GeriNedim ŞENER FETÖ imamı İnandı, Kırgızistan’a ‘YERELLEŞME’ taktiğini anlattı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

FETÖ imamı İnandı, Kırgızistan’a ‘YERELLEŞME’ taktiğini anlattı

Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından Kırgızistan’dan getirilen Fetullahçı Terör Örgütü’nün Orta Asya İmamı Orhan İnandı Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nda verdiği ifadede, örgütün yurtdışı yapılanmasını isim isim anlattı.

Türkiye’de bağlı olarak çalıştığı FETÖ’nün üst düzey isimlerini veren İnandı, örgütün Kırgızistan başta olmak üzere Orta Asya ülkelerindeki yapılanmasını ve yöneticilerinin isimlerini deşifre etti.

FETÖ’ye terör örgütü dememesine karşın örgüte bağlı isimleri ve çalışma şekillerini tek tek sıralayan İnandı, Kırgızistan vatandaşlarını da FETÖ elebaşı Gülen’in “Yerelleşme” adını verdiği çalışmayla örgüte kazandırdıklarını söyledi.

FETÖ imamı İnandı, Kırgızistan’a ‘YERELLEŞME’ taktiğini anlattı

İnandı Kırgızistan’a nasıl gittiğini şöyle anlattı:

“1995 yılı mayıs ayı sonlarında Trabzon il imamı Tahir Okan isimli şahıs bana “Seni Kırgızistan ülkesinde düşünüyoruz dedi, orada bulunan ‘Sebat Eğitim Kurumları’nda ihtiyaç olduğunu’ söyledi, durumu eşim ile konuştum, eşim de kabul etti, bu tarihlerde hizmet eğitiminden yetişmiş öğretmen adaylarına Ankara, İstanbul gibi şehirlerdeki cemaate ait okullarda 15 günlük yatılı seminer organize edilerek burada kura sistemi ile öğretmen adaylarının gideceği ülkeler belirlenmektedir, bu sistem bulunmaktadır, ancak ben bu sistemde gitmedim, hizmet hareketi tarafından ihtiyaç nedeni ile gideceğim ülke belirlendi, bu tarihlerde ‘Kırgızistan ülke imamı ve Sebat Eğitim Kurumları Yönetim Başkanı Naci Tosun’ isimli şahıstır, aynı zamanda cemaate bağlı Samanyolu Televizyonu (STV) genel müdürü olarak faaliyet yürütmekteydi.”

FETÖ ELEBAŞININ ARTIK SUYUNU İÇTİLER

1995 yılı eylül ayı içerisinde Kırgızistan’a ailesiyle birlikte taşındığını anlatan İnandı, örgütün bu ülkedeki eğitim yapılanması olan Sebat Eğitim Kurumları’nda terbiye işlerinden sorumlu genel müdür yardımcısı ve ‘serrehber’ olarak görev yaptığını söyledi.

1998 yılına kadar bu görevi yürüten İnandı, 2000 yılında Amerika’ya FETÖ elebaşının yanına gittiğini, Mollalar adı verilen kişilerin FETÖ elebaşının içtiği sudan kalan kısmı içtiklerini gördüğünü de anlattı.

1998-2001 Sebat Eğitim Kurumları yönetim kurulu başkanı olan İnandı, 2001-2017 arasında Kırgızistan’da FETÖ’nün eğitim kurumları başkanı ve Kırgızistan ülke imamı olduğunu itiraf etti. İnandı, FETÖ’nün “kıta imamları yapılanmasını” da şöyle anlattı:

“2001 tarihinde cemaatin yurtdışı yapılanmasında her ülke imamının bağlı olduğu Avrupa İmamı, Afrika İmamı, Amerika İmamı, Asya İmamı, Uzakdoğu İmamı, Orta Asya İmamı, Balkanlar İmamı gibi görevlendirmeler yapıldı, açıklamak gerekirse bildiğim kadarı ile:

- AVRUPA İMAMI-MESULÜ; Avrupa kıtasında bulunan ülke ve ülke imamlarından sorumludur (Balkanlar hariç tüm Avrupa ülkeleri).

- AFRİKA İMAMI-MESULÜ; Afrika kıtasında bulunan ülke ve ülke imamlarından sorumludur (Afrika kıtasındaki tüm ülkeler).

- AMERİKA İMAMI-MESULÜ; Amerika kıtasında bulunan ülke ve ülke imamlarından sorumludur (Amerika kıtasındaki tüm ülkeler).

- ORTA ASYA İMAMI-MESULÜ; Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan (5 Türk Cumhuriyeti) ile Tacikistan ve Gürcistan ülke ve ülke imamlarından sorumludur.

- UZAKDOĞU İMAMI-MESULÜ; Afrika kıtası haricinde Orta Asya coğrafyası haricindeki Avustralya kıtası da dahil olmak üzere tüm Uzakdoğu ülke ve ülke imamlarından sorumludur.

- BALKANLAR İMAMI-MESULÜ; Balkan ülkelerinin tamamı ve ülke imamlarından sorumludur.

- Kırgızistan Ülke İmamları: Hacı Muammer Türkyılmaz (1992-1993 yılları arası), Naci Tosun (1994-1998 yılları arası), Aziz Gürcan (1988-2001 yılları arası), Orhan İnandı (ben) (2001-günümüze kadar)

- Kırgızistan Ülke İmam Yardımcıları: Hamza Türkoğlu (1993-1998 yılları arası), Yücel Bozkurt (1995-2001 yılları arası), Orhan İnandı (1995-2001 yılları arası), İhsan Palta (2001-2003 yılları arası), Ahmet Er (2001-2006 yılları arası), Bülent Eser (2003-2005 yılları arası), Orhan Oğuz (2005-2010 yılları arası), Süleyman Gümüşsoy (2005-2009 yılları arası), Eren Aksu (2008-2016 yılları arası), İskender İkinci (2006-2008 yılları arası), İsmail Soysal (2009-2015 yılları arası), Nurlan Kudaybergiyev (2015 tarihinden günümüze kadar)

- Türk Esnaflardan Himmet Sorumluları: Süleyman Şentürk (2001-2013 yılları arası), Mustafa Doğan (2013-2016 yılları arası), Salim Yıldız (2016 tarihinden günümüze kadar)

- Kırgız Esnaflardan Himmet Sorumluları: Jakşılık (2001-2004 yılları arası), Almaz Beyşenaliyev (2004-2007), İskender Ormanuulu (2007-2010 yılları arası), Jakşılık (2010-2019 yılları arası), Mars (2019 tarihinden günümüze kadar).”

TÜRKİYE’DEN HİMMET PARALARI AKTARILDI

Toplam
90 sayfaya yakın ifade veren Orhan İnandı, Türkiye’nin bazı illerinde toplanan paraların Kırgızistan’da kullanıldığını şöyle itiraf etti:

“Türkiye’deki il ve ilçeler ile Avrupa ülkelerinde bulunan cemaat mensubu ve ticari faaliyet gösteren sponsorlardan toplanan himmet paralarının, cemaatin yurtdışı yapılanması kapsamında faaliyet gösterdiği ülkeler arasından gönderileceği ülkeler önceden belirlenmiştir, Adapazarı, Düzce, İzmit, Gebze, Salihli, Soma, Karadeniz/Ereğli, İstanbul (Beşiktaş), Ankara, Konya, Almanya ve Hollanda ülkelerinde toplanan himmet paraları ise Kırgızistan ülkesine gönderilmektedir, bu şekilde 2001 tarihinde Kırgızistan ülkesine yıllık ortalama 120.000 ABD Doları himmet parası gönderilmekte iken 2012 tarihlerinde 180.000 ABD Doları’na kadar miktar arttı, bu cemaate ait açmayı planladığım eğitim kurumlarının finansını bu bahsettiğim himmet paralarından karşılamaya karar verdim.”

Orhan İnandı ifadesinde “etkin pişmanlıktan” yararlanmak istemediğini söylese de örgütün yurtdışı yapılanması konusunda oldukça detaylı bilgiler verdi.

Asıl önemlisi ise belki de ilk kez duyduğumuz “Yerelleşme” yönteminden söz etti. İnandı, yerelleşme yöntemini şöyle tarif etti: ”...cemaat içerisinde yetişmiş Kırgızistan uyruklu vatandaşları yine yurt, vakıf ve dernek kurma faaliyetlerine teşvik etmeyi amaçladım, bunun adı da “YERELLEŞME” olarak adlandırılmaktadır. Yerelleşme faaliyetlerine ilk olarak 2002-2003 yıllarında Ali Ursavaş ve Naci Tosun’un tavsiyeleri ile özellikle cemaatin ilk gittiği ülkeler olan Orta Asya ülkelerinde başlanmıştır. Ayrıca Fetullah Gülen de bu yerelleşme düşüncesini sohbetlerinde sık sık dile getiriyordu. Yerelleşmenin amaçlarından bahsedecek olursak: 1. amaç Kırgız vatandaşlar cemaati ve hizmet hareketini öğrensin, Türkiye’den oraya hangi düşünce ile gidilmişse, oradan yetişen öğrencilerin de aynı düşüncelerle kendi ülkeleri başta olmak üzere başka ülkelerde de hizmeti tanıtmak, hizmete eleman kazandırmak üzere faaliyet yürütmelerini sağlamaktı. 2. amaç ise artık Türkiye’den Kırgızistan’a öğretmen getirmek yerine Kırgız vatandaşlarının kendi öğrencilerinin eğitimlerini sağlamaktı.”

Türkiye’de “devletin kılcal damarlarına kadar sızmayı” amaçlayan FETÖ, yurtdışında ise “yerelleşme” yöntemini kullanmış. FETÖ Türkiye’de nasıl temizleniyorsa, yurtdışında yerleştikleri yerlerden sökülüp atılmalıdır.

X

Utanmaza bak!!!

Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, önceki gün yayınlanan “Al sana KHK’lı mağdur, “FETÖ mahrem imamı gariban öğretmen” yazım üzerine öyle bir tweet attı ki, cevap hakkı doğdu ama ona “hakkını” vermezsem olmaz.

Şöyle demiş Bekaroğlu; “Nedim Şener utanmadan yalan söylüyor, algı operasyonu yapıyor. Gazeteci değil, sanki ideolojik savaş elemanı! Sayın Kılıçdaroğlu, hiçbir zaman suç işleyen/suçu mahkeme kararı ile sabit olan KHK’lılar için ‘Hepsini işine iade edeceğim’ demedi.”

Kılıçdaroğlu’nun ne dediğine geleceğim ama önce tweet’inin gülünç kısmını yazayım, Nedim Şener utanmadan yalan söylüyor” demiş. Siyasi hayatı sağ muhafazakâr siyaset üzerine kurulu, Refah, Fazilet, Saadet ve Has Parti derken, hiçbir siyasi paydaşlığı olmayan “Atatürk’ün kurduğu” Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapan birisinin utanma duygusundan bahsetmesi gerçekten gülünç. Hele hele 2007 yılında CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’den çıkarılması için imza vermiş birisinin, o partinin önünden bile geçmemesi lazım ama bunun için önce utanma duygusu olacak.




FETÖ KUMPASLARININ ŞAKŞAKÇISI

FETÖ’nün Ergenekon kumpasının şakşakçısı

Yazının Devamını Oku

Al sana KHK’lı mağdur gariban ‘FETÖ’cü mahrem imam’ öğretmen!

“Abdullah K.: Ulaştırma Bakanlığı’nda mühendis, 672 sayılı KHK ile ihraç edildi.

Ahmet A.: 695 sayılı KHK ile Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ihraç.

Ahmet A.: Hacettepe Üniversitesi’nden 672 sayılı KHK ile ihraç.

Ahmet Ö.: Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmen, 672 sayılı KHK ile ihraç.

Adem O.: 675 sayılı KHK ile ihraç öğretmen.

Behçet D.: Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmen, 675 sayılı KHK ile ihraç.

Bülent K.: Doktor, 675 sayılı KHK ile ihraç.

Cavit P.: Halen Melikşah Üniversitesi’nde okutman.

Durmuş A.: Doktor, 675 sayılı KHK ile ihraç.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyada FETÖ’cülerin yüzde 75’i ‘Atatürkçü’ kılığına büründü

Cumartesi günü, İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası’nda meşhur doktora salonunda Türkiye Hukuk Platformu tarafından düzenlenen, “Darbelerle Mücadele Yöntemleri” sempozyumunda, “FETÖ’nün Sosyal Medya Taktikleri” konusunda bir konuşma yaptım.

Konuşma konusunu böyle seçmemin sebebi, artık herkesin elindeki telefon aracılığı ile her türlü dezenformasyona, algı operasyonuna, yalana açık hale gelmesi.

FETÖ’cülerin en aktif oldukları sosyal medya üzerinden, yalanlarla kandırdıkları sıradan insanların hukuk önünde başını belaya sokmaları.

İnsanların bilgi paylaşması ve tartışma yapması için önemli bir araç olan sosyal medya, başta FETÖ olmak üzere terör örgütleri tarafından tam bir yalan bataklığına, hakaret ve iftira çukuruna dönüştü.

YALAN, FETÖ’NÜN SİLAHI

Halka ve devlete karşı savaşı neredeyse, yalanı silah gibi kullandıkları sosyal medya üzerinden veriyorlar. Yalnız bugünü değil, geleceği de ilgilendirdiği için konuşmamı bu konuya ayırdım. İstanbul Üniversitesi’nin duvarları arasında kalmasın diye burada da bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hatırlayacaksınız, bu sene çıkan orman yangınları sırasında benim “sosyal medya kundakçıları” dediğim gruplarla ilgili bir rakam paylaşmıştım.

Emniyet Siber Suçlar Mücadele Dairesi’nin tespitine göre, yangınlar sırasında sosyal medya üzerinde sistemli bir şekilde dezenformatif, manipülatif ve propaganda amaçlı hashtag ve paylaşımların yüzde 32’sinin FETÖ, yüzde 23’ünün marjinal sol, yüzde 18’inin PKK, yüzde 12’sinin DHKP-C ve yüzde 15’inin de genel kullanıcılar tarafından paylaşıldığını yazmıştım.

FETÖ’CÜLER ATATÜRKÇÜ KİMLİĞİNE BÜRÜNÜYOR

Yazının Devamını Oku

Avrupa basınının DEAŞ sessizliği

Gün geçmiyor ki “Medeni Batı”nın “Doğu”da işlediği bir insanlık suçu ortaya çıkmasın!

Irak’ta işkence, tecavüz ve infazlar, Suriye’de işgal ve teröre destek, Afganistan’da salkım, fosfor bombaları ve sivil katliamları...

Televizyon haberlerindeki anonslar gibi oldu biliyorum ama Avrupa ve Amerika’nın Ortadoğu’da işlediği insanlık suçlarına dikkat çekmek için bu cümle ile giriş yapmak istedim.

Kendine “medeni” diyen Avrupa ve Amerika’nın işlediği suçlar kadar, Ortadoğu’da bu suçlardan zarar görenlerin elinden bir şey gelmeden olup biteni seyretmesi artık olağan hale geldi.

Buna bir de ifade özgürlüğü hakkında atıp tutan Avrupa basınının düştüğü hal eklendi. Gerçi bizler Batı basınının, yalan haberlerle emperyalist ülkelerin işgali öncesi gerekçeler ürettiğini biliyoruz. Ama Fransa’da ortaya çıkan skandala karşı sessizlik tam bir ikiyüzlülük.

Anadolu Ajansı, dikkatli ve titiz bir araştırmayla Fransız Lafarge çimento şirketinin 2014 yılında terör örgütü DEAŞ’a finansman sağladığına ve bunu yaparken de Fransız istihbaratının tüm olup bitenlerden haberdar olduğuna dair belgelere ulaştı.

Dünya kamuoyu, 2016 yılında, Fransız çimento şirketi Lafarge’ın Suriye’deki iç savaş sırasında haraç vererek terör örgütü DEAŞ’ı finanse ettiğine dair haberleri okumuştu.

Şirketin ayrıca DEAŞ’a ödemeler yaparken örgütten malzeme ve akaryakıt temin ettiği de biliniyordu.

Yazının Devamını Oku

Ayasofya’ya ayak basmayan ‘Fatih’ olur mu?

Birini övmek için benzetme yaparken dozu kaçırırsanız ona en büyük kötülüğü yaparsınız. Övgüde de, yergide de “mübalağanın” fazlası zararlıdır. Hele, bu kişi siyasetçi olursa.

Hele de benzetilen kişi Fatih Sultan Mehmet, övülmek için ismi yan yana getirilen kişi de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu olunca.

Sebebine geleceğim...

Konumuz İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in benzetmeleri. Bir süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı İsrail’in eski Başbakanı Netanyahu’ya benzetmesiyle tepki toplayan Akşener bu kez de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu “Fatih Sultan Mehmet” ile eş tuttu. Bir hafta geçmesine rağmen tartışması da bitmedi.

FATİH-BİZANS BENZETMESİ

30 Ağustos Zafer Bayramı kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Yenikapı’daki kutlamalarına Ekrem İmamoğlu ile birlikte sahneye çıktığında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nu, bir çağı açıp birini kapatan, 1453’te İstanbul’u fetheden Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’e şu sözlerle benzetti. “Fatih Sultan Mehmet aynı senin gibi dedi ki: ‘Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul’u alırım.’ Bizans’a rağmen, Avrupa’ya rağmen, Haçlılara rağmen ‘Ya İstanbul’u alırım ya İstanbul beni alır.’ İki kararlı lider ve İstanbul alındı. İstikbalimiz dedi, ikinci istikbal fethidir” dedi.

Elbette, Akşener’in bu benzetmesinde derin siyasi anlamlar var.

Hele ki sahneye, onu İBB Başkan adayı olarak belirleyen

Yazının Devamını Oku

Türkiye, 130 büyükelçiye Amerika-terörist PKK/YPG/SDG ilişkisi raporu gönderdi

Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan’dan çekilmesi sonrası, ABD medyasında, Suriye’deki askerlerini de çekeceği iddiaları gündeme geldi.

Hatta ABD Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına yakınlığı ile bilinen Foreign Policy dergisinde, “Ortadoğu Amerika’nın Suriye’den çıkışına hazırlanıyor” başlıklı yazıda, böyle bir karar karşısında Arap ülkelerinin Esad rejimi ile ilişkilerini onarma yarışına girdiği aktarıldı.

Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın değişen derecelerde ve farklı hedefler peşinde olsalar da Suriye hükümetiyle ilişkilerini derinleştirdiği belirtildi. Önceki ABD Başkanı Trump’a atıf yapılarak, “ABD Başkanı Joe Biden’ın benzer bir ‘görev tamamlandı’ beyanına dayanan Afganistan politikası göz önüne alındığında, muhtemelen Washington’ın Suriye’den çıkışına hazırlanacaklar. Ne de olsa ABD yönetiminde Suriye’nin hayati bir ABD çıkarı olduğunu alenen savunan birini bulmak zor” denildi.

Böyle bir durumdan en fazla etkilenecek olan ise 2014’tan beri ABD’nin desteklediği terör örgütü PKK/YPG’nin ana gövdesini oluşturduğu SDG.

Elbette diğer bir sonucu terör örgütü PKK/YPG/SDG’ye karşı mücadele veren Türkiye’nin elinin güçlenmesi olacak.

UZUN SÜRMEYECEK

Yazının Devamını Oku

PKK/HDP, ‘Sarı ceset torbası’ layık görüyor - Anneler evlatları damatlık giysin istiyor

Diyarbakır Anneleri tam iki yıl önce eyleme başladı ve 32 evlat, ailesine kavuştu ama birileri hâlâ bunu görmüyor. Bazıları damatlık giyip aile bile kurdular. Acılı anneleri desteklemeyen sözde aydınlar, gazeteciler, yazarlar, sanatçılar; 32 evlat sarı ceset torbası ile gelse daha mutlu mu olurdunuz?

EVLENMEK üzere son hazırlıklarını yapan oğlu Mehmet Akar’ın düğüne üç gün kala HDP Diyarbakır İl Başkanlığı aracılığıyla terör örgütü PKK’ya gönderileceğini öğrenen Hacire Akar, oturma eylemi başlattığı 22 Ağustos 2019 günü, parti binası önünde TRT Kürdi kanalına Kürtçe şunları söylüyordu:

“İnsan hakları nerede? Buraya gelsinler. Eğer insan hakları olsaydı, düğününe 3 gün kalan parmağında yüzük olan oğluma böyle yapılmazdı. Neden insan hakları savunucuları burada değil? Neden hesap sormuyorlar? Bu menfaatperestlerden neden hesap sormuyorlar? Bunların hepsi menfaatlerinin peşinde koşanlar. Gelip buraya doluşmuşlar, gencin birisinin işi düşse korkudan buraya gelemiyor. Onları içeri alacaklar, ilaçlarla haplarla beyinlerini uyuşturacaklar, onları büyüleyip dağa gönderecekler.

Eğer gelmezse yakacağım bu binayı, ne cezam varsa çekeceğim.

HDP katliam yeridir, zalimlerin mekânıdır, baskının merkezidir.

Bir evden üç insanı almak nerede görülmüş? 3 insanı bir evden alıp parçalayıp atmak nedir?

Aynı bu oğlum gibi aldılar, kaybettiler sonra haber saldılar, ‘Haydi gel cenazeni al’ dediler. Cenazeyi bile görmedim. Haklı mıyım, haksız mıyım, siz söyleyin. Ciğerim yanıyor, akşam oldu herkes evine gitti, neden ben buradayım. Neden yanımda kimse yok? Hepimiz anneyiz, hepimizin ciğeri yanıyor diyorlar. Hepsi yalan, eğer hepimiz anneysek neden benim yanımda bir anne yok? Demek ki bu işte bir sahtekârlık var. Onların çocukları sabah işine gücüne gidiyor, neden ben buradayım ve oğlum neden yanımda değil. Oğlum neden gitsin masum insanları katletsin? Neden gitsin, sebep ne olabilir ki?

Kim bana saldırdı, kim evimi talan etti, kim onları kaçırdı?

Yazının Devamını Oku

Kundakçı PKK’nın ‘temizlikçisi’ Demirtaş

Terör örgütü PKK’nın siyasi sözcülüğünden ileri gitmeyen HDP’nin eski eş başkanlarından Selahattin Demirtaş, Twitter hesabından şu utanmazca mesajları attı:

“Dersim’deki orman yangınlarının söndürülmemesinin nedeni yetersizlik değildir. O bölgedeki ormanların çoğu bilinçli olarak yakılır ve kimsenin de müdahale etmesine izin verilmez. On yıllardır sürdürülen bilinçli ve resmi bir politikadır bu.

Bu gerçeği herkes bilir ama ne yazık ki kimse söylemeye cesaret edemez. 38’de Dersim neden bombalandıysa ormanlar da aynı gerekçeyle yakılıyor.

Kalbim Milas, Marmaris ve Manavgat’ta olduğu gibi, felakette bile ayrımcılığa uğrayan Dersim, Başkale ve Şemdinli’deki halkımızla birlikte atıyor.”

TUNCELİ’DEKİ YANGINI PKK ÇIKARDI

Tunceli Emniyet Müdürlüğü’nden edindiğim bilgiye göre; yangının çıktığı Tunceli Hozat-Ovacık arasındaki Ali Baba Boğazı’nda, bir süre önce karakol yapımı için malzeme taşıyan kamyona teröristler tarafından ateş açıldı. Jandarma’nın operasyon başlatmasıyla, PKK’lı teröristler meşelikleri yaka yaka bölgeden uzaklaştılar. O gün başlayan yangın değişik noktalarda devam ediyor. Yangına müdahale edilememesinin sebebi, bölgedeki teröristlerin varlığı ve kurdukları tuzaklar. Devlet bir yandan yangın ile ilgili söndürme çalışmaları yaparken diğer yandan kaçan teröristlere yönelik operasyonları yürütüyor. Nitekim “özel güvenlik bölgesi” niteliğindeki alanda çıkan yangın sırasında 20 EYP’de patladı. İHA’ların tespit ettiği teröristlerle girilen çatışmada bölgede bulunan teröristlerden birisi ölü ele geçirildi. Gerçek buyken, Demirtaş isimli şahıs yine suçu devletin üzerine atıyor.

CİZRE-BODRUM’U UNUTTU

Bölücü terör örgütünün sözcüsü

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu devletin kapısını FETÖ’cülere açacak

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, kendinden önceki genel başkan Deniz Baykal’a ve partisinde milletvekilliği yapmış kişilere kumpas kuran Fetulahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarını çok memnun eden; tuhaf, tuhaf olduğu kadar Türkiye için çok tehlikeli bir açıklama yaptı.

15 Temmuz’dan sonra Kanun Hükmünde Kararnamelerle devlet memurluğundan çıkartılan 125 bin 678 kişi arasında, “göreve iade” kararı verilen 14 bin 455 kişi yerine “herkesin” görevlerine döneceğinin işaretini verdi. CHP iktidarı ile tekrar devlete yerleşme umudu doğan firari FETÖ mensupları sevinçlerini gizleyemedi.

Bir kesim ise oldukça sessizdi...

AKP’li Bülent Arınç, “KHK faciadır” dediğinde yeri göğü inleten FETÖ kumpasları ile hapislere girmiş olan CHP milletvekilleri, her fırsatta FETÖ’ye karşı olduğunu söyleyen parti teşkilatı, üyeleri, tabanı ve yandaş gazetecileri ise bu kez suskun.

Neyse, konu FETÖ olunca benim için Bülent Arınç ile Kılıçdaroğlu arasında fark yoktur, sözümü ona da söyledim buna da söyleyeceğim.

HATA DEĞİL PARTİ POLİTİKASI

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, geçen hafta Çorum ziyareti sırasında tam olarak şunları söyledi:

“Geçen özel harekâtta çalışan bir polis, Ankara Mamak’ta karşılaştık. ‘Beni kanun hükmünde kararnameyle attılar. Gittim savcılığa, savcı takipsizlik verdi.

Mahkemede hiçbir zaman yargılanmadım ve mahkûm edilmedim. Beni görevime vermeleri lazım. ‘Hayır efendim seni göreve geri veremeyiz...’ Niye veremiyorsun? Sözüm söz, bütün bu adaletsizlikleri düzelteceğim. O kanun hükmünde kararnamelerle görevden alınan, işine son verilen, ekmeği elinden alınan herkesi görevine iade edeceğim. Yeter ki teröre bulaşmasın.”

Yazının Devamını Oku

Türk askeri döndü ABD’nin kaos planı çöp oldu

En büyük endişem; Amerika Birleşik Devletleri’nin yönlendirmesiyle Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nı koruma görevine soyunmasıydı.

Aklıma hep Türkiye’nin Suriye’ye sokuluşu geliyordu.

Bana göre, Amerika’nın planı, tıpkı Suriye’de olduğu gibi, Afganistan’da da Türkiye’nin başını belaya sokmaktı.

14 Haziran’da ABD Başkanı Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı görüşme sonrası, havaalanı koruma konusu sürekli gündemde kaldı. Taraflar görüşmelere devam ederken Taliban hızla ilerleyip, beklenmedik bir zaman içerisinde Kabil’i aldı.

ABD’NİN BEKLENTİSİ ÇATIŞMA İDİ

Amerika’nın beklentisi ise çekilme sonrası Taliban ile Afgan hükümet güçlerinin savaşmasıydı.

ABD Başkanı Biden, 75 bin Taliban üyesine karşın savaş uçakları da olan 300 bin kişilik iyi donanımlı Afgan ordu birliklerine karşı bir zafer elde edemeyeceğini söylüyordu.

Ama daha Amerikan güçleri çekilmeye başlamadan Afgan birlikleri silahlarını da bırakarak ülkeye terk etti. Afgan Genelkurmay Başkanı’nın sivil giysiler içinde, havaalanında kendisini götürecek bir uçak beklerken çekilmiş görüntüleri de basına yansıdı.

Yazının Devamını Oku

Amerika’nın KCK/PKK/YPG’yi de kullanıp attığı günleri göreceğiz

Malatyalı İşadamları Derneği (MİAD), 2006 yılı nisan ayında 3. Fikir Platformu toplantısı çerçevesinde bir toplantı düzenledi.

Katılımcılardan birisi de Malatyalı gazeteci Hrant Dink’ti. 19 Ocak 2007’de katledilmesinden 8 ay önce yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Geçmişte İngilizlerin, Fransızların, Rusların, Almanların şu topraklar üzerinde oynamış oldukları rol neyse bugün de aynen tekrarlanıyor. Geçmişte Ermeni halkı onlara güvendi.
Kendilerini Osmanlı zulmünden kurtaracak sandılar ama yanıldılar. Çünkü onlar geldiler, kendi işlerini, hesaplarını yaptılar, çekip gittiler ve burada kardeşi kardeş ile kan içerisinde bıraktılar. Ve bugün Kürtlerin yaşadığı aynı budur.

Bugün Amerika geldi, Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti oluşturmak üzere. Kürt kardeşlerimiz için orası bir çekim alanı oldu. Ne oldu, bir başka şey mi oldu? Bir ümit mi oldu? Bu çok tehlikeli bir gidiş.

Amerika bu, gelir, kendi hesabını yapar, işine bakar, işi bittiğinde de çeker gider. Ondan sonra insanları burada kendi didişmesi içinde bırakır.”

‘SEÇİLMİŞ’ HÜKÜMETİ DEVİREN SİLAHLI ÖRGÜT

O gün yaşananlar ve bugünkü gelişmeler Hrant Dink’in analizinin tarihsel olarak son derece doğru bir tespit olduğunu gösteriyor. Dünyanın gözü önünde Afganistan’da yaşananlar Hrant Dink’in analizini doğruluyor.

“Amerika bu, gelir hesabını yapar, işine bakar, işi bittiğinde de çekip gider, sonra da insanları burada kendi didişmesi içinde bırakır.”

Yazının Devamını Oku

Emirhan’ı, 6 yaşındaki Suriyeli İbrahim mi öldürdü?

Ankara’nın Altındağ ilçesinde Battalgazi Mahallesi’nde önceki gün parkta oturan Emirhan Yalçın ve Ali Yasin Güler ile Suriye uyruklu Yahya Abdo ve Muhammed Abdo arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü.

Yahya Abdo, yanında bulunan bıçakla Emirhan Yalçın ve Ali Yasin Güler’i bıçaklayarak kaçtı. Hastaneye kaldırılan yaralı Emirhan Yalçın, hayatını kaybetti.

Hayatının baharında gencecik bir evladımız bir katil tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Elbette kanun bunun hesabını soracaktır.

Nitekim olaydan sonra gözaltına alınan Yahya Abdo ve Muhammed Abdo, sevk edildiği adliyede çıkarıldıkları mahkemece ‘tasarlayarak öldürme’ suçundan tutuklandı.

SURİYELİ DÜŞMANLIĞI

Ardından, Türkiye’de son yıllarda yaratılan ve köpürtülen “Suriyeli” diyerek tanımlanan yabancı düşmanlığı sokağa döküldü. Altındağ ilçesinde özellikle Suriyeliler başta olmak üzere yabancı uyrukluların oturduğu evlere, işyerlerine saldırıp, araçlarına zarar verdiler.

Dışarıdaki linç grubunun attığı taşlar akşam vakti ne olduğunu bile bilmeyen insanların camlarından içeri girdi ve çoluk çocuk herkesin yaralanmasına sebep oldu.

LİNÇ GRUBUNUN PROVOKASYONU

Yazının Devamını Oku

Sabotaj mabotaj...

21 Şubat 1993 tarihinde terör örgütünün yayın organı Serxwebun dergisinde PKK elebaşı Öcalan’ın “Türkiye’deki tüm turizm sahalarına eylem kararı aldık” başlıklı yazısı yayınlandı.

Yazıda, “Partimiz, Ege, Akdeniz, Marmara ve Kürdistan’daki tüm turistik girişimlere karşı silahlı mücadele ve eylem kararı almıştır. Bütün turistik alanlar, oteller, plajlar ve diğer sahalar bu eylem alanımız içindedir...

Bu sene Türkiye’nin turizm faaliyetine karşı geliştirilecek her türlü bombalı saldırı, yakma ve imha etme eylemlerinde ortaya çıkacak insan kaybından PKK sorumlu olmayacaktır...” diyordu.

PKK elebaşı aynı dergide, 1994 yılı ağustos ayında da örgütüne şu talimatı vermişti: “Halkımızın büyük bir kesimi metropoldedir, Antalya’da, İzmir’de ve İstanbul’dadır; fakat ‘Gelsin parti burada da büyük eylem yapsın’ diyorlar. Peki sizler orada yüz binler varsınız, bir kibrit kıvılcımı çakıp orman yakmak zor mudur?

Üç genç birleşse, kesin bir faşist vurabilir, kesin bir dükkânı veya fabrikayı yakabilir, yüz yerde orman yangını çıkarabilir.”1984 yılından beri 10 binlerce insanımızı katleden PKK, 1993’ten itibaren de ormanları, sanayi kuruluşlarını, evleri, sokaklarda araçları kundaklıyor.

53 İLDE 270 YANGIN

Bu yıl 29 Temmuz’dan itibaren Türkiye’nin 53 ilinde çıkarılan 270 orman yangını ise bunun devamı niteliğinde. Orman ekiplerinin, itfaiye ve gönüllü yurttaşların çabası sonucu dün itibarıyla 267 yangın kontrol altına alındı. Yangınlarla ilgili her şey konuşuldu ama üzerinde en az durulan bu yangınların çıkış nedenleriydi.

Aynı ilde farklı bölgelerde onlarca noktada bir anda başlayan yangınlarla ilgili terör örgütü PKK’ya bağlı “Ateşin Çocukları” isimli terörist grubun açıklaması nedense yeterince tartışılmadı. PKK’nın siyasi kanadı HDP, “Yangın kimden çıktıysa çıktı” diyerek sözüm ona kınama mesajı yayınladı. Ama HDP ile işbirliğine kelleyi koymuş muhalefet partilerinin tepkisizliği dikkat çekici.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya kundakçıları milli güvenlik sorunudur

Öncelikle genel bir rakam verelim: Dünya üzerinde 7 milyar 83 milyon internet kullanıcısı, 4 milyar 20 milyon da sosyal medya kullanıcısı var. Türkiye’de ise 84 milyon internet kullanıcısı, 60 milyon da sosyal medya kullanıcısı bulunuyor. (Kaynak: Hootsuite ve We Are Social 2021 Dijital Türkiye Raporu)

Avrupa genelinde sosyal medya kullanım oranı yüzde 30’da kalırken Türkiye’de bu oran yüzde 70’i buluyor.

Dolayısıyla, sosyal medya hem ticari olarak, hem siyasi mesajların paylaşıldığı hem de toplumsal konuların tartışılmasında, en çok kullanılan alan.

Sosyal medya her türlü legal faaliyet için önemli bir iletişim mecrası görevi yaparken maalesef illegal örgütlerin dezenformasyon faaliyetleri konusunda cirit attığı yerlerden birisi, hatta birincisi oldu.

Çünkü geleneksel medya yani televizyon, radyo, gazete hatta internet siteleri gibi yasalara uyma zorunluluğu bulunmadan her türlü sahtecilikle; istenilen yalan, dezenformasyon, hakaret, halkı kışkırtma yapılabildiği gibi çocuklara, kadınlara yönelik suçlar da işlenebiliyor.

ÖRGÜTLERİN HEDEFİ

Türkiye, nüfusunun yüzde 70’inin sosyal medya kullanıcısı olması nedeniyle illegal örgütlerin hedefinde bulunuyor.

İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü (EPFL) tarafından yapılan, 2015-2019 yıllarını kapsayan ve Türkiye üzerine odaklanan araştırmaya göre; Türkiye’deki sosyal medya gündem başlıklarının yüzde 47’si, dünya trend listelerine giren başlıkların da yüzde 20’si sahte.

Bu sahte başlıklar BOT yani bilgisayar yazılımları aracılığıyla oluşturulan ve gerçek kullanıcılar tarafından kullanılmayan, takipçi ve etkileşim oranlarını arttırmak amacıyla kullanılan hesaplar. BOT kelimesi Robot’tan geliyor ve sahte hesap anlamında kullanılıyor.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyanın kundakçıları: %32 FETÖ %23 Marjinal sol %18 PKK %12 DHKP-C

Türkiye, bir yandan ormanlarındaki yangınlarla, diğer yandan bu yangına körükle giden sosyal medya hesaplarıyla boğuşuyor.

28 Temmuz ile 3 Ağustos arasında 38 ilde 154 yangından 145’i kontrol altına alındı, 9 yangın ise devam ediyor.

Ancak, sosyal medyadaki kundakçılar hiç boş durmadı, bir türlü kontrol altına alınamıyor.

İletişim hakkı ve fikir özgürlüğünün en ileri düzeyde kullanımını sağlayabilecekken, terör örgütlerinin, istihbarat örgütlerinin, etki ajanlarının, kötü niyetlilerin elinde; insanların ruh sağlığını, toplumların huzurunu bozan bir mecraya dönüştürülen sosyal medya platformları elbette tüm devletler tarafından yasalar çerçevesinde yakından izleniyor.

TERÖR ÖRGÜTLERİ VE MEDYA KULLANIMI

Eskiden her tür terör örgütü, amacı doğrultusunda; toplumda korku ve paniği yaymak ve propaganda yapmak için, hazırladığı yazılı metin ve görselleri bir araya getirir, basacak matbaa bulur, kâğıt temin edip dergi veya kitabını basardı. Sonra da onu dağıtmak ya da gizli gizli satmaya uğraşırdı. Bu yolla da çok sınırlı sayıda kişiye ulaşabilirdi.

Şimdi ise, ister örgüt propagandasını yapmak, ister korku ve panik yaymak, ister “algı operasyonları” için bir sosyal medya hesabı açması yeterli. Kapatılsa dahi kendisi ya da aynı örgütten bir başkası hemen benzerini açabiliyor.

Bilinen nedenlerden kaynaklandığı gibi, terör örgütü PKK tarafından da üstlenilen sabotajlarla çıkarılan yüzlerce orman yangını ile ilgili sosyal medyada yaşanan tartışmalar nasıl bir kaos ortamına itildiğimizi gösteriyor.

Avrupa’da yüzde 30 olan sosyal medya kullanımının Türkiye’de yüzde 70’i bulması, tüm bu yapıların dikkatini çekiyor. Terör örgütleri de her vesileyle sosyal medyayı operasyon üssü haline dönüştürüyor.

Yazının Devamını Oku

‘Prof. Dr’ değil ‘Prov. Dr.’ Mithat Sancar

HDP, kapatılan diğer partileri gibi; PKK terör örgütü elebaşının talimatıyla kurulmuş, yapılanmış, politikalarını terör örgütünün talimatlarına göre şekillendirmiş ve onların sözcülüğünden öteye gitmeyen bir partidir.

“Gidemeyen” demiyorum çünkü isteseler de gidemezler.

Çünkü parti yönetimi, milletvekili adayları bile dağdaki teröristlerin onayından geçer. PKK ve HDP öylesine iç içe geçmiştir ki; Türk Kürt demeden, bebek, kadın, çocuk, asker, polis, korucu katletse de HDP, terör örgütüne tek bir kelime edemez.

‘PKK’YI SEÇMENLERİMİZİN ÇOCUKLARI KURDU’

HDP milletvekili Erol Katırcıoğlu, “Neden ‘PKK bir terör örgütüdür’ diyemiyorsunuz” sorusuna aynen şu karşılığı vermişti; “Allah aşkınıza bir annenin çocuğuyla, bir babanın oğluyla ilişkisi arasına biz nasıl mesafe koyabiliriz ki? PKK bu toprakların insanlarından oluşuyor ve bizim seçmenlerimizin çocukları veya akrabaları dağa çıkmışlar ve PKK’yı kurmuşlar.”

Kısmen yanlış, kısmen çarpıtma kısmen de doğru olan bu sözlerin üzerinde ayrıca durmak gerekiyor. HDP ve PKK ilişkisine uzun uzun değineceğiz.

PKK/HDP’YE KARŞI  SAVUNMAMI KİTAP YAPACAĞIM

Nitekim CNN Türk’te, “HDP’nin terör örgütü PKK’nin siyasi kolu olduğunu bile bile oy verenlerin oyları benim için, askerimin üzerine sıkılan kurşun gibidir” sözlerim üzerine HDP Hukuk biriminin girişimiyle hakkımda soruşturmalar başladı.

Yazının Devamını Oku

Artık zamanı gelmedi mi; Açıklayın Bylock’çu AKP’li bakanları

Hiç beklemediğimiz bir zamanda, hiç beklemediğimiz bir şekilde; Fetullahçı Terör Örgütü’nün “sır küpü”, “Tarık” kod adlı Alpaslan Demir, yani örgütün kripto haberleşme sistemi Bylock’un lisansı üzerine kaydedilen “David Keynes” Türkiye’ye gelip teslim oldu ve FETÖ ile ilgili itiraflarda bulundu.

Uzun ve karmaşık bir cümle oldu değil mi?

Konu FETÖ, hele hele hepsi kaçmaya çalışırken Bylock isimli kripto haberleşme sisteminin lisansının sahibi FETÖ’cünün teslim olması elbette şaşırtıcıdır.

“Amacı ne?” “Neden şimdi?” soruları havada uçuşuyor.


TUHAF BİR KİŞİLİK

2012’de Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olup adını “David Keynes” olarak değiştiren Alpaslan Demir, “tuhaf” bir kişilik.

1997 yılında FETÖ’den ayrıldığını söylüyor ama teslim olduğu 9 Haziran 2021’e kadar anlattığı tüm olaylar, verdiği tüm isimler FETÖ üst düzey yönetiminden.

Yazının Devamını Oku

Tunus’ta da demokrasiyi savunurken 15 Temmuz’u koruyabilecek miyiz?

15 TEMMUZ darbe girişiminin yıldönümünde; 5 yıl önce kimler sokağa çıktıysa, Fetullahçı Terör Örgütü’ne karşı kimler direndiyse yine onlar sokaklarda, meydanlardaydı.

5 yıl önce kimler bankamatik, market, benzin istasyonları kuyruklarında, kimler kadeh kaldırıp darbeyi kutladıysa, kimler balkonlarından alkışladıysa; onlar yine evlerindeydi.

İki muhalefet partisi; CHP ve İyi Parti’nin, halen görev yaptıkları Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin darbeciler tarafından kapatılmasının önlendiği 15 Temmuz’un 5’inci yıldönümündeki sıradan açıklamaları dikkatinizi çekmiştir.

İP’LİNİN GERÇEK YÜZÜ

Sadece bu değil, daha kötüleri de yaşanmaya başladı. Önceki yıllarda bazı örnekleri tek tek yaşansa da daha önce iki darbe, bir post-modern darbe, üç muhtıra görmüş Türkiye demokrasi tarihinde ilk kez halkın direnişiyle başarısız olan 15 Temmuz darbe girişimine karşı duranlara açıktan saldırılar yapılmaya başladı.

İyi Parti’nin Tokat İl Başkan Yardımcısı Uğur Songül Sarıtaşlı, Twitter hesabından, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı ele geçirmek için gelen FETÖ’cü General Semih Terzi’nin değil, onu vurduktan sonra şehit edilen Ömer Halisdemir’in “darbeci” olduğu ile ilgili; gerçeklerle bağdaşmayan hatta alçakça bir mesaj paylaştı.

Tepkiler üzerine silse de, Savcılık soruşturma açsa da o mesaj bir zihniyeti yansıtıyor. İfadesinde, “Ne Semih Terzi’yi ne de Ömer Halisdemir’i tanımadığını” söylemiş. Alçakça mesajını yalanla süslemiş.

Bunlar 15 Temmuz darbesine karşı direnişi yıpratma, itibarsızlaşma girişiminden başka bir şey değil.

Yazının Devamını Oku

ABD emperyalizmi terör ve Abdi İpekçi

Gazeteciliğe 1991 yılı sonbaharında, Şişli, Zincirlikuyu, Kore Şehitleri Caddesi’nde “İlk Haber” isimli yeni çıkmakta olan bir gazetede başladım. Genel Yayın Yönetmeni Bab-ı Ali’nin en tecrübeli isimlerinden Tevfik Yener’di. İki, üç aylık bir maceradan sonra kapandı.

Ekonomi Servisi şefim rahmetli Namık Ahıska’nın alacaklarımın karşılığı olarak oldukça eski bir daktiloyu verip, “Hakkını helal et” sözlerini ve ayrıldığımızı hatırlıyorum.

Kısa süre sonra Cağaloğlu’ndaki Dünya Gazetesi’nde işe başladım. 1992 yılı Nisan ayında artık 212 sayılı Basın İş Kanunu’na göre; hem de Bab-ı Ali’de çalışan bir gazeteci olmuştum.

Cağaloğlu Yokuşu’ndaki Dünya Gazetesine gitmek için her gün Kapalıçarşı’dan geçip, Nuri Osmaniye kapısından çıkar, biraz ileride sağ tarafta bulunan Milliyet Gazetesi’nin binasına bakardım. Hayalim Milliyet muhabiri olmaktı.

Bir akşam yine eve dönerken Milliyet’in önünden geçtiğim sırada Tevfik Yener ile karşılaştım. Ona, Dünya Gazetesi’nde çalıştığımı söyleyince “Bak oğlum gazetecilikte bir ekibin parçası olmazsan geleceğin olmuyor, herkes Tevfik Yener olmuyor, tek başına harcanırsın” dedi.

27 YILDIR AYNI BİNADA

Hiç kızmadım aksine beni düşündüğü için teşekkür ettim, ayrıldık. 1993 yılı sonu 1994 gibi Milliyet, Bağcılar’a taşındı. Benim kaderimden herhalde, kısa süre içinde Dünya Gazetesi de Bağcılar’daki merkezine geçti.

Böylece Milliyet ve Dünya gazeteleri komşu olmuştu. 1994 yılı Kasım ayı başında Milliyet’in Ekonomi Şefi Şeref Oğuz’un benimle görüşmek istediği söylendi. Görüşmeye gittim, gidiş o gidiş. Hayalim gerçek oldu; Milliyet muhabiriydim.

Artık Abdi İpekçi’nin Milliyet’inde muhabirlik yapacaktım. Gazetenin başında rahmetli Ufuk Güldemir vardı ama benim

Yazının Devamını Oku

‘Gazetecilerin’ karartmaya çalıştığı gazeteci cinayeti

Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili Fetullahçı Terör Örgütü mensubu istihbaratçı ve kamu görevlilerinin yargılandığı 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararını okurken, 14 yılda yaşadıklarım, yazdığım yüzlerce haber ve köşe yazısı ile “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” ve “Kırmızı Cuma” kitaplarım, FETÖ’cü istihbaratçıların yargılandığı Dink davasındaki saatler süren “tanıklığım” bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden.

19 Ocak 2007’de işlenen cinayetten hemen bir hafta sonra Ankara’da Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan’ın, “Emniyet İstihbarat’ta tuhaf şeyler oluyor; Dink cinayeti ile ilgili delil karartmak için Log kayıtlarını siliyorlar. Bir de Erhan Tuncel, yardımcı istihbarat elemanı çıkmış” cümlesinin hayatımı bu kadar değiştireceğini düşünmemiştim.

Sadece benim değil, bana bilgi verdiği öğrenildiği için, cinayetten sorumlu olan FETÖ’cü istihbaratçı Ali Fuat Yılmazer ve ekibinin, “uyuşturucu kaçakçısı” iftirasıyla tutuklanan Emin Arslan’ın hayatı da eskisi gibi olmayacaktı. Hatta, devrimci örgüt üyesi diye tutuklanan Hanefi Avcı, Arslan’a destek olduğu için Yılmazer ve ekibinin komplosuyla bir de Ergenekon’dan tutuklanacaktı.

Emin Arslan’dan duyduklarım sonrası; “Log kaydı ne, yardımcı istihbarat elemanı nedir?” bilmeden, cinayetin işlendiği İstanbul’da kim varsa ulaşmaya çalışıyordum.

Cinayetten tam 10 gün sonra 28 Ocak 2007 günü Sabah Gazetesi’nde Fatih Altaylı’nın, “Büyük Abi Erhan Polis Muhbiri” manşetini görünce, haberi benim çıkartıp yazamadığıma üzülmek bir yana, bundan sonra gerçeğin konuşulacağını düşünerek seviniyordum. Elimdeki ikinci ipucu artık iyice kıymetlenmişti; Log kayıtlarının silinmesi yani cinayet delillerinin karartılmasının peşine düşmeliydim.

FOX TV’NİN DİNK YALANI

O da ne? Sabah’taki haberden sonra FOX TV’den Ercan Gün, katil Ogün Samast’ın, Atatürk’ün sözünün yazılı olduğu posterin önünde elinde Türk bayrağı ile gözaltına alındığı Samsun Otogarı’nda çekilmiş görüntülerini yayınlıyordu. Böylece, 28 Ocak 2007’de Sabah’taki yazı ile cinayetin arkasındaki FETÖ’cü istihbaratçılar tartışılacakken, FOX TV’nin 1 Şubat tarihli haberiyle “Cinayeti Atatürkçüler işledi” tartışmasına geri dönüldü.

Daha sonra tartışma,

Yazının Devamını Oku