Nuran Çakmakçı

Nuran Çakmakçı

ncakmakci@hurriyet.com.tr

Okullarda veliye sınır tartışması

Okullarda yaşanan olaylardan sonra ünlü tarihçi Prof.Dr. Emrah Safa Gürkan sosyal medya hesabında oldukça çarpıcı bir paylaşım yaptı. Gürkan, paylaşımında, “Ailenin okulda hiç yeri yok. Veli ile öğretmenin hiçbir şekilde birbiriyle buluşamaması lazım. Veli öğretmenin antitezidir, okula girmeyecek. Bir zahmet hocalara sınır koymaya çalışacağınıza, kendi çocuklarınıza sınır koyun” dedi.

Haberin Devamı

Emrah Safa Gürkan, sosyal medyada hem çok sayıda destek hem de aynı oranda eleştiri alan görüşlerini dile getirirken ailelerin çocuklarını okulda tamamen öğretmenlerin sorumluluğuna teslim etmeleri gerektiğine vurgu yaptı. Gürkan paylaştığı yazısında şu satırlara yer verdi:
“Çocuğumun veli toplantısında yanımdaki kadına ‘Ben üniversite hocasıyım ama öğretmenin işinden anlamam’ dedim. Kadın bana dönüp ‘Ben anlarım’ dedi. Nereden geliyor bu özgüven size? Sen okula verdiğin an çocuk artık senin değil. Bunu kabullenemiyorsanız kabile gibi yaşayabilirsiniz, Afrika’da var öyle yerler git orada yaşa. Ailenin okulda hiç yeri yok. Öğretmenin antitezi velidir. Veli ile öğretmenin hiçbir şekilde birbiriyle buluşamaması lazım. Okula girmeyecek veli. Bir zahmet hocalara sınır koymaya çalışacağınıza, kendi çocuklarınıza sınır koyun. Öğretmenler gün boyu ders veriyor, kötü şartlarda çalışıyor, az para alıyor. Takmışlar üç ay tatillerine. Bir de veli baskısı çekiyorlar.”

Haberin Devamı

Okullarda veliye sınır tartışması

GÜRKAN BİR ‘RACON’ KESMİŞ AMA...
Gürkan, böyle bir 'racon' kesti, bir analiz yaptı. Özetle eskilerin ‘eti senin kemiği benim’ deyişiyle özetledikleri tam teslimiyet anlayışının okullarda yeniden geçerli olmasını öneriyor.

Söylediklerinde doğrular da var, yanlışlar da. Bazılarına hak verdim, bazılarını ise eksik buldum.

38 yıldır eğitim alanında çalışan bir uzman bir gazeteci olarak önce önce şunu söyleyeyim. Eğitimde hiçbir zaman tek doğru olmaz. Siyah-beyaz da yoktur. Şimdi gelelim sadede:

Nasıl oldu da biz 'eti senin, kemiği benim' anlayışından bugüne geldik. Daha kısa bir süre önce öğretmeni sınıfta ders anlatırken videoya çekip alay eden öğrenciler görmedik mi? Çocuğuna bir laf ettiği için okul basan velilerin sayıları artmıyor mu? WhatsApp gruplarında gece yarısı sordukları abuk sorulara yanıt alamadıkları için veliler öğretmenleri CİMER’e, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hattına şikayet etmediler mi?

Haberin Devamı

Kutsal öğretmenden, itibarı düşürülen öğretmenliğe gelmedik mi? “Hayat öğretmene güzel, üç ay tatil yapıyorlar” laflarını dillere pelesenk etmedik mi?

EĞİTİM EVDE, ÖĞRETİM OKULDA BAŞLAR
Önce şunu söyleyelim, eğitim evde, öğretim okulda başlar. Bunun tersi olması tercih edilmez. Ancak, öğretmenin itibarı düşünce veli de ona saygısızlık etme cesareti buluyor. Oysa bir öğretmen haftada 25-30 saat ayakta ders veriyor. Öncesinde bu dersi vermek için hazırlık yapıyor. Teknoloji dünyasına doğan, bir tuşla her şeye ulaşan dikkat eksikliği problemi olan onlarca çocuğa aynı anda bir şeyler öğretmek için çaba harcıyor. Yani o sınıflarda öğretmenler onlarca çocuğa bir yandan bilgi aktarırken, diğer taraftan da onların ruh halini anlamaya çalışıyor.

Haberin Devamı

Okullarda veliye sınır tartışması

VELİYE SINIR KONUR, AMA İLETİŞİM KOPARILMAZ
Adına her ne derseniz deyin ‘helikopter aile’, ‘kaplan anne’ öğretmenin, okulun veli ile işbirliği içinde olması şart. Tabii ki sınır gerekli. Hele de bu tür ‘aşırı’ ilgili ailelere şart. Anne babayla iletişim kurmadan, çocuğu anlamadan verilen ders, öğretim değil, aktarımdan ibaret kalır. Bazı okullarda hala süren 'sınıf anneleri' uygulaması yoluyla da veli iletişimi kurulamaz. Hele de tüm hırsların, ihtirasların, intikam duygularının arenası haline gelmiş WhatsApp grupları da çözüm için hiç doğru yer değildir. Çocukta görülen yanlışların, hataların sorumlusu da ne okul, ne öğretmendir.

AİLE OKULA ÇAĞRILDIĞINDA GİTMELİ
Tamam çocuklarımız en kıymetli varlıklarımız ama bizler aileler olarak okula ancak öğretmen ya da okul yönetimi çağırdığında gitmeliyiz. Bunun için önceden planlanlanmış veli toplantıları düzenlenir. Okulun belirlediği çerçevede ve zamanda bu buluşmaların olması çok yararlı. Burada da bazen roller değişir. Öğretmen çocuğun kişisel, akademik durumunu veliye aktararak onun gelişimi ile ilgili ipuçları verir. Ancak, veli bu tür toplantıları hesap sorma ortamına dönüştürürse işte orada sorun başlar. Paldır küldür okula, sınıfa girerse o zaman sıkıntı başlar.

Haberin Devamı

ÖĞRETMEN BASKI ALTINDA
Günümüzde birçok anne babaya göre çocukları 'üstün'. İstiyorlar ki, evdeki prens ve prenseslere okulda da ayrıcalık yapılsın, bahçeye çıktıklarında sırtlarına mendil konulsun, üstlerine titrensin, her durumda onlara hak verilsin, düşük notları yükseltilsin. Öğretmen bu baskıya göğüs gererse okul idaresinin kapısı çalınır, müdür masalarına 'kartvizitler' konur. İşte orada zayıf bir idareci varsa her gün onlarca öğrencinin dikkatini toplayıp, bir şeyler aktarmak için çaba harcayan yatına dokunmaya çalışan öğretmenin tüm emeğini bir anda çöpe atıverir. Bazen veli, bazen meslektaşı bazen de idareciler tarafından baskı gören öğretmen de yorulur ve artık yeterince çaba göstermez.

Haberin Devamı

BİR DE BU AÇIDAN BAKMALI
Ancak, yazının başında söylediğim gibi tek bir doğru da yok. Sorun çıkaran veliler olduğu kadar çocuğunun eğitim öğretimini veren kişi ve kurumlara saygılı ama süreci usulüyle takip etmekten geri kalmayanlar da var.

Bir de madalyonun diğer yüzünü çevirip öğretmenlere bakalım

* Empati yoksunu, ilgisiz, hatta çocukları küçümseyen öğretmen örneklerini de vermek mümkün.

* Tek bir doğru ve ezberden hareket etmemek gerekiyor. Sayıları çok az olsa da uç örnekler maalesef var. Kendini geliştirmeyen, öğrenciye rol model olma sorumluluğu ile hareket etmesi gerekirken kılık kıyafeti ve davranışları ile eleştiri konusu olan, sınıfa hazırlıksız gelen, öğrencilerine hakaret eden, sürekli rapor alıp, dersi boş bırakan öğretmenlerden söz edilmiyor mu?

* Sosyal medyada daha fazla takip edilmek uğruna öğrencilerinin mahremiyetini ihlal etmekte sakınca görmeyen, özel ders vermek için ayrıcalıklı davranan öğretmenler, öğrencisini merdivenden iten müdür görmedik mi? Velileri okuldan kaçıran, her adımda sürekli para toplayan yöneticiler olmadı mı?

* Her meslekte iyi de var kötü de. Neyse ki öğretmenlik mesleğinde bu tür olumsuz örnekler çok çok az.

* Her öğretmen kutsal olmadığı gibi okullar da değil. Kimsenin çocuğu da öğretmenin gözünde “özel, üstün, prens, prenses ” olmamalı.

* Bütün bu yaşanılan olumsuz tablodan dersler çıkarmalı.

İŞTE ACİLEN YAPILMASI GEREKENLER
* Okul disiplin yönetmeliği yenilenmeli

* Sınıf tekrarı ya da sınıfta kalma geri gelmeli

* Zorunlu eğitim masaya yatırılmalı

* Öğretmen yetiştirme, pedagoji eğitimi tekrar gözden geçirilmeli.

* Liyakatlı, pedagojik formasyonu olan okul yöneticileri görevlendirilmeli

* Zorbalık yapan öğrenci de öğretmen de okullarda asla yer almamalı

* Veli WhatsApp grupları da, öğretmen şikayet hatları da kaldırılmalı

* Okullara adam akıllı denetim gelmeli

* Dijital bağımlılık sorunu yaşayan çocuklar kadar ailelere de destek verilmeli

 Rehberlik sistemi gözden geçirilmeli

**************************************************

TRAVMAYI ATLATMA ÖNERİLERİ

Geçen hafta önce Şanlıurfa sonra da Kahramanmaraş’ta gerçekleşen okul saldırılarında ateş sadece düştüğü yeri değil hepimizin yüreğini yaktı. Özellikle Kahramanmaraş’taki saldırıda çok sayıda öğrencinin ve bir öğretmenimizin hayatını kaybetmesi tüm toplumu derinden etkiledi. Böylesi bir ortamda tüm ebeveynlerin ve eğitimcilerin akıllarına bir çok sorunun takılması çok doğal. Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi Psikiyatrist Prof. Dr. Feryal Çam Çelikel ve Klinik Psikolog Mader Bengisu Bilgen, yaşananlar sonrası akıllara takılması muhtemel soruların yanıtlarını bulmaya çalıştı.

Okullarda veliye sınır tartışması
Prof. Dr. Feryal Çam Çelikel

Okullarda veliye sınır tartışması
Mader Bengisu Bilgen

Dün okul sıralarına dönen öğrenciler, onlara rehberlik etmesi beklenen öğretmenler, yönetici ve diğer okul personeli yaşananlardan nasıl etkilendi? Aileler ve yakınları neler hissediyor? Çocukların hangi tepkileri beklenen ölçülerde, hangileri daha ağır? Ve en önemlisi travma sonrası toksik etkileri azaltmak için neler yapılabilir?

Son günlerde Türkiye’de yaşananlar, sıradan bir günün nasıl kabusa dönüşebileceğini bir kez daha gösterdi. Psikiyatrist Prof. Dr. Çelikel ve psikolog Bilgen, bu tür travmatik olayların öğrenci, öğretmen ve ailelerin beyninde nasıl kalıcı izler bırakabildiğine ve bu izleri gidermede nelerin yararlı olabileceğine yönelik ipuçları verdi:

“Bilimsel ağının parçası olduğumuz Neurosequential Model of Therapeutics (NMT) bize bu tür ağır olaylar karşısında beynin nasıl hareket ettiği konusunda bazı bilgiler veriyor: Özellikle ani ve ağır streslerde beyin bu duruma duygusal olarak hızlı bir şekilde uyum gösteremiyor. Yani duygusal olarak regüle olamıyor. Böyle zamanlarda en üstte yer alan yapılar devre dışı kalarak insana özgü düşünme, karar verme, doğru davranma gibi beceriler devre dışı kalıyor. Bu sıralı yapıyı, yani beynin işleyiş modelini anlamadan travma mağdurlarına yaklaşmak yetersiz kalır.

Beynin stresle baş etmede başlıca iki yolu var. Bunlardan biri ‘aşırı uyarılma’ diğeri de kısaca gerçeklikten kopma olarak tanımlayabileceğimiz ’disosiye olma’ hali. Stres oluşturan zorlayıcı deneyimler karşısında bu iki tepki birlikte hareket edebileceği beyin tek bir tepkide uzun süreli de kalabilir.”

DİKKAT! BU HAFTA ÇOCUKLARDA BUNLAR GÖRÜLEBİLİR
Travma sonrasında stres yanıt sistemleri aşırı hassas hale gelir. Beyinde davranışları yöneten, düzenleyen alanlar devre dışı kalır, daha basit, daha ilkel sistemler aktive olur. Yani ortada gerçek bir tehlike olmasa bile beyin tehlike varmış gibi algılamaya devam eder. Saldırıyı yaşayan, tanıklık eden ya da haberdar olan bir çocuk, haftalar hatta aylar sonra koridorda bir kapı çarptığında yerinden fırlayabilir. Bu beynin tehlikeyi yeniden algıladığının işaretidir.
Bu günlerde çocuklarda şöyle stres tepkileri görebiliriz:

SINIFTA
* Her sese irkilebilir
* Ani öfke patlamaları yaşayabilir
* Yerinde duramayabilir
* Dersi takip edemeyebilir
* Sınıf arkadaşlarıyla sürtüşebilir
* Sınıfta boş gözlerle duvara bakabilir
* Soruları duymazdan gelerek göz temasından kaçınabilir
* Bir görevi yarım bırakabilir
*Bağırıp çağırmayıp, hatta tedirgin bile durmayabilir, oysa bu sakin ve uysal görününüş aslında bir kapanma hali olabilir.

EVDE
* Uykuya zor geçip kabuslar görebilir
* İştahsız olabilir ya da tam tersi aşırı yemek yiyebilir
* İletişimi reddedebilir
* Sinirli olabileceği gibi aşırı itaatkar veya robotsu davranabilir
* Baş ya da karın ağrısı gibi yaygın somatik belirtiler gösterebilir.

NELER YAPILMALI?
Amerika’da çocuk ergen ruh sağlığı ve nörobilim alanlarında klinik uzman ve araştırmacı olan Prof. Dr. Bruce D. Perry’nin kaleme aldığı “Travmatik Yaşantıların Ardından Çocuklara Yardım” kitabını rehber alarak şu önerilerde bulunabiliriz:

* Çocuk ve gençle temasta olan ebeveyn ve eğitimciler olarak önce siz sakin olun. Erişkin de olsanız siz de ciddi bir travma yaşadınız. Bunun için kendi ihtiyaçlarınızı fark ederek yardım istemeyi ihmal etmeyin, destek alın.

* Çocuk ve gençle olay hakkında konuşmaktan kaçınmayın. Ancak istemeyen çocuğu da konuşmaya zorlamayın. Ona korkmanın doğal bir tepki olduğunu anlatın.

* Çocuk uyunmak, giyinmek, okula hazırlanmak ya da ders çalışmak gibi rutin faaliyetlerde zorlanabilir. Bunu farkettiğinizde sabırlı olun ve ona daha fazla zaman tanıyın. Bu sırada art arda komutlar yerine basit, tek adımlı talimatlar kullanın. Aşırı uyarılmış ya da gerçeklikten kopmuş bir çocuk çok adımlı komutları bütünüyle işleyemez; yalnızca ilk adımı duyar ve sonrasını kaçırır.

* Günlük hayatta küçük kararları kendisi versin. Bu çocuğun beynindeki alarm düzeyini düşürür.

* Ders çalışmaktan ev işine yardım gibi bir görevden diğerine geçişlerde müzik dinlemek ya da küçük bir yürüyüş gibi etkinlikler yapın.

Bu etkinlikler, beyne stres yanıt sistemlerini düzenleyen mesajlar gönderir; egzersizin ötesinde doğrudan nörobiyolojik müdahalelerdir.

* Sınıf içi ortamlarda proaktif düzenleyici faaliyetler yanı sıra reaktif düzenleyici eylemler bir arada kullanılabilir. Bu noktada öğretmenler çok yaratıcı olabiliyor ve zamanla hangi aktivitelerin ve etkileşimlerin o sınıf ortamını yatıştırdığını buluyor. Reaktif eyleme bir örnek öğrencinin huzursuzlaştığında sınıftan çıkarılarak güvenilir bir yetişkin ile konuşarak ya da yürüyüş yaparak sakinleşmesi için zaman tanımaktır. Huzursuz hissetmelerini daha en baştan engellemek için ise yatıştırıcı etkileşim 'dozlarını' proaktif olarak belli aralıklarla devreye sokmamız gerekir. Örneğin derse beş dakikalık duygu düzenleme etkinliğiyle başlamak ve bunu aralıklı olarak tekrar etmek, belki bir yetişkinle beş dakika yürüyüş yaparak konuşmak gibi kısa zamanlar ayrılabilirse şiddetli ataklar önlenebilecektir.

* Hayatınıza yürümek, sallanmak, dans etmek, nefes egzersizi gibi ritmik hareketler katın ve bunları mümkün olduğunca birlikte yapın.

* Uyku alışkanlıklarını gözden geçirin; örneğin yatmadan en az bir saat önce ekran başından kalkmak, pijama giymek, kucaklaşmak, ışığı azaltmak gibi eylemleri yaşa ve tercihlere bağlı olarak düzenleyin.

* Ev ve sınıf içi ortamlarda olağandışı davranışlar fark ettiğinizde yardım etmeye ve yardım aramaya hazır olun. Önemli olan; tutarlı, destekleyici bir ilişki içinde duygu düzenlemeyi, bağ kurmayı öncelemek ve tekrarlayıcı ritmik hareketleri yaşamın içine katabilmektir.

Rapora ulaşmak için tıklayın

Yazarın Tüm Yazıları