GeriNedim ŞENER Orkestra şefi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Orkestra şefi

Bir önceki yazımda İP kurucusu Ümit Özdağ’ın, İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ ilişkisi konusundaki açıklamasının büyük fotoğrafın küçük bir parçası olduğunu yazmıştım. Çünkü Buğra Kavuncu’nun 1997’de gittiği ve Kazakistan’da üyesi olduğu FETÖ’nün KATİAD isimli derneğinin 2007-2010 arasında yöneticiliğini yapmış olması tek başına her şeyi anlatmaya yetmez.

O yüzden büyük fotoğrafa bakmak gerektiğine dikkat çekmiştim.

Kazakistan’ın başkenti Alma Ata’da 2014’te Enver Altaylı’nın kardeşi Talha Altaylı’ya ait G Balık isimli restoranda çekilen fotoğraf çok şey anlatıyor. Masada sol başta FETÖ’nün Kazakistan imamı Mesut Ata, onun yanında Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu, onun yanında da Buğra Kavuncu’nun dayısı, FETÖ’den tutuklu Enver Altaylı oturuyor.

Orkestra şefi

Masada en sağda bulunan kişi Buğra Kavuncu’nun kardeşi Oruç Burak Kavuncu, onun yanında Kazakistan’da yayınlanan FETÖ’nün Zaman gazetesi başyazarı Ahmet Alyaz oturuyor. Masada FETÖ’nün Bank Asya kurucu ortağı Mehmet Artukaslan da var. Bir de o karede olmayanlar var. Buğra Kavuncu’nun amcası, yani Orhan Kavuncu’nun kardeşi, FETÖ üyesi firari İsmail Kavuncu gibi...

ORHAN KAVUNCU-ENVER ALTAYLI

Kuşkusuz masadaki herkes önemli ama Ümit Özdağ’ın açıklamalarından sonra, eski MİT mensubu, CIA ve Alman istihbaratıyla ilişkili Enver Altaylı ile Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu’nun varlığı özel bir önem kazandı. Madem Buğra Kavuncu ismi tartışma konusu, onu babası Orhan Kavuncu’dan ayrı tartışmak eksik kalır. İP’lilerin adını bile bilmediği ama Akşener tarafından GİK üyesi, genel başkan yardımcısı yapılan Buğra Kavuncu’nun siyasete girmesinde rolü önemli.

Orkestra şefi
Enver Altaylı

ORHAN KAVUNCU İP MİTİNGİNDE

2018 yılı Haziran ayında Osmaniye mitinginde Akşener, Buğra Kavuncu’yu partililere tanıtırken babası Orhan Kavuncu’yu da sahneye çağırıp şunları söylemişti:

“Şimdi Orhan Kavuncu abim burada, biliyorsunuz Osmaniye’nin il olmasında çok büyük faydası olmuştur. Kız kardeşini (kendisinden söz ediyor) desteklemeye geldi Allah razı olsun. Buraya iki genel başkan yardımcımla geldim, buradalar, Buğra Kavuncu ve sizin evladınız Osmaniyeli Ersagun Yücel. Abimin oğlunu aldım, şimdi sizinle tanıştırmak istiyorum. Orhan abiye teşekkürlerimi sunmak istedim.”

ALTAYLI İÇİN MİT’E MEKTUP

Elbette Orhan Kavuncu’yu konuşurken, kayınbiraderi ve halasının oğlu, eski MİT’çi ve CIA ile Alman istihbaratı ile ilişkili olan, şu anda FETÖ üyesi bir eski MİT mensubunu yurtdışına firarını organize etmekten tutuklu olan Enver Altaylı’dan söz etmek gerekiyor.

Orhan Kavuncu, Enver Altaylı’nın tutuklandığı 27 Ağustos 2018’de kendi internet sitesinde onu savunurken şunları yazmıştı: “Allahtan korkmaz kuldan utanmaz kişiler kına yaksın! Enver Altaylı 20 Ağustos 2017 günü gözaltına alındı. Bugün de tutuklandı. Avukatından öğrendiğimiz kadarıyla, 2013 yılında MİT’e alınan 15 Temmuz’dan sonra da FETÖ’cü olduğu için MİT’ten ihraç edilen ve halen tutuklu olan birisi Enver Altaylı’ya telefon edip yardım istemiş. Buna istinaden örgüte yardım etmek suçundan yargılanma istemiyle tutuklandı. Bunun dışında bilmediklerimiz var mıdır? Olabilir. Enver Altaylı benim halamın oğlu, kayın biraderim, benden beş yaş büyük ağabeyimdir. Fikri yapımın oluşmasında katkısı olmuştur. Dolayısıyla onunla ilgili davayı takip etmek, yardım etmeye çalışmak benim en tabii vazifemdir.”

Orhan Kavuncu, internet sitesinden yaptığı açıklamada, Enver Altaylı gözaltıda iken MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’a ulaşmaya çalıştığını da açıkladı. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sabri Erdil ve Tuğrul Türkeş ile görüşmüş. MİT Müsteşarı’na ulaşamayınca ona şu mektubu göndermiş:

“Sayın Hakan Fidan, MİT Müsteşarı, Değerli Müsteşarım

1) Enver Altaylı, Mustafa Özcan ilişkisi bilinen bir konu. Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Necip İşçimen’e daha önce verdiği ifadede Özcan ile dönemin Cumhurbaşkanı’nın yönlendirmesiyle Orta Asyalı öğrencilere yardım amacıyla nasıl tanıştığı bilgisinin detayları bulunuyor.

2) Enver Bey'in, Teşkilata 7 Şubat 2012’den sonra alınmış, İran masasında çalıştırıldığı iddia edilen 15 Temmuz 2016’dan sonra FETÖ’cü olduğu için ihraç edilmiş, tanımadığı bir gencin telefonuna cevap vermekle suçlandığı söyleniyor. 70 küsür yaşındaki Enver Bey'in 20 küsür yaşında ve üstelik teşkilattan ihraç edilmiş bir şahısla irtibat kurup kendisine yardımcı olmaya çalışacağı iddiasını aklımız almıyor.

3) Bunların dışında bir konu varsa onu biz de bilelim ki, susup bir kenarda sabırla bekleyelim.

Saygılarımla... Prof. Dr. Orhan Kavuncu”

SÜRGÜN MEKTUBU VE GÜL-KAVUNCU GÖRÜŞMESİ

Orhan Kavuncu’nun Enver Altaylı’yı desteklemesi ve onu savunmasını sadece akrabalık ilişkisi ile açıklamak zor. Çünkü beraberlikleri başka alanları da kapsıyor. Nitekim Enver Altaylı’nın bilgisayarında ele geçirilen ve 28.12.2008 tarihli bir mektup bu ilişkiyi anlamamızı sağlıyor. Enver Altaylı 2018 yılında Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov’a “Saygıdeğer Prezindentim” hitabıyla yazdığı mektupta, Orhan Kavuncu’nun da adını geçiriyor. Altaylı, mektupta Özbekistan yönetim muhalifi Muhammed Salih’in Türkiye’den sınır dışı edilmesi konusunda FETÖ elebaşı Gülen’in rolünü anlatırken, Orhan Kavuncu’nun Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmesini şöyle aktarıyor:

“(...) Bizler Türkiye’de Özbekistan’a karşı faaliyet gösteren bazılarının, bu arada Salih’in gerçek yüzünü anlamış bulunuyoruz. Türkiye dışına çıkartılmıştır.

Salih’in sınır dışı edilmesinde Fetullah Gülen Hoca Efendi’nin Abdullah Gül’e yazdığı mektubun etkili olduğunu biliyorum. Ben mektubu okudum. Hoca Efendi mektubunda ekstremist dini akımlarla bağlı olan Salay ve benzeri insanların verdikleri ve verecekleri zarara dikkat çekerek, bunlara engel olmanın dini ve İslami bir vecibe olduğunu yazıyor. Bir süre önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kayınbiraderim Prof.Dr. Orhan Kavuncu’yu davet etmiş ona benzer şeyler söylemiştir. Gül Orhan’a söylediklerinin tarafımdan Zatı Alinize intikal ettirileceğini bilir...”

BUĞRA AYRINTI, İLİŞKİLER DAHA DERİN

Nitekim bunu öğrenen Muhammed Salih, 2008 yılında FETÖ elebaşına elden ulaştırdığı mektupta, Gülen’in Özbekistan’da kapalı okullarını açtırabilmek için kendisini Türkiye’den sürgün ettirmek amacıyla İslam Kerimov ile pazarlık yaptığını yazmıştı.

İki kardeşi ile birlikte 8 bin Özbek Müslüman’ın Kerimov’un zindanlarında çürümeye devam ettiğini yazan Salih, mektubunda Gülen’e “Gerçekten böyle bir pazarlık oldu ise, ben bir mazlum Müslüman olarak size hakkımı helal etmeyeceğim” diyerek sitem etmişti.

Tüm bu olan bitene baktığımızda, Buğra Kavuncu üzerinden başlayan tartışmanın sadece Enver Altaylı ve Orhan Kavuncu ilişkisinin akrabalık boyutuyla ilgili değil, daha derin olduğu anlaşılıyor. 

Büyük fotoğrafta baktığınızda Amerika’dan Avrupa’ya, Türkiye’de FETÖ’den Orta Asya’ya uzanan ve Türkiye’de iç siyaseti de dizayn eden CIA ve Alman istihbaratı ile ilişkili Enver Altaylı’nın “orkestra şefliğinde” büyük bir senaryonun aktörleri görülecektir.

X

Dink’in kardeşinden tazminat yorumu: O parayı, suçu işleyen ödesin

Dink cinayetinde ‘hizmet kusuru’ olduğu gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı’nı, aileye 1 milyon 66 bin liralık tazminat ödemeye mahkûm eden kararı Dink’in kardeşi Hosrof Dink’e sordum. “Hepimiz biliyoruz Hrant’ı korumak devletin göreviydi. Para nedir, insan kaybettikten sonra. Bu tazminatı devletin değil, suçu işleyen kamu görevlilerinin ödemesi lazım” dedi.

GAZETECİ Hrant Dink’in 19 Ocak 2007 günü İstanbul Şişli’de sahibi olduğu gazetenin önünde öldürülmesiyle ilgili süreç, Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in Ermeni kökenli yetim bir kız olduğuna dair haberin ‘Agos’un 6 Şubat 2004 tarihli sayısında “Sabiha Hatun’un Sırrı” başlığıyla yayınlanmasıyla başladı.

Aynı haber, Agos gazetesi kaynak gösterilerek, Hrant Dink’in de görüşüne yer verilerek, Hürriyet muhabiri Ersin Kalkan tarafından 21 Şubat 2004’te “Sabiha Gökçen’in 80 yıllık sırrı” başlığıyla çıkınca Orgeneral Hilmi Özkök’ün başında olduğu Genelkurmay tarafından çok ağır bir basın bildirisi yayınlandı.

GENELKURMAY BİLDİRİSİ

22 Şubat 2004 Pazar günü Genelkurmay internet sitesinden yayınlanan bildiride, “Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun tartışmaya açmak, milli bütünlüğe ve toplumsal barışa karşı bir cürümdür” diyerek tepki gösterildi.

Ertesi gün Hrant Dink İstanbul Valiliği’nden bir telefon aldı ve elindeki belgelerle görüşmeye çağrıldı. Vali yardımcısının yanında iki MİT görevlisi vardı ve Dink’in deyimiyle, “ayağını denk alması” isteniyordu.

Sonra, sokaklar harekete geçti, Levent Temiz’in başlarında olduğu bir grup ırkçı Agos gazetesinin önüne gelip “Hrant Dink bundan sonra nefretimizin hedefidir, hedefimizsin” ve “Bir gece ansızın gelebiliriz” şeklinde tehditler savuruyordu. Dink’e yönelik tehditler Agos gazetesinin e-posta adresini doldurmuştu.

EMNİYET KORUMADI

Yazının Devamını Oku

Terör örgütü PKK’nın HDP, CHP, İYİ Parti’ye çizdiği perspektif

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, dün yaptığı bir konuşmada, terör örgütü PKK’nın 2023 seçimlerine giderken HDP’ye çizdiği perspektife ilişkin bir belgenin 15 gün önce güvenlik güçlerinin eline geçtiğini açıkladı.

Bakan Soylu, “Bugüne kadar bir kez terörü lanetlemeyen, terör örgütüyle kol kola gezen, elimizde PKK terör örgütünün HDP’ye 15 gün önce gönderdiği belge var. Nasıl davranacağını, hangi adımları atacağını, siyaseti nasıl yapacağını, PKK’ya nerede bağlı olacağını ifade eden bir talimat metni. Yukarıdan aşağı yazmışlar talimat metnini. Kılıçdaroğlu, Akşener, siz belki kendi koltuğunuz uğruna, sizi kandırdıkları, pişpişledikleri koltuğunuz uğruna bu milletin özgürlüğünü ve hürriyetini bir kenara bırakırsınız ama şehitlerimiz, sizin yakanızı ve bu millet sizin yakanızı bırakmaz.”dedi.

İSTİHBARAT, TESPİT ETTİ

Güvenlik ve istihbarat birimleri tarafından ele geçirilen belgede, HDP’nin CHP ve İyi Parti ile ilişkisinin de nasıl olması gerektiği anlatılıyor. PKK’nın HDP’ye direktifinde, sözde “direniş” adını verdikleri, PKK’nın terör faaliyetlerinin parçası olarak ülke içerisinde, HDP merkezli bir sözde direnişin yürütüldüğü, bunun başarılı olması için ortaya çıkan avantajlı durumların iyi değerlendirilmesi gerektiği fakat yeterli çabanın gösterilmediği belirtiliyor.

AYAKLANMA FIRSATI KAÇTI

Örnek olarak da İzmir’de HDP’li Deniz Poyraz’ın öldürülmesi gösteriliyor. Toplumun çeşitli kesimlerinin Deniz Poyraz’ın öldürülmesi olayına üst düzey tepki gösterdiğini, buna karşı HDP teşkilatlarının bu konuda oldukça yetersiz kaldığı, yaşanan olay sonrası bir ayaklanma çıkarılma fırsatının olduğu ama HDP’nin bunun yerine bir iki etkinlik yapmakla yetindiği anlatılıyor.

Deniz Poyraz’ın öldürülmesi olayının, “HDP’nin kapatılması gündemi” sırasında ortaya çıktığı ve bu konunun çok iyi değerlendirilmesi, “HDP’yi Savun” konulu etkinliklerin büyük kitlelerin katılacağı eylemlere dönüştürülmesi gerekirken bunun gerçekleşmediği ifade ediliyor.

Belgede, bununla ilgili “çok iyi bir zemin” oluştuğu, hatta CHP’nin TV kanallarında bile bu mitinglerin duyuru ve reklamının yapıldığı hatırlatılıyor.

HDP, ‘Ben olmadan kazanamazsınız’ desin

Yazının Devamını Oku

Kokuşmuş sosyal medya düzeni Amerikalıları da rahatsız ediyor

6 Kasım 2020 günü bu köşedeki yazım “Amerika’nın sosyal operasyon medyası” başlığını taşıyordu. Son Amerikan seçimlerinde Facebook, Instagram, Twitter gibi sosyal medya kuruluşlarının şimdiki Başkan Biden’ı tutarken, bir önceki ABD Başkanı Trump’a karşı sansüre varan engellemeler yaptığını örnekleriyle anlatmıştım.

ABD’nin uluslararası operasyon çeken sosyal medya şirketlerinin faaliyetleri hakkında da şu örnekleri vermiştim:

Venezuela’da muhalif siyasetçiyi destekleyip seçilmiş Maduro hükümetini devirmek için örtülü darbe planlayan ABD, Başkan Trump’ın Venezuela muhalefet liderini ‘geçici devlet başkanı’ olarak tanıdığını duyurmasının ardından Facebook ve Instagram, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kişisel hesabındaki onay ibaresini kaldırmıştı.

Twitter ve Instagram gibi sosyal medya hesaplarından sonra Twitter da İran dini lideri Ayetullah Hamaney’in de resmi hesapları kapatılmıştı.

Karabağ’ın Ermenistan işgalinden kurtuluşu sırasında Twitter, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’un hesabını kapattı. Hesap üzerinde “Hesap kapatılmıştır. Twitter, kurallara uymayan hesapları kapatır” ibaresi vardı ama gerçek sebebin ne olduğunu kimse öğrenemedi.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın yaydığı yalanlara ses çıkarmayan Twitter, Bayramov’un hesabını sabah saatlerine doğru yeniden aktifleştirdi. İşgal altındaki topraklarını kurtarmak için savaşan Azerbaycan’ın Dışişleri Bakanı’nın hesabının kapatılmasından ulusal güvenliğini düşünen tüm ülkeler gereken sonucu çıkarmalı.

Twitter Bayramov’un hesabını neden kapattı, neden açtı, belli değil. Aslında nedeni önemli de değil. Önemli olan ifade özgürlüğü diye ortaya çıkanların kurdukları sosyal medya düzenini “sosyal operasyon medya düzenine” çevirmiş olması.

ABD BAŞKANINA BİLE SANSÜR

Sonrasında çok ilginç bir gelişme yaşandı, 6 Ocak 2021’deki Kongre baskını sonrasında, Facebook Gözetim Kurulu, 7 Ocak 2021’den itibaren ABD eski Başkanı

Yazının Devamını Oku

MİT, ‘tersine mühendislikle’ kripto FETÖ’cüleri çözdü

Fetullahçı Terör Örgütü’nün, halen devlet içinde görev yapan asker, polis, hâkim ve savcı, akademisyen gibi “kripto” unsurları belirlemede “Büfe/Ankesörlü hat operasyonları” önemli bir yer tutuyor.

2017 yılında bir FETÖ mahrem imamının itiraflarıyla tespit edilen yönteme göre örgüt “mahrem yapı” adını verdiği, Türk Silahlı Kuvvetleri, Yargı, Emniyet Müdürlüğü, MİT, TÜBİTAK gibi kurumlardaki kripto elemanlarıyla, ankesörlü hatlar üzerinden irtibat kurdu. FETÖ, bu irtibat yöntemi kısmen 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra da devam ettirdi.

11 BİN HAT BELİRLENDİ

FETÖ mahrem imamlarının devlet kurumlarındaki örgüt üyeleri ile irtibat kurduğu 11 bin “büfe, bakkal, market, şans oyunları bayisi ve ankesörlü hatlara” ait telefon numarası tespit edildi. Yargıtay tarafından da onanmış olan, ardışık arama, konuşma süresi, görüşme sıklığı gibi “arama kriterlerine” uyan 25 bini aşan FETÖ mensubu tespit edildi.

Bunlara yönelik yapılan operasyonlarda ise 29 Eylül 2021 itibarıyla 24 bin 277’si TSK, 306’sı Emniyet mensubu, 309’u hâkim ve savcı, 37’si akademisyen, 124’ü TÜBİTAK, 8’i maliye çalışanı olmak üzere toplam 25 bin 61 FETÖ üyesi tespit edilerek operasyon yapıldı.

YÜZDE 40’I İTİRAFÇI OLDU

Bunlardan 22 bin 296’sı gözaltına alındı. 12 bini hakkında adli kontrol kararı alındı, 2 bin 218’i serbest bırakıldı. 8 bin 475’i tutuklanırken, 2 bin 92’si ise firari.

Gözaltına alınan TSK mensuplarından yüzde 37’si, Emniyet mensubu ve akademisyenlerin yüzde 40’ı, hâkim ve savcıların yüzde 76’sı etkin pişmanlıktan yararlanarak itirafçı oldu.

Yazının Devamını Oku

Terörist arıyorsan Ülkü Ocakları’na değil aynaya bak Amerika

Darbe yapar, darbecileri destekler “demokrasi raporu” yayınlar.

Uluslararası hukuku tanımaz, kafasına göre kanun uygular “hukuk raporu” yayınlar.

Ülkeleri işgal eder “özgürlükler raporu” yayınlar, herkese not verir.

Katliam yapar, paralı askerleri cinayet işler, istihbarat örgütü CIA işkence hapishaneleri kurar, havada uçakları bile işkencehaneye çevirir “insan hakları raporu” yayınlar.

Terör örgütleriyle işbirliği yapar onları destekler, koruyup kollar “Terörle mücadele raporu” yayınlar.

Amerika Birleşik Devletleri, evrensel her kavramı kendi çıkarları için kullanan, gücünü dünyanın her bölgesine kabul ettirmeye çalışan ikiyüzlü ve haydut bir devlet profiline sahip.

ÜLKÜ OCAKLARINA ARAŞTIRMA

ABD Temsilciler Meclisi şimdi de, Ülkü Ocakları’nın bir terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını da öngören 2022 ABD Ulusal Savunma Yetki Yasasının kabul etti.

Türkiye’de, cinayet işleyen, yargı komploları kuran, darbe girişiminde bulunan Fetullahçı Terör Örgütü elebaşı

Yazının Devamını Oku

Atatürk’ün adını kullana kullana bölünmeye doğru

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kürt sorunu” dediği konuda, terör örgütü PKK’nın siyasi ayağı HDP’yi “muhatap” alacağını söylemesinin ardından asıl niyet netleşmeye başladı.

Kılıçdaroğlu hâlâ “Kürt sorunu nedir, hangi maddeleri içerir?” gibi basit bir soruya cevap vermezken, HDP kanadı taleplerini gündeme getiriyor.

Önceki eşbaşkanlardan Sezai Temelli, “Asıl muhatap İmralı” diyerek PKK elebaşı Öcalan’ı adres gösterirken, HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer de Kılıçdaroğlu’nun “Kürt sorunu” dediği şeyin kendileri açısından neyi içerdiğini terör örgütü PKK ve siyasi uzantısı HDP’ye yakın ajansa şöyle açıkladı:

Sayın Kılıçdaroğlu, eğer bireysel haklar temelinde Kürt sorununu çözme konusunda bir düşüncesi varsa, eğer Anayasa’nın ilk dört maddesi değiştirilmezse, Anayasa’nın 40’ıncı maddesinin (Temel hak ve hürriyetler), 41’inci maddesinin (Ailenin korunması ve çocuk hakları) değiştirilmesi, bazı kanunlardaki çekinceler kaldırılmazsa Kürt sorununun çözülmesi tartışılamaz da.”

HDP’NİN TAKTİĞİ

Kılıçdaroğlu, “Kürt sorunu” deyip kenara çekilirken, HDP’liler konunu altını her gün bir açıklamayla dolduruyor. Ama onlar bunu yaparken ilginç bir taktik izliyor; Mithat Sancar, CHP’ye yakın ve seçmen tabanının izlediği medya ve televizyon kanallarında, Atatürkçü, ulusalcı, milliyetçi tabanı ürkütmeyecek açıklamalar yapıyor, bazen de sert ifadeleri yumuşakların yanında ambalajlayarak kabul edilebilir hale getiriyor. Ama yine aynı partiden başka isimler, HDP’nin gerçek düşüncesini ve arkasındaki terör örgütünün asıl niyeti gösteren cümleler kurarak süreci yönetiyor.

HDP’lilerin açıklamalarını ve sosyal medyasını ile PKK’ya yakın medyayı takip etmeyen CHP tabanı ise Sancar’ın, “Bana sorarsanız İmralı’nın rolü tartışması çoktan aşılmış olması gereken bir meseledir. İmralı’nın da bu konuda bir rolü olacaktır.” sözlerini duymuyor. HDP’nin açıkladığı 11 maddelik tutum belgesindeki “Başta anadili hakkı olmak üzere tüm evrensel kimlik haklarının tanınması için gerekli düzenlemelerin yapılması büyük önem taşımaktadır” ifadesinin ne anlama geldiğine dikkat etmiyor.

CHP YÖNETİMİ HAZIR

HDP, CHP yönetiminin 2023 seçimlerinde hedeflediği siyasi amacı uğruna herkesle ve her koşulda işbirliği yapacak durumda olduğunu biliyor.

Yazının Devamını Oku

Amerika’ya cevabı MİT verdi

Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanı General Kenneth McKenzie, 10 Eylül günü Suriye’nin kuzeyindeki PKK/YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’nin sözde komutanı ‘Mazlum Kobani’ kod adlı Ferhat Abdi Şahin ile görüşmesinde Suriye’de kalmaya ve terör örgütüne destek vermeye devam edeceklerini söyledi.

Tüm bunlar olurken, geçen hafta Birleşmiş Milletler toplantısı için Amerika Birleşik Devletleri’ne giden Cumhurbaşkanı Erdoğan, CBS televizyonuna verdiği röportajda ve dönüşte yaptığı açıklamalarda Amerika’nın terör örgütü PKK/YPG’ye destek vermemesi gerektiğini ve Amerika’nın Suriye’den çıkması gerektiğini söyledi.

TERÖRİST DESTEKÇİSİ ABD!

Erdoğan, “ABD, NATO ülkesidir. Biz, NATO ülkesiyiz. NATO’da dayanışma içerisinde olmamız gerekirken terör örgütleri buralardan bu tür destekleri almamalı. Amerika, bölgedeki PKK, PYD, YPG gibi terör örgütleriyle beraber mi hareket edecek yoksa NATO’da beraber olduğu dostuyla, Türkiye’yle mi hareket edecek? Bunun kararını vermesi lazım” dedi.

Evet, böyle dedi ama Amerika Birleşik Devletleri, terör örgütü PKK/YPG’ye destekten vazgeçmeyeceğini gösterdi.


MİT tarafından öldürülen PKK’lı terörist Engin Karaaslan

170 MİLYON DOLAR YARDIM

Gelen haberlere göre, Amerikan yönetiminin PKK/YPG terör örgütüne 170 milyon dolar yardım kararı aldığı açıklandı. Ayrıca, PKK’nın kontrolündeki Suriye Demokratik Meclisi (SDM) Eş Başkanı

Yazının Devamını Oku

Yargıdaki 1.000 FETÖ’cü hâkim savcı, ‘yargı’ kadar konuşulmadı

Dün öğleden önce Twitter’da en çok konuşulan konulara baktığımda, “Yargı” başlığını gördüm.

“İşte” dedim, “İşte, Türkiye nihayet farkına vardı, herkes yargıda ortaya çıkarılan bin yeni Fetullahçı Terör Örgütü üyesi hâkim ve savcıyı konuşuyor” diye düşündüm.

“Millet ne yazıyor?” diye baktığımda ne göreyim, bir televizyon kanalında yeni başlayan diziden söz ediliyormuş.

‘Yargı’ adını taşıyan bir dizi gün boyu TT listesindeydi, meğer avukatların rekabetini konu alan bir yapımmış. Benim beklentimle tek ortak yönü de dizinin kısmen yargı konusuna değinmesi ve kısmen Adliye’de geçmesi.

Bir dizinin TT listesinde bu kadar yer almasına rağmen, yargıda bin FETÖ’cü hâkim ve savcının gündemde bir kez bile yer tutmaması yalnız bana mı tuhaf geliyor?

Mesela, “Almanya yargısında bin neo-nazi sempatizanı tespit edildi” ya da “Neo-Nazilerle irtibatlı bin hâkim ve savcı ortaya çıkarıldı” veya “Almanya’da bin hâkim ve savcının bir terör örgütü ile ilişkisi belirlendi” diye bir haber çıksa bırakın Avrupa’yı Amerika’yı, tüm dünya bunu konuşurdu.

Öyle ki, insanlar böyle bir şeye inanmakta güçlük çekerdi değil mi?

Ama bunların hepsi Türkiye’de yaşanıyor ve hiç kimsenin umurunda değil.

YARGI’NIN YÜZDE 30’U FETÖ’CÜYDÜ

Yazının Devamını Oku

‘Muhatap HDP’, TBMM’de çözümü açıklamış: Türkiye'nin 25 eyalete bölünmesi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yerel seçimlerden sonra, 2023 cumhurbaşkanlığı seçimi için yüzde 50 artı 1 oy almak için HDP’ye dayalı yaptığı hesap ile köşeye sıkışmış görünüyor.

Daha doğrusu desteğini istediği HDP’liler tarafından köşeye sıkıştırılıyor. “Kürt sorununun çözümünde meşru muhatabın HDP olduğunu” söyleyen Kılıçdaroğlu, “İmralı meşru bir organ değil. Meşru organ kimdir? HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz” dedi. HDP’nin eski eş başkanlarından Sezai Temelli, Twitter’da yaptığı paylaşımda Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerine “Demokratik çözümün adresi ve asıl muhatabı İmralı’dır” yanıtını verince Selahattin Demirtaş devreye girdi; “HDP, Kürt sorunu dahil olmak üzere, Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümüne taliptir, irade sahibi siyasi bir aktördür ve elbette muhataptır” dedi.

SANCAR DA ‘İMRALI’ DEDİ

HDP Eş Başkanı Mithat Sancar, Temelli’nin açıklaması için, Sezai arkadaşımızın açıklamaları kişisel görüşüdür.” dese de kendisi yine İmralı’da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını çeken terör örgütü elebaşı Öcalan’ı adres göstermeye devam etti. Sancar, “Kürt sorunundaki aktörlerin tümünü hesaba katmak gerekir. Bu aktörleri göz ardı ederek bütünlüklü bir yöntem oluşturmak gerçekçi bir yaklaşım değildir. Esasında Türkiye bu durumu geçmişte, mesela 2009’da 2013-2015 arasında deneyimledi. Bana sorarsanız İmralı’nın rolü tartışması çoktan aşılmış olması gereken bir meseledir. İmralı’nın da bu konuda önemli rolü vardır ve olacaktır. İmralı ile HDP’nin rolünü karşı karşıya getirmek, Kürt sorununa bütünlüklü yaklaşımı zorlaştırıyor.” dedi.

YÜRÜYÜŞ ARKADAŞI KONUŞTU

Kılıçdaroğlu, ilk açıklamasından sonra konu hakkında sessizliğe bürünse de HDP kanadı açıklama üstüne açıklama yapıyor. Ankara’dan İstanbul’a “Adalet Yürüyüşü”nde beraber olan Ahmet Türk, “Kürt sorunu” denilen tartışmanın adını net olarak koymuş: “Kürtler bir halktır, dilleri vardır, ‘kendi bölgelerini kendileri yönetebilecek bir hakka sahip olmaları gerekir’ anlayışı ortaya çıktığı zaman bu sorun çözülür veya bir muhataptan söz edilir.”

Yani anadil ve PKK’nın da talepleri arasında olan özerklik/özyönetimden söz ediyor.

Ahmet Türk, “yürüyüş arkadaşı” Kılıçdaroğlu’na bir uyarıda bulunuyor: “Biz yerel seçimlerde destekledik, 10-11 ilde bizim desteğimiz olmasaydı seçimi alamazlardı. Ancak ana muhalefet partisi gelecekle ilgili projelerini daha açık ve net ortaya koymalı, Kürtlerin beklentisi de budur, ‘Yarın için ne yapacak?’ Yan cebime koy mantığı hiçbir sorunu çözmez.”

Ahmet Türk

Yazının Devamını Oku

HDP yoktur PKK vardır, sorunun adı da ‘terör’dür

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sorunları yanlış teşhis edince çareyi de yanlış yerde arıyor. Tıpkı “KHK’lıların hepsini iade edeceğim” derken, önce “Teröre bulaşmamış olanlar” deyip sonra “Hakkında soruşturma olmayanlar” diye toparlamaya çalışması gibi.

Konuyu bilmediği için çözümü de gerçekçi olmuyor.

15 Temmuz FETÖ darbe girişimine, FETÖ’cülerle ağız birliği yaparak “kontrollü darbe” dedikten sonra, bu yalanı desteklemek için yine FETÖ’cüler tarafından hazırlanan sahte dokümanlarla mahrem imam Adil Öksüz’ün MİT elemanı olduğu iddiasını dillendirmesi gibi.

PKK’nın siyasi kolu YPG için “Vatanını kurtarmaya çalışan bir oluşum” demesi, askerlerimizi şehit eden YPG’li teröristler için, “Ne beka sorunu, bize mi saldıracaklar” demesi gibi.

Daha birçok örnek verebilirim ama bugünkü konu, terör örgütü PKK ve onun siyasi kolu HDP ile ilişkileri.

‘SEVİYELİ BİRLİKTELİK’

Kılıçdaroğlu, 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP oylarını almak için magazin diliyle “seviyeli” bir beraberlik götürmeye çalışıyor.

HDP kanadı da, ilişkinin açık olması gerektiği konusunda ısrarlı.

Kılıçdaroğlu

Yazının Devamını Oku

180 derece dönerken duvara toslayacak

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu dış politikayı 180 derece değiştireceğim. Bu dış politika, Türkiye’ye, bölgeye, Avrupa’ya, en çok da bizim insanımıza zarar veriyor” demişti bir canlı yayın sırasında.

Kılıçdaroğlu’na göre, Türkiye’nin dış politikası, “bölgeye”, “Avrupa’ya” ve “insanımıza” zarar veriyormuş.

O zaman şu sorulara cevap arayalım:

1) Türkiye’nin, kendi topraklarında bitme noktasına getirdiği terör örgütü PKK ve Suriye uzantısı YPG’ye karşı Suriye’de verdiği mücadelenin bizim insanımıza ne zararı var?

2) Türkiye’nin, Amerika’nın parasıyla satmaya yanaşmadığı orta menzilli füze savunma sistemini, Rusya’dan S400 olarak karşılamasının bizim insanımıza ne zararı var?

3) Türkiye’nin, meşru Libya hükümeti ile anlaşarak denizlerdeki haklarını koruyan anlaşma yapmasının bizim insanımıza ne zararı var?

4) Türkiye’nin, Ermenistan tarafından işgal edilen Karabağ’ın kurtuluşu için uluslararası hukuk çerçevesinde Azerbaycan’ın yanında olmasının bizim insanımıza ne zararı var?

5) Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve petrol arama çalışmalarının bizim insanımıza ne zararı var?

6) Türkiye’nin Karadeniz, Ege, Marmara ve Akdeniz’de ekonomik haklarını koruyan Mavi Vatan projesinin bizim insanımıza ne zararı var?

Yazının Devamını Oku

Utanmaza bak!!!

Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, önceki gün yayınlanan “Al sana KHK’lı mağdur, “FETÖ mahrem imamı gariban öğretmen” yazım üzerine öyle bir tweet attı ki, cevap hakkı doğdu ama ona “hakkını” vermezsem olmaz.

Şöyle demiş Bekaroğlu; “Nedim Şener utanmadan yalan söylüyor, algı operasyonu yapıyor. Gazeteci değil, sanki ideolojik savaş elemanı! Sayın Kılıçdaroğlu, hiçbir zaman suç işleyen/suçu mahkeme kararı ile sabit olan KHK’lılar için ‘Hepsini işine iade edeceğim’ demedi.”

Kılıçdaroğlu’nun ne dediğine geleceğim ama önce tweet’inin gülünç kısmını yazayım, Nedim Şener utanmadan yalan söylüyor” demiş. Siyasi hayatı sağ muhafazakâr siyaset üzerine kurulu, Refah, Fazilet, Saadet ve Has Parti derken, hiçbir siyasi paydaşlığı olmayan “Atatürk’ün kurduğu” Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapan birisinin utanma duygusundan bahsetmesi gerçekten gülünç. Hele hele 2007 yılında CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’den çıkarılması için imza vermiş birisinin, o partinin önünden bile geçmemesi lazım ama bunun için önce utanma duygusu olacak.




FETÖ KUMPASLARININ ŞAKŞAKÇISI

FETÖ’nün Ergenekon kumpasının şakşakçısı

Yazının Devamını Oku

Al sana KHK’lı mağdur gariban ‘FETÖ’cü mahrem imam’ öğretmen!

“Abdullah K.: Ulaştırma Bakanlığı’nda mühendis, 672 sayılı KHK ile ihraç edildi.

Ahmet A.: 695 sayılı KHK ile Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ihraç.

Ahmet A.: Hacettepe Üniversitesi’nden 672 sayılı KHK ile ihraç.

Ahmet Ö.: Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmen, 672 sayılı KHK ile ihraç.

Adem O.: 675 sayılı KHK ile ihraç öğretmen.

Behçet D.: Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmen, 675 sayılı KHK ile ihraç.

Bülent K.: Doktor, 675 sayılı KHK ile ihraç.

Cavit P.: Halen Melikşah Üniversitesi’nde okutman.

Durmuş A.: Doktor, 675 sayılı KHK ile ihraç.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyada FETÖ’cülerin yüzde 75’i ‘Atatürkçü’ kılığına büründü

Cumartesi günü, İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası’nda meşhur doktora salonunda Türkiye Hukuk Platformu tarafından düzenlenen, “Darbelerle Mücadele Yöntemleri” sempozyumunda, “FETÖ’nün Sosyal Medya Taktikleri” konusunda bir konuşma yaptım.

Konuşma konusunu böyle seçmemin sebebi, artık herkesin elindeki telefon aracılığı ile her türlü dezenformasyona, algı operasyonuna, yalana açık hale gelmesi.

FETÖ’cülerin en aktif oldukları sosyal medya üzerinden, yalanlarla kandırdıkları sıradan insanların hukuk önünde başını belaya sokmaları.

İnsanların bilgi paylaşması ve tartışma yapması için önemli bir araç olan sosyal medya, başta FETÖ olmak üzere terör örgütleri tarafından tam bir yalan bataklığına, hakaret ve iftira çukuruna dönüştü.

YALAN, FETÖ’NÜN SİLAHI

Halka ve devlete karşı savaşı neredeyse, yalanı silah gibi kullandıkları sosyal medya üzerinden veriyorlar. Yalnız bugünü değil, geleceği de ilgilendirdiği için konuşmamı bu konuya ayırdım. İstanbul Üniversitesi’nin duvarları arasında kalmasın diye burada da bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hatırlayacaksınız, bu sene çıkan orman yangınları sırasında benim “sosyal medya kundakçıları” dediğim gruplarla ilgili bir rakam paylaşmıştım.

Emniyet Siber Suçlar Mücadele Dairesi’nin tespitine göre, yangınlar sırasında sosyal medya üzerinde sistemli bir şekilde dezenformatif, manipülatif ve propaganda amaçlı hashtag ve paylaşımların yüzde 32’sinin FETÖ, yüzde 23’ünün marjinal sol, yüzde 18’inin PKK, yüzde 12’sinin DHKP-C ve yüzde 15’inin de genel kullanıcılar tarafından paylaşıldığını yazmıştım.

FETÖ’CÜLER ATATÜRKÇÜ KİMLİĞİNE BÜRÜNÜYOR

Yazının Devamını Oku

Avrupa basınının DEAŞ sessizliği

Gün geçmiyor ki “Medeni Batı”nın “Doğu”da işlediği bir insanlık suçu ortaya çıkmasın!

Irak’ta işkence, tecavüz ve infazlar, Suriye’de işgal ve teröre destek, Afganistan’da salkım, fosfor bombaları ve sivil katliamları...

Televizyon haberlerindeki anonslar gibi oldu biliyorum ama Avrupa ve Amerika’nın Ortadoğu’da işlediği insanlık suçlarına dikkat çekmek için bu cümle ile giriş yapmak istedim.

Kendine “medeni” diyen Avrupa ve Amerika’nın işlediği suçlar kadar, Ortadoğu’da bu suçlardan zarar görenlerin elinden bir şey gelmeden olup biteni seyretmesi artık olağan hale geldi.

Buna bir de ifade özgürlüğü hakkında atıp tutan Avrupa basınının düştüğü hal eklendi. Gerçi bizler Batı basınının, yalan haberlerle emperyalist ülkelerin işgali öncesi gerekçeler ürettiğini biliyoruz. Ama Fransa’da ortaya çıkan skandala karşı sessizlik tam bir ikiyüzlülük.

Anadolu Ajansı, dikkatli ve titiz bir araştırmayla Fransız Lafarge çimento şirketinin 2014 yılında terör örgütü DEAŞ’a finansman sağladığına ve bunu yaparken de Fransız istihbaratının tüm olup bitenlerden haberdar olduğuna dair belgelere ulaştı.

Dünya kamuoyu, 2016 yılında, Fransız çimento şirketi Lafarge’ın Suriye’deki iç savaş sırasında haraç vererek terör örgütü DEAŞ’ı finanse ettiğine dair haberleri okumuştu.

Şirketin ayrıca DEAŞ’a ödemeler yaparken örgütten malzeme ve akaryakıt temin ettiği de biliniyordu.

Yazının Devamını Oku

Ayasofya’ya ayak basmayan ‘Fatih’ olur mu?

Birini övmek için benzetme yaparken dozu kaçırırsanız ona en büyük kötülüğü yaparsınız. Övgüde de, yergide de “mübalağanın” fazlası zararlıdır. Hele, bu kişi siyasetçi olursa.

Hele de benzetilen kişi Fatih Sultan Mehmet, övülmek için ismi yan yana getirilen kişi de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu olunca.

Sebebine geleceğim...

Konumuz İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in benzetmeleri. Bir süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı İsrail’in eski Başbakanı Netanyahu’ya benzetmesiyle tepki toplayan Akşener bu kez de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu “Fatih Sultan Mehmet” ile eş tuttu. Bir hafta geçmesine rağmen tartışması da bitmedi.

FATİH-BİZANS BENZETMESİ

30 Ağustos Zafer Bayramı kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Yenikapı’daki kutlamalarına Ekrem İmamoğlu ile birlikte sahneye çıktığında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nu, bir çağı açıp birini kapatan, 1453’te İstanbul’u fetheden Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’e şu sözlerle benzetti. “Fatih Sultan Mehmet aynı senin gibi dedi ki: ‘Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul’u alırım.’ Bizans’a rağmen, Avrupa’ya rağmen, Haçlılara rağmen ‘Ya İstanbul’u alırım ya İstanbul beni alır.’ İki kararlı lider ve İstanbul alındı. İstikbalimiz dedi, ikinci istikbal fethidir” dedi.

Elbette, Akşener’in bu benzetmesinde derin siyasi anlamlar var.

Hele ki sahneye, onu İBB Başkan adayı olarak belirleyen

Yazının Devamını Oku

Türkiye, 130 büyükelçiye Amerika-terörist PKK/YPG/SDG ilişkisi raporu gönderdi

Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan’dan çekilmesi sonrası, ABD medyasında, Suriye’deki askerlerini de çekeceği iddiaları gündeme geldi.

Hatta ABD Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına yakınlığı ile bilinen Foreign Policy dergisinde, “Ortadoğu Amerika’nın Suriye’den çıkışına hazırlanıyor” başlıklı yazıda, böyle bir karar karşısında Arap ülkelerinin Esad rejimi ile ilişkilerini onarma yarışına girdiği aktarıldı.

Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın değişen derecelerde ve farklı hedefler peşinde olsalar da Suriye hükümetiyle ilişkilerini derinleştirdiği belirtildi. Önceki ABD Başkanı Trump’a atıf yapılarak, “ABD Başkanı Joe Biden’ın benzer bir ‘görev tamamlandı’ beyanına dayanan Afganistan politikası göz önüne alındığında, muhtemelen Washington’ın Suriye’den çıkışına hazırlanacaklar. Ne de olsa ABD yönetiminde Suriye’nin hayati bir ABD çıkarı olduğunu alenen savunan birini bulmak zor” denildi.

Böyle bir durumdan en fazla etkilenecek olan ise 2014’tan beri ABD’nin desteklediği terör örgütü PKK/YPG’nin ana gövdesini oluşturduğu SDG.

Elbette diğer bir sonucu terör örgütü PKK/YPG/SDG’ye karşı mücadele veren Türkiye’nin elinin güçlenmesi olacak.

UZUN SÜRMEYECEK

Yazının Devamını Oku

PKK/HDP, ‘Sarı ceset torbası’ layık görüyor - Anneler evlatları damatlık giysin istiyor

Diyarbakır Anneleri tam iki yıl önce eyleme başladı ve 32 evlat, ailesine kavuştu ama birileri hâlâ bunu görmüyor. Bazıları damatlık giyip aile bile kurdular. Acılı anneleri desteklemeyen sözde aydınlar, gazeteciler, yazarlar, sanatçılar; 32 evlat sarı ceset torbası ile gelse daha mutlu mu olurdunuz?

EVLENMEK üzere son hazırlıklarını yapan oğlu Mehmet Akar’ın düğüne üç gün kala HDP Diyarbakır İl Başkanlığı aracılığıyla terör örgütü PKK’ya gönderileceğini öğrenen Hacire Akar, oturma eylemi başlattığı 22 Ağustos 2019 günü, parti binası önünde TRT Kürdi kanalına Kürtçe şunları söylüyordu:

“İnsan hakları nerede? Buraya gelsinler. Eğer insan hakları olsaydı, düğününe 3 gün kalan parmağında yüzük olan oğluma böyle yapılmazdı. Neden insan hakları savunucuları burada değil? Neden hesap sormuyorlar? Bu menfaatperestlerden neden hesap sormuyorlar? Bunların hepsi menfaatlerinin peşinde koşanlar. Gelip buraya doluşmuşlar, gencin birisinin işi düşse korkudan buraya gelemiyor. Onları içeri alacaklar, ilaçlarla haplarla beyinlerini uyuşturacaklar, onları büyüleyip dağa gönderecekler.

Eğer gelmezse yakacağım bu binayı, ne cezam varsa çekeceğim.

HDP katliam yeridir, zalimlerin mekânıdır, baskının merkezidir.

Bir evden üç insanı almak nerede görülmüş? 3 insanı bir evden alıp parçalayıp atmak nedir?

Aynı bu oğlum gibi aldılar, kaybettiler sonra haber saldılar, ‘Haydi gel cenazeni al’ dediler. Cenazeyi bile görmedim. Haklı mıyım, haksız mıyım, siz söyleyin. Ciğerim yanıyor, akşam oldu herkes evine gitti, neden ben buradayım. Neden yanımda kimse yok? Hepimiz anneyiz, hepimizin ciğeri yanıyor diyorlar. Hepsi yalan, eğer hepimiz anneysek neden benim yanımda bir anne yok? Demek ki bu işte bir sahtekârlık var. Onların çocukları sabah işine gücüne gidiyor, neden ben buradayım ve oğlum neden yanımda değil. Oğlum neden gitsin masum insanları katletsin? Neden gitsin, sebep ne olabilir ki?

Kim bana saldırdı, kim evimi talan etti, kim onları kaçırdı?

Yazının Devamını Oku

Kundakçı PKK’nın ‘temizlikçisi’ Demirtaş

Terör örgütü PKK’nın siyasi sözcülüğünden ileri gitmeyen HDP’nin eski eş başkanlarından Selahattin Demirtaş, Twitter hesabından şu utanmazca mesajları attı:

“Dersim’deki orman yangınlarının söndürülmemesinin nedeni yetersizlik değildir. O bölgedeki ormanların çoğu bilinçli olarak yakılır ve kimsenin de müdahale etmesine izin verilmez. On yıllardır sürdürülen bilinçli ve resmi bir politikadır bu.

Bu gerçeği herkes bilir ama ne yazık ki kimse söylemeye cesaret edemez. 38’de Dersim neden bombalandıysa ormanlar da aynı gerekçeyle yakılıyor.

Kalbim Milas, Marmaris ve Manavgat’ta olduğu gibi, felakette bile ayrımcılığa uğrayan Dersim, Başkale ve Şemdinli’deki halkımızla birlikte atıyor.”

TUNCELİ’DEKİ YANGINI PKK ÇIKARDI

Tunceli Emniyet Müdürlüğü’nden edindiğim bilgiye göre; yangının çıktığı Tunceli Hozat-Ovacık arasındaki Ali Baba Boğazı’nda, bir süre önce karakol yapımı için malzeme taşıyan kamyona teröristler tarafından ateş açıldı. Jandarma’nın operasyon başlatmasıyla, PKK’lı teröristler meşelikleri yaka yaka bölgeden uzaklaştılar. O gün başlayan yangın değişik noktalarda devam ediyor. Yangına müdahale edilememesinin sebebi, bölgedeki teröristlerin varlığı ve kurdukları tuzaklar. Devlet bir yandan yangın ile ilgili söndürme çalışmaları yaparken diğer yandan kaçan teröristlere yönelik operasyonları yürütüyor. Nitekim “özel güvenlik bölgesi” niteliğindeki alanda çıkan yangın sırasında 20 EYP’de patladı. İHA’ların tespit ettiği teröristlerle girilen çatışmada bölgede bulunan teröristlerden birisi ölü ele geçirildi. Gerçek buyken, Demirtaş isimli şahıs yine suçu devletin üzerine atıyor.

CİZRE-BODRUM’U UNUTTU

Bölücü terör örgütünün sözcüsü

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu devletin kapısını FETÖ’cülere açacak

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, kendinden önceki genel başkan Deniz Baykal’a ve partisinde milletvekilliği yapmış kişilere kumpas kuran Fetulahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarını çok memnun eden; tuhaf, tuhaf olduğu kadar Türkiye için çok tehlikeli bir açıklama yaptı.

15 Temmuz’dan sonra Kanun Hükmünde Kararnamelerle devlet memurluğundan çıkartılan 125 bin 678 kişi arasında, “göreve iade” kararı verilen 14 bin 455 kişi yerine “herkesin” görevlerine döneceğinin işaretini verdi. CHP iktidarı ile tekrar devlete yerleşme umudu doğan firari FETÖ mensupları sevinçlerini gizleyemedi.

Bir kesim ise oldukça sessizdi...

AKP’li Bülent Arınç, “KHK faciadır” dediğinde yeri göğü inleten FETÖ kumpasları ile hapislere girmiş olan CHP milletvekilleri, her fırsatta FETÖ’ye karşı olduğunu söyleyen parti teşkilatı, üyeleri, tabanı ve yandaş gazetecileri ise bu kez suskun.

Neyse, konu FETÖ olunca benim için Bülent Arınç ile Kılıçdaroğlu arasında fark yoktur, sözümü ona da söyledim buna da söyleyeceğim.

HATA DEĞİL PARTİ POLİTİKASI

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, geçen hafta Çorum ziyareti sırasında tam olarak şunları söyledi:

“Geçen özel harekâtta çalışan bir polis, Ankara Mamak’ta karşılaştık. ‘Beni kanun hükmünde kararnameyle attılar. Gittim savcılığa, savcı takipsizlik verdi.

Mahkemede hiçbir zaman yargılanmadım ve mahkûm edilmedim. Beni görevime vermeleri lazım. ‘Hayır efendim seni göreve geri veremeyiz...’ Niye veremiyorsun? Sözüm söz, bütün bu adaletsizlikleri düzelteceğim. O kanun hükmünde kararnamelerle görevden alınan, işine son verilen, ekmeği elinden alınan herkesi görevine iade edeceğim. Yeter ki teröre bulaşmasın.”

Yazının Devamını Oku