GeriNilgün Tekfidan GÜMÜŞ AB ile zor gündem
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

AB ile zor gündem

Şüphesiz haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri Avrupa Birliği (AB) çerçevesinde Libya’ya yönelik silah ambargosunu denetleyen İrini Harekâtı’na bağlı Alman askerlerin, Türkiye bandralı gemiye Akdeniz’de uluslararası sularda izinsiz baskın düzenlemesi oldu.

YUNAN OYUNU MU

OPERASYON, tam da Türkiye’nin 10-11 Aralık tarihli AB liderleri zirvesi öncesinde Brüksel’e olumlu sinyaller vermeye çalıştığı bir döneme denk geldi.

Baskın zaten gergin olan Türkiye-AB ilişkilerini daha da gerdi. Üstelik operasyon emrinin İrini Harekâtı’nın deniz unsurlarının başındaki Yunan komutan tarafından verilmesi, gemiye inen askerlerin Alman olması da ayrıca dikkat çekti.

Yunanistan malûm Oruç Reis’in Doğu Akdeniz’deki sismik faaliyetlerinden ötürü AB’ye Türkiye’ye yönelik yaptırımların arttırılması için yoğun baskı yapıyor, Almanya ise Türkiye ile sorunların diplomasi yoluyla çözümlenmesine öncelik veriyordu.

Roseline A isimli gemiye düzenlenen baskında Almanya’nın da yer alması ‘Berlin bir tavır değişikliğine mi gidiyor’ sorusunu gündeme getirdi.

ÇATIŞAN ÇIKARLAR

EKİM ayında yapılan AB zirvesinde Doğu Akdeniz meselesinin aralık ayındaki zirvede ele alınacağı belirtilerek pozitif gündem için süre tanınmıştı.

Türkiye’den tek taraflı eylemlerden uzak durması istenirken Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, mülteciler konusunda işbirliği, yüksek seviyeli diyalog gibi alanlarda adım atılacağına dair sinyaller verilmişti.

AB’nin beklentisi Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini durdurması, demokratikleşme ve insan hakları konusunda adımların atılması. AB ile stratejik ortaklığının sürmesinden yana olan Türkiye ise haklı olarak Doğu Akdeniz’deki taleplerinin de görmezden gelinmemesini istiyor.

Oruç Reis’in bölgedeki faaliyetlerini 29 Kasım’a kadar uzatmasının nedeni de bu.

AÇILMAYAN BAŞLIKLAR

ÖTE yandan AB, Türkiye’den demokratikleşme ve insan hakları konusunda açılımlar beklerken “Yargı ve Temel Haklar” ile “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik” gibi fasılları da müzakereye açmıyor.

Oysa, Ankara’yı üyelik perspektifinde tutmak ve reformlara teşvik etmek açısından bunların açılabilir olması önem taşıyor. Ancak çeşitli sebeplerden, Fransa ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin blokajları nedeniyle müzakereler fiilen durmuş durumda.

Hatta bazı popülist ve aşırı sağcı siyasetçiler müzakere sürecinin tamamen sonlandırılmasını bile gündeme getiriyor.

Türkiye, önemli bir NATO müttefiki olduğu gibi, tarihi ve kültürel olarak Avrupa’nın en önemli ortaklarından biri. Bu nedenle yaptırım tehdidi yerine ABD’nin uluslararası ilişkileri yeni bir format atmaya hazırlandığı bu dönemde AB ile Türkiye arasında işbirliği aranması daha faydalı olacaktır.

AB HOŞNUTSUZ

ALMANYA Başbakanı Angela Merkel, geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini sürdürmesi nedeniyle zirvede yaptırımların masada olacağını söyledi. Şimdiye kadar hep müzakereleri teşvik eden AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “Türkiye ile bir dönüm noktasındayız” dedi.

AB, Türkiye ile Fransa arasında yaşanan gerilimden, KKTC’nin kapalı Maraş’ı ziyarete açmasından ve Kıbrıs’ta iki devletli çözümden yana açıklamalar yapmasından da rahatsız.

Sonuç itibariyle Brüksel-Ankara hattında kritik zirve öncesinde zor bir gündem söz konusu. Ancak karşılıklı iyi niyet adımlarıyla tansiyonun düşürülmesi, müzakerelere öncelik verilmesi çıkış yolunun bulunması adına bir fırsat olabilir.

Bu nedenle zirveye iki hafta kalmışken, iki tarafın da gerilime değil, atmosferi değiştirecek pozitif adımlara ihtiyacı var.

X

Bosna Hersek’te neler oluyor

Dünya Rusya ile Ukrayna krizine odaklanmışken bir yandan da Bosna Hersek’te tansiyon tedirgin edici bir şekilde yükseliyor.

Bölge 1995 yılındaki Dayton Anlaşması’ndan bu yana en gerilimli günlerini yaşarken Türkiye ise krizin çözümü için arabuluculuğa hazır olduğu mesajı veriyor.

bu noktaya nasıl gelindi

İYİ de bu kriz nereden çıktı? 1990’lı yılların başında yaşanan Bosna iç savaşında 100 binden fazla insan can verdi, 2 milyona yakın insan ise evinden yurdundan oldu.

Dayton Anlaşması ile birlikte Boşnak, Hırvat ve Bosnalı Sırplar barış yaptı.

Ülke Bosna Hersek, Sırp Cumhuriyeti ve özel statüdeki Brocko bölgesinden oluştu. Devletin en üst makamı ise Boşnak, Hırvat ve Sırp üyeden oluşan Devlet Konseyi oldu. Konsey başkanlığı 8 ayda bir bu üç üye arasında değişiyor. Bosna Hersek de 10 ayrı kantona bölünürken, her kanton için ayrı meclis ve yönetim oluştu.

Sonuçta yönetmesi, karar alması zor, hantal bir yapı çıktı ortaya.

NE TÜR ZORLUKLAR VAR

BOSNA

Yazının Devamını Oku

Kazakistan’da neler oluyor

Yeni yılın ilk krizi Kazakistan’da patlak verdi. LPG fiyatlarına getirilen fahiş fiyatlar ülkeyi bir anda yangın yerine çevirdi. İşte krize dair birkaç satırbaşı.

NAZARBAYEV’E TEPKİ

SOVYETLER sonrasında Kazakistan’da seçimle iktidara gelen Nursultan Nazarbayev, 30 yılı aşkın bir süredir ülkenin oyun kurucusu.

2019 yılında 81 yaşındayken sağlık nedenleriyle Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrılsa da Güvenlik Konseyi Başkanı olarak etkinliğini sürdürdü.

Hem Rusya, hem de Batı ile denge politikası güden, vatandaşa istikrar ve güvenlik vaat eden Nazarbayev, başta bunu büyük ölçüde sağladı.

Ancak Batılı şirketlerle yapılan enerji anlaşmaları, yeni türeyen oligarklar, Nazarbayev ailesine yönelik eleştiriler ve gelir adaletsizliği ile demokratik olmayan yönetim şekli ülkede huzursuzluğu arttırdı. Bir zamanların sevilen lideri, şimdi isyancı sloganların baş hedefine dönüştü. ‘Şal ket!’ yani ‘Yaşlı adam gitmeli’.

TOKAYEV MANEVRALARI

KAZAKİSTAN Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’e baştan beri Nazarbayev’in emanetçisi gözüyle bakıldı.

Son gösterilerin ardından hükümet istifa ederken

Yazının Devamını Oku

2021’den tarihe birkaç not

Koronavirüs pandemisi gölgesinde bir yılı daha geride bırakıyoruz.

Toplu aşılamalar sayesinde birçok ülke normalleşmeye yakın adımlar atmaya çalışırken Alfa ile Beta’dan sonra Delta ve Omikron varyantları kısıtlamaları yeniden gündeme getirdi.

BIDEN GELDİ AMA

SİYASİ açıdan ise 2021 ilginç görüntülere sahne olan bir yıl oldu.

Kasım 2020’deki seçim sonuçlarına itiraz eden ABD Başkanı Donald Trump’ın yandaşlarının Amerikan Kongresi’ne yönelik baskını, ülkedeki kutuplaşmanın ne kadar tehlikeli bir boyuta ulaştığını gözler önüne serdi.

Dünyanın yüreğini ağzına getiren bu gerilimden birkaç hafta sonra Trump, koltuğunu seçimlerin kazananı olan Demokrat Joe Biden’a bıraktı.

Başkan Biden ile birlikte ‘ABD dünya liderliği’ne geri dönme mesajı verse de Trump döneminin bazı dış politika öncelikleri yine de devam etti.

EN ACI GÖRÜNTÜ

BIDEN

Yazının Devamını Oku

Erivan ile uzlaşma bu kez olur mu

Şüphesiz haftanın dış politikadaki en önemli gelişmelerinden biri Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik açıklamalar oldu.

BU İKİNCİ DENEME

ERMENİSTAN ile malûm 2008-2009 yıllarındaki ilk uzlaşma girişimi iki protokolün imzalanmasıyla sonuçlanmıştı, ancak iki protokol de ilgili ülkelerin meclisleri tarafından onaylanmadığı için yürürlüğe girmemişti. 2018 yılında da Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan döneminde Erivan bu protokollerin feshedildiğini açıklamıştı.

ÇERÇEVE ÇİZİYORDU

10 Ekim 2009’da Zürih’te dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın da katıldığı, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Ermenistanlı muhatabı Edvard Nalbantyan arasında imzalanan protokoller, iki ülke ilişkilerine çerçeve çiziyordu.

Buna göre, iki ülke karşılıklı dış temsilcilikler açacak, diplomatik ilişki başlatıp uluslararası antlaşmalar çerçevesinde sınırlarını tanıyacaklar, tarihsel sorunların tarafsız bir şekilde ele alınması için alt komite kuracaklardı.

AZERBAYCAN’IN TEPKİSİ

TÜRKİYE, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinin işgal edildiği 1993 yılından bu yana Ermenistan sınırını kapalı tutuyordu. Bu uzlaşma süreciyle sınırlar açılabilirdi.

Azerbaycan, Karabağ’da Ermeni işgalinin devam ettiği bir dönemde Ermenistan ile Türkiye yakınlaşmasının Bakü’nün çıkarlarına aykırı olduğu gerekçesiyle tepkiliydi. İşte normalleşme sürecinin akamete uğramasının en önemli faktörlerinden biri bu oldu.

Yazının Devamını Oku

Avrupa’nın yeni lideri kim olur

Avrupa Birliği, Almanya’da 16 yıllık Angela Merkel döneminin sona ermesiyle topluluğun yeni liderinin kim olacağını tartışmaya başladı.

Malûm, Merkel yılların tecrübesiyle, kişisel tanışıklıklarıyla krizlerin çözülmesi ve uzlaşma sağlanmasında etkili bir isim olmuştu.

ABD, Rusya ve Çin gibi büyük siyasi odakların nüfuz çatışması yaşadığı bir dönemde, bir diğer güç merkezi olan Avrupa Birliği’nin (AB) liderliğinde kimin ya da kimlerin etkin olacağı merak konusu.

SCHOLZ MU OLUR

ALMANYA’nın yeni Sosyal Demokrat Partili Başbakanı Olaf Scholz’un bugün ilk yurtdışı durağı Paris olacak.

Yeni Alman hükümeti ‘güçlü ve birlik halindeki’ bir Avrupa Birliği’ni önceleyeceği, bunu yaparken de hukuk devleti ve insan haklarını ön plana koyacağı mesajı veriyor. Berlin’deki yeni yönetim transatlantik ilişkileri ikinci sıraya koyarken, Rusya ve Çin’e karşı daha katı bir tutum benimseyecekleri anlaşılıyor.

Son hükümette Maliye Bakanı olan Scholz, rakip partiden de olsa hali ve tavrıyla kendini Merkel’in halefi gibi konumlandırmıştı. Dış politika ve ulusal güvenlik konusunda kendisine deneyimli danışmanlar atasa da Scholz’un Avrupa Birliği’nde etkin bir pozisyona gelmesi vakit alabilir.

Ayrıca Almanya’da Yeşiller’in kontrolündeki bir Dışişleri ile Başbakanlık arasında olası ikibaşlılık, AB içindeki itibar açısından da sıkıntı yaratabilir.

MACRON MU OLUR

Yazının Devamını Oku

Almanya’da değişim zamanı

Almanya'da Başbakan Angela Merkel döneminin geri sayımı hızlandı.

16 yıldır Avrupa Birliği’nde, transatlantik ve ikili devlet ilişkilerinde denge bulmada yetkin bir isim olarak öne çıkan Merkel’in muhtemelen Aralık ayının başında görevi yeni ekibe bırakması bekleniyor.

TRAFİK LAMBASI HÜKÜMETİ

MERKEL ile birlikte Almanya’da Hıristiyan birlik partileri (CDU/CSU) ile Sosyal Demokratların (SPD) büyük koalisyon hükümeti dönemi de tamamlanmış olacak.

Bu kez Almanya’nın dümenine SPD liderliğinde Yeşiller ve Hür Demokrat (FDP) partilerinden oluşan üçlü koalisyon geçecek. Partilerin renklerinden ötürü de bu hükümete, ‘trafik lambası koalisyonu’ deniyor. Başbakanlık koltuğuna şimdiki Maliye Bakanı SPD’li Olaf Scholz (63), Dışişleri Bakanlığı koltuğuna Yeşiller Eşbaşkanı Annalena Baerbock’un (40) oturması bekleniyor.

Yeşiller Eşbaşkanı Robert Habeck’in (52) ekonomi, iklim ve enerji portfolyosunundan sorumlu olması, FDP Genel Başkanı Christian Lindner’in (42) ise Maliye Bakanı olması öngörülüyor.

KOALİSYON PROGRAMI TAMAM

ÜÇLÜ ittifak ‘Özgürlük, Eşitlik ve Sürdürülebilirlik’ adını verdiği 173 sayfalık koalisyon sözleşmesini önceki gün ilan etti. Başlıkta olduğu gibi metinde de sık sık bu kavramlara vurgu yapıldığı görülüyor.

Programda modern devlet, dijital atılım, inovasyon gibi açılımlara yer verilirken güçlü iklim vurgusu dikkat çekiyor.

Yazının Devamını Oku

Iraklı Kürtler niye kaçıyor

Dünyanın gözleri Polonya-Belarus sınırında yaşanan mülteci dramında. İki ülke arasında mahsur kalanların büyük bir kısmı Iraklı Kürtler. İyi de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), Irak’ın en güvenli ve istikrarlı bölgesi değil miydi?

İnsanlar niye şimdi yerini yurdunu bırakıp sonu belirsiz bir yolculuğa çıkıyor?

GAYLAN’IN DRAMI

POLONYA-Belarus sınırında şimdiye kadar en az 11 mülteci can verdi.

Bunlardan biri de Gaylan Delir İsmail’di. Amerikan AP Ajansı’na göre diyabet ve kronik hastalıkları bulunan 25 yaşındaki Gaylan yeni bir hayat ve tedavi için Avrupa hayali kuruyordu.

Babası emlakçıydı. Gaylan, iki erkek kardeşi, ablası, onun eşi ve çocuklarının Avrupa rüyası için 35 bin doları gözden çıkardı. Ancak hayal kâbusa döndü.

16 Ekim’de Dubai üzerinden Belarus’un başkenti Minsk’e uçan kardeşler birkaç gün sonra kendilerini Avrupa Birliği üyesi olan Polonya sınırında buldu.

O KARANLIK GECE

28 Ekim gecesi Polonya’ya geçmek isteyen mültecilerle Polonya güvenlik güçleri arasında arbede çıktı.

Yazının Devamını Oku

Arap ülkeleri Esad ile barışıyor mu

Suriye’nin kanlı lideri Beşar Esad’ın son dönemde Arap dünyasında giderek itibar görmeye başladığına tanık oluyoruz. Şimdi merak edilen soru, bunca ölüme, yıkıma ve büyük göçe rağmen Esad’ın uluslararası arenaya geri dönüp dönmeyeceği.

Malûm, savaşı kaybetmek üzere olan Esad, Eylül 2015’te Rusya’nın müdahalesi ve İran’ın desteğiyle rejimini kurtarmayı başarmıştı. Her ne kadar ülkenin bir bölümü muhaliflerin, bir bölümü de terör örgütü PKK’nın uzantısı YPG’nin kontrolünde olsa da Esad, Şam’da oturmaya devam ediyor.

İLGİNÇ GELİŞMELER

SON dönemde Arap dünyası ile Esad rejimi arasında ilginç gelişmeler yaşanıyor. Bunlardan biri Mısır’ın Ürdün ve Suriye üzerinden enerji darboğazı yaşayan Lübnan’a doğalgaz boru hattının yeniden devreye sokulması planı oldu. ABD her ne kadar Esad rejimine ağır yaptırım uygulasa da Lübnan’da insani kriz yaşandığı gerekçesiyle boru hattı planına muafiyet tanıdı.

KRAL İLE TELEFON

EYLÜL ayındaki bu gelişmenin ardından yine eylül ayında Beşar Esad, savaş başladığından bu yana Ürdün Kralı 2’nci Abdullah ile ilk telefon görüşmesini yaptı.

Esad’a karşı başta Suriyeli muhaliflere destek veren Ürdün, halihazırda yüz binlerce Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. Görüşme sonrasında ‘iki kardeş ülke’ vurgusu yapılırken, geçici olarak kapalı sınır geçişleri de yeniden açıldı.

ŞAM’DA BAE’Lİ BAKAN

ŞAM

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin F-16 talebi

Doğu Akdeniz’de geçen yıl Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan hidrokarbon yataklarıyla ilgili krizin ardından Atina’nın savunma altyapısını güçlendirmeye yönelik hamleleri sürüyor.

ATİNA SİLAHLANIRKEN

YUNANİSTAN, Fransa ile yaptığı 16 adet Rafale savaş uçağı anlaşmasının ardından geçtiğimiz haftalarda da üç fırkateyn alımı için Paris ile anlaştı. İki ülke karşılıklı olarak birbirini savunma taahhüdüne de girdi.

Türkiye’ye karşı caydırıcı bir cephe oluşturma peşinde olan Atina, bir yandan da ABD ile de 1990 tarihli savunma anlaşmasını güncelledi. Biri Dedeağaç’ta olmak üzere Yunanistan, dört askeri tesisinin kullanımını ABD’ye açtı. ABD, Atina’nın F-16 jetlerinin modernizasyonuna olur vermiş, F-35 programına yönelik ilgisini de not etmişti.

YUNAN-ABD YAKINLAŞMASI

CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan’ın yaptığı açıklamalardan Türkiye’nin ABD’nin Yunanistan’da Türkiye sınırı yakınındaki askeri varlığını arttırmasından hoşnut olmadığı anlaşılıyor.

Her ne kadar ABD’nin Dedeağaç Limanı’nı stratejik geçiş noktasına çevirmesi Bulgaristan ve Romanya’ya ulaşımı kolaylaştırıcı ve Rusya’ya karşı caydırıcı unsur olarak yorumlansa da sonuç olarak Türkiye sınırının hemen ötesinde olması açısından dikkat çekici.

Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasındaki ambargonun kalkması akabinde ABD, askeri yardımlarda Türkiye ile Yunanistan arasında güç dengesine özen gösterirken bu yaklaşımın giderek atalete uğradığına tanık oluyoruz.

F-16 İÇİN PAZARLIK

Yazının Devamını Oku

Yunanistan’a Fransız hami

Türkiye ile Yunanistan’ın Ege sorunlarına çözüm bulmak amacıyla yürüttükleri istişari görüşme süreci önceki gün Ankara’da devam ederken Atina son dönemde attığı silahlanma adımlarıyla dikkat çekiyor.

KRİZ PARİS’E YARADI

2020 yazında Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon rezervleriyle ilgili Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan krizin ardından Atina, 10 milyar dolarlık bir silahlanma hamlesi başlattı. Atina’nın bu silahlanma hamlesi en çok da şu haliyle Fransa’ya yaramışa benziyor.

Ocak 2021’de Fransa ile 18 adet Rafale savaş uçağı alımı için 2.3 milyar Euro’luk anlaşma yapan Atina, eylül ayında ise 6 uçak daha sipariş etti. Atina, son olarak geçen ay Fransa’ya 3 milyar Euro’ya üç fırkateyn siparişi verdi.

Yunanistan, koronavirüs krizi çerçevesinde AB’den yüklü bir maddi desteği garantilemişti. Bu kaynağın bir kısmını silahlandırmaya ayıran Yunan hükümeti, bütçenin aslan payını da Paris’e vermiş oldu.

SAVUNMA İŞBİRLİĞİ SÖZÜ

İKİSİ de NATO üyesi olan Fransa ve Yunanistan’ın aralarında yaptıkları anlaşmanın 2’nci maddesi gereğince karşılıklı savunma taahhüdüne girmesi de ayrıca dikkat çekici. Daha önce ABD’ye Girit ve Dedeağaç’ta askeri ve lojistik destek imkânlarını genişleten Yunanistan, bu kez de Fransa’yı Türkiye’ye karşı kendi safına çekmeye çalışıyor.

Daha önce “NATO’nun beyin ölümü gerçekleştiğini” ve Avrupa’nın kendi savunma ittifakını oluşturması tezini savunan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Atina ile bu anlaşmayla NATO’nun tabutuna bir çivi daha mı çakıyor, ileride bunu daha iyi anlayacağız. Her halükârda, Akdeniz’in öbür ucundaki Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki konumunu güçlendirmeye çalıştığını söylemek mümkün.

NATO’DA ÇATLAK MI

Yazının Devamını Oku

Almanya’da kim kazanacak

İşte haftanın 10 puanlık sorusu ‘Almanya’da kim kazanacak?’. Anketlere bakarsanız, Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in aday olmadığı pazar günkü seçimlerde başbakanlığa en yakın isim rakip Sosyal Demokrat Parti’nin adayı Olaf Scholz (63). Ancak aradaki farklar yakın ve anketlerin yanılma payı da var.

Sonucu bilmek elbette mümkün değil, ancak bazı rakamlar üzerinden gidebiliriz.

*

YÜZDE 25 - SPD bir süredir anketlerde yüzde 25 bandını yakalamış gibi duruyor. ‘Türk Armin’ lakaplı Armin Laschet’i (60) başbakan adayı gösteren Hıristiyan Birlik partileri CDU/CSU yüzde 21-22, Annalena Baerbock’u (40) aday gösteren Yeşiller ise yüzde 16-17 aralığında gözüküyor.

*

900 BİN SEÇMEN - Almanya’da 60 milyon 400 bin seçmen bulunuyor. Seçmenin yüzde 12’si göçmen kökenli. Yaklaşık 900 bin Türkiye kökenli de bu seçmen grubunda yer alıyor. DW Türkçe’nin analizine göre seçilme şansı bulunan Türkiye kökenli adayı sayısı yaklaşık 40.

*

353.5 MİLYAR EURO - Koronavirüs salgınının neden olduğu kriz nedeniyle esnaf ve girişimcilere yönelik 353.3 milyar Euro ile Almanya tarihinin en büyük ekonomik yardım paketi açıklandı. Merkel hükümetinin vatandaşı mağdur etmeme çabası bir anlamda paranın başında oturan rakip partili Maliye Bakanı Olaf Scholz’un hanesine yazıldı.

*

Yazının Devamını Oku

Merkel dönemi sona ererken

Almanya’da 16 yıl sonra bir dönem kapanıyor. Şansölye Angela Merkel, 26 Eylül seçimleri sonrasında artısıyla eksisiyle vedaya hazırlanıyor. Merkel, uzun ve ayrıntılı tezlere konu olabilecek siyasi ve ekonomik bir mirası da geride bırakıyor.

ERKEKLERLE İLGİ SIRRI

Angela Dorothea Kasner, 1954 yılında Hamburg’ta dünyaya geldi. Ancak Protestan papazı olan babası Doğu Almanya’ya taşındığı için çocukluğu burada geçti. Komünist rejimde dindar bir ailenin kızı olarak büyüdü. Fizik okudu, kuantum kimyası gibi iddialı bir dalda doktora tezi hazırladı.

Merkel, geçtiğimiz günlerde o günleri bir etkinlikte şöyle anlattı: “Öğrencilerin yüzde 80’i erkekti. Hızla koşardım, genelde boş deney masası kalmazdı. Sonradan ben de erkek ağırlıklı ortamlarda yer kapmayı öğrendim.”

SOYADI İLK EŞİNDEN

Merkel, marka haline gelen soyadını ise beş yıl evli kaldığı ilk eşi Ulrich Merkel’den aldı. 1990’da iki Almanya’nın birleşmesi sonrasında Hıristiyan Demokrat Parti’den (CDU) siyasete atılan Merkel, partinin efsanevi Başbakanı Helmut Kohl’ün ‘Küçük Kızı’ olarak anıldı. Ancak Kohl’ün siyaseti bırakmasında etkili olan isim de yine Merkel’di.

İLKLERİN BAŞBAKANI

2005 yılında Merkel ilklere imza atarak Almanya Şansölyesi oldu. Almanya’nın ilk doğu kökenli ve ilk kadın başbakanıydı. Almanya ekonomik olarak iyi bir dönemden geçmediği gibi Avrupa Birliği cephesinde de sorunlar yaşanıyordu.

EN GÜÇLÜ KADIN

Yazının Devamını Oku

Merkel sonrası iktidar değişir mi

Almanya hararetli bir şekilde 26 Eylül seçimlerine geri sayıyor. Çünkü 16 yıldır ülkenin başında olan ve aday olmayan Şansölye Angela Merkel vedaya hazırlanıyor.

Almanya, Avrupa ve transatlantik ilişkilerde istikrar ve dengenin sembolü olarak kabul gören Merkel’den sonra Almanya kiminle yola devam edecek? Dünya merak ediyor. Başbakan adaylarından üçü öne çıkıyor.

‘TÜRK ARMİN’ Mİ

Armin Laschet: Merkel’in Hıristiyan Demokrat Birlik partilerinin (CDU/CSU) adayı. Madenci bir babanın oğlu, hukuk eğitimi almış. Türklerin yoğun olduğu Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin başbakanı. 60 yaşında. Göç ve İslam konusunda nisbeten ılımlı yaklaşıma sahip, Türklerle yakınlığından ötürü ‘Türk Armin’ olarak da anılıyor. Ancak aşırı sağcı ve milliyetçi kanat bu lakabı onu kötülemek için de kullanıyor.

‘SCHOLZ-OMAT’ MI

Olaf Scholz: Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) başbakan adayı. Anne ve babası tekstil sektöründe çalışmış. Hukuk eğitimi almış. 63 yaşında. Şu anda Almanya Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı. Brandenburg eyaleti eğitim, gençlik ve spor bakanı Britta Ernst ile evli. ‘Karizmatik değil’ dense de tutuk konuşmasından ötürü robota benzetilip ‘Şolzomat’ yakıştırması yapılsa da son dönemde yıldızı giderek parlıyor. 

‘YEŞİL’ ANNALENA MI

Annalena Baerbock: Yeşillerin ilk başbakan adayı. 40 yaşında. Pedagoji uzmanı bir anne ile mühendis bir babanın kızı. Küçük yaşlardan itibaren anne ve babasıyla NATO ve nükleer karşıtı gösterilere katılmış. Almanya’da siyaset okumuş, London School of Economics’te uluslararası kamu hukuku üzerine master yapmış. İklim değişikliğinin Almanya’yı da vurduğu bir dönemde daha çevreci politikaların zamanının geldiği görüşünde. İki küçük çocuğun annesi.

ANKETLER NE DİYOR

Yazının Devamını Oku

Ilımlı Taliban imajı üzerine

Taliban kontrolünde Afganistan’da iki hafta geride kaldı. Pençşir Vadisi’ndeki direniş dışında ülke tamamen bazı ülkelerin ‘terör grubu’ saydıkları Taliban’ın denetiminde.

1996-2001 yılları arasında Afganistan’ı yöneten ve katı bir şeriat uygulayan Taliban, belli ki bu kez ılımlı bir imajla uluslararası kabul gören bir aktör olmayı hedefliyor. Afganistan’da planları tutmayan Batı da belli ki bu kez Taliban gerçekliğini kabul etmeye daha hazır bir konumda.

YÖNETİM AÇIKLANACAK

ULUSLARARASI ajanslardan gelen haberlere göre bugün cuma namazı sonrası ya da birkaç gün içinde Afganistan’ın yeni yönetiminin açıklanması bekleniyor.

Yönetimin bir numarasının, örgütün de başında olduğu söylenen ancak şu ana kadar henüz ortaya çıkmamış olan Hibetullah Akhunzade olması bekleniyor. 2016’dan beri örgüt lideri olan Akhunzade ultra muhafazakâr din adamı olarak tarif ediliyor. 60’lı yaşlarında olduğu söylenen Akhunzade, Sovyet işgalinden bu yana mücahit direnişlerinde daha çok dini bir figür olarak yer almış. Akhunzade’nin oğlu Abdurrahman’ın 2017 yılında Helmand’da henüz 23 yaşındayken bir askeri üsse intihar saldırısı düzenlediği açıklanmıştı.

BİRADER 2 NUMARA

AKHUNZADE’nin İran’ın dini lideri Ali Hamaney gibi ülkenin en yüksek siyasi ve dini lideri konumunda yer alıp günlük işlerin kontrolünün ise Abdülgani Birader’de olacağı konuşuluyor. Taliban’ı kuran dört kişiden biri olan Birader, ABD’nin Afganistan müdahalesi sonrasında 2010’da Pakistan’da yakalandı, 2018 yılında da yine ABD’nin talebi üzerine serbest kaldıktan sonra Amerika ile müzakere heyetinin başı oldu.

Birader’in yanı sıra Taliban’ın kurucusu Molla Ömer’in oğlu Mevlevi Yakup ile Hakkani yapılanmasının lideri Sirajuddin Hakkani’nin de Akhunzade’nin yardımcıları olabileceği söyleniyor.

Müstakbel Taliban hükümetiyle ilgili bir diğer not da bakan seviyesinde kadınlara görev verilmeyeceği.

Yazının Devamını Oku

Taliban dönemi nasıl olacak

11 EYLÜL 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi terör örgütü El Kaide tarafından hedef alındığında naklen yayında insanların kendilerini kulelerden attığı dehşet görüntülerine tanık olmuştuk.

Geçen hafta ise bu kez Kabil’de can havliyle ABD uçaklarına tutunmaya çalışırken gökten düşen insanların çaresizliğini izledik. 20 yıl arayla yaşanan bu görüntüler aslında birbirleriyle de çok ilintiliydi.

NEYDİ NE OLDU

11 EYLÜL saldırıları üzerine, El Kaide’nin kökünü kazıma gerekçesiyle Afganistan’a giren ABD, söz konusu örgüte yataklık yapmakla suçladığı Kabil’deki Taliban yönetimine son vermişti.

Kız çocuklarına okumayı, kadınlara çalışmayı, kadın ayakkabısı sesini, müziği, uçurtmayı, tıraşı yasaklayan Taliban, kırsala çekilirken, birçok üst düzey yöneticisi ise yakalanıp hapse atıldı.

Afganistan’da nisbi özgürlükler dönemi başladı. Kadınlar, kızlar günlük hayata katıldı. Gençler müzik yapmaya alıştı. Kız öğrenciler robot takımları kurup uluslararası yarışmalarda ödül peşinde koştu.

Aradan yıllar geçti, ABD’de başkanlar değişti. Irak savaşı, Suriye savaşı, terör örgütü DEAŞ tehdidi derken geri planda yeniden toplanmaya başlayan Taliban, arada düzenlediği terör eylemleriyle gündeme geldi. Eski ABD Başkanı Donald Trump’a göre Afganistan, kaynakları tüketen gereksiz bir savaştı.

ANLAŞMA YAPILMADI

PAKİSTAN’

Yazının Devamını Oku

2’nci Taliban dönemi mi geliyor

ABD ve NATO ülkelerinin Afganistan’dan çekilmesi sonrasında dengeler hızla aşırıcı Taliban lehine değişmeye başladı.

Taliban dün bu yazıyı yazarken cumadan bu yana 12 vilayetin merkezini ele geçirmiş, Kabil-Kandahar yolunu kontrol altına alarak 150 kilometre ötedeki başkenti de baskı altına almıştı.

Dünya Afganistan’da bu hızlı gelişmeleri izlerken, ABD basını Washington yönetiminin Kabil’in 90 gün içinde Taliban’a geçebileceği hesabı yaptığını yazdı. Oysa daha önce ABD, Afgan hükümeti kendini toparlayamazsa 6 ile 12 ay içinde Taliban kontrolü öngörüyordu.

KUZEYDEN BAŞLADI

YILLARDIR ABD’den eğitim ve askeri destek alan Afgan ordusunun bu kadar çabuk çözülmesi muhtemelen öngörülmüyordu. Nitekim ABD Başkanı Joe Biden da “20 yılda bir trilyon dolar harcadık. Eğittik, modern ekipmanlarla 300 bin Afgan gücünü donattık. Afgan liderlerinin bir araya gelmesi lazım. Kendileri için, ulusları için mücadele etmeleri gerekiyor” diyor. ABD, şu an sınırlı hava desteğinin dışında askeri bir müdahaleden yana değil.

Taliban bu kez, Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan ile sınır olan kuzeyde kontrolü sağlamaya yönelik taarruzda bulunuyor. Bölgenin en büyük kenti Mezar-ı Şerif’in de düşmesi halinde Taliban kuzeyde tamamen denetimi sağlamış olacak. Farklı etnik gruplarının yaşadığı bu bölge Taliban iktidarının söz konusu olduğu 1996-2001 yılları arasında Kuzey İttifakı yapılanmasıyla Taliban’a en fazla karşı koyan bölgeydi.

KABİL’E BASKI ARTTI

ŞERİATIN katı bir şekilde uygulanmasından yana olan Taliban’ın denetimi sağladığı bölgelerde günlük hayat devam etse de kadınlara burka telkini, radyoda müziğe kısıtlama gibi müdahalelerin başladığı aktarılıyor. Taliban’dan en çok da kadınlar çekiniyor.

İngiliz The Guardian gazetesinde çıkan bir haberde Gazneli

Yazının Devamını Oku

Afganlar kaçarken

Dünya bir yanda koronavirüs salgını ve neden olduğu ekonomik kriz, öte yanda sel, kuraklık ve orman yangınları gibi devasa afetlerle olağanüstü bir dönemden geçiyor.

NİYE KAÇIYORLAR

KÜRESEL sorunlar, dünyayı küresel de sınamalarla karşı karşıya bırakıyor. Şu günlerde en çok öne çıkan başlıklardan biri de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle aşırıcı Taliban’ın ülkede kontrolü genişletmesi ve söz konusu ülkeden düzensiz göçmen çıkışının hızla artması.

Aslında Afganlar yeni değil, bir süredir kaçmaya çalışıyor. Çünkü koronavirüs salgını, ülkenin pek çok vilayetinde süren kuraklık ve işsizliğin neden olduğu gıdaya ulaşım belirsizliği insanları göçe itiyor. 1996-2001 yılında Taliban yönetiminin uyguladığı aşırıcı politikalar da hafızalarda yeniden canlandığında insanlar kaçmak istiyor. Hedef de komşu ülkeler değil, hayalleri süsleyen Avrupa’ya, özellikle de Almanya’ya ulaşmak.

AVRUPA TAKİPTE

İŞTE ABD ile Afganistan’dan askerini çeken Avrupa da bir süredir bu Afgan çıkışını yakından takip ediyor. Aslında Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla Avrupa’nın Afgan göçüyle ilgili hislerine tercüman oldu.

Kurz, “İnsanlar (Afganlar) kaçmak zorunda kalırsa, bence komşu ülkeler, Türkiye veya Afganistan’ın güvenli bölgeleri, insanların Almanya, Avusturya veya İsveç’e gelmesinden kesinlikle daha doğru yer” ifadesini kullanmıştı. 2015 yılında Suriyeli mültecilere kapıları açan Almanya Başbakanı Angela Merkel de geçtiğimiz günlerde her defasında mülteci kabul edemeyeceklerini dile getirdi.

Avrupa Birliği de şu günlerde göçe karşı Afganistan’ın komşu ülkeleriyle temasta. Hedef Afgan göçmenlerin komşu ülkelerde tutulabilmesi. Brüksel, Türkiye ile de Suriyeliler için yapılan mutabakatın dışında, Afgan göçüne karşı nasıl bir destek çıkılabilir onu gözden geçiriyor. Türkiye’in doğu sınırının güçlendirilmesine yönelik teknik destek de bu yaklaşımın bir parçası olarak gündeme geliyor.

YENİ BİR DALGA

Yazının Devamını Oku

Ankara'ya sıradışı bir büyükelçi profili - Trump karşıtı, Mormon, 5 çocuklu

ABD Başkanı Joe Biden’ın Ankara Büyükelçisi adayı gösterdiği Jeff Flake (58), sıradışı bir elçi profili çiziyor. Siyasetin içinden gelen Flake, Mormon tarikatı mensubu, Afrika’da misyonerlik yapmış, üniversite aşkıyla evlenmiş, 5 çocuk babası. Son dönemde de eski Başkan Trump’a karşı tutumuyla dikkat çeken bir isim.

SIĞIR ÇİFTLİĞİNDE BÜYÜMÜŞ

Jeffrey Lane Flake, 31 Aralık 1962 yılında Arizona eyaletinin Snowflake kasabasında dünyaya gelmiş. ‘Kar tanesi’ anlamına gelen bu yerleşime de adını Mormon tarikatı öncüleri olan ataları vermiş.

1820’lerden sonra ortaya çıkan bu tarikat adını, kurucusu Joseph Smith’in ‘Mormon’ kitabından alır. ‘İsa Mesih’in Son Günü Azizler Kilisesi’ altında faaliyet gösteren kilise, bozulmuş Hıristiyanlığı İsa inancına uygun hale getirmeyi hedeflediğini savunur. Mesih’in ikinci gelişinin Amerikan topraklarına olacağına inanan tarikatın bazı kolları çokeşliliğe de izin verir.

Flake’in çocukluğu 10 kardeşiyle bir sığır çiftliğinde geçmiş. Hatta 5 yaşındayken sağ işaret parmağının ucunu biçerdövere kaptırmış. 

AFRİKA’DA MİSYONERLİK YAPMIŞ

Liseden sonra Afrika’da bir süre Mormon misyonerliği yapmış. Bu dönemde Afrikanca öğrenen

Yazının Devamını Oku

ABD çekilirken Taliban ilerlerken

ABD büyük ölçüde Afganistan’dan asker çekmeyi tamamladı. Geriye kalan askerlerin de 11 Eylül saldırılarının 20’nci yılında tamamen çekilmesi bekleniyor.Ancak ABD ve NATO ülkeleri Afganistan macerasının sonuna yaklaşırken ülke toz duman.

20 YIL GERİYE Mİ

AŞIRICI Taliban, iki ayda ülkenin dörtte birini ele geçirdi. Afgan güçleri savaşmadan geri çekilirken kırsalda birçok ilçe Taliban’ın kontrolüne geçti. Hatta ABD’de başkent Kabil’in de altı ay ile iki yıl içinde İslam emirliği kurmak isteyen Taliban’ın eline geçebileceği yorumları yapılmaya başlandı. Sanki Afganistan’da bir anda saatler 20 yıl geriye alınmış gibi oldu.

İKİ HEDEF VARDI

11 EYLÜL saldırıları sonrasında ABD, Afganistan’a müdahale kararı aldığında iki hedef söylenmişti. Biri Taliban’ı iktidardan uzaklaştırmak, diğeri ise saldırıların faili olan terör örgütü El Kaide’yi küresel bir tehdit olmaktan çıkarmaktı.

ABD bu hedef uğruna 2019 rakamlarına göre 776 milyar dolar harcadı. 3500 can verdi. 33 bin sivil de hayatını kaybetti. Şimdi ABD çekiliyor, Taliban gücüne güç katıyor. Terör örgütlerinin palazlanmasının da an meselesi olduğu yorumları yapılıyor.

MOZAİKLER ÜLKESİ

MALUM, Afganistan ‘imparatorluklar mezarlığı’ diye bilinir. 1989 yılında 10 yıl süren kanlı bir müdahalenin ardından Rusları ülkelerine geri yollayan Afganistan, bu kez ABD’yi pes ettirdi.

Afganistan farklı etnik grupların güç odakları tarafından kontrol edildiği, tarım ile geçinmeye çalışan yoksul bir ülke. Haşhaş ekimiyle de uyuşturucu kaçakçılığının çıkış ülkelerinden biri. Aynı zamanda Asya’daki merkezi konumuyla jeostratejik açıdan dikkat çekiyor.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin Kabil önerisi

Dünya geçen cumadan bu yana sıkı bir zirve maratonuna sahne oldu. Önce G-7, sonra NATO ve AB, Türkiye-ABD ve ABD-Rusya zirveleri...

G-7’de ABD, Joe Biden ile dünya liderliğine geri döndüğü mesajı verdi. NATO zirvesinde transatlantik işbirliğinin önemi vurgulanırken, Çin tehdidi ilk kez ittifakın karşı karşıya kaldığı riskler arasında sayıldı. ABD Başkanı Biden ile Rusya lideri Vladimir Putin zirvesinde ise iki ülke heyetleri pozisyonlarını ortaya koyup olası işbirliği alanlarını tespit etmeye çalıştılar.

ERDOĞAN-BIDEN GÖRÜŞMESİ

TÜM bu zirve koşuşturmaları sonrasında dünya siyasetine yön verecek bir haftayı geride bıraktığımızı söyleyebiliriz.

Ve tüm görüşme trafiği için en dikkat çeken toplantılardan biri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Joe Biden ile yaptığı ikili görüşme oldu.

Yapılan açıklamalara göre S-400 ve F-35’ler konusunda iki taraf da pozisyonunu korudu, ancak görüşmelerin sürme iradesi çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir kez daha ABD’nin terör örgütü PKK/YPG’ye desteğinden ötürü duyduğu rahatsızlığı gündeme getirme fırsatı bulurken, anlaşılan toplantının en rahat başlıklarından birini Türkiye’nin ABD, Afganistan’dan çekildikten sonra Kabil havalimanını kontrol etme önerisi oldu.

BIDEN ÖNERİDEN MEMNUN

ABD’nin eski Ankara büyükelçilerinden ve halihazırda Wilson Center’ın Ortadoğu Programı Başkanı olan James Jeffrey, Amerika’nın Sesi haber sitesine yaptığı açıklamada “Başkan Biden Türkiye’nin Kabil’de kalma konusundaki duruşundan çok memnun” yorumunda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Türkiye’nin Kabil’de kalabileceğini, Pakistan ve Macaristan’ın destek verebileceğini söyledi.

ABD, Taliban ile yapılan anlaşma uyarınca 11 Eylül’de Afganistan’dan asker çekmeyi tamamlamayı planlıyor. Türkiye siyasi, mali ve lojistik destek talep ederken anlaşılan Kabil önerisi NATO’dan da destek buluyor.

Yazının Devamını Oku