GeriNedim ŞENER Yabancı istihbaratla ilişkili bir yapı, samimi tarikatları rahatsız etmez mi?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yabancı istihbaratla ilişkili bir yapı, samimi tarikatları rahatsız etmez mi?

15 Temmuz darbe girişiminin dördüncü yılında tartışma konularından birisi de, devlet kadrolarında FETÖ’den boşalan yerleri başka tarikat ya da cemaatin doldurup doldurmadığı tartışması oldu. Marmara İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse’nin, “Bir FETÖ gitti bin FETÖ geliyor” uyarısıydı sebebi. İlahiyat Dekanları Konseyi’nin de aynı çerçevede açıklaması, özellikle bu tür tartışmalarda adı geçen tarikat, cemaat ve yapılara bağlı kişiler ile onlara bağlı sosyal medya hesaplarının akıldışı, ahlakdışı tepkisiyle karşılaştı.

Kimse, “Tarikat olmasın, cemaat olmasın” demediği halde ilahiyatçı hocaları, “dinsiz, münkir, cemaat, tarikat, ehl-i sünnet düşmanı” ilan edilip, eşlerine çocuklarına varıncaya kadar küfür ettiler.

Böylelerinin inancını sorgulamak da kimseye düşmez ama ahlak yoksunu oldukları açık.

Yabancı istihbaratla ilişkili bir yapı, samimi tarikatları rahatsız etmez mi

Neyse biz konumuza dönelim...

Temelde uyarı yapılan konu, FETÖ gibi devletin içine sızmaya çalışan, devletin kanunu yerine liderinin talimatına bakacak, hatta bir gün ihanetin içinde yer alacak, bazıları da yabancı istihbarat ile ilişkisi olan yapılardı.

DİYANETİN RAPORUNDAKİ UYARILAR!

Kim bunlar diye sorduğunuzu biliyorum...

Kaynağımız, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Türkiye’deki Dinî-Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dinî-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dinî Akımlar” raporu olacak.

Eminim konuyu takip edenlerden bazıları belki de, “Diyanet’in böyle bir raporu yok” diyecek.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “35. İl Müftüleri İstişare Toplantısı Tutanakları” kitabı bu konudaki araştırmaları, böyle bir raporun varlığını şu cümlelerle kayda geçirmiş: “Dini-Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dini Akımlar Araştırması kapsamında Türkiye’de dini alanda faaliyet gösteren bütün yapıların incelemeye alındığı ve inceleme sonucunda raporlar hazırlandığı...”

Nitekim aynı toplantıda, din istismarı ile mücadele kapsamında, “Olağanüstü Din Şûrası”nın gerçekleştirildiği, “Kendi Dilinden FETÖ (Örgütlü din istismarı), FETÖ-PDY Dini ve Psiko-Sosyal Çalıştayı”nın yapıldığı da tutanaklarda yer almış.

İlgili tüm kurumlar ve şahısların bildiği hatta ilk başta raporda adı geçen gruplara sızdırılan üzerinde “Gizli” ibaresi bulunun bu araştırma yapılmış, basılmış ama resmen kabul edilmemiş.

Sadece, “Bir FETÖ gitti bin FETÖ geliyor” diyen ilahiyatçının 15 Temmuz gününden bu yana nasıl linç edildiğini, itibarsızlaştırmak için atılmadık iftira ve yalanı görünce Diyanet’in bu raporu resmen kabullenmediğini anlarsınız.

Tekrar ediyorum, kökleri bin yıla giden, devlet ile siyaset ile mesafeli olan, para pul işlerinden, lüks yaşamdan uzak duran, gizli hiçbir amacı olmayan, kökleri bu toprakların derinlerinde bulunan imanı geliştirmek ve ibadet dışında amacı olmayan tarikatlara kimsenin bir sözü olamaz.

Zaten, Diyanet’in raporunda da bu ayrım, “Ülkemizde faaliyet gösteren bu yapıların bir kısmı, İslam tarihi boyunca var olan geleneksel teşekküllerin devamı niteliğinde, diğer bir kısmı ise sosyo-politik şartların ortaya çıkardığı yeni hareketlerdir. Bunların yanında henüz kurumsal yapısını tamamlamamış, bir şahsın etrafında toplanan bireysel hareketler de söz konusudur” cümlesiyle yapılıyor.

Yabancı istihbaratla ilişkili bir yapı, samimi tarikatları rahatsız etmez mi

CEMAAT VE İSTİHBARAT

Geçen yıl basına yansıyan raporda, onlarca, tarikat, cemaat, hareket, yapı, gruptan söz ediliyor. Basına yansıyan hatta kitap olarak piyasada satılan, tasavvuf geleneğinden gelen, üzerinde hiç kimsenin tartışması olmayan tarikatlarla ilgili olumlu tespitler yapılırken, bir cemaat için şu uyarılar yapılıyor.

“Süleymancıların, Kuran kurslarına Diyanet’in ismini kullanarak yardım topladıkları, cenazelerde para karşılığı Kuran okuma ve ıskat hususlarında da oldukça aktif davrandıkları bilinmektedir. Süleymancılarla ilgili olarak, onların, birtakım yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantısı olduğu iddialarının ciddiye alınması ve yeni bir FETÖ ile karşılaşmamak için gerekli incelemelerin yapılması, üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. 

Zira uzun yıllar cemaat bünyesinde çalışmış, içyüzlerine vâkıf olduktan sonra onlardan ayrılmış olan ve cemaat içinde “Kozan imamı” olarak bilinen Mustafa Akyıldız, oluşumun din anlayışı ve yapılanmasıyla ilgili oldukça ciddi iddialarda bulunmaktadır. Buna göre cemaatin Türkiye genelinde bölgeler bazında “kolordu kumandanlığı” ismi altında yapılandıkları öne sürülmektedir. Cemaat hakkında dile getirilen bir başka iddia da 16 yıldır derin güçler tarafından kontrol altında tutulduğudur.

Sırlarını açığa vuran ya da kendilerine hasım gördükleri kimseler için (yetmiş bin kuru fasulye okuyarak) beddua seansları düzenledikleri, menfaatleri icabı çok kolay yalan söyleyip iftirada bulundukları öne sürülmektedir.”

Böyle bir rapor var mı, yazılan çizilenler doğru mu çokça tartışıldı eminim çok da tartışılacak. Bu alandaki araştırma hakkında eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, bir açıklamasında şunları söylemişti: “İstihbari bir dille yazılan raporun bizimle alakası yoktu. Biz o dönem cemaat/tarikatları anlamak, aynı hatalara düşmemek için  bir çaba içindeydik. O çabaları birileri bir rapora dönüştürmüşse onu bilmem.”

Zaten raporun gündeme gelmesi de kendisinden sonraki dönemdir.

‘UYARMAK GÖREVİMİZ’

Nİtekim, raporun tutanaklara girdiği Ankara’da düzenlenen 35. İl Müftüleri İstişare Toplantısı’nın bitiminde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın okuduğu sonuç bildirgesinde konuya şöyle değinildi:

“Yıllarca insanlarımızın saf dinî duygularını kirli emellerine alet eden dış güdümlü bir suç ve terör örgütü olan FETÖ; itikadi, ameli ve ahlâkî bir sapma hareketidir. Bu hain şebekenin, Allah ve peygamber tasavvurunu, İslami kavramları, insani ve vicdani değerleri tahrif, tahrip ve istismar ederek başta yüce dinimiz olmak üzere vatanımıza, birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize, istiklal ve istikbalimize kastettiği gerçeği her türlü izahtan varestedir.

Bu gerçeğin farkında olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, insanlarımızın iyi niyet ve temiz duygularını istismar edenlere, İslam’ın kavramlarını kullanarak bozgunculuk yapanlara, yanlış bilgilerle din konusunda toplumumuzu ayrıştırma ve aldatmaya yönelik bütün söylem ve faaliyetlere karşı üzerine düşen sorumlulukları yapmaya ve milletimizi bilgilendirmeye devam edecektir. Bu bağlamda, dinimizi karanlık emellerine ve menfaatlerine alet edenlere, birlik ve beraberliğimizi, huzur ve kardeşliğimizi hedef alanlara karşı hep beraber daha dikkatli olmak, ihmal edilemez bir sorumluluktur.”

Mehmet Görmez’in de dediği çerçevede, “tarikat ve cemaatleri anlamak, aynı hatalara düşmemek için” bu araştırmalar bir rapora dönüşmüşse içeriğinde yazılanları herkesin dikkatli okuması gerekir. Bu rapordaki ifadeler bence herkesi rahatsız etmeli. Elbette bu konuda uyarı yapması, tedbir alması gereken devletin yetkili organlarıdır ama ikinci olarak asla böyle bir ilişkisi olmayan ve bunu tasvip etmeyen tarikatlar ve cemaatler olmadır.

X

Babacan’ın ‘Pandora Kutusu’

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, parti kurucularından Metin Gürcan’ın “siyasi casusluk” nedeniyle tutuklanması üzerine yaptığı açıklamasında “‘Hukuken yakın takipteyiz, hukuki destek olarak Metin Bey’e sonuna kadar destek veririz, çünkü masumiyet karinesi var. Eğer bu siyasi bir operasyon ise o zaman da bu tür operasyon bize işlemez, Deva kadrolarını korkutmaz, yolumuza devam ediyoruz’ dedim.” sözlerine yer verdi.

YABANCILARDAN ZARFTA ALINAN PARALAR

Yabancı elçilik görevlileri ve istihbaratçılarıyla, otel lobilerinde, AVM’lerde, otoparklarda araç içinde gizli gizli buluşan, onlara sadece dış politika değil, Türkiye’nin yurtdışı askeri operasyonları, iç siyasi gelişmeleri hakkında da raporlar yazan, karşılığında da zarflar içinde paralar alan eski bir subay olan Metin Gürcan’a kol kanat germesi, insanın gözlerini yaşartıyor!

‘MASUMİYET KARİNESİ’ AKLINA GELDİ!

Hele hele yasal dinleme ve izleme kayıtlarıyla delillendirilen “siyasi casusluk” iddialarına, “siyasi operasyon” yorumu yapması enteresan, komik, gülünç, “masumiyet karinesinden” söz etmesi ise mide bulandırıcı...

Sözde demokrat Babacan, unutulduğunu, unutturduğunu zannediyor, hukuktan, masumiyet karinesinden söz ediyor. “Siyasi operasyon” görmek istiyorsa 2010 yılına gidelim, “tam göbeğinde” olduğu FETÖ’nün İzmir Askeri Casusluk kumpasında, “masumiyet karinesi” aklına gelmeden imzasıyla yapılan bürokrat tasfiyelerini hatırlayalım.

Şimdiki kuşaklar bilmez; tam 11 yıl önce FETÖ’cülerin asker ve bürokraside kendilerinden olmayanları tasfiyeye yönelik giriştiği bu operasyonun baş kahramanlarından birisi dönemin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’dı.

ABD’DEN GÖNDERİLEN MAİL İLE BAŞLADI

Kumpas, 10 Ağustos 2010’da, Amerika Maryland’deki

Yazının Devamını Oku

‘Arınç’ın damadı olduğu için beraatine...’

Fetullahçı Terör Örgütü’nun, yönetiminden öğretim kadrosuna, sınav komisyonlarından öğrencilerine kadar ele geçirdiği “askeri okullarla” ilgili yazıma bugün ara verip Bülent Arınç’ın, “FETÖ üyeliğinden” yargılanan damadı Ekrem Yeter hakkında, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ve Ankara Bölge İdare Mahkemesi 22. Ceza Dairesi tarafından bire karşı iki oyla onanan beraat kararına değinmek istiyorum.

Yazıma bir soruyla başlayayım: FETÖ’nün en üst düzey 5 yöneticisiyle 766 görüşmeye dair HTS kaydınız olsa, FETÖ’nün kurduğu bir derneğin yöneticisi olsanız ve FETÖ elebaşının talimatı sonrası Bank Asya’daki hesabınıza para yatırsanız, üstüne FETÖ’cülerin yaptığı ev toplantılarına katılsanız, mahkeme huzurunda verilen tanık ifadelerinde, yer, zaman, konum bilgisi dahi verilerek FETÖ ile ilişkiniz anlatılsa başınıza ne gelirdi?

Yani, mahkeme ne karar verirdi?

Ben söyleyeyim, bunların yalnız biri veya birkaçı olsa, “FETÖ üyeliğinden” ceza alırdınız.

Ekrem Yeter için bunların hepsi var hatta fazlası mevcut ama o yargılandığı ilk derece mahkemesi tarafından beraat ettirildi, üst mahkeme olan istinaf mahkemesi de, bir üye hâkimin itirazına rağmen iki hâkimin oyuyla o kararı onadı.

O KARARI BEN VERMİŞİM GİBİ UTANDIM

Evet karar kesinleşmedi bir de Yargıtay aşaması var ama kararın basına yansımasından itibaren irtibatta olduğumuz 15 Temmuz şehitlerinin aile üyelerinden ve bazı 15 Temmuz gazilerinden aldığım telefonlar nedeniyle bu satırları yazmak, onlara olan borcumdu.

Bu karar hiçbirinin içine sinmiyor hele kararı dikkatlice okuyan avukat bir şehit yakınının, “Nedim Bey, beraat kararına ve yeni delillere rağmen beraat kararı hakkındaki onama kararının gerekçesine, ‘Bülent Arınç’ın damadı olduğu için beraatine’ diye yazmayı unutmuşlar” deyince, ne diyeceğimi bilemedim.

Sanki o kararı ben vermişim, ben onamışım gibi utandım.

Yazının Devamını Oku

FETÖ, askeri okullara sızmamış, ele geçirmiş

Yazılı sınavı çalıntı sorularla, mülakatı da aday numarası üzerinden kodlamayla geçerek askeri okullara yerleşen FETÖ’nün askeri öğrencileri konusunda, örgüt üyeleri ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaratmaya çalıştığı “algı”ya karşı “olguları” yazmaya devam ediyorum.

FETÖ’cüler ve CHP içinde bu konuda çalışanların yaratmaya çalıştığı “askeri öğrenci masumdur” algısına karşı gerçekleri yazmam hepsini rahatsız ediyor biliyorum.

FETÖ’cüler, her dönem olduğu gibi şimdi de kullanacak bir siyasi aktör buldular.

O yüzden, CHP yönetimine nasıl bir ateşle oynadıklarını anlatmak, Atatürk’ün kurduğu partinin çatısı altında örgüt üyelerinin ailelerini ağırlamak dahil bu konudaki tüm girişimlerinin ülke açısından çok tehlikeli sonuçlar doğuracağı konusunda onları uyarmak istiyorum.

CHP içinde bu konuyla uğraşanlardan bazılarının bildiğine eminim ama büyük çoğunluğu, askeri öğrenciler konusundaki gerçeklerden habersiz görünüyor.

Elimde Ankara, İstanbul ve İzmir savcılıklarının iddianamelerinde yer alan, 15 Temmuz darbe girişimi ile kapatılan ve bu tarihten önce askeri okullara yapılan kayıtlarla ilgili bilgiler var. Sırasıyla hepsini paylaşacağım ama önce, sizi 2013 yılına götürmek istiyorum.

2013 DHO ve DAMYO

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kriptoloji Anabilim dalı tarafından hazırlanan raporda da yer alan bilgilere göre, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı 2013 yılı Deniz Harp Okulu (DHO) ve Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu (DAMYO) Öğrenci Seçme Mülakat sınavına 18 bin 465 kişi başvurdu.

Yapılan incelemede, aday numarasının 2 ve 3’üncü hanelerinin toplamı 9,10,11 ve 12 olan toplam 5 bin 326 kişi belirlendi.

Yazının Devamını Oku

Adı Fatih, 13 yaşında kod adı ‘Ebubekir’

Cumhuriyet Halk Partisi, KHK ile atılan FETÖ’cülerden sonra, uzun süredir FETÖ üyelerinin yürüttüğü “askeri öğrenci” kampanyasını da sırtlamış görünüyor.

CHP’nin bu tehlikeli kampanyaları hakkında “askeri öğrenci” konusunu topluma somut olgularla anlatmak zorundayız. Savcılıklar, TSK’daki yapıyı çökertmek için rütbeli personel yanında artık FETÖ iltisaklı askeri öğrencilere yönelik operasyonlara hız verdi. Dün İzmir Cumhuriyet Savcılığı’nın gözaltı kararı verdiği 112 kişi arasında 65 eski askeri öğrencinin bulunması dikkatlerden kaçmamıştır.

Savcılıkların tespitlerine göre, yıllara ve okullara göre değişmekle birlikte, bu kurumlar kapatıldığında öğrenci mevcudunun yüzde 80 ile yüzde 99.5’i FETÖ iltisaklıydı.

Bu kişiler, yazılı sınavı çalıntı sorularla, mülakatları aday numarası üzerinden şifreleme ile geçtiler. Sağlık engeli olanlar da FETÖ’cü hekimlerin sahte raporları ile okullara sokuldu. Yazımın devamında buna dair bir askeri öğrencinin itirafını okuyacaksınız.

Dahası, “Biz çocuklarımızı devlete teslim ettik, devletten isteriz” diyen ailelerin, çocuklarını daha askeri okula girmeden, ortaokul 2’nci ve 3’üncü sınıfta kod adı verilerek, evlerindeyken FETÖ üyesi haline getirildiğini göreceksiniz.

YÜZDE 58’İ İTİRAFÇI OLDU

Türkiye çapında bugüne kadar haklarında gözaltı kararı verilen askeri öğrenci sayısı 6 bin 386’ya ulaştı. Bunların 5 bin 896’sı gözaltına alındı. Yakalananlardan 3 bin 425’i yani yüzde 58’i etkin pişmanlıktan yararlanarak itirafçı oldu.

TSK mensubu olan FETÖ’cülerde itirafçılık oranı yüzde 40’ı bulurken askeri öğrencilerde bu oran yüzde 60’a yakın seyrediyor.

Bu rakamları vermemin nedeni, CHP’nin yürüttüğü kampanya. Durumun vahametini bu kez ben değil, FETÖ mensubu bir askeri lise öğrencisi anlatacak...

Yazının Devamını Oku

FETÖ’cü askeri öğrencilerin yüzde 58’i itirafçı oldu

Cumhuriyet Halk Partisi, FETÖ üyeliği ve iltisakı nedeniyle 15 Temmuz sonrası Kanun Hükmünde Kararnameler ile kamudan ihraç edilenlerden sonra, FETÖ mensubu askeri öğrencileri gündeme getirmeye başladı.

Önce, Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu’na, aday numarası üzerinden şifreleme yöntemiyle giren ve Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından hakkında FETÖ soruşturması yürütülen Ümit Can Özorman’ı ziyaret etti ve Genel Başkanı Kılıçdaroğlu adına desteklerini açıkladı.

Şimdi de askeri okulların yazılı sınavlarını çalıntı soru ile kazanan, mülakatlarını da aday numarası üzerinden şifreleme yöntemiyle geçen FETÖ mensubu askeri öğrencilerin aileleri Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nde bir araya getirildi.

ATATÜRK’ÜN RESMİNDEN DE UTANMIYORLAR

Her biri henüz ortaokul ikinci ve üçüncü sınıfta, FETÖ dershanelerine giderken örgüte katılan bu gençlere, götürüldükleri “ışık evlerinde” önce iki şey öğretiliyordu; birincisi Atatürk’ün “Deccal” ikincisi FETÖ elebaşı Gülen’in de sözde “mehdi” olduğuydu...

Buna kanıt olarak da FETÖ elebaşı Gülen’in gerçekte 27 Nisan 1941 olan doğum gününün 11 Kasım 1938 olduğu, yani Atatürk’ün ölümünün ertesi günü dünyaya geldiği yalanını söylüyorlardı.

CHP Genel Merkezi’nde ağırlanan FETÖ’cü ailelerle çekilen fotoğrafta, arkadaki duvar boyunca asılan Atatürk fotoğrafını görünce, bir yandan Atatürk’ün kurduğu partinin ne hale geldiğine bakıp üzülüyorsun, diğer yandan, “Atatürk’ün resminden de utanmıyorlar” demeden edemiyorsun.

Üzüntü bir yana, FETÖ’ye bu derece kol kanat germenin ne anlama geldiğinin farkındalar mı, girişimlerinin bu devlet ve ihanete uğramış bu millet açısından nasıl bir felaket anlamına geldiğini görüyorlar mı, emin değilim.

Yazının Devamını Oku

‘Hevalleşenlerle’ ‘helalleşme’

CHP Genel Başkanı, “Helalleşeceğiz” deyince özellikle üç kesim çok sevindi.

Birincisi FETÖ’cüler, ikincisi PKK’ya yakın isimler, üçüncüsü de FETÖ’nün kumpas operasyonlarının dolgu malzemesi ve PKK’ya yakın isimlere toz kondurmayan liberaller...

Ortak özellikleri ise Amerika’nın ve Avrupa’nın elemanları olmaları.

CHP seçmen tabanını oluşturan Atatürkçü, ulusalcı kesim ve muhafazakârlar ise, pek inandırıcı gelmedi. Hatta parti içinde itiraz edenleri kastederek, “Kılıçdaroğlu önce CHP içindekilerle helalleşmeli” diye yazanlar bile oldu. “Helalleşme projesi”ne inanmış gibi yapanlar da oldukça ihtiyatlı.

Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme projesi” sadece seçime giderken “taktik” adımdan ileriye gitmeyecek özellik taşıyor.

Amacı, kendi seçmen tabanının yanına muhafazakâr ve HDP’ye yakın kesimleri çekmekten ibaret. Tıpkı, “KHK’lıları iade etme”, “Kürt sorunu çözeceğiz” açıklaması gibi altı doldurulmamış, ne olduğu tanımlanmamış, çözüm önerisi geliştirilmemiş projelerine benziyor.

HELALLEŞME TORBASI

“Helalleşme projesi”nin nasıl bir torba olduğu şu açıklamasından belli: “Helalleşeceğiz dostlarım. Açık yaralar var, biliyorum zor olacak ama kesinlikle yapacağız ve başaracağız.

28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatıp helalleşeceğiz. İkna odalarına sokulan başı kapalı kızlarımızla helalleşeceğiz.

Yazının Devamını Oku

FETÖ ‘şüphelisi’ öğrenciye ‘şifresini’ sordunuz mu?

Cumhuriyet Halk Partisi, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamudan ihraç edilen Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarından sonra şimdi de askeri okullardan çıkartılan FETÖ mensuplarını gündeme getiriyor.

Ben şaşırmıyorum, 15 Temmuz’a “kontrollü darbe” demiş bir partiden bunu beklemek doğal. Yalnız, girişimleri gitgide tehlikeli bir hal almaya başladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, FETÖ “şüphelisi” eski astsubay okulu öğrencisinin ayağına Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü’yü yollamış.

Konuyu, Jale Hanım’ın 1 Kasım 2021 günü Twitter hesabından öğrendik. Ümit Can Özorman isimli “FETÖ şüphelisi” kişi ile görüşmüş. Hatta beraber çektikleri kamera kaydını paylaşmış, dediğine göre Kemal Kılıçdaroğlu da ‘mağduriyetleri” biliyormuş.

Sonraki tweet’inde de şunu yazmış: “Ziyaretimizde yaşadıklarını kaleme aldığı ve Eskişehir’de en çok satan kitaplar arasında yer alan ‘MS’im Komutanım’ adlı kitabını hediye eden Özorman’ın ve suçsuz yere KHK ile mağdur edilen 16 bin askeri öğrencinin mücadelesinde yanında olmaya devam edeceğimizin sözünü verdik.”

KİM İLE KARŞI KARŞIYASINIZ?

Jale Hanım ne ile, kim ile karşı karşıya geldiğinin farkında mı bilmiyorum ama yakasındaki Atatürk rozeti onu aldatmasın. Çünkü Ümit Can Özorman, Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturmaya göre, FETÖ’nün mülakatta “şifreleme yöntemiyle” okula soktuğu kişilerden birisi.

2010’dan itibaren değişik askeri okul mülakat sınavlarında başarısız olan

Yazının Devamını Oku

FETÖ, Birleşmiş Milletler raporuna da sızdı mı?

2013 yılında New York’taki Birleşmiş Milletler merkezinde faaliyete başlayan “Uluslararası Organize Suçlara Karşı Küresel Girişim” isimli kuruluş, eylül ayında “Global Organize Suç Endeksi 2021” başlıklı bir rapor yayınladı.

AB, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Interpol tarafından finanse edilen kuruluş, BM’ye üye tüm ülkelerin, git gide küresel bir sorun haline gelen ve organize suç örgütleri ile ilişkisini değerlendirdiği 95 sayfalık raporunda Türkiye’ye de yer ayırdı.

KAYNAĞI BELİRSİZ İSTATİSTİKLER

Her ülkeye belirlediği kategorilere 1 ile 10 arasında puan veren kuruluşun, Türkiye hakkındaki değerlendirme ve verdiği puanları incelediğinizde, kaynağı belirsiz puanlara bağlı sıralamalar ve tuhaf değerlendirmeler göze çarpıyor.

Rapor öyle bir yazılmış ki, Türkiye iç savaşların yaşandığı Ortadoğu ülkelerinden, darbelerle, yolsuzlukla, katliamlarla ve insan sömürüsü ile gündeme gelen Afrika ülkelerinden, mafya, uyuşturucu ile uyuşturucu kartelleri ile anılan Latin Amerika’dan, uluslararası mafya yapılarının cirit attığı Balkan ve Doğu Avrupa ve bazı Batı Avrupa ülkelerinden, küçük çocukların fuhuş amacıyla ticaret konusu yapıldığı bazı uzak Asya ülkelerinden, offshore bankacılık sistemi ile kara para aklama merkezine dönüşen bazı Avrupa ülkelerinden, uyuşturucunun en çok kullanıldığı AB ve ABD’den “beter” durumda.

TUHAF  DEĞERLENDİRMELER

Raporu ve arkasındaki kuruluşu yakından incelediğinizde tuhaflığa, kullanılan “kaynakların” sebep olduğunu sonucunu çıkartabiliyorsunuz. Önce söz konusu raporun Türkiye hakkındaki tespitlerini, sonra “kaynakların” kimler olabileceğini aktarayım, tuhaflığı kendiniz göreceksiniz: Raporda, “Organize suç”, mafyavari eylemler yanında, uyuşturucu kaçakçılığı, eroin ticareti, kokain ticareti, insan ticareti, insan kaçakçılığı, vahşi yaşam, botanik ve yenilenemez kaynaklarla ilgili suçlar olarak sınıflandırılıyor.

Türkiye ise “yüksek suç oranına sahip ülke” olarak tanımlanmakla kalmıyor, “suçla mücadelede düşük profilli” ülke olarak gösteriliyor.

TÜRKİYE 12. SIRADA!

Yazının Devamını Oku

Tepeden tırnağa çürüme

İP Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 14 yaşında iken 1997’de terör örgütü PKK’nın attığı havan mermisi ile vücudu paramparça olan İsa Gümren’in ağabeyi Tahir Gümren’e Bingöl’de, “Senin bacını s...m” şeklindeki küfür ve hakareti ile ilgili pazartesi günü “İyi-Kötü-Çirkin” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.

Yazımda, “...Bizzat yaşadığım olayları da birleştirince; ‘İyi’ olan sadece bu partinin ismi.

‘Kötü’, hakaret ve küfrü yöntem olarak kullanan şahsiyetlerini, ‘Çirkin’ ise bir şehit yakınına küfredecek kadar çürümüş sözlerini ve yüzlerini tarif ediyor” demiştim.

Hatta, yazımın sonunda İP Genel Başkanı Meral Akşener’e şu soruyu yöneltmiştim: “Bırakın bir siyasetçi olarak, bir kadın, bir anne, bir eş olarak acaba Meral Akşener, parti milletvekillerinin, teşkilat üyelerinin, sosyal medyadaki partililerinin nasıl küfürler ettiğinden, hakaretler yağdırdığından, İP’in sosyal medyadaki linç gruplarından haberdar mı?”

LAĞIM PATLADI

Pazartesi akşamı da TVNET kanalında katıldığım programda, “Bu partinin inanılmaz bir küfür ve hakaret kültürü ve bunu yapan hakaret ve küfür ordusu var. Lütfü Türkkan, sadece patlayan bir lağım gibidir, içerideki kokuyu yaymıştır” demiştim.

Bunu bizzat yaşadığım olaylar üzerinden örneklendirdim. Sadece, bir tweet’imde partinin ismini AKP gibi, CHP gibi “İP” şeklinde kısalttığım için il ve ilçe örgütlerinden, parti üyeleri tarafından inanılmaz bir hakaret ve linç kampanyası ile karşılaştım.

Üstüne, Denizli Milletvekili

Yazının Devamını Oku

İyi-kötü-çirkin

1990’ların başında İstanbul’un Avrupa yakasında amatör ligdeki bir futbol takımında Nihat isimli bir forvet oyuncu vardı. Hızlı, yetenekli bir golcüydü.

Bir maçta, rakip kaleye yakın mesafede karşı takımın savunma oyuncusunun ayağındaki topu alırken beraber yere düştüler.

Nihat sinirlenmiş, yumruğunu yere vurmuş, hırsla ilk ayağa kalkan o olmuştu. Ama yüzünde kızgınlık yoktu, üstüne üstlük kendisini düşüren oyuncuya sağ elini uzatıp yerden kaldırarak centilmenliğini de göstermişti!

Nihat, rakip oyuncuyu yerden kaldırırken tuttuğu elini bırakmadığı gibi sol kolunu da sıkıca boynuna dolamıştı. Hakemi ve seyircileri şaşırtan bir şekilde samimi davranıyordu.

Nihat, bir yandan yüzündeki gülümsemeyi koruyor diğer yandan boynuna sarıldığı rakip oyuncunun kulağına ana avrat küfrediyordu.

Bunu küfredilen rakip oyuncu dışında duyan yoktu. Küfür işiten oyuncu, iğne batırılmışçasına bir anda Nihat’tan kurtulup onu itti. Nihat yere düştü ve küfür yiyen rakip oyuncu haklı olmasına rağmen sarı kartı gördü.

Nihat, antrenör ve takım arkadaşlarının olduğu yedek kulübesine bakıp pis pis sırıtıyordu. Hocası ve arkadaşları da onu alkışlıyordu.

Nihat’

Yazının Devamını Oku

Kandil’de yazılan siyaset tiyatrosu

Terör örgütü PKK’nın Kandil’deki elebaşlarından Mustafa Karasu’nun pazartesi günü sosyal medyaya yansıyan “CHP baktı ki eğer savaş tezkeresine oy verirse iktidar olma iddiasını sürdüremez. Biz iyimser yaklaşarak böyle düşünüyoruz. Böyle düşünüyorlarsa doğrudur. Hayırlı bir iş yapmıştır” açıklaması, Millet İttifakı’nın ortağı CHP ve İYİ Parti genel başkanlarını altüst etti.

Kılıçdaroğlu ve Akşener aynı gün içinde terör örgütü PKK ve siyasi uzantısı HDP gerçeğini bir kez daha keşfettiler!

Bunu sözlerine de yansıttılar; geçen hafta, PKK ve DEAŞ ile sınır ötesi mücadele için çıkartılan tezkereye HDP ile birlikte “Hayır” oyu kullanan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Terörle mücadeleyi bunların yaptığı gibi yapmayacağız. Söz veriyorum; o Kandil denen yuvayı yerle yeksan etmezsem Kılıçdaroğlu demesinler” dedi.

Siirt’te, HDP’li bir densizin, “Burası Kürdistan” sözüne hak ettiği cevabı veremeyen Meral Akşener de bu açığı, “Siirt’te... bir HDP çalışanı, ziyaret ettiğimiz bir esnafa gelip ‘Burası Kürdistan’ dedi. Nasıl olur da ‘Burası Kürdistan’ dermiş. Neye şaşırıyorsunuz? Bu kişi bir HDP çalışanı. Biz aylardır ne diyoruz? ‘HDP’yi PKK’yı yanında konumlandırıyoruz’ sözleriyle kapattı.

PKK, ÇARESİZLİKLERİNİN FARKINDA

Ama ortada bir gerçek var; 2023 seçimlerine giderken, kendilerini PKK güdümündeki HDP’nin oylarına muhtaç hissediyorlar. Onun için CHP, HDP ile ortak hareket ediyor, Akşener, Siirt’te o densiz HDP’linin yüzüne söylemesi gereken sözleri TBMM’de grup konuşmasında yapıyor.

HDP de, onun politikasına yön veren PKK’da Millet İttifakı’nın çaresizliğinin farkında.

Nitekim bu durum PKK’nın, HDP’ye eylül ayı sonunda gönderdiği “talimata” da aynen yansımış durumda. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 10 Ekim günü, PKK’nın 15 gün önce HDP’ye gönderdiği talimatlardan söz etmişti. Güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından ele geçirilen talimatın içeriğine bir iki yazımda değinmiştim. PKK talimatında şunlar yazıyordu:

“CHP, İYİ Parti gibi partiler demokrasi ittifakı, faşizme karşı mücadele etme ittifakına gelmezler. HDP’yle açık ilişkiye de girmezler.

Yazının Devamını Oku

Hayırlı işler Kemal Bey!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 10 Ekim günü yaptığı bir konuşmada, 2023 seçimlerine giderken terör örgütü PKK’nın HDP’ye talimatlarını içeren bir belgenin 15 gün önce güvenlik güçlerinin eline geçtiğini açıkladı. Güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından ele geçirilen, PKK’nın HDP’ye gönderdiği talimat yazısında şunlar yazıyordu: “CHP, İYİ Parti gibi partiler demokrasi ittifakı, faşizme karşı mücadele etme ittifakına gelmezler. HDP’yle açık ilişkiye de girmezler.

Fakat HDP’nin seçimler açısından onlar için çok önemli olduğunu biliyorlar. HDP olmadan seçimleri kazanamayacaklarını, AKP ve MHP’den kurtulamayacaklarını biliyorlar. HDP bu partilere ‘Bize doğru yaklaşırsanız biz de yerel seçimlerdeki gibi yaklaşabiliriz, aksi takdirde kaybedersiniz’ biçiminde onlara hem umut vermeli hem de ‘Böyle bir politika yürütmemiz için bizleri cesaretlendirecek yaklaşım göstermelisiniz’ demelidir.

Yani karşılıksız bir yaklaşım göstermelerinin böyle bir tutumu ortaya koymayı zorlaştıracağı biçiminde uygun uyarılar olabilir. ‘Tabanımızın sizlerden böyle bir beklentisi var’, mesajını vermeliler. HDP yürüteceği siyasetiyle bunları kendine muhtaç hale getirebilir ve bunlardan yararlanabilir. Bunların HDP’ye karşı politika içinde olmaması bile önemlidir.”

‘EVET’ DEDİĞİNE ‘HAYIR’ DEDİ

Nitekim, gelişmeler PKK’nın gönderdiği talimatta yazıldığı gibi oldu. HDP CHP’ye, Suriye ve Irak’ta terör örgütleri ile mücadele için TBMM’ye gönderilen tezkereye “Hayır” oyu vermesi gerektiğini söyledi. Önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı tarafından yapılan açıklamayla, “Tarihi sorumlulukla davranacağız” diyerek “Evet” işareti veren CHP, HDP’lilerin uyarısı ve HDP Milletvekili İmam Taşçıer’in, “Tezkereye CHP evet diyecekse hiçbir Kürt CHP, AKP’den daha iyidir diye oy vermemeli, desteklememeli” şeklindeki uyarısı sonrası tutumunu değiştirdi.

Daha önce defalarca “Evet” dediği tezkereye “Hayır” oyu kullandı. Tek amacı ise seçime giderken HDP’nin desteğini kaybetmemekti. Her şey PKK’nın HDP’ye talimatında yaşandığı gibi gerçekleşti, oy şantajı tuttu.

Önce HDP sonra da PKK CHP’yi kutladı.

PKK ‘HAYIRLI İŞ YAPTI’ DEDİ

Hem de PKK elebaşlarından

Yazının Devamını Oku

Terörist PKK’nın ‘talimatı’ ve HDP ile CHP’nin ‘hayır’ oyu

CHP, Türkiye’nin PKK ve DEAŞ terör örgütleriyle sınır ötesi mücadele için TBMM’den çıkartılması gereken ve daha önce “evet” dediği, bu kez de AKP ve MHP oylarıyla geçeceği kesin olan Suriye-Irak tezkeresine neden “hayır” oyu verdi?

CHP, terör örgütlerini desteklediği için mi? Hayır.

Terörle mücadele edilmesini istemediği için mi? Hayır.

“Türk askerinin yabancı topraklarda bulunmasını istemediği için mi?” Hayır.

“Yabancı askerlerin Türkiye topraklarında bulunmasını istemediği için mi?” Hayır.

Süresi iki yıl olduğu için mi?

Hayır.

Çünkü, daha önce Türk askerinin yurtdışı görevleri için çıkartılan süresi 18 ayı bulan tezkerelere “evet” oyu verdi.

Hatta, Suriye ve Irak’ta terörle mücadele amacıyla sunulan tezkerelere defalarca

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet’e asıl ihanet ve ‘iç cephe’de çatlak

Yazıma, Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde Kurtuluş Savaşı’ını veren büyük Türk milletinin Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayarak başlamak istiyorum.

19 Mayıs 1919’dan başlayarak 9 Eylül 1922’de düşmanı denize dökerek bağımsızlığımız için can veren şehitlerimizi ve gazilerimizi minnetle anıyorum. O günlerden bu yana ülkemizin bağımsızlığı ve bütünlüğü için şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizin fedakârlıkları karşısında saygıyla eğiliyorum. Yurtiçinde ve yurtdışında terörle mücadele eden kahraman güvenlik güçlerimizin de Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum

Cumhuriyetimizin 98’inci yılına her zamankinden buruk giriyorum. Hâlâ iki üç gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşanan tezkere skandalını unutamıyorum.

Bugüne kadar Türkiye’nin terörle mücadelesine destek vermiş olan Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi ilk kez, tezkerenin çıkarılmasına sebep olan PKK terör örgütünün siyasi kolu ile birlikte “Hayır” oyunu nasıl verdi, inanamıyorum.

‘TARİHİ SORUMLULUK’ DEDİLER

Tezkere oylamasından daha iki gün önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı,Türkiye’nin güvenliği, yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalma ihtimalimiz varken daha önceki eleştirilerimizle birlikte ama İdlib konusundaki ağır tarihi sorumluluğu gözeterek bir karar vereceğiz” diyerek “Evet” sinyali vermişken, iki gün sonra HDP’lilerin tehdidi ile kararını “Hayır” olarak değiştirmesi akıl alır gibi değil.

Daha önceki “Evet” dediği tezkerelerin tamamında “Yabancı asker bulundurma” konusu varken ve hiçbir zaman gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek bu konuyu bahane etmek, süresinin iki yıl bahanesi gibi yaşanan bu skandalı örtmüyor.

TEZKERE GEÇMESEYDİ!!!

Bir an için “

Yazının Devamını Oku

Bir tweet’i ile iki yıl önce ‘evet’ dediğine bugün ‘hayır’ diyor

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun dünkü konuşmasından sonra CHP grubunun, Irak-Suriye’de PKK ve DEAŞ terör örgütleriyle mücadele amacıyla TBMM’ye sunulan tezkereye “hayır” oyu açıklaması, PKK’nın siyasi kolu HDP ile ilişkisini resmileştirmiş oldu.

İki yıl önce 7 Ekim 2020’de “evet” oyu verdiği ve 30 Ekim 2021 günü süresi dolacak olan Irak-Suriye tezkeresiyle birebir aynı olan ve dün TBMM’de oylanan tezkereye “hayır” diyen CHP’nin, 2023 seçimlerinde HDP’lilerin oylarını almak için yapmayacağı şeyin olmadığını gösterdi.

KILIÇDAROĞLU’NUN BAHANESİ

Hele hele Kılıçdaroğlu’nun, konuşmasında, tezkere “hayır” demek için öne sürdüğü yabancı asker bulundurulmasıyla ilgili sözler, tam bir hedef şaşırtma. Kılıçdaroğlu şöyle dedi:

“Bu tezkerede ayrıca, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması, bu kuvvetlerin cumhurbaşkanının belirleyeceği esaslara göre kullanılması yazıyor. Ne demek yabancı kuvvetler Türkiye’de bulunacak?...Tezkeredeki yabancı güçler kim?”

Bunu soran Kılıçdaroğlu, 2020’de parti olarak “evet” oyu verdikleri Irak-Suriye tezkeresinde de aynı ifadelerin bulunduğundan hiç söz etmiyor.

Ben kendisine ve yandaşlarına hatırlatayım.

7 Ekim 2020’de CHP’lilerin oylarıyla da kabul edilen ve 9 Ekim 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan tezkerenin başlığı tam olarak şöyle:

Yazının Devamını Oku

Güvenlik duvarı 1079 kilometreye ulaştı

Türkiye, Suriye’deki iç savaştan sonra şimdi de Afganistan’da Taliban yönetiminden kaçanların yarattığı göç tehdidine karşı 560 kilometre sınır uzunluğu olan İran ile arasına 500 kilometrelik duvar örüyor. Halen 176 kilometresi tamamlanan, yıl sonunda 242 kilometre uzunluğa erişecek güvenlik duvarı, 2022 yılında yapılacak 232 kilometre ile birlikte 500 kilometreye çıkacak.

Türkiye, 911 kilometre sınırı olan Suriye ile arasına da 873 kilometre güvenlik duvarı inşa etti. Hakkari’de de Irak sınırına 13 kilometre duvar yapıldı. Şu ana kadar güvelik duvarı ile korunan kara sınırı uzunluğu 1079 kilometreye çıktı.

2 BİN 949 KM KARA SINIRI

Türkiye’nin 2 bin 949 kilometre kara, 8 bin 484 kilometre deniz sınırı var. Batı’da Yunanistan, Bulgaristan, Doğu’da Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahçıcan), İran, Güney’de ise Suriye ile sınırdaş. Suriye ile 911 kilometre, Irak ile 378 kilometre, İran ile 560 kilometre sınır, düzensiz göç konusunda Türkiye için büyük risk oluşturuyor.

Suriye ile 911 kilometrelik sınırın 837 kilometresine 3 metre yüksekliğinde “güvenlik duvarı” inşa edildi. İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü ve Sınır Yönetimi Daire Başkanlığı koordinasyonunda 560 kilometre uzunluğundaki İran sınırında ise 175 kilometre duvar inşa edilirken, 67 kilometre duvarın inşaatı devam ediyor. Böylece Türkiye’nin İran, Irak ve Suriye ile 1.849 kilometre sınırının 1.079 kilometrelik kısmının güvenliği, duvar ve entegre güvenlik sistemiyle sağlanmış oldu.

İMKÂNSIZ GÖRÜLEN DUVAR YAPILDI

Türkiye, Suriye’den iç savaş nedeniyle gelenlerin aksine, Afgan düzensiz göçmen dalgasına karşı hazırlıklı ve kararlı bir politika izliyor. Afganistan’dan gelecekleri ülkeye sokmayacak.

Bunda, 2016 yılında Iğdır’dan başlayan, Ağrı, Van ve Hakkâri’ye uzanan Entegre Sınır Güvenlik Sistemi büyük rol oynuyor. Bir zamanlar yapılması imkânsız görülen kara hattı boyunca inşa edilen 3 metre yüksekliğindeki güvenlik duvarı sistemin belkemiğini oluşturuyor.

Yazının Devamını Oku

Terör örgütü PKK’nın parçası, iktidarın parçası olacakmış!

Terör örgütü PKK’nın siyasi kolu HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan, “ittifak”, “muhataplık” derken vitesi büyütmüş tam gaz gidiyor. Millet İttifakı’na destek karşılığı taleplerinden birisini daha dile getirmiş, iktidarın parçası olacaklarmış!

Pervin Buldan’ın konuyla ilgile açıklaması şöyle: “Şimdilik demokratik bir muhalefet yürütüyoruz ama bu böyle devam etmeyecek. İleriki süreçlerde demokratik iktidarın bir parçası olacağımıza siz Ağrı halkının huzurunda söz veriyoruz. Biz, bu yola büyük bedeller ödeyerek çıktık. Ödediğimiz bedellerin, verdiğimiz emeğin karşılığı olacak. Bir dahaki seçimlerde HDP, bu ülkeyi yöneten bir parti olacaktır. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

PKK’LILARIN ARKASINDAYDI...

Konuşmasında iki kez geçen “demokratik” kelimesi dikkatinizi çekmiştir. İnsanın gülesi geliyor. Terör örgütü sözcüsü bir partinin eşbaşkanı “demokratik muhalefet” ve “demokratik iktidardan” söz ediyor.

Meydanlarda yaptığı şu konuşma hâlâ kulaklarımızda: “Sayın Öcalan’ın arkasındayız. Kandil’deki dostlarımız, arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, yoldaşlarımız, Sayın Karayılan, Sayın Bayık... Bu insanlar dağlarda. Hakkârili gençler dağlarda, Hakkâri’nin çocukları dağlarda...

CHP’Lİ ÇİÇEK SÖYLEMİŞTİ

“Kendi fikri...” ya da“Hayal kuruyor...” diyebilirsiniz.

O zaman, kısa süre önce iki CHP’linin yaptıkları açıklamaları hatırlamak yeterli olacaktır.

CHP’li

Yazının Devamını Oku

Vazgeçmeyen kahramanlardan: Özdemir Bayraktar

Özdemir Bayraktar, gece gündüz çalışma, emek, özveri, tevazu, toplumsal sorumluluk, vatan sevgisi ile geçen 72 yıllık ömrünü tamamlayarak hakkın rahmetine kavuştu.

1967 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girdiği andan itibaren milli sanayi için çalışan Özdemir Bayraktar, son 20 yılını Türk insanının isterse neler yapabileceğini göstererek geçirdi. Yalnızca Türk Savunma Sanayii’nin ihtiyacı olan insansız hava araçlarının fikir babası olarak bir şirketi değil, Selçuk, Haluk ve Ahmet gibi evlatları ile geleceği de inşa etti.

DÜNYA ONDAN SÖZ ETTİ

Özellikle 15 Temmuz sonrası belirginleşen milli savunma sanayii konusunda tüm dünyada adından söz ettirdi.

Türkiye içinde, sınır ötesinde terörle mücadelede etkinlik sağlanıyorsa, Türkiye’nin Libya operasyonundaki başarısından söz edilebiliyorsa, Azerbaycan toprağı olan Karabağ, Ermenistan işgalinden kurtulduysa Türk savunma sanayiinin ve özellikle Bayraktar grubunun rolü tartışılmaz önemdedir.

Bugün, Ortadoğu’da, Türk Cumhuriyetleri’nde, Akdeniz’de, Ege’de emperyalist Batılı ülkelerin oyunları bozuluyorsa Özdemir Bayraktar’ın ve evlatlarının vizyonu hayati öneme sahiptir.

ÖNCÜLÜK ETTİ

Yazının Devamını Oku

Tarih tekerrür ediyor - Denizlerde Misak-ı Milli ‘Mavi Vatan’ı ilan etme zamanı

Fransız Le Figaro gazetesinde 11 Ağustos 2020 günü yayınlanan: ‘Batılı Ülkeler Erdoğan Emperyalizmine Direnmeli’ başlıklı makalede Ayasofya’nın ibadete açılmasının, “Avrupa’ya hakaret ve tehdit” içeren bir provokasyon olduğu, Türkiye’nin, Yunan adalarının egemenliğine düzenli olarak saldırarak bin yıllık hayallerine yeniden başladığı ve Kıbrıs ile Yunanistan’daki toprak ihlallerini artırdığı yazıldı.

Le Figaro’nun saçmalıkları bununla sınırlı değil, yazıda aynen şu ifadeler yer aldı:

“(...) Sevr Antlaşması, özellikle özerk bir Kürdistan’ın yaratılmasını amaçlıyordu. Antlaşma Boğazlar’ın Osmanlı askerinden arındırılmasını dayatıyordu. Sevr Antlaşması hiçbir zaman uygulanamadı. Kemal (Mustafa Kemal Atatürk) daha sonra padişahı devirmek, müttefik ordularını kovmak, antlaşmayı çiğnemek ve Yunan ordusuyla savaşmak için Türk ordusunun başına geçti ve Sevr Antlaşması’nı 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması ile değiştirdi. Lozan’ın imzalanmasıyla Türkiye’nin Hıristiyanlardan, özellikle de Rumlardan arındırılması tamamlanmış oldu.

NATO müttefiki olan Fransa ve Türkiye arasında Akdeniz’de devriye gezisi sırasında meydana gelen ciddi olay, zehirli bir jeopolitik aktör olan Türkiye’ye karşı çıkmak için Sevr Antlaşması’nın bazı hükümlerine geri dönülmesinin ne kadar acil olduğunu göstermektedir. Ülkemiz Fransa’nın onuru tehlikededir.”

MAKALE DEĞİL, PLAN

Bu yalnızca bir gazetenin makalesi değil, Fransa’nın görüşü de olduğuna kısa süre önce şahit olduk. NATO üyesi olan Yunanistan ve Fransa, ekim ayı başında savunma ve güvenlik alanlarında işbirliğine yönelik Stratejik Ortaklık Anlaşması imzaladı. Taraflardan birinin saldırıya uğraması halinde diğerinin yardım etmesini düzenleyen anlaşmanın Türkiye’ye tehdit olduğu, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in “Kimin kimi ‘Casus belli’ ile tehdit ettiğini biliyoruz.” ifadesi ile ortaya çıktı.

Yunanistan’ın karasularını 6 milden 12 mile çıkarmasını Türkiye’nin savaş sebebi saymasına atıfta bulunan Yunan Başbakan’ı Ege’de savaşa sebep olabilecek niyetini de açık etmiş oldu.

Ardından da,

Yazının Devamını Oku

'Kürt sorunu' tartışması HDP’ye gösterilen havuçtur

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Kürt sorununu çözmek için meşru bir organa ihtiyacımız var. HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz” deyince, HDP’li Sezai Temelli ve Mithat Sancar dahil “muhatap İmralı” dediler.

HDP Milletvekili İmam Taşçıer ise sadece muhatabı değil, çözümü de tarif etti: “Anayasa’nın ilk dört maddesi değiştirilmezse Kürt sorunu tartışılamaz. Kürtlerin talepleri de bellidir. Bu sorunun muhatabı Abdullah Öcalandır.

HDP, CHP’ye de verdiği 11 maddelik Tutum Belgesi’nin dördüncü maddesinde “Başta anadili hakkı olmak üzere tüm evrensel kimlik haklarının tanınması”nı öneriyor.

ANLAŞTIKLARI SADECE ADI

Bunun tek anlamı var; Türkiye’nin üniter yapısının yok edilmesi ve bölünmesi.

Kılıçdaroğlu’nun “muhatabı HDP”, Anayasa’nın ilk dört maddesinde değişiklik istiyor.

Kılıçdaroğlu, buna karşı görünüyor. Önceki gün muhtarlarla bir araya geldiğinde şunu söyledi: “İlk 4 madde, zaten değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddeler, bunlar da tartışılıyor son günlerde ama o tartışmaların tamamı yapay. Hiç kimse ilk dört maddeye dokunamaz. İlk dört maddenin teminatı, Türkiye Cumhuriyetinin şerefli vatandaşlarıdır. Bunu herkesin bilmesini istiyorum.

CHP ile HDP sadece “Kürt sorunu” başlığında anlaşıyor. Muhataplık konusunda bile HDP, terörist başı Öcalan’ı adres gösterirken, Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesini istiyor. “Kürt sorunu” dediği şeyin ne olduğunu ve “çözüm önerisi” getirmeyen Kılıçdaroğlu “muhatabı” HDP’nin Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesi önerisine karşı.

Peki biz neyi tartışıyoruz?

Yazının Devamını Oku