GeriNedim ŞENER ‘Eve erzak almaya değil devletimize sahip çıkmaya geldik’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Eve erzak almaya değil devletimize sahip çıkmaya geldik’

Askerliğini gönüllü komanda olarak tamamladıktan kısa süre sonra İstanbul Ortaköy’de baba ocağına dönen 21 yaşındaki Batuhan Ergin’in, 15 Temmuz gecesi Boğaz Köprüsü’nün Anadolu yakasından attığı son mesajı şuydu: “Eve erzak almaya değil, devletimize sahip çıkmaya geldik.”

Batuhan Ergin, bunu yazdıktan iki saat sonra FETÖ’cü darbeciler tarafından kalbinden vurularak şehit edildi. Yalnız Batuhan değil, 34 kişi o gece Boğaz Köprüsü’nde şehit oldu. Ve onlar dökülen kanlarıyla yalnız Boğaz Köprüsü’nün adını değil, Türkiye’nin kaderini değiştirdiler. Atatürkçü kılığına bürünmüş FETÖ mensupları tarihin en büyük ihanetini yaşattılar. Ankara’da, İstanbul’da ve Türkiye’nin değişik noktalarında darbecilere direnen milyonların içinden 251 şehidimiz, 2 bin 193 gazimizin fedakârlığı Türk demokrasi tarihine altın harflerle geçti.

‘Eve erzak almaya değil devletimize sahip çıkmaya geldik’

TBMM ÜÇÜNCÜ KEZ KAPATILMAKTAN KURTULDU

27 Mayıs 1960’da, 12 Eylül 1980’de iki kez darbeciler tarafından kapatılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin direnişi sayesinde 15 Temmuz gecesi üçüncü kez kapatılmaktan kurtuldu.

Bugün kadar 15 Temmuz darbe girişimini, devam eden yargılamalar, devlet içinde hâlâ devam eden FETÖ’cü temizliği gibi adli boyutuyla tartıştık ve tartışıyoruz. Evet, doğrusu da bu. Devlet içinde son FETÖ’cü temizlenene kadar mücadelenin etkili bir şekilde devam etmesi de gerekir.

Ama yıllar geçtikçe 15 Temmuz’un anlamı üzerinde de yoğunlaşmalıyız. Bunun anlamını kavramalıyız ki, mücadele de yalnız adli bir olay olmaktan çıkarak bir mana, bir anlam kazanması sağlanmalı.

İşte bu yüzden, 15 Temmuz şehidi Batuhan Ergin’in mesajı ile bu yazıma başladım.

Çünkü Batuhan Ergin hiçbir siyasi düşünce içine girmeden, “bana ne” demeden, mahallesine ters düşmek pahasına FETÖ darbesine hesapsızca canını vererek direndi. Çünkü o gece yaşadığı Ortaköy’de öbek öbek insanların marketlerden erzak peşinde olduğunu, makarna, ekmek peşine düştüklerini, bankamatik kuyruklarına girdiklerini gözleriyle gördü.

Oysa o da bakkaldan bir şeyler alıp evine gitmeyi biliyordu. Ama o ne kendini ne ailesini ne de evine erzak almayı düşündü. Devletin tehlikeye düştüğünü gördü.

EN ANLAMLI MESAJLARDAN BİRİSİ

O gece yaşadığı bu iki olayı kafasında birleştirdi ve sosyal medya hesabından, biraz da erzak peşinde koşanlara sitemini de içerecek şekilde, “Eve erzak almaya değil, devletimize sahip çıkmaya geldik” mesajını paylaştı.

Sadece mesaj atıp kenara da çekilmedi, yanındaki arkadaşlarının uyarısına rağmen “Ne olacak, en fazla şehit oluruz” diyerek kurşunların önüne kendisini attı. İşte 15 Temmuz’un bana göre anlamı budur.

Devletin üniformasını giyen, devletin ekmeğini yiyen FETÖ mensupları ihanete kalkışmışken, elinde hiçbir şeyi olmadan devleti onların elinden kurtarmak için öne atılan yiğittir Batuhan ve onunla beraber şehit olanlar. Ne mutlu onların fedakârlığına layık olanlara...

KORKAKLARI DA GÖRDÜK, CESURLARI DA

15 Temmuz gecesi hain ile vatanseverin, korkak ile cesurun kim olduğunu gösteren bir geceydi. Birileri tarafından sürekli “makarnacı” diye aşağılanan insanlar darbeye direnirken, onları aşağılayanlar o gece marketlerdeki son makarnaları yağmalıyordu. Bankamatiklerin önünde, benzincilerde kuyruklara girmişlerdi.

Yani 15 Temmuz gerçek “makarnacıların” kim olduğunu da gösterdi.

Darbecileri balkonlardan alkışlayanları, darbecilere tek bir laf etmeyen, en küçük direniş göstermeyenleri, güçleri ancak minarelerden sala okuyan hocaları, müezzinleri tartaklamaya, yumruklamaya yeten korkak fırsatçıları da gösterdi.

Her yıl 355 gün çekerken, bu korkaklar için 2016 yılı 364 gün çekiyor. Çünkü onlar için öyle bir gün yok, o kahramanlık günü ve gecesi yok. Onlara göre 15 Temmuz hiç yaşanmamış gibi davranıyorlar.

UNUTMAYIN, YOKSA ACINACAK HALE GELİRSİNİZ

Bugün, FETÖ tehlikesi farklı boyutlarıyla devam ediyor. Şehitlerimizin fedakârlığına layık olmak için mücadele etmek herkesin vatandaşlık görevidir. Bazen FETÖ’nün kötülüklerini hatırlatırken, “Acımayın, yoksa acınacak hale gelirsiniz” denir. Evet, bir yönü budur ama ben bu sözü şöyle değiştiriyorum: “Unutmayın, asıl unutursanız acınacak hale gelirsiniz.”

Halen firari olan FETÖ’cülerin tek amacı da budur: Unutmanız. Yaptıkları kötülükleri unutursanız, onlar size yaşadığınız hikâyeyi yeniden yazacaklarını ve buna inandıracaklarını umuyorlar.

O yüzden FETÖ ile mücadelenin en önemli kısmı budur: Unutmamak. Yaptıkları kötülükleri, ihaneti ve tabii şehitlerimizi ve gazilerimizi... Unutmamak, hatırlamak, onları yaşatmanın ve mücadelenin başlangıcıdır.

Ne mutlu şehitlerimize layık olana...

‘Eve erzak almaya değil devletimize sahip çıkmaya geldik’

15 TEMMUZ SAYESİNDE

15 Temmuz’da öyle bir milli bilinç ortaya çıktı ki...

Eğer Türkiye ABD güdümünde Suriye’nin güneyinde terör örgütü devleti kurulmasını önlediyse, 15 Temmuz bilinci sayesindedir.

Eğer Türkiye Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekâtlarını yaptıysa, 15 Temmuz bilinci sayesindedir.

Eğer Türkiye ABD’nin tüm itirazlarına ve yaptırım tehditlerine rağmen S-400 alabilmişse, 15 Temmuz bilinci sayesindedir.

Eğer Türkiye denizlerde ‘mavi vatan’a sahip çıkabilmişse, haklarını korumak için Libya’ya yönelik operasyonu yapabilmişse, 15 Temmuz bilinci sayesindedir.

Eğer Türkiye Ayasofya’yı ibadete açabilmişse, 15 Temmuz bilinci sayesindedir.

X

Kılıçdaroğlu üzülmesin, PKK ve HDP’nin planı hazır

Terör örgütü PKK’nın elebaşının talimatıyla kurulan ve onun tarafından yönetilen HDP’nin kapatılmasıyla ilgili dilekçe eksikliklerin giderilmesinden sonra Yargıtay Başsavcılığı tarafından yeniden Anayasa Mahkemesi’ne gönderildi. CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, onları savunmak için konuyu HDP yönetiminin umurunda bile olmayan “demokrasiye” getirdi.

Oysa, HDP yönetimi için “demokrasi” PKK elebaşının talimatlarını yerine getirmek ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet göstermek için kullandıkları araçtan başka bir şey değil.

HDP, PKK elebaşının 1990 tarihli talimatı sonrasında kurulan ve kapatılan HEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP gibi terörün siyasi faaliyetlerinde zincirin halkalarından birisi.

Eğer o da kapatılırsa yenisi zaten hazır. Yani Kılıçdaroğlu’nun üzülmesine gerek yok. PKK elebaşı örgüt yönetimi ve HDP’lilerin B hatta C planları hazır.

Bana göre Kılıçdaroğlu’nunki, sadece bir sonraki seçimde HDP seçmeninin oylarını, kurduğu ittifak içinde tutmak amacıyla yapılmış sıradan bir açıklama.

Şöyle diyor: “Vatandaş en büyük hakemdir, arzu ettiği partiye oyunu verir. Demokrasinin var olduğu, savunulması gerektiği bir ortamda siz bir partiyi kapatamazsınız.”

6 MİLYON OY HESABI

Ama HDP yönetimine, “6 milyon oy alıyorsunuz, siz onların sorunlarına çare üretmek için mi varsınız yoksa PKK’nın siyasi kolu olarak mı? 6 milyon seçmen size PKK elebaşını övün, örgütü destekleyin diye mi oy veriyor yoksa kendilerine hizmet edin diye mi?” sorusunu soramıyor.

En fazla, zorlayan olursa çok ama çok seyrek,

Yazının Devamını Oku

Ali Koç’a düşen görev

2011 yılında FETÖ’nün kumpasıyla tutuklandığımızda, komplo kurulanlardan birisi de Fenerbahçe Spor Kulübü idi.

Fenerbahçe’ye kurulan kumpas davası geçen hafta cuma günü sonuçlandı. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, 2016 yılından beri görülen kumpas davasında, 4’ü tutuklu 88 sanığın yargılandığı dava döneminin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Ahmet Kalender’i 76 kez “Haberleşmenin gizliliğini ihlal”, 155 kez “Resmi belgede sahtecilik”, 80 kez “İftira” suçlarından toplamda bin 766 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.

FETÖ’nün kapatılan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın 76 kez “Haberleşmenin gizliliğini ihlal etme”, 166 kez “Resmi belgede sahtecilik”, 91 kez “İftira” suçlarından toplamda bin 292 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi.

Yurtdışına kaçmaya çalışırken yakalanan eski komiser yardımcısı Ramazan Haktan Helvacı ise 47 kez “Haberleşmenin gizliğini ihlal etme”, 81 kez “Resmi belgede sahtecilik”, 44 kez “İftira” suçlarından 999 yıl 3 ay 15 gün hapse mahkum edildi. Soruşturma dosyasını hazırlayan eski polis memuru Lokman Yanık ise “silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme”, 91 kez “İftira” ve “Resmi belgede sahtecilik” suçlarından toplamda 161 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Kararda eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç 70 kez “Haberleşmenin gizliliğini ihlal etme”, “Resmi belgede sahtecilik”, 17 kez “İftira” ve 69 kez “Zincirleme şekilde iftira” suçlarından toplamda 1971 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.



İFTİRA ATTILAR, KUL HAKKI YEDİLER

Yazının Devamını Oku

Kod adı ‘Osman’

Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından Türkiye’ye getirilen, FETÖ elebaşı Gülen’in öz yeğeni Selahaddin Gülen, itirafçı oldu. Ama ne itiraf!!!

Basına yansıyan haberlere göre, “taktiksel itirafçı” olarak Etkin Pişmanlık hükümlerinden yararlanmaya çalıştığı anlaşılınca “silahlı terör örgütüne üye olmaktan” tutuklandı.

Ama 34 sayfalık ifadesinde amcası FETÖ elebaşına en yakın isimler dahil 220 dolayında kişiyi, bazılarını da kod adlarıyla deşifre etti.

Yeğen Selahaddin Gülen’in getirilmesinden sonra firari FETÖ mensupları, onun hakkında “Soyadının Gülen olmasından başka suçu olmayan masum bir öğretmen” dediler.

Oysa kendisi, FETÖ’nün Kuleli Askeri Lisesi’ndeki öğrencilerden sorumlu mahrem yapılanması içinde görev yaptığını ve kod adının da Osman olduğunu itiraf etti.

MİT YAKALAYINCA ANLAMIŞ!

Örgütün kripto haberleşme sistemi Bylock kullanıcısı olduğunu da söyleyen Selahaddin Gülen’in kendisine yöneltilen sorulardan birisine verdiği cevap, tipik FETÖ’cü karakterini yansıtıyor. Soru şu: “FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olan, 17/25 Aralık başarısız darbe girişimi ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi kanlı eylemlere liderlik yapan, talimatlar veren, sizin de amcanız olan Fetullah GÜLEN sizce kimdir? Anlatınız.”

Selahaddin Gülen

Yazının Devamını Oku

Kaos planı devrede

‘Şeytanın en büyük hilesi tüm dünyayı aslında var olmadığına inandırmakmış...” 1995 yılı yapımı ‘Olağan Şüpheliler’ filminde geçen bir replik, başrol oyuncusu Kevin Spacey’nin canlandırdığı kılıktan kılığa giren Keyser Söze isimli karaktere ait.

Bu cümle en iyi Fetullahçı Terör Örgütü’nün elemanlarını tarif ediyor.

FETÖ elebaşı yıllar önce örgüt elemanlarına şu direktifi vermişti: “Devletin kılcal damarlarına kadar sızacaksınız, farkına vardıklarında yapacak şeyleri olmayacak ve çok geç olacak. Her yerde olacaksınız çünkü her yerde değilseniz hiçbir yerde değilsinizdir. Hava gibi olacaksınız, sizin varlığınızı bilecekler ama elleriyle yakalayamayacaklar.”

YALAN, İFTİRA, İNKÂR

FETÖ üyeleri her suçun içindedirler ama suçüstü ele geçseler bile inkâr ederler. Her yalanı söyler, her iftirayı atar, her kumpası kurar, her türlü cinayeti işler, üzerini örterler ama en “dürüst” onlardır.

Sedat Peker’in videolarıyla yeniden piyasaya çıktılar. Aylar öncesinden kendilerinin yaydıkları uyuşturucu iddialarının Peker tarafından tekrarlanması, Suriye’ye gönderdiği yardımların arasına SADAT tarafından silah sokulması gibi iddiaları ortaya atması ile yeni bir algı operasyonuna başladılar.

Örgütün en önemli isimleri, 2014’te MİT tırlarının durdurulması olayını gündeme getirerek, iddia ettikleri gibi Türkiye’nin Suriye’de teröristlere silah gönderen bir ülke olduğunu, kendilerinin haklı çıktığını dolayısıyla operasyonu yapan FETÖ’cü polis ve savcılara sahip çıkılması hatta toplumun özür dilemesi gerektiğini içeren mesajlar paylaştılar. FETÖ elebaşının “Cennetlik” dediği, örgütün finans yapılanmasının başında olan FETÖ mensubu Akın İpek, “Artık biliyorsunuz hakikati gençler” diyerek örgütü aklamaya çalışan paylaşımlarda bulundu. Firari Akın İpek’ten Emrullah Uslu’ya, Adem Yavuz Arslan’dan Tuncay Opçin’e, hepsi birden örgütü işlediği suçlardan temize çıkarmaya çalışıyor, hatta FETÖ isimli bir örgüt olmadığına yönelik kampanyalarda başı çekiyorlar.

FETÖ’nün farklı kimliğe bürünmüş sosyal medya yapılanması, örgütün adı geçen her olayda

Yazının Devamını Oku

‘Geceyarısı Ekspresi’ yolcusu kalmasın!

1978’de yönetmen Alan Parker’in çektiği, senaryosunu Oliver Stone’nin yazdığı Amerikan-İngiliz yapımı Geceyarısı Ekspresi filmi 1980’li yıllar boyunca Türkiye’deki işkence uygulamalarını gündemde tuttu.

İki yıl önce çekilmesine rağmen film, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası yaşanan işkence olaylarıyla birleşince, bir kuşak Geceyarısı Ekspresi filmi tartışmalarıyla büyüdü diyebiliriz. Elbette, 12 Eylül darbe sürecinde akıl almaz işkenceler yapıldı. Askeri yönetimin işkenceleri altında öldürülenlerin, gözaltında kaybolanların, gördüğü işkenceden sağlığını kaybedenlerin çığlıkları Geceyarısı Ekspresi filmindeki sahnelerle birleşti.

Olay 1970 yılında yaşanmış, film ise darbeden iki yıl önce çekilmişti. Dolayısıyla filmin amacı tek başına, iki yıl sonra yaşanacak 12 Eylül 1980 darbesinin insanlık dışı uygulamalarını anlatması olamazdı.

‘TÜRKLERDEN ÖZÜR DİLERİM’

Olayın kahramanı olan Billy Hayes, filmdeki işkence sahnelerinin gerçek olmadığını, yazdığı kitapta da yer almayan bu bölümlerin senaryoya sonradan eklendiğini açıkladı. Sorumluluğun, senarist Oliver Stone ve yönetmen Alan Parker’a ait olduğunu belirterek yine de 2014 yılında Türklerden özür diledi.

Senarist Oliver Stone ise 2004 yılında Türkiye’ye geldiğinde, “Filmin gösterime girmesinden sonra yaşanmış olan yanlış anlaşılmalardan ve Türkiye’de pek çok kalbin kırılmış olmasından dolayı üzüntü ve pişmanlık duymaktayım. Bu filmin yaratmış olduğu ırkçı yansımanın farkına varmış bulunmaktayım” şeklinde açıklama yaptı.

Yönetmen Alan Parker ise Oliver Stone’un özür dilemesinin gülünç olduğunu söyleyerek, “Yaptığım filmle gurur duyuyorum ve özür de dilemiyorum” dedi ve ölümüne kadar tutumunu sürdürdü.

SİYASİ KONJONKTÜR FİLMİ

Daha çok işkence konusuyla gündeme gelen ve Malta’da çekilen film, Türkiye ile Amerika ilişkilerinin son derece gergin olduğu dönemde gerçekleşen bir projeydi. İşkence dışında Türkiye’de uyuşturucunun son derece kolay bulunduğu, kilolarca esrarın taksicilerden bile alınabildiği mesajını veriyordu. Bu, Amerikan yönetiminin Türkiye hakkında o günlerde yaptığı suçlamanın aynısıydı. Yani daha önce üç kez esrar kaçakçılığı yapan, dördüncüsünde dört kilo uyuşturucuyla yakalanan ve Türkiye’de 5 yıl hapis yatması dışında olayın kahramanı

Yazının Devamını Oku

Terörist PKK ve mafyanın arabulucu gazetecileri

Amerika’da 1974 yılında kitle iletişimi dalında “doktora” derecesi alarak Türkiye’de bir ilk gerçekleştiren Prof. Dr. Haluk Şahin, Twitter hesabından “Bir ‘muhalif gazeteci’ lafı gidiyor, öyle bir şey yoktur, gazeteci vardır.” diye yazdı ve bu yaşından sonra sosyal medyanın çok bilmişlerinden “dersini aldı”...

Yıllarca gazetecilik, televizyonculuk yaptıktan ve üniversitelerde ders verdikten sonra sosyal medyanın bilgisiz ukalalarından, trollerinden, çok bilmişlerinden, saplantılılarından “ders almak” Haluk Şahin’i tatlı tatlı gülümsetmiştir herhalde.

Söylediği gazetecinin “objektif” olma yükümlülüğüdür aslında.

OLGU MU, ALGI MI?

Geniş anlamda ise; ister hükümet, muhalefet, ister işadamları, meslek kuruluşları, ister sivil ya da askeri bürokratlar, avukatlar, yargı mensupları, diplomatlar, ister STK temsilcileri, spor kulüpleri, ister tarikat gibi güç odakları veya organize suç örgütleri ve hatta terör örgütleri ile görüşen gazetecinin bu güç odaklarının sözcüsü olmaması gerektiğine işaret eder.

Haluk Şahin derslerinde ve kitaplarında hep “olguların aktarılmasına” dikkat çeker. Ona göre “olguların” yani hakikatin aktarılması yeterlidir, gazetecinin işi de bununla sınırlıdır. Olgular da kimin aktardığına göre değişmeyeceği için, gazetecinin önüne “muhalif” sıfatını takmasına gerek kalmaz. Gazeteci için “olguları aktarmak” yeter, geriye kalanların işi ise, sıfatı ne olursa olsun, algıdır, algı yaratmaktır.

Haluk Hoca’nın sözleri aslında önemli bir uyarıyı barındırıyor; kendine “muhalif gazeteci” sıfatını uygun gören kişi aslında “yanlı” olduğunu tarif etmiş oluyor. Gazeteci kelimesinin önüne sıfat takmak en çok dile getirilen olguya yani hakikate zarar verir.

Dolayısıyla gazetecinin mesleğinin önüne herhangi bir sıfat takmadan söylediğine ya da yazdığına bakılarak değerlendirme yapılmalı. Hakikati yani bir bütün halinde olguları mı anlatıyor yoksa eksiltip çarpıtarak yalan mı söylüyor. Sadece halka bilgi aktarmakla mı yetiniyor yoksa, siyasetten, iş dünyasına, bürokrasiden yeraltı dünyasına kadar güç odaklarının sözcülüğünü mü yapıyor, ona bakılmalı.

TERÖRİST VE MAFYA İLE ŞİPŞAK FOTO

Yazının Devamını Oku

FETÖ anneleri babaları yaktı, sıra çocuklarında

“FETÖ sıfırdan başlıyor” başlıklı son yazımda, örgütün taban oluşturmak için yeniden yapılandığını anlatmıştım. Devletin içinde, bürokraside, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, devletin medya kuruluşlarında, yargıda, açık-gizli hâlâ varlığını koruyan Fetullahçı Terör Örgütü, tabandaki varlığını kaybetmemek ve genişletmek için de çalışmalarını sürdürüyor.

Ana hedeflerden birisi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası gözaltına alınan ve tutuklanan 130 bin dolayındaki örgüt üyesini bir arada tutmak.

Bunun için yeni sözde “Mağdur Aileler yapılanması”, “Finansal yapılanma” ve “Talebe yapılanması” şeklinde Ankara, İzmir ve İstanbul merkezli yeni örgütlenmelere gitti.

YENİ YAPILANMAYA İLK OPERASYON

Hapisteki FETÖ’cülerin dışarıdaki aile üyelerine maddi yardım yapılırken, özellikle bu ailelerin çocuklarını da örgüte kazandırmak için “Talebe yapılanması” kurdular.

Böylece babalarını, annelerini örgütün amaçları için kullanan FETÖ, şimdi de çocuklara el atmış oldu. Nitekim, FETÖ’nün bu yapılanmasına yönelik cuma günü Çanakkale Başsavcılığı’nın koordinesinde Milli İstihbarat Teşkilatı ve Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığı (KOM) desteği ile Çanakkale Emniyet KOM ve İstihbarat Şubeleri tarafından yürütülen operasyonda, örgütün bu ildeki yeni yapılanması çökertildi.

Elbette bu FETÖ’nün vazgeçeceği anlamına gelmiyor ama şu an için Çanakkale’deki yapılanma deşifre edildi. Diğer illerde de devamı gelecek.

Çanakkale merkezli 14 ilde 84 kişi hakkında gözaltı kararı çıkartılan operasyonda, örgütün öğrenci yapılanması, esnaf yapılanması, aile yapılanması, mahrem il yapılanması ve finans ağı ortaya çıkarıldı. Gözaltına alınanlar arasında, örgütün il imamı, bölge sorumlusu, ilçe imamları, öğrenci sorumluları olduğu gibi örgüt içinde üst kademede mahrem konumda yer alan kişiler de var. Örgütün bir yandan finansal yapılanma üzerinden ailelere yardım ettiği belirlenirken, diğer yandan örgüt üyelerinin yurtdışına firarlarını da organize ettiği ortaya çıktı.

Yazının Devamını Oku

FETÖ sıfırdan başlıyor...

Fetullahçı Terör Örgütü, 15 Temmuz sonrası yaşanan gelişmeler ve son zamanda örgüt yönetiminde yaşanan bölünme tartışmalarına karşı, Türkiye’deki tabanı toparlamak amacıyla FETÖ elebaşı Gülen’in “Her ile bir peygamber, her koğuşa bir sahabe ve dışarıdaki her aileye bir melek” sözü üzerine yeni bir yapılanmaya gidiyor. Örgüt aldığı ağır hasarı onarmak, diğer yandan yeniden taban oluşturmak için kolları sıvadı.

Örgütün yeni yapılanması İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere üç bölgeden yönetiliyor.

İtiraflar ve teknik incelemeler sonucunda; “Talebe Yapılanması”, “Mağdur Aileler Yapılanması” ve “Finansal Yapılanma” şeklinde yeniden örgütlenen FETÖ mensuplarının Türkiye’deki ara yöneticilerinin, talimatları almak ve rapor göndermek için firari konumdaki “mahrem imamlarla” irtibatta oldukları belirlendi.

Örgüt mensupları irtibat için, yabancı uyruklu kişiler adına yabancı internet şirketlerinden alınmış abonelikleri kullanıyorlar. WhatsApp üzerinden iletişimde yurtdışı numaraları kullanan FETÖ’cüler, konferans şeklinde görüşmeler yapıyor, Opera, VPN, S Çocuk (Süper Çocuk), FAMA, GPS programlarını kullanıyorlar. Ayrıca, popüler internet oyunu LOL (League of Legends) üzerinden sohbet odalarına girerek iletişim sağlıyorlar.

YENİ “TALEBE  YAPILANMASI”

İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere üç bölgeden yönetilen para trafiği ise, hakkında soruşturma açılmamış özellikle kadınlar ve üniversite öğrencileri üzerinden yapılıyor.

“Talebe Yapılanması” adıyla, örgüt mensuplarınca ‘devre talebe seferberliği’ adı altında bir çalışma başlatıldı. Temasa geçilmemiş tek bir öğrencinin kalmaması hedeflenen yapılanmada örgütün illerdeki ve bölgelerdeki her kademesine ulaşmaları gereken sayısal hedefler verildi.

“Eğitim koçluğu” görünümü altında FETÖ’ye bağlı öğretmenler özellikle lise öğrencilerini örgüte kazandırmakla görevlendirildi. Yapılan araştırmalar, FETÖ’nün öğrenci sayısında artış olduğunu gösteriyor. Özellikle, lise öğrencilerini askeri okullar sınavlarına hazırlıyorlar.

Bu kapsamda, başta, daha önce örgüte ait kurumlarda çalışmış ya da ihraç olmuş öğretmenler çoğunlukta olmak üzere, başka mesleklerden de ihraç olanlar görev yapıyor.

Yazının Devamını Oku

Manastır’dan Samsun’a çıkan yol

Bugün, Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışının 102’nci yıldönümü.

Emperyalist devletler 1915’te Çanakkale’de durduruldu ama 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması ile elde kalan Anadolu topraklarının, hatta İstanbul’un işgali başlamıştı. Ordu dağıtılıyordu, Mustafa Kemal de İstanbul’a çağrıldı. 13 Kasım 1918 günü Adana’dan trenle Haydarpaşa’ya gelen Mustafa Kemal, karşıya geçmeyi beklemektedir. İşgalci 22 İngiliz, 12 Fransız, 17 İtalyan ve 4 Yunan savaş gemisi Marmara’ya demirlemiştir.

Mustafa Kemal, 13 Kasım 1918 günü Haydarpaşa’dan kalkan Kartal isimli istimbotla bu zırhlıların arasından karşıya geçerken, yaveri Cevat Abbas’a 55 zırhlı geminin oluşturduğu çelik duvarı yıkıp geçecek o inanç yüklü cümleyi söyler: “Geldikleri gibi giderler...”

MİLLETE GÜVENEREK YOLA ÇIKTI

İstanbul’da geçirdiği altı ay içinde kurtuluş için tek çarenin millet ile buluşmak olduğunu düşünerek 16 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru ile yola çıktı.

Mustafa Kemal Atatürk, o günü yani 19 Mayıs 1919’u şöyle anlatıyor: “Ben 1919 senesinde Samsun’a çıktığım gün elimde, maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti’nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran, yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu milli kuvvete, bu Türk Milleti’ne güvenerek işe başladım.”

Elbette, Atatürk’ün böyle düşünmesinde girdiği savaşlarda bu milletin evlatlarında gördüğü bağımsızlık aşkı ve mücadele için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan ruhu etkili oldu.

Yazının Devamını Oku

İnsanlık eksi vicdan eşittir İsrail

Hepsi hepsi 75 yıl önce, Batı medeniyetinin merkezi Avrupa’nın ortasında Alman Nazilerin uyguladığı soykırımla insanlığın vicdanında bir yara olan Yahudilerin torunları bugün Kudüs’te terör estiriyor.

Yalnız, onların insanlık dışı şiddetinin ve terörünün hedefi, büyüklerine o acıyı çektirenler değil, hiç suçu ve günahı olmayan Filistinliler.

İsrail, mazlumun zulmünün zalimin zulmünden geri kalmadığını gösterdi tüm insanlığa...

İsraillilerin yaptıkları zulmü görünce; “Geçmişte yaşadıklarından, insanlıktan, vicdandan nasıl bu kadar uzak olabiliyorlar?” diye düşünmeden edemiyor insan.

Çocukları, bebekleri bombalarla katleden, kadınları yerlerde sürükleyen, öldüren, hedef gözetmeksizin insanlara ateş eden İsrail polisi ve askerlerini görünce, “Bunlar insan olamaz” demekten kendimi alamıyorum.

Dünyanın herhangi bir yerinde bir kilise ya da bir havraya, hele bir de ibaret sırasında, değil saldırı en küçük müdahale dahi yapılsa ayağa kalkacak olan “Batı medeniyeti” olan bitene seyirci.

Her ne olursa olsun, insan yine de bir sebep arıyor.

AKIL DA YOK

Yazının Devamını Oku

İstiklal mücadelesinin kahramanı ‘Akıncılar’ madalyayı bekliyor

“Türkler adsız doğar. Ancak kazandıkları başarılarla, zaferlerle adlarını kendileri kazanırlar. Sen soyadını kendin kazandın. Akıncılık yaptın. Çok başarılı bir hizmet verdin. Bence Akıncı soyadını almalısın.”

Mustafa Kemal Atatürk bu sözleri, Yunan İşgali’ne karşı Manisa Demirci’de sivil halktan oluşturduğu “Akıncı” müfrezeleri ile düşmana kayıplar verdiren ve Anadolu’nun işgalini geciktiren Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Bey’e söyledi.

Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Bey de bu sözlerden sonra soyadını “Akıncı” olarak değiştirmiştir.

Geçen yıl 8 Temmuz 2020 günü Manisa’nın Demirci ilçesine gittiğimde İbrahim Ethem Akıncı ve Demirci Akıncıları ile ilgili çok şey dinledim, düşmana karşı savaştıkları alanları ziyaret ettim.


Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Bey

Manisa’nın Demirci ilçesinden, 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili bir konuşma yapma konusunda davet alınca çok sevindim. “Akıncıların” yurduna gidecek, 15 Temmuz’u anlatacaktım.

Bana göre Demirci, 15 Temmuz’u en iyi anlatacağım yerdi. Neden böyle düşündüğümü özetleyeyim:

Yazının Devamını Oku

Sorun ‘suçlanan el’ değil ‘uzanan el’

Ahmet Hakan, dünkü yazısında, CİMER’e yapılan şikâyet üzerine, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı İmamoğlu’nun, türbe ziyareti sırasında ellerini arkadan bağlama hakareti” iddiasıyla ilgili yapılan inceleme için, “O saçmalık ancak çöp kutusuna basket yapılır” demişti. Tamamen katılıyorum, zaten sürecin oraya gideceği kesin gibiydi.

ÇÖPE ATILAN BAŞKA ŞİKÂYET

Nitekim, bu olayda olduğu gibi, CİMER’e 20 Aralık 2020 günü Çanakkale’den başvuran F.G. isimli yurttaş, İBB’nin düzenlediği Hazreti Mevlânâ’nın anıldığı ‘Şeb-i Arus’ törenleri hakkında şikâyette bulundu. Savcılık bunu da belediyelerin bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı’na yolladı. Müfettişlerin iki satırlık yazısı üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da, 29 Nisan 2021 tarihinde “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” vererek bir anlamda şikâyeti çöp kutusuna attı.

Burada da aynısı olacaktı ama devreye, çöpten mağduriyet yaratmaya çalışan İBB Basın Sözcüsü Murat Ongun girdi ve onun çabasıyla tartışma bu noktaya geldi.

Neyse her şerde bir hayır vardır!

‘ORGANİZE KÖTÜLÜK’ YALANI

COVID-19 salgını başladığından beri dünyanın en saçma iddiasını Murat Ongun, 29 Mart 2020 günü kişisel Twitter hesabından ortaya atmıştı. Kağıthane-Kabataş otobüs hattında Fazilet Durağı’ndan, Boğazköy-Bakırköy hattında da iki duraktan organize” şekilde normalin üzerinde yolcu bindiğini, amacın da kalabalık otobüs görüntülerinin paylaşılarak İBB Başkanı İmamoğlu’nun salgına karşı gerekli tedbirleri almadığına dair algı yaratmak olduğunu yazdı. Ongun, buna “organize kötülük” adını koydu. O gün, ünlü-ünsüz, gerçeği-trolü yandaşların tamamı Ongun’a inanarak, ‘Organize Kötülük’ başlığıyla mesaj yazdı ya da televizyonlarda açıklamalar yaptılar.

BAŞKANIN KANI DONDU

Yazının Devamını Oku

FETÖ’cü mahrem imamın Rus korkusu

Fetullahçı Terör Örgütü üyesi, Ankara Asayiş Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş, 19 Aralık 2016 günü, koruma polisi olduğu düşünülsün diye giydiği siyah takım elbisesi üzerinde, “Gezgin Gözüyle Kaliningrad’dan Kamçatka’ya Rusya” konulu fotoğraf sergisinin açılış kokteyline katılmak için Çankaya Belediyesi’nin Çağdaş Sanatlar Merkezi Fikret Mualla Sergi Salonu’na geldiğinde hiç şüphe uyandırmadı.

Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un açılış konuşması sırasında tam arkasında duruyordu. Bir anda silahına sarıldı ve Büyükelçi Karlov’u sırtından vurarak öldürdü. Katilin saldırı sırasında giyeceği kıyafetten, sonrasında atacağı slogana, saldırganın akıbetinden, cinayet sonrası açılacak soruşturmayı yanlış yönlendirmeyi amaçlayan faaliyetlere kadar her ayrıntı ince ince hesaplanmıştı. Mevlüt Mert Altıntaş, teslim olmamak üzerine kurulu, sonu kendi ölümüyle biten bir intihar saldırısı gerçekleştirmişti. Kurgu yalnızca giydiği siyah takım elbise ile sınırlı değildi; suikast sonrası attığı Arapça slogan, “Türkiye’de Emniyet içinde Nusracı polislerin olduğu” algısı yaratılması üzerineydi. Altıntaş, “Suriye’yi unutmayın, Halep’i unutmayın” diye bağırdıktan sonra, tercümesi, “Bizler yaşadıkça daima cihat etmek üzere Muhammed’e biat edip söz vermiş kişileriz” şeklinde Arapça slogan attı.

ABD’NİN KORUDUĞU FETÖ SUİKASTI

Kimileri, “yalnız kurt” tabir edilen cihatçı polis yalanını pazarlamaya kalktı. Olaydan hemen sonra, saldırıyı Nusra’nın üstlendiğine ilişkin sahte bir açıklama sosyal medyada yayınlandı. Bu açıklama, suikastın “yalnız kurt” işi olmadığını gösteriyordu. En azından bu sahte açıklamayı yapan işbirlikçileri vardı. FETÖ’cü hesaplar, Türkiye içinde manipüle edilmeye hazır bekleyen gazeteci kılıklı tipleri de kullanarak, Emniyet’e giren polislerin Nusracı olduğu, onlardan birisinin de, Suriye’deki varlığına ve uygulamalarına karşı çıkan Rusya’nın Ankara’daki büyükelçisini öldürdüğü algısını yaymaya başladılar. O günleri çok iyi hatırlıyorum; kısa süre sonra terör örgütü Nusra’nın saha komutanları bu suikastla ilgilerinin almadığına dair yazılı açıklama yaptılar. FETÖ öyle bir istihbarat operasyonu yapmıştı ki, hem o tarihte yeniden düzelmeye başlayan Türkiye-Rusya ilişkilerine darbe vurmayı amaçlamış, hem de Türkiye’nin güvenilir bir ülke olmadığı, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Emniyet’e ve devlete Nusra gibi terör örgütlerine yakın kişilerin alındığı algısını yaymayı hedeflemişti. FETÖ eliyle gerçekleşen suikastı, Amerika’nın ezeli düşman gördüğü Rusya’ya mesajı şeklinde okuyanlar da oldu.

RUSLAR DA İNCELEDİ

Çok titiz bir soruşturma ve yargılama yapıldı. Çünkü olayın bir tarafı Rusya Federasyonu idi. Rus yetkililer, Ankara Çevik Müdürlüğü’nde görev yapan Altıntaş’ın bilgisayarının silinmiş sabit diskini ülkelerine götürdü. Orada özel bir inceleme ile içerikleri silinmiş halde, ‘Fetullah Gülen’ ibareli 2 dosya, ‘Hizmet’ ibareli 690 dosya, ‘FETÖ’ ibareli 4 dosya, ‘Nur Cemaati’ ibareli 1 adet dosyayı tespit etti. Deliller ve FETÖ’nün MİT yapılanması elemanlarının itiraflarıyla Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava geçen yıl mart ayında tamamlandı. Gerekçeli kararı ise geçen ay açıklandı.

FİRARİ EMRE’DEN ALGI OPERASYONU

FETÖ elebaşı

Yazının Devamını Oku

ABD, yine FETÖ’yü devreye sokuyor

Millet İttifakı’nı oluşturan partilerin genel başkanları Kılıçdaroğlu ile Akşener’in aynı anda, FETÖ’cülerle ilgili “haksızlık yapıldığı, masumların tutuklandığı” gibi sözleri ne anlama geliyor?

Ben, bunu FETÖ’nün merkezi Amerika’da yaşanan gelişmelerle birlikte değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Ne demek istediğimi yazının sonunda daha iyi anlayacaksınız...

ÖRGÜTTE ÇÖZÜLME

Özellikle 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıkan deliller, örgüt üyelerinin itirafları, ihanetin boyutu Fetullahçı Terör Örgütü içinde tartışmalara ve çözülmelere sebep oldu. Tabanın, tavana inancı zayıfladı.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet ve tüm istihbarat birimlerinde yürütülen etkili temizlik faaliyetleriyle örgütün devlet içindeki operasyonel gücü iyice azaldı. Buna karşın FETÖ ile mücadelede bazı zorluklarla karşı karşıyayız. Birincisi içeride yargı, ikincisi ise FETÖ’yü koruyan ve kollayan Amerika ve Avrupa.

FETÖ temizliğini, istihbarat çalışmaları, Emniyet araştırmaları, soruşturma ve yargılama aşamalarında ayrı ayrı değerlendirmeliyiz. İlk iki aşama çok etkili yürüyor. Üçüncü aşamada, yani soruşturma ayağında, bazı savcılıkların etkin soruşturma ve araştırma yapmaması ve sonunda verilen yersiz “takipsizlik” kararları önemli bir zafiyet alanı.

Yargıdaki asıl mesele ise mevcut somut delillere rağmen verilen beraat kararları. Bu kararlar oldukça can sıkıcı. Yargıtay’ın kararlarına rağmen özellikle TSK içindeki FETÖ mensupları hakkında verilen “ankesör soruşturmalarındaki” bazı beraatler örgüt ile mücadeleye önemli darbeler vuruyor. Bu konuya ileriki yazılarımda somut örneklerle döneceğim.

BIDEN: ‘BEDEL ÖDEYECEK’

Bugün asıl üzerinde durmak istediğim konu, FETÖ ile mücadelede önümüzdeki en büyük engel olan Amerika Birleşik Devletleri’nin tutumu olacak.

Yazının Devamını Oku

PKK sözcüsü HDP’ye oy vermenin, işbirliği yapmanın utancıyla yüzleşin!

Türkiye, dünyanın birçok ülkesi ve kurumları gibi, legal ya da illegal örgütlerin iftirasına, hakaretine ve saldırısına uğradı, uğruyor ve uğrayacak.

En son Amerika Birleşik Devletleri isimli, haydut ve terörist destekçisi bir ülkenin başkanı Joe Biden tarafından “soykırım” yalanı ile suçlandı.

ABD dışında aralarında Rusya, Almanya, Arjantin, Avusturya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Bulgaristan, Kanada, Şili, Fransa, Yunanistan, İtalya, Hollanda, İsveç, İsviçre, Suriye, Yunanistan, Ermenistan ve Vatikan’ın da bulunduğu toplam 31 ülke daha önce sözde “soykırımı” tanıyarak aynı yalana ortak oldular.

31 ÜLKE AYNI YALAN

Hiçbir tarihi gerçeğe uymayan bu yalanı 31 ülkenin siyasetçileri hep bir ağızdan söyleyince gerçek oluyor mu? Karşılıklı ilişkilerde olumlu-olumsuz bir etkisi oluyor mu? Elbette hayır...

Aralarında Türkiye’nin düşmanları da bulunan ülkeler bu yalanı söylerken bazı suçlamalarda bulundular. Ama hepsi belli sınırlar içinde kaldı.

Türkiye Cumhuriyeti bu konudaki iddiaların ortaya atıldığı 100 yıldan fazla bir süredir ilk kez bu denli alçakça ve iğrenç bir iftira ve hakaret ile karşı karşıya kaldı. Bunu yapan da yabancı ya da düşman bir ülke ya da grup veya örgüt değil, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası üzerine namus ve şeref sözü vererek TBMM’ye girmiş milletvekilleri olan Halkların Demokratik Partisi (HDP).

Biden

Yazının Devamını Oku

Biden’ın planı

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan tarafından 22 Nisan 1981 günü söylenen “Ermeni soykırımı” yalanı, tam 40 yıl sonra bir başka ABD Başkanı Joe Biden tarafından tekrar edildi. Aynı yalan 2019 yılında da Amerikan Kongresi ve onun üst kanadı Senato tarafından kabul edilmişti.

Yalnız Amerika mı? Rusya, gerçekten soykırım suçu işlemiş olan Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Belçika’nın dahil olduğu Avrupa Parlamentosu da 2015’te 100’üncü yıl nedeniyle kabul ettiği bir tasarıyla soykırım yalanına ortak oldu.

Ettiler de sonuç ne?

Kocaman bir “HİÇ”.

Aynı yalanı hep bir ağızdan söyleyince gerçeğe dönüşmüyor.

Hiçbir tarihi bilgiye, belgeye, gerçeğe uymayan bu yalanı tekrar tekrar söylemek, sözde “Batı medeniyetini” temize çıkarmadığı gibi, soykırımcı emperyalist vahşi yüzünü kapatmaya yetmiyor.

BIDEN’IN HEDEFİ ERDOĞAN

Daha önceki ABD başkanlarından bazıları da seçim süreçlerinde içerideki Ermeni lobilerine sözde soykırım iddialarını tanıyacağı sözü vermişti.

Hemen hepsi,

Yazının Devamını Oku

HDP’nin 600 gündür duymadığı ses: Diyarbakır Anneleri

2014’te terör örgütüne katılan Renas Çele kod adlı N.T., teslim olduktan sonra HDP’nin bu konudaki rolünü şöyle anlattı:

“2014 yılı ekim ayında gününü hatırlamadığım bir akşam, benim de yaşadığım Köprülü Köyü’nde arkadaşlarla gençlerin oturup sohbet ettiği meydanda sohbet etmek için toplanmıştık. Babasının adı İ.Ö. olan Rubar kod adlı Furkan isimli arkadaşım bizden ayrı müzik dinliyordu. Ben de üzülerek halini hatırını sormaya gittim. O da bana ailesiyle yaşadığı problemlerden dolayı buralardan kaçmak istediğini ve örgüte katılmak istediğini söyledi. Bana da “Benimle gelir misin?” diye sordu. Ben de öncesinde PKK/KCK terör örgütüne sempati duyuyordum. Arkadaşım Furkan Ö.’den etkilendim ve örgüte katılma teklifini kabul ettim. Ertesi sabah erkenden Furkan ile birlikte kalktık ve köyün içerisinden geçen minibüse binerek Hakkari’ye gittik. Hakkari’de bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) binasına gittik. HDP binasının içerisinde, kapısında “Gençlik Odası” yazan odaya girdik. Odada adını bilmediğim orta boylu, zayıf gözlüklü erkek bir şahıs bizim telefonlarımızı topladı ve telefonlarımızın içerisinde bulunan SIM kartları kırdı. Bize beklememizi söyledi. 10 dakika bekledikten sonra Hakkari-Yüksekova arası sefer yapan Ford marka beyaz minibüsle Gençlik Odası’nda bizi bekleyen şahıs, Furkan Ö. ve ben Hakkari ili Yüksekova ilçesine gittik. Yüksekova’da adını bilmediğimi bir lokantada karnımızı doyurdular. Daha sonra başka bir Ford marka beyaz renkli transit diye tabir edilen araçla, adını bilmediğim bir başka şahıs, Furkan Ö. ve beni Yüksekova’da adını bilmediğim bir dağa doğru götürmeye başladı. Bize yol üstünde jandarma karakolu olduğunu ve çevirmeye yakalanırsak elma toplamaya gittiğimizi söylememizi tembih etti. Yüksekova’dan bir, bir buçuk saat gittikten sonra şoför bizi adını bilmediğim ikinci bir şahsa teslim etti. O gece dağda bir taşın altında sabahladık.”

Teslim olan terör örgütü PKK üyelerinin ifadelerinde benzer cümleleri görebilirsiniz.

EVLAT NÖBETİ

Çocuklarının başta Diyarbakır olmak üzere HDP’nin Doğu ve Güneydoğu’daki il binalarından terörist PKK’ya katıldığını bilen annelerinin evlatlarına kavuşmak için başlattıkları nöbetin 600. günü doluyor. Elbette yalnız Doğu ve Güneydoğu Anadolu değil, başta İstanbul ve İzmir gibi büyükşehirlerdeki HDP’nin parti teşkilatları terör örgütünün personel ofisi gibi çalıştı.

Bunun en güçlü tanıkları, PKK’nın dağa kaçırdığı çocukların aileleri. Terör örgütünün dağ yapılanmasına nasıl ve kimler aracılığıyla gittiğini çok iyi bilen ve yıllarca izini süren, bölgede yaşayan aileler tam 600 gündür “evlat nöbeti” tutarak HDP’den çocuklarını istiyor.

3 Eylül 2019 günü başlayan Diyarbakır Anneleri’nin HDP Diyarbakır İl Binası önündeki oturma eylemi yarın tam 600 günü dolduracak.

HACİRE ANA UMUT OLDU

Yazının Devamını Oku

Kayıp 4 dakika

Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürülmesiyle ilgili olarak oğlu Furkan Yazıcıoğlu ile CNN Türk kanalında yaptığımız programdan sonra olayın suikast boyutu daha çok öne çıktı. Dosya üzerindeki oyunları yakalamak nispeten kolay ama olay anı hep karmaşıktır.

Furkan Yazıcıoğlu, babası Muhsin Yazıcıoğlu’nu 25 Mart 2009 günü saat 14.35’te Kahramanmaraş Çağlayancerit’ten Yozgat Yerköy’e götürmek üzere yola çıkan helikopterin aynı güzergâhta bulunan savaş uçakları tarafından düşürüldüğü iddiasını, radar kayıtlarına dayanarak anlattı.

Olay günü helikopterin uçuş güzergâhında iki savaş uçağı, 21 bin feet yükseklikte “tek kol” adı verilen üst üste uçuş yapmıştı. İçinde FETÖ’cü albay Ali Armağan’ın bulunduğu F4 savaş uçağı bu yükseklikte radar kayıtlarında görünmüş, helikopterin düşüş zamanı aralığı olan saat 15.03’te hızla alçalarak radardan çıktıktan sonra, saat 15.07 gibi tekrar yükselerek radar görüntüsüne girdiği saptanmıştı.

“Saptanmıştı” dediğime bakmayın, aslında bu çok önemli bilgiler saklanmıştı. Bu konuya ayrıntılı anlatacağım, zaten konumuz da bu...

SABAH DA TAKİP EDİLDİ

Furkan Yazıcıoğlu’nun dikkat çektiği ve ilk kez duyduğumuz konu ise FETÖ’cü albayın içinde bulunduğu bir başka savaş uçağının, Muhsin Yazıcıoğlu’nu saat 10.36 ile 12.10 arasında Sivas’tan Yozgat’a getiren helikopterin uçuş güzergâhında da uçtuğunu söylemesiydi.

Olayın suikast olup olmadığı hakkında en net bilgiyi verecek ve bugüne kadar üzerinde hiç durulmayan bu durumun, öğleden önceki ve sonraki radar kayıtlarında görüldüğünü anlattı. Tıpkı soruşturma ve dava dosyasının FETÖ’cü istihbaratçı, savcı, hâkim ve gazeteciler tarafından karartılması, yönlendirilmesi gibi, suikast olup olmadığını ortaya çıkaracak bu konuda da o dönemki resmi makamların yalan söylediği ortada.

Konunun suikast boyutu, FETÖ’cülerin kontrolündeki Genelkurmay Adli Müşavirliği’nin 2011’de gönderdiği, olay gününe ait radar görüntülerinin olmadığı, tam da olay anına ait saat 15.03 ile 15.07 arası radar kayıtlarının arıza nedeniyle yapılmadığına yönelik yanıltıcı belgelerle kapatıldı.


Yazının Devamını Oku