GeriNoyan Doğan Serviste geçen süre çalışmadan sayılmaz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Serviste geçen süre çalışmadan sayılmaz

Soru: Şirketimiz ani kararla çalıştığımız yeri Kurtköy’e taşıdı. Servis hizmetinden yararlanıyoruz. İşe giderken 2.5 saat gelirken 2.5 saat yolda vaktimiz geçiyor. Yolda geçen fazladan vakit için mesai istediğimizi söyledik verilmeyeceğini söylediler. Hakkımız nedir? Burak Ç.

Cevap: İş kanununda günlük çalışma sürelerinden sayılan haller detaylı şekilde sıralanmış. Yine iş kanunu; işin niteliğinden doğmayıp da işveren tarafından sırf sosyal yardım amacıyla işyerine götürülüp getirilme esnasında araçlarda geçen süreyi çalışma süresinden saymıyor. Dolayısıyla, işe gidiş-dönüşte serviste geçen süreler çalışma süresinden sayılmaz.

İŞVEREN BAŞKA İŞYERİNDE ÇALIŞTIRAMAZ

Soru: İşe giriş tarihim 23.4.2004, çıkış 31.8.2021 olarak yapıldı. İşveren hiçbir sebep göstermeden iş yerini açmadığı için çıkış yaptı, benim tazminat hakkım oluştu ama işverenin yakınının yanında işe girişim yapıldı. Tazminat için konuştuğumda benim yanımda işe girdin hakkın devam ediyor dediler. Benim ne yapmam gerekiyor?

Cevap: Sizin durumunuzda iş sözleşmenizin devri söz konusu. Eğer çalıştığınız şirket devredilmiş olsaydı tazminat hakkınız baki kalmak kaydıyla çalışmaya devam ederdiniz. Ancak iş sözleşmesinin devrinde çalışanın onayı olması gerekiyor. Onayınız yoksa iş sözleşmeniz devredilmez ve kıdem dahil tüm haklarınızı alırsınız. Haklarınız ödenmiyorsa yasal yola başvurmanızı öneririm.

PRİMİN TAVANDAN YATMASI AVANTAJ

Soru: 1978 doğumluyum ve 1998 sigorta girişim var. SGK’lıyım. Sigorta primim 7300 gün civarında. SGK matrahım son 11 yıldır aynı işyerinde en üst tavan ücret üzerinden ödenmektedir. Bu şekilde prim ödemeye devam edilirse emeklilikte sıkıntı olur mu? Artun S.

Cevap: Sizin durumunuzda 25 yıl çalışıp, 5900 gün prim ödeyip, 57 yaşında emekli olunuyor. Prim gününüz dolmuş. Çalışma yılınız iki yıl sonra dolacak. Ancak emeklilik için 57 yaşını bekleyeceksiniz. Primleriniz tavandan yattığı için emeklilikte sıkıntı olmaz, aksine emekli maaşınız yükselir.

TAZMİNATINIZI ERTELEYEBİLİRSİNİZ

Soru: Çalıştığım işyerinde emekli olduktan sonra da çalışmaya devam etmek istersem, kıdem ve diğer haklarımı emekli olunca almayıp, işten tamamen ayrılacağım ileri bir tarihe ertelersem herhangi bir hak kaybı yaşar mıyım? Şeref K.

Cevap: Çalıştığınız şirketten emekli olup, çalışmaya devam edebilirsiniz. İki seçeneğiniz var. Birincisi kıdeminizi sıfırlayıp, işyerinizle yeni bir iş sözleşmesi yapabilirsiniz. Ya da kıdeminizi işten ayrılınca alabilirsiniz. Bunun için şirketle aranızda yazılı bir protokol yapmanız gerekiyor.

7000 PRİM GÜNÜ DOLDURMALISINIZ

Soru: 14.4.1984 doğumluyum. İlk ile giriş tarihim 5.12.2002. Tazminatımı alıp ne zaman işten ayrılabilirim? Duygu S.

Cevap: İlk sigortalı olduğu tarih 8 Eylül 1999-30 Nisan 2008 tarihleri arasında olanlar ya 25 yıl çalışıp, 4500 prim günü doldurduklarında kıdem tazminatı alabilirler ya da çalışma yılına bakılmaksınız 7000 prim günü doldurduklarında işyerinden kıdem tazminatı alıp, işten ayrılabilirler.

ASKERLİK BORÇLANMASININ AVANTAJI OLMAZ

Soru: 5.7.1980 doğumluyum, 1.12.1998 sigorta girişliyim. Askerlik borçlanması yapabilir miyim? Avantajı ne olur? Askerden önce sigortalı oldum.7000 prim günüm var. Murat A.

Cevap: 25 yıl çalışıp, 5900 prim gün ile 57 yaşında emekli olabiliyorsunuz. Prim gün sayınız emeklilik için yeterli ancak çalışma yılını doldursanız bile emeklilik için 57 yaşını bekleyeceksiniz. Emeklilik için prim gün sayısı yeterli olmayanlar, askerlik borçlanması yapıp, emekliliği erkene çekebilir. Bu durumda sizin askerlik borçlanması yapmanızın emeklilik sürenize etkisi olmaz.

X

Hayat sigortasından COVID-19 tazminatı

Açıkça söyleyeyim, bizde, hayat sigortası, fuzuli bir ürün olarak görülür. Neden? Yapılan -dikkat edin yaptırılan demiyorum- hayat sigortalarının neredeyse tamamına yakını kredi bağlantılı hayat sigortalarıdır. Vatandaş, konut, araç almak için ya da bir ihtiyacını karşılamak için veya da çocuğunun okul taksiti için kredi çekerken hemen hayat sigortası yapılır; sigortanın maliyeti de şak diye vatandaşa yansıtılır, kredi tutarından düşülür.

Vatandaşın itiraz hakkı var mı? Var; sigorta istemiyorum diyebilir, ancak buna karşın bankanın da, ‘illa sigortayı benden yaptırmak zorunda değilsin, başka şirketten yaptırıp, poliçeyi bana verebilirsin’ ya da ‘hayat sigortası yoksa kredi de yok’ deme hakkı var. Veya ‘sigortayı benden yaptırmazsan kredinin faizi farklı olur’ deme hakkı da var. Vatandaş ne yapsın; acil ihtiyacını gidermek için, istemeye istemeye de olsa hayat sigortasını kabullenir. Kredisi bitince o vatandaşın hayat sigortası ile olan ilişkisi de biter. Bu durumda da hayat sigortası, fuzuli ve kredinin maliyetini artıran bir sigorta ürünü olarak vatandaşın hafızasına yerleşir.

600 MİLYON LİRA ÖDENDİ

Bunları neden anlattım? Bu bir buçuk yıllık pandemi döneminde, COVID-19 tedavisi görenlere özel sağlık sigortalarından ödenen sağlık masrafları; yine bu dönemde yaşanan sel, deprem gibi afetlerde zarar görenlere sigortadan ödenen tazminatlar sıkça konuşuldu, ancak hayat sigortaları hiç bahse konu olmadı. Ben merak ettim ve araştırdım. Paylaşayım ki, hayat sigortası gerçekten fuzuli ve maliyeti artıran bir ürün mü karar verin.

Pandeminin başından, yani 2020’nin mart ayından bu yana sigorta şirketleri, hayat sigortası olup da vefat eden 101 bin kişiye tazminat ödemiş. Ödenen tazminatı tutarı da 2.8 milyar liranın biraz üzerinde. Bu toplam rakam. Peki, COVID-19 nedeniyle ne kadar tazminat ödenmiş? Yine bu pandemi döneminde sigorta şirketleri salgından hayatını kaybeden 23 bine yakın kişi için de toplamda 600 milyon liraya yakın hayat tazminatı ödemiş. Daha bitmedi. Yine bu bir buçuk yılda, başta İzmir depremi olmak üzere yaşanan sellerde hayatını kaybedenler için de hayat sigortasından ciddi tazminat ödemeleri yapılmış.

KREDİ BORÇLARI KAPATILDI

Başta da belirttim, hayat sigortalarının tamamına yakını kredi bağlantılı sigortalar. Daha açık bir anlatımla; bu 101 bin kişi ev, araba ya da başka bir ihtiyacı için bankalardan kredi kullanmış, kredi süresi içinde vefat etmiş ve sigorta şirketleri vefat eden bu kişiler için 2.8 milyar lira tazminat ödemiş, bunun da 23 bin kişisi de COVID-19 nedeniyle hayatını kaybedenler. Bu tazminat kime ödenmiş? Bankalara ödenmiş. Vefat edenlerin bankalara olan kredi borcu hayat sigortası tarafından kapatılmış. Hayat sigortası yapılmamış olsaydı ne olacaktı? Bankalar, vefat edenlerin ailelerinden kalan krediyi ödemelerini isteyecekti, ödenmezse ev ya da araç bankaya geçecekti.

VATANDAŞ DAVA AÇIYOR

Böyle durumlar da var. Vatandaş araç almak için bankadan kredi kullanmış, banka hayat sigortası yapmamış ya da yapmayı atlamış; vatandaş, virüs kapıp, COVID-19’dan dolayı hayatını kaybetmiş, banka pandeminin başlarında vatandaşlara salgın döneminde destek olmak amacıyla kredi borcunu ertelemiş ama sonrasında talep etmiş ve aile krediyi ödeyememiş. Bu durumda olanlardan bazıları, ‘banka hayat sigortasını yapmak zorunda’ deyip mahkemelerde dava bile açıyorlar.

Yazının Devamını Oku

İşte yeni mezunla işi buluşturmanın formülü

Salı günü Hürriyet Gazetesi’nin düzenlediği, benim de moderatörlüğünü üstlendiğim Gaziantep Ekonomi Zirvesi için Gaziantep’teydim.

Toplantıda, salgın döneminde ekonomideki gelişmeler, yatırımlar, ihracat ve önümüzdeki dönemden beklentiler konuşuldu ama bana göre zirvenin asıl gündem konusu, istihdam ve mesleki eğitimdi. Sanayicisinden ihracatçısına kadar herkesin ortak görüşü, “Çalıştıracak elaman bulamıyoruz” oldu. Hatta zirvede, Gaziantep Sanayi Odası Başkanı Adnan Ünverdi’nin anlattığı yaşanmış bir olayı da sizinle paylaşayım. Ünverdi, “Yeni mezun olmuş makine mühendisini işe alıyoruz, işin tekniğini bilmeyince, usta başına emanet ediyoruz öğret diye, bu sefer de yeni mezun kendini kötü hissediyor” diyor.

DİPLOMA ÇALIŞMAZ İŞİ BİLMEK LAZIM

Bu sorun yeni mi? Değil; yılların sorunu ama her geçen gün büyüyor. Öyle ki, haklı olarak herkes üniversite mezunu olmak istiyor, mezun olanca çok azı iş bulabiliyor, böyle olunca da bir tarafta istihdam sorunu yaşanıyor, diğer tarafta reel sektör çalışacak eleman bulamıyor. Zirvedeki bu konu üzerine yapılan konuşmalardan bir anektodu daha paylaşayım. Sanayiciler, “İhtiyacımız olan ara elamana, üniversite mezununun iki katı kadar maaş veriyoruz. Üniversite mezunu verdiğimiz maaşı beğenmiyor, biz ise aradığımız elemanı bulamıyoruz. Diploma çalışmaz, işi bilmek lazım. Teori ile pratiği bir araya getirmemiz gerekiyor” diyor.

Açıkça söyleyeyim, istihdamı artırmanın tek yolu mesleki eğitimden geçiyor. Bunun da yolu, başta aileler olmamak üzere tüm kesimlere mesleki eğitimin öneminin ve iş garantisinin anlatılmasından geçiyor. Bu da tek başına kamunun yapacağı bir iş değil; sanayicisiyle, sivil toplum örgütleriyle herkesin sorumluluğu. Bu işin iki bacağı var. Birincisi meslek liseleri diğeri ise mesleki eğitim merkezleri.

MESLEKİ EĞİTİM MERKEZLERİ

Bugüne kadar da mesleki eğitim ve meslek liseleri konusunda adımlar atıldı. Konuyu yıllardır yakından takip ettiğim için paylaşayım. Mesela, meslek liseleri konusunda sektörler ve okullar örtüşmüyordu, burada olumlu adımlar atıldı, sadeleştirmeye gidildi. Mesela, öğretmelerin eğitim konusunda sıkıntılar vardı, öğretmeler eğitilmeye başlandı. Mesleki eğitim merkezlerinin sayıları ciddi anlamda artırıldı. Artık organize sanayi bölgeleri içinde meslek okulları ve eğitim merkezleri açılıyor ki, buradan mezun olanlar, hiç iş aramasına gerek kalmadan o sanayi bölgesindeki işyerlerinde hemen işe yerleştiriliyor; hem de yüksek ücretlerle. Öyle ki, bugün özel sektörün fabrikasının içine okul açma imkanı bile bulunuyor. Bir veriye daha paylaşayım. Mesela meslek lisesi mezunlarının sadece yüzde 15’i kendi alanında çalışırken, mesleki eğitim merkezlerinde okuyanların yüzde 80’ini kendi alanında çalışıyor.

DEVLET ÜSTLENECEK

Gerek meslek liselerinin sayısının artırılıp, doğru bölgede doğru meslek liseleri kurulması konusunda ve mesleki eğitim merkezlerinin sayısının artırılması konusunda yapılması gereken daha çok işler var. Şimdi bu konuda yeni adımlar da atılıyor. Mesleki eğitim merkezindeki öğrencilere dört yıl boyunca aldıkları ücretlerin işveren üzerindeki yükünü devlet üstlenecek. Öğrenci başına 760 lira olan desteğin tamamını devlet karşılayacak. Mesleki eğitim merkezlerindeki kalfa öğrencilerin aldıkları ücretler artırılarak, 1.200 liraya çıkartılacak ve bunun da devlet üstlenecek. Ayrıca lise ve üniversite mezunu olanların, mesleki eğitim merkezlerinin programlarına katılmaları halinde 6-7 ay gibi kısa sürede programı tamamlayıp, çalışmaya başlamalarına imkan tanınacak.

Yazının Devamını Oku

60 yaşında prim iadesi alabilirsiniz

Soru: Babam 5.12.1966 doğumlu. 1988 sigorta girişli, 110 günü var, fakat prim günü olmadığı için emekli olamıyor. Bunun için ne yapabiliriz? Abdülhalik B.

Cevap: Sosyal güvenlik sistemine ödenen primler emekli olmaya ve maaş bağlanmasına yetmiyorsa, yaşlılık toptan ödemesi adı altında primleri iade alabilirsiniz. Bunun için de erkeklerin 60 yaşını doldurmaları gerekiyor. Babanız, 60 yaşına geldiğinde prim iadesi alabilir. Bunun dışında emeklilik için yeniden sigortalı olarak işe başlaması ve prim gün sayısını doldurması gerekiyor.

BORÇLANMA EMEKLİLİK YAŞINI ETKİLEMEZ

Soru: Nisan 1995 SGK girişliyim, 360 gün prim eksiğim bulunuyor, ancak 3 yıl yurtdışında çalıştığım için bunu yurtdışı borçlanma ile kapatabiliyorum. Yurtdışı borçlanma primini ödersem emekli maaşı alabilir miyim, 56 yaşını beklemem mi gerekiyor? Cenk K.

Cevap: 2019 yılında yurtdışı borçlanmanın şartları değişti. Prim ödeme gün sayısı, borçlanma miktarı arttı. 2019 ağustos ayından itibaren emekli olunacak kurum değişti, Bağ-Kur kapsamında emekli olunuyor. Emeklilik için prim gün sayınız eksikse yurtdışı borçlanma fayda sağlar ancak sizin durumunuzda emeklilik yaşını öne çekmez.

İSTEĞE BAĞLI SİGORTALI OLABİLİRSİNİZ

Soru: 4A’lı olarak çalıştım. Sigorta başlangıcım 5.12.1989, toplam prim gün sayım 3728. Emekli olabilmek için 1647 güne daha ihtiyacım var ama çalışamıyorum. Eksik prim günü olanlarında borçlanarak emekli olabileceği hususunda bir çalışma olduğunu duydum. İsteğe bağlı ödeyerek 4A’lı emekli olmak istiyorum. Ne yapabilirim? Aysun D.

Cevap: Prim gün sayısı eksik olanlar isteğe bağlı sigortalı olup, eksik prim gün sayılarını tamamlayıp, emekli olabilir. Ancak Bağ-Kur üzerinden emekli olabilirsiniz, 4/A’lı olarak emekli olamazsınız. SSK’lı olarak emekli olabilmek için çalışmaya devam etmelisiniz. 

TAZMİNATINIZI ALAMAZSINIZ

Yazının Devamını Oku

KOBİ’ler 6.5 milyar TL’lik alacağını sigortalattı

Geçenlerde bir okuyucum yazmış.

Özetle, “Varsa yoksa kasko, trafik... Bir müşterime 782 bin lira değerinde mal sattım, üzerinden 8 ay geçti halen alacağımı tahsil edemedim. Bizim gibi küçük işletmeler için bu çok büyük rakam. Bunu da yazsana” demiş. Haklı mı; haklı. Bu ülkede kasko, trafik, sağlık sigortasından başka sigorta yok mu? Var da yaptıran yok. Anlaşılan o ki, bilen de yok. Hazır konusu açıldı, mesela, ürettiğini satıp da parasını alamayan küçük ve orta ölçekli şirketler için kapı gibi alacak sigortası var. Özellikle pandemi döneminde alacak sigortasının, küçük işletmeler için hayati önemde olduğu ortaya çıktı. Nitekim salgında dünya ticareti yüzde 20’ye yakın daraldı, Avrupa’da gecikmiş ödemeler neredeyse üçte iki artınca alacak sigortasında patlama yaşandı, işletmeler bu sayede kendilerini kurtardı, kurtarmaya da devam ediyorlar.

Peki, nedir alacak sigortası? Biri ihracat yapanlara, diğeri de yurtiçinde satış yapanlara yönelik iki farklı alacak sigortası türü var. İhracatçıları bir kenara koyuyorum, onların zaten sigortasız ihracat yapması çok da akıl kârı iş değil; hele ki, bu dönemde. O yüzden de alacak sigortasının ne olduğunu ihracatçı çok iyi biliyordur. Yurtiçi satışlara uygulanan sigorta ise daha yeni olduğundan, bilinmiyor da olabilir. Üstelik bu sigortada devlet desteği de var. O nedenle adı devlet destekli ticari alacak sigortası.

PANDEMİ İLE DENGELER DEĞİŞTİ

Bizde bir gelenek vardır, alan da satan da birbirini tanır, ahbap çavuş ilişkisi vardır, mal verilir, karşılığında çek alınır; o çek de öyle ya da böyle ödenir. Piyasa yıllardır böyle çalışır. Maalesef son bir buçuk yıldır bu gelenek pandeminin ekonomi üzerinde yarattığı etki nedeniyle bozuldu. İşte o nedenle alacak sigortası önemli hale geldi. Şunu da hatırlatayım, bugün KOBİ’lerin, bilançolarının yaklaşık yüzde 40’ını alacakları oluşturuyor ki, pandemi ile bu oran arttı.

Ticari alacak sigortasını en basit haliyle anlatayım. Yıllık cirosu 125 milyon lira ve altında olan işletmeler, devlet destekli alacak sigortasını yaptırabiliyor. Sigorta sistemi sayesinde KOBİ’den mal alacak firmalar için bir değerlendirme yapılıyor ve buna göre de limit belirleniyor. Sigorta süresi içinde kredi limiti belirlenen alıcıların finansal durumlarında bozulma olursa sigortalı KOBİ’ye, ‘aman dikkat’ anlamında bilgi veriliyor. KOBİ, alacağını tahsil edemezse, devreye sigorta giriyor ve sigortalıya alacağı ya da bir başka adıyla tazminatı ödeniyor. Özetle, sigorta yaptırıyorsun, sattığın malın karşılığını alamazsan, sigorta ödüyor. Sistem bu kadar basit aslında.

BANKAYA TEMİNAT VERECEKLER

Peki, pahalı mı? Sigorta yaptıran KOBİ’nin cirosu üzerinden bir prim hesaplaması yapılıyor. Örneğin, yıllık cirosu 2 milyon TL olan bir KOBİ, 180 gün vade ile satış yapıyorsa, ortalama 16 bin lira prim ödeyerek, sigorta yaptırabiliyor. Son yapılan düzenleme ile alacak sigortasında KOBİ’lere bir imkân daha tanındı; sigorta poliçesi bankalara teminat olarak verilebiliyor. Yani, alacağınız için sigorta yaptırdınız, poliçeyi bankaya veriyorsunuz, banka poliçedeki tutarı teminat yerine saymak zorunda.

Alacak sigortası yaptıran KOBİ’lerin sayısı artıyor ama yeterli değil. Bugüne kadar 40 bin alıcı için 6.5 milyar TL sigorta teminatı sağlandı. Yani, sistemi bilen KOBİ’ler, 6.5 milyar liralık alacağının ödenmemesine karşı sigorta yaptırmış. Yine bugüne kadar da alacağını tahsil edemeyen KOBİ’lere sigortadan da 3.5 milyon TL tazminat ödenmiş. Bu da şu anlama geliyor, işini bilen KOBİ, ‘paramı alabilir miyim, alamaz mıyım diye düşüneceğime bundan sonrasını sigortacı düşünsün’ demiş.

Yazının Devamını Oku

Sağlık prim borcu olanlar için fırsat kaçmadı

Sosyal güvenlik prim borçlarının yapılandırması 30 Eylül’de bitti. 30 Eylül tarihine kadar da tahmini olarak 1.2 milyondan fazla kişi prim borçlarını yapılandırdı. Yapılandırmanın süresi doldu ama genel sağlık sigortası borcu olanlar için henüz geç kalınmış değil. Birkaç gündür de okuyuculardan bu konuda soru alıyorum. Kimileri, ‘sağlık prim borcu için ne yapılmalı?’ diye, kimileri de ‘fırsat kaçtı mı?’ diye soruyor. Genel sağlık sigortası prim borcunun yapılandırılması, diğer sosyal güvenlik prim borçlarından biraz farklı.

Birincisi, yapılandırma için başvurmaya gerek yok; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), sağlık prim borcu olanların bu borçlarını otomatik yapılandırdı. Yani, sağlık borçlarının yapılandırması için başvuru şartı aranmıyor. Buna göre, 2021 nisan ayı da dahil öncesine ait genel sağlık sigortasına prim borcu olanlar yapılandırmadan yararlanabiliyor.

31 ARALIK SON TARİH

Peki, kim bu kişiler? En basit haliyle, zorunlu sigortalılıkları sona eren kişilerin, zorunlu genel sağlık sigortası kapsamı içinde olmaları gerekiyor. Örneğin, sosyal güvencesi olmayanlar, herhangi bir sosyal güvenlik sistemine tabi olarak çalışmayanlar, emekliliği gelip de yaşı bekleyen ama çalışmayanlar; primlerini kendileri ödeyerek, genel sağlık sigortası kapsamı içinde olmaları gerekiyor. İşte bu kişilerin bazıları prim ödemediklerinden ve genel sağlık sigortası kapsamına girmediklerinden hem devletin sunduğu sağlık hizmetinden yararlanamıyor hem de sistem zorunlu olduğundan borçlu gözüküyorlar, prim borcunun üzerine de gecikme zammı ve cezası ekleniyor.

Son yapılandırma kapsamında da bu kişilere prim borçlarını yapılandırma hakkı tanındı. Buna göre genel sağlık sigortası prim borcu olanlar 31 Aralık tarihine kadar sadece prim borçlarını ödemeleri halinde gecikme cezası ve zammın tamamı silinecek. Prim borcu olanların tek yapması gereken -SGK zaten borcu otomatik yapılandırdığından- sene sonuna kadar ödemeyi yapmaları. Örnekle anlatayım. Diyelim ki, prim borcunuz 7 bin lira ve gecikme cezası, gecikme zammı ile toplam borcunuz 10 bin lira oluyor. Bu yılın sonuna kadar 7 bin lirayı yatırırsanız borcunuzun tamamı siliniyor.

Bazı okuyucular, ‘prim borcunu illa peşin ödemek zorunda mıyız?’ diye soruyor. Peşin ödeme zorunluluğunuz yok, isterseniz borcunuzu taksitlendirebilirsiniz; ancak gecikme faizi ve cezasını ödemek istemiyorsanız, 31 Aralık tarihine kadar peşin ödeme yapmak durumundasınız.

BORCUN TAMAMI SİLİNECEK

Kimi okuyucular, ‘gelirim yok, borcu ödeyemeyeceğim, ne yapmak lazım?’ diye de soruyor. Bu konuda da tren kaçmış değil. Bugüne kadar gelir testi yaptırmamış olanlar kasım ayının sonuna kadar gelir testine başvurabilecek. Eğer hane içindeki gelirlerinin asgari ücretin brüt tutarının üçte birinden az olduğu tespit edilirse, bugüne kadarki genel sağlık sigortası prim borçlarının tamamı silinecek ve bundan sonra da sağlık primlerini devlet karşılayacak. Yani, gelir testine girdiniz, gelirinizin aylık 1.192 liranın altında olduğu tespit edilirse geçmişe yönelik borcunuz silinecek, bundan sonra da genel sağlık sigortasına hiçbir ödeme yapmadan devletin sunduğu sağlık hizmetinden yararlanacaksınız.

YILLIK 1.284 LİRA ÖDENECEK

Yazının Devamını Oku

3600 prim günle tazminat alırsınız

Soru: Halen SGK’lı olarak çalışıyorum. 1.2.2022 tarihinde emekli maaşı bağlanmaya hak kazanıyorum. Bu tarihten önce istifa edersem kıdem tazminatımı alabilir miyim? 1974 doğumluyum, 1991 ilk sigortalı olduğum tarih. Nesrin F.

Cevap: İlk kez sigortalı olduğu tarih, 8 Eylül 1999 tarihinden önce olanlar 15 yılı doldurup, 3 bin 600 prim gün sayısını tamamladıklarında işyerinden ayrılarak kıdem tazminatı alabiliyor. 1991 yılından beri aralıksız çalışıyorsanız ve 15 yıl ile 3600 prim günü doldurduysanız tazminat alabilirsiniz. Bunun için de SGK’ya başvurup, aldığınız kağıdı işvereninize vermeniz gerekiyor.

YETİM AYLIĞI ALAMAZSINIZ

Soru: SSK’dan emekliyim. Emekli olduktan sonra engelli oldum. Babam emekli sandığı emeklisiydi vefat etti, babamdan dolayı yetim aylığı alabilir miyim? Mehmet S.

Cevap: Erkek yetimler 18 yaşına kadar, öğrenciler ise 20, üniversitede eğitim görüyorlarsa 25 yaşına kadar aylık alabiliyor. Bu durumda babanızdan yetim aylığı alamazsınız.

KISA ÇALIŞMA YILLIK İZNİ ENGELLEMEZ

Soru: Salgın nedeniyle sokağa çıkma yasağında kapalı kaldık. Kısıtlamalarda ise kısa çalışma ödeneğinden yararlanarak yarı zamanlı çalıştık. Personele verilecek izinlerde, çalışılan günlerimi yoksa tam yılı mı esas alacağız? İşten çıkarılacak elamanlara verilecek kıdem tazminatında çalışılmayan ve kısa çalışmada geçen günler alınacak mı, yoksa sadece sigorta primi yatan günleri mi alacağız? Ahmet S.

Cevap: Kısa çalışma ödeneğinden yararlanılan süreler yıllık ücretli izin uygulamasında çalışma süresinden kabul edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla tam yılı esas alacaksınız. Kıdem tazminatında ise kısa çalışma süresinin kıdem tazminatı hesaplamasında dikkate alınmayacağı yönünde görüş ağırlık basıyor.

EMEKLİ MAAŞINIZ DÜŞMEZ

Yazının Devamını Oku

12 soruda BES’te yeni dönem

Bireysel Emeklilik Sisteminde (BES), önemli bir düzenleme yapıldı ve eğitim, sağlık, ferdi kaza, hayat sigortaları gibi sigorta ürünleri BES’e entegre edildi; yeni düzenleme de başladı.

Bundan sonra emeklilik şirketleri BES ile birlikte sağlık sigortalarını ya da hayat sigorta ürünlerini aynı plan içinde sunabilecek. Böylece tüketici özel emeklilik sistemine girerken sağlık, hayat gibi sigortaları da aynı anda ve aynı şirketten yaptırabilecek. Peki, BES’te yeni dönem nasıl olacak, kimler bu haktan yararlanacak, mevcutta BES’te olan katılımcılar ne yapacak?

1. BES’te ne değişiklik yapıldı?

Sigorta ürünleri BES’e entegre edildi. Emeklilik şirketleri artık bireysel emeklilik sistemine giren ya da sistemde olan katılımcılara BES’in de içinde olduğu bütünleşik paketler sunabilecek.

2. BES’in içinde hangi ürünler olacak?

Emeklilik şirketleri; özel sağlık, tamamlayıcı sağlık, ferdi kaza, hayat sigortaları, seyahat sağlık sigortalarından en az birini BES ile bütünleşik olarak sunabilecek. Örneğin, BES’e girdiniz, aynı zamanda özel sağlık sigortası da yaptıracaksınız; emeklilik şirketi hem emeklilik için BES planı sunacak hem de size özel sağlık sigortası yapacak.

3. Mevcut durumda her iki ürün birden alınamıyor muydu?

Alınamıyordu. Emeklilik şirketi üzerinden BES planı yaptırıyordunuz, özel sağlık sigortası için ya emeklilik şirketinden ya da başka bir sigorta şirketinden ayrıca poliçe yaptırıyordunuz. Yeni dönemde emeklilik şirketinden hem BES planınız olacak hem de özel sağlık sigortanız. Böylece BES’i ve özel sağlık sigortasını kapsayan tek bir ürün almış olacaksınız. Yine mevcut durumda kişi birikim yapmak için BES’e girerken, vefat halinde geride kalanların toplu tazminat alabilmesi için ayrıca hayat sigortası yaptırıyordu. Yeni düzenleme ile kişi aynı plan içinde hem BES hem de hayat sigortasını yaptırabilecek. Vefat ettiğinde de yakınları BES’teki birikimleri alırken, hayat sigortası sayesinde de tazminat alabilecek.

4. Emeklilik planında değişiklik olacak mı?

Yazının Devamını Oku

Borcunuzu taksitle ödeyebilirsiniz

Soru: Bugüne kadarki yapılandırmalardan yararlanamadım. 2018 mart ayından bu yana Bağ-Kur primlerimi ödemiyorum. Yapılandırma yaptığımda 18 taksitle borcumu ödeyeceğim zaman borcumun ne kadarı silinir. Bir de aylık ne kadar öderim? Rıdvan K.

Cevap: Öncelikle borcunuz silinmiyor, yeniden yapılandırılıyor. Ayrıca ana prim borcunuza uygulanacak gecikme cezası ve gecikme zammı Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) değişim oranı ile güncelleniyor. Yapılandırma için başvurup, borcunuzun hesaplanması gerekiyor. Bugün akşama da kadar da başvuru yapmalısınız. Taksitle öderseniz belirli bir katsayı uygulanıyor. 18 taksit için uygulanacak katsayı, 1.27. Örneğin, toplam borcunuz 10 bin lira çıktı, 12 taksit katsayısına göre borcunuz 12.700 lira olacak ve bunu da 12 taksitte ödeyebileceksiniz.

DURDURULAN SÜRELER EMEKLİLİĞE SAYILACAK

Soru: Bağ-Kurluyum ve 2018’de prim borçlarım silindi ve hizmet sürem durduruldu. Yapılandırmadan yararlanırsam geçmişte durdurulan sürelerimi geri kazanacak mıyım? Muhittin B.

Cevap: Yapılandırma için başvurmanız halinde daha önceki kanunlar nedeniyle hizmet süreleri durdurulan Bağ-Kurlular, yapılandırma yaptıklarında durdurulan sigortalılık süreleri için ödeyecekleri prim tutarlarını hesaplattırıp, borçlarını ödemeleri halinde, sigortalılıkları durdurulmamış sayılacak ve bu süreler sigortalılık süresinden sayılacak. Bu imkandan yararlanmak için 1 Kasım’a kadar müracaat edip, 30 Kasım’a kadar da bu borcunuzu tek seferde ödemeniz gerekiyor.

SAĞLIK PRİM BORCUNU YAPILANDIRABİLİRSİNİZ

Soru: Bugüne kadar genel sağlık sigortası için başvuruda bulunmadım. Aktif çalışmıyorum, sigortam yok. Tedavilerimi özel hastanede oluyorum. Özel sağlık sigortam var. Genel sağlık sigortasına girmek istiyorum. Yapılandırmadan yararlanabilir miyim? Ne yapmam lazım? Geçmiş borçlarımın tamamını ödeyecek miyim? Suna P.

Cevap: Yapılandırmadan yararlanabiliyorsunuz. Genel sağlık sigortası prim borçları için yapılandırmanız için başvuru yapmanıza gerek yok SGK tarafından otomatik olarak yapılandırılıyor. 30 Nisan 2021’den öncesine ait genel sağlık sigortası prim borcunuzu 31 Aralık tarihine kadar anaparasını öderseniz geçmiş borcunuz için faiz alınmayacak, faizin tamamı silinecek.

GELİR TESTİNE GİRMENİZ GEREKİYOR

Yazının Devamını Oku

Yapılandırma için yarın son gün

Sosyal güvenlik prim borçlarını yapılandırma imkânından yararlanmak için son günler; borcunu yapılandıracakların 30 Eylül perşembe günü akşamına kadar başvurması gerekiyor.

Son günler yaklaştıkça da okuyuculardan, ‘uzatma olur mu, yeni bir yapılandırma daha çıkartılır mı?’ sorularını çokça alıyorum. Yapılandırmadan yararlanmak için 31 Ağustos, son başvuru tarihiydi ve bir ay uzatılarak, 30 Eylül’e ertelendi. Bugüne kadar da bir milyon kişi başvurdu ve 51 milyon liralık yapılandırma yapıldı. Yeniden uzatma olur mu? Uzatılacağını sanmıyorum. Yeni bir yapılandırma daha çıkar mı? Kısa vadede yeni bir yapılandırma da olmayacak. O nedenle, borçlarını yapılandıracak olanların 30 Eylül tarihine kadar başvurması gerekiyor.

HANGİ BORÇLARI KAPSIYOR

Peki, hangi borçlar yapılandırılacak? Bu yılın nisan ayı ve öncesi döneme ait; sigorta primleri, genel sağlık sigortası primleri, işsizlik sigortası primleri, sosyal güvenlik destek primi, ödeme imkânı ortadan kalkmamış isteğe bağlı sigorta primi ve topluluk sigortası primi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından takip edilen damga vergisi, özel işlem vergisi ve eğitime katkı payı, idari para cezaları, iş kazası, meslek hastalığı ve vazife malullüğü sonucunda doğan rücu alacakları, yersiz ödenen gelir ve aylıklardan doğan alacaklar, Bağ-Kur sigortalılarının daha önce dondurulan hizmet sürelerinin ihyası halinde doğacak alacaklar yapılandırılabilecek.

YÜZDE 90’I SİLİNECEK

Yapılandırma kapsamındaki alacaklar, gecikme cezası ve gecikme zammı yerine Yİ-ÜFE (Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi Değişim Oranı) üzerinden hesaplanıyor. Bu hesaplama üzerinden peşin ödeme yapılırsa gecikme cezası ve gecikme zammının yüzde 90’ı siliniyor. Yok, iki taksitle borç ödenirse, bu sefer Yİ-ÜFE üzerinden hesaplanan ceza ve zammın yüzde 50’si siliniyor. Bundan yararlanmak için de ilk taksitin 30 Kasım’da ödenmesi gerekiyor.Örnekle anlatayım. Borcunuzu yapılandırdınız ve borcunuzun aslı 20 bin lira; Yİ-ÜFE üzerinden hesaplanan gecikme cezası ve zammı da 5 bin lira. Peşin ödemeyi tercih ederseniz, 5 bin liranın yüzde 90’ını, yani 4 bin 500 lirası, silinecek; toplam ödeyeceğiniz borcunuz 20 bin 500 lira olacak. İki taksitle ödemek isterseniz de borcunuz 22 bin 500 lira olacak. Eğer peşin ödeme gücünüz yoksa sosyal güvenlik borcunuzu yapılandırarak, taksitler halinde de ödeyebiliyorsunuz. Bu durumda da borcunuzu ikişer aylık dönemler halinde 6-9-12-18 taksitte ödeyebileceksiniz. İki ayda bir ödeyeceğiniz için de 6 aylık taksiti seçerseniz borcunuzu 12 ayda; 18 ayı seçerseniz de 36 ayda ödeme imkânınız olacak. Taksit seçeneğini seçenler için de taksit sayısına göre belirli oranlarda katsayı uygulanacak.

BAĞ-KUR’LUYA ERKEN EMEKLİLİK

Sosyal güvenlik borcunu yapılandıranlara bazı avantajlar da sunuluyor. Yapılandırmadan önce uygulanan hacizler kaldırılacak. Yapılandırılan borçlardan dolayı icra takibi ve haciz işlemleri yapılmayacak. Yapılandırmada ilk taksitin süresinde ve tam olarak ödenmesi halinde de borcu yoktur yazısı alınabilecek. Yapılandırma sonrası borçların süresinde ödenmesi halinde de işverenler sigorta primi teşvik uygulamalarından yararlanabilecek. Borç yapılandırması tüm borcu olanlar için avantaj ama Bağ-Kur’lular için ayrıca avantajlı. Şöyle ki, Bağ-Kur’lara, daha önce durdurulan hizmet sürelerini canlandırma imkânı tanınıyor ki, bu da erken emeklilik anlamına geliyor. Daha önceki kanunlar nedeniyle hizmet süreleri durdurulan Bağ-Kur’lular, yapılandırma yaptıklarında durdurulan sigortalılık süreleri için ödeyecekleri prim tutarlarını hesaplattırıp, borçlarını ödemeleri halinde, sigortalılıkları durdurulmamış sayılacak ve bu süreler sigortalılık süresinden sayılacak, emeklilikte hesaba katılacak. Prim borcu nedeniyle hizmet süreleri durdurulan ve bu nedenle de emekli olamayan Bağ-Kur’lular, yapılandırmadan yararlandıklarında emekli olabilecek. Emekliliğine daha süre olanlar da geçmişte durdurulan sürelerini yeniden canlandırabileceklerinden emeklilikleri uzamayacak. Bu imkândan yararlanmak için de Bağ-Kur’luların, 1 Kasıma kadar müracaat etmeleri ve 30 Kasıma kadar da borçlarını tek seferde ödemeleri gerekiyor.

SİGORTALILIK SÜRESİ

Yazının Devamını Oku

COVID-19 tedavisi görenlere 350 milyon TL ödendi

Açıkça söyleyeyim, COVID-19 salgınında sigorta şirketleri, özellikle sağlık sigortalarında başarılı bir sınav verdi, halen de vermeye devam ediyor.

Çok iyi hatırlıyorum, geçen senin mart ayında, salgının ilk başladığı günlerde, sigortalılarda, ‘özel sigortadan tedavi olabilecek miyiz?’; sigorta şirketlerinde de ‘salgın özel sigortanın kapsamında değil, biz şimdi ne yapacağız,’ endişesi vardı. Sigortacılar ani ve ortak bir kararla, COVID-19 tedavisini hem özel sağlık hem de tamamlayıcı sağlık sigortası kapsamına aldılar ve tüm tedavi giderlerini ödemeye başladılar. Halen de uygulama devam ediyor ve devam edecek de.

50 BİN KİŞİ TEDAVİ OLDU

Biraz araştırma yaptım. Bugüne kadar özel sağlık sigortası olan 50 bin kişi özel hastanelerde COVID-19 tedavisi oldu. Bu 50 bin kişi için de sigorta şirketleri, özel hastanelere toplam 356 milyon lira ödeme yaptı. Bu kişilerin 27 bine yakını özel sağlık sigortalısı, 23 bin 121 kişisi de tamamlayıcı sağlık sigortası olanlar. Sigortacılar, salgın başladığından bu yana da özel sağlık sigortası olan vatandaşlar için 312.2 milyon, tamamlayıcı sağlık sigortası olan vatandaşlar için de 43.1 milyon lira özel hastanelere ödeme gerçekleştirdi.

Dikkatinizi çekmiştir, tamamlayıcı sağlık sigortası için ödenen tedavi ücreti düşük. Neden? Çünkü, tamamlayıcı sağlık sigortası; SGK ile anlaşmalı özel hastanelerin ayakta ve yatarak tedavilerde talep edeceği her türlü fark ücretini karşılıyor, bir anlamda devletin ödediğinin üzerine tamamlıyor da ondan. Tedavinin belirli miktarını SGK karşıladığından, sigorta şirketlerinin kasasından daha az para çıkıyor. Bu nedenle tamamlayıcı sağlık sigortasının fiyatı özel sağlık sigortasının neredeyse yarısından daha düşük.

ÖZEL SAĞLIK SİGORTASI

Özel sağlık sigortası olup da kimler tedavi görmüş diye biraz daha araştırdım. Sonuçlar ilginç. Tedavi gören 50 bin sigortalının 21 bine yakını kadın sigortalılardan, 29 bini de erkek sigortalılardan oluşuyor. Mesela, virüse yakalanıp da tedavi gören 0-19 yaş arasındaki sigortalılar yüzde 77’i ayakta, yüzde 23’ü ise yoğun bakımda tedavi olmuş. 20-39 yaş arası özel sağlık sigortalılarında da oranlar üç aşağı beş yukarı aynı. Ancak, 60-79 yaş arası sigortalılara gelince iş değişiyor. Bu kişilerin yüzde 32’si tedavisini ayakta geçirirken, yüzde 62’si yatarak tedavi olmuş ve bunların yüzde 6’sı da yoğun bakım hastaları. En çok tedavi gören sigortalı grup ise 20-39 yaş arası ki; özel sağlık sigortası olan ve virüse yakalanarak tedavi görenlerin yüzde 46’sı bu yaş gurubundan oluşuyor.

FİYATLAR ARTACAK MI?

Gelelim, kritik soruya; salgının, sağlık sigortası kapsamına alınması fiyatlarda bir artışa neden oldu mu? Bu konuda özellikle bir süredir okuyuculardan çokça soru ve yorum alıyorum. Kimileri, ‘sigortamızın yenilemesi geldi fiyat arttı mı?’ diye soruyor, kimileri de ciddi fiyat artışlarından şikayet ediyor. Peki, özel sağlık sigortasında fiyatlar çok mu arttı? Kendimden örnek vereyim. Geçen hafta benim ve ailemin sağlık sigortasının yenilemesi geldi ve yüzde 34 artışla poliçeleri yaptırdım. Bu kadar yüksek artışın nedeni ise benim sene başında ciddi bir ameliyat geçirmem.

Yazının Devamını Oku

6 soruda emekli olacaklara tavsiyeler

Okuyucuların en çok merak ettiği konuların başında ‘ne zaman emekli olmalıyım, şimdi mi emekli olsam yeni seneye mi bıraksam?’ sorusu geliyor. Bu soruların altında yatan gerekçe ise yüksek emekli maaşı alabilmek. Aslında merak edilen konu, sene sonuna kadar emekli olmakla, yeni senenin başında emekli olmanın maaşı ne kadar etkileyeceği. Kimileri de emekliliği gelse de biraz daha çalışıp emekli maaşını arttırmanın yollarını arıyor. Peki, 2021’in sonuna kadar emeklilik dilekçesi vermekle, 2022’nin başında vermek arasında maaş açısından bir fark var mı? İşte, tüm merak edilenler.

1)Emeklilik başvurusunu sene sonuna kadar mı, yoksa yeni senenin başında mı yapmak daha avantajlı?

2021’in sonuna kadar emekli olmakla, 2022’nin ocak ayında başvuru yapmak arasında emekli maaşı açasından belirli bir fark var. Sene sonuna kadar başvuruda bulunursanız bu yılın ocak ve temmuz emekli zamları emekli maaşınızı eklenecek, 2022’nin başında başvurursanız sadece yeni senenin ocak ayında zam tutarı aylığınıza eklenecek. Ayrıca emekli maaşının belirlenmesinde de fark olacak. 

2) Emekli maaşı nasıl belirleniyor?

İlk sigortalı olduğu tarih 2000 yılı öncesi ile 2000-2008 arası olanlar ve 2008 sonrası sigorta girişi olanların emeklilik maaşları farklı hesaplanıyor. En basit haliyle, yatırılan prim gün sayısı, aylık ortalama kazanç, enflasyon, büyüme hızı gibi faktörlere göre emekli aylığı hesaplanıyor. Ortalama aylık kazancın, prim gün sayısına göre hesaplanan aylık bağlama oranı ile çarpılması sonucu emekli aylığı tutarı belirleniyor. Ortalama aylık kazanç da dönemsel tüketici enflasyonuna göre hesaplanıyor ve büyüme hızının yüzde 30’u üzerine ekleniyor. Güncellenmiş aylık kazanç ile aylık bağlama oranının çarpımı sonucu emekli maaşı belirleniyor, bu maaş da geçmiş enflasyon oranında artırılıyor.

OLUMLU ETKİLİYOR

3) İlk işe başlama tarihi önemli mi?

Önemli. Şöyle ki; 2000 yılından önce, SSK’lı girişi olanların emekli aylıkları kat sayı, aylık bağlama oranı ve gösterge rakamına göre hesaplanıyor. Aylık bağlama oranının da yüzde 60’ı, katsayı için de 12000 alınıyor. 2000-2008 arası ilk sigorta girişi olanlarda ise hesap değişiyor ve gösterge rakamı yerine güncelleme katsayısı kullanılıyor, büyüme rakamları ve TÜFE hesaba katılıyor. 2008 yılından sonra sigortalı olanlarda ise yine emekli maaşı formülü değişiyor ve aylık kazancın ortalamasına, güncelleme katsayısına, TÜFE oranına bakılıp hesaplama yapılıyor, aylık bağlama oranı yüzde 40 olarak ele alınıyor. 2021’de emekli olacaksınız, 2020 yılındaki güncelleme katsayısı baz alınıyor, 2022’de emekli olunacaksa 2021 yılının güncelleme katsayısına göre maaş hesaplanıyor. Ayrıca enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde emeklilik dilekçesinin yılbaşından sonra verilmesi daha avantajlı, enflasyonun düşük olduğu dönemlerde ise sene sonuna kadar emeklilik dilekçesi verilmesi daha avantajlı. Tabi burada büyüme hızının yüksek olması da emekli maaşını olumlu etkileyen faktör.

Yazının Devamını Oku

Kaskoda ikame araç sorunu

Açıkcası bu yazıyı, gelen şikâyetler üzerine önceden yazacaktım ama ortalık bir sakinleşsin istedim.

Bir süredir sigorta şirketleri ile tüketiciler arasında ikame araç sorunu yaşanıyor. Nitekim hem tüketicilerden hem de sigorta acentelerinden bu konuda çokça şikâyet aldım halen de alıyorum. Tüketiciler, ‘kaza yaptım sigorta şirketi vadettiği aracı vermedi’ diye şikâyet ediyor, sigorta acenteleri de, ‘müşterilerimize ikame araç bulmakta zorlanıyoruz, tüketici ile aramız açılıyor’ diye yakınıyor.

Peki, nedir ikame araç? En basit haliyle, aracınız kaskolu, kaza yaptınız, tamirde olduğu süre boyunca size sigorta şirketi, mağdur olmayın diye bir araç temin ediyor. Buna ikame araç deniyor. Tüm sigorta şirketleri, kasko sigortalarında yol yardımı, çekici hizmeti gibi asistans hizmeti adı altında ikame araç hizmeti de veriyor. Altını çizeyim, ikame araç, bir sigorta teminatı değil, sigorta şirketlerinin sunduğu hizmet. Kasko sigortasına ödenen primin içinde bu hizmetin bedeli de bulunuyor. Ama bu bedel 100 lira 150 lira.

Sistem de şöyle işliyor. Sigorta şirketi, asistans işi yapmak için kurulmuş şirketlerden biri ile anlaşıyor, ikame araç dahil tüm bu hizmetleri, bu şirketler yürütüyor. Sigorta şirketleri bu hizmeti vermek zorunda mı? Değil. Bir süre önce böyle bir uygulama başlamış -ki, eskiden yoktu- sonra da gelenek haline gelmiş ve bu ikame araç hizmeti artık kaskonun bir parçası olmuş. Şunu da belirteyim, mesela Avrupa’da böyle bir uygulama yok. Tüketici kasko yaptırıyor, eğer isterse ve ihtiyaç da varsa asistan hizmetini ayrıca parasını ödeyerek alıyor.

TÜKETİCİ NASIL MAĞDUR OLDU?

Bir süredir de ikame araç konusunda ciddi sorun yaşanıyor. Tüketici kazaya karışıyor, aracı hasarlanıyor, asistans hizmetini arıyor ama ikame araç bulunamıyor. Bu sefer tüketici ya sigorta şirketini ya da sigortayı yaptırdığı acenteyi arayıp, ‘poliçeyi satarken bu hizmeti vereceğinizi taahhüt ettiniz şimdi vermiyorsunuz’ diye şikâyet ediyor. Özellikle bu şikâyetler yaz aylarında tabiri yerindeyse doruk noktaya ulaştı. Tüketici haklı mı? Sonuna kadar haklı. Fakat sigorta şirketinin de yapacağı bir şey yok. Bazı sigorta acenteleri, ‘bu iş niye bu hale geldi, daha ne kadar bu sorun sürecek?’ diye de soruyor.

İşin özü şu, otomotiv pazarındaki mevcut konjonktürden sigorta pazarı da nasibini aldı. Anlatayım. Sigorta şirketleri kaskoda ikame araç için asistans şirketleri ile anlaşıyorlar ya; işte o asistans şirketleri de dönüp araç kiralama şirketleri ile anlaşıyorlar. Bu anlaşmalar da piyasa fiyatının yarısı kadar fiyatlarla oluyor. Bu sayede aracı hasarlanan ve onarımı bekleyen kasko tüketicisi, bu sürede asistans şirketinin verdiği kiralık aracı kullanıyor.

ARAÇ KİRALAMA PAZARI DARALDI

Malum, son birkaç yıldır bir taraftan salgının etkisi diğer taraftan başka nedenlerden dolayı otomobil pazarında hem sıfır hem de ikinci el fiyatları çıldırmış durumda. Ortada sıfır araç neredeyse yok denecek kadar az. Bu süre içinde de araç kiralama şirketleri ellerindeki araçları yüksek fiyatlardan sattılar; hem bankalara olan kredi borçlarını ödediler hem de kar ettiler. Sıfır araçların fiyatları uçtuğu için şimdi de kiralama şirketleri yeni araç alamıyorlar; alabilen de az sayıda alıyor. Tabi bu ortamda araç kiralama fiyatları da ikiye katlandı. Düne kadar günlük 150 liraya kiralanan araçlar bugün 300-400 liralara çıktı. Hal böyle olunca da kiralama şirketleri asistans şirketlerine günlük 50-75 liraya araç kiralamak yerine, doğrudan tüketiciye iki-üç katı fiyatlarla kiralıyor. Yani, otomobil ve kiralık araç piyasasındaki arzın talebi karşılamaması, sigorta pazarını dolayısıyla da kasko tüketicisini vurmuş durumda. Belirttiğim gibi burada sigorta şirketlerinin de yapacak bir şeyi yok.

Yazının Devamını Oku

Borçlanarak nasıl erken emekli olacaksınız?

Okuyucuların en çok merak ettiği konuların başında borçlanma geliyor. Bu konuda okuyuculardan çokça soru alıyorum. Kimisine bu köşede cevap veriyorum, ancak sorular çoğalınca konuya ayrıca değinmek istedim. Aslında soru şu; ‘borçlanarak erken emekli olabilir miyim?’. Erkekler askerlik borçlanmasını, kadın çalışanlar da doğum borçlanmasının şartlarını merak ediyor. Kimileri de ‘prim gün sayım doldu, yaşı bekliyorum, borçlanarak erken emekli olabilir miyim?’ diye soruyor.

Çalışanlar, borçlanarak emekliliklerini erkene çekebilirler. Borçlanma, sigortalıların, çalışamadıkları döneme ait sosyal güvenlik primlerini, sonradan borçlanarak ödemesi anlamına geliyor. Buna da hizmet borçlanması deniyor ve çalışanlara bu hak tanınıyor. Hizmet borçlanması yapılarak, emeklilikte ödenmesi gereken prim gün sayısını öne çekmek ve bu sayede de erken emekli olmak mümkün.

Burada dikkat edilmesi gereken ve çoğu çalışanın yanlış bildiği nokta şu. Borçlanma sadece eksik prim gün sayısına katkı sağlıyor, emeklilik yaşına etkisi olmuyor. Yani, prim gün sayısınız eksik olacak ki, borçlanabilesiniz. Örneğin, çalışanın emeklilik yaşı dolmuştur ancak prim gün sayısı eksik olduğu için emekli olmasına imkan tanınmıyordur, prim gün sayısını tamamlamak için daha uzun süre çalışması gerekir; işte, bu çalışan erkekse askerlik, kadınsa doğum borçlanması yaparak emekliliğini erkene çekebilir.

KADINLARA 6 YIL ERKEN EMEKLİLİK

Hem doğum hem de askerlik borçlanmasının belirli şartları var. Kadın çalışanların; doğumdan önce sigortalı olarak çalışıyor olması ve doğumda veya sonrasında adına prim ödenmemesi gerekiyor. Bu şartlar varsa, kadın çalışanlar doğum borçlanması yaparak, erken emekli olabilirler. Doğumdan önceki 8 haftalık süre ile çoğul gebelik halinde 10 haftalık süre ve doğuma 3 hafta kalana kadar çalışılması durumunda ve doğum sonrası süre dahil toplam 2 yıllık süre borçlanılabiliyor. Bir doğum için borçlanılacak süre 720 gün. En fazla 3 doğum için borçlanma imkânından yararlanılıyor. İkişer yıllık sürelerle birlikte toplam borçlanma süresi 6 yıl oluyor. Üç çocuk için borçlanma yapacak bir kişinin, toplam 2.160 güne kadar borçlanma imkânı bulunuyor ki, bu da emeklilik süresi 6 yıl erkene çekiliyor demektir.

Peki, borçlanma yapıldığında SGK’ya ne kadar prim ödenmesi gerekiyor? Bir çocuk için 720 gün üzerinden en düşük ödenecek prim 27.468 lira, iki çocuk için 1.440 gün üzerinden ödenecek en düşük prim 54.936 lira ve üç çocuk için 2.160 gün üzerinde ödenecek en düşük prim 82.404 lira.

ASKERLİK BORÇLANMASININ ŞARTLARI

Gelelim, askerlik borçlanmasına. Er ve erbaş olarak ya da yedek subay okulunda geçen süreler emeklilik için borçlanılabiliyor. Askerlik borçlanması en fazla askerlik süresi kadar yapılabiliyor. Askerlik borçlanması çalışmaya başlamadan öncesi için de yapılabiliyor. Bu da emeklilik yaşını erkene çekiyor. Askerlik borçlanması için ödenecek primler ise; 6 ay için, 180 gün üzerinden en düşük ödenecek prim 6.867 lira, 12 ay için 360 gün üzerinden en düşük prim 13.734 lira ve 18 ay için 540 gün üzerinden en düşük ödenecek prim 20.601 lira.

Yazının Devamını Oku

Test yaptırmayan işten çıkartılamaz

Soru: PCR testi yaptırmayan işçi tazminat almadan işten atılır mı? Mehmet T.

Cevap: Bu konuda kesin bir görüş olmadığı gibi yine bu konuda kanuni bir düzenleme de yok. Bir görüşe göre, işverenden, test konusunda talep gelmesi halinde işçinin bu testi zorunlu olarak yaptırması gerektiğinden hem aşı olmayan hem de test yaptırmayan işçinin iş sözleşmesi işveren tarafından feshedilebilir. Bu durumda tazminatı da ödemek zorunda. Ancak ağırlıklı görüşe göre, PCR testi yaptırmayan işçiyi işveren işten çıkartamaz.

İŞVEREN ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARTABİLİR

Soru: Kamuda kadrolu memur olarak çalışıyorum. Kurumum genelgeyi ilgi tutarak tüm personelden PCR testi talep edeceğini, aksi halde zorunlu yıllık izin ve ücretsiz izne ayıracağını bildiren bir e-posta gönderdi. İlgili genelge kamu kurumlarını ve memur personeli kapsayabilir mi? Zorunlu yıllık izin veya ücretsiz izne ayırabilir mi? Ümit B.

Cevap: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın genelgesi işçi statüsünde çalışanları kapsıyor. Ancak bu genelge ile işverenlere aşı olmayan çalışanlardan PCR testi isteme hakkı da tanıyor. PCR testi kaynaklı yıllık izin ya da ücretsiz izin konusunda iş kanunda bir düzenleme yok. Ancak iş sağlığı ve güvenliği açısından işverenlere bazı haklar tanınıyor. İş kanununa göre işveren tek taraflı çalışanı ücretsiz izne gönderemiyor. Hukukçuların ağırlıklı görüşü PCR testi yaptırmayan çalışanlar için önce yıllık izin kullandırılıp sonrasında ücretsiz veya idari izin seçeneklerinin değerlendirilebileceği yönünde. Kimi hukukçular ise test yaptırmayan çalışanı, işverenin ücretsiz izne göndereceğini savunuyor. Bu durumda işverenin ücretsiz izin ve yıllık izin kullandırma hakkı bulunuyor.

YURTDIŞI EMEKLİLİĞİN ŞARTLARI DEĞİŞTİ

Soru: 18 ay askerlik sonrası, 1997 yılında sigortam başladı. 2001 yılına kadar 1375 gün primim ödendi, 2001 yılından bugüne yurtdışında çalışıyorum. Yurtdışı emeklilik için SSK’dan emekli nasıl olabilirim? Atakan Ş.

Cevap: Yurtdışında yaşayanların emeklilik şartları 2019 yılında değişti. Buna gören artık SSK üzerinden emekli olamıyorsunuz, Bağ-Kur, ya da bir başka adıyla 4/B sigorta kolu üzerinden emekli olabilirsiniz. Yeni yasa ile emeklilik yaşı, borçlanma süresi ve borçlanma için ödenecek tutarlar da arttı. Yurtdışı borçlanması için başvuranların emekli olmaya yetecek asgari borçlanma gün sayısı en az–kısmi aylık için- 5.400 güne, tam aylık içinse borçlanma gün sayısı 9.000 güne çıktı.

İŞVERENE DAVA AÇABİLİRSİNİZ

Yazının Devamını Oku

Trafikte büyük tehlike

Peşin peşin söyleyeyim, yazacaklarım bazı kesimlerin hoşuna gitmeyecektir ama varsın gitmesin. Çünkü trafikte ciddi tehlike var ve çoğu kişi bunun farkında bile değil.

Önce bir iki tespitte bulunayım. Salgınla birlikte hem online alışverişe hem de paket servise talep ciddi arttı. Hal böyle olunca, motorlu kuryelerin sayısı da arttı. Buraya kadar sorun var mı? Yok, hem istihdam sağlanıyor hem de vatandaşın işi görülüyor. Ancak bu kuryelerin arasında kurallara uyan da var uymayan da. Uymayan, hem kendi canını hem de başkalarının canını hiçe sayarak, kimi zaman kaldırımlardan, kimi zaman araçların aralarından bir yerlere yetişmeye çalışıyor.

Bunları niye yazdım? Malum, okullar açıldı, bazı işyerleri de normal çalışma düzenine geçti; İstanbul’da trafik yoğunluğu da arttı. Geçen hafta çocukları okula götürüp getirirken dikkatimi çekti, şahit olduğum kazaların neredeyse tamamı bu motorlu kuryelerin karıştığı kazalardı. Biraz araştırma yaptım. Sadece bu yılın 8 aylık döneminde 189 bine yakın ölümlü ve yaralanmalı trafik kazası meydana gelmiş ve bunların 33 bin 552’si motosikletlerin karıştığı kazalar. Otomobillerden sonra en çok ölümlü, yaralanmalı kazaya karışan ikinci araç grubu motosikletler ki, motosiklet sayısının otomobillerin üçte biri olduğunu hesaba katarsak, kaza sayısının yüksekliği daha iyi anlaşılır.

HER 3 MOTOSİKLETİN 2’Sİ SİGORTASIZ

Geçen sene ise 45 bin 700 motosiklet, ölümlü ve yaralanmalı kazaya karışmış ve bu kazalar sonucu da 735 kişi hayatını kaybetmiş, 40 bine yakın kişi de yaralanmış. Dikkatinizi çekerim, bunlar sadece ölümlü ve yaralanmalı kazalar. Bunun üzerine bir de maddi hasarlı kazaları koyacak olursak, durumun vahameti daha iyi anlaşılır.

Peki, sorun bu kadar mı? Değil, daha da büyüğü var. Trafikte dolaşan motosikletlerin zorunlu trafik sigortası yok. Trafiğe kayıtlı 3.6 milyon motosikletin sadece 1.2 milyonunun zorunlu sigortası bulunuyor. Trafikte gördüğümüz ve sayıları her geçen gün artan motosikletlerin yüzde 66’sı sigortasız trafikte dolaşıyor. Daha açık bir anlatımla, her 3 motosikletten 2’sinin trafik sigortası bulunmuyor. İşte, asıl tehlike bu.

Bu durum, hem motosiklet sahibi için hem de diğer sürücüler için büyük sorun. Sürücüler için sorun, çünkü motosikletin neden olacağı maddi hasarlı kazada trafik sigortası olmadığından zarar sigortadan karşılanmayacak; ya sürücü hasarı cebinden ödeyecek ya da motosikletin sahibine dava açacak.

HACİZ DAVALARI İLE UĞRAŞIYORLAR

Ama asıl sorunu yaşayacak olan, bugün için trafik sigortasını yaptırmayan milyonlarca motosiklet sahibi. Olası kazada, kusurlu olarak bir araca zarar verirlerse ve o aracın da kaskosu varsa; sigorta şirketi aracın zararını karşılar, sonra da dönüp sigorta yaptırmayan motosiklet sürücüsünden hukuk yoluyla zararın tamamını alır.

Yazının Devamını Oku

13 soruda PCR testi zorunluluğu

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı genelge yayımlayarak, aşı olmayan işçilere PCR testi zorunluluğu getirdi.

Buna göre, işverenler haftada bir işçilerden test yaptırmasını isteyebilecek. Peki, test uygulaması zorunlu mu, kimler test yaptıracak, çalışanın itiraz hakkı olacak mı, işveren test yaptırmak istemeyen işçiyi işten çıkartabilecek mi? İşte, PCR testi konusunda tüm merak edilenler.

1)PCR testi zorunlu mu oldu?

İşveren, COVID-19 aşısı olmayan ve aşıları tamamlanmayan çalışanlardan 6 Eylül tarihinden itibaren haftada bir kez zorunlu olarak PCR testi isteyebilecek.

2)İşveren test istemeyebilir mi?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın genelgesinde, ‘zorunlu olarak haftada bir kez PCR testi yaptırmaları işyeri, işveren tarafından istenebilecek’ diyor. Yani, ‘işveren zorunlu olarak isteyecek’ demiyor. Bu durumda isteyen işveren testi zorunlu tutar, isteyen tutmaz.

3)Test zorunluluğu tüm çalışanları mı kapsıyor?

6 Eylül’den itibaren tüm mesleklerde çalışan işçiler için işveren zorunlu test yaptırmasını isteyebilecek.

Yazının Devamını Oku

İşçiye ihbar tazminatı ödenmez

Soru: İşçinin iş akdi işveren tarafından feshediliyor. Kişiye ihbar süresi bildiriliyor, ihbar sürenizin sonunda iş akdiniz sonlandırılacaktır bilgisi veriliyor. Fakat işçi işten çıkarılacağını öğrenince 4 haftalık ihbar süresini çalışmak istemediğini yazılı beyan ediyor, aynı gün mesaisi dolmadan işi bırakıp ayrılıyor. Bu durumda işçiye ihbar tazminatı hakkı doğar mı? Emel Y.

Cevap: İş kanununa göre iş sözleşmesinin feshedilmesi için ihbar süresinin dolması gerekir. Bu süreçte işçi çalışmak, işveren de çalıştırıp maaş ödemek durumunda. Tabi, iş sözleşmesi feshi derhal yapılacak fesihler arasına girmiyorsa. İhbar süresi içinde işçi kendi işi bırakmışsa işverenin ihbar tazminatını ödemesine gerek yoktur. Ayrıca, bu durumda işçinin ihbar süresine karşılık gelen ihbar tazminatını işverene ödemesi de söz konusu olabiliyor.

ÜÇÜZ İÇİN TEK ÇOCUK BORÇLANILIR

Soru: Doğum borçlanmasında bir doğumda üçüz bebekler için üç çocuk borçlanma hakkımız var mı? Eşim 1995 girişli, 3250 iş günü, 1978 doğumlu, 4 çocuğumuz var. İlk çocuklarımız üçüz, sonra tek çocuk oldu. Doğum borçlanması yapabilir miyiz? Aydın E.

Cevap: Doğum borçlanması yapabilirsiniz. Doğumdan önceki 8 haftalık süre ile çoğul gebelik halinde de 10 haftalık süre ve doğuma 3 hafta kalana kadar çalışılması durumunda ve doğum sonrası süre dahil toplam 2 yıllık süre borçlanılabiliyor. Üçüz çocuk için toplu borçlanma yapamazsınız. Tek doğum olduğu için bir çocuk gibi borçlanma yapabilirsiniz.

ENGELLİ EMEKLİ OLUP ÇALIŞABİLİRSİNİZ

Soru: 38 yaşındayım. İlk İşe giriş tarihim 1.9.1998 gözüküyor, 15 yaşındaydım. Şuanda çalıştığım şirkete 2011 yılında girdim. Ortopedik engelli oldum. Hala çalışıyorum, yüzde 90 sürekli engellilik raporu aldım. Engelli emekli olup çalışmaya devem etmek istiyorum. Engelli emekliliğinde böyle bir şart var mıdır? Toplam çalışma gün sayım, 5292. Nihal G.

Cevap: Sizin durumunuzda yüzde 80 ve üzeri engelli olanlar 15 yıl çalışıp, 3600 prim günü doldurduklarında emekli olabiliyorlar. 15 yaşında sigortalı olmak prim gün sayınızı artırır ancak emeklilik yaşına faydası olmaz. Emeklilik için prim gün sayınız yeterli ancak 5 çalışma yılı eksiğiniz bulunuyor. Bu durumda 2026 yılında emekli olabilirsiniz. Emekli olduktan sonra da çalışmaya devam edebilirsiniz.

İSTEĞE BAĞLI SİGORTA YAPTIRABİLİRSİNİZ

Yazının Devamını Oku

Okullar açıldı velilere tavsiyeler

Salgın nedeniyle neredeyse bir buçuk yıldır kapalı olan okullar bugün açıldı ve eğitim yılı başladı.

Son günlerde de okuyuculardan, özellikle de velilerden, çokça soru ve yorum alıyorum. Önce yorumlardan bazılarını paylaşayım, sonrasında velilerin sigorta konusunda merak ettiklerine değineyim.

Kimileri, günlük vaka sayısı 20 binlerdeyken okulların açılmasını riskli buluyor, kimileri aşısız ailelerin çocukları ile aşılı ailelerin çocuklarının aynı sınıfta olmasının salgının yayılımını artıracağını savunuyor. Kimileri havaların soğuması ile çocukların kapalı alanlarda uzun süre kalmasını riskli görürken, kimiler de özellikle küçük yaştaki çocukların günde 6-7 saat maskeli olmalarını sakıncalı buluyor.

YÜZ YÜZE EĞİTİM

İşin sağlık boyutu konusunda ahkam kesmeyeceğim, benim alanım değil. Geçen hafta Sağlık Bakanı ile Milli Eğitim Bakanı eğitim ve salgın konusunda gerekli açıklamaları yaptı. Uzmanlar da görüşlerini paylaştı. Ama şunu söyleyeyim; kronik rahatsızlıklardan dolayı 1,5 yıldır ailecek kapalı hayat süren, maskeyi hayatımızın bir parçası haline getiren, ailecek aşılarımızın tamamını yaptırmış, üçüncü doz imkanı tanındığında da hemen yaptıracak olan ve henüz aşı yaşları gelmediği için de aşısız olup, üç çocuğu da bugün 5. sınıfa başlayan (yanlış anlaşılmasın üçüzler) bir aile olarak bu endişelerin hepsini biz de taşıyoruz.

Şunu da çok iyi biliyoruz ki, bu bir buçuk yıl eğitim açısından çok da verimli geçmedi. Bu iş online eğitimle bir yere kadar oluyor. Yüz yüze eğitime geçilmesi doğru bir karar. Öğretmenlerin dışında eğitim personelinin de aşılı olması bu konuda rahatlatıcı bir durum. Belki de istenen aşılanma oranına tam ulaşılmadan, vaka sayıları da belli oranın altına düşmeden; haftanın 5 günü, tüm gün yerine, ister adına hibrit deyin ister başka bir ad verin, belirli bir süre, farklı bir model ile eğitime başlanabilirdi. En azından bir müddet bizim gibi endişeli veliler biraz rahatlatılırdı.

250 LİRAYA SAĞLIK SİGORTASI

Neyse gelelim, asıl konumuza. Okuyucuların bir kısmı, ‘salgın devam ediyor çocuğumuza sağlık sigortası yaptırabilir miyiz, ne önerirsin?’ diye soruyor, kimileri de eğitim sigortasını merak ediyor. İlla da salgın ile bağlantılı olması gerekmiyor, bana göre özel sağlık sigortası artık lüks değil, ihtiyaç. Nitekim, koronavirüs salgınında ihtiyaç olduğu da ortaya çıktı ve bu dönemde özellikle SGK ile anlaşmalı özel hastanelerin ayakta ve yatarak tedavilerde talep edeceği her türlü fark ücretini karşılayan tamamlayıcı sağlık sigortasına talep de arttı. Tamamlayıcı sağlık sigortasının fiyatı da uygun. Üç kişilik bir ailenin yıllık ödeyeceği prim 4.000-4.500 lira arasında. Büyük şehirlerin dışında kişi başına 700-750 liralara kadar fiyat düşüyor. Çocuklarda ise sağlık sigortasının fiyatı yıllık 250-300 liraya kadar iniyor. Şunu da belirteyim, hem özel sağlık sigortası hem de tamamlayıcı sağlık sigortası koronavirüs tedavisini karşılıyor.

ÇOCUĞUN EĞİTİMİNİ KARŞILIYOR

Yazının Devamını Oku

İşveren çalışanı aşı olmaya zorlayabilir mi?

Bir süredir hem işverenlerden hem de çalışanlardan malum konu hakkında çokça soru alıyorum; ‘işveren, çalışana, kovid-19 aşısını zorunlu tutabilir mi, aşı yaptırmayan çalışanı işveren, işten çıkartabilir mi?’. Son günlerde, bunlara bir yenisi daha eklendi; o da, ‘işveren, aşı yaptırmayan çalışana PCR testini zorunlu tutabilir mi?’ sorusu. Malum, 6 Eylül’den itibaren konser, sinema, tiyatro gibi kişilerin toplu olarak bulunduğu faaliyetler ile uçak, otobüs, tren veya diğer toplu ulaşım araçlarıyla gerçekleştirecekleri şehirlerarası seyahatler için PCR testi zorunluluğu getirildi. Hal böyle olunca da aşı olmayan çalışanlar, ‘6 Eylül’den itibaren işveren PCR testi ister mi?’ diye merak ediyor.

Aşı ve test konusunun hem sosyal güvenlik boyutu hem de hukuki boyutu var. İşin hukuki boyutunu uzman avukatlara sordum. Kanuni terimlerle kafanızı fazla karıştırmadan, işveren ve çalışanların sorularına açıklık getireyim. Daha iyi anlaşılması için de madde madde anlatayım.

YASAL ZORUNLULUK BULUNMUYOR

Hıfzısıhha Kanununa göre zorunlu aşı uygulaması tek bir hastalık için geçerli; o da koronavirüs aşısı değil.

Koronavirüs salgını nedeniyle aşı olma konusunda yasal bir zorunluluk bulunmuyor ki, Sağlık Bakanlığı da aşı olmanın zorunlu olmadığını açıkladı. Aşının zorunlu tutulması konusunda hem yasal bir düzenleme hem de herhangi bir yargı kararı bulunmuyor.

İş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirildiğinde ise; işyerinde iş sağlığı konusunda tüm önlemlerin alınması, işverenin sorumluluğunda. Ancak kovid-19 aşısı olmanın, iş sağlığı ve güvenliği olarak kabul edilip edilmeyeceği konusunda yasal olarak bir netlik bulunmuyor. Bu noktada da hukukçular, aşının, salgının bulaşıcılığına engel olmadığını, aşılı olanların da hastalandığını ve aşının, hastalığın hafif geçirmesini sağladığını; bu nedenle de iş sağlığı ve güvenliğinin alanına girmeyeceğini söylüyor. Hukukçular ayrıca, işverenin, tüm çalışanlarının aşılanmasını sağlamak gibi bir hukuki sorumluluğu olmadığını da vurguluyor. Yani, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatında bir değişiklik yapılmadığı müddetçe; çalışanın aşı olmaması iş sağlığı ve güvenliğinin alanına girmediği gibi bu konuda işverene de sorumluluk binmiyor.

ÇALIŞANI İŞTEN ÇIKARTABİLİR Mİ?

Tüm bu değerlendirmelere göre aşı, çalışanın özel yaşamına ilişkin bir konu olduğundan işveren, yasa gereği, çalışanına aşı zorunluluğu getiremez ve aşı olmadı diye de çalışanı işten çıkartamaz.

Yine de işveren, aşı olmayan çalışanın iş sözleşmesini tek taraflı sonlandırabilir mi? İşveren, aşı olmak istemeyen çalışanı; hem diğer çalışanların hem de müşterilerin sağlığını tehlikeye attığı gerekçesiyle işten çıkartabilir. Bu durumda da işveren, çalışanın başta tazminat olmak üzere yasal tüm haklarını vermek zorundadır. Burada da ortaya şöyle bir sorun çıkıyor, aşı olmadığı gerekçesiyle tazminatlı ya da tazminatsız işten çıkartılan çalışan, işe iade davası açabilir ve bu davayı da kazanır. Daha açık bir anlatımla; aşı olmadığı gerekçesiyle işten çıkartılan bir çalışanın hem tazminat hem işe iade hem de haksız işten çıkarma nedeniyle fazla tazminat talep etme hakkı doğar.

Yazının Devamını Oku