Nevzat Tarhan

Evlilik, ‘birlikte yürümek’ demektir…

19 Şubat 2021
‘Evlilik’ demek ‘cepheleşmek’ demek değildir; evlilik ‘birliktelik, birlikte yürümek’ demektir. Cepheleşerek evliliği yürütürseniz, o sana tabak fırlatır sen de tabak fırlatırsın. Evlilikte böyle bir anlam yoktur. İyi niyet varsa evlilikteki çatışmalar kolay bir şekilde çözülür.

Boşanmalar küresel olarak hızla artıyor. Bu hızlı artışın çok çeşitli nedenleri var elbette. Şu anda ise en çok aileye yüklenen anlam değişikliği dikkat çekiyor.

Son 50 yılda özellikle 1960’tan sonra aileye yüklenen anlam değişti. Bu tarihlerden sonra kadının özgürleşme hareketi başladı. Haklı bir hareketti ancak; hareket birdenbire doz aşımı yaşadı. Kadının özgürleşme hareketi bir müddet sonra aile içerisinde kadın erkek savaşlarına dönüştü. Yıkıcı bir feminizm tarzında oldu bu. Bunun sonucunda da özellikle erkek kültürünün tam hazır olmadığı toplumlarda kadına yönelik şiddet arttı, bu da artan boşanmaları beraberinde getirdi.

Ülkemizde boşanma oranları artıyor

Dünyada evliliğin ilk beş yılında boşanma oranı Kuzey Avrupa ülkelerinde ve Kuzey Amerika ülkelerinde %50’yi geçiyor. Türkiye’de ise bu oran %39’dur. Bu eskiye göre çok fazla bir orandır. Eskiden 10 vakadan biri boşanıyordu şimdi % 10’lardan % 40’lara kadar ulaştı… Yani dünyadaki genel ortalamaya yaklaşıyoruz. Aile içi şiddet açısından da 2019 raporu var. Kadına yönelik şiddette maalesef dünyada birinciyiz. İkinci sırada Amerika, üçüncü sırada Yeni Zelanda var.

Bütün bunlar ailedeki dağılmanın ve kırılgan aile yapısının işaretidir. Kırılgan aile yapısı çalışmalarında istatistik var. Beş hanelik ev hızla azalıyor. İki üyelik haneler azalıyor. Üçte artış var. İkide artış var. Yani bekar yaşamda ciddi şekilde grafik yükseliyor. Son 10-15 beş yıl içerisinde bu daha da belirginleşti.

Bütün bunlar gösteriyor ki aileyle ilgili şu anda Avrupa’nın özellikle Kuzey İskandinav ülkelerinin yaşadığı sorunları biz 10-20 yıl sonra yaşayacağız gibi gözüküyor. Orada ailede sorunlar ne? Evlilik dışı çocuk sahibi olma oranı İsveç’te % 59, İzlanda’da %69 civarıdır. Türkiye’de bu oran yani evlilik dışı çocuk doğum oranı % 2.5 şu anda.

Ailede kriz var…

Bütün bunlar aileyle ilgili bir krizi gösteriyor. Sonuç olarak da boşanma hızında artış var. Dünyada en çok boşanma hızı artışı ABD’dedir. Oradaki insanlar zenginleşiyor, maddi refah seviyesi yüksek ama psikolojik refah seviyesi, manevi refah seviyesi aynı oranda bir yükselme göstermiyor. Stabil kalıyor, hatta aşağıya doğru gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Hayatı anlamlı kılan amaçlarımızdır

4 Şubat 2021
Hayata dair amaçlar, hayatımızı anlamlı kılıyor. Kişinin mutlaka ne yapacağını bilmesi ve bir planı olması gerekiyor. Çocuklara plan yapmayı öğretmek de bu nedenle çok önemli.

Bir insanın kendi gemisinin kaptanı olması gerekiyor. Amaçlı yaşamak aslında anlamlı yaşamaktır. Doğru hayaller kuracağız, doğru amaçlar edineceğiz. Bunun için de yüksek amaçlarımızın olması lazım. Çünkü insanın amacı ne ise insan odur.

Dur, düşün, yeniden başla ilkesi ile hareket edilmeli…

Pandemi etkisinde geçen 2020 yılından tüm insanlığın ders alması gerekiyor. 2021 yılında “Dur-düşün-yeniden başla” ilkesi ile hareket edilmeli. İnsanın bazen hayatta birikmiş stresi alıp mola verip yeniden yapılandırması lazım. Kişi eğer bunu yapamazsa o günü taşıyamaz. O günü taşıyamazsa,  yarını da kaçırır, ertesi günü de kaçırır. Geçmişi de çözemez. Depresif kişilerde en çok rastladığımız ya da takıntılı kişilerde en çok rastladığımız durum sorunlara odaklanmakta zorluk çekmeleri ve somut bir adım atmamalarıdır. Hep geçmişe takılıp niye böyle oldu, neden oldu demek ve gelecekle ilgili karamsar olmak yerine bunu alıp kabullenmek ve bunu yönetmemiz en doğru yöntem olacaktır.

Sorunlar düşman değil, engel gibi görülmeli…

Bu yöntem, şu anda üçüncü dalga psikoterapi olarak kullanılan terapi tekniklerinden biridir. Kişinin yaşadığı sorunları, travmaları yok etmek, düşman gibi görmek psikoterapide eski yaklaşımdı. Bu halk arasında da kötü örnek oldu. Bu sorunları düşman gibi görme yaklaşımıdır. Bu yaklaşım şu anda üçüncü dalga psikoterapilerde değişti. Sorunları düşman gibi görmeyeceğiz, aşmamız gereken bir engel olarak göreceğiz. Bunu nasıl aşarız? Bu madem önümüze geldi bunu kabullenelim benim bununla uğraştığım zamanları nasıl kazanıma dönüştürürüm diye kişinin düşünmesi gerekiyor.

Kriz hem tehlike hem fırsat içerir

Çince’de “kriz” kelimesi, tehlike ve fırsat sembollerinden oluşur. Biz bir kriz anında tehlikeye odaklanırsak ne olur? Huzurumuz kaçar, ruh sağlığımız bozulur. Enerjimiz ve zamanımız boşa gider. O halde biz bu krizi kabul edeceğiz, tehlike boyutu için gerekli önlemleri alacağız ama onun kazanım, fırsat boyutunda neler olduğuna neler kazandırdığına da odaklanmak gerekir. Bu durumda kriz bizi geliştirir çünkü İngilizce’de bir söz vardır: Ağrı yoksa kazanç yoktur diyor. Bizde de ‘Zahmetsiz rahmet olmaz’ derler. Acılar, büyümenin bir parçasıdır. Gelişmenin bir parçasıdır. Böyle gördüğümüz zaman o acıyı düşman gibi görmediğimiz için ruh sağlığımızı koruyarak hem de daha güçlü olarak mücadelemizi sürdürmüş oluruz.

Kayıpları düşünmek yerine kazanımlara odaklanılmalı

Yazının Devamını Oku

Takıntılarınız hayatınızı karartmasın

29 Ocak 2021
Takıntılar genellikle insanı esir alan ve kişinin özgürlüğünü kısıtlayan düşüncelerdir. Takıntıları yüzünden evinden çıkamayan, bir buçuk gün boyunca banyodan çıkamayan hayatı kısıtlanan kişiler var. Takıntısı olan kişiye ne kadar saçma gelirse gelsin, bu parazit duygu ile kişi bu davranışı defalarca tekrarlıyor.

Takıntının bir ucunda günlük hayatta hepimizin yaşadığı düşünce bozuklukları var. Bir de patoloji boyutu var. Burada kişi artık gerçeklerden kopuyor. Bu önce küçük takıntılarla başlıyor. Örneğin birisi ona bakıp gülüyor. ‘Bu niye bana bakıp güldü?’ diyor. ‘Acaba ben de bir şey mi var?’ şüphesine düşüyor. ‘Benim gözümde bir ameliyat var. Diğer gözüm küçük galiba’ diyerek aynaya bakıyor. Bir zaman sonra herkesin kendi gözüne baktığını sanıyor. Bunun üzerine dışarı çıkmamaya başlıyor. Devamlı takıntı haline getirdiği için artık paranoya noktasına ulaşıyor.

Denge bozulunca takıntılar ortaya çıkabiliyor

Takıntılar aslında kişinin doğru düşünce analizi yapamamasından kaynaklanır. Beynimizde özellikle sağ ön bölge, duygularımızı yönetmekle ilgiliyken;  sol ön bölge düşünceyi yönetmekle ilgilidir. Kişinin ikisi arasında denge kurmayı başarması lazımdır. Olumlu ve olumsuz duygular arasında denge kurmayı başarması… İşte bu denge takıntıların oluşmaması noktasında etkilidir.

Ben bilirim, ben yaparım derler…

Takıntılarda yakın çevreyle kurulan iletişim ve ilişkilerin de etkili olduğunu söyleyebiliriz. Yakın çevreyle ilişkilerde içine kapanık kişiler çok takıntı yaparlar. Kişinin egosu da yüksekse kimseye bir şey sormaz, ‘Ben biliyorum, ben bilirim, ben yaparım’ der. Böyle oldukça da takıntıları daha çok yönetemez. Alçakgönüllülük sosyal duygudur. Alçakgönüllülük bizim kendimize lazımdır. Kendimize karşı da alçakgönüllü olmalıyız. Eğer öyle olmazsa kişi yanlış bir durumda öz eleştiri yapamaz. Öz eleştiri yapamayan bir kimse takıntılarını yönetemez.

Haksız ve yanlış özeleştiriye dikkat!

Takıntıların sebebine ilişkin kişinin gerekli özeleştiriyi yapamaması veya haksız yanlış özeleştiriler yapması da takıntılara yol açabilir.  Çünkü bu düşüncenin doğru olmadığıyla alakalı bir arama, sorgulama, analiz etme, birilerinden yardım alma, öğrenme çabası bu kişilerde olmuyor. Öğrenme çabası olan kişiler, bu takıntı geldiği zaman doğru kişilerden destek alırsa tıp o takıntıyı analiz edebiliyor.

Bazı kişilerde ise özgüvenin aksine özgüven eksikliği nedeniyle takıntılar da ortaya çıkabiliyor. Mesela başkasına sormadan bir şey yapamama şeklinde ortaya çıkan takıntıları var. Burada da tam tersi bir durum yaşanıyor. Bireyde kendine hiç güven yok. Özgüven düşük olduğu için karar veremiyor. Hep onay alarak karar vermeye çalışıyor. Bu da kişide bir takıntıdır.

Yazının Devamını Oku