GeriNilgün Tekfidan GÜMÜŞ 5 soruda Suriye’de son durum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

5 soruda Suriye’de son durum

SADECE Türkiye değil dünya kritik bir dönemden geçiyor

 

Irak ve Suriye’de devam eden istikrarsızlık, Halep’e yönelik acımasız bombardıman, ABD-Rusya gerilimi, ABD’de kasım ayında yapılacak seçimler, AB’ye yönelik mülteci riski, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde seçimlerin yaklaşıyor olması, düşük petrol fiyatlarında denge arayışı dünyayı belirsiz bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor. Bu hafta Suriye’deki son durumu sorularla aktarmaya çalışacağım...


Halep’te savaş niye kızıştı?



Kurban Bayramı döneminde ABD-Rusya öncülüğünde bir haftalık ateşkes ilan edilmişti. Ateşkes sürerken Suriye ordusunun Deyzezzor’daki bir askeri üssü vuruldu, 60’dan fazla Suriye askeri öldü. ABD’ye göre saldırı kazaen olmuştu. Ve ateşkesin sona ermesinin hemen ardından 19 Eylül’de insani yardım taşıyan Suriye Kızılayı’nın kamyonları vuruldu. ABD, Rusya’yı, Rusya, ABD’yi suçladı. Derken Halep’e yönelik belki de savaşın başından bu yana en etkili bombardımanı başladı. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, ‘uluslararası yasaların ihlalidir’ diye feveran ediyor. ABD’nin BM Daimi Büyükelçisi Samantha Power, Rusya’yı ‘barbarlıkla’ suçluyor. ABD Dışişleri Bakanı Sözcüsü John Kirby, “Rus askerleri, ülkelerine ceset torbalarıyla dönebilir” diyor. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Rusya ile Suriye konusunda görüşmeleri keseceği tehdidinde bulunuyor.

 

ABD’nin savaşta tutumu ne?


Suriye’de savaş tamamen kontrolden çıkmış durumda. Akdeniz’e askeri anlamda yerleşme fırsatı bulan Rusya, Esad rejimini desteklemeyi sürdürüyor. ABD ise Suriye’de savaşı kendi ulusal güvenliği için doğrudan tehdit olarak görmüyor. Nitekim ABD Başkanı Obama da önceki gün CNN’deki programda, ABD’nin ulusal güvenliğinin tehdit altına girmediği bir noktada Suriye’ye asker göndermelerinin öncelikleri olmadığını belirterek, “Dünyanın pekçok yerinde bizim güvenliğimize doğrudan dokunmayacak meydan okumalar olacak. Bu durumlarda bizim (ilgili ülkelere) yardım etmemiz lazım ancak daha fazla asker göndermek bizim cevabımız olmayacaktır” dedi. Suriye ve Irak’ta terör örgütü DEAŞ ile savaşa öncelik veren Obama, 2017 yılının ocak ayında koltuğunu kasım ayında seçilecek halefine bırakacak. Obama gidene kadar, Irak’ta Musul’un, Suriye’de Rakka’nın geri alınması için operasyonların başlatılması hedefleniyor.


ABD’nin Moskova’ya yönelik çıkışının anlamı ne?


Esad rejiminin savaş öncesi Suriye’nin en büyük kenti olan Halep’i alması muhaliflere ve onların destekçilerine büyük bir darbe anlamına gelecek. Ancak Halep’te muhaliflerin kontrolündeki mahallelerde büyük bir yıkım yaşanıyor. Şam rejimi bunu yaparken, halkı bezdirerek muhalif silahlı gruplara olan desteğin kesilmesini de hedefliyor. 250 bin kişinin yaşadığı semtlerde 100 bin de çocuğun bulunduğu hesabı var. ABD, bu çıkışıyla Rusya üzerindeki baskısını kullanmayı deniyor. Ancak Rusya, ABD’nin elinde çok da fazla enstrüman olmadığının farkında. Rusya’nın geri adım atmaması durumunda muhaliflere müttefiklerinden daha fazla operasyonel ve silah desteği gelebilir. Bu da savaşta şiddetin daha da tırmanması anlamına gelecektir.

 

Dünya, Suriye savaşını niye bitiremiyor?

 

Savaşın içinde çok fazla ülkenin çıkar çatışması söz konusu. Bir taraf kaybediyor gibi olduğunda, diğer tarafın destekçileri yeni hamlelerle devreye giriyor. Ayrıca savaş sonrasında nasıl bir Suriye çıkacağı kestirilemiyor. Çünkü Suriye haritası paramparça olmuş durumda. Kuzeyde Suriyeli Kürtler, Akdeniz kıyısında rejim kontrolündeki kuşak, Irak’tan Suriye’nin içine doğru uzayan DEAŞ kontrolü ve yine kuzeyde yer alan parçalı muhalif bölgeleri. Savaşın şu haliyle bitmesi, hiçbir tarafın işine gelmediği gibi, dünyada da bunu bitirecek güçlü bir irade de maalesef oluşmuyor.


Savaşta Avrupa nasıl bir tutum izliyor?

 

Avrupa, Suriye savaşından çok, olası mülteci akınlarına odaklanmış durumda. Oysa mülteci hareketinin durdurulmasının en önemli ayaklarından biri Suriye’de çatışmaların sona ermesi. Ancak Ukrayna’da Rusya ile karşı karşıya kalan AB, bir yandan İngiltere’nin topluluktan ayrılacak olmasının sancılarını da yaşarken Suriye’yi daha çok ABD ile Rusya’ya havale etmiş durumda. Ayrıca Almanya ve Fransa’da gelecek yıl seçimler var. Mültecilere açık kapı politikası uygulayan Almanya Başbakanı Merkel’in Hıristiyan Demokrat Partisi, iki yerel seçimde peş peşe yenilgi aldı. Daha önce Suriye’de uçuşa yasaklı bölge konusunda Türkiye’ye destek veren Merkel, birkaç gün önce yaptığı açıklamada bu konuda ‘şüpheleri’ olduğunu söyledi.
Ve tüm bunları bir araya getirdiğinizde belli ki, barış Suriye’ye çok uzak... Ateşkesin yarattığı umut ışıkları giderek silikleşiyor.

 

 

X

Salgında sihirli formül bulundu mu

ABD Başkanı Joe Biden’ın, koronavirüs aşılarının formüllerinin açıklanıp patent haklarının askıya alınması önerilerine destek vermesi tüm dünyada ‘salgına karşı sihirli formül’ bulunmuş gibi bir heyecan yarattı.

İşte sorularla o büyük tartışma:

ABD’nin hamlesi ne anlama geliyor?

ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai, salgını sona erdirmek adına üretim kapasitesini artırmak için fikri mülkiyet haklarının askıya alınmasını desteklediklerini açıkladı. Bu ABD açısından bir politika değişikliği anlamına gelirken Dünya Ticaret Örgütü bünyesindeki müzakerelerin seyrini de değiştirebilir. Olumlu bir yönde karar çıkarsa formüller paylaşılarak birçok ülkede aşı üretiminin önü açılabilir.

ABD’nin adımı nasıl yankılandı?

Biden yönetiminin ‘cesur’ diye anılan bu adımı dünyayı böldü. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, öncelikle aşı ihracatı önündeki engellerin aşılmasını gündeme getirse de patent muafiyetini görüşmeye hazır oldukları sinyalini verdi. Fransa ve Almanya’dan da ılımlı açıklamaların gelmesi umutları arttırdı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Zor bir zamanda tüm insanların esenliğini önceleyen tarihi bir karar” yorumunda bulundu.

ilaç şirketleri tepkili

Karara kimler karşı çıktı?

Uluslararası Farmakoloji Üreticileri ve Dernekleri,

Yazının Devamını Oku

ABD ile ilişkiler büyük darbe alır

ABD yönetimlerinde âdettendir. 24 Nisan tarihi gelince, 1915 olaylarını anma günü çerçevesinde Ermeni halkına yönelik mesaj yayınlarlar.

Şimdiye kadar Ronald Reagan dışında ABD başkanları yaptıkları açıklamalarda Ermeni lobisi ve Erivan’ın baskılarına rağmen ‘soykırım’ yerine Ermenistan’ın kullandığı ‘Meds Yeghern’ yani ‘Büyük Felaket’ ifadesini kullanmayı tercih ettiler.

BIDEN’IN SEÇİM VAADİ

2019 yılında ise ABD Kongresi’nin her iki kanadı da 1915 olaylarını ‘Ermeni soykırımı’ olarak tanıyan bağlayıcı olmayan kararlar aldılar. O dönemde senatör olan şimdiki Başkan Yardımcısı Kamala Harris, bizzat o tasarıya destek olan siyasetçiler arasında yer aldı.

Biden ise geçen yıl 24 Nisan’da Twitter’dan yaptığı paylaşımda “Seçilirsem, Ermeni soykırımını tanıyan bir kararı desteklemeyi taahhüt ediyorum, insan haklarını başlıca evrensel önceliğim yapacağım” dedi.

Biden-Harris ikilisinin iktidara gelmesiyle Ermeni lobisinin beklentisi yükseldi. Son birkaç aydır söylentiler kuvvetlenirken, son olarak da önceki gün Amerikan New York Times ve Wall Street Journal gazetesine konuşan ABD’li yetkililer, Biden’ın bu kez ‘Ermeni soykırımı’ diyebileceğini sızdırdılar.

İYİ DE NİYE ŞİMDİ

ABD-Türkiye ilişkilerinin son birkaç yıldır çok güllük gülistanlık olduğunu söylemek mümkün değil.

Her ne kadar

Yazının Devamını Oku

ABD’den Rusya’ya ekonomik savaş

Ukrayna ile Rusya’nın savaşın eşiğine geldiği bir dönemde ABD yönetimi, Rusya yönetimine karşı çok sert yaptırımlar açıkladı. ABD, savaş gemilerini Karadeniz’e geçirmedi ama açıkladığı yaptırım kararlarıyla Moskova’ya bir nevi ekonomik savaş ilan etti.

KARADENİZ’DE RESTLEŞME

SON haftalarda Rusya’nın Ukrayna’nın Moskova yanlısı ayrılıkçıların kontrolündeki sınırına ve 2014’te ilhak ettiği Kırım’a asker yığdığı haberleri tansiyonu yükseltmişti.

ABD ve NATO, Ukrayna’ya tam destek açıklamalarında bulunmuştu. Kiev ve Batı, Kırım’ın aksine bu kez ‘Hazırlıklıyız’ mesajı vermeye başlamıştı.

Yine bu dönemde ABD’nin iki savaş gemisini 14-15 Nisan’da Türkiye Boğazları’ndan Karadeniz’e geçireceği haberleri geldi. Buna göre ABD, Montrö Anlaşması uyarınca 15 gün önceden Türkiye’ye bildirim yapmıştı.

Rusya da aynı günlerde Hazar Filosu’ndan irili ufaklı 15 savaş gemisini Volga ve Don Nehri’ni bağlayan kanal üzerinden Karadeniz’e indirmeye başladı.

GEMİ YOLLAMAMA KARARI

GERİLİM üst perdeden devam ederken ABD Başkanı Joe Biden, verdiği bir röportajda ‘katil’ diye tanımladığı Rus mevkidaşı Vladimir Putin’i aradı.

Biden

Yazının Devamını Oku

10 maddede Libya’da neler oluyor?

1) Birleşmiş Milletler’in öncülüğünde yürütülen arabuluculuk sonrasında Libya’da yeni bir sayfa açılıyor. Libya lideri Muammer Kaddafi’nin 2011’de devrilmesi ve 2014’te ülkenin siyaseten ikiye bölünmesi sonrasında ilk kez uzlaşmaya yönelik somut bir adım atıldı.

2) BM’nin girişimiyle oluşturulan Libya Siyasi Diyalog Forumu, şubat ayında Cenevre’de yaptığı toplantıda milyarder iş adamı Abdulhamid Dibeybe’yi başbakan, eski Büyükelçi Muhammed Menfi’yi ise Başkanlık Konseyi Başkanlığı’na seçmişti.

3) İşte Trablus ve Tomruk diye iki kanada bölünmüş Temsilciler Meclisi yıllar sonra ilk kez hafta başı Sirte’de toplanarak önceki günkü oturumda Dibeybe’nin 26 bakandan oluşan kabinesini onayladı. Geçiş hükümetinin en önemli görevi ülkeyi 24 Aralık’ta yapılması öngörülen seçimlere hazırlamak.

4) Şubat ayındaki seçimlerde Dibeybe’nin favori adayları geçip seçilmesi sürpriz olmuştu. Misratalı bir aileden olan Dibeybe, Kanada’da mühendislik eğitimi almış, Muammer Kaddafi döneminde toplu konut projeleri de geliştiren devlete ait Libya Yatırım ve Kalkınma Şirketi’nin başındaydı.

BİRLİK SAĞLANABİLECEK Mİ?

5) Güçlü isimleri bertaraf ederek zorlu bir göreve soyunan Abdulhamid Dibeybe ve Menfi’nin ülkeyi düzlüğe çıkarabilecek sağlam bir siyasi desteği olmadığı eleştirilerin başında geliyor. Ayrıca, şubat ayında Diyalog Forumu’nda birkaç oy fazlayla seçilen Dibeybe’nin yakınlarının oy satın aldığı iddiaları da söz konusu. 

6) Petrol zengini Libya hali hazırda ordusundan, coğrafi yapısına, hükümet kurumlarından kaynaklarına kadar bölünmüş bir ülke. Bu nedenle Başbakan Dibeybe’nin devlet kurumlarını birleştirme, toplumsal barışı sağlamada ne kadar etkili olacağı, terör tehdidiyle, muhalifleriyle nasıl baş edebileceği merak ediliyor. 

7) BM’nin meşru saydığı, Türkiye’nin destek verdiği Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayiz es Serrac yetkiyi Dibeybe’nin Ulusal Birlik Hükümeti’ne devredecek. Keza gayri meşru silahlı güçlerin destekçisi Halife Hafter ve destek verdiği Tobruk’ta konuşlu Temsilciler Meclisi de hükümetin kontrolü altına girecek. Ülkedeki yeni meşru siyasi yapı bir aksilik olmazsa Dibeybe hükümeti olacak.

PARALI ASKERLER NE OLACAK?

Yazının Devamını Oku

Gözler Türkiye’de

Türkiye, eskiden beri uluslararası siyasette konumuyla, nüfusuyla, politikalarıyla dikkat çeken bir ülke.

Son aylarda Doğu Akdeniz gerilimi, Libya krizi ve Azerbaycan’ın Karabağ’da aldığı zaferle sık sık dış gündemde öne çıktı. Şimdi ise Türkiye’nin tansiyonu düşürme ve insan haklarını genişletmeye yönelik adımları ilgi çekiyor.

Bu girişimler nispeten olumlu karşılık bulsa da yorumlardan bu adımların temkinli bir mesafeden izlendiği de anlaşılıyor.

AB İZLEMEDE

MALÛM, Türkiye’nin Oruç Reis sismik araştırma gemisini Doğu Akdeniz’de araştırma yapmaya yollaması nedeniyle Kardak krizinden (1996) bu yana Yunanistan ile tansiyon en yüksek seviyeye yükselmişti.

Hatta Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin ısrarıyla AB, Türkiye’ye karşı yaptırım kartını bile masaya getirmişti.

Ege ve Akdeniz’de kıta sahanlığının belirlenmesi konusunda haklı talepleri bulunan Türkiye, araştırma gemilerini çekerken bu gerilim Yunanistan ile istikşafi görüşmelerin beş yıl sonra yeniden başlamasının yolunu da açmıştı.

Akdeniz’de gerilimin azalması, 25-26 Mart tarihinde yapılacak AB zirvesine olumlu yansıyabilir. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in zirve için bir Türkiye raporu sunarak gelinen son noktayla ilgili liderleri bilgilendirmesi bekleniyor.

ALMANYA’NIN MESAJI

Yazının Devamını Oku

Kıbrıs’ta bir çözüm var mı

DOĞU Akdeniz’de yaşanan enerji krizinin en önemli ayaklarından biri olan Kıbrıs meselesi önümüzdeki günlerde gündemde üst sıralara çıkmaya hazırlanıyor.

ZEMİN YOKLAMASI İÇİN

BİRLEŞMİŞ Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü, 27-29 Nisan 2021 tarihleri arasında İsviçre’nin Cenevre kentinde Kıbrıs konusuyla ilgili 5+1 formatında gayri resmi bir toplantı düzenleneceğini açıkladı. Toplantı, Kıbrıs’ın iki tarafı ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’yi kapsayacak.

BM Sözcüsü’ne göre öngörülebilir bir gelecek için çözüm zemini olup olmadığı istişare edilecek.

NEREDE KALMIŞTIK

İKİ toplumlu, iki kesimli, iki kurucu devleti olan federal bir çözüme ulaşmayı hedefleyen görüşmeler en son 2017 yılında yine İsviçre’nin Crans Montana kentinde yine garantör ülkelerin katılımıyla yapılmıştı.

Ancak Rumların, adada Türk askeri ve garantörlük karşıtı tutumu görüşmeleri tıkayan unsurlardan olmuştu.

Görüşmelerde yer alan Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, daha sonra Kıbrıs Rum Lideri Nikos Anastasiadis’in “Türklerle herhangi bir yönetim dahil bir şey paylaşmak istemiyoruz, halkımız hastanelerini bile paylaşmak istemiyor” dediğini açıklamıştı.

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM

Yazının Devamını Oku

S-400 için çıkış var mı

ABD’de Joe Biden yönetimi iktidara geleli yaklaşık bir ay oluyor. Başkan Biden, selefi Donald Trump döneminde terk edilen uluslararası kurumlara, anlaşmalara geri dönerken dış politikayı da gözden geçiriyor.

TEMASLAR BAŞLADI

BIDEN yönetimi ile Türkiye arasında da ilk temaslar gerçekleşmeye başladı. İlk görüşme ay başında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan arasında yapıldı. İkinci görüşme ise Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve ABD’li mevkidaşı Antony Blinken arasında gerçekleşti.

Blinken görüşmesi tam da ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın Gara saldırısında 13 Türk vatandaşının öldürülmesiyle ilgili yaptığı tuhaf açıklama sonrasında geldi.

Price, bu açıklamada ‘Türk sivillerin terör örgütü olarak tanınan PKK tarafından öldürüldüğüne dair haberler doğruysa, bu eylemi mümkün olan en güçlü şekilde kınıyoruz’ demişti.

Blinken’ın Çavuşoğlu ile yaptığı görüşme sonrasında ise ABD Dışişleri, net ifadelerle Türk vatandaşlarının öldürüldüğü Gara saldırısından terör örgütü PKK’yı sorumlu tuttu.

SAVUNMA SİSTEMİ VURGUSU

BIDEN yönetimi ile yapılan iki temas sonrası ABD’den gelen açıklamalarda vurgu yapılan başlıca konular arasında Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 füze savunma sistemi konusu da vardı.

Malûm eski ABD Başkanı

Yazının Devamını Oku

Aşı bencilliği ters tepebilir

Koronavirüse karşı aşı temini, kitlesel aşılama dünyayı ciddi bir sınavla daha karşı karşıya bırakıyor.

Aşı şirketleri siparişleri karşılamada geç kalırken zengin ve yoksul ülkeler arasındaki aşı adaletsizliği de giderek su yüzüne çıkıyor.

ALMANYA’NIN SINAVI

ŞU günlerde dünya gündeminin arka planında aşı temini konusunda öyle çok tartışma var ki. Avrupa mesela. Avrupa Birliği Komisyonu ve Almanya ile İngiliz-İsveç şirketi AstraZeneca arasında müthiş bir gerilim yaşanıyor.

Amerikan Pfizer ve Alman BioNTech şirketinin yeni tesisler kurması, aşı üretiminde sıkıntılar yaşanmasına ve bu yüzden Almanya’da aşılamanın yavaşlamasına yol açtı. Yine Almanya’da AstraZeneca’nın aşılarda İngiltere ve ABD’ye öncelik vereceği kuşkusu büyük tartışma konusu oluyor.

Alman Bild gazetesi dün emeklilerin Sağlık Bakanı’na yönelik ‘Yalvarıyoruz aşılarımızı yapın’ çağrısını birinci sayfaya taşımıştı. Almanya’da eylül ayında genel seçimler var ve bu durum Başbakan Angela Merkel’in Hıristiyan Demokrat Partisi’ni de büyük bir sınamayla yüz yüze bırakıyor.

zengine var, yoksul beklesin

AŞI konusunda dikkat çeken diğer bir bölge Ortadoğu. İsrail, aşılamada en başarılı giden ülkeler arasında yer alıyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar gibi Körfez’in zengin ülkeleri de aşılamada öne geçerken Yemen, Suriye, Lübnan gibi savaş ve krizlerin vurduğu ülkeler bir de aşı konusunda darbe yiyor.

Koronovirüsün tıbbi imkansızlıklar nedeniyle daha ölümcül olduğu yoksul Afrika da aşı ihtiyacını karşılamak için mücadele veriyor. En yoksul ülkeler için kurulan aşıya erişim fonu COVAX üzerinden 600 milyon doz aşı temin edilmesi bekleniyor.

Yazının Devamını Oku

ABD’nin imaj sorunu var

ABD son yılların belki de en kritik günlerini yaşıyor.

Bir yanda 3 Kasım seçim sonuçlarını kabul etmeyen bir ABD Başkanı ve onu ateşli bir şekilde desteklemeye hazır taraftarları. Öte yanda asker koruması altında görev süresi sona ermek üzere olan başkan hakkında azil süreci başlatan Kongre ve yine asker koruması altında yemin etmeye hazırlanan yeni ABD başkanı.

Doğrusu ABD’nin imajı yakın tarihte hiç bu kadar zedelenmemişti.

İyi de süpergüç nasıl oldu da bu noktaya geldi? Bunu elbette bir köşeyazısıyla analiz etmek mümkün değil ama, bazı unsurlara dikkat çekmek isterim.

TRUMP FAKTÖRÜ

MALUM Donald Trump seçim yarışına ilk girdiğinde kimse pek şans vermemişti. Başkan olduğunda bile ‘outsider’, yani bu makama uygun olmayan dışarıdan gelmiş biri gibi görüldü. Bir de Rusya’nın Trump lehine seçimlere müdahale ettiği iddiaları vardı ki, epey tartışma götürdü.

Trump’ın yönetim biçimine ise iki unsur damgasını vurdu. Öngörülemez olması ve devletin kurumlarının sözcülerini bir yana bırakıp Twitter’ı kamuyla doğrudan iletişim aracı haline getirmesi. ABD’de sabah olduğunda Trump’ın yaptığı ilk iş Twitter’dan hasımlara gözdağı veren, yandaşları ateşleyici tweet’ler atmak oluyordu.

KOMPLO TEORİLERİ

BAŞKAN Trump’ın ‘Amerika’yı yeniden harika yap’

Yazının Devamını Oku

Mesele sadece S-400 füzeleri mi

2020’de geri sayıma geçtiğimiz şu günlerde haftaya ABD’nin Türkiye’ye yaptırım kararı damgasını vurdu.

AB’nin 10-11 Aralık zirvesinde Türkiye’ye yönelik Doğu Akdeniz krizi nedeniyle istenen yaptırımları kısıtlı tutması bir rahatlama yaratırken, ABD Başkanı Donald Trump giderayak, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alması nedeniyle yaptırım düğmesine bastı.

TRUMP İLE SON KRİZ

OBAMA döneminde ABD’den istediği şartlarda füze savunma sistemi alamayan Türkiye, bu ihtiyacını Rusya’dan karşılamak zorunda kalmıştı. Rusya ile satın alma işlemi devam ederken Trump da Türkiye’nin Obama döneminde ABD’den Patriot alamadığı için Rusya’ya yöneldiğini kabul etmişti.

Ancak bu tavra rağmen Trump döneminde Türk-ABD ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izledi. ABD, Türkiye’yi ortağı olduğu F-35 savaş uçağı projesinden çıkarırken, Suriye’de terör örgütü PKK/YPG ile işbirliği, FETÖ’nün iade edilmemesi gibi Türkiye’yi rahatsız eden tercihlerini sürdürdü.

Öte yandan ABD Kongresi baskıyı arttırırken beklenti daha çok Trump’ın bu yaptırım dosyasını Demokrat halefi Joe Biden’a bırakabileceği yönündeydi.

MÜTTEFİKE CEZA

FAKAT Trump, başka nedenlerle veto edeceğini söylediği savunma bütçe yasasını beklemeden Türkiye’ye yaptırım kararına onay verdi. Trump yönetimi, bu adımıyla 2017’de Rusya, Kuzey Kore ve İran gibi ülkeleri hedef almak için yürürlüğe giren ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası’nı (CAATSA) ilk kez uygulayarak müttefiki Türkiye’nin savunma sanayisini hedef aldı.

CAATSA, başkana 12 maddeden en az beşini seçerek uygulama yükümlülüğü getiriyor.

Yazının Devamını Oku

Zengine var yoksula yok

Dünya yeni bir eşitsizlikle karşı karşıya.

Covid-19’a karşı ilk toplu aşılamalar başlarken zengin ülkelerin aşı üreten şirketlerin kapasiteleri şimdiden kapattığı anlaşılıyor.

Nüfusuna oranla en çok aşı siparişi veren ülkeler sıralamasında Kanada bir numara. Uluslararası STK’ların kurduğu Halkların Aşı İttifakı’na göre nüfusun 5 misli aşı siparişi vermiş durumdalar.

Kanada’yı İngiltere, Avustralya ve Avusturya izliyor. Onlar da çeşitli şirketlere verdikleri siparişlerle nüfuslarını birkaç kez aşılayabilirler.

Bir de madalyonun öteki yüzü var. Zenginler aşı istifçiliğini başlarken, bu gidişle yoksul ülkelerde 10 kişiden sadece birinin aşıya erişimi olabilecek.

Ve bu bencillik yüzünden, koronavirüs yeryüzünde kol gezmeye devam edecek.

Oysa teknoloji paylaşımı ile üretim kapasitesi arttırılarak bu adaletsizliğin önüne geçilebilir. Vakit hâlâ var.

Yazının Devamını Oku

Dünya aşıyı tartışıyor

Dünyada ilk aşılar yola çıktı. Bilim insanları, koronavirüs salgınından çıkış için şimdilik aşıyı tek çare olarak gösterirken kafalarda birçok soru var. Aşı olmalı mı, olmamalı mı? Zorunlu mu olmalı, gönüllü mü? Aşı olmazsam ne olur? İşte bazı ipuçları.

1) AŞIYA BU ŞÜPHE NİYE?

AŞILARA şüphe koronavirüsten çok önce başladı. Hatta bir süredir Batı’da ebeveynlerin çocukluk aşılarına karşı çıkması nedeniyle bu hastalıklarda artış bile başladı.

Şimdi ise sosyal medya sayesinde aşı karşıtları kendilerini kolayca örgütlüyor.

Bir de QAnon gibi komplo teorisi hareketleri var. Aslında COVID-19’un da bir grup elitin dünyayı ele geçirmek için kurdukları bir komplo olduğunu iddia ederek taraftar topluyorlar.

COVID-19 ile nüfusun azaltılacağını, aşıların da buna hizmet edeceği iddiasındalar. Ellerinde ise bir kanıt yok.

Bir de aşıların uzun vadede insanda başka hastalıklara yol açabileceğini düşünen geleneksel şüpheciler söz konusu.

Dolayısıyla tüm bunlar aşının dünya kamuoyundan bir miktar direnç görebileceği anlamına geliyor. 

Yazının Devamını Oku

AB ile zor gündem

Şüphesiz haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri Avrupa Birliği (AB) çerçevesinde Libya’ya yönelik silah ambargosunu denetleyen İrini Harekâtı’na bağlı Alman askerlerin, Türkiye bandralı gemiye Akdeniz’de uluslararası sularda izinsiz baskın düzenlemesi oldu.

YUNAN OYUNU MU

OPERASYON, tam da Türkiye’nin 10-11 Aralık tarihli AB liderleri zirvesi öncesinde Brüksel’e olumlu sinyaller vermeye çalıştığı bir döneme denk geldi.

Baskın zaten gergin olan Türkiye-AB ilişkilerini daha da gerdi. Üstelik operasyon emrinin İrini Harekâtı’nın deniz unsurlarının başındaki Yunan komutan tarafından verilmesi, gemiye inen askerlerin Alman olması da ayrıca dikkat çekti.

Yunanistan malûm Oruç Reis’in Doğu Akdeniz’deki sismik faaliyetlerinden ötürü AB’ye Türkiye’ye yönelik yaptırımların arttırılması için yoğun baskı yapıyor, Almanya ise Türkiye ile sorunların diplomasi yoluyla çözümlenmesine öncelik veriyordu.

Roseline A isimli gemiye düzenlenen baskında Almanya’nın da yer alması ‘Berlin bir tavır değişikliğine mi gidiyor’ sorusunu gündeme getirdi.

ÇATIŞAN ÇIKARLAR

EKİM ayında yapılan AB zirvesinde Doğu Akdeniz meselesinin aralık ayındaki zirvede ele alınacağı belirtilerek pozitif gündem için süre tanınmıştı.

Türkiye’den tek taraflı eylemlerden uzak durması istenirken Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, mülteciler konusunda işbirliği, yüksek seviyeli diyalog gibi alanlarda adım atılacağına dair sinyaller verilmişti.

Yazının Devamını Oku

Karabağ’da kim ne kazandı

Önemli gelişmelerin yaşandığı bir haftayı geride bırakıyoruz.

ABD’de Demokrat Joe Biden’ın başkanlığı kazanmasının neredeyse kesinleşmesi, Almanya’da yerleşik Türk bilim insanları Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci’nin başında olduğu Biontech’in Amerikan Pfizer şirketiyle korona aşısında büyük ilerleme kaydetmesi ve Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ zaferi.

BAKÜ’NÜN ARTILARI

RUSYA aracılığında Azerbaycan ile Ermenistan arasında yapılan anlaşmanın şüphesiz en büyük kazananı İlham Aliyev liderliğindeki Azerbaycan oldu.

- Azerbaycan, 1993 yılından bu yana işgal altındaki Dağlık Karabağ civarındaki 7 rayonunun tamamını yıl sonuna kadar geri alacak. 27 Eylül’de başlayan harekâtta zaten bunların 5’inde kontrolü sağlamıştı. Ayrıca Karabağ bölgesinde kalan stratejik Şuşa kentini de geri aldı. Dağlık Karabağ toprakları yaklaşık yüzde 25 küçüldü.

- Bir diğer önemli kazanımı ise Nahçıvan üzerinden Türkiye ile ulaşım koridoru açılmasını garantilemesi oldu.

RUSYA’NIN ARTILARI

MOSKOVA bir kez daha Kafkaslar’daki en güçlü oyun kuruculardan biri olduğunu gösterme fırsatı buldu.

Baştan beri Ermenistan Başbakanı

Yazının Devamını Oku

10 maddede ABD seçimleri

Dünya ABD’deki geri sayıma kilitlenmiş durumda. 3 Kasım’daki seçimlerde Başkan Donald Trump yeniden seçilebilecek mi? Yoksa ipi göğüsleyen Demokrat rakibi Joe Biden mı olacak? Beyaz Saray’da kimin oturacağı, dış politikanın seyrinde de önemli rol oynacak.

1) Anketlerde Biden, Cumhuriyetçi rakibi Trump’ın 9-10 puan önünde gidiyor gibi görünüyor. Ancak bu, seçimlerin Biden için çantada keklik olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü hem anketlerin yanılma payı var. Hem de iki aşamalı seçim sistemi ülke genelinde daha az oy almasına rağmen tıpkı 2016 seçimlerinde olduğu gibi Trump’ı yeniden Beyaz Saray’a taşıyabilir.


2) EN ÇEKİŞMELİ SEÇİMLER ABD’de seçmen eğilimleri eyaletlere göre kemikleşmiş durumda. Yeni başkanı ise genelde seçimlere göre tercihi değişebilen 10 kadar eyalet belirliyor. İşte Trump geçen seçimlerde bu kritik eyaletlerin önemli bir kısmını alarak Beyaz Saray’ı garantiledi. Şimdi ise Trump ve rakibi, Florida, Kuzey Carolina, Ohio, Colorado, Nevada ve Arizona’da başa baş bir yarış vereceğe benziyor.


3) Koronavirüs salgını, ülkede artan ırkçı tansiyon, Trump’a yönelik seçmen tepkisini de etkilemişe benziyor. ABD Seçim Projeksiyonu’na göre ülkede erken oy veren ya da oylarını posta yoluyla kullanan kişilerin sayısı 42 milyonu geçmiş durumda.


4)  Erken oylarda eğilimin Demokrat partiden yana olduğu iddia edilirken, birçok yerde oy sayımı sonrasında erkenci oyların genel oy dağılımına eklenmesi bekleniyor. Bu nedenle 3 Kasım seçimlerinin, ABD yakın tarihinin en çekişmeli seçimlerinden biri olması muhtemel görünüyor.


Yazının Devamını Oku

10 maddede ABD seçimleri

Dünya ABD’deki geri sayıma kilitlenmiş durumda.

3 Kasım’daki seçimlerde Başkan Donald Trump yeniden seçilebilecek mi? Yoksa ipi göğüsleyen Demokrat rakibi Joe Biden mı olacak? Beyaz Saray’da kimin oturacağı, dış politikanın seyrinde de önemli rol oynacak.

1. Anketlerde Biden, Cumhuriyetçi rakibi Trump’ın 9-10 puan önünde gidiyor gibi görünüyor. Ancak bu, seçimlerin Biden için çantada keklik olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü hem anketlerin yanılma payı var. Hem de iki aşamalı seçim sistemi ülke genelinde daha az oy almasına rağmen tıpkı 2016 seçimlerinde olduğu gibi Trump’ı yeniden Beyaz Saray’a taşıyabilir.

2. ABD’de seçmen eğilimleri eyaletlere göre kemikleşmiş durumda. Yeni başkanı ise genelde seçimlere göre tercihi değişebilen 10 kadar eyalet belirliyor. İşte Trump geçen seçimlerde bu kritik eyaletlerin önemli bir kısmını alarak Beyaz Saray’ı garantiledi. Şimdi ise Trump ve rakibi, Florida, Kuzey Carolina, Ohio, Colorado, Nevada ve Arizona’da başa baş bir yarış vereceğe benziyor.

EN ÇEKİŞMELİ SEÇİMLER

3. Koronavirüs salgını, ülkede artan ırkçı tansiyon, Trump’a yönelik seçmen tepkisini de etkilemişe benziyor. ABD Seçim Projeksiyonu’na göre ülkede erken oy veren ya da oylarını posta yoluyla kullanan kişilerin sayısı 42 milyonu geçmiş durumda.

4. Erken oylarda eğilimin Demokrat partiden yana olduğu iddia edilirken, birçok yerde oy sayımı sonrasında erkenci oyların genel oy dağılımına eklenmesi bekleniyor. Bu nedenle 3 Kasım seçimlerinin, ABD yakın tarihinin en çekişmeli seçimlerinden biri olması muhtemel görünüyor.

5.

Yazının Devamını Oku

Dağlık Karabağ’da baskı artabilir

Dağlık Karabağ sorunu bir anda dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.

Ermenistan’ın temmuz ayında Azerbaycan’ın stratejik enerji hatlarının ve yolların geçtiği bir bölgede yer alan Tovuz’a saldırması, ağustos ayı sonlarında da Dağlık Karabağ hattında provokatif eylemlerini sürdürmesi üzerine Azerbaycan’dan ummadığı bir yanıt görmeye başladı.

NEDİR BU SORUN

DAĞLIK Karabağ, uluslararası hukuka göre Azerbaycan yönetimine bağlı özerk bir yönetim. 1992’de tek taraflı bağımsızlık ilan eden Dağlık Karabağ’da Ermenilerin kurduğu sözde ‘cumhuriyet’ Erivan dahil hiçbir ülke tarafından tanınmıyor. Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ civarındaki 7 ilçesi de işgal altında bulunuyor.

Bakü, 28 yıldır bu kendi toprağı olan bölgeleri geri almak için diplomatik bir mücadele veriyor. Ancak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü (AGİT) çerçevesinde kurulmuş Minsk grubunun yaptığı görüşmelerde şimdiye kadar herhangi bir ilerleme sağlanamadığı gibi son dönemde Erivan’ın provokasyonları da arttı.

KİM NE İSTİYOR

AZERBAYCAN işgal altındaki Ağdam, Cebrail, Fuzuli, Kelbecer, Kubatlı, Laçin ve Zengilen reyonlarında işgalin sona erdirilmesini istiyor, Dağlık Karabağ için de Bakü’ye bağlı özerk bir yapı öngörüyor.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise “Karabağ ezelden Ermeni toprağı. Teslim edilmesi söz konusu olamaz” diye diretiyor. Silahlı çatışmaya dönüşen gerilimi bir anlamda bu diplomatik tıkanıklık da tetiklemiş durumda.

DÜNYA NASIL GÖRÜYOR

Yazının Devamını Oku

Diyalog iyi haber de...

Öncelikle Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren deniz yetki alanlarındaki belirsizlikle ilgili krizde yeniden diyaloga başlama kararının önemli bir gelişme olduğunu not etmekte fayda var.

1-2 Ekim’de Türkiye-AB ilişkilerinin de masaya yatırılacağı AB zirvesi sonrasında Yunanistan ile 2016 yılında duran istikşafi görüşmeler yeniden başlayacak. İki ülkeden diplomatlar, müzakere edilmesi gereken konularda uzlaşmaya varmak için görüşmeler gerçekleştirecek. Bu 2002’den beri Yunanistan ile 61’nci istikşafi görüşme olacak.

RUMLAR ISRARCI

AB zirvesi normalde 24-25 Eylül tarihlerinde yapılacaktı. Ancak AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in korumasında koronavirüs çıktığı için Brüksel’de yapılması planlanan zirve bir hafta ötelendi. AB diplomatları Atina ile diyalog kararıyla birlikte Ankara’ya yönelik yaptırım olasılığının azaldığını ifade ederken açıkta kalan Kıbrıs Rum Kesimi ise bu konudaki ısrarlı tutumunu sürdürüyor. Rumlar, hiç değilse Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de faaliyetlerini sürdürmesi halinde uygulanacak yaptırımların şimdiden belirlenmesi için ısrarını koruyor.

AB’DEN BEKLENTİLER

ALMANYA’nın arabuluculuğu sonucunda Yunanistan ile diyaloğa geçmeyi kabul eden Türkiye’nin de AB’den beklentileri söz konusu. Bunlar Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, AB’nin 2015 Türkiye ile AB arasında imzalanan mülteci sözleşmesine dair yükümlülüklerini yerine getirmesi, Türk vatandaşlarına Avrupa’da vizesiz seyahat imkanı sağlanması gibi unsurlar.

Aslında bu konuda da anahtar AB dönem başkanı olarak Almanya’da. İnsan hakları ihlalleri gerekçesiyle Gümrük Birliği güncellemesine karşı çıkan Almanya’nın AB Komisyonu’na Türkiye’ye yönelik olumlu adım atılması konusunda yeşil ışık yakması ve diğer ülkeleri ikna etmeyi seçmesi ilişkilerin nispeten raya girmesinde önemli bir adım olur. AB ile diyaloğun canlandırılması ise bölgesel istikrara katkı sağlayabilir.

ABD’DE BİR KAOTİK SEÇİM SÜRECİ

ABD 3 Kasım’da en kritik başkanlık seçimlerinden birine sahne olmaya hazırlanıyor. ABD Başkanı

Yazının Devamını Oku

Böyle diyalog çağrısı mı olur

Avrupa Birliği’nin 24-25 Eylül’de yapacağı liderler zirvesi öncesinde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de artan nüfuzundan rahatsız olan Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs üçlüsü ortak bir cephe oluşturmak için neredeyse seferberlik başlatmış durumda.

AB’den Türkiye’ye yaptırım ve güçlü bir ortak tavır isteyen, ancak henüz ne topluluk içinde ne de NATO’da umdukları desteği bulan bu ülkeler seslerini giderek yükseltiyor.

MİÇOTAKİS’İN MAKALESİ

YUNANİSTAN Başbakanı Kiriakos Miçotakis, dün üç Avrupa gazetesinde aynı anda yayınlanan bir makale kaleme aldı. Haddini aşarak Türkiye’ye zirveye kadar süre tanıyan Miçotakis, “Eğer Türkiye o zamana kadar aklını başına toplamazsa diğer Avrupa liderleri ve ‘benim’ gördüğüm kadarıyla etkili yaptırım kararı almaktan başka bir seçeneğimiz kalmayacak” (Frankfurter Allgemeine’den çeviri) diyecek kadar anlaşılan kendinden geçmiş durumda.

Yunanistan hükümeti adına konuşan Miçotakis’in birincil tekil şahıs olarak kendini ifade etmesi bir yana mektuptaki Türkiye’ye yönelik tehdit dili de diyalog çağrısını tamamen gölgede bırakmıştı.

MACRON’UN ÇIKIŞI

FRANSA Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron şu günlerde Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın en güçlü destekleyicilerinin başında geliyor. AB zirvesi öncesi Macron’un dün ClubMed diye adlandırılan AB’nin güney ülkeleri liderlerini Korsika’da bir araya getirmesi bundan.

Doğu Akdeniz’de diyaloga öncelik veren AB dönem başkanı Almanya’nın aksine Fransa, Türkiye’ye daha sert bir tutum takınılmasını istiyor. Henüz umduğu desteği bulabilmiş değil. Macron’un dün ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimini’ AB’ye hedef göstermesi de bundan. Atina ve Rum Kesimi ise Fransa’nın bu tavrıyla cesaret buluyor.

Fransa lideri bir yandan da Yunanistan’a savaş uçağı ve fırkateyn satmanın hesabını yapıyor. Olmadı iki yıl önce Yunanistan pahalı bulduğu için vazgeçtiği iki savaş gemisinin leasing yoluyla yeniden Atina’ya kiralanmasını gündeme getiriyor.

Yazının Devamını Oku