimlerle belgelenmiş bir başarı. 

MIT’YE GİTMEK İSTİYOR

Naz, Üsküdar Amerikan Lisesi'nde sanat bursuyla okuyor. Matematiğe özel bir ilgisi olan ve bu alandaki yarışmalarda derece alan Naz İrem, fiziğe de merak duyuyor. Ortaokulu bitirdiği yaz Marmara Üniversitesi Nanoteknoloji Laboratuvarı’nda staj yapan en küçük öğrenci oldu. Şimdi de lisede TÜBİTAK Fizik Olimpiyatlarına katılmayı hedefliyor. Genlerinde taşıdığı yeteneği küçük yaşlardan itibaren akılcı ve disiplinli çalışmasıyla hak ettiği başarılarla taçlandıran Naz İrem, Amerika’da MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) fizik okumak, ama profesyonel olarak da keman çalmak istiyor.

Yazının Devamını Oku

Ara sınıflar için de her an zil çalabilir

12 Ekim Pazartesi günü yüz yüze eğitimin ikinci aşaması başlıyor. Anaokulları hafta içi her gün, ilkokullar ile sınava girecek 8 ve 12’nci sınıflar haftada iki gün okula gidecek. Evlerinde bekleyen ortaokul ve lise ara sınıf öğrencileri ise şimdilik beklemede. Ancak onlar da her an okula çağrılabilir.

Milli Eğitim Bakanlığı, ortaokul ve liselerdeki ara sınıfların da okula gideceği yüz yüze eğitimin üçüncü aşaması için üç hafta beklemeyi düşünüyor. Ancak, her hafta toplanan Bilim Kurulu’na da bu sınıfların açılması için öğrendiğime göre düzenli olarak brifing veriliyor. Buna göre üç haftalık süre daha da kısalacak gibi. Yani salgınla ilgili durum iyiye giderse üçüncü aşama için beklenmesi düşünülen üç haftalık süre daha da kısalabilir. İyileşme olur, risk azalırsa tüm sınıflar düzeyinde yüz yüze eğitime üç haftadan kısa bir süre içinde geçilebilir. Ancak her durumda, tüm sınıf düzeylerinde haftada iki gün yüz yüze, kalan zamanlarda canlı sınıf uygulamasına devam edilecek. Milli Eğitim Bakanlığı, bu yıl sınava girecek ortaokul 8 ve lise 12’nci sınıf öğrencileri için de haftanın 5 günü yüz yüze eğitim planladı. Ancak, bu kararı Bilim Kurulu’na şimdilik onaylatamadı. Burada da sınava girecek adayların haftanın 5 gün yüz yüze eğitim görmesini salgının seyri belirleyecek.

30 DAKİKA DERS 10 DAKİKA DİNLENME

Haftada iki gün yüz yüze eğitim için okula gidecek öğrenciler 30 dakika ders, 10 dakika teneffüs yapacak. Gerekli görülmesi halinde iki günden birinin cumartesi de olabileceği daha önce açıklanmıştı. Cumartesi kararı şimdilik valiliklere bırakıldı. Yüz yüze eğitim dışında kalan tüm dersler uzaktan eğitim yoluyla tamamlanacak. Uzaktan eğitimlerde her dersin süresi 30 dakika olacak. Öğrencilerin uzaktan eğitim yoluyla desteklenmelerine yönelik tedbirler, okul yönetimlerince alınacak. Yüz yüze eğitim için çocuğunu okula göndermek istemeyen velinin yazılı onayı alınacak ve okula gelmeyen öğrenciler devamsız sayılmayacak ancak velisi tarafından okula gönderilmeyen öğrenci uzaktan eğitimle derslerine devam ederek devam ettiği sınıfın müfredatından sorumlu olacak.

60 YAŞ ÜSTÜ VE KRONİK HASTA ÖĞRETMENLER İZİNLİ

Salgın nedeniyle 60 yaş üstü ve Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği kronik hastalığı bulunan öğretmenler idari izinli olmaya devam edecekler. Hatta bu öğretmenlerin yerine sözleşmeli öğretmen ataması bazı okullarda yapıldı. Ancak, öğretmenler isterlerse tüm risk ve sorumluluğu üzerlerine alarak dilekçe verip, görevlerine devam edebilecek.

EBA EKİ İLE EĞİTİME DESTEK

Yazının Devamını Oku

'Çalıkuşu'nun şirinler sınıfı'

Öğretmen Büşra Yenidünya, tayin edildiği Pervari’nin dağ köyü Keskin’deki okula adım atar atmaz işe sınıfını boyamakla başladı. Hayatında yaptığı ilk boyada renk olarak maviyi seçti, sınıfa da ‘Şirinler’ adını verdi. Çocuklar sınıfa bayıldı ancak velilerde umduğunu bulamadı. Bir veli bile gelmedi toplantıya. O da okuldan çıkıp evleri tek tek gezdi, kendini sevdirdi. Köylülerin ‘Çalıkuşu’ dedikleri Büşra öğretmen, “Güzel bir başlangıç oldu” diyor.

Büşra Yenidünya, Artvin Yusufeli’nde doğdu. Önce Yusufeli Anadolu Öğretmen Lisesi’ni sonra da Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi sınıf öğretmenliği bölümünü bitirdi. Üniversiteden mezun olur olmaz “Ülkemin neresi olursa olsun orada görev yapmak isterim” diyerek öğretmenlik yapmak için atanmayı bekledi. Pandemi döneminde Siirt Pervari’de bir dağ köyü olan Keskin’e tayini çıktı. 22 Ağustos’tan itibaren de ilk görev yeri olan bu köyde öğrencileriyle birlikte hayatı öğreniyor. “Köyde bir Çalıkuşu, diye adlandırdılar beni çok da memnun oldum. Evet, ben köyde yeni başlayan bir Çalıkuşuyum. Kimine göre ilk heveslerin içindeyim ama bence güzel bir başlangıç yaptım. Geleceğe dair şunu söyleyebilirim. Daha yeni başlıyoruz. Umudumuzu hep diri tutmalıyız yoksa başka türlü üzülmek için çok neden var” diyor. 

OKULA ADIM ATAR ATMAZ İŞE KOYULDU

Bir ve ikinci sınıfların olduğu birleştirilmiş sınıfta öğretmenliğe başlayan Büşra öğretmen, okula adım atar atmaz işe sınıfını boyamakla başlamış. Hayatında ilk defa duvar boyamış. Ve yaptığı bu ilk boyada maviyi seçmiş. Örtüler dikmiş, sıraların, masaların ufak tefek tamiratını yapmış. Şimdi duvarları masmavi pırıl pırıl bir sınıfı var. Bu sınıfın adını da ‘Şirinler Sınıfı’ koymuş. Sınıfının mavi duvarlarında minik öğrencilerinin sesleri yankılansın istemiş hep. El emeği göz nuruyla yaşam verdiği sınıfını gördüklerinde öğrencilerinin de mutlu olacağını, buradan ayrılmak istemeyeceklerini düşünmüş.

BENİM DE ÖĞRETMENLİKTE İLK GÜNÜM

Ve sonunda Çalıkuşu Büşra öğretmen, geçen pazartesi başlayan “Uyum haftasında” birinci sınıftaki 9, ikinci sınıftaki beş öğrencisiyle buluştu. Çocukları, öğrencileri rengarenk çiçekler gibiydi. Şirinler Sınıfı’na çok da yakıştılar. Onlara ilk sözleri “Okulda sizin de ilk gününüz benim de öğretmen olarak ilk günümüz” oldu.

KÖY EVİNDE VELİ TOPLANTISI

Ancak ailelerine geldiğinde Büşra öğretmen pek umduğunu bulamadı. Veli toplantısı için önce onları tek tek aradı, her birinin bir mazereti vardı. Yine de toplantı saatini umutla bekledi fakat özenerek süslediği, onardığı sınıfına hiçbir veli adım atmadı. Toplantı 12.30’daydı, bekleyişi 14.00’e kadar sürdü. Ama Büşra öğretmenin kitabında yılmak yoktu. Okuldan çıktı, velilerinin tek tek evlerine gitti. İlk gittiği evde birkaç veliyi bir arada buldu, onlara okulu anlattı, çocuklarıyla nasıl ilgilenmeleri gerektiğini aktardı. Sonra diğer evleri gezdi. Öğretmenlerini evlerinde gören aileler şaşırdı. Kanepesi, minderi olmayan köy evlerinde Büşra öğretmen de yoklukla mücadele eden aileleri tanıdı. Çocuklara bütün bildiklerini aktarma sözü vererek çıktı. Köy evlerinde öğrencilerinin ailelerini ve koşulları tanıdığı için şimdi mesleğine daha farklı bakıyor. Omuzlarındaki yükün daha da ağırlaştığını hissediyor. Ama hem kendine hem çiçekler gibi rengarenk çocuklarına hem de onların artık daha iyi tanıdığı ailelerine, anne babalarına güveniyor. Bir de tabii pandemi bitip de Şirinler Sınıfı’nın mavi duvarları her gün çocuk sesleriyle yankılanmaya başladığında artık herkesin eğitimden keyif alır hale geleceğini düşünüyor ve geleceğe umutla bakıyor.

Yazının Devamını Oku