GeriNedim ŞENER Kaos planı devrede
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kaos planı devrede

‘Şeytanın en büyük hilesi tüm dünyayı aslında var olmadığına inandırmakmış...” 1995 yılı yapımı ‘Olağan Şüpheliler’ filminde geçen bir replik, başrol oyuncusu Kevin Spacey’nin canlandırdığı kılıktan kılığa giren Keyser Söze isimli karaktere ait.

Bu cümle en iyi Fetullahçı Terör Örgütü’nün elemanlarını tarif ediyor.

FETÖ elebaşı yıllar önce örgüt elemanlarına şu direktifi vermişti: “Devletin kılcal damarlarına kadar sızacaksınız, farkına vardıklarında yapacak şeyleri olmayacak ve çok geç olacak. Her yerde olacaksınız çünkü her yerde değilseniz hiçbir yerde değilsinizdir. Hava gibi olacaksınız, sizin varlığınızı bilecekler ama elleriyle yakalayamayacaklar.”

Kaos planı devrede

YALAN, İFTİRA, İNKÂR

FETÖ üyeleri her suçun içindedirler ama suçüstü ele geçseler bile inkâr ederler. Her yalanı söyler, her iftirayı atar, her kumpası kurar, her türlü cinayeti işler, üzerini örterler ama en “dürüst” onlardır.

Sedat Peker’in videolarıyla yeniden piyasaya çıktılar. Aylar öncesinden kendilerinin yaydıkları uyuşturucu iddialarının Peker tarafından tekrarlanması, Suriye’ye gönderdiği yardımların arasına SADAT tarafından silah sokulması gibi iddiaları ortaya atması ile yeni bir algı operasyonuna başladılar.

Örgütün en önemli isimleri, 2014’te MİT tırlarının durdurulması olayını gündeme getirerek, iddia ettikleri gibi Türkiye’nin Suriye’de teröristlere silah gönderen bir ülke olduğunu, kendilerinin haklı çıktığını dolayısıyla operasyonu yapan FETÖ’cü polis ve savcılara sahip çıkılması hatta toplumun özür dilemesi gerektiğini içeren mesajlar paylaştılar. FETÖ elebaşının “Cennetlik” dediği, örgütün finans yapılanmasının başında olan FETÖ mensubu Akın İpek, “Artık biliyorsunuz hakikati gençler” diyerek örgütü aklamaya çalışan paylaşımlarda bulundu. Firari Akın İpek’ten Emrullah Uslu’ya, Adem Yavuz Arslan’dan Tuncay Opçin’e, hepsi birden örgütü işlediği suçlardan temize çıkarmaya çalışıyor, hatta FETÖ isimli bir örgüt olmadığına yönelik kampanyalarda başı çekiyorlar.

FETÖ’nün farklı kimliğe bürünmüş sosyal medya yapılanması, örgütün adı geçen her olayda “Artık bırakın her şeye FETÖ demeyi” şeklinde mesajlar atarak kendilerini gizlemeye hatta suçlarından aklamaya çalışıyor. Anlaşılması için Zaman isimli FETÖ paçavrasını yöneten Ekrem Dumanlı’nın, 15 Temmuz darbe girişimi hakkında “Bu darbe değil kendi kendine darbe, ‘self coup’” demesi gibi. Ya da FETÖ elebaşının, “tiyatro” ifadesi gibi.

ALEVİLERİ KIŞKIRTMAK AMAÇLANIYOR

İkiyüzlülükleri, şeytani zekâya sahip film karakteri Keyser Söze’nin “Şeytanın en büyük hilesi tüm dünyayı aslında var olmadığına inandırmakmış...” sözüne taş çıkartacak cinsten.

Dün bunun bir örneğini daha gördük. Tarihi camilerden çaldığı eski hat eserlerini satmasıyla tanınan ve örgütte “Zeyd” kod adıyla bilinen FETÖ’cü Tuncay Opçin, 2009’da intihar eden Yarbay Ali Tatar ile ilgili bir tweet attı.

Öylesine provokatif ve operasyonel ki; Ali Tatar’a sahip çıkılmasını “Alevi” olmasına şöyle bağladı: “Ali Tatar alevi olmasaydı, intiharı bu kadar gündemde kalır mıydı? Tatar’dan iki ay sonra YAŞ’ta amirallik sırasındaki Kurmay Albay Berk Erden intihar etti. Peki, Erden niye gündeme getirilmiyor? Çünkü istismar edebilecekleri bir kimliği, kışkırtılacak bir kitlesi yok.”

Her ikisi de üyesi olduğu ve bizzat rol oynadığı kumpas davaları ile intihar etmiş iki insan üzerinden yaptığı bu kışkırtıcı tweet’i, mafya elebaşı Peker’in, “Devamlı Alevilik konusuna değinmemin sebebi derin Mehmet’in adamlarının, geçmişte Gaziosmanpaşa’da kahve saldırısından çok daha büyük eylem yapıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları cemevine saldırıdır” şeklindeki mesajıyla birleşince aklıma 2018’de darbeci eski Tuğamiral Sinan Sürer’in çekmecesinde bulunan kaos planı geldi.

DARBECİNİN ÇEKMECESİNDEN ÇIKAN KAOS PLANI

Sürer’in çekmecesinde bulunduktan sonra 22 Aralık 2018’de 17. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen plan, yabancılar tarafından hazırlandığı anlaşılan belgeler ile Türkiye’ye yönelik kaos çıkarma planlarını içeriyor.

Özellikle, Alevileri kışkırtacak provokatif eylemlerden bahsedilirken, belgede, Alevilerin yaşadığı semtler numaralandırılmış hatta gittikleri kahvehaneler isim isim belirtilmiş.

Belgeyi hazırlayanlar şunları yazmış: “Alevileri destekleme konusunun üzerine çok çalışılmalı ve imkânların yüksek olması gerekmektedir. Aleviler, içlerinde bir ya da iki grup hariç olmak üzere silahlı mücadeleye yöneltilmemelidir. Aleviler, vandalizm şeklindeki eylemler ve uzun süreli eylemlerde çok faydalıdırlar.”

Bir adım daha ileri giderek, İstanbul’da kaos çıkarmak için numaralandırılmış ilçeler, Okmeydanı, Küçük Armutlu, Maltepe, Yenibosna, Demirkapı, Küçükçekmece, Pendik, Gebze, Gazi Mahallesi, Esenler, Sultanbeyli, Fikirtepe, Tuzla gibi yerleşim yerlerinde kaos ve çatışma çıkartılacak noktalar bile tespit edilmiş.

Bu planın Türkiye’deki işbirlikçileriyle 2015 seçim sürecinde hazırlandığı açık. Alevileri hedef göstermeye ve evlerini işaretlemeye varan kışkırtmaya yönelik bazı eylemler olmadı değil. O günlerde bu plan tam olarak uygulanmadı ama hazırlayanların amacından vazgeçmediği açık.

FETÖ’cülerle konuşmalarında ve paylaşımlarında Alevilere yönelik kışkırtma peşinde olan Sedat Peker de bu kaos planını hazırlayanların piyonu olmuş durumda. Herkesin dikkatli olması gerekli.

 

X

Artık zamanı gelmedi mi; Açıklayın Bylock’çu AKP’li bakanları

Hiç beklemediğimiz bir zamanda, hiç beklemediğimiz bir şekilde; Fetullahçı Terör Örgütü’nün “sır küpü”, “Tarık” kod adlı Alpaslan Demir, yani örgütün kripto haberleşme sistemi Bylock’un lisansı üzerine kaydedilen “David Keynes” Türkiye’ye gelip teslim oldu ve FETÖ ile ilgili itiraflarda bulundu.

Uzun ve karmaşık bir cümle oldu değil mi?

Konu FETÖ, hele hele hepsi kaçmaya çalışırken Bylock isimli kripto haberleşme sisteminin lisansının sahibi FETÖ’cünün teslim olması elbette şaşırtıcıdır.

“Amacı ne?” “Neden şimdi?” soruları havada uçuşuyor.


TUHAF BİR KİŞİLİK

2012’de Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olup adını “David Keynes” olarak değiştiren Alpaslan Demir, “tuhaf” bir kişilik.

1997 yılında FETÖ’den ayrıldığını söylüyor ama teslim olduğu 9 Haziran 2021’e kadar anlattığı tüm olaylar, verdiği tüm isimler FETÖ üst düzey yönetiminden.

Yazının Devamını Oku

Tunus’ta da demokrasiyi savunurken 15 Temmuz’u koruyabilecek miyiz?

15 TEMMUZ darbe girişiminin yıldönümünde; 5 yıl önce kimler sokağa çıktıysa, Fetullahçı Terör Örgütü’ne karşı kimler direndiyse yine onlar sokaklarda, meydanlardaydı.

5 yıl önce kimler bankamatik, market, benzin istasyonları kuyruklarında, kimler kadeh kaldırıp darbeyi kutladıysa, kimler balkonlarından alkışladıysa; onlar yine evlerindeydi.

İki muhalefet partisi; CHP ve İyi Parti’nin, halen görev yaptıkları Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin darbeciler tarafından kapatılmasının önlendiği 15 Temmuz’un 5’inci yıldönümündeki sıradan açıklamaları dikkatinizi çekmiştir.

İP’LİNİN GERÇEK YÜZÜ

Sadece bu değil, daha kötüleri de yaşanmaya başladı. Önceki yıllarda bazı örnekleri tek tek yaşansa da daha önce iki darbe, bir post-modern darbe, üç muhtıra görmüş Türkiye demokrasi tarihinde ilk kez halkın direnişiyle başarısız olan 15 Temmuz darbe girişimine karşı duranlara açıktan saldırılar yapılmaya başladı.

İyi Parti’nin Tokat İl Başkan Yardımcısı Uğur Songül Sarıtaşlı, Twitter hesabından, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı ele geçirmek için gelen FETÖ’cü General Semih Terzi’nin değil, onu vurduktan sonra şehit edilen Ömer Halisdemir’in “darbeci” olduğu ile ilgili; gerçeklerle bağdaşmayan hatta alçakça bir mesaj paylaştı.

Tepkiler üzerine silse de, Savcılık soruşturma açsa da o mesaj bir zihniyeti yansıtıyor. İfadesinde, “Ne Semih Terzi’yi ne de Ömer Halisdemir’i tanımadığını” söylemiş. Alçakça mesajını yalanla süslemiş.

Bunlar 15 Temmuz darbesine karşı direnişi yıpratma, itibarsızlaşma girişiminden başka bir şey değil.

Yazının Devamını Oku

ABD emperyalizmi terör ve Abdi İpekçi

Gazeteciliğe 1991 yılı sonbaharında, Şişli, Zincirlikuyu, Kore Şehitleri Caddesi’nde “İlk Haber” isimli yeni çıkmakta olan bir gazetede başladım. Genel Yayın Yönetmeni Bab-ı Ali’nin en tecrübeli isimlerinden Tevfik Yener’di. İki, üç aylık bir maceradan sonra kapandı.

Ekonomi Servisi şefim rahmetli Namık Ahıska’nın alacaklarımın karşılığı olarak oldukça eski bir daktiloyu verip, “Hakkını helal et” sözlerini ve ayrıldığımızı hatırlıyorum.

Kısa süre sonra Cağaloğlu’ndaki Dünya Gazetesi’nde işe başladım. 1992 yılı Nisan ayında artık 212 sayılı Basın İş Kanunu’na göre; hem de Bab-ı Ali’de çalışan bir gazeteci olmuştum.

Cağaloğlu Yokuşu’ndaki Dünya Gazetesine gitmek için her gün Kapalıçarşı’dan geçip, Nuri Osmaniye kapısından çıkar, biraz ileride sağ tarafta bulunan Milliyet Gazetesi’nin binasına bakardım. Hayalim Milliyet muhabiri olmaktı.

Bir akşam yine eve dönerken Milliyet’in önünden geçtiğim sırada Tevfik Yener ile karşılaştım. Ona, Dünya Gazetesi’nde çalıştığımı söyleyince “Bak oğlum gazetecilikte bir ekibin parçası olmazsan geleceğin olmuyor, herkes Tevfik Yener olmuyor, tek başına harcanırsın” dedi.

27 YILDIR AYNI BİNADA

Hiç kızmadım aksine beni düşündüğü için teşekkür ettim, ayrıldık. 1993 yılı sonu 1994 gibi Milliyet, Bağcılar’a taşındı. Benim kaderimden herhalde, kısa süre içinde Dünya Gazetesi de Bağcılar’daki merkezine geçti.

Böylece Milliyet ve Dünya gazeteleri komşu olmuştu. 1994 yılı Kasım ayı başında Milliyet’in Ekonomi Şefi Şeref Oğuz’un benimle görüşmek istediği söylendi. Görüşmeye gittim, gidiş o gidiş. Hayalim gerçek oldu; Milliyet muhabiriydim.

Artık Abdi İpekçi’nin Milliyet’inde muhabirlik yapacaktım. Gazetenin başında rahmetli Ufuk Güldemir vardı ama benim

Yazının Devamını Oku

‘Gazetecilerin’ karartmaya çalıştığı gazeteci cinayeti

Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili Fetullahçı Terör Örgütü mensubu istihbaratçı ve kamu görevlilerinin yargılandığı 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararını okurken, 14 yılda yaşadıklarım, yazdığım yüzlerce haber ve köşe yazısı ile “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” ve “Kırmızı Cuma” kitaplarım, FETÖ’cü istihbaratçıların yargılandığı Dink davasındaki saatler süren “tanıklığım” bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden.

19 Ocak 2007’de işlenen cinayetten hemen bir hafta sonra Ankara’da Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan’ın, “Emniyet İstihbarat’ta tuhaf şeyler oluyor; Dink cinayeti ile ilgili delil karartmak için Log kayıtlarını siliyorlar. Bir de Erhan Tuncel, yardımcı istihbarat elemanı çıkmış” cümlesinin hayatımı bu kadar değiştireceğini düşünmemiştim.

Sadece benim değil, bana bilgi verdiği öğrenildiği için, cinayetten sorumlu olan FETÖ’cü istihbaratçı Ali Fuat Yılmazer ve ekibinin, “uyuşturucu kaçakçısı” iftirasıyla tutuklanan Emin Arslan’ın hayatı da eskisi gibi olmayacaktı. Hatta, devrimci örgüt üyesi diye tutuklanan Hanefi Avcı, Arslan’a destek olduğu için Yılmazer ve ekibinin komplosuyla bir de Ergenekon’dan tutuklanacaktı.

Emin Arslan’dan duyduklarım sonrası; “Log kaydı ne, yardımcı istihbarat elemanı nedir?” bilmeden, cinayetin işlendiği İstanbul’da kim varsa ulaşmaya çalışıyordum.

Cinayetten tam 10 gün sonra 28 Ocak 2007 günü Sabah Gazetesi’nde Fatih Altaylı’nın, “Büyük Abi Erhan Polis Muhbiri” manşetini görünce, haberi benim çıkartıp yazamadığıma üzülmek bir yana, bundan sonra gerçeğin konuşulacağını düşünerek seviniyordum. Elimdeki ikinci ipucu artık iyice kıymetlenmişti; Log kayıtlarının silinmesi yani cinayet delillerinin karartılmasının peşine düşmeliydim.

FOX TV’NİN DİNK YALANI

O da ne? Sabah’taki haberden sonra FOX TV’den Ercan Gün, katil Ogün Samast’ın, Atatürk’ün sözünün yazılı olduğu posterin önünde elinde Türk bayrağı ile gözaltına alındığı Samsun Otogarı’nda çekilmiş görüntülerini yayınlıyordu. Böylece, 28 Ocak 2007’de Sabah’taki yazı ile cinayetin arkasındaki FETÖ’cü istihbaratçılar tartışılacakken, FOX TV’nin 1 Şubat tarihli haberiyle “Cinayeti Atatürkçüler işledi” tartışmasına geri dönüldü.

Daha sonra tartışma,

Yazının Devamını Oku

Pensilvanya’dan Akıncı Üssü’ne Adil Öksüz

15 Temmuz 2016 darbe girişimini Akıncı Üssü’nden yöneten FETÖ’nün sivil imamlarından Adil Öksüz’ün görüntüleri çıktığında; konuyu bana soranlara, “Evet bizim açımızdan önemli ama Fetullahçı Terör Örgütü üyeleri için çok daha önemli bir gelişme” yorumunu yaptım.

Şaşırtıcı gelebilir ama sebebini yazımın sonunda anlatacağım.

Çünkü, biz Adil Öksüz’ün o gece Akıncı Üssü’nde olduğunu tanık ifadeleriyle biliyoruz.

15 Temmuz sonrası, Adil Öksüz’ün eşi ve çocuğuyla Pensilvanya’da Fetullah Gülen ile çekilmiş fotoğraflarını da gördük.

AKINCI’DAKİ FETÖ’CÜ İMAMLAR

Öte yandan, FETÖ’nün TSK imamı Adil Öksüz ile birlikte Akıncı Üssü’nde olan Kemal Batmaz, Nurettin Oruç, Harun Biniş’in Akıncı Üs Komutanlığı karargâh koridorlarındaki güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerini de izledik.

Kemal Batmaz ve Harun Biniş kendi görüntülerini inkâr ederken, Nurettin Oruç, “Televizyonda ürün yerleştirme gibi adam yerleştirme yapılmış” diyerek soytarılık yapıp yalan söylemeyi seçti. Adil Öksüz’ün de bugüne kadar Akıncı Üssü’nde herhangi bir görüntüsüne ulaşılamamıştı.

Yazının Devamını Oku

CHP’yi parmağında oynatan MİT imamı FETÖ’cü

15 Temmuz darbe girişiminden sonra, Fetullahçı Terör Örgütü elebaşı Gülen başta olmak üzere, örgüt üyeleri hep bir ağızdan “Tiyatro, senaryo, kontrollü darbe” demeye başladılar.

Bunun için, Akıncı Üssü’nde darbeyi yöneten FETÖ’nün sivil mahrem yapılanmasından Adil Öksüz’ün MİT ajanı olduğu yalanını yaymaya başladılar. Böylece kendilerini aklarken, 15 Temmuz’un MİT’in kontrolünde bir girişim olduğuna herkesi inandıracaklardı.

EN KULLANIŞLI ARAÇ

2013’ten beri olduğu gibi bunun için en kullanışlı araç Cumhuriyet Halk Partisi yönetimiydi. Kemal Kılıçdaroğlu, darbenin üzerinden bir ay geçmeden, 2016 yılı ağustos ortasından itibaren, “Kim bu Adil Öksüz, neden serbest bırakıldı” diye sormaya başladı.

Hatta, Hürriyet’ten Abdulkadir Selvi’nin 31 Ağustos 2016 tarihindeki, “Adil Öksüz korunuyor mu?” başlıklı yazısının yayınlandığı gün arayan Kılıçdaroğlu, “Adil Öksüz konusunda bana 20 gün önce önemli bir bilgi geldi. Adil Öksüz’ün, MİT ajanı olduğuna dair bir istihbarattı” diye konuştu.

Yani Adil Öksüz ile ilgili sözde istihbarat 10 Ağustos 2016 gibi Kılıçdaroğlu’na ulaştırılmıştı. Bir süre sonra iddialar iyice yayıldı ve belgeler havada uçuşmaya başladı. FETÖ’cüler, Adil Öksüz’ün MİT elemanı olduğuna dair “Angaje Formu” ile 15 Temmuz’un MİT kontrolünde bir komplo olduğuna dair ihbar mektubunu 4 Kasım 2016 günü CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile o dönem CHP yönetiminde bulunan şimdi İP milletvekili Aytun Çıray ve gazeteci Can Ataklı’ya ulaştırdı. Yetmedi aynı sahte belgeler 18 Kasım 2016 günü “@denizbayrak83” isimli Twitter hesabından paylaşıldı. Sahte belgelerle desteklenmiş yalanlar öyle yayıldı ki, FETÖ ile ilgili ilk kitabı yazmış kişiler tarafından bile ciddiye alınmış, darbe sonrası yazdıkları kitaplara kadar girmişti.

İLK KEZ MİT’İ ARADIM POSTA’DA YAZDIM

2017 yılı başından itibaren tartışma öyle büyüdü, yalana inananlar o kadar çoğaldı ki, konu sadece “yalanlama” ile geçiştirilecek cinsten olmaktan çıktı. Belgelerin doğru olup olmadığının MİT nezdinde araştırılması gerekliydi. İddialar doğru çıkarsa, benim açımdan da “kontrollü darbe” haklılık kazanacaktı. O yüzden hayatımda ilk kez MİT’e ulaşıp, Basın Müşaviri N.Y.’den açıklama istedim. MİT’ten gelen bilgileri, 26 Mart 2017 günü Posta Gazetesi’ndeki köşemde yayınladım. Buna göre, söz konusu “Angaje formu” tamamen sahte, doküman üç ayrı belgeden montajlanarak hazırlanmış. İmza sahipleri M. D. ve S. A., dokümanın düzenlendiği 10 Eylül 2014 tarihinde o görevlerde bulunmuyordu.

Yazımı şöyle bitirdim: “Peki bu sahte belgeyi kim hazırladı? Cevap belli, bu sahte belgeyi kullandıkları maşaları aracığıyla kim servis ediyor ve yalanla tüm dünyayı kandırmayı amaçlıyorsa onlar. Yani 15 Temmuz’a “tiyatro” diyen darbenin planlayıcısı FETÖ’cüler.”

Yazının Devamını Oku

FETÖ imamı İnandı, Kırgızistan’a ‘YERELLEŞME’ taktiğini anlattı

Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından Kırgızistan’dan getirilen Fetullahçı Terör Örgütü’nün Orta Asya İmamı Orhan İnandı Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nda verdiği ifadede, örgütün yurtdışı yapılanmasını isim isim anlattı.

Türkiye’de bağlı olarak çalıştığı FETÖ’nün üst düzey isimlerini veren İnandı, örgütün Kırgızistan başta olmak üzere Orta Asya ülkelerindeki yapılanmasını ve yöneticilerinin isimlerini deşifre etti.

FETÖ’ye terör örgütü dememesine karşın örgüte bağlı isimleri ve çalışma şekillerini tek tek sıralayan İnandı, Kırgızistan vatandaşlarını da FETÖ elebaşı Gülen’in “Yerelleşme” adını verdiği çalışmayla örgüte kazandırdıklarını söyledi.



İnandı Kırgızistan’a nasıl gittiğini şöyle anlattı:

“1995 yılı mayıs ayı sonlarında Trabzon il imamı

Yazının Devamını Oku

Darbe şakşakçıları beraat ediyorsa Recep Gürkan’ın suçu ne!!!

Üç  gün sonra 15 Temmuz’un beşinci yılı doluyor. O gece sokağa iki grup çıktı; birincisi marketlerin önünde, bankamatiklerde, benzin istasyonlarında kuyruk olanlar.

İkinci grup ise, birinci gruptakiler tarafından yıllarca küçümsenmiş, kimi gün bidon kafalı”, kimi gün göbeğini kaşıyan adam kimi gün makarnacılar... diye aşağılanmış olan, ama yüreği vatan aşkı, bayrak sevdası ve imanıyla atan, demokrasiye verdiği oy ile seçilmiş hükümete sahip çıkanlardı.

GERÇEK MAKARNACILAR

15 Temmuz gecesi kimin korkak, kimin cesur olduğunu; TOMA’lara aslan kesilen, tankları görünce kediye dönüşenleri, o gece aldığı makarnaları ertesi gün darbe girişimi bastırıldıktan sonra marketlere iade eden gerçek makarnacıları gördük.

Bir de fırsatçılar vardı. “Yurtta Sulh Konseyi” adı altında Atatürkçü kimliğine bürünen FETÖ’cüleri “Atatürkçüler darbe yapıyor” zannederek alkışlayanlar, güvenli evlerde saklananlar vardı. 15 Temmuz’un kavurucu sıcağında kimi evlerinde kimi yazlıklarında kimileri eğlence mekânlarında pis pis sırıtıp kadeh kaldırıyorlardı. Darbeye direnenlere sosyal medyadan küfür ediyorlardı.

Kimileri FETÖ’cüler gibi “Sokağa çıkmayın, askere direnmeyin” diyorlardı. Kimileri balkonlarında tankları alkışlıyor, darbecilere en küçük karşı çıkışta bulunmayan kimi sürüngen kişilikli fırsatçıların gücü ancak sela okuyup darbeye direnişe çağıran müezzin ve hocaya yetiyordu.

O gece bu tür alçakların saldırı ve hakaretlerine maruz kalmış biri olarak 15 Temmuz’un beşinci yılında onlara bu ikiyüzlülüklerini bir kez daha hatırlatmak benim için vatan görevidir.

KADEH KALDIRANLAR...

Yazının Devamını Oku

CHP’nin başına operasyonla gelen tek isim

Zülfü Livaneli, gazeteduvar.com internet sitesinde İrfan Aktan’a 3 Temmuz 2021 günü verdiği röportajda, PKK’nın siyasi kolu HDP ile işbirliği yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu överken şunları söyledi: “Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve HDP’nin sağduyulu siyaseti Türkiye’ye iyiye doğru tarihi bir adım attırdı.”

Livaneli aynı röportajda ise Bülent Ecevit, Deniz Baykal ve Erdal İnönü’nün “solcu” olmadığını anlatmaya çalışırken; Bülent Ecevit’in, İsmet İnönü’den sonra CHP genel başkanı seçilmesini, “Robert Kolej mezunu” olmasına vurgu yaparak “operasyon, darbe” kelimeleriyle tanımladı.

Oysa CHP’nin başına “operasyon” ile gelen tek bir kişi var o da yere göğe koyamadığı Kılıçdaroğlu’dur, hem de Fetullahçı Terör Örgütü’nün “kaset operasyonuyla”...

LİVANELİ’NİN GÖRÜŞLERİ!!!

Ben söyleşinin bu yönünü değerlendirmek istiyorum ama önce sabrınıza sığınarak, Livaneli’nin söylediklerini noktasına dokunmadan bir kez de ben aktarmak istiyorum.

“Sol olmayan ‘sol partilerle’. CHP, DSP, SHP gibi partiler sol partiler değil, gelenekleri de sola dayanmıyor, gelecek programları da. Fakat sol olarak sunulan bu partilerin başına, hiçbiri solcu olmayan birtakım liderler getirildi. İsmet İnönü, Bülent Ecevit solcu muydu?

Ecevit gibi politikaya meraklı, hırslı, Robert Kolejli genç bir siyasetçinin önündeki bütün engelleri kaldırarak CHP’nin başına getirdiler. İsmet İnönü’nün yerine Ecevit’in getirilmesi bir operasyondu; darbe gibi bir şeydi.

Nitekim Ecevit’in de CHP’yi sol gibi gösterip bahsettiğim sınıfsal kesimlerin başını bağlamak isteyenler için ne kadar isabetli bir isim olduğunu zaman içinde gördük. Deniz Baykal bahsine geleceğiz ama; Baykal solcu muydu! Hiçbir alakası yok. Tipik bir Sünni, sağcı, Ankara politikacısıdır Baykal. Baykal pekâlâ DYP’de, ANAP’ta, DP’de görev yapabilirdi ve çok daha başarılı olurdu.

Deniz Baykal

Yazının Devamını Oku

Caparov’un ‘hediyesi’ paket servisi yapılmış

Kırgızistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, 9-11 Haziran tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bazı anlaşmalar imzalamış, her iki ülke için çok büyük tehlike olan FETÖ’ye karşı ortak mücadele kararı aldıklarını açıklamıştı.

Bu ziyaretten kısa süre önce basında Caparov’un Türkiye’ye hediye ile geleceği yorumları yapılmıştı. 

ALMANLAR BİLE DEVREYE GİRDİ

Gerek Kırgızistan’daki, gerek Avrupa ve Amerika’daki FETÖ’cüler sosyal medyada 1 Haziran günü FETÖ’nün Orta Asya İmamı Orhan İnandı’nın MİT tarafından kaçırıldığına, hatta Bişkek’teki Türk Büyükelçiliği’nde tutulduğuna dair bir kampanya yaptılar. Türkiye içinde fazla ilgi çekmeyen kampanya ile ilgili nedense Alman hükümeti bile devreye girdi. 



Almanya Dışişleri Bakanlığı’nda görevli Devlet Müsteşarı

Yazının Devamını Oku

Sahtekârlar ve tamahkârlar

Mafya elebaşının “şeref” hakkında; terörist PKK yardakçısı gazeteci ve siyasetçilerin “insan hakları”, FETÖ’cülerin “hukuk”, ABD ve Avrupa’nın etki ajanı siyasetçi ve gazetecilerin “özgürlük” konusunda ders verdiği Türkiye’de, Çiftlik Bank’ın kurucusu Mehmet Aydın, gelecekte “yatırımda güvenin sembolü” olursa şaşırmayın!

OSMAN Ziya Sülün - Sülün Osman

Güney Zobu - Raki

Abidin Cevher Özden - Banker Kastelli

Baki Cengiz Öygün - Banker Bako

Selçuk Parsadan

Kâr payı ile çalışan holdingler

Fadıl Akgündüz - Jet Fadıl

Banka hortumcuları

Yazının Devamını Oku

İran’ı devirme planını okuyun Türkiye’ye operasyonu anlarsınız

Bir önceki yazımda, Türkiye düşmanı Amerikalılar ile FETÖ’cü Süleyman Özeren ve FETÖ’den aranan CHP eski milletvekili Aykan Erdemir’in Washington’da kurduğu “Türk Demokrasi Projesi” isimli dernekten söz etmiştim.

Bu Amerikalılarla FETÖ’nün ortak projesidir, amacı da Türkiye’ye yönelik algı operasyonlarının merkezi haline gelmektir. Yakında ilk sonuçları almaya başlayacağız.

Yazımda ayrıca FETÖ’cü Özeren ve Aydemir dışındaki tüm isimlerin, 2008 yılında kurulan Nükleer İran’a Karşı Birleşenler (United Against Nuclear IRAN) örgütünde aktif görev yaptıklarını hatırlatmıştım. Bu derneğin neler yaptığını bilirseniz, “Türk Demokrasi Projesi” isimli derneğin de hangi amaçla kullanılacağını tahmin edebilirsiniz.

Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye, İran’a yönelik Amerikan operasyonunun bir benzeri ile karşı karşıya kalacak.



SATIN ALINAN GAZETECİLER

Yazının Devamını Oku

Amerika’nın ayaklandırma projesi

Amerika Birleşik Devletleri, bir yandan silah ve maddi kaynak sağladığı terör örgütü PKK ile diğer yandan koruyup kolladığı Fetullahçı Terör Örgütü ile Türkiye’ye saldırırken şimdi de doğrudan sivil toplum kuruluşları eliyle kaos planını devreye sokmaya başladı.

Projenin adı da “Türk Demokrasi Projesi”.

Washington’da kurulan “Türk Demokrasi Projesi” isimli dernek, internet sitesinde kendisini şöyle tanımlıyor:

“Türk Demokrasi Projesi, Türkiye’nin son zamanlarda demokrasiden uzaklaşmasına ve otoriterliğe dönüşmesine yanıt olarak oluşturulmuş, kâr amacı gütmeyen, partizan olmayan, uluslararası bir politika örgütüdür.”

Dernek temel hedefinin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu şu cümlelerle anlatıyor: “Erdoğan aşırılıkçı grupları destekledi, Ortadoğu’dan Avrupa’ya kadar uzanan çatışmaları desteklemek için malzeme gönderdi, etnik azınlıklara zulmetti, özgür basını yok etti, siyasi muhalifleri hapse attı ve öldürdü, demokratik kurumları aşındırdı, Türkiye’nin tüm kurumlarına yolsuzluk yaydı, hukukun üstünlüğü bozulurken Erdoğan ve oligarkları servet ve güç toplamaya devam ediyor.”

YİNE ‘DEMOKRASİ’ KILIFI

 Dernek yapacağı operasyonlara da kılıf bulmuş, amacını şöyle anlatıyor: “Türkiye’yi daha demokratik politikalar benimsemeye teşvik etmek ve Türkiye’nin demokratik kurumlarının insan haklarının korunmasına ve ekonomik refahına yönelik sürekli erozyonunu durdurmak.”

Bu derneği çok yakından takip etmek gerekiyor.

Çünkü, kurucuları ve danışma kurulu üyeleri arasında Türkiye düşmanları ile FETÖ destekçisi ve doğrudan FETÖ’cü isimler de var.

Yazının Devamını Oku

Amerika-FETÖ-PKK aynı anda harekete geçiyor

Öyle görülüyor ki, Türkiye içinde etkinliği biten, Irak ve Suriye’de saklandıkları inlerinde ayakta kalma mücadelesi veren PKK terör örgütü, sahada sıkıştıkça her zaman olduğu gibi yeniden şehirlerde kaos taktiğine yöneldi.

PKK yöneticilerinden Duran Kalkan, terör örgütünün siyasi kolu HDP’lilere şu çağrıyı yapıyor:Çete liderinin haftalardır söyledikleri oluyor, olacak. İşte şimdi İzmir olayı oldu. Şimdi savunma, öz savunma gerçekleşmeli.

Terör örgütü PKK’yı yakından takip edenler bunun ne anlama geldiğini, “öz savunma” derken neyi kastettiğini iyi biliyor; terörist Duran Kalkan sokakları karıştıracak ayaklanmaya çağırıyor.

PKK elebaşı Duran Kalkan, örgütün medyasında yayınlanan söyleşisinde Türkiye içindeki PKK uzantılarına topyekûn saldırı talimatı veriyor, “Bunun için ne yapayım, bilemiyorum, imkânım yok, denmemeli. Herkes bulabilir imkân. Her türlü biçimde mücadele edilebilir. Eylemin büyüğü küçüğü olmaz. Örneğin maddi imkânlarını azaltmak en büyük eylemdir. Türkiye bütçenin bütününü savaşa veriyor, parası olmazsa veremez... Bu kadar silah alıp saldırı yapamaz. O halde demek ki yapılabilecek her şey var, herkes yapabilir de, yeter ki düşünsün, yoğunlaşsın, yapmak istesin” diyor.



Tıpkı 2015 yılındaki çukur-hendek olaylarında olduğu gibi HDP’lileri sokağa çıkmaya çağırıyor.

Yazının Devamını Oku

Her güne 1 şehit

Bugün zor bir işe girişeceğim; hep söylenir, “Bu ülke şehitlerin kanıyla ayakta kalıyor” diye.

Bu sözün ne kadar doğru, ne kadar anlamlı olduğunu rakamlarla göstereceğim. İnşallah kimseyi incitmeden derdimi anlatabilirim.

Tam 36 yıl 10 ay 8 gündür on binlerce insanımızı katleden, emperyalist ABD, İsrail ve Avrupa tarafından desteklenen, onların tetikçiliğini yapan PKK terör örgütü ile ilgili rakamları paylaşacağım. Rakam dediğime bakmayın, her rakam bir can, yaşanmamış bir hayat demek. Aralarında asker, polis, korucu, bebekler, kadınlar, işçiler, köylüler var.

Terör örgütü PKK’nın, 15 Ağustos 1984 akşamı saat 21.30’da Hakkâri’nin Şemdinli ile Siirt’in Eruh ilçesinde eşzamanlı düzenlediği, 2 askerin şehit olduğu, 9 asker ile 3 sivilin yaralandığı saldırısının üzerinden tam tamına 36 yıl 10 ay 8 gün geçti.

‘ŞEHİTLER TEPESİ BOŞ DEĞİL’

Yani Türkiye bugün, 23 Haziran 2021 itibarıyla 13 bin 448 gündür PKK terörüyle mücadele ediyor. Bu süre içinde 8 bin 154’ü resmi, 6 bin 24’ü sivil yani toplam 14 bin 178 vatandaşımız şehit oldu.

Biliyorum böyle bir karşılaştırma içimizi acıtıyor ama Türkiye, 13 bin 448 günde resmi ve sivil toplam 14 bin 178 şehit verdi. Yani gün başına 1 şehit hatta fazlası düşüyor. 24 bin 837 resmi görevli gazi oldu, 11 bin 357 sivil de yaralandı.

44 BİN 492 TERÖRİST ÖLDÜRÜLDÜ

Yazının Devamını Oku

40 yaş altı için PKK’lı itirafçı videosu

Haftalardır bir mafya liderinin yurtdışından yayınladığı videolarla yatıp kalkanlar, 40 yıldır ülkeyi kana bulayan 5 bin 710 sivil, 8 bin 157 güvenlik görevlisi olmak üzere 13 bin 867 insanımızı şehit eden PKK terör örgütünde 25 yıl yer almış “Özgür Gabar” kod adlı Fırat Şişman’ın internet sitelerinde ve sosyal medyada yayınlanan videolarını izledi mi acaba?

Sözde demokrasi, insan hakları, hukuk savunucuları Fırat Şişman’ın videolarını mafya elebaşınınkiler kadar gündem yaptılar mı?

Yapmazlar, yapamazlar. Yaptıkları tek şey ya onların suçuna ortak olmak ya da sessizliğe bürünmektir.

Ne diyordu mafya elebaşı, “40 yaş altına hitap ediyorum...”

40 yaş üstü olanların bilmemesi mümkün değil o yüzden PKK’nın emperyalist ülkelere nasıl maşalık yaptığını, kanlı bir örgüt olduğunu, en çok zararı da Kürt kökenli yurttaşlara verdiğini Fırat Şişman tek tek anlatmış.

40 yaş altında olanların da PKK’nın kanlı içyüzünü anlaması bakımından bu videoları izlemesi gerekir.

İzleyenler görmüştür; 11 yaşında pikniğe gitme bahanesiyle PKK’lılara teslim edilen Fırat Şişman, PKK elebaşı Murat Karayılan’ın korumalığını yapmış, onun “oğlum” diye sahiplendiği birisi.

KARAYILAN’IN KARA KUTUSU

Yazının Devamını Oku

PKK, Mumcu, Bitlis, Okkan ve FETÖ’nün MİT kumpası

PKK terör örgütünün Amerikan CIA ve İsrail MOSSAD bağlantısı ile elebaşı Öcalan’ın 1970’lerdeki MİT bağlantısını araştıran gazeteci Uğur Mumcu, Türkiye’deki terör olgusunun arkasındaki emperyalist senaryoyu çözmüştü. Bu yüzden PKK’lılar ve gazete görünümündeki propaganda araçlarında “Kürt düşmanı” iftirası atılıp açıkça hedef gösteriliyordu.

Katledilmeden birkaç ay önce PKK’nın yayın organı Özgür Gündem’de örgüt yöneticisi Yaşar Kaya’nın yazısını görür. Eşi Güldal Mumcu’ya, ‘Bunlar beni öldürecekler!’ der. Yaşar Kaya’nın, “... Mumcu’nun Kürtler için istediği bir şey var mı? Herkes maskesini çıkarsın! Yoksa yüzlerindeki maskeyi biz yırtacağız. Biz yırtmazsak bile Kürt halkının dinamiği yırtacak. Herkesin notu, karnesi belli olmuştur. Kürt düşmanlığı yapmamak bile namus borcudur...” satırlarını okur. Güldal Mumcu “Nereden çıkartıyorsun?” deyince “Halkın dinamiği yırtacaktır, sözünden. Bundan daha açık söyleyemezler” cevabını verir. (İçimden Geçen Zaman-Güldal Mumcu, sayfa 47-51)

CIA-MOSSAD-PKK YAZISI VE TEHDİT

Mumcu, durmaz ve PKK ve arkasındaki güçleri deşifre eder. Öldürülmeden sadece iki hafta önce 7 Ocak 1993 günü Cumhuriyet’te yayınlanan yazısı şöyle bitiyordu: “(...) Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?”

Bir gün sonra yani 8 Ocak günü Mumcu ile görüşen İsrail’in Ankara Büyükelçisi sohbeti şu soruyla bitiriyordu: “Öldürülmekten korkmuyor musunuz?”

Bundan tam 16 gün sonra 24 Ocak 1993’te Mumcu, aracına yerleştirilen uzaktan kumandalı bomba ile katledildi.

Güldal Mumcu, eşi Uğur Mumcu’nun araştırmalarının sonucunda vardığı noktayı kitabında şöyle aktardı: “Uğur Türkiye’de yaşanan terör olaylarını, Kürt isyanlarının karmaşık arka planını araştırdıkça, tahmin edilemeyecek birçok ilişkiye, ilginç bağlantılara, CIA, MOSSAD ve MİT ile Emniyet ve askeri istihbarat dahil birçok ülkenin istihbarat örgütünün varlığına ve bu arada Barzani’nin MOSSAD ve CIA ile ilişkilerini ortaya koyan yayınlara ulaşıyordu.”

Tarif ettiği devleti ele geçirmiş emperyalist yapılardı aslında.

Yazının Devamını Oku

Biden’ı utandırması gereken rapor

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 29 NATO üyesinin Brüksel’deki toplantısı sonrası ABD Başkanı Joe Biden, basın açıklamasıyla alınan kararlardan söz ederken, “Başlıca endişelerimiz Rusya, Çin, terörizm, kurallara dayalı uluslararası düzene yönelik tehditler, göç ve siber güvenlik” dedi.

Her konu bir yana “terörizm” konusundaki endişesi tam bir ikiyüzlülük. Çünkü ABD, hukuki olarak terör örgütü olarak tanıdığı PKK’nın Suriye kolu YPG’ye silah ve maddi destek sağlayan, kumpaslar dahil 15 Temmuz darbe girişiminde bulunan Fetullahçı Terör Örgütü’nü topraklarında koruyup kolluyor.

TÜRKİYE’DEN TERÖR RAPORU

Bir NATO üyesi olarak Türkiye’de güvenlik güçlerimiz, sivil vatandaşlarımız NATO müttefiki Amerika Birleşik Devletleri’nin verdiği silahlarla şehit oluyor. 251 insanımızı şehit eden FETÖ’yü Amerika koruyor. Türkiye, PKK/YPG, FETÖ, DEAŞ, DHKP-C terör örgütleriyle mücadele ederken bunların ikisi NATO üyesi Amerika başta olmak üzere, diğer NATO üyesi ülkeler Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Hollanda, İngiltere, İsveç, İsviçre, Danimarka, Avusturya ve Yunanistan tarafından aktif olarak korunuyor ve destekleniyor.

Terör örgütü PKK/YPG, NATO üyesi ABD’nin verdiği silahlarla Suriye topraklarında İblib’de hastaneye yaptığı saldırıyla aralarında bebeklerinde bulunduğu 14 sivili katletti 34 kişiyi da yaraladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve sonrası yaptığı açıklamada, sivil insanların müttefik ülkelerin verdiği silahlarla öldürüldüğünü anlatırken, bir NATO üyesi olarak diğer ülkeler tarafından terörle mücadelede yalnız bırakıldığını anlattı.

Erdoğan, Biden ile yaptığı görüşmede Amerikan başkanına 110 sayfalık, “Türkiye’nin Terörizmle Mücadelesi” başlıklı bir rapor verdi. PKK, DEAŞ ve FETÖ ile mücadele yanında Batı ülkelerinin ikiyüzlülüğünü anlatan raporda, ABD’nin desteklediği PKK/YPG’ye verilen silahlarla katledilen sivillerin fotoğrafları da yer aldı.

Adını verdiğim NATO üyesi ülkelerde terör örgütü PKK’ya bağlı olarak faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları da rakamlar ve grafiklerle anlatıldı.

Yazının Devamını Oku

‘Karşınızda dedelerinizin Türkiye’si yok’

NATO toplantıları kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Biden arasında bugün bir görüşme gerçekleşmesi bekleniyor. Amerika kaynaklı olarak ülke arasında birçok sorun bulunuyor.

Amerika’nın terör örgütü PKK/YPG’ye verdiği destek, Fetullahçı Terör Örgütü yönetimini topraklarında barındırması, Türkiye’nin kendi savunması için Rusya’dan S-400 alması sonrası aldığı yaptırım kararları başta olmak üzere çıkardığı birçok sorun masada duruyor.

DARBENİN ARKASINDAKİ AMERİKA

15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi sırasında ABD başkan yardımcısı olan Biden, bu kez ABD Başkanı sıfatıyla, Erdoğan ile karşı karşıya. Türkiye, 15 Temmuz’un arkasında Amerikan yönetiminin olduğuna emin ve bunu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamasıyla da tüm dünyaya duyurdu.

Biden’ın Türkiye’ye karşı düşünceleri ve tutumu da sır değil. Henüz başkanlık seçim sürecinde, izleyeceği yolu şöyle anlatmıştı:

“Şu an ona (Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a) çok farklı bir yaklaşım uygulamalıyız. Muhalif liderleri desteklediğimizi, bir yol haritamız olduğunu açıkça göstermemiz lazım. Düşündüğümüz şeyle ilgili sesimizi yükseltmemiz lazım, bedel ödemeli.

Yani çok endişeliyim. Ama bence daha önce benim yaptığım gibi onlarla doğrudan temasa geçip Erdoğan’ı yenecek duruma gelmeleri için hâlâ var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz. Darbe ile değil, seçim süreci ile. Dışarı atıldı. İstanbul’da dışarı atıldı, partisi dışarı atıldı.

Peki, biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu üzülmesin, PKK ve HDP’nin planı hazır

Terör örgütü PKK’nın elebaşının talimatıyla kurulan ve onun tarafından yönetilen HDP’nin kapatılmasıyla ilgili dilekçe eksikliklerin giderilmesinden sonra Yargıtay Başsavcılığı tarafından yeniden Anayasa Mahkemesi’ne gönderildi. CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, onları savunmak için konuyu HDP yönetiminin umurunda bile olmayan “demokrasiye” getirdi.

Oysa, HDP yönetimi için “demokrasi” PKK elebaşının talimatlarını yerine getirmek ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet göstermek için kullandıkları araçtan başka bir şey değil.

HDP, PKK elebaşının 1990 tarihli talimatı sonrasında kurulan ve kapatılan HEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP gibi terörün siyasi faaliyetlerinde zincirin halkalarından birisi.

Eğer o da kapatılırsa yenisi zaten hazır. Yani Kılıçdaroğlu’nun üzülmesine gerek yok. PKK elebaşı örgüt yönetimi ve HDP’lilerin B hatta C planları hazır.

Bana göre Kılıçdaroğlu’nunki, sadece bir sonraki seçimde HDP seçmeninin oylarını, kurduğu ittifak içinde tutmak amacıyla yapılmış sıradan bir açıklama.

Şöyle diyor: “Vatandaş en büyük hakemdir, arzu ettiği partiye oyunu verir. Demokrasinin var olduğu, savunulması gerektiği bir ortamda siz bir partiyi kapatamazsınız.”

6 MİLYON OY HESABI

Ama HDP yönetimine, “6 milyon oy alıyorsunuz, siz onların sorunlarına çare üretmek için mi varsınız yoksa PKK’nın siyasi kolu olarak mı? 6 milyon seçmen size PKK elebaşını övün, örgütü destekleyin diye mi oy veriyor yoksa kendilerine hizmet edin diye mi?” sorusunu soramıyor.

En fazla, zorlayan olursa çok ama çok seyrek,

Yazının Devamını Oku