‘Kafamızdaki dırdır’a nasıl cevap verelim? 1. bölüm

Yıllar önce, ‘derdimizle aramıza hendek açmak’ diye bir yazı yazmıştım.

Haberin Devamı

Dertsiz baş yok. Dertlere yaklaşan yollar var.

Bunu düşünürken aklıma gelmişti bu hendek meselesi.

Hani Orta Çağ şatolarında, prensesi koruyan ejderhalar olur.

Onlar şatonun kapısının önündeki hendekte bekler.

Bu görüntü vardı kafamda. İnsan derdiyle arasına, anakaradan kopmuş giden buz kütlesi gibi bir mesafe koyabilir mi diye bakıyordum.

Bazen başarıyordum, bazen derdin buzu yapışıyordu kımıldamıyordu.

Bu hafta “Chatter” (Gevezelik) diye bir kitap okudum. Ethan Kross yazmış.

Kafamızdan dakikada geçen dört bin kelimeye bakmış önce.

Kendimize neler diyoruz. Sonra bu laklak negatife dönüp, bizi girdap gibi içine çekmeye başladığında ne yapmalı onu araştırmış.

Hem kendim sıklıkla, hem de tanıdığım bir çok kişi bu dertten mustarip.

İç konuşmaların bazen insanı olmayacak endişelere gark ettiği bir gerçek.

Haberin Devamı

Bir kere şunu söylemiş ve ne yazık ki katılıyorum: “İnsan anda yaşayan bir canlı değil. Genlerine, biyolojisine, evrimine, beynine her şeyine ters anda kalmak. İnsan ne yaptıysa, geçmişe bakıp gelecek dersleri çıkararak yaptı.”

Dikkat ederseniz, günün herhangi bir anında içinizdeki sese kulak verdiğinizde, onun ya geçmişten ya da gelecekten dem vurduğunu duyarsınız.

Ya geçmişi çekiştirir ya da gelecek dedikodusu yapar. Oturmaz yani oturduğu yerde.

O yüzden yeni çağın anda kalma hayalleri evet nefesle, farkındalıkla ara sıra başarılsa da, makinenin geldiği yazılım anda kalmıyor.

Peki ne yapalım?

Oradan oraya savrulalım da dertlerimizde mi boğulalım?

Hayır, hayır tabii ki. Akıllıyız biz.

Oradan da çıkmanın yolları var ve uygulayabiliriz.

Ben kitapta önerilen metotlardan bazılarını, bilmeden yıllardır uyguladığımı fark ettim.

El yordamıyla keşfetmişim. Bakmışım ki işliyor, yapmaya başlamışım.

Hepsine yer kalmayacak bu hafta. Bölerek yazacağım.

Bu benim konularımdan biri ve sizinle paylaşmayı, uzun uzun anlatmayı çok istiyorum.

Bir derdiniz mi var, onu kar topu gibi tepeden büyüte büyüte yuvarlamak yerine mesela şunu yapabilirsiniz: Zamanda yolculuğa çıkın ve şu halinize 10 sene sonradan bakmayı hayal edin.

Haberin Devamı

Şu an içinde olduğum ve beni ters dönmüş böcek gibi çaresiz bırakan bu durum, 10 sene sonra geçmiş gitmiş bir anı olacak.

10 sene sonra, oğlumun ateşlendiği bu geceyi düşünüp, “Ah geceleri ateşlenirdi ben de başında beklerdim” diye anlatacağız.

Bugün olan talihsizliğe, “İşimi kaybetmiştim, ne yapacağımı da bilemiyordum” diyeceğiz.

Şimdi kırılan kalp, “Ayrılmıştık, yapayalnızdım bir daha da kimse olmaz artık diyordum” diyecek bize.

Kendimizi bir girdaba girmiş, aşağılara inerken bulduğumuzda, 10 sene sonraya ışınlanalım.

Oradan bakalım bugüne. Küçülsün bugün, büyüsün hayatın tamamı.

Daha bir çok yolu var, bugünü cüceleştirmenin.

Haftaya devleşmeye devam.

 

 

Yazarın Tüm Yazıları