Yerküre için kara gün

HAZİRAN ayı geldi, ama yaz daha gelmedi... Mayıs ayının en favori sohbet konularından biri buydu. Bir türlü gelmeyen yaz mevsimi. İşte bugünkü yazı da bununla ilgili.

İklim değişiklikleri, mevsimlerin kayması ve mevsim anormallikleri. Ve konuyla yakından alakalı olan ABD Başkanı Donald Trump’ın aldığı dünkü Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararı.

Trump, seçim kampanyası döneminde ‘küresel ısınmayı’ bir ‘kandırmaca’ olarak nitelemiş ve eğer seçilirse selefi Obama’nın ABD adına onay verdiği Paris İklim Anlaşması’ndan çekileceğini vadetmişti. Geçen hafta İtalya’nın Taormina kentinde 7 zengin ülkenin liderleri bir araya geldiğinde Trump’ı bu vaadinden vazgeçirmeye çalıştılar. Ancak anlaşılan o ki, başarılı olamadılar.

SURİYE, NİKARAGUA İLE AYNI LİGTE

PARİS İklim Anlaşması, uzun müzakerelerin ardından 2015 yılının sonunda kabul edildi. Sanayi devi ABD’den fakir Kongo Cumhuriyeti’ne zengin Almanya’dan savaş ülkesi Afganistan’a kadar 196 ülke, küresel ısınmaya, dolayısıyla iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının (karbondioksit, metan ve ozon gibi gazlar) salınımlarını azaltma ya da sınırlama sözü verdiler. Anlaşma ile küresel ortalama sıcaklık artış limitinin yüzyılın sonuna kadar 1.5 ila 2 derece arasında sınırlandırılması hedefleniyordu. Ülkeler, ekonomilerini dönüştürerek kendi gaz salınımlarını azaltma taahhüdü altına girdiler. Dünyada sadece iki ülke bu anlaşmaya katılmadı. Yedi yıldır savaşın sürdüğü Suriye ve anlaşmayı yeterli bulmayan Nikaragua. Çin’den sonra en çok çevreye zararlı gaz üreten ABD ise bu anlaşmaya taraf oldu.

TRUMP’IN GEREKÇELERİ

ANLAŞMA yeni dönemde fosil yakıt tüketiminin, dolayısıyla sera gazlarının azaltılmasını öngörürken, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeyi hedefliyordu. Trump’a ve ona yakın sanayi çevrelerine göre kömür, petrol gibi yakıtlardan vazgeçerek üretim yapmak Amerikan ekonomisine trilyonlarca dolarlık ek maliyet yüklediği gibi diğer ülkelerle rekabet anlamında ABD’nin geriye düşmesine yol açacaktı. İş kaybına neden olarak da Trump’ın vaatlerinin en üstünde yer alan “Önce Amerika” hedefini tehlikeye sokabilirdi.

Trump, G-7 ile pazarlık yaparken kömür madencileri, kömürden enerji üreten şirket yöneticileri, enerji lobisi ve muhafazakâr Cumhuriyetçi Parti’nin bazı isimleri ‘vaadinden dönme’ diye baskıyı sürdürdü. Anlaşmaya devam baskıları da yoğundu. Mesela Apple şirketinin CEO’su Tim Cook, bunun iş dünyası, ekonomi ve çevre açısından olumsuz mesaj vereceğini söyledi. Bazı siyasi yorumcular, ABD’nin daha önceki bir taahhüdünden geri dönmesinin uluslararası siyasetteki güvenilirliğini de tehlikeye atacağı uyarısında bulundu.

IVANKA’DAN YOĞUN BASKI

ABD basınına göre bir aydır Beyaz Saray’da konuyla ilgili hararetli bir tartışma söz konusuydu. Trump’ın kızı ve danışmanı Ivanka Trump, Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın başını çektiği grup iklim anlaşmasından yanaydı.  

Trump’ın baş stratejisti olarak atadığı ve popülist kimliğiyle tartışmalı bir isim olan Steve Bannon ise ret cephesinin başındaydı. Bannon’a göre Trump, oy deposu eyaletlere verdiği ‘istihdam’ sözünü tutabilmek için iklim anlaşmasından çıkmalıydı. Anlaşılan sonuç itibariyle Beyaz Saray’da bir ara yol bulundu. ABD, Paris Anlaşması’ndaki taahhütlerinden çekilecek, buna karşılık Amerikan sanayisinin elini rahatlatacak yeni bir anlaşma için pazarlık yapacaktı.

KARAR NİYE BU KADAR ÖNEMLİ

DÜNYANIN lideri bir ülkenin, gezegenin geleceği, insan yaşamının sürdürülebilmesi açısından önemli olan bir anlaşmadan çıkma kararı alması elbette kaygı verici bir gelişme. Zengin bir ülkenin ‘Önce Amerika’ diyerek daha fazla zenginlik için dünyanın sürdürülebilirliğine dair öncelikleri gözden çıkarması, henüz gelişmekte olduğu halde zar zor karbon gazı salınımlarını azaltmayı kabul eden diğer ülkeler üzerinde caydırıcılığı azaltacaktır. Trump yönetiminin aldığı karar Paris Anlaşması’nın sulandırılmasının yolunu açacaktır.

Dün AB ve Çin’in ABD’nin kararı ne olursa Paris Anlaşması’na sadık kalacaklarına dair haberler vardı. Dünyanın en büyük ekonomilerinden AB ve Çin’in iklim konusunda liderlik rolüne talip olması önemlidir, ancak ABD’nin olmadığı bir anlaşmanın içi boşalmıştır.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

AB ile zor gündem

Şüphesiz haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri Avrupa Birliği (AB) çerçevesinde Libya’ya yönelik silah ambargosunu denetleyen İrini Harekâtı’na bağlı Alman askerlerin, Türkiye bandralı gemiye Akdeniz’de uluslararası sularda izinsiz baskın düzenlemesi oldu.

YUNAN OYUNU MU

OPERASYON, tam da Türkiye’nin 10-11 Aralık tarihli AB liderleri zirvesi öncesinde Brüksel’e olumlu sinyaller vermeye çalıştığı bir döneme denk geldi.

Baskın zaten gergin olan Türkiye-AB ilişkilerini daha da gerdi. Üstelik operasyon emrinin İrini Harekâtı’nın deniz unsurlarının başındaki Yunan komutan tarafından verilmesi, gemiye inen askerlerin Alman olması da ayrıca dikkat çekti.

Yunanistan malûm Oruç Reis’in Doğu Akdeniz’deki sismik faaliyetlerinden ötürü AB’ye Türkiye’ye yönelik yaptırımların arttırılması için yoğun baskı yapıyor, Almanya ise Türkiye ile sorunların diplomasi yoluyla çözümlenmesine öncelik veriyordu.

Roseline A isimli gemiye düzenlenen baskında Almanya’nın da yer alması ‘Berlin bir tavır değişikliğine mi gidiyor’ sorusunu gündeme getirdi.

ÇATIŞAN ÇIKARLAR

EKİM ayında yapılan AB zirvesinde Doğu Akdeniz meselesinin aralık ayındaki zirvede ele alınacağı belirtilerek pozitif gündem için süre tanınmıştı.

Türkiye’den tek taraflı eylemlerden uzak durması istenirken Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, mülteciler konusunda işbirliği, yüksek seviyeli diyalog gibi alanlarda adım atılacağına dair sinyaller verilmişti.

Yazının Devamını Oku

Karabağ’da kim ne kazandı

Önemli gelişmelerin yaşandığı bir haftayı geride bırakıyoruz.

ABD’de Demokrat Joe Biden’ın başkanlığı kazanmasının neredeyse kesinleşmesi, Almanya’da yerleşik Türk bilim insanları Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci’nin başında olduğu Biontech’in Amerikan Pfizer şirketiyle korona aşısında büyük ilerleme kaydetmesi ve Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ zaferi.

BAKÜ’NÜN ARTILARI

RUSYA aracılığında Azerbaycan ile Ermenistan arasında yapılan anlaşmanın şüphesiz en büyük kazananı İlham Aliyev liderliğindeki Azerbaycan oldu.

- Azerbaycan, 1993 yılından bu yana işgal altındaki Dağlık Karabağ civarındaki 7 rayonunun tamamını yıl sonuna kadar geri alacak. 27 Eylül’de başlayan harekâtta zaten bunların 5’inde kontrolü sağlamıştı. Ayrıca Karabağ bölgesinde kalan stratejik Şuşa kentini de geri aldı. Dağlık Karabağ toprakları yaklaşık yüzde 25 küçüldü.

- Bir diğer önemli kazanımı ise Nahçıvan üzerinden Türkiye ile ulaşım koridoru açılmasını garantilemesi oldu.

RUSYA’NIN ARTILARI

MOSKOVA bir kez daha Kafkaslar’daki en güçlü oyun kuruculardan biri olduğunu gösterme fırsatı buldu.

Baştan beri Ermenistan Başbakanı

Yazının Devamını Oku

10 maddede ABD seçimleri

Dünya ABD’deki geri sayıma kilitlenmiş durumda.

3 Kasım’daki seçimlerde Başkan Donald Trump yeniden seçilebilecek mi? Yoksa ipi göğüsleyen Demokrat rakibi Joe Biden mı olacak? Beyaz Saray’da kimin oturacağı, dış politikanın seyrinde de önemli rol oynacak.

1. Anketlerde Biden, Cumhuriyetçi rakibi Trump’ın 9-10 puan önünde gidiyor gibi görünüyor. Ancak bu, seçimlerin Biden için çantada keklik olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü hem anketlerin yanılma payı var. Hem de iki aşamalı seçim sistemi ülke genelinde daha az oy almasına rağmen tıpkı 2016 seçimlerinde olduğu gibi Trump’ı yeniden Beyaz Saray’a taşıyabilir.

2. ABD’de seçmen eğilimleri eyaletlere göre kemikleşmiş durumda. Yeni başkanı ise genelde seçimlere göre tercihi değişebilen 10 kadar eyalet belirliyor. İşte Trump geçen seçimlerde bu kritik eyaletlerin önemli bir kısmını alarak Beyaz Saray’ı garantiledi. Şimdi ise Trump ve rakibi, Florida, Kuzey Carolina, Ohio, Colorado, Nevada ve Arizona’da başa baş bir yarış vereceğe benziyor.

EN ÇEKİŞMELİ SEÇİMLER

3. Koronavirüs salgını, ülkede artan ırkçı tansiyon, Trump’a yönelik seçmen tepkisini de etkilemişe benziyor. ABD Seçim Projeksiyonu’na göre ülkede erken oy veren ya da oylarını posta yoluyla kullanan kişilerin sayısı 42 milyonu geçmiş durumda.

4. Erken oylarda eğilimin Demokrat partiden yana olduğu iddia edilirken, birçok yerde oy sayımı sonrasında erkenci oyların genel oy dağılımına eklenmesi bekleniyor. Bu nedenle 3 Kasım seçimlerinin, ABD yakın tarihinin en çekişmeli seçimlerinden biri olması muhtemel görünüyor.

5.

Yazının Devamını Oku

10 maddede ABD seçimleri

Dünya ABD’deki geri sayıma kilitlenmiş durumda. 3 Kasım’daki seçimlerde Başkan Donald Trump yeniden seçilebilecek mi? Yoksa ipi göğüsleyen Demokrat rakibi Joe Biden mı olacak? Beyaz Saray’da kimin oturacağı, dış politikanın seyrinde de önemli rol oynacak.

1) Anketlerde Biden, Cumhuriyetçi rakibi Trump’ın 9-10 puan önünde gidiyor gibi görünüyor. Ancak bu, seçimlerin Biden için çantada keklik olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü hem anketlerin yanılma payı var. Hem de iki aşamalı seçim sistemi ülke genelinde daha az oy almasına rağmen tıpkı 2016 seçimlerinde olduğu gibi Trump’ı yeniden Beyaz Saray’a taşıyabilir.


2) EN ÇEKİŞMELİ SEÇİMLER ABD’de seçmen eğilimleri eyaletlere göre kemikleşmiş durumda. Yeni başkanı ise genelde seçimlere göre tercihi değişebilen 10 kadar eyalet belirliyor. İşte Trump geçen seçimlerde bu kritik eyaletlerin önemli bir kısmını alarak Beyaz Saray’ı garantiledi. Şimdi ise Trump ve rakibi, Florida, Kuzey Carolina, Ohio, Colorado, Nevada ve Arizona’da başa baş bir yarış vereceğe benziyor.


3) Koronavirüs salgını, ülkede artan ırkçı tansiyon, Trump’a yönelik seçmen tepkisini de etkilemişe benziyor. ABD Seçim Projeksiyonu’na göre ülkede erken oy veren ya da oylarını posta yoluyla kullanan kişilerin sayısı 42 milyonu geçmiş durumda.


4)  Erken oylarda eğilimin Demokrat partiden yana olduğu iddia edilirken, birçok yerde oy sayımı sonrasında erkenci oyların genel oy dağılımına eklenmesi bekleniyor. Bu nedenle 3 Kasım seçimlerinin, ABD yakın tarihinin en çekişmeli seçimlerinden biri olması muhtemel görünüyor.


Yazının Devamını Oku

Dağlık Karabağ’da baskı artabilir

Dağlık Karabağ sorunu bir anda dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.

Ermenistan’ın temmuz ayında Azerbaycan’ın stratejik enerji hatlarının ve yolların geçtiği bir bölgede yer alan Tovuz’a saldırması, ağustos ayı sonlarında da Dağlık Karabağ hattında provokatif eylemlerini sürdürmesi üzerine Azerbaycan’dan ummadığı bir yanıt görmeye başladı.

NEDİR BU SORUN

DAĞLIK Karabağ, uluslararası hukuka göre Azerbaycan yönetimine bağlı özerk bir yönetim. 1992’de tek taraflı bağımsızlık ilan eden Dağlık Karabağ’da Ermenilerin kurduğu sözde ‘cumhuriyet’ Erivan dahil hiçbir ülke tarafından tanınmıyor. Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ civarındaki 7 ilçesi de işgal altında bulunuyor.

Bakü, 28 yıldır bu kendi toprağı olan bölgeleri geri almak için diplomatik bir mücadele veriyor. Ancak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü (AGİT) çerçevesinde kurulmuş Minsk grubunun yaptığı görüşmelerde şimdiye kadar herhangi bir ilerleme sağlanamadığı gibi son dönemde Erivan’ın provokasyonları da arttı.

KİM NE İSTİYOR

AZERBAYCAN işgal altındaki Ağdam, Cebrail, Fuzuli, Kelbecer, Kubatlı, Laçin ve Zengilen reyonlarında işgalin sona erdirilmesini istiyor, Dağlık Karabağ için de Bakü’ye bağlı özerk bir yapı öngörüyor.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise “Karabağ ezelden Ermeni toprağı. Teslim edilmesi söz konusu olamaz” diye diretiyor. Silahlı çatışmaya dönüşen gerilimi bir anlamda bu diplomatik tıkanıklık da tetiklemiş durumda.

DÜNYA NASIL GÖRÜYOR

Yazının Devamını Oku

Diyalog iyi haber de...

Öncelikle Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren deniz yetki alanlarındaki belirsizlikle ilgili krizde yeniden diyaloga başlama kararının önemli bir gelişme olduğunu not etmekte fayda var.

1-2 Ekim’de Türkiye-AB ilişkilerinin de masaya yatırılacağı AB zirvesi sonrasında Yunanistan ile 2016 yılında duran istikşafi görüşmeler yeniden başlayacak. İki ülkeden diplomatlar, müzakere edilmesi gereken konularda uzlaşmaya varmak için görüşmeler gerçekleştirecek. Bu 2002’den beri Yunanistan ile 61’nci istikşafi görüşme olacak.

RUMLAR ISRARCI

AB zirvesi normalde 24-25 Eylül tarihlerinde yapılacaktı. Ancak AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in korumasında koronavirüs çıktığı için Brüksel’de yapılması planlanan zirve bir hafta ötelendi. AB diplomatları Atina ile diyalog kararıyla birlikte Ankara’ya yönelik yaptırım olasılığının azaldığını ifade ederken açıkta kalan Kıbrıs Rum Kesimi ise bu konudaki ısrarlı tutumunu sürdürüyor. Rumlar, hiç değilse Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de faaliyetlerini sürdürmesi halinde uygulanacak yaptırımların şimdiden belirlenmesi için ısrarını koruyor.

AB’DEN BEKLENTİLER

ALMANYA’nın arabuluculuğu sonucunda Yunanistan ile diyaloğa geçmeyi kabul eden Türkiye’nin de AB’den beklentileri söz konusu. Bunlar Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, AB’nin 2015 Türkiye ile AB arasında imzalanan mülteci sözleşmesine dair yükümlülüklerini yerine getirmesi, Türk vatandaşlarına Avrupa’da vizesiz seyahat imkanı sağlanması gibi unsurlar.

Aslında bu konuda da anahtar AB dönem başkanı olarak Almanya’da. İnsan hakları ihlalleri gerekçesiyle Gümrük Birliği güncellemesine karşı çıkan Almanya’nın AB Komisyonu’na Türkiye’ye yönelik olumlu adım atılması konusunda yeşil ışık yakması ve diğer ülkeleri ikna etmeyi seçmesi ilişkilerin nispeten raya girmesinde önemli bir adım olur. AB ile diyaloğun canlandırılması ise bölgesel istikrara katkı sağlayabilir.

ABD’DE BİR KAOTİK SEÇİM SÜRECİ

ABD 3 Kasım’da en kritik başkanlık seçimlerinden birine sahne olmaya hazırlanıyor. ABD Başkanı

Yazının Devamını Oku

Böyle diyalog çağrısı mı olur

Avrupa Birliği’nin 24-25 Eylül’de yapacağı liderler zirvesi öncesinde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de artan nüfuzundan rahatsız olan Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs üçlüsü ortak bir cephe oluşturmak için neredeyse seferberlik başlatmış durumda.

AB’den Türkiye’ye yaptırım ve güçlü bir ortak tavır isteyen, ancak henüz ne topluluk içinde ne de NATO’da umdukları desteği bulan bu ülkeler seslerini giderek yükseltiyor.

MİÇOTAKİS’İN MAKALESİ

YUNANİSTAN Başbakanı Kiriakos Miçotakis, dün üç Avrupa gazetesinde aynı anda yayınlanan bir makale kaleme aldı. Haddini aşarak Türkiye’ye zirveye kadar süre tanıyan Miçotakis, “Eğer Türkiye o zamana kadar aklını başına toplamazsa diğer Avrupa liderleri ve ‘benim’ gördüğüm kadarıyla etkili yaptırım kararı almaktan başka bir seçeneğimiz kalmayacak” (Frankfurter Allgemeine’den çeviri) diyecek kadar anlaşılan kendinden geçmiş durumda.

Yunanistan hükümeti adına konuşan Miçotakis’in birincil tekil şahıs olarak kendini ifade etmesi bir yana mektuptaki Türkiye’ye yönelik tehdit dili de diyalog çağrısını tamamen gölgede bırakmıştı.

MACRON’UN ÇIKIŞI

FRANSA Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron şu günlerde Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın en güçlü destekleyicilerinin başında geliyor. AB zirvesi öncesi Macron’un dün ClubMed diye adlandırılan AB’nin güney ülkeleri liderlerini Korsika’da bir araya getirmesi bundan.

Doğu Akdeniz’de diyaloga öncelik veren AB dönem başkanı Almanya’nın aksine Fransa, Türkiye’ye daha sert bir tutum takınılmasını istiyor. Henüz umduğu desteği bulabilmiş değil. Macron’un dün ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimini’ AB’ye hedef göstermesi de bundan. Atina ve Rum Kesimi ise Fransa’nın bu tavrıyla cesaret buluyor.

Fransa lideri bir yandan da Yunanistan’a savaş uçağı ve fırkateyn satmanın hesabını yapıyor. Olmadı iki yıl önce Yunanistan pahalı bulduğu için vazgeçtiği iki savaş gemisinin leasing yoluyla yeniden Atina’ya kiralanmasını gündeme getiriyor.

Yazının Devamını Oku

Dersbaşı ama nasıl?

Dünyada şu günlerde en önemli konulardan biri COVID-19’a rağmen sınıflarda dersbaşı yapmak.

Türkiye’de EBA TV üzerinden uzaktan eğitim, özel okullarda ise yine sanal telafi eğitimi başladı, 21 Eylül için de kademeli olarak yüz yüze eğitime geçme planı yapılıyor.

VİRÜS ÇIKANA KARANTİNA

Koronavirüs salgınının devam etmesine rağmen birçok ülke sınıflarda eğitime geçmeyi deniyor. Almanya’nın başkenti Berlin mesela. Ağustos ayından bu yana daha hijyenik, sosyal mesafeli, maskeli eğitimi deniyor. Okulların toptan kapatılması yerine koronavirüsün tespit edildiği okul ya da sınıflardaki öğretmen ve öğrencilerin karantinaya alınması tercih ediliyor.

Berlin’de 350 bin öğrenci ve 800 okul bulunuyor. Ağustosun son haftası itibarıyla 36 öğrenci ve 4 öğretmende hastalık teşhis edildiği, 22 eğitim grubunun uzaktan eğitime alındığı belirtiliyor.

DERSTE DE MASKE ŞART

Hürriyet’in Brüksel temsilcisi Güven Özalp’ın aktardığına göre ilk ve orta eğitim salıdan itibaren Belçika’da da başladı. Belçika’da sarı, turuncu, kırmızı diye planlar yapılmış. Hali hazırda sarı seviye geçerli. Hem öğrenci, hem de öğretmenlerin okul koridor ve sınıflarında ders saatlerinde de maske takmaları zorunlu. Hastalığın yayılma eğilimi göstermesi halinde alarm seviyesinin daha da arttırılıp yeni tedbirlerin gelmesi söz konusu. Gerekirse yeniden yüz yüze eğitime ara vermeye kadar gidebilir.

DÖNÜŞÜMLÜ EĞİTİM

Fransa da 1 Eylül’den itibaren yeniden okullu oldu. Sınıflar küçültülüp, havalandırma ve hijyen kuralları arttırılarak eğitime devam etme denemesi yapılıyor. Çocukları okula yollamak zorunlu. Okullarda 11 yaş üzeri öğrenci ve öğretmenlerin maske takması da zorunlu. Maske, sınıfta da okul bahçesinde de çıkarılmayacak.

Yazının Devamını Oku

İsrail-BAE hamlesinin şifreleri

Doğu Akdeniz gerilimi ve Libya krizine odaklanmışken, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ilişkileri normalleştirme kararı alması son dönemde Ortadoğu’nun en dikkat çeken hamlelerinden biri oldu.

Peki bu adım ne anlama geliyor, Türkiye için niye dikkat çekici?

ZATEN İLİŞKİ VARDI

BİRLEŞİK Arap Emirlikleri, Mısır ve Ürdün’den sonra İsrail ile ilişkileri normalleştirecek üçüncü Arap ülkesi olmaya hazırlanıyor. Önümüzdeki haftalarda iki tarafın liderlerinin ABD’de Beyaz Saray’da bir araya gelip ilişkileri resmileştirmesi bekleniyor.

Baştan söyleyelim herhangi bir ülkenin başka bir ülke ile diplomatik ilişki kurma kararı almasında elbette olumsuz bir taraf yoktur. Nitekim Türkiye, İsrail’i ilk tanıyan Müslüman çoğunlukta ülke olmuştur. Ancak tuhaf olan, BAE ile İsrail’in anlaşması sayesinde İsrail’in Filistin’i kısmen ilhak etme planının önüne geçildiğinin söylenmesidir.

İSRAİL’DEN TEKNOLOJİ

İŞTE tam da İsrail’in Filistin’e karşı nasıl bir adım atacağının beklendiği bir dönemde BAE ile normalleşmeye yönelik açıklamanın denk getirilmesi zamanlama açısından dikkat çekicidir.

İsrail ile BAE arasındaki perde arkasındaki ilişkiler, 2010 yılında Filistinli Hamas örgütünün liderlerinden Mahmud el Mabhuh’un Dubai’de bir otel odasında öldürülmesiyle dibe vurmuştu. Baş şüpheli de İsrail’in gizli servisi Mossad idi.

İsrail basınına konuşan Amerikalı yetkililere göre, BAE, ilişkilerin suikast öncesine dönmesi için İsrail’den o döneme kadar reddettiği bazı teknoloji transferi taleplerinde bulundu. Amerikalı yetkili, bunların neler olduğu konusunda bilgi vermezken, İsrail’in İHA, füze, tarım ve sağlık sektöründe etkili olduğunu hatırlamakta fayda var.

Yazının Devamını Oku

Doğu Akdeniz’de bu gürültü ne?

ORUÇ Reis sismik araştırma gemisi Akdeniz’e açılıyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi ortalığı ayağa kaldırıyor. Yunan ordusu ileri seviyede alarma geçerken Yunan basını Atina’da Oruç Reis’e yönelik sabotaj senaryolarının bile ele alındığını ima ediyor.

BU TEPKİ NİYE

TÜRKİYE ilk kez Akdeniz’de sismik araştırma çalışması yapmıyor, ancak ortalık bir anda toz duman. Avrupa’dan Amerika’dan Ankara’ya yönelik uyarılar, yaptırım tehditleri peş peşe geliyor.

Oruç Reis sismik araştırma gemisi, Türkiye’nin yayınladığı Naxtex seyrü sefer bildirisine göre daha önce 2018’de Barbaros Hayrettin Paşa gemisinin araştırma yaptığı bölgede çalışma yapacak. Ama bu sefer tepkilerin tonu bir hayli yüksek.

BAŞKA NEDENİ Mİ VAR

DOĞU Akdeniz meselesi çok bileşenli bir sorun. Bir yanda, Türkiye’yi pazarlıklardan dışlayan Mısır, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, İsrail gibi ülkeler var. Bir yanda Libya ile sürpriz bir şekilde deniz yetki alanı anlaşması yaparak karşı tarafın Akdeniz oyununu bozan Türkiye var.

Bu nedenle Akdeniz krizini, Libya’daki gelişmelerle birlikte görmek gerekiyor. Birleşmiş Milletler’in meşru saydığı, Türkiye’nin de danışmanlık ve eğitim verdiği Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), son dönemde Libya’da darbeci Halife Hafter’e karşı önemli askeri başarılar elde etti. Sırada Sirte ve Cufra operasyonları var.

Sirte, UMH’ye geçerse Hafter ve destekçisi Mısır, Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne karşı önemli bir üstünlük sağlanacak.

NİYE TAM DA ŞİMDİ

Yazının Devamını Oku

AB, Türkiye’yi kazanmalıdır

Doğu Akdeniz ve Libya’da attığı adımlarla birlikte Türkiye, bir kez daha koronavirüs salgınına rağmen Avrupa Birliği gündeminin en üst sıralarına yükselmeye başladı.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yoğun propagandası altında dün Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye konulu bir oturum düzenlendi. Ancak oturumun başlığı bile önyargıyı gözler önüne sermesi açısından yeterliydi. “Akdeniz’de istikrar ve güvenlik: Türkiye’nin olumsuz rolü.”

TEMSİLCİ DE BOY HEDEFİ

BÖYLE bir başlık altında düzenlenen toplantıda Türkiye elbette parlamenterler tarafından yaylım ateşine tutuldu. Bundan geçtiğimiz günlerde Ankara’da temaslarda bulunan ve ‘hoşgörülü’ olmakla suçlanan AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de nasibini aldı. AP’de esen popülist rüzgâr İspanyalı Borrell’i de rahatsız etmiş olmalı ki, “Türkiye’ye karşı haçlı seferine çıkacak değiliz” tonunda bir uyarıda bulundu.

GÜNDEM YİNE TÜRKİYE

TÜRKİYE, AP’deki oturumundan sonra pazartesi günü de AB dışişleri bakanları toplantısında ele alınacak.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean Yves Le Drian’ın girişimiyle yapılacak toplantıda Suriye, Libya, Doğu Akdeniz bağlamında Türkiye gündemde olacak.

Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan da bu girişimi desteklerken Le Drian, Ankara’ya yeni yaptırımların gündeme gelebileceğini ima eden açıklamalarda bulundu. AB, Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri nedeniyle daha önce Ankara’ya yönelik sembolik birkaç yaptırım uygulama kararı almıştı.

Dışişleri Bakanı

Yazının Devamını Oku

Netanyahu ilhak adımını atacak mı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’den de aldığı cesaretle Filistin’e ait Batı Şeria’nın bir kısmıyla Ürdün Vadisi’ni ilhak edecek mi? 1 Temmuz tarihi yaklaşırken uluslararası gündemde ‘ilhak’ tartışmaları da hızla üst sıralara doğru ilerliyor.

TARTIŞMA NİYE ALEVLENDİ

DONALD Trump iktidara geldiğinden bu yana ABD’den Netanyahu hükümeti ve ABD’deki İsrail yanlısı seçmen tabanını memnun edecek birçok hamle geldi. ABD, İsrail’in işgal altında tuttuğu Suriye’nin Golan Tepeleri’ndeki egemenliğini tanıdı, Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıdı vs.

Son olarak da Trump’ın ocak ayında Beyaz Saray’da Netanyahu ile birlikte açıkladığı ‘yüzyılın anlaşması’ diye lanse edilen Ortadoğu barış planı, Batı Şeria’da yasadışı inşa edilen Yahudi yerleşimleri ile Ürdün Vadisi’nin İsrail tarafından ilhakına kapıyı aralayan maddeler içeriyordu.

1 TEMMUZ’DA NE OLACAK

LİKUD Partili Netanyahu’nun Mavi-Beyaz İttifakı lideri Benny Gantz ile zar zor yaptığı koalisyon anlaşması, 1 Temmuz’dan itibaren ilhakın kabine veya meclisin onayına sunulabileceğini öngörüyor.

İşte bu tarih yaklaşırken de dünya Netanyahu’nun böyle bir adımı göze alıp almayacağını merak ediyor. Çünkü ABD dışında ne Avrupa’da ne de Arap dünyasında bu konuda İsrail’e bir destek söz konusu. Hatta Trump yönetiminin bile bu konuda bölündüğüne dair haberler geliyor.

BÖLGEDE DURUM NE

1990

Yazının Devamını Oku

Yorgo ile Yunanistan’ı konuştuk

Libya ile mutabakat, Meriç’teki mülteci akını, Ayasofya’nın açılması derken Yunanistan’da anlaşılan Türkiye’nin konuşulmadığı bir gün geçmiyor.

Bu nedenle 15 yıldır Atina Temsilcimiz olan Yorgo Kırbaki ile dün yaptığımız ‘Yunanistan’da neler oluyor’ sohbetini bu sütuna taşımaya karar verdim.



* Selam Yorgo. Yunanistan’da Türkiye gündemi yoğun sanırım. 

Yunan medyası Türkiye ile yatıyor, Türkiye ile kalkıyor. Haber bültenlerinde bugünlerde üç haber var. 1-Türkiye, 2-Koronavirüs, 3- Kimliği meçhul bir kadının, Atina’da bir başka kadının yüzüne kezzap atması. Türkiye ile ilgili haberlerde hani olumlu bir şey duymak, okumak neredeyse imkansız. Bazen adını ilk kez duyduğum haber sitelerinin iddiaları haber oluyor. Mesela Türkiye’de bekçi yasası bile büyük ilgi çekiyor. Tabi FETÖ’cülerin propaganda sitelerinde yer alan iddialara, Yunan medyası büyük ilgi gösteriyor. 

* Türkiye’ye bu yoğun ilgiyi nasıl yorumluyorsun?

Yazının Devamını Oku

Libya’da neler oluyor

SALGIN döneminde uluslararası gündemde geri plana düşen Libya’da uluslararası meşruiyete sahip Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ülkenin batısındaki stratejik Vatiyye Askeri Hava Üssü’nü darbeci Hafter güçlerinden geri almasının ardından dünyanın ilgisi bir anda bu bölgeye yöneldi.

MEDYA’NIN İLGİ ODAĞI

AMERİKAN New York Times (NYT) gazetesi, Trablus’ta konuşlu UMH’nin zaferiyle bu yönetimi destekleyen Türkiye’nin bölgede ‘belirleyici güç konumu’na yükseldiğine işaret etti. Washington Post gazetesi, BM tarafından tanınan UMH’nin, ülkenin doğusunda konumlu Halife Hafter’e karşı yürüttüğü operasyonlardaki başarısının arkasında Türk İHA ve SİHA’larının olduğunu yazdı. Hatta NYT gazetesi, Türkiye’nin Osmanlı sonrasında petrol zengini bu ülkeye en güçlü müdahalesini yaptığına dikkat çekti.

HAFTER GERİ ÇEKİLDİ

2019 yılının nisan ayında Trablus’u almak için operasyon başlattığını açıklayan Hafter, Vatiyye yenilgisinin ardından bayramı da bahane ederek Trablus’a yakın bazı bölgelerden çekilme kararı aldı. 2011 yılında devrilen Kaddafi’nin komutanlarından olan, Çad savaşı sonrasında ABD’de de eğitim gören Hafter hali hazırda Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Rusya ve Fransa gibi ülkeler tarafından destekleniyor. ABD Başkanı Donald Trump, her ne kadar Halife Hafter ile görüşse de Washington daha mesafeli bir tutumla yoluna devam etmeyi tercih etti.

TÜRKİYE İLE ANLAŞMALAR

ASLINDA Libya’daki güç mücadelesini, Suriye savaşı, Ortadoğu’daki nüfuz kavgası, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yataklarının paylaşılmasıyla ilgili çekişmelerin bir devamı olarak görmek gerekiyor. Türkiye’nin aralık ayında UMH lideri Feyiz es Serrac ile Doğu Akdeniz’de sınırları belirleyen mutabakat ile askeri işbirliği anlaşması Trablus’un elini güçlendiren bir hamle oldu. UMH’nin başlattığı ‘Barış Fırtınası’ ile sahada kazanımlar elde etmesinin ardından ABD’den de UMH’ye ılımlı sinyaller arttı.

PEŞ PEŞE HAMLELER

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Libya Başbakanı Feyiz es Serrac ile telefon görüşmesi yaparken ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard B.Norland, Libya hükümetinin terörizm ile mücadele ve barış çabalarına katkılarından ötürü övgüde bulundu. Hafter’e destek için Libya’ya giden Rus güvenlik şirketi Wagner’in silahlı güçlerini çekmeye başladığı yolunda haberler gelirken, Hafter saflarından Türkiye’nin çıkarlarının hedef alınacağına dair tehditler yükselmeye başladı. Ve Rusya’dan Hafter’e destek için savaş uçakları yollandığı haberleri geldi.

Yazının Devamını Oku

Korona dünya siyasetini nasıl etkiler

Ekonomik göstergeleri kötü gelen Avrupa koronavirüse karşı getirilen önlemleri tek tek kaldırmaya başladı.

ABD Başkanı Donald Trump, valilere kısıtlamaları kaldırmaları için muazzam bir baskı uyguluyor, bir yandan da salgınla ilgili Çin’i suçlamayı sürdürüyor.

Ekonomik krize rağmen Çin, salgını kârlı bir fırsata çevirirken vaka sayısının hızla arttığı Rusya ise henüz tünelin sonunu göremiyor. Uluslararası siyaseti altüst eden korona dünyayı yepyeni sınamalarla yüzleştiriyor.

TRUMP SEÇİLİR Mİ

MALUM ABD’de seçim yılı. Kasım ayında başkanlık seçimlerine gidilmesi planlanıyor. Cumhuriyetçiler’den Trump’ın Demokratlar’dan ise Joe Biden’ın aday olması bekleniyor. Salgının seçimleri nasıl etkileyeceğine dair farklı senaryolar var.

Normalleşme adımları başarılı ilerler, ekonomik göstergeler toparlanmaya başlarsa Trump yeniden seçilebilir. Ancak adımlar ters teper, 77 yaşındaki rakibi de o ivmeyi tutturamazsa sandıkta ortaya çıkacak çok yakın sonuçlar ülkeyi siyasi belirsizliğe sürükleyebilir. Ya da Başkan Obama’nın yardımcısı olan Biden, Trump karşıtı rüzgârı yakalayarak ipi göğüsleyebilir.

Ancak tüm bu senaryolarda koronanın hem salgın, hem de ekonomik anlamda ne yöne evrileceği etkili olacak.

MERKEL ADAY OLUR MU

NORMAL

Yazının Devamını Oku

Normalleşme sınavı

Avrupa’da birçok ülke ağır bir ekonomik faturanın çıkabileceği endişesiyle COVID-19 tedbirlerini gevşetme yolunda adımlar atmaya başladı. Danimarka, Norveç’te ilkokullar açıldı. Almanya’da 800 m2’den küçük dükkanlar iş başı yaptı. Çekya’da az katılımlı düğünlere izin çıktı. Avusturya, AVM, güzellik salonu ve kuaförleri açmaya hazırlanıyor.

ABD’de ise Başkan Donald Trump, eyalet valilerine tedbirlerin esnetilmesi için baskı yapıyor. Trump destekçileri de birçok eyalette ‘Benim bedenim benim kararım’ diyerek korona nedeniyle getirilen sınırlamaların kaldırılması için günlerdir eylem düzenliyor.

RİSKLİ ADIMLAR

HER ne kadar bu ülkeler salgını nispeten kontrol altına almış olsalar da önlemleri gevşetme kararları aynı zamanda riskleri de barındırıyor. Çünkü COVID-19 ile mücadelede en başa geri sarma olasılığı bulunuyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ‘Henüz tehlike geçmedi. Dikkatli ve disiplinli olalım. Alınan bu kararların neticesi iki hafta sonra belli olacak’ diye uyarması da bundan. Nitekim DSÖ yetkilileri de sık sık krizin geçmediği konusunda ikazda bulunuyor.

UZMANLAR TEMKİNLİ

AYNI endişe bilim insanlarında da var. Kasım ayındaki başkanlık seçimlerine hazırlanan Trump, ‘seçmen kaybederim’ endişesiyle ekonomi çarklarını yeniden çalıştırmak isterken bilim insanları ABD’nin sonbaharda grip salgınıyla da denk gelecek ikinci ve daha ağır bir korona dalgasıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapıyor.

Çünkü koronavirüs henüz aralık ayından bu yana tedavülde olan bir yapı. Bilim dünyası tam olarak bu patojeni çözebilmiş değil.

BİLİNMEYENLİ VİRÜS

ÖTE

Yazının Devamını Oku

Salgının arkasındaki büyük kavga

Korona salgını tüm dünyayı kasıp kavururken perde arkasında büyük bir kozlaşma yaşanıyor.

Salgın ABD’de hızla yayılırken Trump yönetimi, Çin’i ‘salgını geç haber vermekle’ suçluyor, Pekin yönetimi ise ihtiyaç sahibi ülkelere tıbbi malzeme temin ederek koronavirüs krizi nedeniyle bozulan imajını düzeltmeye çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) yönelik mali yardımı askıya alma kararının ardında da aslında süper güç ABD ile gölge süper güç Çin arasında bu kapışma yatıyor.

Düne kadar ticaret savaşı yaşayan bu iki ülke, bu kez salgın yüzünden dalaşıyor.

GEÇ KALINDI

TARİH elbette ileride bu konuda kimin haklı olduğunu ortaya çıkaracaktır.

Ama şöyle de bir gerçek var. Salgın Çin’in Hubey eyaletinin Vuhan kentinde Aralık ayı sonunda patlak verdi.

Amerikan Associated Press Ajansı’na göre Çinli yetkililer ilk kez 14 Ocak’ta ciddi bir sağlık kriziyle karşı karşıya olduklarına hükmettiler. Ancak Çin yönetimi bunu 20 Ocak’ta kabul ederek insandan insana geçtiğini teyit etti.

Bu arada Vuhan’da onbinlerce kişinin katıldığı bir kutlama yapıldı ve tahmine göre sadece bu altı günlük dönemde hastalık 3 binden fazla kişiye bulaştı.

Yazının Devamını Oku

Dünya ne zaman normalleşecek

Dünyada herkesin aklından geçen sorular aynı. Salgın ne zaman bitecek? Dünya ne zaman normale dönecek?

Aslında kimsenin bu konuda net bir yanıtı yok. Öngörüler ise muğlak.

Ancak bir yandan da salgın sonrası için hazırlıklar başladı. Çünkü Türkiye’nin de ticaret ortağı olduğu ABD ve Avrupa’dan gelen ekonomik veriler iç açıcı değil.

Almanya ekonomisinde rekor küçülme öngörülüyor. Keza Fransa resesyona girdiğini açıkladı. Bu nedenle Avrupa Birliği, salgını kontrol etmek için getirilen kısıtlamaları kademeleri olarak kaldırmayı değerlendiriyor.

UMUT VEREN GELİŞMELER

Salgını nispeten kontrol altına almaya başlayan ülkeler kısıtlamaları gevşetmeye yönelik adımlar atmaya hazırlandıklarını duyurdu. Avusturya, Danimarka, Çekya gibi ülkelerin ardından İtalya’dan da yeni vakalarda azalma olduğuna dair haberler geliyor.

Avrupa’da en çok etkilenen ikinci ülke olan İspanya’nın Başbakanı Pedro Sanchez, ‘Ateşi kontrol altına almaya başladık’ diyerek salgın sonrasında ülkenin tüm kesimlerini yeni bir İspanya inşa etmeye davet etti.

Hıristiyan alemi bu hafta sonu Paskalya yortusunu kutlamaya hazırlanırken Almanya da bu dönemde kurallara uyulması halinde haftaya kısıtlamaların azaltılabileceğinin işaretini verdi.

‘ACELE ETMEYİN’ UYARISI

Yazının Devamını Oku

Son korona tartışmaları

Dünya haftalardır gezegeni rehin alan korona salgınının nasıl kontrol altına alınabileceğini tartışıyor.

Çin’de hastalık kontrol altına alınırken Avrupa ve ABD’de tam anlamıyla bir patlama yaşanıyor.

Son günlerde dünyada korona ile tartışmalarda iki konu öne çıkıyor. Bir maske zorunluğu. İki hastalığı taşıyan ama semptom göstermeyen insanlar nasıl kontrol edilecek?

SEMPTOM GÖSTERMEYENLER

5 milyon nüfuslu Singapur, korona ile mücadelede örnek gösterilen ülkelerden. Singapur’da yapılan ve Amerikan Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından yayımlanan bir çalışmaya göre, koronavirüs vakalarının yüzde 10’u hiç belirti göstermeyen kişiler aracılığıyla yayıldı.

Hastalığı belirtisiz geçiren, ya da hastalık semptomlarını henüz göstermeyen kişiler de virüsü yayabiliyor.

MASKE TAKMALI MI

AMERİKAN CDC Direktörü Dr. Robert Redfield, koronavirüs bulaşan insanların yüzde 25’inin öksürük ya da ateş gibi herhangi bir semptom vermediğini söylüyor. Redfield, “Bu önemli, salgına katkıda bulunan ama semptom göstermeyen insanlar var” diyor. Bu asemptomatik diye anılan vakaların virüsü yaymasını azaltmak için son günlerde herkesin maske takması önerisi giderek tartışılmaya başlanıyor.

Maske takılması halinde virüs taşıyan, ama virüs taşıdığını bilmeyen insanların tükürük damlacıkları aracılığıyla hastalığı bulaştırma oranının azalacağı belirtiliyor.

Yazının Devamını Oku

Dünya ‘korona pozitif’ çıktı

TÜM dünya bir anda kendini korona karşısında bir ‘survivor’ mücadelesinin ortasında buldu. İnsanlar bir yandan hayatta kalma, öte yanda da hayatı devam ettirme mücadelesinde. Çünkü belki de varoluşsal bir tehlikeyle karşı karşıyayız.

Ve dünyanın hep birlikte girdiği bu krizden hep birlikte de bir çıkış yolu bulması gerekiyor. Kimse, hiçbir ülke bu krizden muaf değil. O nedenle de hastalığın kontrol edilmesi, belki de ortadan kaldırılması için kolektif bir yol haritası ve çözüm gerekiyor.

HAYATTA KALMAK

KORONA ile mücadele edebilmek için öncelikle hayatta kalmak gerekiyor. Hali hazırda dünya üzerinde 3 milyardan fazla insana çeşitli düzeyde tecrit ve sokağa çıkma kısıtlamaları uygulanıyor. Böylece hastanelere aşırı yüklenmenin önüne geçilmesi, vakaların kontrollü bir şekilde ortaya çıkması hedefleniyor. Bulaştırma zinciri kırıldığında, tehdidin de azalacağı öngörülüyor.

Bu nedenle evde kalmak, dışarı çıkmak zorunda kaldığımızda ise 1-2 metre diye telaffuz edilen ‘sosyal mesafe’yi korumak çok önemli. Aynı şekilde çalışmak zorunda olan insanların güvenliği için azami tedbirlerin alınması da bir o kadar önemli.

Yazının Devamını Oku