“Sanat Siyaset’e Yenilmez” ki, “Puhu Kuşu...”

 Yazının başlığı konusunda, kararsız kaldım biraz. Bu yazının başlığı, “Can Yücel Sokağında, denizaltılar battı...” da olabilirdi.

Haberin Devamı

Kuşkusuz, daha çok kişi dönüp bakardı. Ama o zaman da, “Büyükşehir’in, ikinci kordondaki yağmur suyunu, 10 metre ötedeki denize ulaştırmayı başaramamak hususundaki kronik beceriksizliği”ni kastettiğim sanılacaktı. “İyisi mi ? “ dedim; sıradan bir şey olsun !

 

Malûm, Can Yücel’in “Cenneşanuhu” şiiri, “...Baykuş aslen bir hatundur bakmayın baylığına / Mekânı cennet ola, makâmı şattaraban...” diyerek, mütebessim bir tarif ve alaturka dileklerle başlar. Hattâ, biz bu peşrevden “teşekkül halinde” vazife çıkarmıştık; Murat Tuncay, “...Böyle diyordu çağın, çağın en güzel gözlü maarif müfettişinin oğlu Can...” diye şiir düşürmüştü de, bendeniz “Şedarabân” makamında bestelemiştim de; Alpaslan Mater de “Bas-alaturka” lezzetinde seslendirmişti; filân...

 

Haberin Devamı

Sosyal medyanın “yalancısıyız” ki; “...Yıllar önce, Can Yücel’in geldiği sokağa, İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis kararı ile (07 Temmuz 2003) 1452 sokağa Can Yücel ismi verilmişken...(http://www.izmir.bel.tr/HaberDetay/1330/tr)

 

Ve Can Yücel Sokağı’nda, Can Yücel’in ‘karargâhım’ diyerek geldiği Miko Cafe karşısına, Can Yücel’in büst’ü yine Konak Belediyesi tarafından (30 Nisan 2007) konulmuşken... Açılış, İzmirli sanatçılarla birlikte, dönemin Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ eliyle yapılmışken... (https://www.evrensel.net/haber/245383/can-yucel-senlikle-anildi) Büst 2015’te bir badire atlatmışken...  (http://www.hurriyet.com.tr/can-baba-hatirasi-bir-masa-kurbani-28258086)

 

Ve Konak Belediyesi’nin -o zaman yeni seçilmiş- Başkanı Sema Pekdaş, büste ve çevre düzenlemesine sahip çıkmışken... (https://gazetedokuzeylul.com/can-babanin-heykeline-pekdasdan-destek/) 

 

Geçen hafta, Konak Belediye Başkanı tarafından, Can Yücel’in büst’ü ve düzenlemesi, bir başka CHP’linin, yeğeninin açtığı işletmeye, fazladan iki masa koyacak yer açılması maksadıyla, kaldırılasıymış...”

 

Haberin Devamı

“Eğer doğruysa”, ben bu “skandal”dan haberdar olalı, 48 saati geçti ! Sizler bu yazıyı okuyana kadar da, üstünden 4 gün geçmiş olacak... İletişim teknolojisinin, dünyayı daha hızlı döndürdüğü günler yaşıyoruz. Henüz, “aksini söyleyen” bir tweet ya da açıklama görmedim. “İzmirli yerel yöneticilerin yaptığı hiçbir şey”, beni artık hayrete düşürmüyor ama, bu yaşananlar, Nâzım’ın Bursa Cezaevi anılarına götürdü; beni ister istemez...

 

Hani, “...Cezaevi denetimine gelen müfettişin, müdüre, ‘nasıl biriymiş ? çağır da görelim...’ dediği, odaya getirilen Şair’i tepeden tırnağa süzdüğü, dakikalarca oturması için yer göstermeden ayakta bekleterek konuştuğu; ‘gidebilirsiniz...’ dediğinde, Nâzım’ın, tam kapıdan çıkarken, ‘Ömer Hayyam adını duydunuz mu? diye sorduğu, müfettiş’in ‘Hayyam’ı kim duymaz ?’ yanıtı üzerine bu kez,  ‘Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi ? diye üstelediği, müfettiş’in şaşırdığı, bocaladığı; Nâzım’ın ise noktayı, ‘... Görüyorsunuz sanatçıyı hatırladınız; ama hükümdarı hatırlayamadınız ! Yıllar sonra, beni bütün dünya konuşuyor olacak,  ama dönemin Adalet Bakanı ve sizin adınızı kimse hatırlamayacak...’ diye koyduğu dakikalar...

 

Haberin Devamı

Bu yazı yazıldıktan sonra, “...yanlış anlaşılma olmuş, oradan alacağız, sokağın başında daha ferah bir yere taşıyacağız” gibi (denizaltı manevrası kokan...) bir açıklama da yapılmış olsa,  yazımın sonu değişmeyecek zaten. Meraklısı, şiirin bütün dizelerini ya biliyordur, ya da bu yazıdan sonra bulur okur.  “Cenneşanuhu” şiirinin sonu, (yazılışından bu kadar sene sonra) daha da mânidar geldi bana: “...Tuh sana Puhu Kuşu / Çini mürekkebinlen sarı, susak ve uykusuz nehrime / Batırdığın bu kaçıncı tahtel - bahir !” (*)

 

(*) Tahtelbahr : Denizaltı

 

Yazarın Tüm Yazıları