GeriNuran ÇAKMAKÇI Pandemi çocukları böyle değiştirdi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pandemi çocukları böyle değiştirdi

Yüz yüze eğitimde 40 gün geride kaldı, bir buçuk yıl sonra sınıflara dönen öğretmenler, öğrencilerindeki değişimi anlattı: Göz teması kuramıyorlar, bireyselleşip duygusallaşmışlar, dikkatlerini toparlayamıyorlar, yazmayı unutmuşlar...

Bir buçuk yılı aşkın süredir uzaktan eğitim gören milyonlarca öğrenci bir buçuk aydır yeniden okullarında. 6 Eylül’de başlayan yüz yüze eğitimde ilk 40 günü atlattık ama birçok okulda öğrencilerin uyumu konusunda hâlâ sorunların devam ettiğini görüyoruz, duyuyoruz... Öğretmenler, öğrencilerde görülen okula uyum sorunlarının başlıcalarını şöyle sıralıyor: “Bireyselleşmişler, bilgisayara alıştıkları için göz teması kuramıyorlar, sosyal ilişkiye açlar ama bir yandan da duygusal ve sosyal gelişimleri yavaşlamış, ödev yapmakta zorlanıyorlar, takım çalışmasına alışamadılar, dikkatleri azalmış, disiplin sorunu yaşıyorlar, yazmayı unutmuşlar...”

En büyük zorluğu birinci, 5’inci, 9 ve 10’uncu sınıflar yaşıyor. Eğitimcilerin bugünlerde birinci önceliği çocukların sosyal ve duygusal becerilerini geliştirmek. Akademik gelişme daha sonra geliyor. Özel Üsküdar SEV İlkokulu öğretmeni Barış Durmuş, Sezin Ortaokulu Müdür Yardımcısı Pınar Turan, Bilfen Lise ve İlköğretim Okulları Rehberlik Bölüm Başkanları Sebahat Başusta ve Tuğçe Kılıç öğrencilerde gözlemledikleri sorunları ayrıntılarıyla anlattılar:

Pandemi çocukları böyle değiştirdi

DİKKAT VE DİSİPLİNLERİ AZALMIŞ: Azalan dikkat sürelerini tekrar arttırmaya çalışmak, daha da bireyselleşen öğrencileri sosyalleşmeye yönlendirmek, ders dinleme kurallarını tekrar hatırlatmak gibi durumlar için öğretmen ve rehberlik servislerine önemli görevler düşüyor. 1.5 yıl önce bıraktığımız öğrenci profilinin şimdiki ile farklı olduğunu hem öğretmenlerin hem de velilerin kabul edip buna göre aksiyon alması gerekiyor. Daha önceki yöntemlerin birçoğunun bu yeni öğrenci yapısına göre yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Öğrencinin uzun bir dönem evde büyükleri ile vakit geçirmesi, pandemi sürecinin psikolojik etkileri, etrafta duyulan ya da yakınlarında yaşanan kayıpların ebeveynlerin çocuklar üzerindeki etkisini de azalttığını görüyoruz. Evde sınırlar, kurallar ve sorumluluklar noktasında serbest kalan öğrencilerin bu eğilimlerini okula da taşımaya çalıştığını gözlemledik. 

BİREYSELLEŞMİŞLER: Ortak bir alanı paylaşmanın gerekliliklerini unutmuşlar. Daha bireysel bakan, değerlendiren ve hareket eden çocuklarla karşılaştık. Bu da arkadaşlarına karşı tutum ve genel kurallar anlamında zorluk yaşanmasına sebep olmuş. “Önce ben” diye düşünüyor çocuklar. Çok bireyselleşmişler ve arkadaş ilişkilerinde benciller. Grup içinde yaşamak, kurallara uymak, sınıf ortamında ders dinlemek, empati kurmak, topluluk içinde sıra beklemek, kendi kendine organize olmak, dikkatini uzun süre sürdürebilmek gibi sosyal konularda yol almamız gerekiyor.

GÖZ TEMASI KURAMIYORLAR: Evde tek başlarına, bilgisayarın önünde, göz teması kurmadan, istediklerinde oturup istediklerinde kalktıkları bir ders süreci geçirmiş olmaları, şu an karşılaştığımız bu durumun ana sebepleri olarak sayılabilir. Bilgisayar ekranları onları uzak tutmaya çalıştığımız bir ortamken, pandemiyle birlikte sekiz saat boyunca bilgisayarın önünde oturmak durumunda kaldılar. Şimdi sınıf içinde öğrenmeleri ve ders boyunca öğretmenle göz temasını sürdürmeleri için çalışıyoruz. Görüyoruz ki bilgisayardan ders dinlemeye alışmış çocuklar göz teması kurmuyor.

DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİMLERİ YAVAŞLAMIŞ: Ev ortamında anne-babalar ne kadar destek olurlarsa olsunlar, çocuklar yeni tutumlar geliştirmişler. Olmaları gereken yaştan daha geride davranış sergiliyorlar, özellikle küçük yaş gruplarında daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Yaşı daha büyük olan çocuklar adaptasyona daha hazırlar. Onların da en büyük eksikliği akran etkileşimi, çatışma yönetimi, ikili iletişim becerileri ve saha faaliyetleri.

DERSE HAZIRLANAMIYORLAR: Öğrencilerin pandemi öncesi döneme göre yönerge almakta zorlandıkları, okul kurallarını daha fazla sorguladıkları,itiraz ettikleri, tepkisel davrandıkları, bireysel olarak daha fazla yönergeye ihtiyaç duydukları gözlemlendi. Derste online derslerde mikrofonları kapalıyken yaptıkları gibi ses çıkarma, resim yapma gibi davranışlarını sürdürdükleri görüyoruz. Eşyalarını toparlama, gerekli materyali getirme, derse hazırlanma, zaman yönetimi, ödevlerin/ev çalışmalarının takibi gibi alışkanlıklarını kaybettiklerini de gözlemledik. 

DİSİPLİN SORUNU YAŞANIYOR: Öğrenciliği bir beceri alanı, bir disiplin olarak kabul edersek, çocuklarımız bu disiplinin gereklerinden ciddi derecede uzaklaşmış görünüyor. Birinci sınıfta olan bir çocuk, 3’üncü sınıf öğrencisi olarak geri döndü. Birlikte yaşam kültürü bu süre içinde maalesef kazanılamadı. Sürecin en olumsuz çıktısı da bu.

Pandemi çocukları böyle değiştirdi

TAKIM ÇALIŞMASINA UYGUN DEĞİLLER

Önemli yetkinliklerden takım çalışması ve iş birliği yapma becerilerinin de köreldiğini görüyoruz. Ekranda her ne kadar takım hâlinde çalışma fırsatı buldularsa da yüz yüze, yan yana olan işbirliği ve iletişim bambaşka oluyor. İletişim kültürü doğrultusunda kendi aralarındaki anlaşmazlıkları çözebilmede ve çatışma kültüründe birtakım eksiklikler gözlemliyoruz.

SOSYAL İLİŞKİYE AÇLAR

Arkadaşlarını özlemişler. Ama kurdukları ilişkilerin niteliğinde sıkıntılar var. Hastalık döneminde kendini koruma durumu ve ilişkilerdeki davranış biçimleri biraz birbirine karışmış. 10-14 yaş grubundaki öğrenciler çok enerjik ve evde oldukları sürede o enerjiyi sarf edemediler. Bir odanın içinde, bilgisayarın önünde tek başlarına oturmak onlar için hiç de kolay bir süreç olmadı. Çocukların akademik becerilerinin desteklenmesine değil, daha çok sosyal ve duygusal yönden desteğe ihtiyaçları olduğunu gördük. Çocukların hazır bulunuşluklarına göre eksik kalan akademik ihtiyaçlarını tamamlamaktan önce en önemli yoksunlukları olan sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını gidermek üzere çalışmalar yaptık. İletişim kurabilecekleri, kendilerini ifade edebilecekleri çalışmalara öncelik verdik. Bu süreçte öğretmenlerimize ve tabii ki rehberlik bölümlerine çok iş düşüyor. Çünkü bambaşka yapıda çocuklar var; anne-babası çalıştığı için evde hayatlarını tek başlarına sürdürmüş olanlar, ailece kayıplar yaşamış olanlar, evdeki atmosferi değişmiş olanlar... Bu çocukların daha farklı gereksinimleri oluyor.

YAZMA BECERİLERİ ZAYIFLAMIŞ

Öğrencilerin okuma-anlama becerilerinde daha az bir gerileme varken yazma becerilerinin oldukça gerilediğini gözlemledik. Hem kalem tutma hem de metin oluşturma becerileri zayıflamış.

X

Yükseköğretimi pandemi vurdu

Yaklaşık 2 yıldır devam eden pandemi koşulları hayatın tüm alanlarında olduğu gibi eğitimde de etkili oldu. Yükseköğretimin en önemli unsuru uluslararası etkileşim ise ne yazık ki hâlâ tam anlamıyla uygulanamıyor. Öğrenci ve öğretim üyesi değişimi yapılamıyor.

Eğitim kurumları pandemiye rağmen öğrencilerini eğitim öğretim hayatının içinde tutmaya çalışsa da bu dönem her yaş grubu için farklı zorluklar barındırıyor. Yükseköğretim çağındaki öğrencilere baktığımızda pandeminin neden olduğu eğitim öğretimden yararlanma mahrumiyetinin ilk ve ortaöğretime kıyasla daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü ilk ve ortaöğretim kurumları zaman zaman açılıp kapandı ama bu süre boyunca üniversitelerin tamamı kampüslerinin kapısını tamamen kapatmak zorunda kaldı. Bu da başta üniversitelerdeki uluslararası hareketlilik olmak üzere yükseköğretimde birçok alanı olumsuz etkiledi. Şu anda üniversitelerin büyük bölümü pandemi sürecini yüz yüzenin yanı sıra uzaktan eğitimle, yani hibrit yöntemlerle devam ettiriyor. Yükseköğretimin en önemli unsuru uluslararası etkileşim ise ne yazık ki hâlâ tam anlamıyla uygulanamıyor. Öğrenci ve öğretim üyesi değişimi yapılamıyor.

YÖK RAPOR HAZIRLADI

İşte bu koşullar ışığında Yükseköğretim Kurulu (YÖK) önceki gün 193 üniversiteye ait izleme ve değerlendirme raporunu açıkladı. Üniversitelere ait 2018, 2019 ve 2020 yılı raporları karşılaştırıldığında 2020 yılında bazı verilerde COVID-19 salgının etkisiyle kaçınılmaz düşüşler göze çarpsa da genel olarak yükseliş görülüyor.



4 temel alandaki 43 göstergede üniversitelerin değerlendirildiği “Üniversite İzleme ve Değerlendirme Çalışması” üniversitelerin yürüttüğü faaliyetleri ele alıyor. Söz konusu çalışma oluşturulurken göstergeler, eğitim ve öğretim, araştırma ve geliştirme, proje ve yayın, uluslararasılaşma ile topluma hizmet ve sosyal sorumluluk temel alan başlıkları altında toplandı.

Yazının Devamını Oku

Her çocuk anaokullu olacak

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, 5 yaş grubunda okul öncesi eğitim hedefinin yüzde 100 olduğunu söyleyerek 40 bin ana sınıfı açılacağını açıkladı. Bakan Özer, eğitim editörleriyle yaptığı toplantıda şunları söyledi:

İSTEYEN HERKES İÇİN ÜCRETSİZ

* “Tüm çocukların okul öncesi eğitime erişimini sağlamak zorundayız. Hedef 5 yaş için yüzde 100. Zorunlu olmayacak ama isteyen herkesin hiçbir ücret vermeden gidebileceği okulları hazır edeceğiz.

* 3 bin yeni anaokulu, 40 bin ana sınıfı yapacağız. Bu konuda İstanbul’un dezavantajlı bölgelerine ağırlık verilecek, halen 157 anaokulu var, 1000 yeni okul yapılacak.

* Son 20 yıl içinde 5 yaşın okullaşmasına ağırlık verilmiş. 5 yaşta yüzde 78 olan okullaşma oranını yüzde 100’e, 4 yaşta yüzde 35 olan okullaşma oranını yüde 70’e, 3 yaşta yüzde 14 olan okullaşma oranını yüzde 50’ye çıkarmayı hedefliyoruz.

* 2022 sonunda 1000 anaokulumuz olacak. Dezavantajlı bölgelere ve Doğu Anadolu Bölgesi’ne ağırlık vereceğiz.

TATİL ÖNCESİ 521 SINIFA KARANTİNA

* Ara tatil öncesinde 521 sınıf karantinadaydı. En büyük avantajımız öğretmenlerimizin aşılı olması. İkinci doz aşı olup antikor oluşturanların oranı yüzde 92. Öğretmenlerimiz örnek teşkil ettiler.

* Birinci öncelik okulları yüz yüze eğitime açık tutabilmek. Okulların öğrenme dışında anlamlar taşıdığı salgınla ilk defa görüldü çünkü mağduriyetler oluştu. Okullar, toplumdaki eşitsizliklerin ortadan kalktığı yerlerdir.

Yazının Devamını Oku

Bakan Özer’den mesajlar: Hedef reform değil, kalite

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, göreve geldiği günden itibaren eğitimde çözüm odaklı hareket ediyor. Yoğunlaşacakları konuların; okul öncesi eğitime erişimi arttırmak, okulların imkân farklılıklarını azaltmak ve öğretmenlerin mesleki gelişimlerine sürekli destek vermek olduğunun altını çiziyor.

Aslında, uzun zamandan beri aileler ve öğrenciler, eğitimde sürekli değişiklik yapılmasından bıkmıştı. Her yeni bakan ile eğitim sisteminde değişiklik yapılması artık sıradan bir hal almıştı. Özellikle sınav sistemindeki değişiklikler herkesi yormuştu. Dolayısıyla, yeni Milli Eğitim Bakanı’nın eğitimde reform ve köklü değişiklikler yerine, eğitimde kaliteyi sürekli arttırarak fırsat eşitliğini güçlendirmeye odaklanması oldukça sevindirici. Gerçekten yıllardan beri eğitim sistemimizin en önemli sorunu da eğitimde fırsat eşitliği konusundaki sıkıntılar oldu. Bir başka deyişle, okullar arası başarı farklarının bir türlü azaltılamaması hep konuşuldu. Bu farkların özellikle bölgeler arasında çok daha fazla görünür olması dikkat çekti. Bu nedenle, bu farkları azaltmaya yönelik yapılacak iyileştirmeler, eğitim sisteminin çok daha kaliteli olmasını sağlayacak.

OKUL ÖNCESİNDE ORAN ARTACAK

Bakan Özer’in vurguladığı konulardan ikisi özellikle çok önemli. Birincisi, okul öncesi eğitimde okullaşma oranlarını yükseltmek. Artık, gelişmiş ülkeler eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak için okul öncesi eğitimde okullaşma oranlarını yüzde 100’e çıkarmaya çalışıyorlar. Bu ne demek? Bu, gelir seviyesi ne olursa olsun aynı yaş grubundaki tüm çocukların okul öncesi eğitime erişebilmesi demek. Böylece, okul öncesi eğitime erişimdeki eşitsizlikler ortadan kalkacak ve çocuklar ilkokula başladıklarında hazır oluşlarında önemli bir fark olmayacak. Aksi takdirde başlangıçtaki fark sürekli büyüyecek ve eğitimin ilerleyen kademelerinde okullar arası başarı farkları olarak önümüze çıkacak. Bir diğer konu ise okullar arası imkân farklılıklarını azaltmak. Şu anda en önemli sorun da bu. Her kademeden tüm okullar aynı imkânlara, aynı altyapıya sahip değil. Bu nedenle bu farkları azaltmak için yapılacak yatırımlar eğitimin kalitesini yükselteceği gibi okulları da imkânları bakımından eşitleyecek demek. 

MESLEKİ EĞİTİMDE 1000 OKUL PROJESİ

Bakan Özer, ‘Mesleki eğitimde 1000 okul’ projesini tamamladıklarını dile getirdi. Bu projeyle meslek liseleri arasında imkân bakımından en dezavantajlı olan 1000 okulu seçtiklerini belirten Özer şunları söyledi: “Bir yıl gibi kısa sürede bu projeyle 1000 okula 1 milyar TL’lik yatırım yaptık. Okullarımızı öncelikle bakımdan geçirdik. Fiziki eksikliklerini giderdik. Diğer taraftan 1000 okula 1000 kütüphane, 1000 fizik-kimya-biyoloji laboratuvarı kurduk. Bine yakın yeni atölye ve laboratuvarlar hazırladık, mevcutlarını güncelledik. Öğrenci ve öğretmenlerimize ve okul yöneticilerimize kapsamlı eğitimler düzenledik.” Bakan Özer, bu deneyimi şimdi tüm okullara yaygınlaştırmak istediklerinin altını çiziyor. Elbette, bu sorunun kısa vadede tamamen çözülmesi zor. Ancak, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bunu odak noktası yapması çok önemli. Çocukların okullarında aynı imkânlara sahip olabilmeleri çok değerli. Öte yandan ‘Kütüphanesiz Okul Kalmayacak’ projesi de yapılabilirse önemli bir adım daha atılmış olacak. Bakanlık tüm okullarda bir taraftan mevcut kütüphaneleri zenginleştirmeye çalışırken diğer taraftan kütüphanesi olmayan okullara da yeni kütüphaneler kurmayı planlıyor. Projenin tanıtımı Emine Erdoğan tarafından yapıldı. Hedef çok büyük. İki ayda bu proje tamamlanacak. Yani, 2021 yılının sonunda kütüphanesiz okul kalmayacak. Bu gerçekleşirse işte o zaman önemli bir reform yapılır.

İKİNCİ TATİL 24 OCAK’TA 

Yarıyıl tatili, 24 Ocak 2022 Pazartesi başlayıp 4 Şubat 2022 Cuma tamamlanacak.

Yazının Devamını Oku

Deniz'in 'yapay' zekası

Deniz Baran Karagöz, Darüşşafaka Lisesi 10. sınıf öğrencisi. En büyük tutkusu yapay zeka üzerine çalışmak. Öğretmenlerinin yönlendirmesiyle ulusal ve uluslararası birçok yarışmaya katılıyor. Son olarak Münih’teki Uluslararası Makeathon Yarışması’na katılan tek liseli oldu ve tüm dikkatleri üzerine çekti...

Önceki hafta Münih’te yapay zeka odaklı iş fikirlerinin ortaya konulduğu; Microsoft, Siemens, Google, IBM gibi firmalar tarafından desteklenen ve Avrupa’nın en itibarlı yarışmalarından biri olarak görülen uluslararası bir yarışmaya katıldı Deniz Baran Karagöz. Yarışmanın adı Makeathon’du ve Deniz bu yarışmaya katılan en küçük yarışmacıydı. Ekibinde 3 Alman, bir Kolombiyalı üniversite öğrencisi olan Deniz, yarışma sonunda ilk üçe giremedi ama herkesin dikkatini çekti. Çünkü dünyanın farklı ülkelerinden 200’e yakın kişinin katıldığı yarışmada, ortaöğretim düzeyinde katılmaya hak kazanan tek öğrenci oydu. Öğretmenleri, “Yarışmaya kimlerin katılacağı bir jüri tarafından belirleniyor. Deniz dışındaki katılımcıların çok büyük kısmı iş dünyasından lisans veya yüksek lisans mezunları. Kendisiyle gurur duyuyoruz” dedi.

TÜRKİYE İKİNCİSİ

Deniz’in yarışmadaki takımında toplam 5 katılımcı bulunuyordu. Yarışmada belli bir şehir ya da bölgede modern şehirleşme çözümlerini sürdürülebilirlik ekseninde tasarlamaya çalıştılar. Burada da genel olarak bir bölge fotoğrafı üzerinden, tamamen yapay zekayı kullanarak, o bölgenin insan ve bina yerleşimi açısından nasıl daha verimli kullanılabileceğini ortaya koyan bir sistem geliştirdiler. Bunu da yarışma süresi olan sadece 48 saatte gerçekleştirdiler. Bugün hala yarışmadaki takımıyla kontak halindeler ve bu projeyi daha da geliştirmenin ve ticarileştirmenin yollarını arıyorlar. Darüşşafaka Lisesi giriş sınavında Türkiye ikincisi olan Deniz Baran, yazılım ve yapay zeka geliştirme konularında kendini geliştirmeyi hedeflediğini, gelecekte yapay zeka mühendisliği okumak istediğini belirtiyor.

MAKEATHON YARIŞMASI NEDİR?

Münih Teknik Üniversitesi bünyesindeki Makeathon Plaftormu tarafından düzenlenen yarışmada adaylar belli bir zaman diliminde önceden belirlenmiş ihtiyaçlara yanıt veren yenilikçi ürünler çıkarmayı hedefliyor. Makeathon yapay zeka alanında, Avrupa’nın en itibarlı yarışmalarından biri. Microsoft, Siemens, Google, IBM gibi iş ortaklarının da destek verdiği platform tarafından düzenlenen etkinliklere, dünyanın dört bir yanından ortalama 250 yarışmacı katılıyor. Platformun yönetimini ise Technische Universität München’deki (TUM) öğrenciler üstleniyor.

Yazının Devamını Oku

7 yıl sonra ilk şura toplanıyor... Eğitimde fırsat eşitliği masada

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ‘en yüksek danışma kurulu’ olarak nitelendirilen Milli Eğitim Şurası, 7 yıl aradan sonra ilk kez toplanacak. 1-3 Aralık’ta yapılacak 20’nci Milli Eğitim Şurası’nda üç önemli konu masaya yatırılacak: Temel Eğitimde Fırsat Eşitliği, Mesleki Eğitimin İyileştirilmesi ve Öğretmenlerin Mesleki Gelişimi...

Milli eğitim şuraları aslında eğitim politikalarını belirleyen çok önemli toplantılar. Burada alınan kararlar bağlayıcı oluyor. Her ne kadar üç yılda bir yapılması planlasa da son yıllarda kesintiye uğradı. 1995’te çıkarılan yönetmeliğe göre ise dört yılda bir toplanması planlandı. Ancak, bu takvime de pek uyulmadı. İlk şura Maarif Kongresi adıyla 1921’de toplandı. Son şura ise Aralık 2014’te yapıldı. Milli Eğitim Şuraları, Türk millî eğitim sistemini geliştirmek, niteliğini yükseltmek için eğitim ve öğretimle ilgili konuları tartışmak ve tavsiye kararları almak üzere toplanıyor.

ÖNEMLİ KARARLAR ÇIKIYOR

Bu önemli toplantılarda Milli Eğitim Bakanı şuranın tabii üyesi ve başkanı oluyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı ve üyeleri ile Millî Eğitim Bakan yardımcıları ve Bakanlık merkez teşkilatı birim amirlerinin “tabii üyeler” olarak katılacağı şuraya bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler ile yurtiçi ve yurtdışından meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör, basın ve yayın kuruluşları, öğrenci ve veli temsilcileri ile eğitim alanında şura konularıyla ilgili çalışmalarıyla tanınmış uzmanlar da davet edilecek.



1-3 Aralık’ta toplanacak Millî Eğitim Şurası’na yönelik gündem konularıyla ilgili eğitim paydaşlarından görüşler alınmaya devam ediyor.

Yazının Devamını Oku

Yüz yüze eğitimin ilk 45 gününde öğretmenlerin pandemi sınavı

Geçen hafta pandemi döneminden etkilenen öğrencilerin yüz yüze eğitime geçişte ilk 40 günü nasıl geçirdiklerini aktarmıştım. Şimdi de sıra öğretmenlerde. Eğitim hayatının en kilit rolündeki öğretmenler, 45 gün boyunca yaşadıklarını ve karşılaştıkları zorlukları paylaştı...

Kuşkusuz salgın sürecinde iş yükü en çok artan meslek grubunun başında öğretmenler geliyor. Öğretmenler daha önce hiç deneyimlemedikleri bir süreçle karşı karşıya kalmalarına ve bu süreçte kendileri de zaman zaman desteğe ihtiyaç duymalarına rağmen öğrencilerini büyük bir özveriyle destekleyip bilgi ve deneyimleriyle beslemeye çalıştı. Bu dönemde olağanüstü çalışmalar yaptılar. Eğitim verme şekillerini yeniden keşfeden görünmez birer kahraman oldular. En zorlu şartlarda mucizeler gerçekleştirdiler. Karantina dönemlerinde kapı kapı dolaşıp öğrencilerine eğitim verdiler. Kendi imkanlarıyla köy köy dolaşıp öğrencilerine ulaşanlar oldu. Kimisi de ekran karşısında her gün öğrencileriyle birlikte oldu, onları motive etti.

HİÇBİR ENGEL TANIMIYORLAR

Bu zorlu süreçte hiçbir engel tanımayan öğretmenler, kaynaklarını ve zamanını öğrencilerine ayırmaya devam ediyor. Toplam 43 ilde 500’ü aşkın gönüllü ve 50 bini aşkın ulaşılabilir öğretmenin bulunduğu Öğretmen Ağı’nın Genel Koordinatörü Buket Sönmez, öğretmenlerin yüz yüze eğitim başladığından bu yana sorunları ve davranış biçimleri farklılaşan öğrencilerle karşı karşıya olduklarını belirterek şunları söylüyor:

“Çocuklarda ciddi davranışsal problemler var. O yaş grubunun iniş çıkışlarını yönetebilirsiniz. Ancak, öğretmenlerden gelen geri dönüşlerden anlıyoruz ki davranışsal sorunları yönetilemeyecek noktaya gelmiş olabiliyor. Birinci sınıfın ilk dönemini yaşayan çocuklar, 3’üncü sınıf olarak döndüler. Sınıf içi akademik ortam bir öğrenme yeri ancak koridorlar daha büyük öğrenme yeri. Sınıf dışındaki ortamlarda akranlarıyla beraber vakit geçirirken çocuklar kurallara uyma konusunda sorun yaşıyor. İki yıllık eksiklik var. Öğretmenler, akademik sorunlardan çok sosyal, duygusal öğrenmede geri kalmışlığın ciddi sorunlarını yaşıyor. Velilerle doğru zeminde ilişki kurma noktasında da sıkıntılar var. Veliler öğrenme eksikliklerine kilitlenmiş durumda. Ancak çocukların sosyal duygusal gelişimini görmekten uzaktalar. Çünkü, onların da önünde sınav bariyeri var.”

İŞTE EN ÖNEMLİ SORUNLARI

Öğretmen Ağı tarafından pandemi sürerken öğretmenlerin okulda karşılaştıkları zorluklar ve sorunlara yönelik çalışmalar yapıldı. Eğitim Reformu Girişimi’nin hazırladığı Eğitim İzleme Raporları’nda da bu dönemde öğretmenlerin karşılaştığı sorunlar şöyle sıralandı:

Yazının Devamını Oku

Bu okul gururumuz olacak

Milli Eğitim Bakanlığı’nın gelecekte yıldızı parlayacak farklı alanlarda öğrenci yetiştirme yolunda attığı adımların sonuncusu Demirören Medya Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi oldu. Böylece fabrikada, havalimanında, savunma sanayi bölgesinde, teknopark içinde açılan mesleki ve teknik Anadolu liselerine bir yenisi daha eklendi.

Demirören Medya Center içinde yer alıp 2022 yılından itibaren öğrenci kabul edecek olan lisede öğrenciler akademik eğitimleri boyunca sektörün deneyimli isimleriyle derslere girecek. Daha donanımlı, daha nitelikli gençlere gazeteciliği aktarmak için çıkılan bu yolculukta ilk etapta 30 öğrenci yer alacak. Bu sayı sonraki yıllarda katlanarak büyüyecek. Devlet lisesi olarak eğitim verecek okul, LGS başarı puanıyla öğrenci  alacak. Öğrencilere okulda gösterecekleri başarıya göre burs ve mezuniyet sonrası istihdam olanakları da sağlanacak. Medya alanında ilk olacak bu lisenin en önemli mimarları İstanbul Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü Kemal Varın Numanoğlu ve daha bakan yardımcılığından itibaren mesleki eğitimin yıldızının parlamasını sağlayan Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer oldu. Geçtiğimiz haziran ayında ilk çalışmalara başladığımızda zamanın İstanbul İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Serkan Gür ve daha sonra görevi devralan Zekine Dayıoğlu ve ekibiyle geleceğin meslektaşlarını yetiştirebilecek olmanın heyecanını yaşadık.

TÜRKİYE’NİN HER YERİNDEN ÖĞRENCİ

CNN Türk Genel Müdürü Murat Yancı, DHA Genel Müdürü Celal Korkut, Demirören Medya İnsan Kaynakları Grup Başkanı Elif Karacaoğlu, Demirören Teknoloji Strateji ve İş Geliştirme Grup Başkanı Vadi Dipçin, Hürriyet Ekler Yayın Yönetmeni Aslı Çakır ve benim de bulunduğumuz ekip ilk günden dünkü imza törenine kadar heyecanla çalıştı. Babaları Erdoğan Demirören’in eğitime ve gençlere verdiği değeri miras olarak devralan Yıldırım Demirören ve Meltem Demirören bu projede başından beri en büyük destekçilerimiz oldular. Sınıfları, Türkiye’nin en büyük gazete, televizyon, radyo ve internet sitelerini çatısı altında toplayan Demirören Medya Center içinde kurulacak olan okulda akademik derslerin yanı sıra atölye, seminer gibi çalışmalar da yapılacak.

Türkiye’nin her yerinden öğrenci alabilmek için pansiyonlu olarak tasarlanan okulda ilk hedeflerden biri de çok iyi derecede yabancı dil bilen medya mensupları yetiştirmek. Yabancı hocaların da ders vereceği okulda liselilerin öncelikle kendi ana dilini daha sonra da İngilizce’yi çok iyi öğrenmesi için gerekli tüm koşullar hazırlanacak. Ve bizler de ömrümüz oldukça kuruluşu için heyecan duyarak emek harcadığımız bu okuldan mezun olacak gençlerin gelecekteki başarılarını keyif ve gurur duyarak izleyeceğiz.

Yazının Devamını Oku

İyi ki varsın çocuk!

Öğretmen anne Burcu Genco Büyükburç, önce 2 çocuğunu ‘ekran’dan uzak tutmak için evde deneyler hazırlayıp, ‘icat’ geliştirmeye başladı, ardından da internet üzerinden ‘İnteraktif Aile Saati’ uygulamasıyla başka anne-babalara ulaştı. Burcu öğretmen şimdi, 19 branştan meslektaşıyla ‘filozof çocuk’ yetiştirmenin püf noktalarını anlatan atölye çalışmaları yapıyor....

Burcu Genco Büyükburç, 35 yaşında 6 yıllık fen bilgisi öğretmeni. Hatay İskenderun’da özel bir okulda görev yapıyor. Burcu öğretmenin, biri 1.5 diğeri 4 yaşında iki oğlu var. O da pek çok anne gibi çocuklarının ekran maruziyetinden mümkün olduğunca uzak kalmasını istiyor. Bu yüzden büyük oğlu Murat Atlas çocukluğunun ilk yıllarını bilgisayar, tablet ve televizyondan uzak geçirsin diye 2.5 yaşından itibaren evde onun için deney ve oyunlar hazırlamaya başladı. Mesela geri dönüşüm malzemelerinden bir oyun icat etti. Pandemi öncesi başladığı bu deneysel oyunlarla çocuğu ile daha etkili vakit geçirip, onu keşfeden, üreten bir birey haline getirmek istiyordu. Oğlunun yaparak, yaşayarak öğrenmesi için geliştirdiği “İyi ki Varsın Çocuk” projesini sosyal medyada duyurdu. Hatta farklı branşlarda meslektaşları ile ücretsiz etkinlikler düzenleyerek ailelerin katılımına açtı. Geçen sene 1 Ekim-5 Kasım tarihleri arasında her akşam meslektaşları ile bir etkinlik düzenleyen Burcu öğretmen, ailelerin icat ettiği oyunları sanal sergide yayınladı. Ebeveynlerin gerek zaman, gerek maddi yetersizlikler nedeniyle çocuklarına veremediği eğitimleri evlerinde ücretsiz bir şekilde yapabilmeyi hedefleyen Burcu öğretmenin başlattığı etkinliklere psikolojik danışman, ilk yardım eğitmeni, anlayarak hızlı okuma uzmanı, yaşam koçu, nefes koçu, keman ve piyano eğitmeni ile birçok gönüllü öğretmenler de destek veriyor.

İNTERAKTİF ‘AİLE SAATİ’

Pandemide çocukların evde çok fazla sıkıldığını her zamankinden daha çok ilgiye ve oyun oynamaya ihtiyaç duyduğunu söyleyen Burcu Genco Büyükburç, “İyi ki Varsın Çocuk” projesini kendi evinden çıkarıp başka çocukların, başka anne babaların evlerine sokup, “İnteraktif Aile Saati” adında bir uygulama başlattı. Ailelerin evde çocuklarla zaman geçirerek geri dönüşüm malzemeleri ile kendi oyunlarını hazırlayıp oynamalarını sağlamayı amaçladığını belirten Büyükburç, “Bu sayede çocuklarımızı televizyon, telefon ve tablet ekranlarından uzak tutacağımızı düşündüm” diyor. Eşi de matematik öğretmeni olan Burcu öğretmen, yeni projeleri olduğunu da söylüyor: “Mutlu, üreten, keşfeden, özgür çocuklar yetiştiren, bilinçli anne baba vizyonu ile hareket eden, bununla birlikte çocuklarımızla eğlenerek etkileşimli zaman geçirmeyi ilke edinen ebeveynler olmak bizim ilk hedefimizdi. Ve sonrasında bu hedefimiz projelerimiz için çıkış noktası oldu. Büyükburç Ailesi olarak eğitim alanında birçok yeni projemiz var.”

AİLELERLE İCAT SERGİSİ AÇTI

"Oğlumla evde etkinlik ve deneylere başladığımda ilk amacım onun el becerilerinin, motor ve kaslarının gelişmesiydi. Çocuğumun fiziksel ve bilişsel becerilerini geliştirmek amacıyla başlattığım bu etkinlikler evde deneylerle devam etti. İlk etapta kendim yaptım, sonra oğluma yaptırmaya başladım. Sonra bunu sosyal medyada duyurdum. Türkiye’nin farklı illerinden farklı branşlardan öğretmenler de bana eşlik etti. Bunun üzerine ailelerin icatlarıyla bir sergi açtık. Şimdi de ekim ayı boyunca her gün farklı atölyelerde sanat terapisinden ev kazalarına karşı ilk yardıma, sayılarla karikatür yapmadan filozof çocuk nasıl yetiştirilire kadar birçok etkinlik düzenliyoruz. Ücretsiz olan bu etkinlikler online herkese açık olacak. 19 branştan öğretmenimiz 28 farklı atölye ile aile ve çocuklara ulaşacak."

15 DAKİKA DA OLSA ZAMAN AYIRIN

Yazının Devamını Oku

YÖK Başkanı Erol Özvar: Üniversitelilerin yarısından fazlası çift doz aşılı

Üniversiteler bu yıl yüz yüze eğitim ağırlıklı olmak üzere yavaş yavaş açılmaya başladı. YÖK Başkanı Erol Özvar, üniversite öğrencilerinin yüzde 65.6’sının çift doz aşısının yapıldığını söyledi, yeni öğretim yılında yüz yüze eğitim ve salgına yönelik alınan önlemleri Hürriyet’e anlattı:

"Ülkemizdeki yükseköğretim kurumlarında eğitim gören öğrencilerimizin yüzde 65.6’sı çift doz aşı oldu. Bu önemli bir oran. Bizleri sevindiren diğer bir gelişme ise profesör, doçent, doktor, araştırma görevlisi, okutman gibi öğretim elemanlarımızın yüzde 85.6’sının çift doz aşılı olmasıdır. Önümüzdeki günlerde bu oranın yüzde 100’e yaklaşacağına inanıyoruz. Bu aşı oranlarının bizim 2021-2022 akademik yılı dolayısıyla yüz yüze eğitim konusundaki kararlılığımızı desteklediğini ve bu konudaki inancımızı arttırdığını ifade etmek isterim. Umuyorum öğrencilerimiz de öğretim elemanlarımız gibi eğitim öğretim dönemi açılırken aşılarını tamamlamak suretiyle yüz yüze eğitim için gerekli olan bu şartı yerine getirmiş olacak.

ÇEVRİMİÇİ DERSLER DE DEVAM EDECEK

COVID-19 salgınının devam ettiği bu dönemde üniversitelerde derslerin yüz yüze yapılmasının yanında çevrimiçi ve çevrimdışı yöntemlerden de istifade edilecek. Böylece eğitim-öğretimi kesintisiz sürdürebileceğiz. Üniversitelerimiz, salgın öncesinde de kullandıkları uzaktan öğretim yöntemini, salgın esnasında bütün programlara genişleterek bir hayli tecrübe kazanmış oldu. Bu tecrübe ile bu yeni akademik yılda gerekli gördükleri derslerin belirli bir oranını bu yöntem ile verebilecekler. Öğretim elemanlarımız derslerin büyük kısmını yüz yüze sınıflarda anlatacaklar. Bir kısım teorik dersleri ise senkronize olarak öğrencilere aynı anda çevrimiçi sunabilecekler. Üniversitelerimiz, asenkron yani derslerin video kayıtlarının alınıp öğrenciler tarafından izlenmesinin önünü açan uygulamaları da yapabilecekler. Böylece yüz yüze öğretimin yanı sıra online, senkron ve asenkron gibi uzaktan eğitim yöntemleri ile dersler çeşitlendirilmiş bir şekilde yürütülebilecek. Salgın esnasında bu yöntemlerin bir arada uygulanması öğretimin kesintisiz sürdürülebilmesi için vazgeçilmezdir.

UYGULAMALI EĞİTİM YÜZ YÜZE OLACAK

Uygulamalı öğretimler, stajlar ve iş yerinde mesleki eğitimlerin de tedbirlere uyularak devam etmesi gerekiyor. Öğrencilerimizin staj ve iş yeri mesleki eğitimlerinde kamu ve özel sektör kurumlarından gerekli anlayışı göstermelerini, tedbirlere riayet etmek suretiyle kapılarını öğrencilerimize açmalarını bekliyoruz.”

ÜNİVERSİTELERDE SALGIN ÖNLEMLERİ GİRİŞLERDE HES KODU KONTROLÜ

BAŞKAN Özvar, yüz yüze eğitimde alınacak salgın önlemlerini şöyle sıraladı: “YÖK’ün koordinasyonunda üniversitelerimiz, Sağlık Bakanlığı ile şu an protokol yapmış durumda. Bu protokol sayesinde üniversitelerimiz dijital verilerle COVID-19’u üniversite ölçeğinde, kampüs ölçeğinde takip etme imkanına sahip. Yine kampüs, bina girişleri veya gerekli görülen yerlerde üniversitelerimiz HES kodlarının kontrollerini yaparak riskli temaslıları veya virüse yakalanmış olanları izleyebilecek.

Yazının Devamını Oku

Tek göz odadan çıkan pırlantalar

Viranşehirli Muhsin, Silopili Hividar, Uludereli İlhan... Kalabalık ailelerde zor şartlarda büyüyen, yazın tarlalarda çalışıp biriktirdikleri parayla eğitim masraflarını karşılayan üç genç, şimdi üniversitede okumak için büyük şehirlere gitmeye hazırlanıyor. İşte pırlanta gibi 3 gencin başarı hikayeleri...

Viranşehirli Muhsin Zencir, 14 çocuğun yaşadığı bir evde büyüdü. Kardeşlerin en küçüğüydü. Nasıl başardıysa başardı ve sadece kardeşlerinin arasından değil bu yıl üniversite sınavına giren yüz binlerce gencin arasından da sıyrılmayı başardı. Türkiye 550’ncisi oldu. Şimdi İstanbul’da mühendislik okuyacak.



İlhan Gün de 12 kardeşin en küçüğü olarak tıpkı Muhsin gibi çok zor şartlar altında büyüdü. Onun yaşam savaşı Şırnak’ta başladı sonra hem çalışmak hem okumak için Antalya’ya uzandı. 1990 doğumlu olan İlhan bir üniversite bitirdi şimdi ikincinin peşinde. YKS’de en iyi 10 bin aday arasına girdi, bu sene Akdeniz Üniversitesi’nde hukuk tahsiline başlayacak, avukat olmak istiyor.

ZORLU HAYATLAR...

Hividar Çeviker ise Silopi’de 9 kardeşiyle aynı odada uyuyor, geceleri onlar uyanmasın diye sokak lambasının ışığında ders çalışıyordu. O da Muhsin ve İlhan gibi ailesinin üniversiteye giden ilk bireyi olacak. Yani o da diğerleri gibi ailesinin gururu, umudu olacak. YKS’de Türkiye 17 binincisi oldu. Başka okullar seçme şansı da vardı ama o öğretmen olmak istiyor. Hem de özel eğitim öğretmeni. Çünkü bir amacı var; yeğeni gibi engelli çocukların hayatına dokunabilmek. Çok kardeşli ve çok zorlu bir hayatın içinden gelip sınav başarılarıyla yüz binlerce genci geride bırakıp ailelerine büyük gurur yaşatan ve kalplerimize umut aşılayan bu üç genci gelin biraz daha yakından tanıyalım:

Yazının Devamını Oku

Korona en çok minikleri vurdu

Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre eğitime büyük sekte vuran korona salgınından en çok okul öncesi grup etkilendi. Daha önce 5 yaşta yüzde 75 olan okullaşma oranı, bu sene yüzde 50’ye kadar düştü.

Milli Eğitim Bakanlığı, örgün eğitim 2020-2021 verilerini açıkladı. İstatistiklerde dikkati çeken nokta pandemiden en fazla anaokulu grubunun etkilenmesi oldu. Geçen yıl 5 yaşta yüzde 75 olan okullaşma, bu yıl yüzde 50’ye düştü. Geçen yıl 3-5 yaş grubunda yüzde 43.20 olan okullaşma yüzde 28.95’e, 4-5 yaş grubundaki okullaşma yüzde 54.36’dan yüzde 37.62’ye geriledi. Eğitimin en önemli ve çocukların okullaşmasını etkileyen bu evresinde umarım artık yüz yüze eğitim devam eder de okul öncesi okullaşma oranı geçtiğimiz yılları aşar. Bakanlığın son yayınladığı istatistikler şöyle: Türkiye’de okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde 9 milyon 352 bin 605’i erkek, 8 milyon 733 bin 338’i kız olmak üzere toplam 18 milyon 85 bin 943 öğrenci örgün eğitim alıyor. Öğrencilerden 15 milyon 194 bin 574’i resmi, 1 milyon 310 bin 605’i özel okullarda ve 1 milyon 580 bin 764’ü ise açık öğretim kurumlarında okuyor. Resmi okullarda eğitim görenlerin 7 milyon 802 bin 825’i erkek, 7 milyon 391 bin 749’u kız öğrenciden oluşuyor. Özel okullarda ise 723 bin 749 erkek, 586 bin 856 kız öğrenci eğitim görüyor.



AÇIK ÖĞRETİMDE 1.5 MİLYON ÖĞRENCİ

Açık öğretimde kayıtlı aktif öğrencilerin 826 bin 31’ini erkekler, 754 bin 733’ünü kızlar oluşturuyor. Örgün eğitimdeki öğrencilerin 1 milyon 225 bin 981’i okul öncesi eğitimde, 5 milyon 328 bin 391’i ilkokulda, 5 milyon 212 bin 969’ü ortaokulda ve 6 milyon 318 bin 602’si ortaöğretimde bulunuyor. Ortaöğretimdeki 6 milyon 318 bin 602 öğrencinin 3 milyon 920 bin 83’ü genel liselerde, 1 milyon 731 bin 556’sı mesleki ve teknik liselerde, 666 bin 963’ü de imam hatip liselerinde eğitim alıyor.

ÖZEL ÖĞRETİM ORANI YÜZDE 8’E YAKLAŞTI

Yazının Devamını Oku

Milli Eğitim Bakanı Özer, Hürriyet’e konuştu: Yüz yüze eğitime katılım zorunlu

18 milyonu aşkın öğrenci ve 1 milyon 130 bin öğretmen bugün okulun ilk günü için ders başı yaparken, öğrenci ve velilerin aklına takılan soruları Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e sorduk. Bakan Özer okullardaki önlemleri anlattı, velilere “Yüz yüze eğitime katılım zorunlu” dedi.

MiLLİ Eğitim Bakanlığı (MEB) okulları bugün tüm sınıf seviyelerinde yüz yüze eğitime açıyor. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, 6 Ağustos tarihinde yapılan devir teslim konuşmasında bu kararlılığı açıkça dile getirerek “Salgın dolayısıyla çocuklarımızın bedensel ve zihinsel olarak daha fazla olumsuz etkilenmelerine müsaade edemeyiz. Artık okulları kapalı tutma lüksümüz yoktur” demişti. Kabine’de de bu karar alındı ve süreç başladı. Sağlık ve İçişleri Bakanlıkları da gerekli kararları alarak okulların açılmasına destek veriyor. MEB ve Sağlık Bakanlığı birlikte ‘Covid-19 Salgınında Okullarda Alınması Gereken Önlemler Rehberi’ hazırladılar.

Bugün 18 milyonu aşkın öğrenci ve 1 milyon 130 bin öğretmen ders başı yapıyor. Güvenlik elemanından servis sürücüsüne, kantinciden temizlik görevlisine çok sayıda personelin de işlerinin başında olacağı düşünülürse 20 milyondan fazla kişi bugün okullarda olacak. Ancak bir yandan da pandemi devam ediyor. Okullarımızda pandemi dönemi öncesiyle bugün arasında ne farklar olacak, ne gibi tedbirler alındı, öğrenci, öğretmen ve veliler nasıl uygulamalarla karşılaşacak? Bu soruları Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e yönelttik. 

KİMLER ‘MAZERET’Lİ

Öğrenci devamlılığı zorunlu mu?

Okullarımız tüm kademelerde haftada beş gün ve yüz yüze eğitimle açılıyor. Yüz yüze eğitime katılım zorunlu olacak. Ancak yönetmelikte tanımlı mazereti olanlar, Sağlık Bakanlığı e-nabız sistemindeki kronik hastalıklar listesinde yer alan hastalığa ait raporu olan öğrenciler ve CovId-19 tanılı veya temaslı olan öğrencilerimiz okula gelmeden EBA-TV ve dijital platformlar üzerinden derslerini takip edebilecekler.

Mazeret kapsamına neler girecek?

Evden çıkması sağlığı açısından risk oluşturan ve buna dair sağlık kurulu raporu bulunan özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilere rehberlik ve araştırma merkezlerince alınan “evde eğitim” kararı doğrultusunda ders yılı boyunca il/ilçe milli eğitim müdürlüğünün planlamasıyla evde eğitim hizmeti verilecek ve bu öğrenciler mazeretli sayılacak.

Yazının Devamını Oku

5 adımda okula dönüş

Yüz yüze eğitim uzun bir aradan sonra haftanın beş günü ve tam gün başlıyor, 18 milyondan fazla öğrenci ve 1 milyon 130 bin öğretmen okullarına, sınıflarına kavuşuyor. Peki koronavirüs konusunda önlemler nasıl alınacak? İşte 6 Eylül Pazartesi gününden itibaren okullarda uygulanacak tedbirler:

1)MASKE ZORUNLU: Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullardaki tüm öğrenciler okula maskeyle gelecek. Ancak, gelişimsel sorunu olan ya da maske takmakta zorlananlara muafiyet tanınıyor. Nemlenmesi durumunda değiştirilmesi için okul içinde yedek maske bulundurulacak. Çok yakın temasın gerektiği durumlarda maskeyle birlikte yüz koruyucu kullanılacak.

Öğretmenler aşılı olsa da okul bahçesine girişlerinden itibaren okulda bulundukları süre boyunca sürekli maske takacak. Farklı sınıflarda ders vermeleri durumunda dersler arasında maskelerini değiştirecekler.

Veli ve ziyaretçilerin; salgın döneminde mümkün olduğu kadar okul bahçesi de dâhil olmak üzere okul içerisine girişlerine izin verilmeyecek.  Ancak zorunlu hallerde okula giriş noktasından itibaren maske takmaları sağlanacak.

2)AŞISIZ ÖĞRETMENE HAFTADA 2 KEZ PCR TESTİ: Öğrencilerle bir araya gelmesi zorunlu olan öğretmen ve okul çalışanlarının aşı olmamaları durumunda haftada iki kez PCR testi ile taranmaları istenecek ve sonuçlar okul tarafından gerekli işlemler yapılmak üzere kayıt altında tutulacak.

Öğrencilerle aynı ev içerisinde yaşayan kişilerin de aşılı olmaları, tam doz aşılarını tamamlamış olmaları öneriliyor.

3)DERS ARALARINDA HAVALANDIRMA: Ders sırasında sınıf camları öğrenciler açısından risk yaratmayacak şekilde (her türlü düşme ve travmayı önleyecek önlemler alınarak) mümkün olduğu kadar açık tutulup doğal havalandırma yapılacak.

Ders aralarında mümkün olduğu kadar tüm öğrenciler açık alana çıkarılıp, camlar ve kapılar tamamen açılarak sınıflar hava akımı yaratacak şekilde en az 10 dakika süre ile havalandırılacak.

Yazının Devamını Oku

Eylülle birlikte 30 milyonluk eğitim hareketi

Yaklaşık 18 milyon öğrenci, 1 milyon öğretmen, 8 milyon üniversiteli ve eğitim sektörü çalışanlarıyla birlikte 30 milyonu bulan bir hareketlilik başlıyor. 1-3 Eylül’de anaokulu ve ilkokul birinci sınıf öğrencileri için uyum eğitimi yapılacak. 6 Eylül’de de tüm sınıflar haftanın beş günü yüz yüze eğitime başlayacak. Yüz yüze eğitime pandemi arasının ardından uzun bir hazırlık ve okula uyum süreci yaşanacak gibi görünüyor.

MİLLİ Eğitim Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde toplam 18 milyon 241 bin 881 öğrenci var. Tüm bu kademelerdeki öğretmen sayısı da 1 milyonu aşıyor. Üniversite öğrencilerinin sayısı ise yaklaşık 8 milyon. Üniversite öğretim üyeleri ve üniversite personelinin yanı sıra tüm okullarda kantincisinden, servis sürücüsüne kadar eğitim sektöründe yer alan tüm çalışanlar hesaba katıldığında eylül ayında yaklaşık 30 milyon kişinin okullara gidip geleceğini söylemek yanlış olmaz.



Eylülden itibaren 18 milyonu aşkın öğrenci, 1 milyondan fazla öğretmen ve 8 milyon üniversiteli evlerinden okullarına, üniversitelerine gidecekler. Pandemi nedeniyle sık sık kesintiye uğrayan ve uzaktan sürdürülen eğitim-öğretim yeniden okullara taşınacak. Okul koridorları, sınıflar yeniden öğrencilerin sesleriyle yankılanacak, üniversite kampüsleri şenlenecek. İlk olarak 1 Eylül Çarşamba ile 3 Eylül Cuma günleri arasında anaokulu ve ilkokul birinci sınıf öğrencileri için uyum eğitimi yapılacak. 6 Eylül’den itibaren de tüm sınıflar haftanın beş günü yüz yüze eğitime başlayacak. Öğrenciler okullarına, öğretmenlerine, arkadaşlarına kavuşacak. Eğer pandemi izin verir ve eğitim-öğretim kesintiye uğramazsa ilk ara tatil 15-19 Kasım arasında olacak. Sonrasında 24 Ocak-5 Şubat arasında yarı yıl tatili yapılacak. İkinci dönemin ara tatili 11-15 Nisan arasında gerçekleştirildikten sonra okullar 17 Haziran’da yaz tatiline girecek.  

AÇILIŞ BU YIL HER ZAMANKİNDEN FARKLI

Tabii bu takvim yukarda da söylediğim gibi her şey yolunda giderse geçerli olacak ki ben bu yıl eğitim-öğretimin kesintisiz olarak devam edeceğini umuyor ve buna inanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Okul kapıları 1 Eylül’de açılıyor... Yüz yüze eğitim kararlılığı

Nihayet uzun bir aradan sonra okullar tam gün ve yüz yüze eğitime başlıyor.

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, yüz yüze eğitim konusunda kararlı ve hazırlıklı görünüyor. Bakan yardımcısı iken kendisine bağlı olan meslek liselerine talimatlar verildiği duyumu aldım.  Bu okullarda dezenfektan ve maske üretimi hızlanmış. 1 Eylül öncesi dezenfektan ve maskeler öğrenci ve öğretmenleri bekliyor olacak. Öğrenciler ve öğretmenler okullarına gitmeye hazırlanıyor. Bakan Özer, vakalar çok zorlamazsa okulları açık tutma konusunda kararlılığını devam ettirecek diye düşünüyorum. Bakanlar Kurulu’nda yaptığı sunum ve diğer kabine üyelerini ikna etmesi de bu kararlığından kaynaklanıyor.



ÜÇ ÖĞRENCİ BABASI BİR VELİ OLARAK

“Bizim için tek tek her bir çocuğumuzun sağlığından daha kıymetli hiçbir şey yok. Millî Eğitim Bakanı ve aynı zamanda üç öğrenci babası bir veli olarak biliyorum ki tüm velilerimiz çocuklarını okullara emanet ederken okulların güvenli olmasını isterler. Gelinen noktada koronavirüsün uzunca bir süre daha hayatımızdan çıkmayacağı açıkça görülüyor. Dolayısıyla hepimiz, koronavirüsün risklerini göz önünde bulundurarak ve gerekli tedbirleri alarak hayatımızı sürdürmek zorundayız” diyen Bakan Özer, okulların açılması ve açık tutulması konusundaki kararlılığını şu sözlerle ifade ediyor:

“Daha önce de ifade ettiğim gibi, daha fazla okulları kapalı tutma lüksümüz bulunmamaktadır. Çocuklarımızın gelişimi, sağlığı ve geleceği için koronavirüsle birlikte yaşamayı öğrenmek ve yüz yüze eğitime devam etmek zorundayız.”

Yazının Devamını Oku

10 adımda doğru tercih

Yüz binlerce üniversite adayı, bugünlerde kafalarında onlarca soru işaretiyle tercih yapmaya çalışıyor. Adayların bu zorlu tercih sürecini kolaylaştırmanın yolu deneyimli uzmanlara kulak vermek. İşte onlardan biri olan eğitim uzmanı Salim Ünsal, tercih yaparken dikkat edilmesi gereken 10 püf noktayı sıraladı:

1. Puan mı yoksa başarı sıralaması mı?

Genel yerleştirmede başarı sıraları, ek yerleştirmede ise kesinlikle puan kullanılmalı. Ek yerleştirmede puanın kullanılmasının sebebi hem kılavuz verileri hem de adayın sonuç belgesinin o yıla ait olmasıdır. Oysa genel yerleştirmede adayın elindeki sonuç belgesi bu yıla aitken kılavuzdaki puan ve sıralar bir önceki yılın yerleşen son öğrencisine aittir. Puan ülke ortalamalarına ve standart sapmalarına göre yıldan yıla esneklik ve değişkenlik gösterirken taban sıraları daha stabil ve güvenilir bir veri sunar. 



2. Üniversite mi, bölüm mü?

Aday öncelikle ilgi, yetenek ve becerisine uygun meslekler belirlemeli, sonra da onları hangi şehirde, hangi üniversitelerde okuyacağına karar vermeli. Bu değerlendirmemizden meslek seçiminin, öğrenim görülecek üniversiteden daha önemli olduğu yargısı çıkarılmamalı. Her ikisi de önemli. Puan ve sıralama gibi belirleyici unsurların baskın karakterine havlu atıp diğer tüm hususları göz ardı ederek yapılacak bir meslek seçimi öğrenciyi genelde yanlış adreslere götürebilir.

Yazının Devamını Oku

Milli Eğitim’e ‘ilkler’in bakanı

Prof. Dr. Mahmut Özer’in adı bir süredir Milli Eğitim Bakanlığı için geçiyordu. Sonunda önceki gece ataması gerçekleşti ve Milli Eğitim Bakanı oldu. Yükseköğretimi bilen, rektörlüğün ardından ÖSYM Başkanlığı da yapan Mahmut Özer, hayata geçirdiği ilk uygulamalar ve yaratıcı projeleriyle biliniyor...

ÖSYM Başkanı olur olmaz o dönemde çok sayıda öğrenciyi mağdur eden “ÖSYM’de 15 dakika kuralını” kaldırdı, PISA sonuçlarını yerinde izleyerek çalışmalar yaptı. Bakan yardımcısı olduğu MEB’de özellikle gittikçe düşüşe geçen meslek liselerinin yıldızının parlamasına neden oldu. Liselere Geçiş Sistemi (LGS) ile ilgili çalışmalara da imza atan Prof. Dr. Mahmut Özer, titizliği ve çalışkanlığı ile tanınıyor. Mühendis olduğu için her çalışmasında ölçme ve değerlendirme formatı isteyen Bakan Özer, her aşamada süreçleri yakından takibi ile biliniyor. Bakan yardımcılarını da ölçme değerlendirme uzmanlarından seçen Bakan Özer’in önümüzdeki günlerde eğitim süreçleri ve okulların birbirine entegre edilmesi ile ilgili farklı projeleri olabilir.



EN GENÇ ÖSYM BAŞKANIYDI

2017’de 47 yaşındayken ÖSYM’nin başına geçen ve kurumun en genç başkanı olan Mahmut Özer, Milli Eğitim Bakan Yardımcılığı görevinde mesleki eğitimde önemli adımlar atılmasını sağladı. Pandemi döneminde okulların sektörle işbirliği halinde dezenfektan, maske ve diğer sağlık malzemelerini üretmesine ön ayak oldu. Prof. Özer, yaklaşık üç yıldır bakan yardımcılığı yapıyordu.

Yazının Devamını Oku

Anneanneden toruna 'şefkat' bayrağı

Anneanneye kucak açan Darüşşafaka, babasını kaybeden toruna da rehber olacak. Darüşşafaka mezunu Fatma Atay Has’ın torunu Zeynep Berra da şefkat yuvasında eğitim alacak...

Darüşşafaka ilk kız öğrencilerini 1971 yılında aldı. Yani bundan tam 50 yıl önce. 71’de okulun sınavına giren ilkokul mezunu kız çocuklarından biri de Fatma Atay Has’dı. Fatma küçük yaşında annesini kaybetmiş, psikolojik sorunları olan babasıyla baş başa kalmıştı. “Cehennem gibiydi” diye nitelediği baba evinden sonra Darüşşafaka onun için sadece şefkat değil kurtuluş kapısı olmuştu. O dönemi hayatının en güzel yılları olarak gören, “Küçücük çocuklardık, yatılılık zordu, okuldaki ilk günlerimizde herkes ağlarken ben hiç ağlamadım. Çünkü Darüşşafaka benim kurtuluşumdu” diyen  Fatma Hanım, şimdi 61 yaşında ve artık bir anneanne. Torunu Zeynep Berra Şenol geçen yıl Darüşşafaka sınavını kazandı. Yani yarım asır sonra bayrağı anneannesinden devraldı.

KÜÇÜK YAŞTA YETİM KALDI

Zeynep Berra’nın çocukluğu, anneannesinin Darüşşafaka’nın o zamanlar Fatih’teki binasında geçen yatılılık hikayelerini dinleyerek geçmişti. Kendisini giderek bu okula daha yakın hissediyor, sık sık kurumun internet sayfasını inceliyordu. Zeynep Berra küçük yaşta babasını kaybetmiş, yetim kalmıştı. Hem annesi hem de anneannesinin teşviki ile 3’üncü sınıftan itibaren Darüşşafaka sınavına hazırlanmaya başladı. Balıkesir’de doğan ve İstanbul’da oturan Zeynep Berra Şenol, geçtiğimiz yılki sınavda başarılı olup Darüşşafaka’da okumaya hak kazandı. Bu süreçte en çok okul öncesi öğretmeni olan annesinin kendisine destek olduğunu söyleyen Zeynep Berra, geçen yıl girdiği ancak, uzaktan eğitim nedeniyle pek de göremediği yatılı okulda arkadaşları ile geçireceği zamanı iple çekiyor.

BİRİNCİLİKLE MEZUN OLDUM

1979 yılında Darüşşafaka’dan mezun olan Fatma Has, o yılları şöyle anlatıyor: “Okulumuzda o yıllarda iki yıl İngilizce hazırlık okuduk. O zamana kadar İngilizce duyup, görmediğim bir lisandı. İlk yıllar çok zorluk çektim. Okuldaki ağabeylerim çok destek oldu. Liseyi edebiyat birincisi olarak bitirdim. Üniversiteye girmek için iki kez teşebbüs ettim ama bazı sebeplerden dolayı giremedim. Ancak, okulda öğrendiğim lisan sayesinde Tahtakale’de PTT’nin milletlerarası santralinde işe başladım. Eşimle tanıştık, evlendik. O da Türk Silahlı Kuvvetleri’nde personel olduğu için il il dolaştık. Kızım oldu. Okulda öğrendiğim İngilizce ile gittiğim yerlerde çocuklara destek oldum. Sonra PTT’den emekli oldum.”

SEVİNÇTEN AĞLADIM

Yazının Devamını Oku

Gel bizimle yüz Batuhan

5 yaşında yüzmeye başlayan ve Avrupa Gençler Yüzme Şampiyonası’nda birinci olan Batuhan Filiz aynı zamanda okul birincisi. Bu başarılarıyla dünyanın ve ABD’nin en iyi üniversitelerinin de dikkatini üzerine çekti. Harvard’dan Stanford’a çok sayıda okuldan yüzde 100 burs teklifi yağıyor...

Batuhan Filiz 17 yaşında, bu yıl lise son sınıfa geçti ve milli yüzücü. Uğur Okulları öğrencisi olan Batuhan, geçtiğimiz haftalarda Roma’da gerçekleştirilen Avrupa Gençler Yüzme Şampiyonası’nda 400 metre serbestte altın madalya kazandı, aynı zamanda bu yıl okul birincisi olmayı da başardı.

16 OKULDAN BURS

Batuhan’ın azmine ve başarısına dünyanın saygın üniversiteleri de kayıtsız kalmadı. Harvard Üniversitesi, Yale Üniversitesi, California Berkeley Üniversitesi, Stanford Üniversitesi, Teksas Üniversitesi gibi dünyanın en ünlü 16 üniversitesi yüzde 100 ve yüzde 80 burs imkanlarıyla Batuhan’a kapılarını açtı. Gelecek yıl lise eğitimini tamamlamasının ardından yurtdışında öğrenim görmek istediğini söyleyen Batuhan, bilgisayar mühendisliği eğitimi almak istiyor.

EVİN HAŞARI ÇOCUĞU

Batuhan, mali müşavir ve aşçı Oğuz Filiz ile ev kadını Tıflı Filiz’in iki çocuğundan biri. Annesi onu biraz durulsun diye çevresindekilerinin önerisiyle Kocaeli Yıldızlar Yüzme Kulübü’ne yazdırdı. Yüzmeyle tanışması Batuhan’ın hayatının dönüm noktası oldu. Gerçi başlarda biraz bocaladı, yüzmeyi öğrenmesi bile uzun zaman aldı. Hatta bir ara yüzmeden sıkılıp baskete başladı. Ancak, hocaları ondaki ışığı görmüştü... Batuhan’ı tekrar yüzme takımına çağırdılar. Bu kez lisanslı bir sporcu olarak yüzmeye başladı. 11 yaşında ilk defa katıldığı Türkiye şampiyonasından 10’uncu olarak ayrıldı. 12 yaşında 200 ve 400 metrede iki Türkiye birinciliği ile başarı yolunda büyük adımlar attı. Ve bugüne geldiğimizde; 6-11 Temmuz 2021’de İtalya’da yapılan 48 ülkeden sporcuların katıldığı EJCS 2021 Roma’da, 400 metre serbest stil Avrupa Gençler şampiyonu oldu. Şimdi Türkiye’nin olimpiyat takımı sporcuları arasında.

HAFTADA TAM 13 ANTRENMAN

Yazının Devamını Oku