Türkiye ‘düşmanı’ Amerika

Suriye topraklarında PKK terör örgütüne yardım eden ve 15 Temmuz darbe girişiminde bulunan Fetullahçı Terör Örgütü’ne verdiği destek nedeniyle son dört yıldır şu cümleyi tekrar ediyorum: Amerika gibi müttefikin varsa düşmana gerek yoktur. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’ye karşı yeni bir düşmanca adım attı. CAATSA yaptırımları olarak bilinen ‘ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası’ kapsamında Rusya’dan füze savunma sistemi S-400’ü satın aldığı gerekçesiyle Türkiye savunma sanayisini doğrudan hedef alan yaptırımları uygulamaya soktu.

2017’de ABD Kongresi tarafından onaylanan CAATSA, esas itibarıyla “hasım” olarak görülen Rusya, İran, Çin ve Kuzey Kore’ye karşı uygulandı.

Ancak bir NATO ülkesi olan Amerika Birleşik Devletleri “hasımları” için çıkardığı bu yasa kapsamındaki yaptırımları ilk kez bir başka NATO ülkesi olan Türkiye’ye karşı uyguluyor.

5 MADDELİK YAPTIRIM

Yaptırımlar Amerika’nın gözünde “müttefik” dediği Türkiye’nin resmen “hasım” yani düşman olarak görüldüğünün ilanıdır.

Yasada yer alan 12 yaptırım kararından şu 5’i uygulamaya sokuldu:

1- Savunma Sanayisi Başkanlığı’na (SSB) her türlü ihracat lisansının yasaklanması, 

2- SSB’ye ABD finans kurumları tarafından 10 milyon dolar üstü kredilerin 12 ay süreyle yasaklanması,

3- SSB’ye ABD Export-Import Bank desteklerinin yasaklanması,

4- ABD’nin tarafı olduğu uluslararası finans kuruluşlarının SSB’ye finans sağlamasının engellenmesi,

5- S-400 alım sürecine dahil olmuş SSB yetkilileri İsmail Demir, Faruk Yiğit, Serhat Gençoğlu ve Mustafa Alper Deniz’e yönelik yaptırımlar.

Böylece, Savunma Sanayi Başkanlığı’ndaki yetkililerin ABD’den mal edinmeleri yasaklanırken, ülkeye girişleri de engellenmiş oldu. ABD’nin ürün ve teknolojileri için ihracat lisansı ve yetkilerinin verilmesi yasaklanırken, herhangi bir uluslararası finansal kuruluşun SSB’ye 10 milyon doları aşan kredi ve borç vermesi kısıtlanmış oldu.

TERÖR DESTEKÇİSİ ABD

Amerikan yönetiminin Türkiye aleyhine aldığı kararlar nicelik olarak küçük ancak nitelik açısından oldukça büyük.

Çünkü doğrudan bir NATO ülkesi olan Türkiye’nin savunma sistemi hedef alınıyor. Bu kararlar ancak Amerika’nın Türkiye’ye düşmanlığı ile açıklanabilir.

Amerika, Türkiye’ye düşmanlığını yalnız bu kararlarla değil, terör örgütü PKK’ya verdiği silah, mühimmat, para ve siyasi destekle de göstermeye devam ediyor. Aynı zamanda 15 Temmuz darbe girişiminde bulunan Fetullahçı Terör Örgütü elebaşı Gülen dahil örgütün üst düzey yöneticilerini topraklarında barındırıp koruyor. İki ülke arasındaki anlaşmalara rağmen tam 7 kez ABD’den iadesi istenen FETÖ elebaşı ile ilgili tek bir adım atmayı reddediyor. Yalnız o değil, Türkiye ABD’de yaşayan 80 dolayındaki FETÖ’cüyü iade etmeye yanaşmıyor.

BIDEN DÖNEMİ BELİRSİZ

Evet, yaptırım kararları, ekonominin tamamını hedef alır nitelikte değil ve nispeten düşük etkili yaptırımlar. Ama bu daha ağırlarını uygulamayacağı anlamına gelmiyor. Trump yönetimi bu 5 maddeyi uygulamaya soktu ama 20 Ocak 2021’de Başkanlık görevini devralacak Joe Biden yönetiminin diğerlerini hayata geçirmeyeceğinin garantisi yok. Bunların arasında, döviz üzerinden işlem yapılmasının yasaklanması, uluslararası mali kuruluşlardan kredi verilmemesi gibi doğrudan ekonomiyi hedef alan yaptırımlar da yer alıyor.

Bu yaptırım kararlarını hafife almamak gerekiyor.

Elbette, uluslararası ilişkilerde mütekabiliyet kuralı vardır. Türkiye’de kendisine göre ABD ile ilgili bazı kararlar alacaktır. Ancak asıl önemlisi, bu kararın Türkiye için anlamıdır.

GEREKÇE S-400, ASIL NEDEN RUSYA

Türkiye, ABD tarafından böyle bir yaptırıma, 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında 1975 yılında silah ambargosuyla karşı karşıya kalmıştı. Türkiye ne zaman hakkını arasa, “müttefiki” Amerika’nın yaptırımı ile karşılaşıyor. Bu kez de Amerika’dan Patriot füze almak istemesine rağmen ihtiyacını Rusya’dan S-400 alarak karşılaması nedeniyle bir anlamda ambargo ile karşı karşıya.

Ancak bu yalnızca ambargonun gerekçesi, asıl neden Türkiye’nin son dört yılda bölgesinde Amerika’nın oyunlarını bozan bir aktör olmasından kaynaklanıyor. Suriye topraklarında terör örgütü PKK güdümündeki terör devleti yapılanması Türkiye’nin gerçekleştirdiği üç askeri harekâtla bozuldu. Türkiye, Libya’da Amerika’nın oyununu bozdu. Doğu Akdeniz’de hakkını sonuna kadar ararken Amerika ile karşı karşıya geldi. En son, Azerbaycan’ın Karabağ topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarmasındaki rolü, yalnız Amerika’yı değil bazı Avrupa ülkelerini de rahatsız etti. “Bölgesel aktör” olarak Türkiye bunları yaparken, Rusya ile diyaloğu geliştirdi.

‘YAPTIRIM’ SİLAHI

Bu durum, hem Amerika hem de Avrupa açısından Türkiye’yi yönetilemez hale getirdi. Amerika ile birlikte Avrupa’nın da eşzamanlı “yaptırım silahını” çekmiş olması tesadüf değil.

Artık operasyonlarını silahla değil “yaptırım” ile gerçekleştiriyorlar.

Amerika’nın yaptırım kararları bazı zorluklar çıkaracak ama Türk savunma sanayisi yüzde 75’i bulan kendi kendine yeterlilik oranını daha da arttıracaktır. Yaptırım uygulanan alanlarda yerli üretim hız kazanacaktır.

Ancak kararların siyasi yönü göz ardı edilmemeli. Amerika’nın Türkiye’yi “hasım” olarak gördüğü akıldan çıkarılmamalı. Amerika, Türkiye’yi “hasım” görüyorsa, Türkiye’nin de Amerika’yı “düşman” olarak görmesinden doğal bir şey olamaz.

X

Ağrı nire Gara nire

HDP seçmeni olmak zor iş!

Demokrasi adına, hukuk içinde siyaset yapsın diye oy verdikleri parti, terör örgütü ile ilişki içinde.

Yalnız yurtiçinde değil, tüm dünyada oy verdikleri partinin milletvekilleri, on binlerce insanı katleden PKK en ağır insanlık suçlarını işlerken ona “terör örgütü” dahi deyip kınayamıyor.

CNN Türk’te ‘Tarafsız Bölge’ programında HDP’nin, Türk-Kürt ayırmadan masum insanları katleden ve on binlerce insanın canına kıymış PKK’nın siyasi sözcüsü olduğunu bile bile oy vermeyi, “askerimize sıkılan kalaşnikof kurşunu”na benzetmemi çarpıtan ve kızanlar oldu.

Çarpıtma şuydu: Sadece terör örgütü PKK ve onun siyasi ayağı HDP ile oy verenlerinden söz etmeme rağmen, küçük beyinleriyle sözlerimi çarpıtıp “Kürt düşmanı” ilan etmeye kalktılar.

Terörist PKK’ya onun siyasi uzantısına laf söyleyince “Kürt düşmanı ilan etmek” eski taktikleridir.

Öte yandan, sosyal medyada edilen küfürler, ahlaken çürümüş bir kısım HDP seçmenin gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi. Diğerlerinin payına da kendilerini beraberce oy verdikleri bu küfürbazlarla eşitlemek kaldı.

SORUMLU YURTTAŞLIK

Ama asıl kızdıkları, kafalarının içindeki cevabını veremedikleri şu soruydu: Sorumlu bir yurttaş olarak PKK terör örgütü ile böylesine ilişkisi olan bir partiye oy vermeli miyim?

Yazının Devamını Oku

O teröristin adını hatırlıyor musunuz?

Yeni Zelanda’da iki camiye silahlı saldırı düzenleyerek 51 kişiyi öldüren saldırganın adını hatırlıyor musunuz?

29 yaşındaki Avustralyalı cani, 51 kişiyi öldürürken 49 kişiyi de yaralamıştı. Günlerce bunu konuştuk ama adını hatırlamıyorsunuz değil mi?

Yeni Zelanda tarihinde bugüne kadar ilk ve tek “terörist” saldırı ile ilgili öylesine önemli bir mücadele verildi ki, adını kimsenin hatırlamadığı o terörist şimdi aldığı ömür boyu müebbet hapis cezasını sessiz sedasız çekiyor.

Oysa amacı neydi? Ülkeye bir nefret dalgası yaymaktı.

Dünyanın başka yerlerinde aynı türden suçları işleyenler gibi adı duvarlara yazılsın, tarihe geçsin istiyordu. Ama unutuldu...

Peki bunu kime borçluyuz?

Başta Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern olmak üzere teröre karşı tek vücut olan siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına, devlet kurumlarına, ülkede her din ve inançtan yaşayan insanlara, Yeni Zelanda vatandaşlarına...

‘O TERÖRİST İSİMSİZ KALACAK’

Yazının Devamını Oku

Amerika ile çatışmaya hazır mısınız?

Suriye topraklarını bölerek bir terör devleti oluşturma hedefinden vazgeçmeyen Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili gerçekleri artık açık açık konuşma zamanı geldi.

Çünkü bir süre sonra buna karşı tavır almak da gerekecek.

Kaçırdıkları savunmasız 13 insanımızı başlarından vurarak infaz eden terörist PKK’nın bu katliamından sonra, onlara bu silahı veren Amerika Birleşik Devletleri’nin rolü de her yönüyle tartışılıyor. Yıllardır, “Amerika gibi bir müttefikiniz varsa düşmana gerek yok” dememin nedeni bu. Amerika, “demokrasi, hukuk, insan hakları” lafları ağzından düşmeyen, “terör destekçisi ülke” konumundadır.

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün, “eğer PKK yaptıysa” şeklindeki açıklamasından sonra, Dışişleri Bakanı Blinken’ın katliamda PKK’nın rolünü kabul etmesi izledikleri ikiyüzlü politikayı göstermesi açısından önemliydi.

İKİYÜZLÜ VE KAYPAK

Amerika’nın bir yandan binlerce TIR dolusu silah vermesi, bir yandan kaypak açıklamalar yapması ikiyüzlülüğünün yanında suç ortaklığını da gösteriyor.

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu en üst düzeyde şöyle dile getirdi: “İşte Amerika’nın yaptığı bir açıklama var, evlere şenlik. Hani siz teröristlerin yanında durmuyordunuz, hani siz PKK’nın, YPG’nin, PYD’nin yanında değildiniz? Bal gibi de yanındasınız ve arkasındasınız. Şimdi artık yağma yok. Eğer biz sizinle NATO’da berabersek, eğer biz sizinle dünyada, NATO’da bu birlikteliğimizi sürdüreceksek bize samimi davranacaksınız. Teröristlerin yanında yer almayacaksınız. Eğer yer alacaksanız, bizim yanımızda yer alacaksınız. Gara’da öldürülen 13 Türk vatandaşımızın kanı, terör örgütüne sahip çıkan, destek veren, sempati sergileyen herkesin eline bulaşmıştır.”

Amerika’nın terör örgütüne verdiği destek bundan açık ifade edilemezdi.

MÜTTEFİK Mİ SÖZDE MÜTTEFİK Mİ?

Yazının Devamını Oku

Terörist PKK’nın elindeki ‘esir’: HDP

Amerika’nın paralı uşağı PKK’ya yönelik Gara operasyonunda üç askerimizden sonra dün de 13 sivilin şehit olduğu haberi geldi.

Şehitlerimizin mekânı cennet olsun, ailelerinin ve milletimizin başı sağ olsun. Elbette ne onlar, ne alçak terör örgütü PKK’nın yaptıkları unutulmayacak.

İşin acı ve dayanılmaz tarafı, terörist PKK’nın siyasi kolu ve sözcüsü HDP milletvekillerinin yaptıkları açıklamalar oldu.

Acımıza acı kattılar.

Hele HDP milletvekilleri Hüda Kaya ile Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun zehirli dilleriyle sosyal medyadan yaydıkları mesajlar unutulacak gibi değil.

Terörist FETÖ ve PKK’lıların sözcülüğünü elden bırakmayan Ömer Faruk Gergerlioğlu şu mesajı paylaştı:

“PKK elindeki esir askerlerin yakınları 2.5 sene önce bana başvurmuştu. Sağ salim dönüşleri için yardım istemişlerdi. Bir barış ortamı olsa belki o insanlar hayatta olurdu. Barış, hayat için her şeyi yapardım ama devlet yetkilileri böyle bir şeyi hiç düşünmedi, adım atmadı.”

PKK sözcüsü HDP milletvekili Hüda Kaya da sosyal medya hesabından şunları yazdı:

“Hakikatler bu kadar mı çarpıtılır?

Yazının Devamını Oku

Hakkını helal eder misin Ömer Halisdemir?

15 Temmuz Derneği bir kitap çalışması yapıyor; 251 kişi 251 şehide mektup yazacak.

Benden de şehit Astsubay Ömer Halisdemir’e bir mektup yazmamı istediler.

Galiba bu çalışmada en zor görev bana düştü...

Çünkü 15 Temmuz darbe girişimi sırasında, canı pahasına Türkiye’nin, hepimizin kaderini değiştiren kurşunu atan Ömer Halisdemir’di.

Attığı kurşun, yalnız bir haini öldürmeyecek, kendisini de şehadete götürecekti.



Yazının Devamını Oku

15 Temmuz’a giden yol da böyle döşendi

15 Temmuz darbe girişiminden 4 yıl sonra, 2020 yılı Yüksek Askeri Şûrası’nda, Serdar Atasoy isimli Fetullahçı Terör Örgütü üyesi bir subayın nasıl olup da önce tuğgeneral yapıldığını, ardından Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Dairesi’ne atandığını günlerdir tartışıyoruz. Elbette tartışmalıyız çünkü ortada ölümcül bir hata var.

15 Temmuz’a giden sürecin taşları böyle örüldü. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, o şûralarda, 15 Temmuz gecesi kendisini darbe ile devirecek hatta öldürecek FETÖ’cülerin listeleri imzalatıldı. O yüzden 2020 yılı YAŞ toplantısında tuğgeneralliğe terfi ettirilen ve Kara Kuvvetleri İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na atanan FETÖ’cü Serdar Atasoy meselesi en ince ayrıntısına kadar aydınlatılmalı. Yoksa şu iki soru hep akılları kurcalayacak: Atasoy’u kim korudu ve onun gibi başka FETÖ’cüler de var mı?

ATAMA DOSYASINI HAZIRLAYANLAR ARAŞTIRILMALI

Konuyla ilgili ilk yazımda, bu atama dosyasının hazırlanmasında doğrudan ve dolaylı etkisi olanların tümünün FETÖ iltisakı ve irtibatının araştırılması gerektiğini yazmıştım.

Hâlâ aynı düşüncedeyim hatta TSK içinde sadece “sabit hat” soruşturmalarıyla yürütülen FETÖ araştırmalarının, uygulamadan kaldırılan FETÖMETRE dahil tüm yöntemlerle sürdürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü TSK’daki tek bir FETÖ’cü, rütbesi ne olursa olsun, bir bardak sudaki bir damla siyanür gibidir; affetmez, öldürür...

BAKAN AKAR’IN AÇIKLAMALARI

Bu konuda açıklamasını en çok merak ettiğim kişi Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’dı. Çünkü YAŞ toplantılarına terfi dosyalarının hazırlanmasında sorumluluğu olan bakanlığın en üst makamında. Akar’ın görüşleri dün Hürriyet yazarı Sedat Ergin’in kaleminden okudum. Sedat Ergin’in yazısından ilgili bölüm şöyle:

“Serdar Atasoy adındaki bir kurmay albayın geçen ağustos ayındaki YAŞ’ta tuğgeneralliğe terfi etmesi ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda istihbarat başkanlığına atanmasından sonra FETÖ’cü olduğunun ortaya çıkması hadisesini kendisine sordum. Konunun kamuoyunda tartışma konusu haline geldiğini belirterek, ‘Böyle bir kişinin nasıl terfi edebildiği sorusu tartışılıyor’ diye ekledim. Milli Savunma Bakanı, ‘Bu kişi ile ilgili bilgi ve belgelerin gelmesiyle ilişiği kesilmiştir’ diye yanıtladı.

Mülakatın bundan sonraki soru-cevap bölümü şöyle geçti:

Yazının Devamını Oku

ABD, FETÖ elebaşını konuşur diye iade etmiyor

15 Temmuz darbe girişiminin ardından 4.5 yıl geçti ve Amerika’nın rolü yine tartışma konusu oldu. “Yine” diyorum, çünkü konuya biraz ilgisi olanlar 15 Temmuz’un FETÖ eliyle gerçekleştirilen bir ABD darbe girişimi olduğunu biliyorlar.

Ama yine de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir televizyon kanalında, “15 Temmuz’u FETÖ mü yaptı?” sözünün, 15 Temmuz’a “tiyatro”, “kontrollü darbe” diyen CHP’liler ve yandaşları ile özellikle FETÖ’cü sosyal medya hesapları tarafından dakikalar içerisinde hızlı bir şekilde paylaşılması, konunun bir kez daha gündeme gelmesini sağladı.

Aslında Soylu’nun söylediği açıktı; FETÖ’nün darbe girişiminin arkasındaki ABD’yi işaret ediyordu. Ertesi gün, Soylu’nun konu hakkındaki sözleri daha açık bir şekilde Hürriyet’te yayınlandı. Aynı gün Reuters Haber Ajansı çevirisini yapıp servis etti. Saatler sonra da Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, iddiaları reddetti ve şu açıklamayı yaptı: “Açıkça ifade etmek gerekirse, ABD’nin, 2016’da Türkiye’de gerçekleşen darbe girişimine hiçbir dahli olmamıştır. ABD bu girişimi derhal kınamıştır. Aksi yöndeki iddialar yanlıştır ve Türkiye’nin NATO müttefiki ve ABD’nin stratejik ortağı olmasıyla bağdaşmamaktadır.”

BIDEN DARBEYİ BİLİYORDU

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price belki bilmiyordur ama 15 Temmuz darbe girişiminden haberdar olan üç grup vardı: Birincisi 25 Aralık 2015’ten itibaren Ankara’da darbe toplantılarını organize eden FETÖ’nün Genelkurmay imamı Adil Öksüz ile 15 Temmuz gecesi Akıncı Üssü’nde beraber hareket ettiği “mahrem imamlar” ve FETÖ elebaşı Gülen. İkincisi, o toplantılara katılan TSK içindeki FETÖ’cü darbeci askerler, üçüncüsü de şimdiki ABD Başkanı Joe Biden...

“Hiç de inandırıcı değil” dediklerini duyar gibiyim. FETÖ’cülerin ByLock kayıtları olmasa ben de aynısını düşünürdüm. Ama Biden’ın Türkiye’de bir darbe hazırlığından 2016 yılı Ocak ayında haberdar olduğunu FETÖ’nün iki üst düzey yöneticisi olan Rıdvan Kızıltepe ve Barbaros Kocakurt’un 2 Şubat 2016 tarihli ByLock yazışmalarından öğrenmiştik.

İSTANBUL’DAKİ ‘BOŞBOĞAZLIK’

Şimdiki ABD Başkanı’nın ülkesindeki bir lakabı da

Yazının Devamını Oku

Ya ‘sabit hat’ soruşturması olmasaydı?

Yeni Şafak gazetesinin dünkü manşetinde son derece önemli bir soru vardı:

BU ADAMI KİM KORUDU?

Bahsettiği kişi, 1988 yılında FETÖ yapılanmasına giren, “Servet” kod adını kullanan ve 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden bir yıl geçtikten sonra, 2017’de 2. Ordu Komutanlığı Harekât Başkanlığı’na, dört yıl sonra da 2020 yılı Yüksek Askeri Şurâ’sında tuğgeneralliğe terfi ettirilerek Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığı’na atanan Serdar Atasoy’du.

ÇALINTI SORUYLA SUBAY OLMUŞ

Atasoy “itirafçı” olarak verdiği 1 Şubat 2021 tarihli ifadesinde, 1988 yılında, lise birinci sınıftayken FETÖ’ye katıldığını, 1991 yılında Harp Okulu’na çalıntı sorularla girdiğini söyle anlattı:

“Askeri liselere hazırlık döneminde yurtta Yavuz Kod adlı şahsa ait odada ders çalışırdık. Burada Yavuz bize sorulabilecek soruların bulunduğu testleri getirdi. Bu dönemde ayrıca mülakatta sorulabilecek soruları sorardı. Yavuz bu dönemde, bizi cemaatle bağlantısı olmayan bir dershaneye kayıt yaptırdı. 1991 yılında ben, İskender (Girgin), Erdal Kara Harp okulunu kazandık. Mezun olup 1995-1996 yıllarında Tuzla Piyade Okulu’nda eğitim aldım. Bu dönemde Yavuz beni Altunizade’de bulunan FEM dershanesinin üst katına Fetullah Gülen’in yanına götürdü. İlk başta büyük bir salonda namaz kılındı ve akabinde beni küçük bir odaya götürdüler. Daha sonra Fetullah Gülen bana o dönem rütbem olan teğmen yani tek yıldızı taktı ve elini öpüp ayrıldım.

ÇALINTI SORUYLA KURMAY OLMUŞ

Serdar Atasoy, ifadesinde kurmaylık eğitimi için Harp Akademileri’ne girişte de FETÖ yöneticilerinin kendisine verdiği sorularla hazırlandığını ve kazandığını şu cümlelerle anlattı:

“2003 döneminde kurmaylık sınavına hazırlanıyordum. İsmini hatırlamadığım bir ‘abi’ beni Kavacık’ta bulunan bir eve

Yazının Devamını Oku

‘15 Temmuz’u FETÖ ABD ile yaptı’

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir televizyon programında söylediği “15 Temmuz’u FETÖ yapmadı” ifadesi duyulur duyulmaz sosyal medyada yine bildik rüzgârlar esti. Soylu’nun FETÖ’yü temize çıkardığı yorumları yapıldı. Elbette yorumlar bilgisizlikten değil, kötü niyetten kaynaklanıyordu.

Bana da o dakikada soranlar oldu, kesilip kırpılmış görüntüye bakıp, “kastettiği Amerika” dedim. Çünkü aynı sözleri 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından da söylemişti. Kendini zeki zanneden algı operatörleri yine de boş durmadı. Ben de gerçeği merak edenler için ve ola ki 'aklı karışanlar' vardır diye Bakan Soylu’ya ne kastettiğini sordum. İşte cevabı:

BEN BUNU DEFALARCA SÖYLEDİM

“Ne kastettiğim belli, yaptığım açıklamanın hemen arkasından söylüyorum. Orada söylediğim çok açık bir şey var, ben bunu defalarca söyledim. 15 Temmuz’un hemen ardından 24 saat geçmeden 16 Temmuz günü saat 16.00-17.00 gibi Kahraman Kazan’a, şehitlerin cenazesine giderken, telefonda televizyonlara açıklama yaptım. ‘Bu darbenin arkasında Amerika vardır’ dedim. Biz 1960 darbesinin arkasında Amerika olduğunu uzun yıllar sonra dönemin İngiliz belgelerinden öğrendik. 1980 darbesinin arkasında Amerika olduğunu, ‘Bizim çocuklar başardı’ sözünden sonra anladık. 28 Şubat’ın arkasında kimler olduğu belli. Ben 20-30 yıl geçmeden bu darbenin arkasında Amerika olduğunu söyleyip tarihe bir not olarak bıraktım. Bugün değil, 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 24 saat geçmeden söyledim. Ondan sonra ben İçişleri Bakanı oldum. İçişleri Bakanı olduktan sonra Amerika’nın etkin olduğu her yerde FETÖ olduğunu gördüm.

Orada bir başka şey söylüyorum: Bir, FETÖ şeytani bir örgüttür. İki, istihbari bir örgüttür. Üç, bir terör örgütüdür. Dört, bir iletişim aygıtıdır. Dört özelliğini söylüyorum. Bunun bir başka özelliğini söylüyorum: FETÖ İslam’ı başkalaştırmak için icat edilmiştir. İki, PKK da İslam’ın en güçlü olduğu alanlardan birisi olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden İslam’ı kazımak için icat edildi. Ayrıca DEAŞ da İslam’ı tahrip etmek için icat edilmiştir. Ve bunların hepsini icat eden aynı unsurdur. Şimdi LGBT’yi ortaya koyuyorlar. Bu bizim topraklarımızın bir değeri değil.

TOPLUMU UYARMAK

Şimdi 15 Temmuz meselelerini anlatırken, 15 Temmuz ile, FETÖ ile ilgili izahat yapıyorum. Belki bu örgütlerin hangi kulvarlarda koştuğunu bilmiyorsunuz. Bunların iç yönetimlerini, eğilimlerini, hangi iletişim dilini kullandıklarını bilmiyorsunuz. Mesela dedim ki, PKK elebaşlarından Cemil Bayık, üç gün önce HDP’ye kasten dedi ki, ‘Gerillanın üzerinden yükü alacaksınız’... Bunu ben okuyorum ve biliyorum. Benim burada yapacağım, toplumu bu konuda uyarmaktır. Benim görevim bu, önleyici hizmet. Ben bunları açıklayarak önleyici hizmet görevimi yerine getiriyorum.

15 Temmuz’un arkasında sadece FETÖ mü var, sadece o mu yaptı, hayır. Sadece 15 Temmuz olarak değil, Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri’nde ne işi var, ne yapıyor? Kim kimin ülkesine böyle bir yapıyı sokar? Ha, bizi aldattılar, ‘Müslümanlık’, ‘Türkçe’, ‘bayrak’ gibi kelimelerle, herkesin hoşlanacağı söylemlerle faaliyette bulundular ve bunu Amerika iyi yönetti, Avrupa da bu işe teşne oldu, neticede 15 Temmuz’u yaptılar.

Yazının Devamını Oku

FETÖ’de ‘çatışma’, ‘bölünmeye’ dönüştü

FETÖ elebaşı Gülen’in sağlık durumundaki olumsuz gidişat ile örgütte baş gösteren “çatışma”, Gülen’in ölümü dahi beklenmeden “bölünmeye” doğru gidiyor.

Bunun ilk somut adımları atıldı. Örgütün Avustralya’nın Queensland eyaletindeki yapılanmasındaki çatı kuruluşlarından QECF (Queensland Education Cultural Foundation) Pensilvanya’dan alınan atama kararlarını tanımayacağını açıkladı.

Hatırlayacaksınız, 2 Ekim 2020 tarihinde bu köşede yayınlanan yazımda, FETÖ içindeki bölünmeyi anlatmış, çoğu 17-25 Aralık 2013 sonrası yurtdışına kaçan örgüt üst düzey yöneticisi 150’ye yakın ismin, “Gelenekçiler”, “Yenilikçiler”, “MÖZ (Mustafa Özcan Grubu)” ve “Barbarosçular (Barbaros Kocakurt Grubu)” şeklinde bölünmeye başladığını aktarmıştım.

TACİZ, TECAVÜZ, YOLSUZLUK

Esas olarak FETÖ elebaşının ölümü sonrasına hazırlanırken birbiriyle kıyasıya savaşan grupların, Gülen’in ölümü sonrası yerine geçmesi beklenen İsmail Büyükçelebi’nin başında olduğu “Gelenekçileri” hedef alarak, yolsuzluk ve dolandırıcılık hatta örgüt içi taciz ve tecavüzlere yol açmak ve gizlemek ile suçladıkları görülüyordu.

Türkiye’deki binlerce itirafçı ifadesiyle, askeri ve polis okulları ile üniversite sınav sorularının çalınması, Ergenekon ve Balyoz operasyonlarında sahte deliller ve kumpas boyutunun ortaya çıkması, 15 Temmuz darbe girişiminde FETÖ’nün rolünün kabul edilmesi örgütü zor durumda bıraktı.

‘İLLİMÜNATİ’DEN DAHA TEHLİKELİ’

Yazının Devamını Oku

Terörist PKK’nın siyasi kolu HDP ile işbirliği uğruna...

Millet ittifakının iki ortağı CHP ve İYİ Parti’deki (İP) ihraç ve istifalara dikkat ediyor musunuz?

İster “milliyetçi” deyin, ister “ulusalcı”, millet ittifakı üyesi partilerde, terörist PKK’nın siyasi kolu HDP ve FETÖ uzantılı şahıslarla işbirliğine itiraz eden milletvekilleri ya ihraç ediliyor ya da eleştirileri yok sayılıp istifaya giden yol açılıyor. Uyarıları dikkate alınmadığı gibi istifa ederken de “dur” diyen olmuyor. Eleştiriler için “parti içi demokrasi” diyorlar ama dikkate alan yok. Kim neye itiraz ederse etsin, hep genel başkan ve çevresindeki oligarşik yapının dediği oluyor.

PARTİ FARKLI, UYARI AYNI

İP’den İsmail Ok, Ümit Özdağ, İsmail Koncuk gibi isimlerin kendi partilerine itirazları ne ise CHP’den Muharrem İnce, Mehmet Ali Çelebi, Hüseyin Avni Aksoy ve Özcan Özel’in itirazları aşağı yukarı aynı.



CHP’den ihraç edilen

Yazının Devamını Oku

‘Heybedeki turpun büyüğü’ kumpası

Hrant Dink cinayetinde, Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer başta olmak üzere FETÖ’cü istihbaratçıların sorumluluğunu anlattığım ‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ kitabım nedeniyle, 2009’da İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandım.

Emniyet İstihbarat Dairesi’nin FETÖ’cü başkanı Akyürek’in avukatlığını Nurullah Albayrak yapıyordu. 28 yıl hapis istemiyle yargılandım ve beraat ettim. Şimdi, Akyürek ve Yılmazer dahil FETÖ’cüler, Dink cinayetinden yargılanıyor, avukat Nurullah Albayrak ise firarda.

12 yıl sonra Nurullah Albayrak yine karşıma çıktı, bu kez FETÖ elebaşı Gülen’in avukatı olarak. Muhsin Yazıcıoğlu suikastı hakkında yazdıklarıma cevap veriyor.

İTİRAFLAR PANİKLETTİ

Anlaşılıyor ki, FETÖ’nün Elazığ il imamı Abdullah Önder ile 19 şehrin bağlı olduğu FETÖ’nün ‘gaziantep büyük bölge imamıKamil Bakum’un itirafları onları panikletti.

Her ikisi de yüzlerce sayfalık ifadelerinde, FETÖ’nün hukuk yapılanmasını ve Yazıcıoğlu suikastında, düşen helikopterden elektronik cihazları söken FETÖ’cü askerlerin dosyasını nasıl kapattıklarını itiraf ettiler.

İlginç olan ise Kamil Bakum’un, FETÖ’cü avukat olarak Nurullah Albayrak’ın da adını vermesiydi. Bakum, Albayrak’ın örgütün Ankara il imamına bağlı avukatı olduğunu, Ankara’ya gittiğinde Maltepe civarındaki bürosuna uğradığını anlattı. Hatta Nurullah Albayrak’ın, “Mustafa Tekin” adıyla ‘ID.108582’ No’lu ByLock kullanıcısı olduğunu ve kendi ByLock grubuna da kayıtlı olduğunu itiraf etti.

İşte böyle bir avukat olan FETÖ’cü

Yazının Devamını Oku

Yargıda üç renk FETÖ: Dün Vefa, Ay Yıldız, Sosyal Demokrat, ya bugün?

Bundan 2 bin 200 yıl önce yaşamış olan fizikçi Arşimet’in, “Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım” sözü abartılı olsa da evrensel bir fizik kuralını anlatır.

Ben de abartılı ama içerisinde bir hakikati barındıran şu cümleyi edeceğim: “Bana bir hâkim ve savcı verin, istediğiniz adamı ipe götüreyim.”

Bunu, mesleğini onurla yapan, hukuka bağlı olan vicdan sahibi yargı mensupları için değil, sayıları az da olsa sahip olduğu yetkiyi FETÖ ve benzeri örgütsel yapılar için sınırsız bir operasyonel güç olarak kullananlar ya da kullanacaklar için yazdım.

Böyle bir tehlike vardı, hâlâ var ve “geçmişten ders almayanlar için” gelecekte de var olacak gibi görünüyor.

FETÖ KİMİN DERDİ?

7 Şubat 2012 MİT Müsteşarı’nın tutuklama girişimi, 17-25 Aralık 2013 operasyonları, 2014 MİT TIR’larnın durdurulmasında FETÖ’cü savcı ve yargıçların yaptıkları hafızalarda olduğunu düşünüyorum.

Peki geçen hafta HSK’nın 9 hâkim-savcıyı ihracı, 4’ünü açığa alması, 22 tanesinin göreve iade talebinin reddi ve Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın 44 hâkim savcı için gözaltı kararı bir şey ifade ediyor mu?

Yüzlercesi hakkında incelemenin devam etmesi, FETÖ’nün 15 Temmuz darbesi sonrası bile yargıya eleman sokması sadece bu soruşturmaları yapanların derdi mi?

FETÖ’yü en iyi FETÖ’cüler anlatıyor. O yüzden çoğu zaman

Yazının Devamını Oku

Kripto FETÖ’cü savcıdan itiraflar

Geçen hafta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun annesine ağır hakaret eden ahlak yoksunu bir kişi hakkında mahkemenin verdiği “denetimli serbestlik” kararı etrafında yargı tartışması yine gündemdeydi.

Nitekim Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, kararlara yönelik yine hukuk yolunu işaret etse de “kaynar su ile kadın yakanı serbest bırakan, süt banyosu yapanı tutuklayan” mahkeme kararlarına yönelik eleştirisini dile getirdi.

Şikâyet eden de muhatabı da bakan olunca ortada bir sorun olduğu ama adının tam konamadığı açıktı.

Çünkü bunun için yargı sistemi içinde halen varlığını koruyan, “renklendirme” taktiği ile başka grup ve cemaatlerden olduğu görüntüsünü veren FETÖ’cü kripto unsurlara eğilmek gerekiyor. O yüzden ben Soylu’nun mesajındaki “provokasyon” kelimesine atıf yaparak ‘Yargıda provokasyona dikkat’ başlığıyla bir yazı kaleme aldım. Aldığım mesajlar, yargıda hâkim güç olmak isteyen FETÖ ve başka yapıların yarattığı sorunların büyüklüğünü de gösteriyor.

‘KAMİKAZE KARARLARA’ DİKKAT

evet, biliyorum, birileri 15 Temmuz’a kadar 13 bin hâkim ve savcının 4 bin 500’ünün FETÖ mensubu olduğunu unuttu. Hâlâ sistem içinde yüzlerce kripto unsur olduğunu duymak bile istemiyor. Bunu yazdığım için kimilerine can sıkıcı geldiğimi de biliyorum. Ama can sıkıntısı, bir gün kripto FETÖ’cü veya benzeri bir savcının ya da hâkimin “kamikaze kararıyla” operasyonunu yemekten iyidir.

Sadece geçen hafta yaşananlar örnek olmalı: Hâkimler ve Savcılar Kurulu, perşembe günü dokuz hâkim ve savcıyı ihraç etti, dört hâkim ve savcıyı açığa aldı. 22 FETÖ’cü hâkim ve savcının ihraç kararının iptal edilerek, mesleğe dönme talebini reddetti. Ankara Cumhuriyet Savcılığı da 44 FETÖ’cü hâkim ve savcıya operasyon yaparak gözaltına aldı. Ekim ayında ihraç edilen 11 hâkim ve savcının 6’sının 15 Temmuz darbe girişiminden sonra mesleğe girdiği gerçeği, bize FETÖ’nün yargı içindeki kripto unsurlarını korurken, hâlâ sisteme sızma amacının var olduğunu da gösteriyor.

‘VEFA GRUBU’ ADINI VERDİLER

Evet, yine biliyorum, rakamlar bazen yaşadığımız tehlikeyi soyutlaştırıyor. Ben size somut bir örnek vermek istiyorum. 2017 yılı Şubat ayına kadar Savcılık ve Adalet Bakanlığı’nda tetkik hâkimi olarak görev yapan

Yazının Devamını Oku

Yargıda ‘provokasyona’ dikkat

Yargı, yasadışına çıkmayan, hukuka inanan yurttaşların en güvendiği sığınaktır. Kanunlara güvenen insanların hakkını hukuk eliyle aramak en doğal talebidir. Bu nedenle yargının herkese eşit mesafede olması beklenir. Bu beklenti içinde olanların yargıya zarar vermeyecek tutumda olması gerekiyor.

Türkiye, yargının belli bir siyasi düşünce ile hareket etmesinin, sistemin belli grupların eline geçmesinin nasıl sonuçlar doğurduğunu çok acı örneklerle yaşadı. 13 bin hâkim ve savcının 4 bin 500’ünün FETÖ mensubu olduğunu, bunun nelere mal olduğunu hatırlamakta yarar var.

Yargıyı korumanın hem yurttaşların, hem siyasetçilerin hem de yargı mensuplarının görevi olduğunu artık öğrenmiş olmalıyız.

Maalesef son gelişmeler, yaşadıklarımızdan yeterli dersi çıkardığımızı söylemenin zor olduğunu gösteriyor.

İbret verici gelişme önceki gün yaşandı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu şöyle bir tweet attı:

“45 gündür anam hastanede. Annemle fotomun altına küfreden alçak mahkemeye çıkıyor ve adli kontrolle serbest kalıyor.

Ne yapmalıyım.

Bakan olsam ne yazar.

Millet, devlet işleriyle boğuşurken anasının namusuna sahip çıkamamak ne ifade eder.

Yazının Devamını Oku

Yazıcıoğlu dosyasının her tarafından FETÖ’cü fışkırıyor

Hatırlayacaksınız, yılbaşı öncesi Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 6 kişinin ölümüyle ilgili yazdığım yazıda ‘Muhsin Yazıcıoğlu’na yargı suikastı’ başlığını kullanmıştım.

Çünkü 25 Mart 2009 tarihinde helikopterin düşmesiyle ilgili soruşturma 12 yıldır yargının elinde parçalara ayrılmış, ilgili ilgisiz kişilerin soruşturmalara dahil edilmesiyle kumpas ve komplolara alet edilmeye kalkışılmış, içinden çıkılmaz hale gelmişti.

Şimdi yeni bir süreçteyiz ve bütün yük yine yargının üzerinde. Ama bu kez sadece Yazıcıoğlu için adalet konusuna odaklanmalı ve daha fazla suiistimallere izin vermemeliyiz.

Bu nedenle Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nde üst düzey kamu görevlilerinin yargılandığı davada verilen 221 sayfalık ana, 81 sayfalık ek mütalaa şu anda soruşturmayı yürüten Kahramanmaraş Başsavcılığı’na da yol gösterecek nitelikte.

İDDİANAMEDEKİ EKSİKLİK

Buna karşın Kahramanmaraş Savcılığı, 11 Aralık 2020 tarihli son iddianamesi, FETÖ vurgusu yaparken birçok yönden de eksikliği barındırıyor. İddianamede,daha önce hakkında dava açılan ve açılmayan sınırlı sayıda FETÖ mensubu yanında, tanık ve gizli tanık olanlar da sanık yapılmış. Bunların ayrıntılarına daha önceki yazılarımda değinmiştim. Şu anda Yazıcıoğlu ve yanındakilerin ölümüyle ilgili açılan birçok dava mevcut.

İKİ İTİRAFÇI HER ŞEYİ ANLATTI

Bunların dışında Yargıtay’da üst düzey kamu görevlilerinin yargılandığı dava ve Jandarma ile ilgili dava karar için gün sayıyor. En önemli dava ise 11 Aralık 2020 tarihli iddianameyle Kahramanmaraş’ta açıldı. Ancak baştan da söylediğim gibi, bu iddianamede itirafçı Abdullah Önder’in dosyaya müdahale konusunda girişimde bulunan FETÖ mensuplarının bulunmaması büyük eksiklik. Savcılık iddianamenin en altına bir not düşerek Önder’in ifadesinin adı geçen FETÖ’cülerin yargılandığı dosyalara yollanacağını belirtmiş. Oysa onların yargılanması gereken yer bu dava olmalıydı. Öte yandan HTS kayıtları ve ByLock yazışmalarıyla verdiği bilgiler teyit edilen Önder’in ifadesini doğrulayan bir başka gelişme, geçen hafta İstanbul’da yakalanan, 19 ilden sorumlu FETÖ mahrem imamı Kamil Bakum’un 150 sayfalık ifadesi oldu. Önder’in verdiği tüm bilgileri, isimleri doğrulayan, ek isimler de veren Bakum’un ifadesi Kahramanmaraş’taki Yazıcıoğlu davasında yeni boyutlar katacak nitelikte.

Yazının Devamını Oku

Bir mahrem imamdan daha Yazıcıoğlu itirafı

25 Mart 2009’da düşen helikopterde 6 kişi ile birlikte hayatını kaybeden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu dosyasının üstünün kapatılmasında FETÖ parmağı her geçen gün belirginleşiyor. 2004’te FETÖ’ye katılan, 2014 ile 2 Mayıs 2017 arasında örgütün “Elazığ avukatlar imamı” olan, 8 Mayıs 2018’de itirafçı olarak ifade veren Abdullah Önder’den sonra, geçen hafta FETÖ’nün gaybubet evinde yakalanan ve örgütte üst düzey mahrem imam olarak görev yapan Kamil Bakum da Yazıcıoğlu suikastı davasının üstünün örtülmesi konusunda aynı itiraflarda bulundu.

Aralarında Gaziantep, Kahramanmaraş, Hatay, Mersin, Osmaniye, Batman, Siirt, Diyarbakır, Şırnak, Elazığ gibi şehirlerin bulunduğu ve FETÖ’nün “Gaziantep büyük bölge” diye adlandırdığı 19 ilden sorumlu mahrem imam olan Kamil Bakum, 150 sayfalık ifadesinde örgütün hukuk yapılanmasını anlatarak 300’den fazla ismi tek tek verdi. Savcılıkta da etkin pişmanlıktan yararlanarak ifadesini tekrar eden Bakum, mahkemede de FETÖ’nün iç yüzünü anlattı.

FETÖ Elazığ avukatlar imamı Abdullah Önder, 8 Mayıs 2018’de verdiği ifadede Malatya’dan Kahramanmaraş’a gelen Yazıcıoğlu dosyasında 17 Nisan 2014’te gizlilik kararının kalkmasıyla, FETÖ mensubu Mustafa Atalar’ın, helikopterden cihazları söken FETÖ’cü askerler Davut Uçum ile Aydın Özsıcak’ın avukatlığını yaptığının ortaya çıktığını söyledi.

Bunun ortaya çıkmasıyla paniğe kapılan FETÖ örgütünün hukuk yapılanmasından birçok isimle bir araya gelerek toplantılar yaptıklarını anlatan Önder, şu isimleri vermişti: Elazığ il imamı Mehmet Durakoğlu, FETÖ’cü avukat Ahmet Atilla Kavuran, büyük bölge imamı Sezai Çetin, Gaziantep bölgesi avukat dernekleri imamı Turan Canpolat, Malatya dar bölge sorumlusu Halil Kayış.

Abdullah Önder’in ismini verdiği FETÖ’cülerden birisi de Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden 19 kentin bağlı olduğu “Gaziantep büyük bölge imamı” Kamil Bakum’du.


Abdullah Önder, ifadesinde Yazıcıoğlu dosyasının üstünün kapatılmasında Bakum’un rolünü şu sözlerle anlatmıştı: “Bu görüşme sonrası Mehmet Durakoğlu Elazığ’a döndüğünde kendisine neler konuşulduğunu sordum. Mehmet Kocatürk ile beraber Kamil Bakum ile de görüştüğünü, ayrıca Gaziantep ilinde örgütün ‘hâkim ve savcı sorumlusu’ ile de görüştüğünü söyledi. O dönem Muhsin Yazıcıoğlu dosyasına bakan soruşturma savcısı olan ve halen Elazığ Cumhuriyet Başsavcısı olan Habip Korkmaz’ın yabancı biri olmadığını, bizim abilerimizden biri olduğunu, kendisine örgütün ‘Gaziantep hâkim-savcı bölge sorumlusunun’ ilettiğini söyledi.”

Yazının Devamını Oku