"Nihat Hatipoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Hatipoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Nihat Hatipoğlu

Müslümanları üç gün gözlemleyince

8 Ekim 2010

Adam silahlıdır ve casus olduğunu hissettirecek tavırlar içindedir. Sahabe bu adamı tanımaz. Ama ne olur ne olmaz diye de sorgulamadan bırakmak istemez. Medine’ye girdikten sonra adamı Hz. Peygamber’in(s.a.v.) huzuruna çıkarırlar. Peygamberimiz (s.a.v.) adamı hemen tanır. Bu silahlı adam Yemame bölgesindeki Benu Hanife denilen kabilenin lideri olan ‘Sümame’ idi. Güçlü, etkili ve tehlikeli bir adamdı. Hz. Peygamber’e (s.a.v.) karşı düzenlenecek bir harekâtı organize niyetiyle o mıntıkada bulunuyordu. Hz. Peygamber (s.a.v.), Sümame’yi tutuklayanlara sordu: Bu adamı tanıdınız mı? Hayır dediler. Peygamberimiz (s.a.v.) bu adam Sümame’dir deyince sahabe tesadüfen önemli bir suikasta engel olduklarını anladılar.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Sümame’yi sorgulamadı. Çünkü niye geldiğini biliyordu. Zindana da attırmadı. Ama onu Medine mescidindeki sütunlardan birine bağlattı. Sımsıkı bir şekilde değil elbette. Başına da bir nöbetçi dikti. Eve gidince de hanımına esire yemek göndermesini söyledi. Artık Sümame’ye günde üç defa Hz. Peygamber’in (s.a.v.) evinden yemek geliyordu. Sümame’nin gözlerinin önünde olmasını istiyordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) Sümame’nin kendisini ve Müslümanları birebir gözlemlemesini arzu ediyordu. Sümame’yi mescide bağlamasındaki sebep buydu. Sümame böylece düşman bildiği Hz. Peygamber’i (s.a.v.) ve cemaatini rahatça değerlendirebilecekti. Bilmediğinin düşmanı olduğunu görme imkânını bulacaktı. Hz. Peygamber (s.a.v.) birinci günün namazının sonunda Sümame’nin yanına gitti ve sordu. “Sümame kendini nasıl hissediyorsun? Bize diyeceğin bir şey var mı?” Sümame şöyle cevap verdi: “İyiyim Muhammed! Benim yanımda ancak iyilik var. Şayet beni öldürürsen hak ettiğim bir cezayı uygulamış olursun. Yok beni affederen bu iyiliği unutmayacak birini affetmiş olursun. Şayet beni affetmenin karşılığında mal istersen arzu ettiğin her şeyi sağlarım.”

Hz. Peygamber (s.a.v.), Sümame’ye cevap vermedi. Evine yürüdü ve gitti. Sümame orada üç gün boyunca tutuklu kaldı, bir anlamda misafir edildi. İhtiyaçlarını giderdi. Yemeğini yedi. Müslümanların Hz. Peygamber’e(s.a.v.) olan sevgi ve saygılarını, birbirlerine karşı olan saygı ve kardeşliklerini gözlemledi. Namazlarda okunan ayetleri dinledi. İslam dini hakkında bilgi sahibi oldu. Korku ve önyargıları gitti. İslam’ı objektif olarak değerlendirme şansı buldu. Kalbi İslam’a ısındı ama bunu hiç belli etmedi. Bir lidere yakışan vakar ve ağırbaşlılığını hiç yitirmedi. Nihayet üçüncü gün Sümame’nin yanına gelen Hz. Peygamber (s.a.v.) aynı soruyu yineledi. Sümame’nin cevabı da aynı oldu. Hz. Peygamber (s.a.v.) sahabeye dönerek, “Sümame’yi çözün ve salıverin” buyurdu. Sümame elbetteki bunu beklemiyordu. Çünkü Hz. Peygambe’e (s.a.v.) suikast hazırlığındaydı ve elbette bunun bedelini ödemeliydi. Ama beklediği gibi olmadı. Resulullah (s.a.v.) onu serbest bıraktı.

Medine’nin dışına çıkan Sümame uygun bir yerde boy abdesti aldı ve Medine’ye geri döndü. Doğrudan Hz. Peygamber’in (s.a.v.) huzuruna çıktı. Ve şöyle konuştu: “Şehadet ederim ki Allah birdir. Sende onun Resulüsün. Ey Allah’ın Peygamberi, yemin ederim ki üç gün önce yeryüzünde en nefret ettiğim yüz senin yüzün, en nefret ettiğim din senin dinin, en nefret ettiğim şehir senin şehrin Medine’ydi. Ama şimdi yeryüzünde bana en sıcak ve sevimli gelen yüz senin yüzün, en sevgili din senin dinin ve en sevimli şehir senin şehrin. Bana müsaade edersen artık umreye gideyim.” Hz. Peygamber (s.a.v.) müsaade etti.

Yazının devamı...

Hayvan sevgisi ve empati

1 Ekim 2010
Merkepten dolayı hesaba çekilir miyiz? Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle cevap verdiler: Şu okuyacağım ayet sizin sorduğunuz bütün soruların cevabını verir: “Kim bir zerre miktarı iyilik yaparsa mutlaka karşılığını görecektir. Ve kim de bir zerre miktarı kötülük yaparsa karşılığını görecektir.” (Zilzal, 7-8)
Peygamberimiz savunmasız ve masum olanlar konusunda bizi uyarmıştır. Zararsız ve savunmasız hayvanları öldürmeyi yasaklamıştır. Gereksiz yere ot koparmayı, çalı kesmeyi, ağaç doğramayı yasaklamıştır. Yetim ve öksüz çocuk ile hakkı gasp edilmiş, derdini anlatamayan, savunmasız ve mağdur edilmiş kadından dolayı sizinle mücadele ederim buyurmuştur. Peygamberimiz bu saydıklarına kol ve kanat olmuştur. Bu nedenle de günümüzde aynı işlevi gören ve hayvanları korumak niyetiyle kurulan müesseselere de büyük saygı duyuyorum.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bindiği hayvanın yüzüne sert bir şekilde darbe atan birini gördüğünde durdurur ve bu hareketinin Allah’ın hukukunu çiğnemek anlamına geldiğini belirtir. “Allah hayvanları bunu yapasınız diye yaratmadı” der. (Ahmed, Müsned, 4/131)
Medine’de bazı kişilerin hayvanların sırtını sandalye, koltuk veya kürsü gibi kullandığını görür. Develerini gölgeliğine çekip sırtına oturan bazı kişiler saatlerce hayvanları ayakta tutar ve sırtından inmezlerdi. Sanki bir taşın üzerinde oturuyorlar da sohbet ediyorlarmış gibi.
Peygamberimiz bu çirkin geleneği kabul etmez. Tepki gösterir. Bu tavrı kınar. Sonra şöyle buyurur: “Şu hayvanlara doğru ve uygun biçimde binin, onlar sizin sandalyeniz değillerdir.” (Ahmed, Müsned, 1/234)
¡ ¡ ¡
Demek ki hayvanın sırtına binmenin de bir hukuku varmış. Demek ki keyfi olarak hayvanlar meşgul edilmezmiş. Demek ki bu dünyada derdini anlatamayan hayvanların bu dünyaya ait dertleri vardır. Demek ki hayvanların da ahrette kendilerine zulmedenlerden bir alacakları vardır. Demek ki mahşerde insanlarla hayvanlar arasında da bir hesaplaşma olacaktır.
Bu nedenle de halife Hz. Ömer (r.a.) binek hayvanlarına belli kilonun üzerinde yük taşıtılmasını kabul etmemiş ve haftada bir gün hayvanların tatil günü ilan etmiştir.
¡ ¡ ¡
Arapların bir kısmı hayvanları ağaca bağlar sonra ok ve mızraklarla atış talimi yaparlardı. Hayvanları canlı hedef olarak seçerlerdi. Bu onlara göre bir yiğitlik göstergesiydi.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu ağır bir dille kınamıştır. “Allah bu işe lanet eder” demiştir.
Bilirsiniz ki, Hz. Peygamber (s.a.v.) lanet sözcüğünü çok az kullanmıştır. Bir tavuğun böylesine kalkan yapıldığını görünce Hz. Enes Peygamberimizin bu sözünü hatırlatır.
Hayvanları keserken birbirlerini görmesinler, keskin bir malzeme ile bu işi yapın, hayvana en az sıkıntı verecek bir yöntem kullanın diye buyuran Peygamberimiz, bizlere hayvanları bayıltarak, sakinleştirerek kesmeye cevaz verme kapısını da açmış oluyor.
¡ ¡ ¡
Yolu doğru olmayan bir kadın sırf bir köpeğe su verdiği için affedildi. Çok dindar olan bir diğer kadın ise tasarlayarak bir kedinin ölümüne sebep olduğu için ateşe gitti diyen Hz. Peygamber (s.a.v.) bir kedi veya bir köpek ile cennet veya cehennemin kazanılabildiğini anlatıyordu aslında.
¡ ¡ ¡
Biz İslam’ı doğru okumadık maalesef. Cennete girmeyi temel hedef edindik. Cennete girmek için sadece namaz, oruç, zekat ve hac gerekir dedik. Halbuki hedef Allah’ı bilmek ve sevmek olmalıydı. Rıza son derece önemliydi. Allah razı olmazsa cennet olmaz ki. Namaz, oruç, zekat elbette lazım. Lazım da ya öteki lazım olanları neden ihmal ettik? Biz bir köpeği, bir serçeyi, bir kediyi ihmal edince bunları önemseyenler namaza, oruca, hacca darıldılar. Onlar hacca, namaza darılınca da bizler kediyi, serçeyi, köpeği, koyunu hatta karıncayı önemsemeyi önemsememeye başladık.
Dedim ya, problem bizimdi. En başından beri problem bizdik. İslam’ı doğru okuyamadık. Şimdi yeni yeni fark ettik. Birilerini ihmal ettiğimizi, önemsemediğimizi, kapalı devre yayın yaptığımızı fark ettik. Ya hala bunu fark edemeyenler? Onlar kapalı devre yayın yapmaya veya seyretmeye devam ediyorlar. Bir gün uyanırlar dilerim. Geç olmadan, her şey geçmeden uyanırlar inşallah.

SORALIM ÖĞRENELİM

? Eşim Hıristiyan, ben ise Müslüman bir erkeğim. Eşimi hangi konularda nelere zorlayabilirim. Bu konuda beni detaylı olarak aydınlatabilir misiniz?
Bilal Yılmaz - İzmir
Müslüman bir erkeğin gayrimüslim bir kadınla (Hıristiyan veya Yahudi) evlenmesine Kuran-ı Kerim’de müsaade edilmiştir. (Maide, 5) Sizin eşinize İslam’a girmesini tavsiye etmeniz doğru olandır. Ama zorlamanız doğru değildir. Müslüman bir kadının hakları neyse gayrimüslim olan eşinizin de -miras konusu hariç- aynı hakları vardır. (Yesri Muhammed, Hukukul insan, s. 302) Ancak malınızdan hayattayken dilediğinizi verebilirsiniz. Alimlerin çoğuna göre cünüplük veya hayız hallerinden sonra cinsel yakınlık için eşinize yıkanmasını söyleme hakkınız vardır. Ancak bu konuda zorlayıcı olamazsınız. Müslüman erkek gayrimüslim eşine sarhoş olacak kadar içki içmemesini söyleyebilir. Ama sarhoş olmayacak kadar içki içmesine -bundan rahatsız olsanız da- engel olamazsınız. Zorlayamazsınız. Çünkü o farklı bir dine mensuptur. Eşinizin inandığı dine göre oruç tutması, dua etmesi, ibadet etmesi de İslami açıdan güvence altındadır. Bütün bunlar İslam’ın diğer dinlere gösterdiği anlayışa örneklik teşkil eder. Sizin bu konulardaki esnekliğiniz bu konularda o dinin ritüellerini doğru kabul etme anlamına gelmiyor. Ancak İslam’ın özgürlüğe ve hoşgörüye verdiği değeri anlatıyor. (Konuyla ilgili bakılabilir eserler: Mugni, İbn kudame, 9,547: Ahkamüz-zımmuyye, İbn Kayyım ibn teymiyye, fetava, Hukukul insan, Yesri Muhammed, Darul Hanife, s. 303-307)
? Vasiyetimizi yazmak zorunda mıyız? Zehra Bilmez - Muş
Hz. Peygamber (s.a.v.) her Müslüman’ın vasiyetini yazmasını tavsiye ediyor. İslam alimleri bunun sünnet olduğunu söylerler. Aslında bu ölümden sonraki kargaşayı kaldırmak için takip edilecek doğru yoldur.
Yazının devamı...

‘Medyadaki üslup’ üzerine

24 Eylül 2010

Kalem sahipleri de sorgulanacaktır

Bazen bu yazılar karşılıklı yazışmalara dönüyor ve insanların onur ve hassasiyetlerini zedeleyecek noktalara kadar uzanabiliyor. Bazen de bu yazılar cevap verebilme -veya eşit şekilde cevap verebilme- imkânı olmayan kişilere yönelik de olabilmektedir. Bazen bu tür yazıları yazanların kaybedecekleri bir şeyleri yoktur. Bazen de hakikaten onurlu kalemlerin yazdıkları onurlu ve ölçülü tenkitlere şahit oluyoruz.

Peki tenkit etmenin, aleyhte yazmanın, kınamanın, eleştirmenin bir ölçüsü var mı? İslam’ın buna dair söylediği şeyler var mı? Bunun bir sınırının olması gerekiyor mu? Yoksa herkesin söylediği ve yazdığı yanında kâr mı kalmalı. Çamur at, tutmasa da izi kalır mantığının uhrevi yönü var mı? Bu yazımızda bu konuyu ele alalım istedim. Böylece bu konuyu ele almamı isteyen birçok okuyucumun da isteğini yerine getirmiş oluyorum.

* * *

Yazının devamı...

Ticari ahlakımız hangi seviyede

17 Eylül 2010

Genellikle böyledir insanlar. Elbette istisnaları vardır bunun. Kalbi ve ruhu hasta olanlar vardır. İnsanlara ha bire komplo kuran, desiseler çizen, zarar vermeye endekslenmiş, insanların rahatından rahatsız olan, herkesi sıkıntılı, problemli, çileli görmeye kendini kurgulamış insanlar vardır.
Bu yazımda normal şartlarda, normal olan ama yontan ticari bir faaliyete giriştiğinde bencilleşen, hep kendinden yana benmerkezli insanları frenleyen ölçülerden bahsetmek istiyorum biraz. Zira insanın baskın karakteri menfaat, para ve kazanç devreye girince su yüzüne çıkar, kendini ele verir. İşte İslam bunu iyi bildiği içindir ki, ticari hayatı ahlaki çizgiye çekmek için gayret sarf etmiştir.

* * *

Kuran-ı Kerim’in en uzun ayeti olan Bakara Suresi’nin 282. ayeti alışverişten bahseden, bir anlamda modern zamanlardaki ‘noterlik’ müessesesini çağrıştıran ayettir. Bu ayet borçlanıldığında borç miktarının yazılmasını, şahitlendirilmesini, adil bir kâtip (noter) tarafından bunun kayıt altına alınmasını emreder. Şahitlik yapacakların görevlerini ifadan kaçınmayacakları, her vadenin mutlaka kayıt altına alınması gerektiği bildirilir.

Yazının devamı...

Soralım öğrenelim

16 Ağustos 2010

İslami esaslara eksiksiz inandığı halde, çeşitli sebeplerle şirk, küfür dışındaki büyük günahlardan birini işleyen bir kişi günaha girer. İşlediği günahı helal saymadıkça mü’mindir. Bu günahından dolayı ceza görecektir. Ancak bu kişiye tövbe kapısı açıktır. Allah dilerse affeder, dilerse cezalandırır. Ama imanı açıdan mümin olduğu için sonunda cennete girer.

2) Şirk ile küfür arasında herhangi bir fark var mı?/VELİ KARALI/BİLECİK

Küfür şudur: Peygamberimizin Yüce Allah’tan getirdiği kesinlikle sabit olan dini esaslardan birini veya birkaçını inkar etmektir. Şirk ise; Allah’ın varlığını kabul etmekle beraber ilahlığında, isim, sıfat veya fillerinde Allah’a ortak koşmaktır. Küfür genel, şirk ise daha dar kapsamlıdır. Bir Müslümanın küfre düşmesi zor, şirke düşmesi ise daha kolaydır.

3) Şu anda mucize olabilir mi?/ FATİH ADIVAR/KAYSERİ

Yazının devamı...

Soralım öğrenelim

14 Ağustos 2010

Mahkeme yoluyla gerçekleştirilen boşanmalar bir bain talak (boşanma) olarak geçerlidir. Yani eşinizle dinen de boşanmış olursunuz.

2. Namazda Sübhaneke duasının okunduğu yerler hakkında bilgi istiyorum? YAŞAR SÖYLEMEZ / BİTLİS
İkindi ve yatsı namazlarının sünnetleri dışında herhangi bir namazın (farz veya sünnetin) üçüncü rekatına kalkıldığında Fatiha’dan önce Sübhaneke duası okunmaz. Okunması halinde Fatiha geciktirilmiş olacağından sehiv secdesi gerekir.

3. Mezar yaptırmak sakıncalı mıdır? EFE USLU / İSTANBUL
Mezar üzerine görkemli yapıtlar yapmak hoş karşılanmamıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) Medine’de ilk vefat eden sahabe Osman bin Maz’un (r.a.) mezarının baş tarafına işaret olsun diye bir taş koymakla yetinmiştir.

Yazının devamı...

Soralım öğrenelim

13 Ağustos 2010

Bu saydıklarınızın hepsi kötü ahlakın çeşitleridir. Oruçlu olana veya olmayana haram kılınmıştır. Peygamberimiz ‘Gıybeti ve yalanı bırakmayan kişinin orucuna Allah’ın ihtiyacı yoktur’ buyurur. Bütün bunlarla beraber saydıklarınızın hiçbiri orucu bozmaz. Belki manevi faydasını engeller.

2- Televizyondan hatim takip edebilir miyim? / ECE GÜLMEZ/İSTANBUL
Elbette takip edebilirsiniz. Ancak sizin de okunan ayetleri dilinizle ve gözünüzle takip etmeniz gerekir. Yoksa sadece dinleme sevabı alırsınız. Hatim yapmış olmazsınız.

3- Mukabele diye bir şey duydum. Ne demektir bu? / PERİHAN KURU/KIBRIS
Mukabele karşılıklı Kuran’ı takip etmek demektir. İyi bilen biri Kuran’ı okur, diğerleri de takip ederler. Hz. Peygamber her yıl ramazanda bir kez Cebrail’e böylece inen ayetleri okur; Cebrail de takip ederdi. Mukabele ramazan ayının güzel bir geleneğidir.

Yazının devamı...

Soralım öğrenelim

12 Ağustos 2010
İki bayram arası evlenmek ve düğün yapmak sakıncalı değildir. Bu konuda engelleyici bir hüküm yoktur. Zaten iki bayram arası olmayan bir zaman yok ki! Şu anda bile Kurban ve Ramazan Bayramı arası değil mi?

2- Vakit namazlarından sonra kaza kılabilir miyim? ŞÜKRİYE YAVAŞ/IĞDIR

Sabah ve ikindi namazlarından sonra kaza namazı kılmamak daha uygundur. Diğer namazlardan sonra ve bütün namazlardan önce kaza kılabilirsiniz. Kaza namazı için bir sıra takip etmemiz gerekmez. İkindiden önce mutlaka ikindiyi veya yatsıdan sonra mutlaka yatsıyı kılmanız gerekmez. Böyle bir zorunluluk yoktur.

3- Migren hastasıyım. Migrenim tuttuğunda ilaç almak zorundayım. Ramazanda oruçları nasıl tutacağım? HALİME UYAN/ALMANYA

Oruca başlamanızı tavsiye ediyorum. Migreniniz tuttuğunda sabredemezseniz; ilaç alıp orucunuzu bozarsınız. O günü normal oruçsuz geçirirsiniz. Ramazandan sonra ise bozduğunuz bu günler için ise birebir oruç tutarsınız.

4- Namaz kılmayan bir kişi oruç tutabilir mi? BUSE ERGİN/İSTANBUL

Namaz ve oruç ayrı iki farzdırlar. Elbette ki Müslüman’ın 5 vakit namazını kılması ve ramazan orucunu tutması gerekir. Bu farzdır. Ancak namaz kılmayan veya kılamayan bir kişiye ‘Oruç tutamazsın’ deme hakkına sahip değiliz. Kişi neyi yapabilirse o onun için iyidir. Tümünü yapamayana, tümünü terk et demek doğru değildir.

5- Gebe olan bir kadın oruç tutabilir mi? BETÜL TAŞKIN/SİVAS

Gebe olan bir kadın doktoruna danışmalıdır. Bu konuda inancınız hakkında bilgisi olan bir doktorun beyanı bizim için esastır. Ancak bu hususta sizin de kararınız ve durumunuz önemlidir.

6- Oruçluyken diş çektirebilir miyim? ASİYE DENİZ/KONYA

Elbette ki gece çektirmeniz daha uygun olur. Ancak mutlaka gündüz diş çektirecekseniz o gün oruç tutmayabilirsiniz. Daha sonra o günü kaza edersiniz. Oruçluyken diş çektirmek ise oruç bozmaz. Ancak kan yutmamaya gayret etmeniz gerekir. 
Yazının devamı...