Paylaş
İstihbarat dilinde ‘sahte bayrak’ operasyonu, gerçek faillerin gizlendiği eylemler için kullanılıyor. Yani operasyonda bir ‘kukla’ ve onu oynatan bir ‘kuklacı’ var.
İzmir’de saldırıyı gerçekleştiren 16 yaşındaki saldırgan E.B.’nin DEAŞ terör örgütüne ait paylaşımları ve attığı slogan, silah kullanma şekli, yüzündeki maske, üzerindeki hücum yeleği, vurulduktan sonra üzerindeki ses bombasını atması, bilgisayardan etkilenerek kalkıştığı bireysel bir saldırı olmadığını gösteriyor. Bilgisayar içeriklerinden etkilenen kişinin silahı bu derece etkili kullanması elbette normal değil. E.B.’nin saldırı için özel eğitildiği akla geliyor.
MİT AKADEMİ’NİN RAPORU
Nitekim, olayın ardından irtibatta olduğu İran vatandaşı Khaleg Nooriborojerdi’nin gözaltına alınması bu konuda bir fikir veriyor.
Ayrıca Ankara’da 2, Şanlıurfa’da 1 kişi olmak üzere 5’i yabancı uyruklu toplam 27 kişinin gözaltına alınması, bu saldırının arkasındaki ağın görünenden daha geniş olabileceği hakkında görüşleri destekliyor. Peki bu şebekenin ucu nereye çıkar?
Milli İstihbarat Teşkilatı’na bağlı Milli İstihbarat Akademisi’nin (MİA) ağustos ayında yayımladığı ‘12 Gün Savaşı ve Türkiye İçin Dersler’ başlıklı raporu bu konuda uyarılar içeriyordu.
Soykırımcı Siyonist İsrail’in İran’ı hedef almasından sonra ABD’nin de katıldığı bombardımanla destek verdiği ‘12 Gün Savaşı’ olarak adlandırılan saldırının arkasındaki istihbarat aklını inceleyen raporda, İsrail istihbarat örgütü MOSSAD’ın rolü de ortaya konuyordu.
MOSSAD 250 DOLARA ELEMAN BULUYOR
İsrail’in suikast, sabotaj dahil İran’a yaptığı her saldırıda MOSSAD’ın bu ülkedeki istihbarat ağının büyük rol oynadığını örnekleriyle anlatan raporda şu tespitlerde bulunulmuştu:
“İsrail ile İran arasındaki 12 günlük savaş boyunca İsrail-ABD ikilisinin İran’a vurduğu ağır darbelerin arkasında, en az savaş teknolojileri kadar başarılı istihbarat faktörü de yatmaktadır. İsrail istihbarat servisi MOSSAD’ın uzunca bir süredir İran içinde iyi organize olmuş unsurlarının bulunduğu bilinmektedir. Sosyal ve ekonomik sorunlar, İsrail’in ülke içindeki nüfuz ağı kurmasını ciddi biçimde kolaylaştırmış olmalıdır. Nitekim İsrail için çalıştıkları iddiasıyla tutuklanan bazı zanlıların aylık 250 dolar aldıkları İran basınında yer almıştır. Öte yandan 2009 yılındaki toplumsal rahatsızlıklar ya da Mehsa Emini olayı gibi hadiseler de kritik toplumsal kesimlerin yönetime yabancılaşmasına yol açmıştır ki, bu da yabancı istihbarat örgütlerinin eleman devşirmesinde etkili bir faktör olmuştur. Seküler kesimlerin ya da etnik azınlıkların yönetime olan tepkilerinin artışı, Halkın Mücahitleri Örgütü ya da ayrılıkçı Komala gibi örgütlerin son olaylarda neden bu kadar öne çıktıklarını da açıklayabilir. İsrail’in İran içinde kurmuş olduğu şebekenin diğer bir ayağını organize suç örgütleri oluşturmaktadır. Para karşılığı ve anlık iş yapan bu kimseler, çoğu zaman ne yaptıklarını tam olarak bilmemektedir.
FETÖ’CÜLERE VE BÖLÜCÜLERE DİKKAT
İsrail’in İran’daki unsurlarının diğer bir ayağını Halkın Mücahitleri Örgütü’ne bağlı kimseler oluşturmaktadır. Bu kişilerin operasyonel konularda öne çıktığı ve birçok suikast ve sabotaj olayında doğrudan yer aldığı bilinmektedir.
Türkiye’de de FETÖ gibi örgütlerin, benzer senaryoda Halkın Mücahitleri Örgütü’ndeki gibi bir rol oynamaları ihtimali göz önünde tutulmalıdır. İsrail’in İran içinde kurmuş olduğu şebekenin diğer bir ayağını organize suç örgütleri oluşturmaktadır. Son olarak özellikle sınır boylarındaki kaçakçılık konusunda Kuzey Irak merkezli Komala gibi bazı Kürt örgütlerinin de olaylara müdahil olduğu yönünde İran basınında çeşitli haber ve yorumlara yer verilmiştir. Yabancı istihbarat servislerinin İran’a karşı kullandığı diğer bir zemin, ülkedeki etnik ayrılıkçı hareketler olmuştur.”
ÇOCUKLARI KULLANABİLİRLER
Milli İstihbarat Akademisi raporunda, İran’daki ekonomik, sosyal ve siyasi sorunların İsrail’in bu ülkedeki istihbarat ağını büyütmesinde rol oynadığını, devlet görevlilerinden bile casus devşirdiğini, sokakta 250 dolara bile ajan bulabildiğini anlatırken bu konuda Türkiye’de de çocuk yaşta kişilerin istihbarat elemanı olarak da kullanılabileceğine şöyle dikkat çekilmişti:
“İstihbarat, özellikle de çatışma ve savaş dönemlerinde yalnızca belirli kurumlarla sınırlandırılamayacak kadar geniş bir alanı içermektedir. Bu nedenle Türkiye’de istihbarata karşı koyma hususunda kamuoyundaki farkındalık düzeyi artırılmalıdır...
Türkiye’de de mahalle bazındaki bekçilerden en üst seviye stratejik kurumlara kadar bütün güvenlik güçlerinin bu hususta tam bir koordinasyon içinde olması zaruridir. Gelişen ve dönüşen haberleşme teknolojileri, sıradan vatandaşları hatta çocuk yaştaki bireyleri çok değerli istihbarat kaynaklarına dönüştürebilmektedir. İstihbari farkındalığı artırmak için basın yayın faaliyetlerine özel önem verilmelidir. Bu konuda stratejik iletişimin derinlik ve kapsamının genişletilmesi elzemdir. Bu hususta Pakistan ve İran’ın son haftalarda Afgan göçmenlere yönelik attığı adımların yakından takip edilmesi elzemdir. Zira insan istihbaratı hususunda ekonomik ve toplumsal açıdan dezavantajlı kesimlerin, maddi motivasyonlarla yabancı ülkeler tarafından kullanılması muhtemeldir. Bu açıdan karşı koyma faaliyetlerinin artırılması, başta emniyet ve jandarma olmak üzere yerel kolluk güçleriyle koordinasyonun sıkılaştırılması gerekmektedir...”
ABD-İSRAİL MAŞASI DEAŞ
Suriye’deki gelişmelerin ardından İsrail’in Türkiye’ye yönelik tehditleri artmaya başladı. Siyasetçiler ve İsrail medyası Türkiye’ye yönelik saldırgan ve operasyon içerikli mesajlar yayınlarken, doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik tehditlerde de bulunuyorlar. Tüm bunları bir araya getirdiğimizde Türkiye’yi hedef alan, hatta suikast tehditlerinde bulunan İsrail istihbarat örgütü MOSSAD’ın devşirdiği İranlı ajanlar üzerinden Türkiye’de operasyon için düğmeye bastığını düşünmek için elimizde sebeplerimiz var. İsrail’e hiç saldırı yapmamış DEAŞ’ın ABD ve İsrail’in bir aparatı olduğu artık bir sır değil. MİT Akademi raporunda yazıldığı gibi çocuk yaşta E.B. gibi DEAŞ’lı motifi verilmiş maşaları bulmak ise en kolayı...
Paylaş