GeriNedim ŞENER FETÖ imamından Yazıcıoğlu itirafı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

FETÖ imamından Yazıcıoğlu itirafı

FETÖ elebaşı Gülen’in, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmanın üzerinin örtülmesini talep ettiği ortaya çıktı. Bu önemli bilgi, FETÖ’nün Elazığ avukatlar sorumlusu Abdullah Önder’in, Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadesinde yer aldı. Önder ifadesinde helikopterin üstünde uçan F-16’dan da bahsederken şöyle dedi: “Benim tecrübelerime göre bu hadise tamamen FETÖ/PDY silahı terör örgütünün işidir. Bugüne kadar kimseye güvenemediğim için anlatmadım. Dosyanın yeniden açıldığını medyadan öğrenince bizzat gelip ifade verdim. ByLock yazışmaları ve HTS kayıtları getirilirse doğru söylediğim anlaşılacaktır. Adı geçenler konuşursa olay çözülecektir.”

1995 yılında Çukurova Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra çeşitli okullarda öğretmen olarak görev yapan Abdullah Önder, 2004 yılında Elazığ’da görev yaparken FETÖ’ye girdiğini itiraf etti.

Önder, 2010-2015 arasında FETÖ’nün Elazığ imamlığını yapan Mehmet Durakoğlu’nun kendisiyle yakından ilgilendiğini ve 2014’te Elazığ’daki avukatların sorumluluğuna getirdiğini söyledi.

2014’ten, teslim olduğu 2 Mayıs 2017 tarihine kadar FETÖ’nün Elazığ avukatlar sorumlusu olduğunu anlattı.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra firari yaşadığını ve örgüt üyesi avukatlarla görüşmeye devam ettiğini anlatan Önder, eşinin de FETÖ’den tutuklanmasıyla 2 Mayıs 2017 günü Elazığ Cumhuriyet Savcılığı’na teslim olduğunu, 37 gün hapis yattıktan sonra tahliye edildiğini, halen FETÖ davasından yargılandığını anlattı. FETÖ imamından Yazıcıoğlu itirafı

PANİĞİ ANLATTI

Abdullah Önder, Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybetmesiyle ilgili soruşturmalarda sanıklar hakkında takipsizlik kararının kalkmasından sonra Kahramanmaraş Emniyeti’ne 8 Mayıs 2018 tarihinde tanık olarak ifade vermek için başvurdu.

Emniyet tarafından savcılığa sevk edilen Abdullah Önder, 2014 yılında Yazıcıoğlu dosyasından gizlilik kararının kalkmasından sonra örgütün yaşadığı paniği ayrıntılı biçimde anlattı.

Abdullah Önder’in itirafları şöyle:

KONU BÜYÜĞÜMÜZE (GÜLEN) AKTARILDI

“17 Nisan 2014’te Ahmet Atilla Kavuran isimli Elazığ avukatı, beni cep telefonumdan aradı. Bu tarihi çok iyi hatırlıyorum, özel yetkili mahkemeler kaldırıldığı için Muhsin Yazıcıoğlu dosyası Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’na gelmiş, dosyadaki gizlilik kalkmıştı. Örgütte sorumlu olduğum avukat Ahmet Atilla Kavuran beni arayarak, ‘Abi çok önemli bir konu var, yüz yüze görüşmemiz lazım’ dedi. Örgüte ait bir öğrenci yurdunda buluştuk. ‘Abi, Muhsin Yazıcıoğlu davasında helikopterden sökülen cihazları götüren askerler var ya... Atalar onların avukatıymış. Dosyada bugün gizlilik kalktı. Elazığ Barosu bununla çalkalanıyor’ dedi. Ben de bunun üzerine Kahramanmaraş imamı Mehmet Durakoğlu’nu cep telefonumdan arayarak, ‘Acil bir durum var görüşelim’ dedim. 16.30’da geldi. Avukat Ahmet Atilla Kavuran’ın yanında duyduklarımı anlattım. Durakoğlu, ‘Bu nasıl iş?’ dedi.”

FETÖ imamından Yazıcıoğlu itirafı
Muhsin Yazıcıoğlu 25 Mart 2009’da, Kahramanmaraş yakınlarında düşen helikopterde hayatını kaybetmişti.

BBP’DEN SORUMLU FETÖ’CÜ

“(Elazığ imamı) Durakoğlu, BBP Elazığ İl Başkanı Selami Ekici’den sorumlu örgüt mensubu Sezai Çetin’i aradı. Sezai’ye, ‘Selami’yi de al, buraya gel’ dedi. Selami Ekici, cemaatten bir avukatın Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinden parça söken askerlerin avukatlığını almasını içine sindiremediğini söyleyince, Durakoğlu ‘Bu durumdan haberimiz yok, Mustafa bu işi para kazanmak için yapmış’ dedi.

Toplantıdan sonra avukatlardan sorumlu olmam nedeniyle Mustafa Atalar’ı aradım. Kendisi bana kazanın yaşandığı 2009’da 12 ilin imamlığını yürüten Turan Canpolat ile konuyu görüştüğünü, Canpolat’ın ‘Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinden söküm yapan askeri personel abilerimizdendir, yani bizdendir’ dediğini, soruşturmayı takip görevinin bizzat Canpolat tarafından verildiğini anlattı.

Ertesi gün Mehmet Durakoğlu, örgütün bölge sorumlularını topladı. Durakoğlu, avukat Mustafa Atalar’ı kastederek, ‘Bu çocuk aptalın teki, olayın vahametinin farkında değil. Bu konu Amerika’da büyüğümüze aktarıldı’ dedi. Örgüt içinde ‘büyüğümüz’ sıfatıyla bahsedilen kişi terör örgütü lideri Fetullah Gülen’in kendisidir.

Bir hafta sonra avukat Mustafa Atalar’ın 23 HY 009 plakalı aracıyla Malatya’ya Turan Canpolat ile görüşmeye gittik. Avukatlardan sorumlu olduğum için Canpolat bana, ‘Mustafa’ya biz emir verdik o emrin gereğini yerine getirdi’ dedi. Dönüş yolunda Mustafa, astsubay Aydın Özsıcak’ı telefonla aradı ve avukatlığını bıraktığını söyledi.”

GÜLEN, ‘BU ORTAYA ÇIKARSA ALTINDAN KALKAMAYIZ’ DEDİ

“Daha sonra Mehmet Durakoğlu, örgütte amiri konumunda olan, örgütün Gaziantep bölge sorumlusu Mehmet Kocatürk ile konuyu görüşmek üzere Gaziantep’e gitti. Durakoğlu’na ne konuştuklarını sordum. Gaziantep sorumlusunun, ‘Yazıcıoğlu dosyasına bakan soruşturma savcısı yabancı değil, bizim abilerimizden birisi’ dediğini aktardı.

Bu görüşmeden iki gün sonra Mehmet Kocatürk ve Mehmet Durakoğlu, İzmir’de örgütün Türkiye imamı olan, gıyaben tanıdığım Barbaros Kocakurt’un yanına gitti. Ardından da İstanbul’da TSK mahrem yapılanmasından bir kişi ile de görüşmüşler.

Bu görüşmelerden çıkan sonuca göre konuyla ilgili olarak Amerika’ya, doğrudan Fetullah Gülen’e rapor veriliyormuş. Fetullah Gülen, cemaatten bir avukatın helikopteri sökenlerin avukatlığını üstlenmesini ‘bomba’ diye nitelendiriyor ve olay ortaya çıkarsa altından kalkılamayacağını söylüyormuş.”

FLASH BELLEKTE YAZICIOĞLU’NUN ÖLMEDEN ÖNCEKİ GÖRÜNTÜLERİ VARDI

Abdullah Önder ifadesine şöyle devam etti: “2015 yazında avukat Mustafa Atalar bana Yazıcıoğlu’nun ölümüyle sonuçlanan kaza ile ilgili elinde görüntüleri içeren flash bellek ve çok sayıda belge olduğunu söyledi. Ayrıca örgütün talimatı ile astsubay Aydın Özsıcak’tan biri suçu kendisinin tek başına işlediğine dair, diğeri resmi görev gereği işi yaptığını beyan eden el yazısıyla iki adet dilekçe aldıklarını söyledi. Bunun Özsıcak’ın itirafçı olmasına karşı tedbir amacıyla alındığını anlattı. Flash belleğin ve belgelerin Bank Asya’nın Elazığ şubesinde kiralık kasada olduğunu söyledi. Defalarca izlediğini söylediği flash bellekteki görüntüleri izlemek istediğimi söyleyince, ‘Göstermeye yetkim yok, ancak televizyonda izlediğiniz cihazların sökülmesinin çok öncesine ait görüntüler ile Yazıcıoğlu’nun görüntüleri var’ dedi. Bank Asya’ya el konulacağı haberleri üzerine Atalar, kiralık kasayı boşalttı. Belgeleri ve flash belleği il imamı Durakoğlu’na teslim etti.”

HELİKOPTERDEN CİHAZLARI SÖKENLER ERDOĞAN’A SUİKASTA GİDENLERDİ

“Ben, Mehmet Durakoğlu, Kamil Bakum, Turan Canpolat, Mustafa Atalar, Ahmet Atilla Kavuran, Halil Kayış ByLock kullandık.

15 Temmuz darbe girişimi sırasında da görünümü Facebook olan kriptolu bir haberleşme programıyla yaptığımız görüşmede, Mustafa Atalar bana, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast için giden astsubay Aydın Özsıcak’ın Yazıcıoğlu’nun öldüğü kazadaki helikopterden cihazları söken kişi olduğunu söyledi. Yine o dönemde helikopter cihazını söken kişinin aynı baskına katılan Davut Uçum olduğunu öğrendim.”

FETÖ imamından Yazıcıoğlu itirafı

HELİKOPTERİ F-16 DÜŞÜRDÜ

Abdullah Önder itirafının sonunda “Bu işi örgüt yaptı” dedi. İşte Önder’in söyledikleri:

“2014 yılı başında dershanelerin kapatılması sürecinde Elazığ il yapılanması mensupları olarak İzmir’e gittik. Yamanlar Koleji’ni ziyaret ettik. Okulun 5’inci katında bir F-16 maketi vardı. Orada verilen brifingde bu F-16’nın Yazıcıoğlu’nun helikopterinin üzerinden geçen F-16’nın maketi olduğu söylendi. O tarihte F-16’yı kullanan pilotun bizden biri olduğu da söylendi. Benim tecrübelerime göre bu hadise tamamen FETÖ/PDY silahı terör örgütünün işidir. Bugüne kadar kimseye güvenemediğim için anlatmadım. Dosyanın yeniden açıldığını medyadan öğrenince bizzat gelip ifade verdim. ByLock yazışmaları ve HTS kayıtları getirilirse doğru söylediğim anlaşılacaktır. Adı geçenler konuşursa olay çözülecektir.”

FETÖ imamından Yazıcıoğlu itirafı

YAZICIOĞLU NEDEN HEDEF OLDU?

19 Ocak 2007 günü öldürülen gazeteci Hrant Dink cinayetini soruşturan FETÖ’cü istihbaratçılar, suikastı Yazıcıoğlu’nun başında olduğu BBP’yi de kapsayacak şekilde bir komploya çevirdiler. Yazıcıoğlu, Trabzon’da cinayetin planlanmasında rol oynayan BBP üyesi Erhan Tuncel’in FETÖ’cü istihbaratçı il emniyet müdürü Ramazan Akyürek tarafından polis muhbiri yapıldığını, onun yönettiği Yasin Hayal’in de Alperen Ocakları üyesi olduğunu öğrendiğinde tepkisini “Bizim tarlayı sürmüşler” diyerek göstermişti.
Bu arada Dink cinayetinden yargılanan FETÖ’cü istihbaratçı Ali Fuat Yılmazer’in başında olduğu büro, Yazıcıoğlu’nun faaliyetlerini, öldürülmesinden iki yıl öncesinden takibe almıştı.

25 Mart 2009’da öldürülen Yazıcıoğlu ayrıca FETÖ’nün devlet içinde yapılanmasına karşı çıkıyor, “Devletin içine çete sızmışsa ne gerekiyorsa yaparım” diyordu.
Fetullah Gülen de Yazıcıoğlu’nun ölümünden birkaç gün sonra, “Aldanırsanız böyle kurban gidersiniz, bir perşembe günü akşamı vefat edersiniz, bir cuma günü cenazenize ulaşırlar” demişti.

X

Kayıp 4 dakika

Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürülmesiyle ilgili olarak oğlu Furkan Yazıcıoğlu ile CNN Türk kanalında yaptığımız programdan sonra olayın suikast boyutu daha çok öne çıktı. Dosya üzerindeki oyunları yakalamak nispeten kolay ama olay anı hep karmaşıktır.

Furkan Yazıcıoğlu, babası Muhsin Yazıcıoğlu’nu 25 Mart 2009 günü saat 14.35’te Kahramanmaraş Çağlayancerit’ten Yozgat Yerköy’e götürmek üzere yola çıkan helikopterin aynı güzergâhta bulunan savaş uçakları tarafından düşürüldüğü iddiasını, radar kayıtlarına dayanarak anlattı.

Olay günü helikopterin uçuş güzergâhında iki savaş uçağı, 21 bin feet yükseklikte “tek kol” adı verilen üst üste uçuş yapmıştı. İçinde FETÖ’cü albay Ali Armağan’ın bulunduğu F4 savaş uçağı bu yükseklikte radar kayıtlarında görünmüş, helikopterin düşüş zamanı aralığı olan saat 15.03’te hızla alçalarak radardan çıktıktan sonra, saat 15.07 gibi tekrar yükselerek radar görüntüsüne girdiği saptanmıştı.

“Saptanmıştı” dediğime bakmayın, aslında bu çok önemli bilgiler saklanmıştı. Bu konuya ayrıntılı anlatacağım, zaten konumuz da bu...

SABAH DA TAKİP EDİLDİ

Furkan Yazıcıoğlu’nun dikkat çektiği ve ilk kez duyduğumuz konu ise FETÖ’cü albayın içinde bulunduğu bir başka savaş uçağının, Muhsin Yazıcıoğlu’nu saat 10.36 ile 12.10 arasında Sivas’tan Yozgat’a getiren helikopterin uçuş güzergâhında da uçtuğunu söylemesiydi.

Olayın suikast olup olmadığı hakkında en net bilgiyi verecek ve bugüne kadar üzerinde hiç durulmayan bu durumun, öğleden önceki ve sonraki radar kayıtlarında görüldüğünü anlattı. Tıpkı soruşturma ve dava dosyasının FETÖ’cü istihbaratçı, savcı, hâkim ve gazeteciler tarafından karartılması, yönlendirilmesi gibi, suikast olup olmadığını ortaya çıkaracak bu konuda da o dönemki resmi makamların yalan söylediği ortada.

Konunun suikast boyutu, FETÖ’cülerin kontrolündeki Genelkurmay Adli Müşavirliği’nin 2011’de gönderdiği, olay gününe ait radar görüntülerinin olmadığı, tam da olay anına ait saat 15.03 ile 15.07 arası radar kayıtlarının arıza nedeniyle yapılmadığına yönelik yanıltıcı belgelerle kapatıldı.


Yazının Devamını Oku

Amirallere kumpas kuran amiraller

104 amiralin “Montrö Bildirisi” hakkında Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma açılması ve 10 amiralin gözaltına alınması ile hafızalardaki o ifade tekrar gündeme geldi: “Amirallere kumpas”

Hele hele FETÖ’nün yayın organı Taraf isimli operasyon gazetesinin yayın yönetmenliğini yapan Ahmet Altan’ın tahliyesiyle belli ki “kumpas” kelimesini gelecek günlerde bol bol tartışacağız.

Ben de bugün “Montrö Bildirisi” ile gündeme gelen “Amirallere kumpas” ifadesinin üzerinde durmak istiyorum.

Metni ilk gördüğümde yanlış bulmuş, 104 imzacı isme baktığımda gerçekten çok şaşırmıştım.

Daha ilk anda metni kimin hazırladığı ortaya çıkmıştı. Soruşturma da aynı ismi teyit etti: Ergun Mengi...

Biraz daha araştırınca, metnin gece yarısı yayınlanması dahil, süreci planlayanlar ile onlara dekor olanlar belliydi.

Benim “Emekli-Muhtıra” diye adlandırdığım, adı ister “bildiri” olsun ister 27 Nisan’daki gibi “duyuru”, hedefin siyasi otoriteye parmak sallamak olduğu açıktı.

Bunu da söyledik, yazdık.

Yazının Devamını Oku

Muhsin Yazıcıoğlu’nun son günü: SUİKAST

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile yanındaki 5 kişinin 25 Mart 2009 günü hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan helikopterin düşmesi ya da düşürülmesi tartışmasında iki görüş vardır. “Kaza” diyenler, “suikast” olduğunu söyleyenler.

Eğer:

- Arama kurtarma çalışmalarındaki kasıtlı ihmallere,

- Kaza sonrası saatlerce 112 ve 155 ile cep telefonuyla konuşan İsmail Güneş’in cep telefonuna ait baz istasyonu bilgilerinden yola çıkılarak olay yerinin yaklaşık olarak belirlenmesine rağmen arama kurtarma çalışmalarının tam tersi yönde kilometrelerce uzaklarda yapılmış olmasına,



- FETÖ’cü istihbaratçıların, “Yazıcıoğlu bulundu, getiriliyor” şeklindeki not ile arama kurtarma çalışmalarını kesintiye uğratmasına,

- Gazeteci

Yazının Devamını Oku

Terör örgütü PKK’yla temasın adresi: HDP, DBP

Terör örgütü PKK’ya yönelik yurtiçi ve yurtdışı operasyonların sonuçları rakamlara da yansıyor. Yurtiçinde sayıları 300’ün altına düşen PKK’lı teröristlere karşı son dört yılda verilen mücadele sonucunda 462’si yönetici, toplam 6 bin 716 örgüt mensubu öldürüldü.

Terör örgütü PKK ile kırsal alan ile şehir yapılanmasına karşı yürütülen silahlı mücadele yanında siyasi ve toplumsal mücadele de sonuçlarını gösteriyor.

2014 yılında PKK’ya katılan sayısı 5 bin 558 iken, 2015 yılında 3 bin 884 oldu. PKK’nın saldırıları ile Açılım Süreci’nin bitmesinin ardından terör örgütüyle etkili mücadele, örgüte katılım rakamlarını iki haneliye çevirdi. 2017 yılında PKK’ya katılım 161, 2018’de 136, 2019’da 130, 2020 ise 53’te kaldı. Bu yılın ilk üç ayında ise PKK’ya katılım 12 olarak gerçekleşti.

15 BİN AİLE İLE GÖRÜŞME

PKK ile mücadelede; operasyonlarla yönetim kadrosunun etkisiz hale getirilmesi yanında, örgüt tabanına karşı da ikna yöntemi kullanılıyor.

Güvenlik birimlerinin toplam 15 bin 500 dolayında aile ile görüşerek yaptığı ikna çalışmaları sonucunda 2016’da 49, 2017’de 135, 2018’de 165, 2019’da 273, 2020’de ekim ayı itibarıyla 210 olmak üzere 2016’dan bugüne kadar toplam 832 teröristin örgütten koparak devlete teslim olması sağlandı. 2021 yılının ilk üç ayında da 45 kişi ikna yoluyla Türkiye’ye döndü.

TESLİM OLAN 939 KİŞİNİN İFADESİ İNCELENDİ

Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi, 2016-2020 yıllarında ikna yöntemiyle getirilenler yanında, teslim olan 939 PKK/KCK terör örgütü mensubunun ifadelerinden yola çıkarak bir analiz raporu hazırladı.

Yazının Devamını Oku

289 darbe davasından 287’si bitti ama FETÖ ile hesabımız bitmedi

1980’li yıllardan itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızan Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarının 15 Temmuz 2016 günü Türkiye’nin 55 ilinde gerçekleştirdikleri darbe girişimi ile ilgili davalarda sona geliniyor.

Darbe girişiminin üzerinden dört buçuk yıl geçti ve 55 ilde gerçekleşen kalkışma ile ilgili 289 darbe davası açıldı. Bunlardan 287’si tamamlandı. Geriye yalnızca 145 sanığın yargılandığı iki dava kaldı.

Darbe davalarından en önemlisi önceki gün Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tamamlandı. Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarının 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sırasında TRT’de zorla darbe bildirisi okutulmasını içeren Muhafız Alayı davasında, mahkeme heyeti 497 sanık hakkındaki hükmünü açıkladı.

Böylece Ankara’da görülen 56’ıncı ve son darbe davası da karara bağlanmış oldu. Darbe girişimi davalarının 56’sı Ankara’da, 56’sı İstanbul’da, 177’si ise diğer illerde açılmıştı.

FETÖ’CÜLERDEN TEHDİTLER!

Davalar, son derece şeffaf, açık ve evrensel hukuk kurallarına uygun yürütüldü.

Öyle ki, FETÖ’cü sanıklar savunmalarını istedikleri gibi yaptı, karar sonrası mahkeme heyetlerini, şehit yakınlarını ve gazileri tehdit etti. Buna karşın darbe girişiminden doğrudan mağdur olanlar ve mahkemeler hukuk kurallarından ayrılmadı.

Bunu, davalarda çıkan kararlardan da görmek mümkün. Belki bazılarına itiraz edebiliriz ama mahkeme heyetleri, önüne gelen sanıklara toptancı yaklaşmadı.

İşte bunun somut örneği:

Yazının Devamını Oku

e-muhtıra’dan E-muhtıra’ya...

27 Nisan 2007 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinden yayınlanan bir “Basın Açıklaması”, siyasi tarihimize “elektronik muhtıra” kelimesinin kısaltılması olan “e-muhtıra” olarak geçti. “e-muhtıra” ifadesi, “e-posta”dan sonra, “e-devlet”ten önce hayatımıza girdi.

Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine yönelik e-muhtıra bizzat dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından kaleme alınmıştı (iki yıl sonra kendisinin yazdığını söyledi).

‘EMEKLİ’NİN ‘E’Sİ

4 Nisan gecesinden beri de bir “E-muhtıra” ile karşı karşıyayız. Fark ettiniz sanırım bu kez “e” harfi büyük! Ama bu “Elektronik” değil “Emekli” kelimesinin “E”si...

Evet bu da internet sitesinden yayınlandı ama onun için değil, emekli amiraller tarafından yazıldığı ve imzalandığı için buna ben “Emekli-muhtırası” adını veriyorum, kısaltmasını da E-muhtıra olarak yapıyorum. Çünkü karşımızda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan emekli olmuş, eski rütbesinin ve isminin önünde “E” harfi koyan kimi 104 amiralin 4 Nisan gece yarısı yayınladıkları bir “Bildiri” var.

SAVCILIĞIN DERİN SORUŞTURMASI

Bildiriyi yazanların, imzalayanların ve gece yarısı internetten yayınlayanların amaçlarının ne olduğu kısa süre sonra anlaşılacaktır ancak 5 Nisan sabah güneş doğmadan nasıl bir hata yaptıklarını anladıklarını düşünüyorum. Belki de yanılıyorumdur!

Nitekim, ertesi güne Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın şu basın açıklamasıyla uyanmak, konunun ciddiyetinin anlaşılması bakımından önemliydi: “04/04/2021 tarihinde bazı internet sitelerinde ve sosyal medya mecralarında paylaşılan ‘103 amiralden Montrö bildirisi’ başlığı altında yayımlandığı belirtilen bildiri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 316/1 maddesinde yazılı ‘Devletin Güvenliğine ve Anayasal Düzene Karşı Suç İşlemek için Anlaşma’ suçundan re’sen soruşturma başlatılmıştır.”

Soruşturma sonunda suç olup olmayacağı ortaya çıkacaktır. Çünkü, bildiriyi hazırlayanların Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki diğer kuvvetlerde görev yapan personeliyle ilişkileri olup olmadığı, yurtdışı bağlantılarının bulunup bulunmadığı devletin tüm imkânlarıyla araştırılıyor.

Yazının Devamını Oku

‘FETÖ’cüler ailemizi de yönlendirmeye çalıştı’

Muhsin Yazıcıoğlu suikastı hâlâ kapanmayan bir yara. Yalanlara, yönlendirmelere alet edilen ve parçalanarak sonuçsuz bırakılan Yazıcıoğlu suikastının arkasındaki FETÖ parmağı her geçen gün ortaya çıkıyor. Suikasttan 12 yıl sonra Furkan Yazıcıoğlu, babasının öldürülmesiyle ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir görüşme yaptı. Furkan Yazıcıoğlu hem o görüşmeyi, hem de suikastın perde arkasını Hürriyet’e anlattı.

YAZILI VE SÖZLÜ TALEPLERİMİZ OLDU

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile babanızın ölüm yıldönümünde bir görüşme gerçekleştirdiniz. Sanırım ilk kez görüşme oldu. Neden ve nasıl gerçekleşti?

Biliyorsunuz, 12 yıllık bir suikast sürecimiz var. Yargıda kapıları aşındırdığımız bir adalet arayışımız var. Ben de bu yolların birçoğunu tükettiğimizi düşünerek 12 yıl sonra Cumhurbaşkanımızla bir görüşme gerçekleştirmek istedim. Bu görüşmemizde sözlü ve yazılı taleplerimiz oldu. Somut delillere dayanarak 12 yıllık süreci bir özet olarak anlattım. Bu bilgilendirme ışığında da taleplerimizi sıraladım.

Hukuki konulara gireceğim ama önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili özel bir anısını paylaştı mı?

Muhsin başkanla olan muhabbetinden söz etti, başsağlığı dileklerini iletti. Ama ben suikast konusunun dışına çıkmamaya gayret ettim. Görüşme zaten genellikle beni dinlemeye yönelikti.

DOSYANIN HER YERİNDEN FETÖ ÇIKIYOR

En çok hangi konu üzerinde durdunuz görüşmede?

Yazının Devamını Oku

Dink kararı Rahip Santoro dosyasını da açacak

14. Ağır Ceza Mahkemesi, Hrant Dink cinayetinde; Trabzon merkezli faaliyet gösteren organize suç örgütü lideri Şeniz Dervişoğlu hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Belki dikkatlerden kaçtı ama Dervişoğlu, kitaplarımda Dink cinayeti ile Rahip Santoro cinayeti arasındaki en önemli bağlantılardan birisi olarak yazdığım kişidir.

SİLİVRİ’YE MEKTUP GÖNDERDİ

2011 yılında tutuklandığımda Silivri’ye faks yoluyla mesaj gönderenlerden birisi de Şeniz Dervişoğlu isimli organize suç örgütü lideriydi.

2010 yılında kaleme aldığım, “Kırmızı Cuma - Doğan Kitap” kitabımda; Trabzon merkezli faaliyet gösteren Dervişoğlu grubunun, FETÖ’cü istihbaratçıların gözetiminde 5 Şubat 2006 tarihinde işlenen Rahip Santoro cinayetiyle, 19 Ocak 2007 günü işlenen Hrant Dink cinayeti arasındaki en önemli bağlantı olduğunu delilleriyle yazmıştım.

Dervişoğlu da tutuklu olduğu cezaevinden bana gönderdiği faksta, kitabımda kendisini suçladığımı ama bugün benim terör örgütü üyesi olarak tutuklandığımı hatırlatarak aklı sıra kinaye yapıyordu.

“Dink cinayeti ve İstihbarat Yalanları” kitabını yazalı 13 yıl, “Kırmızı Cuma” kitabını yazalı 11 yıl geçti. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Mart günü, benim yıllar önce yazdığım gibi Dink cinayeti arkasında devletin en üst düzeyinde görev yapan istihbaratçılar ve diğer devlet görevlileri ile FETÖ’cü gazeteciler olduğunu karara bağladı. FETÖ üyesi istihbaratçılar; Dink cinayetine, örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda yön vermişlerdi. O amaç ise Hrant Dink öldürüldükten altı ay sonra başlatacakları Ergenekon kumpasıydı.

SANTORO’NIN ÖLDÜRÜLMESİ, DİNK CİNAYETİNİN PROVASIDIR

2010 yılında kaleme aldığım

Yazının Devamını Oku

FETÖ’cülere bayram ettiren karar!

FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimine 8 bin dolayında TSK personeli katılırken bunun 5 bin 600’ü subay, astsubay ve uzman çavuşlardan oluşuyordu.

Aradan geçen yıllar içinde bunlara ek olarak TSK içinde 22 bin 386 subay ve astsubay tespit edilerek ihraç edildi.

Yani darbe girişimine katılanların dört katı daha ortaya çıkarılarak haklarında hukuki işlem yapıldı ve tamamına yakını ihraç edildi. Peki TSK içindeki bu kadar büyük FETÖ’cü nasıl tespit edildi? Cevabı herkes biliyor; ”Ankesörlü hat” olarak bilinen sabit hat incelemeleriyle.



YÜZDE 40’I İTİRAFÇI OLDU

Haklarında işlem yapılanların yaklaşık yüzde 40’ı da FETÖ ile ilişkisini itiraf ederek etkin pişmanlıktan yararlandı.

Yazının Devamını Oku

Bakalım dünya bu kararı görecek mi?

Sadece karşılıklı anlayış ve sevgi adına söylenmiş bir cümle nedeniyle, “Türklüğe hakaret” ettiği iddiasına verilen ceza ile oluşturulan linç iklimi sonucu hedef gösterilen gazeteci Hrant Dink, 19 Ocak 2007 günü Şişli’de katledildi.

Oluşturulan nefret iklimini, 2006 yılından itibaren İstihbarat Dairesi Başkanlığı içinde kurdukları “C5” isimli illegal büroda takip eden FETÖ üyesi istihbaratçılar; öldürülmesinden 6 ay sonra 12 Haziran 2007’de başlatacakları “Ergenekon kumpası” için Hrant Dink’i av olarak kullandı.

Trabzon’da, tıpkı Rahip Santoro cinayetindeki gibi, 18 yaşından küçük katile işletilecek cinayet en ince detayına göre planlanmıştı. Rahip Santoro cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi katliamı, Danıştay cinayeti gibi Dink cinayeti de FETÖ’cü istihbaratçıların gözü önünde işlenmiş, hepsi de kumpas için kullanılmıştı. Bunlar içinde dünyada en fazla tepki gösterileni Dink cinayeti olmuştu. Bu cinayetle kumpasın alt yapısı artık hazırdı.

Planı da Trabzon Emniyet’ine yardımcı istihbarat elemanı olarak kaydedilen Erhan Tuncel aracılığıyla yürüttüler. Tuncel, Yasin Hayal ve katil Ogün Samast’ı yönlendiriyor, tüm bunlar FETÖ’cü istihbaratçıların gözü önünde gerçekleşiyordu.

BAŞINDA BERE, CEBİNDE TABANCA VE TÜRK BAYRAĞIKatilin Trabzon’dan yola çıkışından bile haberdardılar. Başında, cinayeti işlerken bile çıkarmadığı beyaz beresi vardı, cebine tabanca ve bir de Türk bayrağı konmuştu.

Plana göre, cinayetten sonra kaçmayacak, olay yerinde Türk bayrağını açıp, slogan atacaktı.

Yazının Devamını Oku

Mafyaya yasal yollardan ‘çökmeye’ devam

Hafta içinde Antalya’da yapılan Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Stratejik Araştırma Kurulu toplantısında konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, deyim yerindeyse racon kesti: “Kendini devletin yerine koymaya çalışıp da, onların diliyle söylüyorum, ‘şekil yapan, çökmeye çalışan’ kim varsa çökeceksiniz.”

Mafya ve organize suç örgütleri ile mücadelede önemli bir yaklaşım.

Son zamanlarda yapılan operasyonlarla gündeme gelen organize suç örgütleri ile mücadelede devletin nerede durduğu oldukça net anlatılmış oldu: Kendini devletin yerine koymaya kalkan kim varsa çökülecek.

ÇAKICI İLE GÜNDEME GELDİ

Daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye hakaret mektuplarıyla gündeme gelen ve en bilinen organize suç örgütü lideri Alaatin Çakıcı, son zamanlarda CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na yönelik tehdit ve hakaretleriyle gündemdeydi.

Bunun üzerine, Alaatin Çakıcı hakkında 2004 yılında yazdığım “Kod Adı Atilla” kitabını son gelişmeleri de ekleyerek yeniden basmak gündeme geldi. Elbette yeraltı dünyasının son durumunun tablosunu çıkarmak gerekti. Kitabımda, Türkiye’de faaliyet gösteren tüm bu yapıların listesine yer verdim. Bazı verileri burada paylaşmak istiyorum.

ULUSAL, BÖLGESEL, YEREL GRUPLAR

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi ve adli kayıtlar üzerinden yapılan incelemeye göre, Türkiye’de “

Yazının Devamını Oku

Türkiye’yi ‘demokratik’ olarak bölme planı: Adı DBP

HDP milletvekilleri TBMM’ye seçildiklerinde her milletvekili gibi Anayasa’ya bağlılık konusunda namus ve şeref üzerine şu yemini ettiler:

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

Yargıtay Başsavcılığı tarafından Anayasa Mahkemesi’ne kapatılması için başvuru yapılan HDP milletvekillerinin bir gün olsun “namus ve şeref” üzerine ettikleri yemine sadık kaldıklarını gördünüz mü?

Ya da bu yemine uymayan milletvekillerini uyardıklarını duydunuz mu?

Terör örgütü PKK elebaşı Öcalan’a “sayın” deyip övdüler, terör örgütüne maddi yardımda bulundular, eleman temin ettiler, belediye araçlarını verdiler, silah taşıdılar, terörist cenazesine gidip heykellerini diktiler, bir gün olsun PKK’ya terörist diyemediler, katliamlarını kınayamadılar, özerklik diyerek ülkeyi bölmeye kalktılar ama bir gün olsun, namus ve şerefleri üzerine ettikleri yemine bağlı kalmadılar.

“O yemini zorla, göstermelik etmek zorundalardı” diyenlere cevabım: Ya ettiğin yemini tut ya da inanmadığın şey için yemin etme.

Bir insan namus ve şerefi üzerine yemini sadece milletvekili olmak için bir prosedürden ibaret görüyorsa, ona ne milletvekili ne de şerefli bir insan denir.

Kendi şerefini çiğneyen birisi kanunu çiğnemez mi?

Yazının Devamını Oku

Terörist PKK’nın destekçisi HDP’nin suçu ne?

Yargıtay Başsavcılığı tarafından HDP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne yollanan 609 sayfalık iddianame, isim isim, yer yer, tarih tarih HDP’nin işinin siyaset yapmaktan çok, terör örgütü PKK’nın yardımcı kuruluşu olduğunu gösteriyor.

HDP yönetiminin 53 kişinin katledildiği Kobani olaylarındaki rolü yanında, HDP milletvekillerinin ve belediye başkanlarının, meclis üyelerinin, parti yöneticilerinin işledikleri suçlar tek tek anlatılmış. Buna karşın kimileri, HDP’nin kapatılmasına karşı çıkarken, bunu demokrasi ve hukuk kavramlarıyla savunuyor. “HDP siyasi parti, suçu ne?” diye soruyorlar. Onlar için iddianamede 600 ile 603’üncü sayfada sıralanan suçları özetledim. Buyurun okuyun:

1) HDP milletvekilleri Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının, birliğinin, bütünlüğünün sembolü olan TBMM’de bölücübaşı ve PKK lehine slogan attılar, sözde gerilla marşını okudular.

2) Yasa dışı gösteri ve terör örgütü propagandası yapan şahısların gözaltına alınmalarını engellemek için araya girip polislerle tartışarak şüphelinin kaçmasına olanak sağladılar.

3) Terör örgütü üyelerinin yakalanmasını önlemek amacıyla operasyon bölgelerinde toplanıp canlı kalkan oldular, operasyonları engelleyerek teröristlerin kaçmasını sağladılar.

4) Terör örgütünün dağ kadrosunda yer alanlar oldu.

5) PKK–KCK silahlı terör örgütlerine yakın duran ailelerden veya şahıslardan terör örgütü adına para temin ettiler, toplanan paralar ile terör örgütü adına faaliyet yürüten mensupların aileleri ile terör suçlarından tutuklu-hükümlü örgüt üyelerinin ailelerine yardım edip, mahkeme masraflarını karşıladılar.

6) Parti üyelerinin yerel ve genel seçimler öncesi bölge halkı üzerinde HDP’ye oy vermeleri yönünde baskı oluşturdular, yapılan baskılara direnen vatandaşları kırsalda faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarına şikâyet ettiler, bazı vatandaşlar kırsalda kurulan sözde adalet komisyonu adlı mahkemede cezalandırılmaları için götürüldüler.

7) Belediye başkan adayları PKK/KCK terör örgütü tarafından belirlendi. Seçildikten sonra iş ve işlemleri terör örgütü mensuplarınca yönetildi ve denetlendi.

Yazının Devamını Oku

Terörist Öcalan’ın projesinin sonu

14 Ekim 2012 tarihinde Ankara’da BDP’nin 2. Olağanüstü Genel Kongresi gerçekleştirildi, 15 Ekim günü Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) parti haline dönüştürülmesi ve BDP ile birleşmesiyle birlikte HDP kuruldu, eşbaşkanlıklarına Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ seçildi.

18 Ekim 2012 tarihinde de HDP’nin kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’na verildi. Selahattin Demirtaş, HDP’nin kuruluşunu televizyonda şöyle anlattı: “Bizim başarımız, HDP’nin başarısı ki kendisinin, sayın Öcalan’ın çok önemsediği bir projedir.  Kendisinin özellikle son 20 yılını adadığı bir projedir.”

Bu sözü sözler söylemez kapatılması gereken HDP için nihayet geri sayım başladı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP’nin kapatılması için iddianameyi hazırladı ve Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. İddianamede, HDP’nin kapatılmasına yetecek deliller fazlasıyla mevcut.

600 dolayında isim hakkında siyasi yasak istenen iddianamede, bu kişilerin terörist PKK ile olan ilişkileri anlatılmış.

TERÖRÜN OKSİJENİ SİYASETÇİLER

1984 yılında Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla Türkiye gündemine yerleşen PKK terör örgütü, 1990’larla birlikte siyasi alanda varlığını göstermeye başladı.

PKK bir yandan Türk-Kürt demeden, kadın, çocuk, bebekleri dahi katlederken, 5 binden fazla asker, korucu, polis şehit etti.

Tüm bu süreçte, PKK güdümünde kurulan partiler terörist PKK’nin siyasi alandaki sözcülüğünü yaptı, PKK’nın yok olma aşamasına geldiği anlarda ona “oksijen” sağladı.

Sürecin başından itibaren yöneticisi, PKK elebaşı

Yazının Devamını Oku

O pulun anlamı

Papa Françesko’nun Erbil’i ziyareti sırasında Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin bastırdığı hatıra pulu, günlerdir tartışılıyor. Barzani yönetimi tarafından Papa’nın profili arkasında; Irak, İran, Suriye ve Türkiye’nin topraklarını da içine alan sözde Kürdistan haritası yer alıyordu.

Türkiye’nin tepkisi üzerine Barzani yönetimi, hatıra pulunun taslak olduğunu söylese de vermek istediği mesaj dünyaya ulaştı.

PARTİ DUYMAZDAN GELİYOR

Türkiye’de de konu etraflıca tartışıldı. Ben en çok terörist PKK’nın sözcüsü HDP’nin ne diyeceğini merak ediyordum. HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Onu Barzani vermiş, Barzani’ye sorun bence. Bize sormayın. Sonuçta tarihte bu tip haritalar var. Zamana zaman yansıyor da. Buna dair, dediğim gibi bu haritayı Papa’ya veren muhatabına sormak lazım. Bu bizim tartıştığımız bir mesele değil açıkçası” dedi.

Ama durum hiç de onun söylediği gibi değil. O pulun ne anlama geldiğini, PKK’ya yakın Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve HDP milletvekili Berdan Öztürk, Barzani yönetiminin yayın organı Rûdaw isimli internet sitesine açıkladı.



BARZANİ’NİN KANALINA KONUŞTU

Yazının Devamını Oku

O zaman verin makarnayı, alın oyları

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dile getirdiği ekonomik sorunlara rağmen AKP’nin oy oranın, kendi partisinden yüksek olmasının faturasını zaman zaman seçmene çıkarıyor.

Bir süre önce AKP’ye oy veren öğretmenlere “Ben o öğretmene öğretmen demem”, çiftçilere “Eğer ilk seçimde siz hâlâ gidip AK Parti’ye oy verirseniz iki elim yakanızdadır”, esnafa “İnsan biraz aklını kullanır”, AKP seçmenine “Sen hâlâ gidip çoluk çocuğunun rızkını Saray’a kiralıyorsan ben insanlığını sorgularım arkadaş” demişti.

Bu da bir parti stratejisidir, çok fazla bir şey denilemez.

Ancak geçen hafta yine “makarna” kelimesi geçen bir konuşma yapınca iki satır yazmak şart oldu. Çünkü yoksullara dağıtılan “makarna” artık siyasi hayatımızda önemli simge haline geldi.

Kılıçdaroğlu, konuşmasında Türkiye’deki AKP iktidarının yoksullukla mücadele etmediğini belirtirken şu ifadeleri kullandı:

“Aile destekleri sigortasını, 1974 yılında Türkiye Cumhuriyet Devleti parlamentoda, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 102 sayılı sözleşmesini kabul ederek, aile destekleri sigortasının getirilmesini taahhüt etmiştir. Bu yasayı çıkarmıyorlar. Neden? Yoksulluğu yönetmek ve yoksulların oylarını almak için... Onlara ‘Bak sana bir paket yardım yaptım, sana şu paketi verdim, sana makarna verdim, sana şunu verdim. Sen de bana oyunu ver’ demek için...”

Yani iktidarın stratejisini “Al makarnayı, ver oyu” şeklinde özetleyiverdi.

KENDİLERİNE SORMALILAR

Yazının Devamını Oku

UEP: Utanmaz Erkekler Partisi

Öldürülen kadın, öldüren erkek.

Tacize uğrayan kadın, taciz eden erkek.

Tecavüze uğrayan kadın, tecavüz eden erkek.

Hakarete uğrayan kadın, hakaret eden erkek.

İşkence edilen kadın, işkence eden erkek.

Dövülen kadın, döven erkek.

Samsun’da bu alçaklardan birisi önceki gün sokak ortasında, 5 yaşındaki çocuğunun gözü önünde boşandığı eşini öldüresiye darp etti.

O alçak tutuklandı ama zihniyeti serbest, aramızda elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor. Zaten kısa süre sonra kendisi de tahliye edilir, o alçağı serbestçe aramızda gezinirken görürüz. Tıpkı çocuğunun önünde eşini tabancayla vuran, bıçaklayan, bıçakla boğazını kesen, kaynar suyla vücudunu yakıp, “Öldürürüm seni, birkaç ay yatar çıkarım nasıl olsa” diyen alçaklar gibi.

O ALÇAK YALNIZ DEĞİL

Yazının Devamını Oku

Darbelere son, teröre desteğe devam!

Amerikalı gazeteci William Blum’un 2013 yılında yayınlanan ‘Amerika’nın En Ölümcül İhracatı: Demokrasi (America’s Deadliest Export: Democracy)’ isimli kitabının girişi şu cümlelerle başlar:

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Amerika Birleşik Devletleri;

- Başka ülkelerde demokratik yollardan başa gelen 50’den fazla hükümeti devirmeye çalışmıştır.

- En az 30 ülkede demokratik seçimlere büyük çapta müdahale etmiştir.

- 50’den fazla yabancı lideri öldürmeye çalışmıştır.

- 30’dan fazla ülke halkının üstüne bomba yağdırmıştır.

- 20 ülkede halkçı ya da ulusalcı hareketleri bastırmaya çalışmıştır.

Toplam olarak, 1945’ten beri Amerika Birleşik Devletleri 71 ülkede saydığım eylemlerin birini ya da birkaçını gerçekleştirmiş, bunun sonucunda milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine, milyonlarcasının acı ve çaresizlik içinde kıvranmasına ve binlerce kişinin işkence görmesine sebep olmuştur. Son zamanlarda dünyada olup bitenleri izleyen ve çağdaş tarih hakkında bir miktar bilgisi olan herkes büyük bir olasılıkla ABD dış politikasından nefret etmektedir.”

Yazının Devamını Oku

Süper güçlü beyazlatıcı: Beyaz Saray

Deterjan 20’nci yüzyılın başında Almanya’da bulundu, 1930’larda Alman ve Amerikan firmaları tarafından geliştirildi. İkinci Dünya Savaşı sonrası tüm dünyaya yayıldı. Her türlü kiri, lekeyi çıkaran, renkliler için üretilen çeşitleri ortaya çıktı.

Peki kan lekesini en iyi ne çıkarıyor? Onu da geçen hafta gördük. En iyi beyazlatıcı, dünyanın süper gücü, yani “süper beyazlatıcı” Beyaz Saray.

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın ölüm emrini veren Suudi Veliaht Prensi Bin Selman’ın elindeki “kanı” yayınladığı bir istihbarat raporuyla aklayıverdi.

CİNAYET ONAYI PRENS’TEN

2 Ekim 2018’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğu’na giren ve orada Veliaht Prens Bin Selman’ın gönderdiği 15 kişilik infaz ekibi tarafından vahşice katledilen Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili Amerikan Ulusal İstihbarat Dairesi tarafından yayınlanan rapor, herkesin bildiği bir gerçeği bir kez daha dile getirdi. Raporda Bin Selman şu cümlelerle suçlandı:

“Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı yakalamak veya öldürmek için İstanbul, Türkiye’de bir operasyonu onayladığı değerlendirmesinde bulunuyoruz. Bu değerlendirmeyi, Veliaht Prens’in Krallık’taki karar verme üzerindeki kontrolüne, önemli bir danışmanın ve Muhammed bin Selman’ın güvenlik ekibinin üyelerinin operasyona doğrudan katılımına ve Veliaht Prens’in yurtdışındaki muhalifleri susturmak için şiddet içeren tedbirler kullanmayı desteklemesine dayandırıyoruz.”

Bu raporun yayınlanmasından hemen sonra Beyaz Saray, dünyanın gözünün içine baka baka vahşi katliam emrini veren Bin Selman’ı aklamaya girişti.

İSİMLERİ SİLDİ

Yazının Devamını Oku

Amerikan usulü aklama

Suudi Arabistan Veliaht Prens’i Bin Selman, tarihte eşi görülmemiş vahşilikte işlenen bir gazeteci cinayetinin sorumlusu, Biden ise bu vahşi cinayetin baş sorumlusunu aklayan ABD Başkanı olarak tarihe geçecektir.

Türkiye ise bu cinayeti aydınlatma çabası ile “tarih yazan ülke” olarak anılacaktır.

2 Ekim 2018 günü girdiği Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğu’nda, Prens Bin Selman’ın Suudi Arabistan’dan gönderdiği infaz ekibi tarafından öldürüldükten sonra vücudu parçalara ayrılan gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili ABD yönetiminin yıllardır elinde tutuğu istihbarat raporu nihayet açıklandı.

CIA BAŞKANI İSTANBUL’A GELDİ

CIA Başkanı Gina Haspel İstanbul’a geldikten sonra hazırlanan ve Trump yönetimi tarafından sümenaltı edilen rapor, Biden yönetimi tarafından önceki gün yayınlandı. Raporda, Bin Selman’ın sorumluluğu şöyle anlatıldı:

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı yakalamak veya öldürmek için İstanbul, Türkiye’de bir operasyonu onayladığı değerlendirmesinde bulunuyoruz.

Bu değerlendirmeyi, Veliaht Prens’in Krallık’taki karar verme üzerindeki kontrolüne, önemli bir danışmanın ve Muhammed bin Selman’ın güvenlik ekibinin üyelerinin operasyona doğrudan katılımına ve Veliaht Prens’in yurtdışındaki muhalifleri susturmak için şiddet içeren tedbirler kullanmayı desteklemesine dayandırıyoruz.

2017’den beri, Veliaht Prens, Krallığın güvenlik ve istihbarat örgütleri üzerinde mutlak kontrole sahipti ve bu da Suudi yetkililerin Veliaht Prens’in izni olmadan bu tür bir operasyonu gerçekleştirme ihtimalini oldukça düşük

Yazının Devamını Oku