GeriNedim ŞENER ‘Hevalleşenlerle’ ‘helalleşme’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Hevalleşenlerle’ ‘helalleşme’

CHP Genel Başkanı, “Helalleşeceğiz” deyince özellikle üç kesim çok sevindi.

Birincisi FETÖ’cüler, ikincisi PKK’ya yakın isimler, üçüncüsü de FETÖ’nün kumpas operasyonlarının dolgu malzemesi ve PKK’ya yakın isimlere toz kondurmayan liberaller...

Ortak özellikleri ise Amerika’nın ve Avrupa’nın elemanları olmaları.

CHP seçmen tabanını oluşturan Atatürkçü, ulusalcı kesim ve muhafazakârlar ise, pek inandırıcı gelmedi. Hatta parti içinde itiraz edenleri kastederek, “Kılıçdaroğlu önce CHP içindekilerle helalleşmeli” diye yazanlar bile oldu. “Helalleşme projesi”ne inanmış gibi yapanlar da oldukça ihtiyatlı.

Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme projesi” sadece seçime giderken “taktik” adımdan ileriye gitmeyecek özellik taşıyor.

Amacı, kendi seçmen tabanının yanına muhafazakâr ve HDP’ye yakın kesimleri çekmekten ibaret. Tıpkı, “KHK’lıları iade etme”, “Kürt sorunu çözeceğiz” açıklaması gibi altı doldurulmamış, ne olduğu tanımlanmamış, çözüm önerisi geliştirilmemiş projelerine benziyor.

HELALLEŞME TORBASI

“Helalleşme projesi”nin nasıl bir torba olduğu şu açıklamasından belli: “Helalleşeceğiz dostlarım. Açık yaralar var, biliyorum zor olacak ama kesinlikle yapacağız ve başaracağız.

28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatıp helalleşeceğiz. İkna odalarına sokulan başı kapalı kızlarımızla helalleşeceğiz.

Roboski ile helalleşeceğiz. Bakın hukuk başka, helalleşme başka. Bu insanlara devlet tazminat ödeyecek ama bir taraftan da helalleşeceğiz.

Sivas, Kahramanmaraş mağdurları ile helalleşeceğiz.

Diyarbakır hapishanesi mahkûmları ile helalleşeceğiz.

Varlık vergileri altında inim inim inleyen azınlıklar, 6-7 Eylül olaylarının mağdurları ile helalleşeceğiz.

Mahkemelerde süründürülen askerlerimiz ve aileleri ile helalleşeceğiz.

Bugün Londra’ya göç etmiş en parlak genç beyinlerimiz ile helalleşeceğiz.

Ali İsmail Korkmaz’ın ailesi ile helalleşeceğiz.

Soma ile helalleşeceğiz.

Darbeciler tarafından bir sağdan, bir soldan gencecik çocuklarımız asıldı bu ülkede. Bir sağdan, bir soldan o insanlarımızla helalleşeceğiz.

9 yaşındaki oğlu Oğuz Arda Sel’i kaybeden ve mahkemelerde süründürülen Mısra Öz ile helalleşeceğiz. Ahmet Kaya ile helalleşeceğiz. Helalleşeceğiz dostlarım.”

KİM BU ‘ASKERLER’

Gördüğünüz gibi kendisinin ya da partisinin hiçbir sorumluluğu olmayan konuları da listesine almış. Helalleşmenin mantığı, bir olayda tarafların uzlaşmasıdır.

Listeye baktığınızda, “Dersim ayaklanması”nın olmadığını da görürsünüz.

Neden olduğunu düşündünüz mü? İncelik burada; danışmanları Atatürk dönemine girmeden sonraki yıllarda yaşanan bazı olayları “ince işçilikle” seçip önüne koymuş, o da okuyor.

Hele hele, “Mahkemelerde süründürülen askerlerimiz ve aileleri ile helalleşeceğiz” cümlesi tam bir taktik. Yargılanan ve mahkûm olan darbeci FETÖ’cülerle, FETÖ üyeliğinden yargılanan ihraç edilmiş eski TSK mensupları ile “helalleşme” tartışması çıktı. O yüzden yakında Kılıçdaroğlu’ndan, “‘Ergenekon ve Balyoz’ davalarında yargılananları kastettim” açıklaması gelirse şaşırmayın.

Aynısını KHK’lılar konusunda da yaptı. Önce “Terörle ilişkisi olmayanları”, sonra “mahkûm olmayanları” daha sonra, “haklarında soruşturma bulunmayanları” en sonunda da “beraat kararı alan ve iade kararı çıkanları” diye kapsamı daralttı.

“Kürt sorunu” deyip ne olduğunu, çözüm önerisini söylememesi gibi bir durum.

DEMİRTAŞ ÜZERİNE ATLAMIŞ

Ama Kobani bahanesiyle 6-8 Ekim olaylarının fitilini ateşleyen HDP’li Demirtaş, tutuklu olduğu cezaevinden mesajı almış. Projenin üzerine atlamış:

“... Bizim de halka karşı özür borcumuz var. Ben şahsen, bu özeleştiriyi ve özür dileğimi halka sunmaktan geri durmam, özeleştirimizin muhatabı siyasetin aparatına dönüşmüş mahkemeler değildir elbette. Bununla birlikte halkımıza, tüm Türkiye toplumuna sözümüz olsun, biz de kendi hatalarımızla yüzleşecek ve hep birlikte helalleşeceğiz.

Kimlik siyasetini aşarak toplumun tamamını kucaklamayı başarmalıydık. Şiddetin tümden devre dışı kalması için siyasetçiler olarak daha fazla inisiyatif almalı, öne çıkmalıydık.

Halkımızın haklı taleplerini daha doğru ve ikna edici bir dille anlatmayı, temsil etmeyi başarmalıydık. Bize yönelik ağır saldırılara ve kara propagandaya rağmen hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan barış politikalarını hayata geçirmeliydik. Bunlar bizim eksiklerimiz, hatalarımızdır. Ve eminim bizden dolayı kırılmış, incinmiş milyonlarca insan da var. Dolayısıyla helalleşme ve yüzleşme bizim de sorumluluğumuz” diyor.

PKK’YA ‘TERÖRİST’ DE, GÖRELİM

Sanki sorun buymuş gibi kendi kendine “helalleşmeden” bahsediyor. Oysa sorun Demirtaş ve HDP’nin kimlik siyaseti yapması değil, PKK terör örgütüne sözcülük yapmak, onların işbirlikçisi olmak.

TBMM’de siyaset yapmak için seçmeninden oy alan HDP, PKK’nın sözcülüğünden başka bir şey yapmadı. Bir gün olsun resmi ve sivil insanlarımızı şehit eden PKK’ya, “terör örgütü” demedi.

PKK’lı teröristlerin dirisine de ölüsüne de sahip çıktı. Terörist PKK’nın yöneticilerinin talimatlarının dışına çıkmadı. PKK’lı teröristler birbirlerine arkadaş anlamına gelen “heval” derler. Demirtaş dahil HDP’liler, PKK’lıların hevali olmaktan öteye geçmedi.

Demirtaş’ın sayfalar dolusu yazmasına ve onun helalleşmesine ihtiyaç yok. Sadece bir kez, “PKK terör örgütüdür” desin, boyunun ölçünü görelim.

Kılıçdaroğlu ve yakın çevresi bu “hevalleşmiş” kişilerle mi helalleşecek?

Dikkat etsinler, Suriye ve Irak’ta terör örgütüne karşı yapılacak operasyonlar için gereken tezkereye HDP ile “hayır” oyu kullandıktan sonra, “helalleşirken hevalleşmesinler.”

X

Çürümüş Amerikan yargısı, FBI, MOSSAD, CIA, FETÖ Türkiye’ye karşı

“Masumiyetin, en büyük gücündür”, Amerika’da FETÖ’cülerin belgelerine dayanarak açılan Halkbank Davası’nda yargılanıp 28 ay hapishanede kalan Hakan Atilla’nın yazdığı kitabı bitirdiğimde aldığım not bu oldu.

Ergenekon Terör Örgütü üyesi olarak Hanefi Avcı ve Ahmet Şık’ın kitaplarını yazmak, yazımına katkı yapmak saçmalığıyla tutuklandığımda avukatım Prof.Dr. Köksal Bayraktar’a, “Savcılık ifademde de söyledim; elbette kitap yazmak, katkı yapmak suç değil ama yazmak ya da katkım olması bir yana yayınlanacağından haberim bile olmadı. Ama siz iddianame çıkana kadar savunmamı üstlenmeyin, çünkü belki aksi bir delil ortaya çıkar. İddianame çıktıktan sonra ben sizin, bana atfedilen ‘suçu’ ya da kitap yazımına katkı gibi suç sayılmayacak ‘fiil’imi değil, MASUMİYETİMİ savunmanızı istiyorum” demiştim. Öyle de oldu...

Masumiyet, işte böyle bir güçtür.

Hakan Atilla, “AMERİKA HAKAN ATİLLA’YA KARŞI” (Doğan Kitap) kitabında; her ülke hakkında “hukuk üstünlüğü” raporları hazırlayan, onları eleştiren, hatta notlar verip listeler halinde yayınlayan Amerika Birleşik Devletleri’nde, hukukun baştan sona nasıl çürümüş olduğunu somut örnekleriyle anlatıyor.

Okurken mideniz bulanacak, içiniz sıkılacak, Hakan Atilla ve Halkbank üzerinden Türkiye’ye; Amerikan yargısı, CIA, FBI, MOSSAD ve FETÖ iş birliği ile kurulan kumpası göreceksiniz. Tüm bu komplonun, iddialar konusunda hiçbir sorumluluğu olmayan masum bir insan üzerinden nasıl bir hesaplaşmaya dönüştüğünü okuyup “Bu kadarı da olmaz” diyeceksiniz.

‘ATATÜRKÇÜYÜM’ DİYEN FETÖ’CÜ TANIK POLİS

Kitabı okurken, gözaltından başlayarak tutuklama, cezaevi koşulları, soruşturma ve elbette yargılamadan oluşan bu davanın, sahte delillerle, kendisine “Atatürkçü” diyen, FBI ile para karşılığı anlaşan firari FETÖ’cü eski polis Hüseyin Korkmaz gibi tanıklarla bir hukuk tiyatrosu olduğunu göreceksiniz. 

SANIK RIZA, TANIK OLUYOR!

Yazının Devamını Oku

Gazeteci cinayetini karartan gazeteciler

Bugün 19 Ocak, gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden tam 15 yıl geçti. Bildik isimler bildik konuşmaları yapacak, aynı kesimler aynı sloganları atacak. Kimi cevabı çoktan verilmiş soruları yeniden soracak, kimi aydınlanmış kısımlarına rağmen cinayeti yeniden yazacak.

En kötüsü bunlardan bazıları, cinayetteki rolü ortaya çıkmış Fetullahçı Terör Örgütü’nün istihbaratçılarının parmağında oynattığı gazeteci, yazarlar olacak.

Hrant Dink cinayeti, Fetullahçı Terör Örgütü mensubu istihbaratçı polislerin, 12 Haziran 2007 günü başlayacak olan Ergenekon kumpasına, yurtiçinden ve yurtdışından kamuoyu desteği yaratmak için 19 Ocak 2007 günü işlenmesine göz yumduğu, işlendikten sonra da delillerini karattığı bir suikasttır.

TAM BİR İSTİHBARAT OPERASYONU

Nitekim, cinayetin hemen sonrasında kelimenin tam anlamıyla dünya ayağa kalkmış, daha ilk andan itibaren cinayetin “Atatürkçüler, milliyetçiler, ulusalcılar” tarafından işlendiği algısı oluşturulmuştu.

Cinayetin planlanması, icrası ve soruşturması tam bir istihbarat operasyonuydu. FETÖ’cü istihbaratçılar, ellerinde şemalar, kırpılmış ifadeler, sonradan sahiplenmedikleri sahte dokümanlarla bu süreci yönetirken kendilerini görünmez hale getirdiler.

Bunların başında ise FETÖ mensubu Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ve C Şube (Sağ Terör ve Azınlıklar Masası) Müdürü FETÖ’cü Ali Fuat Yılmazer geliyordu.

Sadece cinayetin planlanması, icrası ve soruşturması değil, gazetecileri kullanarak algı yönetimi de ellerindeydi.

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz öncesi Pensilvanya ile görüştü mü?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, cumartesi günü bir konuşmasında yine demokrasiden söz ederek, “Dünya demokrasi krizinin içinde” ifadesinde bulunmuş. “Türkiye bu krizinin göbeğinde. Bu ülkenin gençlerine güveniyorum. Bu ülkenin gençleri kesinlikle demokrasi krizini aşacak ve bu ülkeye de demokrasiyi getirecek. Buna yürekten inanıyorum” demiş.

Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu, ne zaman “demokrasi” kelimesini telaffuz etse, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızmış Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarının 15 Temmuz darbe girişimi sırasında, Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu’nun evinde çekilen fotoğrafları aklıma gelir. Kılıçdaroğlu, gece yarısına doğru geldiği Atatürk Havaalanı’nda, korumalarının girişi kapatan darbecilerden izin alması sonrası geceyi geçirmek için Yeşilyurt’taki Bakırköy Belediye Başkanı’nın evine gitmişti.


Kılıçdaroğlu darbe girişimini TV’de seyrederken.

Gece boyu telefonla konuşan Kılıçdaroğlu’nu arayanlardan birisi de FETÖ’cü darbecilerin yakalamak için peşine düştüğü dönemin başbakanı Binali Yıldırım’dı.

SOKAĞA ÇIKANLARIN GÜVENLİĞİNİ KİM SAĞLAYACAK!

Binali Yıldırım, 15 Temmuz gecesi Kemal Kılıçdaroğlu ile ne konuştuğunu darbe girişiminden tam 1 yıl 9 ay sonra, 2018 yılının nisan ayında televizyon programında şöyle açıkladı: “O ilk açıklamayı yapmadan önce bilgi verdim ve kendisine de durumu anlattım. Nasıl tutum sergileyeceğimizi de anlattım. Şunu da söyledim, dedim ki, ‘Biz milleti meydanlara davet edeceğiz. Siz de lütfen partiniz aracılığıyla çağrı yapın. Bu parti meselesi değil, milli meselesidir.’

Bana bir anda şeyi sordu, ‘Bu vatandaşların güvenliğini kim sağlayacak?’ dedi.”


Yazının Devamını Oku

‘Demirtaş’ın suçu ne’ diyen o fotoğrafın muhatabı olur

Amerikan Kongresi’nde ya da Fransa Meclisi’nde terör örgütü Usame Bin Ladin’in adını anıp “Sayın” diyerek bağlılık gösterisinde bulunabilir misiniz?

Ya da Amerikan Kongresi’nde ya da Fransa’da, öldürülen IŞİD Lideri Ebu Bekir el Bağdadi’yi övebilir misiniz, barışın elçisi ilan edebilir misiniz?

Bırakın kanlı terör örgütlerinin elebaşını övmeyi, teröristlerin yaptığı saldırıyı, doğru tarif etmediğinizde başınıza nelerin gelebileceğini öğrenmek için ABD’li siyahi Müslüman senatör Ilhan Omar’ın yaşadıklarını hatırlamanız yeterli.

‘BİRİLERİ BİR ŞEYLER YAPTI’

Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nin Müslüman üyesi Ilhan Omar, 2019’da Amerika İslam İlişkileri Konseyi’nin (CAIR) kuruluşu nedeniyle düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmasında, “CAIR, 11 Eylül sonrasında kuruldu. Çünkü onlar, birileri bir şeyler yaptığı için bizim de sivil özgürlüklere erişimimizin engelleneceğini fark ettiler” dedi.

Omar’ın konuşmasında “Birileri bir şeyler yaptı” ifadesi ülkede çok büyük bir tartışmaya yol açtı. El Kaide terör örgütünün 3 bin kişinin ölümüne sebep olduğu 11 Eylül saldırıları konusunda yeterli sert tepkiyi vermediğini iddia eden basın ve siyasetçiler, Ilhan Omar’ı linç etti.

ALIN SİZE ÖZGÜRLÜKLER ÜLKESİ AMERİKA

Terörün ya da teröristlerin propagandasını yapmadı, terör örgütünün elebaşından söz etmedi, ya da o teröristlerin örgütü ile doğrudan ya da dolaylı bir ilişkisi yoktu, sadece ve sadece,

Yazının Devamını Oku

Orta Asya’da CIA virüsü: FETÖ (2)

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın operasyonuyla Kırgızistan’dan getirilen Fetullahçı Terör Örgütü’nün Orta Asya imamı Orhan İnandı, görev alanını, “Orta Asya Mesulü yani bana bağlı ülkeler Kırgızistan, Azerbaycan, Tacikistan, Türkmenistan ve Kazakistan’dır” diye anlatmıştı.

Kırgızistan Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar dahil ne tür görüşmeler yaptığını açıklarken, açtıkları okullarda kimlerin okuduğunu şu sözlerle özetledi: “Kırgızistan Cumhurbaşkanı’nın torunları, Kırgızistan Başbakanı’nın çocukları, Kırgızistan bakanları ve milletvekillerinin çocukları, asker, polis, işadamlarının çocukları da olmak üzere her kesimin çocukları eğitim gördüler, eğitim görmektedirler... Milli Eğitim Bakanı bizim öğrencimizdi, şuan Viyana Büyükelçisi, Dubai Başkonsolosu, bir önceki Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kırgızistan Büyükelçisi bize bağlı okulların mezunudur.”

SİYASET, BÜROKRASİ, STK, MEDYA

Bu durum yalnızca Kırgızistan değil tüm Orta Asya Türk Cumhuriyetleri için geçerlidir. Kırgızistan’daki okullarında okuyanların kimler olduğuna baktığınızda FETÖ’nün, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki ilişkilerinin nerelere kadar çıktığını görürsünüz.

Nitekim, Kırgızistan’dan sonra Kazakistan’daki ayaklanmada da bürokrasi içindeki uzantıları, STK ve medyasıyla rolü ortaya çıktığında kimse şaşırmıyor. Kırgızistan’da yönetim değişti, İnandı gibi bir isim Türkiye’ye getirildi ama FETÖ’nün yani ABD’nin istihbarat ve operasyon aracı olarak Orta Asya Cumhuriyetleri’ndeki etkinliği hâlâ azalmadı.

Türkiye’nin 15 Temmuz sonrası tüm uyarılarına rağmen Türk Cumhuriyetleri, FETÖ’nün açtığı okullardan birini dahi Türkiye’ye vermedi. Ülkelerin çoğunda, okulların hisseleri o ülke yönetimine yakın kişilerin üzerine devredildi. Kadrosu aynı olan okullar faaliyetlerine devam etti. Kırgızistan ve Azerbaycan ise, ek olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne de okul açma izni verdi. FETÖ’nün, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki faaliyetlerini bir kez daha hatırlatayım.

AZERBAYCAN

Azerbaycan’da 1992 yılında Çağ Öğretim İşletmeleri’ne bağlı olarak eğitim faaliyetlerine başlayan FETÖ’ye ait 13 okul, 2013 yılında, ülkenin petrol şirketi SOCAR’ın bünyesine geçti ve adını Uluslararası Eğitim Merkezi olarak değiştirdi. SOCAR yönetimi 2014 Haziran’ında bu eğitim kurumunu kapattığını duyurdu. Aynı yıl, Çağ Öğretim İşletmeleri’nin ve Uluslararası Eğitim Merkezi’nin sırayla kullandığı binalarda bu kez İstek Lisesi eğitim faaliyetine başladı.

Ardından 13 okulun eğitim faaliyetleri Temmuz 2018’de durdurularak lağvedildi. Bununla birlikte Kafkas Üniversitesi adıyla faaliyet gösteren FETÖ iltisaklı yüksek eğitim kurumu kadrosundaki değişiklikler ve yeni adıyla, Bakü Mühendislik Üniversitesi olarak eğitim hayatına devam ediyor.

Yazının Devamını Oku

Orta Asya’daki CIA virüsü FETÖ (1)

Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma’nın Kırım Milletvekili Ruslan Balbek, RIA Novosti ajansına, Kazakistan’daki ayaklanmaları değerlendirirken şunları söyledi:

IŞİD’in elleri Kazakistan toprakları üzerinde ayaklanmalar örgütlemede görünür, vahşice öldürmeler ve saçma talepler onların tarzıdır. Ama darbenin organizatörü Fetullah Gülen’in eğitim kurumlarında Türkiye’de eğitim gören Kazaklar Ankara’da, karargâhda oturur.

Kazakistan laik bir ülke ve halkı yanıltıcı radikal doktrinlerle aldatmak mümkün değil, ancak devleti yener ve Orman Yasası’nı bu enkazın üzerine yerleştirirseniz IŞİD en iyi durumdadır.”

“Astana bugün yabancı eğitim kurumlarına öğrenci göndermesinin meyvelerini alıyor. Başlarına Gülen ve onlar gibi olanlardan ideolojik bir virüs kaptılar. Ayrıca Kazakistan radikaller için ilginç ve Rus Müslüman Cumhuriyetleri bir sıçrama tahtası.

İSTİHBARATÇI PUTİN, CIA VİRÜSÜ FETÖ’YE KARŞI

Ruslar, topraklarında ve bölgede Fetullahçı Terör Örgütü tehlikesini erken teşhis eden ülkelerdendir.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, 1992-1994 yılları arasında FETÖ, Amerika’nın ezeli düşmanı Rusya ve Rusya’nın etki alanı Orta Asya’ya yerleşti ve operasyon aracı olarak harekete geçirildi. Rusya yanında art arda bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan ile Moğolistan’da hızlıca okullar açtı. Örgütün Orta Asya faaliyetlerinin genişlemesinde, yıllar sonra FETÖ elebaşının ABD’de kalıcı vize almasında rolü olan eski CIA elemanı Graham Fuller, CIA Ortadoğu Masası şefi ve ABD’nin Ankara Büyükelçisi Marc Grosman ile eski MİT görevlisi olan FETÖ ve CIA bağlantılı Enver Altaylı’nın rolü de önemliydi.

Sovyetler döneminde KGB olan ismi FSB olarak değiştirilen Rus istihbaratı, 90’ların sonuna doğru sayıları hızla artan FETÖ okullarında çalışan yabancı öğretmenlerin CIA elemanları olduğunu tespit etti.

Yazının Devamını Oku

CHP’li FETÖ firarisi CNN Türk’le uğraşıyor

Geçen hafta CNN International Genel Başkan Yardımcısı Ken Jautz’ın CNN Türk hakkında 2018’de yaptığı şu açıklama yeniymiş gibi basına yansıdı: “Eğer, kanalın yeni sahiplerinin gazetecilik politikasını tehlikeye atacağına inandığımız herhangi bir durumunu tespit edersek kanalın lisansını iptal edeceğiz.”

Haber diye yansıtılan şey, Newsweek’te yayınlanan “Görüş” başlığı altında bir yorum yazısından bir cümlelik alıntı.

Yazının başlığı ise: “CNN’in, CNN Türk’ün  nefret içerikli yayınlarına ilişkin lisansına son verme zamanı geldi

Yazıyı kaleme alanlardan birisi Amerikalı diğeri Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyor. Bilin bakalım kim bu Türkiye vatandaşı? Evet bir CHP’li...

Hakkında Fetullahçı Terör Örgütü’ne yardım ve yataklıktan arama kararı bulunan ve halen CHP üyesi olan eski milletvekili Aykan Erdemir.

Erdemir, yorum yazısına, Türkiye düşmanlığı ile bilinen siyasetçiler ve eski bürokratlar yanında FETÖ firarisi eski emniyet amiri Süleyman Özeren ile birlikte kurucuları arasında olduğu “Türkiye Demokrasi Derneği” yetkilisi sıfatıyla imza atmış.

CNN YÖNETİMİNE AKIL VERİYOR

Peki bu yazıya en çok kim sevindi dersiniz? Evet yine bildiniz, CHP’nin Amerika’daki temsilcisi

Yazının Devamını Oku

FETÖ’de EP’ci paniği, tetikçilerini örgüt üyelerine karşı kullanıyor

Dün ‘Independent Turkish’ isimli internet sitesinde, “‘FETÖ ile Mücadeleyi Düşünmek’ raporu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunuldu. Raporu Erdoğan’ın güvendiği bir isim kaleme aldı” başlığı ile bir haber yayınlandı.

Kısa bir araştırmadan sonra yeniymiş gibi haberleştirilen raporun 2019 tarihli olduğu ve halen görevde olan bir yargı mensubu tarafından yazılmış olduğunu öğrendim. Raporun içeriğinde, itirafçı olanlarla ilgili düşünceler de yer alıyordu. FETÖ mensupları, anında konuyu sosyal medyaya taşıyarak devletin itirafçılığı özendirmek için böyle bir raporu hazırladığı yorumları yaptılar. Oysa ne Cumhurbaşkanlığı’nda ne de devletin ilgili birimlerinde böyle bir çalışma bulunuyor. Aksine FETÖ ile mücadele adli kolluk ve Yargı tarafından devam ettiriliyor. Ama FETÖ mensuplarını ve onları savunanları, itirafçı sayısındaki artış panikletmiş durumda. Biraz rakamlardan söz edeyim...

FETÖ’DE 41 BİN 751 İTİRAFÇI

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde 25 bin FETÖ mensubunun tespit edilip ihraç edilmesini sağlayan “Ankesörlü Hat” operasyonlarında gözaltına alınanların yüzde 40’ının itirafçı olması, Fetullahçı Terör Örgütü’nde paniğe sebep oldu.

Çalıntı sorularla askeri okullara sokulan ve şu ana kadar gözaltına alınan 6 bin 500 dolayındaki askeri öğrencinin yüzde 58’inin de etkin pişmanlıktan yararlanarak itirafçı olması, paniği büyüttü.

15 Temmuz’dan bu yana adli kolluk tarafından ifadesi alınanlardan 41 bin 751 FETÖ mensubu itirafçı oldu. Bunların 26 bin 500’ü asker ve sivil kamu personeli. 15 bini ise işadamı, esnaf, bayi, öğrenci gibi sivillerden oluşuyor.

İtirafçı olan kamu personelinin 11 bin 500’ü Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu. Geri kalan 15 bin itirafçı arasında polis, hâkim, savcı, maliyeci, vergi denetmeni, Dış İşleri personeli, Milli Eğitim personeli, müfettiş, kaymakam gibi sivil kamu personeli bulunuyor.

Özellikle, örgüt elebaşı Fetullah Gülen’in sağlık durumunun günden güne bozulması sonrası ortaya çıkan liderlik kavgası nedeniyle, tabanda hızlı çözülme görülüyor.

FETÖ’NÜN TABANI ÇÖZÜLÜYOR

Yazının Devamını Oku

İşte sana liyakat: Milli sporcu yetiştiren baba dışarı, PKK’lılar içeri

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Muhtarlıklar Müdürlüğü’nde görevliyken Ekrem İmamoğlu yönetimi tarafından işten çıkarılan M.K., 29 Aralık 2021 günü e-posta adresime şu mesajı yolladı:

“Biz de 4 Ocak 2021 günü, 25 kişi aynı anda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Muhtarlıklar Müdürlüğü’nden işten çıkarıldık. Bu ‘Eylo’ kod adlı Sevtap Ayman denilen PKK’lı şu anda bizim koltuğumuzda oturuyor. İBB Muhtarlıklar Müdürü Ali Öztürk’ün sekreterliğini yapıyor. 962 mahalle muhtarı aracılığıyla vatandaşların bilgilerini topluyor.”

E-posta kutusuna bakarken gözüme çarpan bu mesajı, İBB Başkanı İmamoğlu’nun sözcüsü Murat Ongun’a konuyla ilgilenmesi için şahsi Twitter hesabımdan paylaştım.

PKK ÜYELİĞİNDEN GÖZALTI

O, konuyu araştırıp doğru olup olmadığını açıklayacağına, akşam Haber Global kanalında katıldığım programa bağlanıp, “Resmen bir kadını terörist ilan etti” diyerek onu savunmuştu.



Yazının Devamını Oku

Watergate mi, ‘Yalangate’ mi? Ve Kılıçdaroğlu’na bir soru...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çok önemli bir açıklama yaptı: “Bizim bütün belediye başkanlarımızın telefonlarını dinliyorlar.” Rakamlar değişmiş olabilir ama son yerel seçimlerde CHP’li 11 büyükşehir, 190 civarında ilçe belediye başkanlığı kazandı.

Kılıçdaroğlu’nun iddiasına göre, 200 belediye başkanının telefonları aynı anda dinleniyor. Bu açıklama karşında, CHP yönetimi, parti teşkilatları, seçmenleriyle ayağa kalkmalı, memlekette yer yerinden oynamalı değil mi?

GAZETECİLERİNDEN ÇIT YOK

Oysa ne CHP’nin Genel Başkanı’nın telefonlarının dinlendiğini söylediği belediye başkanlarından bir açıklama var ne de parti yönetimi ve teşkilatlarda yaprak kımıldıyor. O değil, CHP ile aynı ittifak içinde olan parti genel başkanlarından da hiç ses yok: “Bu ne rezalettir, CHP’li belediye başkanları gibi bizim partimizin belediye başkanlarını da dinliyor musunuz?” diye soran yok.

CHP’ye yakın gazeteci ve televizyoncular 1972 yılında ABD Başkanı Nixon’ın istifasıyla sonuçlanan Watergate Skandalı’nı ortaya çıkaran gazeteciler Bob Woodword ve Carl Bernstein gibi kendilerine Pulitzer ödülü getirecek dünya çapında bir skandal ile ilgili çıt çıkarmıyorlar.

Kılıçdaroğlu’nun iddiası doğruysa; 1972 yılında Amerika’da ABD Başkanı Nixon’ın istifasıyla sonuçlanan Watergate skandalından daha büyük bir olay ile karşı karşıyayız.

ABD BAŞKANI İSTİFA ETMİŞTİ

Amerika’nın başkenti Washington’da, Demokrat Parti’nin Watergate iş merkezindeki ofis binasına hırsızlık için giren 5 kişi 17 Haziran 1972 günü yakalandı. Bir süre sonra hırsızlık gibi görünen olayın, dünya çapında bilinen bir telefon dinleme skandalı olduğu ortaya çıktı. Skandalın, ABD Başkanı Nixon’ın partisi olan Cumhuriyetçi Parti ile bağlantılı olduğu tespit edildi. O gün ülke yönetiminde olan Cumhuriyetçiler, muhalefetteki Demokrat Parti’nin telefonlarını gizlice dinlemek üzere mikrofonlar yerleştirmişlerdi. Skandalın ortaya çıkmasından sonra ABD Başkanı Nixon, 1974 yılında görevinden istifa etti. Bu olay o gün bugündür, siyasi literatürde “Watergate Skandalı” diye anılır.

Şimdi

Yazının Devamını Oku

Teröristlerin kiri daha fazla bulaşmadan

Terör örgütü PKK ile ilişkili DİAYDER (Din Âlimleri Yardımlaşma Ve Dayanışma Demeği) isimli oluşumla ilgili iddianame, genel olarak CHP’nin, özel olarak ise İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun terör örgütünün siyasi kolu HDP ile girdiği ilişkinin ne tür tehlikelere yol açacağını gösteriyor.

Yerel seçimlerde olduğu gibi 2023’te de sandığa giderken kendisini HDP’nin desteğine muhtaç hisseden CHP, her tavizi vermeye hazır. PKK Sözcüsü Demirtaş’ı savunmak, HDP’nin PKK ilişkisini görmezden gelmek, terörün adını “Kürt sorunu” koymak derken PKK ve diğer terör örgütleriyle iltisaklı kişilerin İBB’ye işe alınmasına kadar her şeyi yaptılar.

Atatürk’ün kurduğu partinin Kılıçdaroğlu ve adamları tarafından düşürüldüğü hal içler acısı.

Hele hele, İBB’ye, PKK, DHKP-C, FETÖ, MLKP, MKP gibi terör örgütü iltisaklı 557 kişinin işe alındığının açıklanmasından sonra, yandaşı gazetecilerin CHP ve İmamoğlu’nu dostça uyarmak yerine onlara zarar gelmesin diye, polis şehit edilmesine karışanları, Bylock kullanan FETÖ üyelerini, dağa eleman gönderen PKK artıklarını masumlaştırmaya çalışmaları ibretlik.

‘HAK YEMEM’ DEYİP 13 BİN KİŞİYİ ATTI

Terör örgütleriyle ilişkisi olan her kişi ve kurumun aynı bataklığa saplanması kaçınılmaz. Nitekim, “Ateşle oynuyorlar” derken, kastettiğim şeylerden birisi de bu. Hele hele, Ekrem İmamoğlu’nun, terör örgütleriyle iltisakı olanların ilişkisinin kesilmesi yerine, 86 bin İBB çalışanın onlara kalkan yaparak, “yol arkadaşlarım” demesi, içine düştüğü durumu gösteriyor. “Hak yemem, hakkımı da yedirmem” deyip göreve geldikten sonra, 13 binden fazla emekçiyi içten çıkartıp 20 binden fazlasını alması ayrı bir tezat.

AÇIKLAMA İLE GELEN PANİK

İçişleri Bakanlığı’nın pazar günkü, “İBB, bağlı kuruluşları ve şirketlerinde işbaşı yaptırılan personelden, 455’inin PKK/KCK, 80’inin DHKP-C, 20’sinin MLKP, 2’sinin MKP, ayrıca bazılarının FETÖ ve diğer terör örgütleriyle iltisaklı/irtibatlı olduğu yönünde ihbar, şikâyet ve elde edilen tespitler üzerine, konunun tüm yönleriyle soruşturulması için Bakanlığımızca özel teftiş başlatılmıştır” şeklindeki açıklaması, durumun ciddiyetini gösteriyor.

Bakanlık, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve

Yazının Devamını Oku

CHP’liler Kılıçdaroğlu’nun aday olmasını neden istemiyor?

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının kim olacağına dair tartışma 2022 yılında son bulacak. Adı en çok geçen: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu.

Aralarında medya üzerinden bir savaş var. Ancak, İmamoğlu doğrudan değil kendisine yakın gazeteci ve yazarlar aracılığıyla konuşuyor.

Kılıçdaroğlu’nun neden aday olmaması gerektiğini yazıp söyleyerek İmamoğlu’nu öne çıkarıyorlar. AKP’lilerin, kolayca yeneceği için Kılıçdaroğlu’nun aday olmasını istediğini söylüyorlar. İyi de, Kılıçdaroğlu aday olursa oy verecek kesim, CHP, İP, SP, DP yanında Davutoğlu ve Babacan ile HDP seçmenleri değil mi? Aday olursa Kılıçdaroğlu’nun başarısı bu 7 parti seçmenin vereceği desteğe bağlı olmayacak mı?

Neden birileri Kılıçdaroğlu aday olursa bu partilerden yeterli desteği alamayacağını düşünüyor?

HER İKİSİ DE BİRBİRİNİN AYNISI

Peki neden, nedir onların gözünde İmamoğlu’nu Kılıçdaroğlu’na göre öne çıkaran faktör. Ya da nedir, Kılıçdaroğlu’nun eksiği...

Bana sorarsanız, ikisinin de birbirinden farkı yok. Hangisi aday olursa olsun bir eksik bir fazla oy almaz.

Bakmayın siz

Yazının Devamını Oku

Erdoğan bunu neden yaptı: Nas mı, ekonomik güvenlik mi?

Faizlerde indirimin döviz kurunda yükselişe sebep olacağı, bunun da enflasyonu artırarak, yatırımı ve istihdamı olumsuz etkileyeceği uyarılarına rağmen, en geç 1.5 yıl sonra sandık başına gidileceği düşünüldüğünde, ekonomide yaşanacak rahatsızlıklar mutlak bir yenilgi anlamına gelir.

Hal böyleyken Cumhurbaşkanı Erdoğan neden bunun tersini yaptı?

Seçime gidecek bir hükümet, neden döviz kurlarında artışa sebep olacak böyle bir faiz politikasına yöneldi?

Nitekim, faizin düşürülmesi ve bu politikanın devam edeceğinin açıklanmasından sonra dolar kuru 18 TL’nin üzerine çıktı. Ürün fiyatları saatler içinde değişirken, akaryakıta üst üste zamlar yapıldı. Ekonomi bürokrasisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tecrübesindeki bir siyasetçi bunu öngörmemiş olabilir mi?

Ya da bu durumu sadece siyasi polemik konusu haline dönüşen “Nas”a bağlamak mümkün mü?

MGK BİLDİRİSİNE DİKKAT

Bu sorunun cevabı 25 Kasım tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) bildirisinde yazılı.

Bildirinin birinci maddesi, Türkiye’nin bekası ve PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi terör örgütleriyle mücadeleye ayrılırken, ikinci maddede ekonomi politikası ile ilgili şöyle denildi: “Türkiye’nin inşa ettiği sağlam altyapı üzerinde, hedeflerine uygun şekilde yatırım, üretim, istihdam ve ihracat odaklı ekonomi politikalarını hayata geçirme sürecinde karşılaştığı ve karşılaşabileceği sınamalar ile tehditler değerlendirilmiştir.”

Bu maddedeki ekonomi üzerinden “

Yazının Devamını Oku

PKK’lı değilsen ‘Kürt’ değilsin, ‘Caş’sın!

HADEP’in kapatılmasından sonra terör örgütü elebaşı Öcalan’ın talimatıyla kurulan DTH’ye geçmeyi kabul etmeyen, PKK’nın terör eylemlerine de karşı olan HADEP Genel Başkan Yardımcısı Hikmet Fidan, 6 Temmuz 2005 günü Diyarbakır’da bir apartman boşluğunda başına sıkılan tek kurşunla infaz edildi.

Suikastte Hikmet Fidan’ı yakından tanıyan Fırat Karahan ve Veysi Akgönül önemli rol oynadı. PKK’dan ayrılan Nizamettin Taş’ın başını çektiği yasa dışı PWD’nin (Yurtsever Demokrat Parti) üyesi Veysi Akgönül’ün Diyarbakır’daki ofisine gelen iki PKK’lı, örgüt elebaşı Karayılan’ın talimatını iletti: “Hikmet Fidan’ı öldüreceksin, ya da yarın Bağlar Sağlık Ocağı karşısındaki sokağa getireceksin.”

Veysi Akgönül, cinayeti, PWD adına hareket eden Fırat Karahan ile yapmaya karar verdi, ancak korkup vazgeçti. İkinci plan devreye sokuldu: Hikmet Fidan’ın kaldığı otel gidip “Seninle görüşmek isteyen arkadaşlar var” diyerek, infazcı Serkan Şitilay’ın beklediği adrese doğru yola çıkarıldı. Hikmet Fidan’ı, Kaynartepe Mahallesi 43’üncü Sokak Rahat-1 apartmanının merdiven boşluğunda bekleyen Serkan Şitilay’ın yanına götürürler. PKK infazcısı Şitilay, binanın içinde Hikmet Fidan’ı, ensesine bir el ateş ederek öldürdü.

NE DİRİSİNE NE ÖLÜSÜNE SAHİP ÇIKTILAR

Hikmet Fidan’ı PKK’nın infaz ettiği herkes tarafından biliniyordu ve HADEP Genel Başkan Yardımcısı katledildiği halde Diyarbakır’da kimseden ses çıkmıyordu. O tarihte Diyarbakır Belediye Başkanı olan Osman Baydemir, Hikmet Fidan’ın cenazesini alacak araç bile göndermedi. Dahası, olayı öğrenmek için DEHAP’ı arayanlara, “İsim benzerliği, adi bir olay” diye cevaplar verildi.

O tarihte, Diyarbakır İnsan Hakları Derneği yöneticisi olan Selahattin Demirtaş dahil Hikmet Fidan ile siyaset yapanlar, onun ne dirisine ne ölüsüne sahip çıkabildiler.

Çünkü Hikmet Fidan, PKK tarafından “caş” yani “hain, işbirlikçi” ilan edilmişti.

Bu nedenle o tarihte korkularından dolayı PKK’dan gelen infaz talimatına karşı tek laf edemediler, bugün dahi edemezler.

Yazının Devamını Oku

Bölücülük yapan onlar, hesap veren ben...

Geçen günlerde yine karakoldan aradılar, Bakırköy Savcılığı’nın talimatıyla ifadeye çağrıldım. Şaşılacak bir durum yok, elbette hukuka saygım gereği gidip ifademi vereceğim.

Şaşırtıcı olan şikâyet edenin kimliği ve şikâyet gerekçesiydi.

Beni şikâyet eden, terör örgütünün en azılı sözcülerinden eski Diyarbakır Belediye Başkanı ve PKK’nın siyasi kolu HDP’nin eski milletvekili firari Osman Baydemir’miş!

Şikâyetin gerekçesi de bir televizyon kanalında hakkında söylediğim sözlermiş.

SİİRT’TE BAŞLAMIŞTI

İP Genel Başkanı Meral Akşener’in Siirt gezisi sırasında Cemal Taşkesen isimli kendini bilmez bir HDP’li, “Burası Kürdistan” demişti.

Osman Baydemir de konuyla ilgili, o kişi için, “O kardeşimizin yüreğinden öpüyorum. Cemil kardeşimiz bin defa var olsun. Orası Kürdistan’dır. Kürdistan bin yaşasın! İşgalciler bilmelidir ki şu an üzerinde misafir oldukları yeri ya Kürdistan olarak kabul edecekler ya da gelecekte Kürdistan’a komşu olacaklar. Ya Kürdistan’ı kardeşi gibi kabul edecekler yada Kürdistan’a komşu olacaklar. Saddam da Kürdistan’ı tanımıyordu. Ama sonunun ne olduğu belli. Suriye’deki Baas rejimi de Kürdistan’ı tanımıyordu ama bugün ne durumda olduğu belli” şeklinde konuşmuştu.

KORKAK FİRARİ BAYDEMİR

Yazının Devamını Oku

‘Tek suçu düşünmek’ dediğiniz tıp öğrencisi terörist çıkarsa

PKK/KCK, DHKP-C, MLKP, MKP gibi terör örgütleri faaliyetlerine katıldığı gerekçesiyle haklarında soruşturma, gözaltı, tutuklama gibi işlem yapılan ya da örgütlerle bağlantılarına dair kayıtlar bulunan 557 kişinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde işe alınmasıyla ilgili tartışma sürüyor.

CHP’li belediye yönetimi ve onlara yakın gazete ve televizyoncular, “Adli sicil kayıtlarının temiz” olduğunu belirtip, örgüt faaliyetlerinden dolayı süren soruşturma, gözaltı ve tutuklama gibi işlemleri ya da terörle mücadele birimlerinde haklarında düzenlenen bilgileri yok sayıyorlar.

Ben de birkaç yıl önce yine içinde CHP’lilerin olduğu başka bir olay üzerinden, nasıl “ateşle oynadıklarını” örnekle göstereceğim.

O gün nasıl hata yaptılarsa bugün de, sırf HDP’lilerin oylarını almak için, büyük bir tehlikeye nasıl gözlerini kapattıklarını anlatmaya çalışacağım.


TBMM’DE TERÖRİSTLE TOPLANTI

Tarih, 3 Aralık 2012... CHP Milletvekili Veli Ağbaba ve CHP Muğla eski Milletvekili Nurettin Demir, altı aydır tutuklu bulunan tıp fakültesi öğrencilerinin aileleriyle birlikte TBMM’de basın toplantısı düzenledi.

Tutuklu 13 kişi için, “

Yazının Devamını Oku

Ateşle oynuyorsunuz...

Terör örgütü PKK ya da DHKP-C üyesi ya da ilişkili bir İspark görevlisi, teröristlerin hedefi olan bir kişinin aracını nereye bıraktığı bilgisini örgüte ilettiğinde sonuçlarının neler olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Ya da, doğalgaz ya da su sayacını okumak için gelen kişinin PKK’lı ve DHKP-C ile ilişkili bulunmasının nelere sebep olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?

İstanbul’da yaşayanların belediyede bulunan tüm bilgilerinin terör örgütlerinin eline geçmesinin nasıl bir tehlike doğuracağını düşündünüz mü?

Ekrem İmamoğlu ve ekibi ateşle oynadığının farkında mı acaba?

İçişleri Bakanı Süleyman Soylunun, “İstanbula yaklaşık 33 bin kişi alındı ve bu 33 bin kişiden ancak 14 bin kişinin bilgisi bize intikal ettirildi ve 33 bin kişiden 12 bin kişiye ancak bakıldı; 455inin PKK ve KCK kaydı var, 80inin DHKP-C kaydı var, 20sinin MLKP kaydı var, 2sinin MKP kaydı var ve diğerlerinin de kayıtlarını her birinize gönderebilirim” açıklaması herkesin uykusunu kaçırmalı. En başta da Ekrem İmamoğlu’nun sorumlu bir kişi olarak, “Değil 557 kişi, bir kişi bile terör örgütleriyle ilişkili olsun hemen gereğini yaparım, eğer bu personel alımında ihmal ve kusur varsa ilgili personel hakkında da işlem başlatırım” demesini beklerdim.

13 BİN KİŞİ ÇIKARIP 33 BİN KİŞİ ALMIŞ

Ama o siyasi polemiği, basın sözcüsü de savunuculuğu seçti. İmamoğlu’nun boyunu çok aşan “liyakat” gibi kelimeleri geçtim, “tasarruf” deyip eski yönetimden kalan 13 bin kişiyi çıkarıp 33 bin kişiyi almasındaki hesapsızlığı da önemsemiyorum ama terör örgütlerinin belediyeyi mekân tutmasına göz yumması herkes için çok tehlikeli.

Hele hele, basın sözcüsü Ongun’un “‘İBB’de 557 terör örgütleriyle ilişkili çalışan var’ dendi. Havuz medyası bugün sayıyı 7’ye indirdi. İncelemede 3’ü mevsimlik olmak üzere çalışanların hiçbirinin işe girişte adli sicil kaydına rastlanmadı. Bu konuda Emniyet birimlerince de herhangi bir bilgi paylaşımı yapılmadı” açıklaması, ciddiyetten iyice uzaklaştıklarını gösteriyor.

İŞTE O İSİMLER

Yazının Devamını Oku

‘Meclis’te 71 yılda söylenmedik söz, edilmedik küfür kalmadı’

Türkiye’de 30 yaşını geçtikten sonra her şey tekrar ediyormuş gibi geliyor insana. Hayatı, gündemi, siyaseti takip eden 30 yaşını geçenler, bugün yaşanan olayların 10 yıl, 15 yıl önce de yaşandığını görür.

Geçmişte benzerlerini bol bol yaşadığımız için bugün TBMM’deki yumruklaşmalar, edilen küfürler, el kol hareketleri beni hiç şaşırtmıyor. Hele hele, TBMM’de yumruklaşma sonucu bir milletvekilinin öldüğünü bilen bizim kuşak için yaşananlar hafif bile sayılır!

‘BİR ADIM YOL GİDEMEDİK’

Evet, tarih tekerrürden ibarettir. Ama gerekli ders çıkarılırsa tekrar tekrar yaşanan olayların olumsuz etkilerinden kurtulduğumuz gibi, gelişmek için adım atmış oluruz.

Bu nedenle, yaşanan hakaret, küfür hatta el hareketleri hakkındaki son yazımda, TBMM Başkanı iken, 2013 yılında Cemil Çiçek tarafından hazırlanan ve tüm parti yönetimlerine ulaştırılan, “24. Dönem TBMM Genel Kurul Görüşmelerinde, ‘Kaba ve Yaralayıcı’ Sözler” başlıklı 111 sayfalık raporu hatırlatmıştım.

Bugün TBMM çatısı altında edilen küfürleri ilk kez duyanlar için 8 yıl önce milletvekillerinin birbirlerine hitap şekillerinden bazı örnekler vermiştim: Terbiyesiz-Şerefsiz-Yağcı-Fitneci-Utanmaz-Yalancı-Eşkıya-Dangalak-Çüş-Ahlaksız-Haydut-Sahtekâr-Hayvan-Kalpazan-Onursuz-Densiz-Adi-Terörist-Namert-Çapsız-Dansöz...”

Gördüğünüz gibi, bugün edilen hitaplardan farkı var mı?

İSİMLER AYRI, KÜFÜRLER AYNI

Yazının Devamını Oku

Hakaret, küfür derken el hareketi

2023 seçimlerini kazanacağından emin olan Millet İttifakı’nın ortakları Cumhuriyet Halk Partisi ve İyi Parti genel başkanları ve milletvekilleri son derece gergin bir görünüm sergiliyorlar.

Ne yazık ki bu sadece sözlerine değil, hareketlerine de yansımaya başladı.

İP Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, bir şehit yakınına, “Senin bacını s...m” diye küfür etmesinden sonra, İP Genel Başkanı Meral Akşener’in bir kadın olarak partisinin meclis grup toplantısındaki kürsüden “yavşak yavşak...” diye kelimeler kullanması oldukça şaşırtıcıydı.

Asıl şaşırtıcı olan ise, “Asla yapmaz” diye düşünülen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden yaptığı el hareketi oldu.

TBMM KÜFÜR TARİHİNDE İLKLER

Sadece yapılan el hareketi değil, yapan da şaşırtıcıydı. TBMM çatısı altında ağza alınmayacak küfürlerin edildiği, yumruklaşmaların olduğu olaylar yaşanmıştır. Ama bir genel başkanın, halkın yaşadığı ekonomik sıkıntıları anlatırken, el hareketi yaptığı görülmemişti.
Tıpkı, bir partinin genel başkanı sıfatını taşıyan üstüne üstlük bir kadın olarak “yavşak” kelimesini kullanması gibi, TBMM küfür tarihinde ilkler arasına girdi.

Şaşırdınız değil mi, evet TBMM’nin bir küfür tarihi vardır hatta bu yine TBMM Başkanlığı tarafından da raporlaştırılmıştır.

Yazının Devamını Oku

‘Öz savunma’dan ‘Ön savunma’ya...

Terör örgütü PKK’nın siyasi kolu HDP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’nde açılan davada süreç işliyor.

Yargıtay Başsavcılığı’nın iddianamesinin kabul edilmesinden sonra HDP ön savunma verdi. Geçen hafta da Yargıtay Başsavcılığı, iddianamede olduğu gibi esas hakkındaki mütalaasında da HDP’nin kapatılmasını talep etti.

Somut olaylara ve delillere dayandırılan iddianameye karşı HDP’lilerin ön savunmaları gerçekten traji-komik olmaya başladı.

Bunlara değineceğim ama önce iki gülünç açıklamayı aktarayım.

Selahattin Demirtaş, kendisinin dahi inanmadığı bir yalanı dünyanın gözüne baka baka söyledi: “Ne benim ne de partimizin PKK ile doğrudan ya da dolaylı bir bağlantısı veya ilişkisi var” dedi. Bu açıklamayı yabancı bir haber sitesine yapmasının nedeni, kapatma davasına karşı uluslararası destek arayışıydı.




Yazının Devamını Oku