GeriNoyan Doğan Trafik sigortasında yeni dönem başladı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Trafik sigortasında yeni dönem başladı

Trafik sigortasında değişiklik içeren kanun tasarısı Meclis Genel Kurulu’ndan geçerek, yasalaştı. Peki neler değişecek? Birincisi ki, en önemlisi, trafik kazalarında, sigortadan ödenecek vefat ve sakatlık tazminatı hesaplamasına standart gelecek. Böylece mahkemeler birbirinden farklı tazminat kararları vermeyecek, hak kaybı yaşanmayacak

Standart gelmesi ile mahkemelere başvurmaya bile gerek kalmayacak, mağdur olan taraf ne alacağını, sigorta şirketi de ne ödeyeceğini bilecek. Bu sayede son dönemde türeyen hasar aracılarına da gerek kalmayacak. Trafik kazasında hayatını kaybedenlerin yakınları ve yine kazada sakat kalan vatandaş; direk sigorta şirketine başvuracak, sigorta şirketi kamunun belirlediği standart tazminat yöntemine göre hesaplamayı yapıp, tazminatı hemen ödeyecek. Aracıya vekâlet ver, aracı gitsin mahkemede dava açsın, dava iki-üç yıl sürsün, dava sonunda mahkemenin hükmettiği tazminatın yüzde 40-50’sini aracı cebe indirsin, kalanını mağdura versin dönemi böylece kapanmış oldu.

VATANDAŞIN KAFASI KARIŞTI

Başka neler değişti? Trafik sigortasından ticari araçlar ve araç kiralama şirketlerine kar kaybı, gelir kaybı, kira kaybı, iş durması gibi tazminatlar ödenmeyecek. Sürücüler, küçük hasarlar için değer kaybı tazminatı talep edemeyecek. Değer kaybı tazminatında aracın piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkat alınacak. Trafikten çekilecek, hurdaya çıkmış araçlar sigortadan değer kaybı tazminatı alamayacak.

Gelelim asıl konuya. Yasanın çıkmaması için bazı kesimler, özellikle de hasar aracıları, trafik sigortasındaki değişikliklerin vatandaşın aleyhine olacağını, devletin vergi kaybına uğrayacağını, kamunun yargılama harç zararı oluşacağını öne sürerek, ciddi lobi faaliyeti yürüttüler, Meclis’te komisyonları ve komisyon üyelerini etkilemeye çalıştılar. Yasa çıktı, ama şu oldu; vatandaşın kafası karıştı. Nereden mi biliyorum? Okuyuculardan gelen, ‘sigortadan az mı tazminat ödenecek?’, ‘devlet gelir kaybına mı uğrayacak’ benzeri sorulardan anlıyorum. Bu kesimler, bu iddialarını sosyal medya üzerinden benimle de paylaştılar. İddialar doğru mu diye sordum soruşturdum, hem sigortacılarla hem de hukukçularla konuştum. Anlatayım ki, artık bu trafik sigortası konusu kapansın.

KİMLER, NEDEN İTİRAZ EDİYOR?

İddia: Tazminatlar öz ödeneceğinden devlet vergi kaybına uğrayacak. 

Doğrusu: Trafik sigortasından ödenen vefat ve sakatlık tazminatlarında devlet bugüne kadar sigorta şirketi ya da vatandaştan herhangi bir vergi almadığı için gelir kaybı söz konusu değil. Böyle bir vergi hiç olmadı, olmayacakta. 

İddia: Çıkan yasa nedeniyle mağdurlar daha düşük tazminat alacak.

Doğrusu: Konu biraz teknik, basitleştirerek anlatayım. Trafik sigortasında vefat tazminatı sigorta genel şartlarına göre; kişinin yaşı, geliri, bakmakla yükümlü olduğu kişiler gibi birçok kritere göre hesaplanıp, çıkan tazminat geride kalanlara ödeniyor. 2015 yılından beri de belirli standart uygulanarak ödeniyordu. 2020’de Anayasa Mahkemesi tazminat hesaplamasının genel şartlarla düzenlenemeyeceğine, kanunla yapılması gerektiğine hükmetti. Ancak tazminat hesaplama yöntemi ile ilgili bir karar vermedi. Şimdi o kanun çıktı. Dolayısıyla 2020’nin ortasına kadar tazminat nasıl ödeniyorsa şimdi yine aynı şekilde ödenecek. Ödenecek tazminatlarda herhangi bir düşüş olmayacak.

TAZMİNATLAR DÜŞECEK Mİ?

İddia: Tazminatlar düşeceğinden mahkemelerin alacağı harçlar azalacak, kamu zararı oluşacak.

Doğrusu: Zaten yasanın amacı da bu; tazminatların yargıya gitmeden çözülmesi, yargının yükünün azaltılması, vatandaşların yıllarca yargı kararını beklemeden tazminatını alması. Zaten vatandaşı yargıya zorlayan hasar aracıları. Ne yapıyorlardı? ‘Dava açalım, üç-dört katı tazminat alırız’ diyerek, vatandaşları kandırıp, ellerinden vekalet alıyorlardı. Sonra da sigorta şirketlerine dava açıyorlardı. Bu nedenle de 350 binden fazla tazminat dosyası mahkemelerde çözülüyor. Sonra ne oluyor? Mahkeme tazminata hükmediyor, tazminatın yüzde 40-50’sini aracı komisyon adı altında cebe indiriyor, kalanı vatandaşa ödüyor. Vatandaş aynı tazminatı hatta belki daha fazlasını, zamanında sigorta şirketinden alacağına; mahkeme nedeniyle 2-3 yıl sonra alabiliyor. Yani vatandaş, hasar aracıları nedeniyle mağdurdu. Yeni yasa ile mağduriyet bitmiş oldu.

Özetle, iddiaların hiçbir dayanağının olmadığını, yeni yasanın, devletin ve vatandaşın faydasına olduğunu, kimsenin mağdur olmayacağını öğrendim. Elbette mağdur olan bir kesim var; onlar da işte bu hasar aracıları. Bu arada şunu da belirteyim, bir iki hafta içinde hasar aracılarının mağdur ettiği birçok okuyucu da mağduriyetlerini benimle paylaştı. Gerekirse gelecek yazılarımda bunlara da değinirim.

 

X

COVID-19 tedavisi görenlere 350 milyon TL ödendi

Açıkça söyleyeyim, COVID-19 salgınında sigorta şirketleri, özellikle sağlık sigortalarında başarılı bir sınav verdi, halen de vermeye devam ediyor.

Çok iyi hatırlıyorum, geçen senin mart ayında, salgının ilk başladığı günlerde, sigortalılarda, ‘özel sigortadan tedavi olabilecek miyiz?’; sigorta şirketlerinde de ‘salgın özel sigortanın kapsamında değil, biz şimdi ne yapacağız,’ endişesi vardı. Sigortacılar ani ve ortak bir kararla, COVID-19 tedavisini hem özel sağlık hem de tamamlayıcı sağlık sigortası kapsamına aldılar ve tüm tedavi giderlerini ödemeye başladılar. Halen de uygulama devam ediyor ve devam edecek de.

50 BİN KİŞİ TEDAVİ OLDU

Biraz araştırma yaptım. Bugüne kadar özel sağlık sigortası olan 50 bin kişi özel hastanelerde COVID-19 tedavisi oldu. Bu 50 bin kişi için de sigorta şirketleri, özel hastanelere toplam 356 milyon lira ödeme yaptı. Bu kişilerin 27 bine yakını özel sağlık sigortalısı, 23 bin 121 kişisi de tamamlayıcı sağlık sigortası olanlar. Sigortacılar, salgın başladığından bu yana da özel sağlık sigortası olan vatandaşlar için 312.2 milyon, tamamlayıcı sağlık sigortası olan vatandaşlar için de 43.1 milyon lira özel hastanelere ödeme gerçekleştirdi.

Dikkatinizi çekmiştir, tamamlayıcı sağlık sigortası için ödenen tedavi ücreti düşük. Neden? Çünkü, tamamlayıcı sağlık sigortası; SGK ile anlaşmalı özel hastanelerin ayakta ve yatarak tedavilerde talep edeceği her türlü fark ücretini karşılıyor, bir anlamda devletin ödediğinin üzerine tamamlıyor da ondan. Tedavinin belirli miktarını SGK karşıladığından, sigorta şirketlerinin kasasından daha az para çıkıyor. Bu nedenle tamamlayıcı sağlık sigortasının fiyatı özel sağlık sigortasının neredeyse yarısından daha düşük.

ÖZEL SAĞLIK SİGORTASI

Özel sağlık sigortası olup da kimler tedavi görmüş diye biraz daha araştırdım. Sonuçlar ilginç. Tedavi gören 50 bin sigortalının 21 bine yakını kadın sigortalılardan, 29 bini de erkek sigortalılardan oluşuyor. Mesela, virüse yakalanıp da tedavi gören 0-19 yaş arasındaki sigortalılar yüzde 77’i ayakta, yüzde 23’ü ise yoğun bakımda tedavi olmuş. 20-39 yaş arası özel sağlık sigortalılarında da oranlar üç aşağı beş yukarı aynı. Ancak, 60-79 yaş arası sigortalılara gelince iş değişiyor. Bu kişilerin yüzde 32’si tedavisini ayakta geçirirken, yüzde 62’si yatarak tedavi olmuş ve bunların yüzde 6’sı da yoğun bakım hastaları. En çok tedavi gören sigortalı grup ise 20-39 yaş arası ki; özel sağlık sigortası olan ve virüse yakalanarak tedavi görenlerin yüzde 46’sı bu yaş gurubundan oluşuyor.

FİYATLAR ARTACAK MI?

Gelelim, kritik soruya; salgının, sağlık sigortası kapsamına alınması fiyatlarda bir artışa neden oldu mu? Bu konuda özellikle bir süredir okuyuculardan çokça soru ve yorum alıyorum. Kimileri, ‘sigortamızın yenilemesi geldi fiyat arttı mı?’ diye soruyor, kimileri de ciddi fiyat artışlarından şikayet ediyor. Peki, özel sağlık sigortasında fiyatlar çok mu arttı? Kendimden örnek vereyim. Geçen hafta benim ve ailemin sağlık sigortasının yenilemesi geldi ve yüzde 34 artışla poliçeleri yaptırdım. Bu kadar yüksek artışın nedeni ise benim sene başında ciddi bir ameliyat geçirmem.

Yazının Devamını Oku

6 soruda emekli olacaklara tavsiyeler

Okuyucuların en çok merak ettiği konuların başında ‘ne zaman emekli olmalıyım, şimdi mi emekli olsam yeni seneye mi bıraksam?’ sorusu geliyor. Bu soruların altında yatan gerekçe ise yüksek emekli maaşı alabilmek. Aslında merak edilen konu, sene sonuna kadar emekli olmakla, yeni senenin başında emekli olmanın maaşı ne kadar etkileyeceği. Kimileri de emekliliği gelse de biraz daha çalışıp emekli maaşını arttırmanın yollarını arıyor. Peki, 2021’in sonuna kadar emeklilik dilekçesi vermekle, 2022’nin başında vermek arasında maaş açısından bir fark var mı? İşte, tüm merak edilenler.

1)Emeklilik başvurusunu sene sonuna kadar mı, yoksa yeni senenin başında mı yapmak daha avantajlı?

2021’in sonuna kadar emekli olmakla, 2022’nin ocak ayında başvuru yapmak arasında emekli maaşı açasından belirli bir fark var. Sene sonuna kadar başvuruda bulunursanız bu yılın ocak ve temmuz emekli zamları emekli maaşınızı eklenecek, 2022’nin başında başvurursanız sadece yeni senenin ocak ayında zam tutarı aylığınıza eklenecek. Ayrıca emekli maaşının belirlenmesinde de fark olacak. 

2) Emekli maaşı nasıl belirleniyor?

İlk sigortalı olduğu tarih 2000 yılı öncesi ile 2000-2008 arası olanlar ve 2008 sonrası sigorta girişi olanların emeklilik maaşları farklı hesaplanıyor. En basit haliyle, yatırılan prim gün sayısı, aylık ortalama kazanç, enflasyon, büyüme hızı gibi faktörlere göre emekli aylığı hesaplanıyor. Ortalama aylık kazancın, prim gün sayısına göre hesaplanan aylık bağlama oranı ile çarpılması sonucu emekli aylığı tutarı belirleniyor. Ortalama aylık kazanç da dönemsel tüketici enflasyonuna göre hesaplanıyor ve büyüme hızının yüzde 30’u üzerine ekleniyor. Güncellenmiş aylık kazanç ile aylık bağlama oranının çarpımı sonucu emekli maaşı belirleniyor, bu maaş da geçmiş enflasyon oranında artırılıyor.

OLUMLU ETKİLİYOR

3) İlk işe başlama tarihi önemli mi?

Önemli. Şöyle ki; 2000 yılından önce, SSK’lı girişi olanların emekli aylıkları kat sayı, aylık bağlama oranı ve gösterge rakamına göre hesaplanıyor. Aylık bağlama oranının da yüzde 60’ı, katsayı için de 12000 alınıyor. 2000-2008 arası ilk sigorta girişi olanlarda ise hesap değişiyor ve gösterge rakamı yerine güncelleme katsayısı kullanılıyor, büyüme rakamları ve TÜFE hesaba katılıyor. 2008 yılından sonra sigortalı olanlarda ise yine emekli maaşı formülü değişiyor ve aylık kazancın ortalamasına, güncelleme katsayısına, TÜFE oranına bakılıp hesaplama yapılıyor, aylık bağlama oranı yüzde 40 olarak ele alınıyor. 2021’de emekli olacaksınız, 2020 yılındaki güncelleme katsayısı baz alınıyor, 2022’de emekli olunacaksa 2021 yılının güncelleme katsayısına göre maaş hesaplanıyor. Ayrıca enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde emeklilik dilekçesinin yılbaşından sonra verilmesi daha avantajlı, enflasyonun düşük olduğu dönemlerde ise sene sonuna kadar emeklilik dilekçesi verilmesi daha avantajlı. Tabi burada büyüme hızının yüksek olması da emekli maaşını olumlu etkileyen faktör.

Yazının Devamını Oku

Serviste geçen süre çalışmadan sayılmaz

Soru: Şirketimiz ani kararla çalıştığımız yeri Kurtköy’e taşıdı. Servis hizmetinden yararlanıyoruz. İşe giderken 2.5 saat gelirken 2.5 saat yolda vaktimiz geçiyor. Yolda geçen fazladan vakit için mesai istediğimizi söyledik verilmeyeceğini söylediler. Hakkımız nedir? Burak Ç.

Cevap: İş kanununda günlük çalışma sürelerinden sayılan haller detaylı şekilde sıralanmış. Yine iş kanunu; işin niteliğinden doğmayıp da işveren tarafından sırf sosyal yardım amacıyla işyerine götürülüp getirilme esnasında araçlarda geçen süreyi çalışma süresinden saymıyor. Dolayısıyla, işe gidiş-dönüşte serviste geçen süreler çalışma süresinden sayılmaz.

İŞVEREN BAŞKA İŞYERİNDE ÇALIŞTIRAMAZ

Soru: İşe giriş tarihim 23.4.2004, çıkış 31.8.2021 olarak yapıldı. İşveren hiçbir sebep göstermeden iş yerini açmadığı için çıkış yaptı, benim tazminat hakkım oluştu ama işverenin yakınının yanında işe girişim yapıldı. Tazminat için konuştuğumda benim yanımda işe girdin hakkın devam ediyor dediler. Benim ne yapmam gerekiyor?

Cevap: Sizin durumunuzda iş sözleşmenizin devri söz konusu. Eğer çalıştığınız şirket devredilmiş olsaydı tazminat hakkınız baki kalmak kaydıyla çalışmaya devam ederdiniz. Ancak iş sözleşmesinin devrinde çalışanın onayı olması gerekiyor. Onayınız yoksa iş sözleşmeniz devredilmez ve kıdem dahil tüm haklarınızı alırsınız. Haklarınız ödenmiyorsa yasal yola başvurmanızı öneririm.

PRİMİN TAVANDAN YATMASI AVANTAJ

Soru: 1978 doğumluyum ve 1998 sigorta girişim var. SGK’lıyım. Sigorta primim 7300 gün civarında. SGK matrahım son 11 yıldır aynı işyerinde en üst tavan ücret üzerinden ödenmektedir. Bu şekilde prim ödemeye devam edilirse emeklilikte sıkıntı olur mu? Artun S.

Cevap: Sizin durumunuzda 25 yıl çalışıp, 5900 gün prim ödeyip, 57 yaşında emekli olunuyor. Prim gününüz dolmuş. Çalışma yılınız iki yıl sonra dolacak. Ancak emeklilik için 57 yaşını bekleyeceksiniz. Primleriniz tavandan yattığı için emeklilikte sıkıntı olmaz, aksine emekli maaşınız yükselir.

TAZMİNATINIZI ERTELEYEBİLİRSİNİZ

Yazının Devamını Oku

Kaskoda ikame araç sorunu

Açıkcası bu yazıyı, gelen şikâyetler üzerine önceden yazacaktım ama ortalık bir sakinleşsin istedim.

Bir süredir sigorta şirketleri ile tüketiciler arasında ikame araç sorunu yaşanıyor. Nitekim hem tüketicilerden hem de sigorta acentelerinden bu konuda çokça şikâyet aldım halen de alıyorum. Tüketiciler, ‘kaza yaptım sigorta şirketi vadettiği aracı vermedi’ diye şikâyet ediyor, sigorta acenteleri de, ‘müşterilerimize ikame araç bulmakta zorlanıyoruz, tüketici ile aramız açılıyor’ diye yakınıyor.

Peki, nedir ikame araç? En basit haliyle, aracınız kaskolu, kaza yaptınız, tamirde olduğu süre boyunca size sigorta şirketi, mağdur olmayın diye bir araç temin ediyor. Buna ikame araç deniyor. Tüm sigorta şirketleri, kasko sigortalarında yol yardımı, çekici hizmeti gibi asistans hizmeti adı altında ikame araç hizmeti de veriyor. Altını çizeyim, ikame araç, bir sigorta teminatı değil, sigorta şirketlerinin sunduğu hizmet. Kasko sigortasına ödenen primin içinde bu hizmetin bedeli de bulunuyor. Ama bu bedel 100 lira 150 lira.

Sistem de şöyle işliyor. Sigorta şirketi, asistans işi yapmak için kurulmuş şirketlerden biri ile anlaşıyor, ikame araç dahil tüm bu hizmetleri, bu şirketler yürütüyor. Sigorta şirketleri bu hizmeti vermek zorunda mı? Değil. Bir süre önce böyle bir uygulama başlamış -ki, eskiden yoktu- sonra da gelenek haline gelmiş ve bu ikame araç hizmeti artık kaskonun bir parçası olmuş. Şunu da belirteyim, mesela Avrupa’da böyle bir uygulama yok. Tüketici kasko yaptırıyor, eğer isterse ve ihtiyaç da varsa asistan hizmetini ayrıca parasını ödeyerek alıyor.

TÜKETİCİ NASIL MAĞDUR OLDU?

Bir süredir de ikame araç konusunda ciddi sorun yaşanıyor. Tüketici kazaya karışıyor, aracı hasarlanıyor, asistans hizmetini arıyor ama ikame araç bulunamıyor. Bu sefer tüketici ya sigorta şirketini ya da sigortayı yaptırdığı acenteyi arayıp, ‘poliçeyi satarken bu hizmeti vereceğinizi taahhüt ettiniz şimdi vermiyorsunuz’ diye şikâyet ediyor. Özellikle bu şikâyetler yaz aylarında tabiri yerindeyse doruk noktaya ulaştı. Tüketici haklı mı? Sonuna kadar haklı. Fakat sigorta şirketinin de yapacağı bir şey yok. Bazı sigorta acenteleri, ‘bu iş niye bu hale geldi, daha ne kadar bu sorun sürecek?’ diye de soruyor.

İşin özü şu, otomotiv pazarındaki mevcut konjonktürden sigorta pazarı da nasibini aldı. Anlatayım. Sigorta şirketleri kaskoda ikame araç için asistans şirketleri ile anlaşıyorlar ya; işte o asistans şirketleri de dönüp araç kiralama şirketleri ile anlaşıyorlar. Bu anlaşmalar da piyasa fiyatının yarısı kadar fiyatlarla oluyor. Bu sayede aracı hasarlanan ve onarımı bekleyen kasko tüketicisi, bu sürede asistans şirketinin verdiği kiralık aracı kullanıyor.

ARAÇ KİRALAMA PAZARI DARALDI

Malum, son birkaç yıldır bir taraftan salgının etkisi diğer taraftan başka nedenlerden dolayı otomobil pazarında hem sıfır hem de ikinci el fiyatları çıldırmış durumda. Ortada sıfır araç neredeyse yok denecek kadar az. Bu süre içinde de araç kiralama şirketleri ellerindeki araçları yüksek fiyatlardan sattılar; hem bankalara olan kredi borçlarını ödediler hem de kar ettiler. Sıfır araçların fiyatları uçtuğu için şimdi de kiralama şirketleri yeni araç alamıyorlar; alabilen de az sayıda alıyor. Tabi bu ortamda araç kiralama fiyatları da ikiye katlandı. Düne kadar günlük 150 liraya kiralanan araçlar bugün 300-400 liralara çıktı. Hal böyle olunca da kiralama şirketleri asistans şirketlerine günlük 50-75 liraya araç kiralamak yerine, doğrudan tüketiciye iki-üç katı fiyatlarla kiralıyor. Yani, otomobil ve kiralık araç piyasasındaki arzın talebi karşılamaması, sigorta pazarını dolayısıyla da kasko tüketicisini vurmuş durumda. Belirttiğim gibi burada sigorta şirketlerinin de yapacak bir şeyi yok.

Yazının Devamını Oku

Borçlanarak nasıl erken emekli olacaksınız?

Okuyucuların en çok merak ettiği konuların başında borçlanma geliyor. Bu konuda okuyuculardan çokça soru alıyorum. Kimisine bu köşede cevap veriyorum, ancak sorular çoğalınca konuya ayrıca değinmek istedim. Aslında soru şu; ‘borçlanarak erken emekli olabilir miyim?’. Erkekler askerlik borçlanmasını, kadın çalışanlar da doğum borçlanmasının şartlarını merak ediyor. Kimileri de ‘prim gün sayım doldu, yaşı bekliyorum, borçlanarak erken emekli olabilir miyim?’ diye soruyor.

Çalışanlar, borçlanarak emekliliklerini erkene çekebilirler. Borçlanma, sigortalıların, çalışamadıkları döneme ait sosyal güvenlik primlerini, sonradan borçlanarak ödemesi anlamına geliyor. Buna da hizmet borçlanması deniyor ve çalışanlara bu hak tanınıyor. Hizmet borçlanması yapılarak, emeklilikte ödenmesi gereken prim gün sayısını öne çekmek ve bu sayede de erken emekli olmak mümkün.

Burada dikkat edilmesi gereken ve çoğu çalışanın yanlış bildiği nokta şu. Borçlanma sadece eksik prim gün sayısına katkı sağlıyor, emeklilik yaşına etkisi olmuyor. Yani, prim gün sayısınız eksik olacak ki, borçlanabilesiniz. Örneğin, çalışanın emeklilik yaşı dolmuştur ancak prim gün sayısı eksik olduğu için emekli olmasına imkan tanınmıyordur, prim gün sayısını tamamlamak için daha uzun süre çalışması gerekir; işte, bu çalışan erkekse askerlik, kadınsa doğum borçlanması yaparak emekliliğini erkene çekebilir.

KADINLARA 6 YIL ERKEN EMEKLİLİK

Hem doğum hem de askerlik borçlanmasının belirli şartları var. Kadın çalışanların; doğumdan önce sigortalı olarak çalışıyor olması ve doğumda veya sonrasında adına prim ödenmemesi gerekiyor. Bu şartlar varsa, kadın çalışanlar doğum borçlanması yaparak, erken emekli olabilirler. Doğumdan önceki 8 haftalık süre ile çoğul gebelik halinde 10 haftalık süre ve doğuma 3 hafta kalana kadar çalışılması durumunda ve doğum sonrası süre dahil toplam 2 yıllık süre borçlanılabiliyor. Bir doğum için borçlanılacak süre 720 gün. En fazla 3 doğum için borçlanma imkânından yararlanılıyor. İkişer yıllık sürelerle birlikte toplam borçlanma süresi 6 yıl oluyor. Üç çocuk için borçlanma yapacak bir kişinin, toplam 2.160 güne kadar borçlanma imkânı bulunuyor ki, bu da emeklilik süresi 6 yıl erkene çekiliyor demektir.

Peki, borçlanma yapıldığında SGK’ya ne kadar prim ödenmesi gerekiyor? Bir çocuk için 720 gün üzerinden en düşük ödenecek prim 27.468 lira, iki çocuk için 1.440 gün üzerinden ödenecek en düşük prim 54.936 lira ve üç çocuk için 2.160 gün üzerinde ödenecek en düşük prim 82.404 lira.

ASKERLİK BORÇLANMASININ ŞARTLARI

Gelelim, askerlik borçlanmasına. Er ve erbaş olarak ya da yedek subay okulunda geçen süreler emeklilik için borçlanılabiliyor. Askerlik borçlanması en fazla askerlik süresi kadar yapılabiliyor. Askerlik borçlanması çalışmaya başlamadan öncesi için de yapılabiliyor. Bu da emeklilik yaşını erkene çekiyor. Askerlik borçlanması için ödenecek primler ise; 6 ay için, 180 gün üzerinden en düşük ödenecek prim 6.867 lira, 12 ay için 360 gün üzerinden en düşük prim 13.734 lira ve 18 ay için 540 gün üzerinden en düşük ödenecek prim 20.601 lira.

Yazının Devamını Oku

Test yaptırmayan işten çıkartılamaz

Soru: PCR testi yaptırmayan işçi tazminat almadan işten atılır mı? Mehmet T.

Cevap: Bu konuda kesin bir görüş olmadığı gibi yine bu konuda kanuni bir düzenleme de yok. Bir görüşe göre, işverenden, test konusunda talep gelmesi halinde işçinin bu testi zorunlu olarak yaptırması gerektiğinden hem aşı olmayan hem de test yaptırmayan işçinin iş sözleşmesi işveren tarafından feshedilebilir. Bu durumda tazminatı da ödemek zorunda. Ancak ağırlıklı görüşe göre, PCR testi yaptırmayan işçiyi işveren işten çıkartamaz.

İŞVEREN ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARTABİLİR

Soru: Kamuda kadrolu memur olarak çalışıyorum. Kurumum genelgeyi ilgi tutarak tüm personelden PCR testi talep edeceğini, aksi halde zorunlu yıllık izin ve ücretsiz izne ayıracağını bildiren bir e-posta gönderdi. İlgili genelge kamu kurumlarını ve memur personeli kapsayabilir mi? Zorunlu yıllık izin veya ücretsiz izne ayırabilir mi? Ümit B.

Cevap: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın genelgesi işçi statüsünde çalışanları kapsıyor. Ancak bu genelge ile işverenlere aşı olmayan çalışanlardan PCR testi isteme hakkı da tanıyor. PCR testi kaynaklı yıllık izin ya da ücretsiz izin konusunda iş kanunda bir düzenleme yok. Ancak iş sağlığı ve güvenliği açısından işverenlere bazı haklar tanınıyor. İş kanununa göre işveren tek taraflı çalışanı ücretsiz izne gönderemiyor. Hukukçuların ağırlıklı görüşü PCR testi yaptırmayan çalışanlar için önce yıllık izin kullandırılıp sonrasında ücretsiz veya idari izin seçeneklerinin değerlendirilebileceği yönünde. Kimi hukukçular ise test yaptırmayan çalışanı, işverenin ücretsiz izne göndereceğini savunuyor. Bu durumda işverenin ücretsiz izin ve yıllık izin kullandırma hakkı bulunuyor.

YURTDIŞI EMEKLİLİĞİN ŞARTLARI DEĞİŞTİ

Soru: 18 ay askerlik sonrası, 1997 yılında sigortam başladı. 2001 yılına kadar 1375 gün primim ödendi, 2001 yılından bugüne yurtdışında çalışıyorum. Yurtdışı emeklilik için SSK’dan emekli nasıl olabilirim? Atakan Ş.

Cevap: Yurtdışında yaşayanların emeklilik şartları 2019 yılında değişti. Buna gören artık SSK üzerinden emekli olamıyorsunuz, Bağ-Kur, ya da bir başka adıyla 4/B sigorta kolu üzerinden emekli olabilirsiniz. Yeni yasa ile emeklilik yaşı, borçlanma süresi ve borçlanma için ödenecek tutarlar da arttı. Yurtdışı borçlanması için başvuranların emekli olmaya yetecek asgari borçlanma gün sayısı en az–kısmi aylık için- 5.400 güne, tam aylık içinse borçlanma gün sayısı 9.000 güne çıktı.

İŞVERENE DAVA AÇABİLİRSİNİZ

Yazının Devamını Oku

Trafikte büyük tehlike

Peşin peşin söyleyeyim, yazacaklarım bazı kesimlerin hoşuna gitmeyecektir ama varsın gitmesin. Çünkü trafikte ciddi tehlike var ve çoğu kişi bunun farkında bile değil.

Önce bir iki tespitte bulunayım. Salgınla birlikte hem online alışverişe hem de paket servise talep ciddi arttı. Hal böyle olunca, motorlu kuryelerin sayısı da arttı. Buraya kadar sorun var mı? Yok, hem istihdam sağlanıyor hem de vatandaşın işi görülüyor. Ancak bu kuryelerin arasında kurallara uyan da var uymayan da. Uymayan, hem kendi canını hem de başkalarının canını hiçe sayarak, kimi zaman kaldırımlardan, kimi zaman araçların aralarından bir yerlere yetişmeye çalışıyor.

Bunları niye yazdım? Malum, okullar açıldı, bazı işyerleri de normal çalışma düzenine geçti; İstanbul’da trafik yoğunluğu da arttı. Geçen hafta çocukları okula götürüp getirirken dikkatimi çekti, şahit olduğum kazaların neredeyse tamamı bu motorlu kuryelerin karıştığı kazalardı. Biraz araştırma yaptım. Sadece bu yılın 8 aylık döneminde 189 bine yakın ölümlü ve yaralanmalı trafik kazası meydana gelmiş ve bunların 33 bin 552’si motosikletlerin karıştığı kazalar. Otomobillerden sonra en çok ölümlü, yaralanmalı kazaya karışan ikinci araç grubu motosikletler ki, motosiklet sayısının otomobillerin üçte biri olduğunu hesaba katarsak, kaza sayısının yüksekliği daha iyi anlaşılır.

HER 3 MOTOSİKLETİN 2’Sİ SİGORTASIZ

Geçen sene ise 45 bin 700 motosiklet, ölümlü ve yaralanmalı kazaya karışmış ve bu kazalar sonucu da 735 kişi hayatını kaybetmiş, 40 bine yakın kişi de yaralanmış. Dikkatinizi çekerim, bunlar sadece ölümlü ve yaralanmalı kazalar. Bunun üzerine bir de maddi hasarlı kazaları koyacak olursak, durumun vahameti daha iyi anlaşılır.

Peki, sorun bu kadar mı? Değil, daha da büyüğü var. Trafikte dolaşan motosikletlerin zorunlu trafik sigortası yok. Trafiğe kayıtlı 3.6 milyon motosikletin sadece 1.2 milyonunun zorunlu sigortası bulunuyor. Trafikte gördüğümüz ve sayıları her geçen gün artan motosikletlerin yüzde 66’sı sigortasız trafikte dolaşıyor. Daha açık bir anlatımla, her 3 motosikletten 2’sinin trafik sigortası bulunmuyor. İşte, asıl tehlike bu.

Bu durum, hem motosiklet sahibi için hem de diğer sürücüler için büyük sorun. Sürücüler için sorun, çünkü motosikletin neden olacağı maddi hasarlı kazada trafik sigortası olmadığından zarar sigortadan karşılanmayacak; ya sürücü hasarı cebinden ödeyecek ya da motosikletin sahibine dava açacak.

HACİZ DAVALARI İLE UĞRAŞIYORLAR

Ama asıl sorunu yaşayacak olan, bugün için trafik sigortasını yaptırmayan milyonlarca motosiklet sahibi. Olası kazada, kusurlu olarak bir araca zarar verirlerse ve o aracın da kaskosu varsa; sigorta şirketi aracın zararını karşılar, sonra da dönüp sigorta yaptırmayan motosiklet sürücüsünden hukuk yoluyla zararın tamamını alır.

Yazının Devamını Oku

13 soruda PCR testi zorunluluğu

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı genelge yayımlayarak, aşı olmayan işçilere PCR testi zorunluluğu getirdi.

Buna göre, işverenler haftada bir işçilerden test yaptırmasını isteyebilecek. Peki, test uygulaması zorunlu mu, kimler test yaptıracak, çalışanın itiraz hakkı olacak mı, işveren test yaptırmak istemeyen işçiyi işten çıkartabilecek mi? İşte, PCR testi konusunda tüm merak edilenler.

1)PCR testi zorunlu mu oldu?

İşveren, COVID-19 aşısı olmayan ve aşıları tamamlanmayan çalışanlardan 6 Eylül tarihinden itibaren haftada bir kez zorunlu olarak PCR testi isteyebilecek.

2)İşveren test istemeyebilir mi?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın genelgesinde, ‘zorunlu olarak haftada bir kez PCR testi yaptırmaları işyeri, işveren tarafından istenebilecek’ diyor. Yani, ‘işveren zorunlu olarak isteyecek’ demiyor. Bu durumda isteyen işveren testi zorunlu tutar, isteyen tutmaz.

3)Test zorunluluğu tüm çalışanları mı kapsıyor?

6 Eylül’den itibaren tüm mesleklerde çalışan işçiler için işveren zorunlu test yaptırmasını isteyebilecek.

Yazının Devamını Oku

İşçiye ihbar tazminatı ödenmez

Soru: İşçinin iş akdi işveren tarafından feshediliyor. Kişiye ihbar süresi bildiriliyor, ihbar sürenizin sonunda iş akdiniz sonlandırılacaktır bilgisi veriliyor. Fakat işçi işten çıkarılacağını öğrenince 4 haftalık ihbar süresini çalışmak istemediğini yazılı beyan ediyor, aynı gün mesaisi dolmadan işi bırakıp ayrılıyor. Bu durumda işçiye ihbar tazminatı hakkı doğar mı? Emel Y.

Cevap: İş kanununa göre iş sözleşmesinin feshedilmesi için ihbar süresinin dolması gerekir. Bu süreçte işçi çalışmak, işveren de çalıştırıp maaş ödemek durumunda. Tabi, iş sözleşmesi feshi derhal yapılacak fesihler arasına girmiyorsa. İhbar süresi içinde işçi kendi işi bırakmışsa işverenin ihbar tazminatını ödemesine gerek yoktur. Ayrıca, bu durumda işçinin ihbar süresine karşılık gelen ihbar tazminatını işverene ödemesi de söz konusu olabiliyor.

ÜÇÜZ İÇİN TEK ÇOCUK BORÇLANILIR

Soru: Doğum borçlanmasında bir doğumda üçüz bebekler için üç çocuk borçlanma hakkımız var mı? Eşim 1995 girişli, 3250 iş günü, 1978 doğumlu, 4 çocuğumuz var. İlk çocuklarımız üçüz, sonra tek çocuk oldu. Doğum borçlanması yapabilir miyiz? Aydın E.

Cevap: Doğum borçlanması yapabilirsiniz. Doğumdan önceki 8 haftalık süre ile çoğul gebelik halinde de 10 haftalık süre ve doğuma 3 hafta kalana kadar çalışılması durumunda ve doğum sonrası süre dahil toplam 2 yıllık süre borçlanılabiliyor. Üçüz çocuk için toplu borçlanma yapamazsınız. Tek doğum olduğu için bir çocuk gibi borçlanma yapabilirsiniz.

ENGELLİ EMEKLİ OLUP ÇALIŞABİLİRSİNİZ

Soru: 38 yaşındayım. İlk İşe giriş tarihim 1.9.1998 gözüküyor, 15 yaşındaydım. Şuanda çalıştığım şirkete 2011 yılında girdim. Ortopedik engelli oldum. Hala çalışıyorum, yüzde 90 sürekli engellilik raporu aldım. Engelli emekli olup çalışmaya devem etmek istiyorum. Engelli emekliliğinde böyle bir şart var mıdır? Toplam çalışma gün sayım, 5292. Nihal G.

Cevap: Sizin durumunuzda yüzde 80 ve üzeri engelli olanlar 15 yıl çalışıp, 3600 prim günü doldurduklarında emekli olabiliyorlar. 15 yaşında sigortalı olmak prim gün sayınızı artırır ancak emeklilik yaşına faydası olmaz. Emeklilik için prim gün sayınız yeterli ancak 5 çalışma yılı eksiğiniz bulunuyor. Bu durumda 2026 yılında emekli olabilirsiniz. Emekli olduktan sonra da çalışmaya devam edebilirsiniz.

İSTEĞE BAĞLI SİGORTA YAPTIRABİLİRSİNİZ

Yazının Devamını Oku

Okullar açıldı velilere tavsiyeler

Salgın nedeniyle neredeyse bir buçuk yıldır kapalı olan okullar bugün açıldı ve eğitim yılı başladı.

Son günlerde de okuyuculardan, özellikle de velilerden, çokça soru ve yorum alıyorum. Önce yorumlardan bazılarını paylaşayım, sonrasında velilerin sigorta konusunda merak ettiklerine değineyim.

Kimileri, günlük vaka sayısı 20 binlerdeyken okulların açılmasını riskli buluyor, kimileri aşısız ailelerin çocukları ile aşılı ailelerin çocuklarının aynı sınıfta olmasının salgının yayılımını artıracağını savunuyor. Kimileri havaların soğuması ile çocukların kapalı alanlarda uzun süre kalmasını riskli görürken, kimiler de özellikle küçük yaştaki çocukların günde 6-7 saat maskeli olmalarını sakıncalı buluyor.

YÜZ YÜZE EĞİTİM

İşin sağlık boyutu konusunda ahkam kesmeyeceğim, benim alanım değil. Geçen hafta Sağlık Bakanı ile Milli Eğitim Bakanı eğitim ve salgın konusunda gerekli açıklamaları yaptı. Uzmanlar da görüşlerini paylaştı. Ama şunu söyleyeyim; kronik rahatsızlıklardan dolayı 1,5 yıldır ailecek kapalı hayat süren, maskeyi hayatımızın bir parçası haline getiren, ailecek aşılarımızın tamamını yaptırmış, üçüncü doz imkanı tanındığında da hemen yaptıracak olan ve henüz aşı yaşları gelmediği için de aşısız olup, üç çocuğu da bugün 5. sınıfa başlayan (yanlış anlaşılmasın üçüzler) bir aile olarak bu endişelerin hepsini biz de taşıyoruz.

Şunu da çok iyi biliyoruz ki, bu bir buçuk yıl eğitim açısından çok da verimli geçmedi. Bu iş online eğitimle bir yere kadar oluyor. Yüz yüze eğitime geçilmesi doğru bir karar. Öğretmenlerin dışında eğitim personelinin de aşılı olması bu konuda rahatlatıcı bir durum. Belki de istenen aşılanma oranına tam ulaşılmadan, vaka sayıları da belli oranın altına düşmeden; haftanın 5 günü, tüm gün yerine, ister adına hibrit deyin ister başka bir ad verin, belirli bir süre, farklı bir model ile eğitime başlanabilirdi. En azından bir müddet bizim gibi endişeli veliler biraz rahatlatılırdı.

250 LİRAYA SAĞLIK SİGORTASI

Neyse gelelim, asıl konumuza. Okuyucuların bir kısmı, ‘salgın devam ediyor çocuğumuza sağlık sigortası yaptırabilir miyiz, ne önerirsin?’ diye soruyor, kimileri de eğitim sigortasını merak ediyor. İlla da salgın ile bağlantılı olması gerekmiyor, bana göre özel sağlık sigortası artık lüks değil, ihtiyaç. Nitekim, koronavirüs salgınında ihtiyaç olduğu da ortaya çıktı ve bu dönemde özellikle SGK ile anlaşmalı özel hastanelerin ayakta ve yatarak tedavilerde talep edeceği her türlü fark ücretini karşılayan tamamlayıcı sağlık sigortasına talep de arttı. Tamamlayıcı sağlık sigortasının fiyatı da uygun. Üç kişilik bir ailenin yıllık ödeyeceği prim 4.000-4.500 lira arasında. Büyük şehirlerin dışında kişi başına 700-750 liralara kadar fiyat düşüyor. Çocuklarda ise sağlık sigortasının fiyatı yıllık 250-300 liraya kadar iniyor. Şunu da belirteyim, hem özel sağlık sigortası hem de tamamlayıcı sağlık sigortası koronavirüs tedavisini karşılıyor.

ÇOCUĞUN EĞİTİMİNİ KARŞILIYOR

Yazının Devamını Oku

İşveren çalışanı aşı olmaya zorlayabilir mi?

Bir süredir hem işverenlerden hem de çalışanlardan malum konu hakkında çokça soru alıyorum; ‘işveren, çalışana, kovid-19 aşısını zorunlu tutabilir mi, aşı yaptırmayan çalışanı işveren, işten çıkartabilir mi?’. Son günlerde, bunlara bir yenisi daha eklendi; o da, ‘işveren, aşı yaptırmayan çalışana PCR testini zorunlu tutabilir mi?’ sorusu. Malum, 6 Eylül’den itibaren konser, sinema, tiyatro gibi kişilerin toplu olarak bulunduğu faaliyetler ile uçak, otobüs, tren veya diğer toplu ulaşım araçlarıyla gerçekleştirecekleri şehirlerarası seyahatler için PCR testi zorunluluğu getirildi. Hal böyle olunca da aşı olmayan çalışanlar, ‘6 Eylül’den itibaren işveren PCR testi ister mi?’ diye merak ediyor.

Aşı ve test konusunun hem sosyal güvenlik boyutu hem de hukuki boyutu var. İşin hukuki boyutunu uzman avukatlara sordum. Kanuni terimlerle kafanızı fazla karıştırmadan, işveren ve çalışanların sorularına açıklık getireyim. Daha iyi anlaşılması için de madde madde anlatayım.

YASAL ZORUNLULUK BULUNMUYOR

Hıfzısıhha Kanununa göre zorunlu aşı uygulaması tek bir hastalık için geçerli; o da koronavirüs aşısı değil.

Koronavirüs salgını nedeniyle aşı olma konusunda yasal bir zorunluluk bulunmuyor ki, Sağlık Bakanlığı da aşı olmanın zorunlu olmadığını açıkladı. Aşının zorunlu tutulması konusunda hem yasal bir düzenleme hem de herhangi bir yargı kararı bulunmuyor.

İş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirildiğinde ise; işyerinde iş sağlığı konusunda tüm önlemlerin alınması, işverenin sorumluluğunda. Ancak kovid-19 aşısı olmanın, iş sağlığı ve güvenliği olarak kabul edilip edilmeyeceği konusunda yasal olarak bir netlik bulunmuyor. Bu noktada da hukukçular, aşının, salgının bulaşıcılığına engel olmadığını, aşılı olanların da hastalandığını ve aşının, hastalığın hafif geçirmesini sağladığını; bu nedenle de iş sağlığı ve güvenliğinin alanına girmeyeceğini söylüyor. Hukukçular ayrıca, işverenin, tüm çalışanlarının aşılanmasını sağlamak gibi bir hukuki sorumluluğu olmadığını da vurguluyor. Yani, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatında bir değişiklik yapılmadığı müddetçe; çalışanın aşı olmaması iş sağlığı ve güvenliğinin alanına girmediği gibi bu konuda işverene de sorumluluk binmiyor.

ÇALIŞANI İŞTEN ÇIKARTABİLİR Mİ?

Tüm bu değerlendirmelere göre aşı, çalışanın özel yaşamına ilişkin bir konu olduğundan işveren, yasa gereği, çalışanına aşı zorunluluğu getiremez ve aşı olmadı diye de çalışanı işten çıkartamaz.

Yine de işveren, aşı olmayan çalışanın iş sözleşmesini tek taraflı sonlandırabilir mi? İşveren, aşı olmak istemeyen çalışanı; hem diğer çalışanların hem de müşterilerin sağlığını tehlikeye attığı gerekçesiyle işten çıkartabilir. Bu durumda da işveren, çalışanın başta tazminat olmak üzere yasal tüm haklarını vermek zorundadır. Burada da ortaya şöyle bir sorun çıkıyor, aşı olmadığı gerekçesiyle tazminatlı ya da tazminatsız işten çıkartılan çalışan, işe iade davası açabilir ve bu davayı da kazanır. Daha açık bir anlatımla; aşı olmadığı gerekçesiyle işten çıkartılan bir çalışanın hem tazminat hem işe iade hem de haksız işten çıkarma nedeniyle fazla tazminat talep etme hakkı doğar.

Yazının Devamını Oku

Çalışırsanız 65 yaş aylığınız kesilir

Soru: Yeşil kartlıyım, hiçbir gelirim yok ve 65 yaş aylığı alıyorum. İş buldum eğer çalışırsam 65 yaş aylığım kesilir mi. Kesilmemesi için ne yapmalıyım? İşveren sigortaya prim öder mi? Mustafa G.

Cevap: 65 yaş aylığından yararlananların aylık maaş almıyor olması ve uzun vadeli sigorta kollarına tabi olacak şekilde çalışmaması gerekiyor. Bu durumda bir işe girerseniz, hem aylık maaş alıp, geliriniz olacağından, işverenin de sizi sigortalı göstereceğinden 65 yaş aylığınız kesilir, artık devletten aylık alamazsanız.

GERİYE DÖNÜK PRİM ÖDEMESİ YAPILMAZ

Soru: Eşim 1972 doğumlu. SSK kaydı 7.8.1998. Şu an sigortalı çalışıyor, fakat ilk SSK başlangıcında 1 ay gösterilmiş sonra işten ayrılmış sadece 7 aylık sigorta var. Pirim gün sayısını geriye dönük ödeyebilir miyiz ve emeklilik şartları neler? Ali P.

Cevap: Eşinizin emekli olabilmesi için 20 yıl çalışıp, 5975 prim gün yatırıp, 55 yaşını doldurması gerekiyor. Geriye dönük toplu prim ödeme diye bir uygulama bulunmuyor. Eğer, çocuğunuz varsa doğum borçlanması yapabilir, prim gün sayısını artırabilirsiniz. Ayrıca yaştan dolayı da emeklilik hakkı bulunuyor. Bunun için de 15 yıl, 50 yaş ve 3600 prim gün sayısını doldurması gerekiyor.

ENGELLİ EMEKLİLİĞİ İÇİN BAŞVURABİLİRSİNİZ

Soru: Yüzde 43 engelliyim. 1973 doğumluyum ve sigorta tarihim 1995. 28.12.2020 tarihinde işten çıkartıldım ve şu an itibari ile de işsizim. Engelli emeklilikten emekli olmam mümkün müdür ne yapmam gerekiyor? İsmail P.

Cevap: Engelli durumunuza ve ilk sigortalı olduğunuz tarihe göre 17 yıl çalışıp, 3920 prim günü doldurduğunuzda emekli olabiliyorsunuz. Prim gün sayınız ve çalışma yılınız emeklilik için yeterli. Dolayısıyla emeklilik için SGK’ya başvurup, emekli olabilirsiniz.

BORÇLANARAK ERKEN EMEKLİ OLURSUNUZ

Yazının Devamını Oku

DASK, sel ve orman yangınlarını da kapsayacak

Türkiye’de depremden sonra en fazla can ve mal kaybına yol açan afet, sel felaketi...

Her yıl ortalama 200 civarında sel baskını yaşanıyor ve bunların 25’i, ciddi maddi kayıplara neden oluyor. Nitekim son yaşanan Bartın, Kastamonu ve Sinop’taki sel baskınının yarattığı kayıp çok ağır. Tahmini ekonomik kaybın 2.5 milyar lirayı bulması bekleniyor. Peki, bunun ne kadarı sigorta sistemi tarafından karşılanacak? Sigorta şirketlerinin ödeyeceği hasar, hepi topu 83 milyon lira. Bu hasarın büyük çoğunluğu da kasko ve işyeri sigortalarından kaynaklanıyor.

Neden bu kadar az? Çünkü sigortalanma oranı konutlarda, işyerlerinde, araçlarda çok düşük de ondan. Bu nedenle de selin yarattığı ekonomik kaybın tamamı devlet tarafından karşılanıyor. Ve her sel baskını sonrası da bu tablo değişmiyor. Bu nedenle de ara ara bu köşede, ‘depremin yarattığı ve yaratacağı maddi kayba zorunlu deprem sigortası ile çözüm bulduk, benzer çözümü sel için de bulmalıyız’ diye yazıyorum. 

DEPREM SİGORTASINA EKLENECEK

Nihayet bu konuda adım atıldı. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) kapsamındaki zorunlu deprem sigortasının kapsamını genişletmek için çalışmalara başladı. İşin aslını isterseniz bu konu, 2021 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda da yer alıyor. Programda, “Doğal afet sigortası bütün afet türlerini kapsayacak şekilde genişletilerek yaygınlaştırılacak” deniyor. Peki, bunun için yasal düzenlemeye ihtiyaç var mı? Yok; çünkü çıkartılan Afet Sigortaları Kanunu ile DASK’a bu yetki verilmiş durumda. Kanunda açık açık, “Sigorta şirketlerince teminat verilememesi durumunda deprem, sel, yer kayması, fırtına, dolu, don, çığ düşmesi ve benzeri doğal afetler ile diğer özellik arz eden riskler için kamu yararı açısından gerek görülmesi halinde sigortacılık ilkeleri gözetilerek DASK tarafından sigorta veya reasürans teminatı verilebilir” diye yazıyor.

Peki, bundan sonra ne olacak? Zorunlu deprem sigortasını yürüten DASK’ın kapsamı genişleyecek ve başta sel olmak üzere tüm doğal afetler DASK’ın kapsamına dahil edilecek. Böylece, depremin dışında diğer doğal afetler de ek teminat olarak zorunlu deprem sigortasına entegre edilerek, kapsamlı bir doğal afet sigortası uygulamasına geçilecek. Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programında yer aldığı için de yeni düzenleme muhtemelen sene sonuna kadar uygulamaya geçer.

YENİ DÜZENLEME YAPILIYOR

Gelelim, kritik soruya; zorunlu deprem sigortası zorunlu, diğer afetler için de zorunlu sigorta mı yaptırılacak? DASK’ın kapsamının tüm afet türlerini kapsayacak şekilde nasıl genişletileceği konusu henüz netlik kazanmadı. Şu bir gerçek, deprem riski tüm bölgeler için geçerli olmasına karşın sel, su baskını gibi afetler, başta Karadeniz olmak üzere belirli bölgeleri daha çok etkiliyor. Ayrıca her konut için deprem riski var ama her konut için sel riski yok. Düzenleme yapılırken bu hususlar dikkate alınacaktır.

Şimdi birileri, ‘bu zorunlu sigorta modelleri de çok olmuyor mu?’ diyecektir. Kim ne derse desin, ister zorunlu ister isteğe bağlı; bugün DASK sayesinde her iki konuttan biri depreme karşı sigortalı.

Yazının Devamını Oku

Memura 2022’de yüzde 12 zam

Görevdeki memurların 2022-2023’teki mali ve sosyal haklarını belirleyen 6. Dönem Toplu Sözleşme görüşmeleri sonuçlandı ve Resmi Gazetede yayımlandı. Buna göre, 3.5 milyon memur, maaşlarını, 2022’nin ilk altı ayında yüzde 5, ikinci altı ayında yüzde 7; 2023’ün ilk altı ayında yüzde 8, ikinci altı ayında da yüzde 6 zamlı alacak.

Ayrıca, 2022 ve 2023’te, 6 aylık dönemler halinde gerçekleşen enflasyona göre enflasyon farkı oluşursa bu fark da zamlara eklenecek. Toplu sözleşmede enflasyon farklarının nasıl belirleneceği de yer aldı. Böylece görevdeki memurlar da emekliler gibi 2022 yılında toplam yüzde 12, 2023 yılında da toplam yüzde 14 zam alacaklar. Oluşacak enflasyon farkı da bu zamların üzerine eklenecek.

EN DÜŞÜK MAAŞ 5.460 LİRA

Yeni zamlarla birlikte aile yardımı, çocuk ödeneği ve memurların bulundukları illere göre aldıkları ücretler de farklılaşacak. Bu kapsamda; en düşük memur maaşı 2022’nin ocak ayında aile yardım ödeneği hariç ve enflasyon farkı hesaba katılmadan 5.460 liraya çıkacak. Yeni zamlarla birlikte 1. derece 4. kademede (1/4) genel müdürün maaşı, aile yardımı ile birlikte 16.985 lira olurken, 1. derece 4. kademede öğretmenin maaşı 6.916 lira olacak. Yeni zamla 2022’nin ocak ayında 1. derece 1. kademe araştırma görevlisinin eline enflasyon farkı hariç 8.358 lira geçecek. BİTTİ..

TABLOYU NASIL OKUYACAKSINIZ?

Tablolardaki zamlı maaşlar, enflasyon farkı hesaba katılmadan, sadece toplu sözleşmeye göre belirlenerek hesaplanmıştır. Tablodaki ‘mevcut maaşınız’ 2021 yılı temmuz ayındaki maaşınızdır. 1/1-1/4-4/1-3/3-5/4-6/4-2/4 derece ve kademesine göre görevdeki öğretim görevlisi, öğretmen, profesör, araştırma görevlisi, polis memuru, hemşire, il müdürü, baş komiser, genel müdür, genel sekreter, hukuk müşaviri, araştırmacı, avukat, memur, asistan, daire başkanı, denetmen, eğitim görevlisi, ekonomist, gelir uzmanı, hizmetli, idare memuru, işletme müdürü, itfaiyeci, güvenlik görevlisi, müfettiş, mühendis, sağlık memuru, doktor, şoför, tekniker, teknisyen, uzman ve zabıta memurlarının 2022-2023 zamları yer alıyor. Zamlı maaşlara aile yardım ve çocuk ödeneği ve memurların bulundukları illere göre aldıkları ücret farkları dahil değildir.

Yazının Devamını Oku

İşte emekli memurun zamlı maaşları

Memur ve emeklilerinin 2022-2023 maaş zamlarını belirleyecek olan toplu sözleşme anlaşma ile sonuçlandı. Buna göre memur ve emeklileri maaşlarını 2022’de yüzde 12, 2023’te de yüzde 14 zamlı alacak. Oluşacak enflasyon farkı da zamlara eklenecek.

Memur ve emeklilerinin 2022-2023’teki mali ve sosyal haklarını belirleyen 6. Dönem Toplu Sözleşme görüşmeleri sonuçlandı. Buna göre, 3.5 milyon memur ve 2.5 milyon memur emeklisi maaşlarını 2022’nin ilk altı ayında yüzde 5, ikinci altı ayında yüzde 7 zamlı alacaklar. Toplu sözleşmeye göre de memur ve emeklilerine 2023 yılının ilk altı ayında yüzde 8, ikinci altı ayında da yüzde 6 zam öngörüldü. Böylece görevdeki memurlar ile emeklileri 2022 yılında toplam yüzde 12, 2023 yılında da toplam yüzde 14 zam alacaklar. Her toplu sözleşmede olduğu gibi bu zamlara hem 2022 hem de 2023 yılında, 6 aylık dönemler halinde gerçekleşen enflasyona göre enflasyon farkı oluşursa bu fark da zamlara eklenecek.

ENFLASYON FARKI EKLENECEK

Bugün ve yarın memur ve emeklilerinin önümüzdeki 2 yılda alacakları zamları kuruşu kuruşuna açıklayacağız. İlk olarak da memur emeklilerinden başlıyoruz. Tablolardaki zamlı maaşlar, enflasyon farkı hesaba katılmadan, sadece toplu sözleşmeye göre belirlenerek hesaplanmıştır. Aynı şekilde ek ödeme tutarı da yine toplu sözleşmeye göre zamlı maaşlar üzerinden hesaplanmıştır. Bunların üzerine 6 aylık dönemler halinde oluşacak enflasyon farkları da eklenecektir.

TABLOYU NASIL OKUYACAKSINIZ?

Tablodaki ‘mevcut maaşınız’ 2021 yılı temmuz ayındaki ek ödemesiz maaşınızdır. Zam oranı, ek ödemesiz maaş üzerinden hesaplanır. Tabloda; 2022 ve 2023 yıllarında ocak ve temmuz dönemlerindeki ek ödeme ile birlikte elinize geçecek toplam maaşınızı bulacaksınız. Tabloda; 4 kademinin 1. derecesi ve ek göstergesi 9000 ila 6000 arasındaki memurların 30-25 hizmet yılına göre zamlı maaşları yer almaktadır. Ayrıca 40-50 hizmet yılına göre 1/4 bazı memur emeklileri ile 25 ve 30 hizmet yılına göre; derece ve kıdemi 1/4, 4/1, 5/1, 3/1 olan emekli polis, öğretmen, akademisyen, hemşire, yargı üyeleri, kaymakam, müftü, teknisyen, mühendislerin zamlı maaşları da yer almaktadır.



Yazının Devamını Oku

Memur ve emekliye ek gösterge müjdesi

1.8 milyon memur ve emeklisinin ‘ek gösterge’ sorunu yeni dönemde Meclis’in açılması ile çözüme kavuşacak. Ek gösterge artışı düzenlemesi maaşları, emekli ikramiyesini ve emekli maaşını artıracak.

MEMUR ve emeklilerin ek gösterge sorunu çözülüyor. Konuyu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, 2022-2023 yıllarını kapsayan 6. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmeleri sırasında gündeme getirdi ve 3600 meselesinin toplu sözleşme döneminde çözüleceğini söyledi. Vedat Bilgin’in bu açıklaması, 1.8 milyon memur ve emeklisi için de umut oldu.

Ek gösterge konusu ilk kez de gündeme gelmiyor. 2018 ve 2019 yıllarında da 3600 ek gösterge sorununun çözümü için adımlar atıldı, görüşmeler başladı ancak sonuçsuz kaldı. Edinilen bilgiye göre yıllardır sürekli gündemde olan ve bir türlü de çözülemeyen 3600 ek gösterge sorunu yeni dönemde Meclis’in açılması ile çözüme kavuşacak.

3600 EK GÖSTERGE ZAMMI

Peki, nedir 3600 ek gösterge ve kimleri ilgilendiriyor, sorun çözüldüğünde bu imkândan kimler yararlanacak? Unvan, sınıf, hizmet ve derecelere göre farklılık gösteren ek gösterge, bir başka adıyla da katsayı; devlet memurlarının çalışırken ki maaşlarının, emekli ikramiyelerinin ve emekli maaşlarının hesaplanmasında uygulanan bir hesaplama yöntemi. Emeklilik maaşı ve ikramiyesi bu hesaba göre yapılıyor. Ek gösterge arttıkça maaş da artıyor. Göstergesi 3600 olan bir memur, 2500 olana göre daha fazla emekli ikramiyesi ve emekli maaşı alıyor. Bu nedenle de memurlar, emekli olmadan önce 3600 ek göstergeli göreve atanmak istiyor. Maalesef yıllardır, aynı statü ile çalışan memurlar arasında hakkaniyetsiz bir durum vardı. Öğretmen ve polislerin ek göstergeleri diğer memurlara göre düşük tutuldu. Bu konuda 2016 yılında yapılan bir düzenleme ile polis, uzman jandarma ve erbaşların ek göstergeleri 3000’e çıkartıldı ama istenen 3600 ek gösterge hakkı verilmedi. Böylece polis ve öğretmenlerin ek göstergeleri; 1. derece için 3000, 2. derece için 2200, 3. derece için 1600, 4. derece için 1100, 5. derece için 900, 6. derece için 800, 7. derece için 500 ve 8. derece için 450 oldu.

KİMLER YARARLANACAK?

Ek gösterge düşük kaldığından öğretmen ve polisler hem emekli olamıyor hem de yüksek emekli maaşı alamıyor. Bu sorun sadece öğretmen ve polisleri değil tüm kamu görevlilerini ilgilendiriyor. Ek gösterge sorunu yeniden gündeme geldi ve taraflar sorunun çözümü konusunda bu sefer istekliler. 3600 ek göstergenin, tüm kamu görevlilerini kapsaması istense de görünen dört meslek grubundaki; polis, öğretmen, din görevlisi ve hemşirelerin ek göstergeleri yükseltilecek. Böylece 2200 ve 3000 olan ek gösterge, 3600’e çıkacak.

Düzenleme, meslek gruplarına göre farklılık göstermeyecek, bu meslekleri kapsayan tek bir düzenleme yapılarak, ek gösterge yükseltilecek. Böylece memurların ek gösterge cetveli yeniden belirlenecek. Bu da hem görev ücretine hem de emekli maaşına olumlu yansıyacak. Ayrıca yeni gösterge ile kamuda yükselmenin önü de açılmış olacak.

Yazının Devamını Oku

Cumartesi yıllık izin süresinden sayılır mı?

Yargıtay’ın, çalışanları yakından ilgilendiren bir karara imza atarak, cumartesi günlerinin yıllık izinden sayılacağına hükmetmesi, geçen hafta gündeme gelince, okuyuculardan da, ‘bu karar bizi de ilgilendiriyor mu, bundan sonra cumartesi günü yıllık izin süresinden mi sayılacak?’ şeklinde çokça soru almaya başladım.

Yargıtay’ın kararına ve bu kararın çalışma hayatında neleri değiştireceğini anlatayım ama önce çalışanların yıllık izin hakları nelerdir kısaca değineyim. Çalışanın, işyerinde, işe başladığı günden itibaren –ki, buna deneme süresi de dahildir- bir yıl çalışmış olması halinde ücretli izin hakkı doğar. Çalışanlar yıllık izin kullanmayıp, karşılığında işverenden para talep edemez, yıllık izin paraya çevrilemez. Yıllık izinlerin, bir bölümü 10 günden az olmamak koşulu ile bölümler halinde kullanılabilir ve yıllık izin sürelerinin 10 günü aşan kısmı çalışan tarafından istenildiği kadar bölünebilir. İş kanununa göre de bayramlar, hafta tatilleri ve genel tatiller izin süresinden sayılamaz, eğer izin süresi tatil günlerine denk gelirse, izin süresi sonuna eklenir. Buna göre yıllık izin günlerine denk gelen cumartesi de dahil hafta tatilleri yıllık izin süresinden sayılmıyor.

NASIL DAVA KONUSU OLDU?

Gelelim, Yargıtay’ın kararına. İşin aslı cumartesi günlerinin yıllık izinden sayılıp sayılmayacağı tartışması yeni değil. Yargıtay’ın bu konuda verdiği karar da yeni değil.

Bu konuda değişik yargı kararları bulunuyor. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu konuda yeni bir karar verdi ve cumartesi gününün yıllık izinden sayılacağına hükmetti. İşin hukuki boyutuna fazla girmeden durumu özetleyeyim. Fabrikada çalışan işçi, toplu iş sözleşmesi kapsamında, cumartesi günlerinin de dinlendirme günü olarak (akdi tatil) hafta tatili olduğu, yıllık izin süresinden düşülemeyeceği gerekçesiyle İş Mahkemesi’ne müracaat etti. İşveren ise toplu iş sözleşmesinde cumartesi gününün hafta tatili olduğuna dair düzenleme olmadığını savundu. İş Mahkemesi davacı işçiyi haklı buldu, ancak karar temyize gitti ve konu Yargıtay 9. Hukuk Dairesine geldi.

YARGITAY NE KARAR VERDİ?

Yargıtay ise farklı bir karar verdi. Buna göre; ‘bireysel ve toplu iş sözleşmesinde cumartesi ve pazar günleri hafta tatili olarak belirlenmişse, yıllık izin sürelerinden sayılmaz, ancak sözleşmelerde cumartesi günü yıllık izin hesabında iş günü olarak sayılacağı veya izin süresinden düşülmeyeceği şeklinde kural mevcutsa sadece yıllık izne rastlayan pazar günleri yıllık izin süresinden düşülür’ kararını verdi. Ayrıca Yargıtay kararında, “Toplu iş sözleşmesi düzenlemesinde tarafların hafta tatili olarak kabul ettiği pazar günü haricinde cumartesi günü de dinlendirilme günü olarak belirlenmiş ve burada cumartesi günü hafta tatili olarak adlandırılmadığı gibi yıllık ücretli izin hesabında da izin süresine ekleneceğine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir” diyor. Bu gerekçeyle de Yargıtay, işçinin başvurusunu haksız buluyor. İşin hukuki boyutu özetle böyle.

BUNDAN SONRA NE OLACAK?

Peki, Yargıtay’ın bu kararı özel sektör çalışanlarını nasıl etkileyecek? Burada; çalışanın hem işveren ile yaptığı bireysel iş sözleşmesinde hem de çalışanlarla toplu olarak yapılan toplu iş sözleşmesinde hafta tatili konusunda ne yazdığı önemli.

Yazının Devamını Oku

Selin sigortaya maliyeti 200 milyon lirayı bulacak

Ben de felaketler üzerine yazmak istemiyorum ama maalesef gündem bu; felaketlerin biri bitmeden diğeri başlıyor. Sadece bir ay içinde önce Rize ve Artvin’de sel felaketi, ardından orman yangınları, şimdi de Bartın, Kastamonu ve Sinop’ta sel felaketi yaşandı.

Görünen o ki, afetler devam edecek. Daha da kötüsü yaşanan her afet bir öncekinden daha fazla can ve mal kaybına neden oluyor. Açıkça söyleyeyim hem can hem de ekonomik anlamda, Kastamonu’daki sel felaketinin yarattığı kayıp çok ağır. Son belirlemelere göre, afet bölgesinde 450’nin üzerinde bina ağır hasarlı. Kastamonu’daki felaketin, Rize ve Artvin’de yaşanan sel baskınından farkı, bölgede ticari işletmelerin yoğun olması ve nispeten sigortalılık oranının da yüksek olması.

100 ARAÇTAN 15’İ SİGORTALI

Biraz araştırdım, uzmanlarla konuştum; Kastamonu ve Sinop’ta selin yarattığı ekonomik kayıp 2.5 milyar lirayı geçecek. Bunun içine selden zarar gören altyapı, temizlik ve enkaz kaldırma maliyetleri dahil değil. Bunlar da eklendiğinden ekonomik kayıp 10 milyar liranın da üzerine çıkacaktır. Bunun ne kadarını sigortacılar karşılayacak diye sorarsanız; konut, işyeri, araç hasarlarını hesaba kattığımızda en fazla 200 milyon lirası sigortalı hasardır. Bunun da ağırlığını işyeri ve araç hasarları oluşturuyor. Belirttiğim gibi bölgede sigortalılık oranı nispeten yüksek. Mesela kasko sigortalarında Kastamonu’da her 100 araçtan 15, Sinop’ta her 100 araçtan 19’u sigortalı. Konutlarda sigortalılık oranı çok daha düşük, ancak işyerlerinde sigortalılık oranı yüzde 20’lere yakın. Kabaca son sel baskınında toplam hasarın yüzde 15-20’sini sigortacılar karşılayacak diyebiliriz.

2021’İN BİLANÇOSU AĞIR

Merak ettim, sadece 2021 yılında meydana gelen sellerde bilanço neydi diye. Senenin ilk yarısında sellerin yarattığı sigortalı kayıp 400 milyon lirayı geçti. Rize ve Artvin’de ise sigortalılık oranı düşük olduğu için sigorta şirketleri 30 milyon liraya yakın hasar ödeyecek. Sigortacılar bu yıl için selin sigortaya maliyetini 1.5 milyar lira olarak hesaplıyor. Buradan yola çıkarsak sel felaketinin altyapı zararları hariç toplam ekonomik maliyetinin 10 milyar liranın üzerinde olacağını tahmin edebiliriz. Sigortalılık oranı yüksek olsaydı, zararın tamamını sigortacılar karşılayabilir miydi? Rahatlıkla karşılardı. Mesela, temmuz ayında Almanya’da yaşanan sel afetinin ekonomiye maliyeti 15 milyar doları buldu, bunun 8 milyar dolarını sigortacılar karşıladı. Çünkü Almanya’da sadece konutların yüzde 55’inin sigortası bulunuyor da ondan.

Şimdi diyeceksiniz ki, yine işi sigortasızlığa bağladın. Ama öyle. Sık sık sel baskının yaşandığı Karadeniz’de sigortalılık oranları ortada; konutlarda taş çatlasın yüzde 15’lerde, araçlarda taş çatlasın yüzde 20’lerde, küçük ve orta boy işletmelerde de yüzde 15-20’lerde. Sigortacılarla konuşuyorum, ‘sel sonrası kıpırdanma oluyor mu?’ diye; o da taş çatlasın yüzde 1’lerde, ertesi sene o da olmuyor. Neden; devlet yardımına güveniliyor da ondan. Nitekim, Kastamonu’da evinde hasar olanlara 50 bin liraya kadar kira ve eşya yardımı yapılacak.

Dikkat ediyorum da uzmanlar çıkıp, ‘dere yatağına ev, işyeri yapılırsa sonuç bu olur’ diyor. Tamam da yapılmış bir kere; topluca yıkamayacağımıza göre, sel için de kentsel dönüşüm başlatamayacağımıza göre geriye tek alternatif kalıyor, korumak. Korumanın da yolu sigortadan geçiyor. Evet, her felaket sonrası aynı şeyleri yazıyorum, yazmaya da devam edeceğim.

 

Yazının Devamını Oku

Prim günü eksik olana erken emeklilik imkânı

Özellikle son günlerde okuyuculardan, ‘prim gün sayım eksik nasıl emekli olacağım, çalışmaya ara verdim emeklilik için ne yapmam lazım?’ benzeri sorular alıyorum. Salgın nedeniyle kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılan ve işvereni tarafından ücretsiz izne çıkartılanlar da eksik prim günlerini nasıl tamamlayacaklarını merak ediyor. Benzer soruları, işten çıkarma yasağının kalkması üzerine işten çıkartılanlardan da alıyorum. 

Prim gün sayısı eksik olanlar hatta sosyal güvencesi olmayıp da çalışmadan emekli olmak isteyenler için bir formül var. Anlatacağım, ama önce salgında kısa çalışma ödeneği alanlar ve işvereni tarafından ücretsiz izne çıkartılıp da nakdi ücret desteğinden yararlananların durumuna kısaca değineyim. Hem kısa çalışma ödeneğinde hem de nakdi ücret desteğinde primler yatmadığından, bu durum emekliliğin de ertelenmesine neden oluyor. Çalışanın prim gün sayısı eksiği yoksa ve emeklilik için yaşı bekliyorsa sorun yok; ama prim gün sayısı eksikse, kısa çalışma ve nakdi ücret desteği süresi emeklilik süresini uzatıyor. İş kanunu da kısa çalışma ödeneği süresince ödenmeyen primler için çalışanlara bu primleri borçlanarak ödeme imkânı tanımıyor.

ÇALIŞMAYAN YARARLANABİLİR

Gelelim, prim gün sayısı eksik olanların ve sosyal güvencesi olmayanların nasıl emekli olacağına. Bu işin formülü, isteğe bağlı sigortalılık. Peki, nedir isteğe bağlık sigortalılık ve kimler bu imkandan yararlanabilir? Herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmayan ve zorunlu sigortalı olmayı gerektirmeyecek şekilde çalışanlar ile sigortalı olarak çalışmakla birlikte bir ay içinde 30 günden az çalışan veya part-time çalışanlar, anne-babadan ya da eşten dolayı emekli aylığı almayanlar isteğe bağlı sigortalı olabilirler. Sosyal güvenlik kurumuna bağlıymış ve zorunlu sigortalıymış gibi her ay düzenli primlerin ödenmesi halinde yaş ve prim gibi şartları yerine getirenler emekli olabilir ve emekli aylığı almaya hak kazanır. Çalışmaya ara vermiş olanlar ya da prim gün sayısı eksik olanlar da isteğe bağlı sigortalı olup, eksik prim gün sayılarını tamamlayıp, emekli olabilir, emekli maaşı alabilir hatta sağlık hizmetinden de yararlanabilirler. İsteğe bağlı sigorta yaptıranlar, Bağ-Kur kapsamında sayılıyor ve Bağ-Kurluların sahip olduğu şartlara tabi oluyorlar.

EN DÜŞÜK PRİM 1.144 LİRA

Peki, sigortalı olunması için Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ne kadar prim ödenmesi gerekiyor? Sigorta yaptıracak olanlar, belirli limitler dahilinde aylık ödeyecekleri prim tutarını kendileri belirleyebiliyor. En az ödenecek prim ise brüt asgari ücretin yüzde 32’si. Bu yıl için asgari ücretin brüt tutarı 3 bin 577 lira. Bunun yüzde 32’si, 1.144 lira ediyor. İsteğe bağlı sigorta yaptıracaksanız aylık en düşük 1.144 lira prim ödemeniz gerekiyor. Ödediğiniz primin yüzde 20’si malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi, yüzde 12’si de genel sağlık sigortası primi olarak ödeniyor. Emeklilikte maaşım yüksek olsun diyorsanız, daha yüksek prim ödeyebiliyorsunuz. Bunun da üst limiti, 8.584 lira. Daha açık bir anlatımla, isteğe bağlı sigorta yaptıracak olanlar aylık 1.144 lira ile 8.584 lira arasında tutarı prim olarak SGK’ya ödeyebilirler.

NE ZAMAN EMEKLİ OLUNUR?

Konu isteğe bağlı sigortalılık olunca en çok da ne zaman emekli olunacağı merak ediliyor. Bağ-Kurlu ne zaman emekli olabiliyorsa, isteğe bağlı sigorta yaptıranlar da aynı sürede emekli olabiliyor. 1 Mayıs 2008 ve sonrası ilk kez sigortalı olan erkeklerin 9000 gün prim ödemeleri ve 60 yaşını doldurmuş olması gerekiyor. 60 yaşı, 31 Aralık 2035 tarihine kadar geçerli. Bu tarihten sonra emeklilik yaşı kademeli artıyor. Kadınlar ise 1 Mayıs 2008 ve sonrası ilk kez sigortalı olanlar, 9000 gün prim ödemeleri ve 58 yaşını doldurmaları halinde emekliliğe hak kazanıyor, 58 yaşı 31 Aralık 2035 tarihine kadar geçerli. Bu tarihten sonra emeklilik yaşı kademeli artıyor.

Yazının Devamını Oku

Staj emeklilik süresinden sayılmaz

Soru: Emeklilik için başlangıç tarihine staj yaptığım tarihi yazsam olur mu, yoksa lise bitip işbaşı yaptığım tarihi mi yazmalıyım? 1994’te staja başladım fakat 1995’te işe başladım hangi tarihten itibaren emeklilik sayılıyor? Azize B.

Cevap: Mevzuat gereği sigortalılık, dolayısıyla da emeklilik için ilk sigortalı olduğunuz tarih önemli. Staj sigorta başlangıcı sayılmıyor, çünkü staj döneminde emeklilik için prim yatmıyor. Dolayısıyla ilk işe girdiğiniz tarihten itibaren emeklilik hesabınızı yapacaksınız. Bu durumda emeklilik için 1995 yılı ilk sigorta başlangıcı sayılacak.

EMEKLİKTE ÇALIŞABİLİRSİNİZ MAAŞ KESİLMEZ

Soru: Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmenken malulen emekli oldum. Matematik öğretmeniydim. Aynı zamanda ikinci üniversite okudum, inşaat mühendisliği. Emekliyken inşaat diplomamla iş yapabilir miyim? Önder E.

Cevap: Malulen emekliler yeniden çalışmaya başlayabilir. Memur emeklisi özel sektörde çalışırsa da emekli maaşından kesinti yapılmaz. Kadrolu çalışacaksınız maaşınızdan sosyal destek primi kesilir. Eğer kendi adınıza bir iş yeri açarsanız da emekli maaşınızdan kesinti yapılmaz. İnşaat diploması ile iş yapabilirsiniz.

SAĞLIK RAPORU İLE İŞTEN AYRILABİLİRSİNİZ

Yazının Devamını Oku