GeriNuran ÇAKMAKÇI Dünya bu sorunu konuşuyor... Ev gençleri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dünya bu sorunu konuşuyor... Ev gençleri

Ne işte, ne okulda ne de stajdalar... Kimine göre boş gezen, kimine göre de ev gençleri... Okumuyor, çalışmıyor, iş de aramıyorlar... Dünya ‘NEET’ diye tanımlanan bu ‘evde oturan gençler’e çözüm arıyor. Türkiye NEET oranında Avrupa’da birinci sırada. AB’de bu gençlerin oranı 13.5, Türkiye’de ise 30.7’yle iki katı...

Dünya ne eğitimde, ne stajda ne de işte olan ve artık iş aramaktan vazgeçmiş gençlere NEET (Not in Education, Employment or Training) diye tanımlıyor. OECD geçtiğimiz yıllarda uzun süredir “ev gençleri” dediğimiz bu kesimi takip ediyor, oranları ölçüyor. Bizi de bütün bunlar ülke olarak yakından ilgilendiriyor. Çünkü “ev gençleri” oranı gittikçe yükseliyor, Eurostat verilerine göre birinci sıraya çıkmış durumdayız. Yani kimine göre “boş gezen” kimine göre de “ev gençleri” olarak nitelendirilen bu kesim gelecek için “alarm” veriyor. Özellikle son bir yıldır bütün dünyayı eve hapseden pandemide de her ne kadar ölçümleme yapılmasa da ev gençlerinin sayısının arttığı düşünülüyor. 

Dünya bu sorunu konuşuyor... Ev gençleri


18-24 YAŞ ARASI

Ev genci sözcüğü ilk kez 2017’de Habitat tarafından kullanılmış. Ev gençleri 18-24 yaş grubunda yer alıyor. Her ne kadar OECD 15-19 ve 20-24 yaş aralığında iki bölüme ayırsa da tüm dünyada bu sayı gittikçe artıyor. Uzmanlar, ne eğitimde ne de istihdam da olan, iş gücüne katılmayan ve iş aramayan ev gençlerinin girişimci olma yönünde diğer gruplara nazaran daha az bir motivasyon taşımasını bu bağımlılıkla açıklıyor. Temel ihtiyaçlarını karşılamada bile ev ahalisine bağlı olan bu gençlerin sermayeye erişim yönünden bağımlı olmaları ve çekirdek ve yakın akraba harici herhangi bir network’un parçası olmayışları iş fikirlerini geliştirmelerinin ve sermayeye erişmelerinin önünde büyük engel teşkil ediyor. Şimdi dünya ülkeleri bu ev gençlerine çözüm bulmak için farklı formül arayışında. Türkiye olarak birinciliği elimizden bizim de bırakmamız ve bu konuda çözüm üretmemiz gerekiyor.  

TÜRKİYE'DE 1.2 MİLYON ÜNİVERSİTE MEZUNU İŞSİZ GENÇ VAR

MEF Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Erkut, şunları söylüyor: “Türkiye’de şu anda 1.2 milyon üniversite mezunu işsiz genç var. Üniversitelerimizde kayıtlı 8 milyon genç olduğunu düşünürsek önümüzdeki 5 yılda bu sayı 2 milyona kadar çıkabilir. Bunun birçok nedeni var. Ekonomimiz istihdam yaratamıyor, üniversite kontenjanları iyi planlanmıyor, üniversiteler piyasanın ihtiyaçlarını gözardı ediyorlar. Öğrenciler iş dünyasının aradığı yetkinlikleri geliştiremiyorlar. Ev gençleri aileye yük olmaya devam edecek. Üniversite diplomaların raf ömrü zaten 5 yıl. Mezunların 6 ay, bilemediniz 1 yıl içinde iş bulması bekleniyor. Mezun 2 yıl işsiz kalmışsa iş bulması çok daha zorlaşıyor, çünkü bilgileri eskimeye başlıyor. Ben bu konuya uzun süredir kafa yoruyorum. Gençlere 21’inci yüzyıl yetkinliklerini kazandırabilmek için “Yetkin Gençler” adında bir üniversite tamamlayıcısı program kurguladım. Bu yıl 2000 kişi programı bitirecek.  Özellikle ev gençlerine yönelik bir programı kurgulayabilmek ve bu gençleri iş dünyasına kazandırabilmek için GirVak ve MEF Üniversitesi İstanbul Kalkınma Ajansı’na başvuruyoruz. Bu eğitim ile ev gençlerine teknoloji girişimciliği, veri bilimi ve yapay zeka, veya uygulama geliştirme ve arayüz tasarımı öğretip hızlı bir şekilde teknoloji şirketlerinde istihdama kavuşturmaya çalışıyoruz. Bu programı çok daha fazla ev gencine ulaştırabilmek için canlı yayın planlıyoruz.”

KİMLER NEET OLUYOR?

- Çoğunlukla  kadınlar
- Eğitimli ama çalışmak istemeyenler 
- Göçmenler/mülteciler
- Dezavantajli gruplar
- Engelliler
- Hane geliri düşük olanlar
- Kırsal kesimde yaşayanlar
- İş beğenmeyenler 

AVRUPA'DA BİRİNCİYİZ

NEET oranı Avrupa Birliği’nde yüzde 13.5 Türkiye’de ise yüzde 30.7. En düşük olduğu ülke yüzde 6 ile Hollanda. Yani bizim beşte birimizden az! Türkiye’de erkek-kadın farkı çok net. Kadınlarda yüzde 44.9, erkeklerde yüzde 22. Avrupa’da ise kadınlarda yüzde 16.2 erkeklerde yüzde 12.8... 

Eurostat verilerine göre 15-29 yaş arasında 2020 son çeyreğinde ülkelerin durumu şöyle:

Türkiye 30.7, Kuzey Makedonya 27.5, Karadağ 26.7, İtalya 22.7, Sırbistan 20.3, Yunanistan 19.0, İspanya 18.2, Bulgaristan 17.9, Romanya 17.2, Hırvatistan 15.4, Slovakya 15.0

X

Şefkat çınarları

Darüşşafaka’nın Maltepe rezidansında 10 yıldır eşi Atifet ile birlikte kalan Prof. İlhan Usmanbaş, bu yıl 100’üncü yaşını kutlayacak. 80 yıllık evli Usmanbaş çifti, mal varlıklarını Darüşşafaka’ya bağışlayarak, ‘Bizi sıfırdan yetiştirdi’ dedikleri Cumhuriyet’e vefa borçlarını ödemek istediklerini söyledi...

1921 yılında İstanbul’da doğan ve 26 Eylül’de 100’üncü yaşına girecek olan İlhan Usmanbaş, 2011’den bu yana Türkiye’nin en önemli opera sanatçılarından biri olan eşi Atifet Usmanbaş’la birlikte Darüşşafaka Maltepe Rezidans’ta yaşıyor. Darüşşafaka da bu yıl kendisine 100’üncü yaş günü için özel bir organizasyon yapacak.



80 yıllık evliliklerini ve 100 yıllık yaşamının sırrını “Ters giden durum olduğunda hadi bunu unutalım, yan yana gelmenin güzelliğini yaşayalım. Bundan daha güzel bir şey olmaz” diyerek veren İlhan Usmanbaş, “Sürekli hareket halinde olun” önerisinde bulunuyor.

‘BİNLERCE ÇOCUĞUMUZ VAR’

Çocukları olmayan Usmanbaş çifti, “Çocuğumuz yok, yetiştirdiğimiz binlerce profesör öğrencimiz çocuklarımız oldu” diyor. Ayvalık’taki bir köşkü ve İstanbul Selamiçeşme’deki evi Darüşşafaka’ya bağışlayan İlhan Usmanbaş, “Bazı arkadaşlarımızı erken kaybettik. Türkiye’nin her halini gördük. Sağlıklı beslenmeye dikkat ediyoruz. Hayatımızın önemli bir kısmı Ayvalık’taki köşkümüzde geçti. Yazın birkaç ayda aldığımız deniz ve o güzel rüzgarlı hava bizi tüm kış boyunca ayakta tuttu“ diye konuşuyor.

Yazının Devamını Oku

Takdirlik öğretmenler

'Pandemi var, elimizden ne gelir' demediler, çocukların eğitiminin kesilmemesi için her yolu denediler. Kimi cami minaresinden anons yaptı, kimi ev ev gezip ödev dağıttı. Kimi de eline fırça boya alıp okulları renklendirdi. İşte Türk halkının gönlünde takdir belgesi alan kahraman öğretmenlerden sadece birkaçı...

Okulların bir açılıp bir kapandığı pandemi döneminde öğretmenler, hem kendilerini hızla yeni sisteme adapte etti hem de öğrenci ve velilerin uyum sağlamasını kolaylaştırdı. Eğitim sisteminin devamlılığı ve öğrencilerinin eğitime erişimini sağlamak için öğretmenler çok sayıda yaratıcı çözüm geliştirdi.

Öğretmenlerin değiştirme gücünden alınan ilhamla, önümüzdeki hafta 3 Nisan Cumartesi günü “Yaratıcı Özgüven Festivali” düzenleniyor. Festival, 40’a yakın “Öğretmen Ağı Değişim Elçisi” öğretmeniyle birlikte düzenleniyor. Türkiye’nin farklı yerlerinde öğrencilerine ulaşmak için kimi uzaktan eğitim sürerken çocukların penceresinin önüne gitti, kimi camiden ödevleri dağıttı, kimi de okullar boşken öğrencilerinin hayallerini okul duvarlarına yansıtarak boyadı.

İşte eğitimi sürdürmek için her yolu deneyen öğretmenlerden birkaçının hikâyesi... 

MURAT IŞIK
20 KÖY OKULU BOYADI

5 yıllık öğretmen olan Murat Işık, geçen yıl Batman Kozluk’ta okul müdürü olarak görev yapıyordu. Boyanmayan köy okulu kalmasın diye gönüllü bir öğretmen ekibi kurdu. 20 köy okulunu onardı, boyadı. Şimdi Kozluk İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde görev yapan Işık, gönüllülerle yaptıklarını şu sözlerle anlatıyor: “Okulların fiziki olarak kötü durumda olduğunu biliyordum. Bütçe yoktu, iyileştirme yapamıyorduk. Bunun üzerine kampanya başlattık. Okullarımızın dış ve iç yüzeyini boyayıp yenilemek istedik. Okulların duvarlarına nasıl çizimler yapılacağını düşündük. Hayırseverler destek verdi. Boya temin etti. Aralarında sağlıkçı, polis, mimar, mühendis, öğrenci olan 70 gönüllüyle okulları renklendirdik. Her okula farklı bir tasarım yaptık. Kimini satranç, kimini bilim, kimini uzay görüntüsü ile
renklendirdik. Okullarımızı o eski görünümlü boyalardan temizleyip, çocukların hayallerini genişletecek, yeni hayaller katabilecek renk ve çizimlerle donatmayı amaçladık. Böylece okullarını sahiplensinler, okulda oldukları süre içinde resimlere bakarken, okul duvarlarına bakarken yeni hayaller katabilsin, keşfetsin. Yani merak etsinler istedik. Köye yakın olan çocuklar okul bahçesine gelince çok mutlu oldular. Bir köyde hiç kar yağmıyormuş, biz o köyün okulunun duvarlarını karlar ülkesine dönüştürdük, kar yağıyor gibi görüntüyle, kardan adamın olduğu güzel bir okul da oldu. Çocuklar okullarını görünce mutlu oluyorlar. İlçede tüm okulların tek tip renkleri vardı. Gezegenleri, renkleri görünce heyecanlanıyor, okulu daha çok sahipleniyor ve seviyorlar. Biz bu boyama kampanyası ile çocuğun okula bağımlılığını arttırıyoruz. Renkler insanın ruhuna işliyor, gördüğü resimler çocuğun ruhuna dokunuyor.”

SEMRA İNAN

Yazının Devamını Oku

En eğlenceli EBA dersleri

Salgın sürecinde kuşkusuz en büyük zorluğu, okula yeni başlayan birinci sınıf öğrencileri yaşadı. Öğretmenlerini ekrandan gören minikler, okuma yazmayı uzaktan öğrenmek zorunda kaldı. Ancak 17 kişilik TRT EBA ekibi, içindeki çocuğa uydu ve danslarıyla, kuklalarıyla dersleri eğlenceli hale getirdi...

Bir yılı aşkın bir zamandır öğrenciler pandemi nedeniyle okullarına devam edemedi. En büyük zorluğu da sınava girecek 8 ve 12’nci sınıf öğrencileriyle birinci sınıf öğrencileri yaşadı. Okuma yazmayı öğrenecekleri zaman öğretmenlerini bile tanıyamadan uzaktan eğitim almaya çalışan bu öğrenciler için Milli Eğitim Bakanlığı, özel bir uygulamaya gitti. Türkiye’nin çeşitli illerinde 17 öğretmen drama dersi aldı. Kukla gösterisi, balon katlama, şarkı, işaret dili eğitimi alarak TRT EBA’da farklı bir proje geliştirerek öğrencilerin dikkatini çekip okuma yazmayı daha eğlenceli hale getirdi.



ÇOCUKLA ÇOCUK OLDULAR

Öğretmenler projeyi, “Bizlere bu sefer içimizdeki çocuk seslendi. Biz de uyduk içimizdeki çocuğa. Oyun oynadık, dans ettik, şarkılar söyledik, bilgiyi eğlenceyle katladık. Biz ders işledik, onlarsa oyun sandılar. Küçükken öğrendiğimiz şeylerden aklımızda kalanların birçoğu eğlenerek öğrendiklerimizdi. Sanırım hala da öyle. Bizi en çok heyecanlandıran şey de çocukların okuma yazmayı oyunlarla, şarkılarla öğrenecek olmalarıydı. Üstelik bunu yaratıcı sınıf öğretmenleri ile yaptık” sözleriyle anlatıyor.

ÖĞRETMENLERE DRAMA EĞİTİMİ

Yazının Devamını Oku

Mina’nın çocukları 3 yaşında

2018’de uçak kazasında hayatlarını kaybeden Mina Başaran ve 10 arkadaşı adına verilen 11 burs, bursiyerlerin kendi memleketlerindeki başka çocuklara dokunmasıyla dalga dalga yayıldı. Mina’nın adını burs alan 11 üniversiteli kız ve 10-14 yaş grubu aralığında 12 çocuk yaşatıyor...

Mina Başaran’ın annesi Beril Başaran tarafından üç yıl önce Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği İstanbul Şubesi (TÜKD) aracılığıyla Mina Bursu’na hak kazanan 11 üniversiteli öğrenci, ilk iki yıl “Mina’nın Çocukları” adını verdikleri proje ile 12 çocuğun hayatına dokundu. Üçüncü yılda da 20 kız öğrenci, 20 çocuğa destek verecek. Beril Başaran, “Mina Başaran bursu kapsamında 11 kız ve 12 çocuk dışında dostlarımızla 100’den fazla öğrenciye burs, staj ve eğitim vererek dokunduk” diyor.  



Aslında her şey üç yıl önce Beril Başaran’ın kızının adına verdiği Mina bursiyerlerine armağan ettiği tatilde başladı. Bursiyerler bu tatilde hayatlarına dokunan Beril Başaran’ın büyük acısını görüp, kendilerine sunduğu bu destek karşılığında ona bir şey vermek istedi. Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen ve zorluklar yaşayan İstanbul Hukuk Fakültesi’nde eğitim gören üç kız öğrenci kendilerinin de çocukluğunda yaşadığı sıkıntılardan hareketle bölgelerindeki çocuklara dokunarak destek vermek istediklerini Beril Başaran’a söyledi.

ROL MODEL OLDULAR

Gülsen Genç, Rengin Nur Keskin ve Raziye Aytaç düşündükleri projeyi diğer bursiyerlere de aktardı. Herkes kendi bölgesinde ihtiyacı olan çocuğu ailelerinin ve öğretmenlerinin de onayı ile buldu. Ancak, bunun öncesinde Baltaş Grubu’ndan Prof. Dr. Zuhal Baltaş’dan uzun soluklu bir eğitim aldılar. Sonra da “Mina’nın Çocukları” adını verdikleri, “çocuğumuz” dedikleri 11 çocuğun kapısını çaldılar. Ancak, bir evde iki çocuk da bu projeye dahil olmak isteyince 12 çocukla iki yıl geçirdiler. Bursiyerler, TÜKD aracılığıyla aldıkları eğitimlerle sosyokültürel ve ekonomik imkansızlıklarla mücadele eden bu çocuklarla okullarından kalan zamanlarında ailelerinin yanına gittiklerinde buluştular. Onlara zihinsel ve davranışsal gelişim, zeka gelişimi, spor ve sanat gibi alanlarda mentorluk yaptılar. Kimi zaman oyun oynadılar, kimi zaman onları bir spor, sanata yönlendirip derslerine destek verdiler. Okullar başladığında bir eğitim paketi hazırlayıp, ihtiyaçlarını karşıladılar. En önemlisi onların kendilerinin farkına varmalarına, sosyo-ekonomik olarak daha üst seviyeye çıkmalarına destek verdiler. Bütün bunları yaparken de kendi farkındalıkları arttı, empati kurmayı öğrendiler.

Yazının Devamını Oku

Okullar bütün yaz açık

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un “Okullar 2 Temmuz’a kadar açık, ara tatil yok” açıklaması gözleri eğitimdeki ‘en kısa yaz tatili’ne çevirdi. Normal takvime göre okullar 18 Haziran’da kapanacaktı, bu tarih 2 Temmuz’a çekildi. Temmuz ve ağustos aylarında da ‘gönüllü okul’ olacak.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge Programı’nda okulların 2 Temmuz’a kadar açık olacağını duyurmuştu. Şimdi 18 milyonu aşkın öğrenci ve 1 milyona yakın öğretmen kapanış zilinin çalması için 2 Temmuz’u bekleyecek. Her ne kadar kapanış zili 2 Temmuz’da çalacak olsa da Milli Eğitim Bakanlığı yeni bir program üzerinde çalışıyor.



Okullarından bir yıl uzak olan milyonlarca öğrencinin akademik eksiğinin kalmaması için 2 Temmuz sonrası “gönüllü okul” programı hazırlanıyor. Bu program uzaktan eğitim sürecinde olan eksiklerin giderilmesi için “takviye programı” niteliğinde olacak. Buna göre tüm sınıf düzeylerinde eksikliklere bakılacak. Özellikle bir yıllık eğitim programında bir üst sınıfa geçerken bazı derslerden öğrenilmesi gereken konu ve kazanımları yeterince alamayan öğrencileri kapsayacak. Ya tüm derslerden ya da belli derslerden öğrenciler okula çağrılacak. Burada yine “gönüllülük” esası olacak. Ama eğitimciler, bir yıl boyunca okul yüzü görmeyen milyonlarca öğrencinin bu derslere katılımının yüksek olacağı düşüncesinde.

ÖĞRETMENLERE EK ÜCRET

Öğretmenlere de isteğe bağlı çalışma planı yapılacak. Gönüllü olarak çalışmak isteyen öğretmenlere bu çalışmanın karşılığında ayrıca ücret ödenecek. Gönüllü okul uygulaması büyük ihtimalle yeni eğitim öğretim yılının başlayacağı 31 Ağustos’a kadar devam edecek.

Yazının Devamını Oku

Sınavlar ve 'yüz yüze'ye erteleme

Milli Eğitim Bakanlığı, ikinci aşaması 1 Mart’ta başlayacak olan yüz yüze eğitimle ilgili yeni bir karar aldı. Tüm illerde pazartesi okullar açılmayacak, yüz yüze yapılacak sınavlar o gün için iptal edilecek.

Her ne kadar Bakanlık bu konudaki kararın 1 Mart Pazartesi günü Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nda yapılacak değerlendirmeler sonucunda verileceğini belirtse de tüm yurtta önümüzdeki hafta ilkokulların okula başlaması zor görünüyor. En az 10 ilde ders başı yapılması şimdilik mümkün değil. Aynı şekilde okul sınavlarının da zamana yayılacağını düşünüyorum. Sınavlar 8 Mart haftası ve sonrasına ötelenirse şaşırmamak gerekir. Bakanlığın, okul sınavlarının tamamen iptal edilmemesi konusunda kararlı olduğu da unutulmamalı.

RİSKLİ İLLERDE ZİL ÇALMAYABİLİR

Aslında okulların ve öğrencilerin bu konudaki kaderini Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılacak “İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı Haritası” ve Koronavirüs Bilim Kurulu’nca belirlenen kriterler belirleyecek. Bu kriterlere göre yapılacak değerlendirme çerçevesinde 4 ayrı risk grubu (düşük, orta, yüksek ve çok yüksek) tespit edilerek bu risk gruplarına göre uygulanacak tedbir seviyeleri Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde kararlaştırılacak.

İşte bu risk gruplarında yüksek ve çok yüksek olan illerdeki okullarda ziller çalmayabilir. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü ise bu konuda daha iyimser. Öğrendiğime göre iller tüm hazırlığını okulların önümüzdeki hafta açılması üzerine yaptı. Ankara ve İstanbul’da okulların açılışı için şimdilik “yeşil ışık” yansa da önümüzdeki hafta verilerine göre son karar yine Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu’nda.

SON KARAR KABİNE TOPLANTISINDA...

Milli Eğitim Bakanlığı’nın dün yaptığı açıklama şöyle: “1 Şubat 2021 Pazartesi günü gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nda, resmî ve özel tüm ana sınıflarında, ilkokullarda, 8 ve 12. sınıflar ile özel eğitim okul ve sınıflarında 1 Mart 2021 Pazartesi günü yüz yüze eğitime başlanılacağı; ayrıca illerin salgın koşullarındaki durumlarına bağlı olarak il bazlı kararların da alınabileceği kamuoyuna açıklanmıştı.

Bu doğrultuda, Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılan ‘İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı Haritası’nın güncellenme takvimi ve Koronavirüs Bilim Kurulunca belirlenen kriterlerin Kabine Toplantısı’nda değerlendirilecek olması nedeniyle 1 Mart 2021 Pazartesi günü eğitim öğretime geçişi planlanan resmî ve özel tüm okullarımızda yüz yüze eğitime ve sınavlara, 2 Mart 2021 Salı günü illerin salgın koşullarına göre başlanılması kararlaştırıldı. 1 Mart Pazartesi günü Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nda yapılacak değerlendirmeler neticesinde valilik il hıfzıssıhha kurullarınca ‘yerinde karar’ uygulamasına bağlı olarak eğitim öğretim faaliyetlerine devam edilecek.”

Yazının Devamını Oku

TIMSS Direktörü Dirk Hastedt: Türkiye gurur duymalı

İlk kez 500 puanın üzerine çıktığımız TIMSS’in Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması Türkiye’nin yüzünü güldürdü. TIMSS Direktörü Dirk Hastedt, “Türkiye harika bir gelişim gösterdi. Türk öğrenci ve öğretmenler çok iyi durumdalar, gurur duymalılar” dedi.

Düzenli olarak 4 yılda bir yapılan, 4 ve 8’inci sınıf düzeyindeki öğrencilerin bilgi ve becerilerini değerlendiren TIMSS Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması, Türkiye’nin yüzünü güldürdü. Matematik ve fen alanında ilk kez 500 puanın üzerine çıktığımız araştırmanın sonuçlarının ardından Ankara Eğitim Platformu tarafından çevrimiçi düzenlenen konferansa katılan TIMSS’in Uluslararası Eğitim Başarılarını Değerlendirme Kuruluşu (IEA) İcra Direktörü Dirk Hastedt ile sonuçları konuştuk:



8’İNCİ SINIFLAR 10’UNCU SIRADA

* Türkiye’nin başarısı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Yazının Devamını Oku

En çok öğrencisi olan öğretmen

Doğan Cüceloğlu annesiz kalmasının acısını anlatırken “Annen yok, kimsen yok” sözleri ile herkesi ağlatmıştı. İçindeki çocuğa rağmen en çok öğrencisi olan öğretmendi o... Binlerce aile çocuklarıyla iletişim kurmayı onun kitaplarıyla, söyleşileriyle öğrendi, onun yol göstermesiyle yetiştirdi.

"Annen yok, kimsen yok” sözleri ile herkesi ağlatmış, “Mükemmel değil, merhametli insan yetiştirin” sözleri ile de anne babaların rehberi olmuştu Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu. Ömrünü insanı insana anlatmakla geçirdi. Ülkemiz için çok özel biriydi. Kullandığı sevgi dili ayrıştırmanın, ötekileştirmenin çok uzağındaydı. İnsanları öylesine kucaklıyordu ki onu bir defa dinleyen, kitaplarından birini bir defa eline alan sözlerinin, düşüncelerinin etrafında birleşiveriyordu. Öldüğü haberi duyulunca sadece ailesinde değil, birçok evde onun kaybının üzüntüsü yaşandı, yüzlerce kişi duygularını sosyal medyada paylaştı. İçindeki çocuğa rağmen en çok öğrencisi olan öğretmendi. Binlerce aile çocuklarıyla iletişim kurmayı onun kitaplarıyla, söyleşileriyle öğrendi, onun yol göstermesiyle yetiştirdi. Doğan Cüceloğlu annesiz kalmasının acısını anlatırken hiç tanımadığı binlerce insan onunla birlikte bir ablayı, bir dostu, bir anneyi, babayı, bir öğretmeni kısaca bir yakınını kaybetmiş gibi hissetti. O söyledikleriyle, yazdıklarıyla her eve, her yüreğe dokundu. İşte o nedenledir ki bizden, aileden birini kaybetmiş gibiyim, gibiyiz.

TEK DERDİ VARDI: İNSAN SEVGİSİ

Her bir araya geldiğimizde, toplantılarda o yumuşak, ruhumuzu okşayan, sakin ve gönlümüzde yer edinen cümlelerini dinledikçe onun tevazuunu hayranlıkla izlemiştim. Doğan Hoca’nın tek derdi vardı “insan sevgisi.” İşte bu nedenle binlerce kişinin yüreğine dokundu, konferanslarıyla, kitaplarıyla, söyleşileri ve televizyon programlarıyla iz bıraktı, bırakmaya da devam edecek.

Gülümseyen yüzü, babacan, herkesi kapsayan tatlı tatlı konuşması bizi rahatlattı, bakış açımızı değiştirdi. Aile içinde çocuğumuza, eşimize, kardeşimize, arkadaşlarımıza bakarken başka bir gözle onları görmemizi sağladı. Farkındalıklarla yaşamayı ve insanları hatalarına rağmen sevmeyi bize öğretti. 

Ailesi de ona veda ederken, “Babamız, insanların kim olduğuna, nasıl göründüğüne bakmaz, kalplerinin derinliğini anlamaya çalışırdı. Her insanın içindeki derin ve gizli potansiyele inanan, onun ortaya çıkmasına destek olmayı, güçlendirmeyi amaçlayan biriydi. Her insanın hata yapabileceğini ama esas önemli olanın hatalardan ders çıkarmak olduğunu düşünür, böyle davranırdı. Tüm yaşamını inandığı değerler ve en önemlisi sevgiyle yaşadı” derken onun yazdıkları, söyledikleri, fikirlerinin ne kadar değerli bir kaynak olduğunu aktarıyor.


Yazının Devamını Oku

Üniversiteler baharda açılır mı?

YÖK 3 milyonu aşkın öğrenci ve 176 bin akademisyene online eğitimin verimliliğine yönelik bir anket gönderdi. Sağlık Bakanlığı yüz yüze eğitime pek sıcak bakmıyor ama son kararı vermeden önce bu anketin verileri de masada olacak. Bakalım bahar döneminde kampusların kapısı açılacak mı?

Üniversite öğrencileri, kazandıkları ya da okudukları okulun özlemi içinde. Her ne kadar uzaktan eğitim alsalar da amfilerini, bahçelerini, arkadaşlarını kısaca kampuslarını özlediler. YÖK bu hafta 3 milyonu aşkın öğrenci ve 176 bin akademisyene pandemi sürecinde online eğitimin verimliliğine yönelik bir anket gönderdi. 21 soruluk anketin şu üç sorusu çok önemli:

- Bu yıl (2020-2021 eğitim öğretim yılı) ikinci dönemdeki eğitim sürecinin nasıl olmasını tercih edersiniz?

- Pandemi sonrasında (uygulama dersleri hariç) eğitim sürecinin nasıl olmasını tercih edersiniz?

- Pandemi sürecinde yüz yüze öğretimin başlatılması için YÖK’ün Sağlık Bakanlığı’ndan görüş almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anket için öğrenci ve akademisyenlere perşembe akşamına kadar süre tanındı. YÖK bu anketi değerlendirerek bahar dönemi için alınacak kararda önemli bir sayısal veriyi elinde tutmuş olacak. Anket sonuçları Sağlık Bakanlığı’na da gönderilecek. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bu hafta yaptığı açıklamalarda vaka sayılarının gidişatından ve mutasyonlardan endişe duyduğunu belirtmiş, “Yüz yüze eğitimin risk teşkil ettiğini şimdiden söyleyebilirim” demişti. Yani Sağlık Bakanlığı yüz yüze eğitime pek sıcak bakmıyor ama son kararı vermeden önce bu anketin verileri de masada olacak.

Bakalım önümüzdeki hafta öğrencilerin istediği gibi bahar döneminde kampusların kapısı açılacak mı? Yoksa üniversiteliler bu yıl da öğretim dönemini kampus yüzü görmeden mi bitirecek?

ÖĞRENCİLER YÖNETİMDE

Rektörden sonra dekan ve bölüm başkanlarının da mentoru öğrenciler oldu. İstanbul Ar-El Üniversitesi de bir yıldır devam eden “öğrenci rektör danışmanlığı” uygulamasında verimli sonuçlar alınca bu kez “tersine mentorluk” uygulaması başlattı. Artık tüm dekan ve müdürlerin, bölüm ve program başkanlarının öğrencilerin içinden seçtikleri bir mentorları bulunacak. Rektör Prof. Dr. Argun Karacabey, “Tersine mentorluk uygulamasının amacı bilgi paylaşımını ve farklı jenerasyonlar arasında daha kolay ilişki kurulmasını sağlamak. Öğrenciler de böylece tecrübe ve bilgilerden faydalanarak kişisel gelişimlerine katkı sağlayıp, liderlik ve yöneticilik becerisi elde edecek, içinde yaşadığı eko sistemin yönetim ilkelerini özümseyecek” diyor. Sistem şöyle işleyecek: Ön lisans ve lisans düzeyinde her akademik birim yöneticisi bir öğrenciyi seçecek. Her bölüm başkanı, müdür ya da dekan için bir mentor seçilmiş olacak. Mentor seçilen öğrenci en az bir akademik yıl olmak kaydıyla bir dahaki seçim sürecine kadar görevine devam edecek. Mentor olarak seçilen öğrenci sadece ilgili akademik birim yöneticisine sorumlu olacak. Mentor ve menti haftada en az 1 kez bir araya gelerek görüşme yapacak.

Yazının Devamını Oku

'Pandemiyi ziyan etmeyin'

Winston Churchill’in, “İyi bir krizi asla ziyan etmeyin” sözünü hatırlatan psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş, “Pandemi gençler için hem tehdit hem de fırsat. Başarısızlığın geçerli mazereti olabileceği gibi, bir başarı hikâyesi yazmanın da doğru zamanı” diyor. Acar, bu krizi fırsata çevirmenin tüyolarını da veriyor...

Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş, yıllarca gençlerle ve ailelerle yakın çalışan ve ülkemizi çok iyi tanıyan bir uzman. “Pandemi gençler için hem tehdit hem de fırsat” diyen Prof. Dr. Baltaş, teknolojinin sunacağı imkanlarla yıldız hocaların vereceği derslere ulaşmanın fırsat olabileceğinin altını çiziyor. Baltaş’a göre pandemi dönemi başarısızlığın geçerli mazereti olabileceği gibi bir başarı hikayesi yazmanın da doğru zamanı. Bilgisayar oyunlarında ya da anlamsız sohbetlerle geçirilen zamanın kayıp olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Acar Baltaş’ın eğitimle ilgili kaygıların arttığı bu dönemde önerileri şöyle:



FANTEZİ VE ÜTOPYALAR BİR BİR GERÇEK OLUYOR

“Kriz, Çin alfabesinde iki sembolle ifade edilir. Biri tehlike, diğeri fırsattır. Belki de bunu bilen Winston Churchill, ‘İyi bir krizi asla ziyan etmeyin’ demiştir. Biz gündelik hayatımızda en küçük bir sapmayı kriz olarak görürüz ancak gerçek anlamda kriz, var olan çözümlerin yaşanan sorunu çözmeye imkan vermediği durumlardır. Krizler var olan eğilimleri güçlendirir, gerçekleşmesi uzun yıllar sürecek gelişmelerin hızla hayata geçmesine imkan verirler. Bizim de şu sırada yaşadığımız tam anlamıyla bu. Evden veya uzaktan çalışma, bunu aklından dahi geçirmeyecek kurumlar için martın üçüncü haftasında bir tercih olmaktan çıktı. Daha önemlisi pek çokları için bir fantezi olan uzaktan eğitim tüm Türkiye’de zorunlu oldu. Sanıldığı gibi ‘genç ve dinamik nüfusumuz’ kalkınmanın değil, yakın gelecekte yaşayacağımız sorunların nedeni olma potansiyeline sahip. Teknolojinin sunacağı imkanlarla yıldız hocaların vereceği derslere ulaşmanın mümkün olması bu fırsat adaletsizliğini azaltarak, halk çocuklarına yüksek eğitime dahil olma fırsatı verecektir. Bugün ütopya gibi görülen bu durum üç yıl içinde gerçekleşebilir. Bunun gerçekleşmesi için fiber optik altyapı sorununun çözülmesi ve ihtiyaç duyanlara tabletlerin verilmesi gerekir. Türkiye’nin 600 bin kilometre olan fiber optik altyapısını 20 milyon kilometreye çıkarması gerekir. Stokholm kentinin fiber optik ağının 2 milyon kilometre olduğu düşünülürse, bu konunun taşıdığı öncelik kendiliğinden ortaya çıkar.

HAKKÂRİ’DE OTURUP HARVARD’DA OKUMAK

Yazının Devamını Oku

Pandemi gölgesinde iyi tatil için 10 tüyo

Yarıyıl tatilinin ikinci haftası başladı. COVID-19 gölgesindeki bu tatil aileler için biraz zorlu geçiyor olabilir. Yarıyıl tatili için seyahat planları, aile ve arkadaşlarla buluşma hayalleri varsa da muhtemelen suya düştü. Bu zor günlerde çocukları evde hem oyalamak hem de psiko-duygusal gelişimlerine katkı sağlamak hiç kolay iş değil. Peki bu durumu fırsata çevirmek mümkün olabilir mi? Mesela bugünler bize çocuğumuzla bağımızı güçlendirmek için bir imkân yaratır mı?

ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Aslı Bugay Sökmez bunun mümkün olduğunu söylüyor. Konuya “Eğilmek mi yoksa uzanmak mı daha kolay” sorusuyla giren Sökmez sözlerini şöyle sürdürüyor: “Küçük bir çocuk ebeveyninin kucağına çıkmak istediğinde, boy farkı nedeniyle kollarını açarak kucağa alınmayı talep eder. Anne-baba da eğer çocuğun talebini fark ederse, ona doğru eğilerek çocuğu kucağına alır. Tıpkı bunun gibi, çocuğunuzun psiko-sosyal ihtiyaçlarını size dile getirmesi ve size duygusal olarak yakınlaşması için de size doğru onun uzanmasını beklemeyin, siz ona doğru eğilin. Zorunlu olarak evde geçirdiğiniz bu kış tatilini çocuğunuzun psiko-sosyal ihtiyaçlarına eğilmek, ihtimam etmek ve gidermek için iyi bir fırsat olarak değerlendirin.”



İşte Doç. Dr. Sökmez’den 10 adımda pandemi gölgesinde iyi tatil tüyoları:

1. Evde sömestr havası yaratın: Geç kahvaltı etmek, biraz geç uyumak gibi küçük kaçamaklar ve gülümseyerek “Bugün de tatil” demeniz bile bu atmosferin oluşmasına bir adım olur.

2. Hiçbir şey yapmayın:

Yazının Devamını Oku

8 ve 12’lere hafta sonu özel izin

Pandemi nedeniyle büyük oranda uzaktan eğitimle geçen 2020-2021 eğitim öğretim yılının ilk dönemi dün tamamlandı. Sınava hazırlanan 8 ve 12’nci sınıflar için de yüz yüze eğitim başladı. Hafta içi ve hafta sonu yapılacak kurslara katılan öğrenciler, özel izinle sokağa çıkma yasaklarından muaf olacak.

Uzaktan eğitim ya da evden eğitim sona erdi. Zor, yorucu ve özlemle dolu yılın ilk döneminin son ders zili dün çaldı. Öğrenciler; sınıflara girmeden, bahçede oynamadan, koridorlarda koşturmadan evden, masanın başından eğitime devam etti. Öğretmenler; evlerini okullaştırdı, eğitim tarihinde ilkleri yazdı. Öğrencilerine dokunmadan, onların gözünün içine bakmadan, kucaklaşmadan, kimi zaman masayı kimi zaman buzdolabı kapısını tahta yaptı. Evlerini, odalarını, mutfaklarını sınıfa çevirdi. Zoru kolaylaştırıp, öğrencilere ulaşmanın her yolunu denedi. Aileler; sabahları işine koşarken, çocuklarının derse katılımı için çaba harcadı. Kimi zaman çocukları ile çatıştı, yasaklar koydu, zorlandı. İşleri pek de kolay olmadı. Dün başlayan 3 haftalık tatilde öğrencinin, öğretmenin ve ailenin de biraz olsun nefes alma zamanı.

‘YÜZ YÜZE’NİN İLK ADIMI

Kuşkusuz geçtiğimiz mart ayından itibaren en çok zorlananlar sınavlara girecek olan 8 ve 12’nci sınıf öğrencileri. 6 Haziran’da yapılacak Liselere Geçiş Sistemi (LGS) ile 26-27 Haziran’daki Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) girecek yaklaşık 4 milyon öğrenci ve öğretmenleri bu ara tatilde derse devam edecek. 8 ve 12’nci sınıf öğrencileri ve mezunlar için isteğe bağlı açılan resmi okullardaki destekleme ve yetiştirme kurslarında, özel okullardaki takviye kurslarında ve 12’nci sınıflara yönelik özel öğretim kurslarında yüz yüze eğitim ara tatille birlikte başlatılacak. Okullar, bakanlıktan son dakika gelen bu haber karşısında organize olmaya çalışıyor. Servis, yemekhane gibi hizmetleri açık tutup, yüz yüze eğitimin ilk misafirlerini iyi ağırlamaya kararlı.

YASAKTAN MUAF OLACAKLAR

Destekleme ve yetiştirme kursları yarıyıl tatilinde (25 Ocak-7 Şubat arasında) hafta içi veya hafta sonu olacak şekilde planlanabilecek. Hafta sonu yapılan sokağa çıkma yasağı için Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın izni ile kurslara katılan öğrencilere okul yönetimince bir belge düzenlenmesi halinde sorun çözülecek. Yani okulundan, kursa katıldığına yönelik belge alan öğrenciler sokağa çıkıp okuluna gidebilecek.

ÖĞRENME KAYIPLARI NE OLACAK?

- Bütün gözler okulların açılacağı 15 Şubat’a çevrildi. Eğitimciler pandemi nedeniyle oluşan öğrenme kayıpları için planlamalar yapıyor. Eğitim yılını sağlıklı ve az kayıpla kapatmak için farklı modeller üzerinde çalışılıyor. Uzmanlar, öncelikle öğrenme kayıplarını belirlemek için ölçme sistemi geliştirilip, yaz tatilinde bunun telafi edilmesi önerisinde bulunuyor. Umarım bakanlık bu konuda bir an önce adım atar, bu kayıpları en aza indirir. Salgının hafiflemesi ve okullarda yüz yüze eğitimin 15 Şubat’tan itibaren başlaması artık herkesin ortak dileği. Sağlıkla iyi tatiller...

Yazının Devamını Oku

'Haksız unvan' geri alınacak

Üniversitelerde ödev, tez, proje, makalelerini para karşılığı yazdıran ve yazanlara karşı Yükseköğretim Kurulu harekete geçti. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, “Bu işlere karıştığı tespit edilen akademisyenlerin hem unvanları düşecek hem de işlerinden olacaklar” dedi.

Uzaktan eğitim sürecinde yapılan sınavlarda sık sık gündeme gelen ‘kopya’nın ardından ödev, tez, proje ve makalelerini para karşılığı yazdıran ve yazanlara karşı Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ticarete dönüşen bu sahteciliği yaptığı tespit edilen internet siteleriyle ilgili incelemeler sürüyor. Bu durumda tezini, ödevini, projesini başkasına yaptıran öğrencinin çalışması da iptal edilecek.

PARA VE HAPİS CEZASI

Bununla da yetinilmeyip Türk Ceza Kanunu uyarınca bu kapsamda dolandırıcılık suçu işleyenlere para ve hapis cezası da verilecek. Yapılan inceleme sonucunda bu sitelerden yararlanarak yüksek lisans ya da doktora yaptığı tespit edilen öğrencinin yüksek lisans ve doktorası iptal edilecek ve unvanları elinden alınacak.

Bu durum sadece öğrencileri değil, bu işi yapanları ve buna destek veren akademisyenleri de kapsıyor. Bu tezlerin hazırlanmasına destek veren akademisyenlerin hem unvanları hem de işleri elinden gidecek.

‘YENİ YÖK’ OLARAK...

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç konuyla ilgili sosyal medya hesabında “Türk yükseköğretiminde ‘kaliteyi ve liyakati’ önemseyen ‘Yeni YÖK’ olarak, bu ve benzeri akademiyi zehirleyen yasadışı durumlara karşı hiçbir zaman müsamaha gösterilmeyeceğinin bilinmesini isteriz” diyerek tepkisini göstermişti. Ben de bütün bunları konuşmak üzere YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç ile görüştüm. Başkan Saraç, özetle şunları söyledi: “Bu konuda dikkatimizi yoğunlaştırmamız gereken husus, sadece tez hazırlatan firmalar ve tezlerini bu şekilde hazırlayanlar değil, iddia edildiği gibi akademide bu gayri kanuni işlere karışanlar varsa bunların da bir an önce temizlenmesi. Bunlara katkı sağlayan akademisyenler varsa bunların akademi camiasında yer almamasını istiyoruz. ‘Haksız unvan’ kazanımının üzerinde ciddiyetle durulacak. Buna katkı sağlayanlar tespit edildiğinde akademiden uzaklaştırılacak.

Yazının Devamını Oku

Devrim Celal'den Jetgil Kürşad'a

Dedesi Devrim otomobilini yaptı, torunu uçan otomobil hazırlığında. Dr. Kürşad Özdemir, ‘Kumru’ adını verdiği uçan otomobilin tasarımlarını tamamladı. Feyz aldığı kişi ise ilk Türk otomobili ‘Devrim’in yapımında görev alan mühendis dedesi Celal Taner. Özdemir, “Cumhuriyet’i inşa eden nesle bir borcum var, ödeyeceğim” diyor.

Uzaya, uzaydaki yaşama, uzayda olabilecek yaşam alanlarına hep ilgili olan MEF Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Dr. Kürşad Özdemir, Türk Patent Enstitüsü’nden uçan otomobil için tasarım tescil belgesini aldı. Viyana Teknik Üniversitesi’nde doktora yapan Dr. Kürşad Özdemir’in yanı sıra ekipte İTÜ mezunu Elif Erdoğdu Özdemir, MEF Üniversitesi 2019 mezunu Sami Yücel ve İTÜ’den Prof. Dr. Alim Rüstem Aslan yer alıyor. Dr. Özdemir, hayallerini ve Kumru ismini verdiği uçan otomobilin proje sürecini şöyle anlatıyor:



MAKİNE AŞKI 3 YAŞINDA BAŞLADI

“Makine sevdamın ilk kilometre taşı, 3 yaşındayken içini merak etiğim için kırdığım bir fotoğraf makinesidir. Yenemediğim merakımın kurbanı olan ve hâlâ sakladığım bu makine benim merakımın ve sevdamın yanı sıra ailemin toleransının ilk işareti. Çocukken babamın matbaasındaki baskı makinelerinin arasında koşup oynadım. Simsiyah ‘Heidelberg’ makineleri çok seyrettim, sesleri, kokusu aklımdan hiç çıkmaz. Celal dedem, Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyeti inşa etmek için Avrupa’ya yolladığı bir avuç gençten biriydi. Kendisi, Darüşşafaka’dan çıkıp daha çocuk yaşta Almanya’da Konstanz Yüksek Mühendislik Okulu’na girmiş. Eğitimi bitince Türkiye’ye dönüp demiryolu fabrikalarını yönetmiş. İlk yerli lokomotifin motorunu yapmış. Sırasıyla Sivas, Eskişehir ve Adapazarı demiryolu fabrikalarının müdürlüğünü yapmış. Ben Celal dedem ile maalesef hiç tanışamadım ama annemden yaptıklarını, hikayelerini, tarzını dinledim, not defterlerini inceledim. Belki de hiç göremediğim için izini sürdüm. Ben de Almanca öğrendim, Konstanz’da değil ama Viyana’da okudum.

MARS GÖREVİ PROJESİ

Yazının Devamını Oku

Eğitimin eve taşındığı yıl

2020 hayatımızın birçok alanında olduğu gibi eğitimde de zorlu bir yıl oldu. Pandemi nedeniyle eğitim eve taşındı, sınavlar online yapıldı. İşte geçtiğimiz yıl koronanın eğitim alanında yaptığı köklü değişiklikler...

2019’da okullar eve taşınacak, eğitim uzaktan sürecek, sınavlar online olacak diye biri açıklama yapsaydı, eminim benim gibi çoğumuz bunu çok tutarsız bulurduk.

İTÜ’den mezun olduktan sonra Stanford Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamlayan, DPT ve Başbakanlık ile birçok şirkette yöneticilik yapan ve Eğitim Gönüllüleri Vakfı Genel Müdürlüğü’nün ardından eğitim teknolojisinin yayılması için kafa yoran yüksek mühendis Muvaffak Gözaydın, yıllardır bu konuda beni uyarır. Geçtiğimiz günlerde de “Benim 25 yılda yapamadığımı korona 1 haftada yaptı. Bütün dünyada online eğitime geçildi” diye yazdı. Gözaydın, öğretmenlerin kendilerini bu konuda daha fazla geliştireceklerini söylerken, özellikle üniversitelerin online kapasitelerini arttırmaları önerisinde bulunuyor.



Evet, Gözaydın’ın dediği gibi dünya özellikle eğitimde başka bir yöne evriliyor. Türkiye’de de bu konuda şu anda ilk ve ortaöğretimde olduğu kadar yükseköğretimde de uzaktan eğitim mart ayından bu yana devam ediyor. Öğretmenler, öğrenciler yeni bir eğitim modeline alıştılar artık. 2020 eğitim için zor bir yıl oldu. Eğitim eve taşındı, sınavlar online yapıldı.

MİLYONLARIN OKULU: EBA

Yazının Devamını Oku

Karatahtayla online eğitim

Sınıf boş, öğrencileri yok ama o her gün okula gidip uzaktan da olsa karatahtada eğitim veriyor. Boğaziçi’nin 44 yıllık hocası Prof.Dr. Bülent Sankur, “Bu işte gönüllüyüm ve devam edeceğim” diyor.

Prof. Dr. Bülent Sankur, 1970 yılında Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra doktora derecesini 1976’da Rensselaer Polytechnic Institute’ten aldı. 1976’dan bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nde öğretim üyesi. Halen de Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünde emeritus öğretim üyesi olan Bilim Akademisi üyesi Prof.Dr. Bülent Sankur, öğrencilerin gelmediği, sınıfların boş olduğu pandemi koşullarına rağmen her gün üniversiteye gidiyor, boş sınıfta karatahta başında, öğrencilerine ders anlatıyor.

EKRANA BAKMAKTAN İYİ

Prof.Dr. Sankur, uzaktan ders verme deneyiminin zorluklarını şöyle özetliyor: “Pandemi yaşam koşullarını her birimiz için farklı ölçeklerde zorlaştırdı, öğretmenler ve öğrenciler de bu zorluklardan nasiplerini aldı. Biz öğretim üyeleri için en önemli zorluk, sınıfta öğrenciyle göz göze gelerek ders anlatamıyor olmak. Böyle olunca sınıftaki sinerjiden uzak kalıyoruz. Tahtada ders anlatırken doğal ses tonlaması ve beden hareketleri hakkında sınıftan olumlu olumsuz geribildirim alırsınız. Ve anlatım biçiminizi bu geri bildirimlere uyarlarsınız. Şimdi bunun gibi çok önemli etkileşimlerden yoksunuz. Bu eksiklikleri bir nebze gidermek için ben hâlâ sınıfta, ‘karatahta’ üzerinde ders anlatıyorum. Öğrenciler de evlerinde bilgisayarlarından kameranın yansıttığı sahneyi izliyorlar. Bu arada ben de arkadaki bir perdeye yansıtılan galeri görüntüsünden onların yüzlerini görebiliyorum. Bu, sınıfta ‘canlı ders’ kadar zengin bir ortam olmasa da salt ekrana konuşmaktan da daha iyi; yani bu koşullardaki en iyi ara çözüm.”



İLK GÜNKÜ HEVESİMLE...

Yazının Devamını Oku

Bakan Selçuk açıkladı! İşte yeni yarıyıl takvimi

Milli Eğitim Bakanlığı salgın tedbirleri kapsamında uzaktan eğitim süreci, okullardaki sınavlar ve yarıyıl tatili takvimiyle ilgili yeni düzenlemelere gitti. Buna göre uzaktan eğitim 22 Ocak’a kadar uzatıldı. İkinci dönem ise 3 haftalık sömestr tatilinin ardından 15 Şubat’ta başlayacak. İlk dönem ilkokullarda sınav yapılmayacak.

- UZAKTAN EĞİTİM 22 OCAK’A KADAR: Milli Eğitim Bakanlığı, dün ilk dönem sınavlarının yapılmayacağını ve uzaktan eğitimin 22 Ocak 2021 tarihine kadar devam edeceği belirterek, şu açıklamaları yaptı:

- İLKOKULLARDA SINAV YOK: İlkokullarda sınav yapılmayacak, karne notları, ders etkinliklerine katılım puanıyla belirlenecek. Ortaokul ve liselerde birinci döneme ait bir yazılı ile uygulama puanları ve performans notları üzerinden ölçme değerlendirme yapılacak. Sınav notu bulunmayan şubelerin sınavları, okul ortamında sosyal mesafe ve hijyen tedbirlerine uygun olarak seyreltilmiş gruplar hâlinde gerçekleştirilecek.

- ORTAÖĞRETİMDE TEK SINAV: İller arası hareketliliğin azaltılması amacıyla sadece ortaöğretim öğrencileri, kendi isteklerine bağlı olarak, 28 Aralık 2020 Pazartesi gününe kadar velilerinin okul yönetimine başvurması halinde, öğrenim gördükleri okul ile aynı okul türünde olması kaydıyla o tarih itibariyle bulundukları illerde sınavlara katılabilecek.

İlkokul, ortaokul ve liselerde uzaktan eğitim, 2020–2021 eğitim öğretim yılının ilk döneminin tamamlanacağı 22 Ocak 2021 Cuma gününe kadar devam edecek.

22 Ocak 2021 tarihinden itibaren karne dağıtımları eğitim kurumu yönetimlerince, farklı gün ve zaman dilimlerine yayılarak yoğunluk oluşturmayacak şekilde planlanacak.

- İKİNCİ DÖNEM 15 ŞUBAT’TA: 25 Ocak 2021 Pazartesi günü başlayacak yarıyıl tatil süresine ikinci dönemdeki bir haftalık ara tatil süresi de eklendi. 2020-2021 eğitim öğretim yılının ikinci dönemi 15 Şubat 2021 Pazartesi günü başlayacak.

Yazının Devamını Oku

Yabancı dile yerli yazılım

Pandemi döneminde öğrencilerin yaşadığı en büyük zorluklardan biri online sınavlar oldu. ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün hem korona önlemleri altında sınavların nasıl yapıldığını anlattı hem de güzel bir projenin müjdesini verdi: Dijital ortamdaki yabancı dil sınavlarını yerli yazılımla yapmak.

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün görevinde ikinci yılını dolduruyor. Kendisiyle bu iki yılda neler yaptığını ve geleceğe ilişkin projelerini konuştuk. Prof. Dr. Aygün’ün önümüzdeki dönem ilk hedeflerinden biri dört beceri (dinleme, konuşma, okuma, yazma) ölçen ve dijital ortamda yapılan yabancı dil sınavını yerli yazılımla yapmak. Bu konuda çalışmalara başladıklarını belirten Başkan Aygün, “Dört beceriyi ölçen yabancı dil sınav çalışmalarına başladık. Şu an için ülkemizde uygulanan dört beceride dil sınavlarının yazılımları ve uygulamaları yabancı menşeli. ÖSYM Başkanlığı olarak yerli yazılımla dört beceriyi ölçen dil sınavı yapmayı hedefledik. Bu kapsamda uzmanlarımız tarafından yerli yazılım çalışmaları başlatıldı” diyor.

5 DİL DAHA EKLENDİ

Daha önce İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça ve Rusça dillerinde uygulanan elektronik sınavlara 2019 yılında Farsça, 2020 yılında Bulgarca, İspanyolca, İtalyanca ve Yunanca dilleri de eklenmiş. 2020’de 13 adet yapılan ve 33 bin 935 adayın katıldığı YDS’nin (Yabancı Dil Sınavı) yabancı kaynaklar kullanılarak oluşturulduğunun altını çizen Başkan Aygün hedeflerini, “Amacımız adayın dil konusunda diğer yeterliliklerinin de ölçülmesine fırsat veren bir sınav yapmak. Yerli yazılımla adayın konuşma, dinleme, okuma ve yazma becerilerini de ölçmüş olacağız” diye açıklıyor.

YILDA 50 SINAV YAPILIYOR

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) 2021 bütçesi 643 milyon 549 bin lira olarak gerçekleşmiş. Bu büyük bütçeyi de yönetecek olan ÖSYM Başkanı Aygün, sadece üniversite sınavlarını değil tüm merkezi sınavları yaptıklarını söylüyor: “ÖSYM’nin kurulduğu dönemdeki amacı üniversiteye giriş sınavlarını düzenlemekti. Şu an bulunduğumuz noktada ise devletimizin sınav merkezi konumundayız. Eğitim alanının dışında kamu kurumlarının çoğunun sınavlarını da biz gerçekleştiriyoruz. Yılda yaklaşık olarak 50 sınav uyguluyoruz.”

13 MİLYON MASKE DAĞITTIK

* Prof. Aygün, iki yıllık görev süresi boyunca ve pandemi döneminde yaptıklarını şöyle sıraladı:

* Pandemi döneminde bugüne kadar yapılan sınavlarda, adaylara ve görevlilere yaklaşık 13 milyon maske, 13 milyon dezenfektan mendil, 1 milyon 800 bin çift eldiven, 69 bin birer litrelik el dezenfektanı, 42 bin yüz koruyucu siperlik ve 34 bin adet koruyucu önlük verildi.

Yazının Devamını Oku

Çıkarın klavyeleri yazılı var

Üniversiteliler dikkat! Her an online sınav olabilirsiniz. Pandemi nedeniyle bazı üniversiteler sınavları erteledi ama uzaktan sınav kararı alanlarda işleyiş devam ediyor. YÖK Yürütme Kurulu üyesi Prof. Dr. Tufan, kararın üniversitelerde olduğunu ve notların uzaktan anlık sınavlar ile projeler üzerinden verilebileceğini söyledi.

Koronavirüs salgını eğitim öğretimi her düzeyde çok etkiledi. İlk ve ortaöğretimde tümden uzaktan eğitime geçilirken, üniversitelerin çoğu da uzaktan devam etme kararı aldı. Hatta sınavlarını da aynı şekilde yapacağını açıkladı. Şu anda birçok üniversitede sınav dönemi. Bazı üniversiteler yüz yüze sınav kararı aldığı için son günlerde salgındaki artış nedeniyle ertelemeye gitti. Ancak, uzaktan sınav kararı alanlarda işleyiş devam ediyor. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) geçtiğimiz günlerde sınav güvenliği ile ilgili üniversiteleri uyardı. YÖK’ün Uzaktan Eğitim Çalışma Grubu, daha önce bu konuda üniversitelere açıklayıcı bilgiyi göndermişti.

AÇIK KAMERA TARTIŞMASI

Online sınavlarda kameraların açık tutulmasının istenmesine bazı öğrenciler tepki gösterdi. Üniversiteler de tepki ve eleştirilere, bu yöntemin sınav güvenliğini sağlamak için gerekli olduğunu söyleyerek cevap verdi. YÖK Yürütme Kurulu üyesi ve Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Zeliha Koçak Tufan ile ‘Küresel Salgında Yeni Normalleşme’ sürecinde sınav güvenliği ve pandeminin gölgesinde yükseköğretim konusunu konuştum:



SINAV GÜVENLİĞİ ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku