Salgının arkasındaki büyük kavga

Korona salgını tüm dünyayı kasıp kavururken perde arkasında büyük bir kozlaşma yaşanıyor.

Salgın ABD’de hızla yayılırken Trump yönetimi, Çin’i ‘salgını geç haber vermekle’ suçluyor, Pekin yönetimi ise ihtiyaç sahibi ülkelere tıbbi malzeme temin ederek koronavirüs krizi nedeniyle bozulan imajını düzeltmeye çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) yönelik mali yardımı askıya alma kararının ardında da aslında süper güç ABD ile gölge süper güç Çin arasında bu kapışma yatıyor.

Düne kadar ticaret savaşı yaşayan bu iki ülke, bu kez salgın yüzünden dalaşıyor.

GEÇ KALINDI

TARİH elbette ileride bu konuda kimin haklı olduğunu ortaya çıkaracaktır.

Ama şöyle de bir gerçek var. Salgın Çin’in Hubey eyaletinin Vuhan kentinde Aralık ayı sonunda patlak verdi.

Amerikan Associated Press Ajansı’na göre Çinli yetkililer ilk kez 14 Ocak’ta ciddi bir sağlık kriziyle karşı karşıya olduklarına hükmettiler. Ancak Çin yönetimi bunu 20 Ocak’ta kabul ederek insandan insana geçtiğini teyit etti.

Bu arada Vuhan’da onbinlerce kişinin katıldığı bir kutlama yapıldı ve tahmine göre sadece bu altı günlük dönemde hastalık 3 binden fazla kişiye bulaştı.

Ve hastalık buradan ülkeye, daha sonra dünyaya yayılarak büyük bir krize yol açtı.

Dünya basını Vuhan’daki vahim durumu anbean yansıtırken muhtemelen özellikle de Batı, orayla sınırlı kalacakmış gibi bir yanılgı yaşadı. DSÖ de bunu yerel bir sağlık tehdidi olarak görmeyi sürdürdü.

DSÖ’nün ‘pandemi’ yani ‘tüm dünyayı etkileyebilecek salgın’ ilanı ise ancak 11 Mart’ta geldi. Bu döneme kadar hastalık 114 ülkede 120 binden fazla kişiye yayılmış ve 4 binden fazla can almıştı.

HATALAR ZİNCİRİ

TABİİ bu süreçte tek ihmali olan Çin değildi. Vuhan’daki yetkililer 31 Aralık 2019’da bölgede 27 kişide yeni tip bir virüs tespit edildiğini ilan ettiğinde pek ilgi çekmedi. Fakat bu açıklamayı dikkate alan ülkeler de vardı. Çin’in komşusu Tayvan derhal tedbirleri devreye soktu.

Ülkeye gelen Çinlileri sağlık beyanına zorunlu tuttu, bir süre sonra da sınırları kapattı. Tayvan, SARS salgınından deneyimliydi. Bugün Tayvan, korona sınavında en iyi neticelerden birini alan ülkelerden.

Ama birçok ülke belki de ekonomik kaygılarla Tayvan kadar çevik değildi. Ve COVID-19 Çinli işçilerle Ortadoğu’ya turizmle de Avrupa ve ABD’ye yayıldı.

DSÖ’YÜ SUÇLAMAK

TRUMP, salı günü DSÖ’nün Çin’in güdümünde kaldığını iddia ederek yılda yaklaşık 500 milyon dolarlık fonu askıya aldığını açıkladı. Bu DSÖ’nün yıllık bütçesinin yaklaşık yüzde 15’ine tekabül ediyor.

Hastalığı başta gribe benzetip gerekli önlemleri almakta yetersiz kalan Trump yönetimi, binlerce can kaybı üzerine faturayı da DSÖ’ye kesip günah keçisi olarak bu kurumu gösteriyor.

Aslında salgını kontrol altına almaya çalışırken dünyayı durumun vehameti konusunda yeterince alarma geçirmeyen Pekin kadar, salgının geldiğini öngöremeyen diğer ülkelerin de sorumluluğu bulunuyor.

Lakin şimdi tartışmaya değil krize odaklanma zamanı. Öngörüler hiç iç açıcı değil. Bir yanda hastalığın yarattığı riskler, öte yandan ekonomik kriz.

Normalleşmenin ancak aşı bulunması halinde olacağı söyleniyor. ‘Aşı ise en erken 12 ile 18 ayda’ deniyor.

Ezcümle, salgının tam ortasındayken dünyanın daha fazla ayrışmaya değil krizden çıkabilecek bir yol bulabilmek için güç birliğine ihtiyacı var.

Çünkü herhangi bir ülkenin tek başına salgını kontrol etmesi bir şeyi değiştirmeyecek. Hastalık bir yerlerde sürdükçe risk devam edecek. Bu nedenle küresel salgına, küresel çözüm gerekiyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X