GeriNedim ŞENER Darbe şakşakçıları beraat ediyorsa Recep Gürkan’ın suçu ne!!!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Darbe şakşakçıları beraat ediyorsa Recep Gürkan’ın suçu ne!!!

Üç  gün sonra 15 Temmuz’un beşinci yılı doluyor. O gece sokağa iki grup çıktı; birincisi marketlerin önünde, bankamatiklerde, benzin istasyonlarında kuyruk olanlar.

İkinci grup ise, birinci gruptakiler tarafından yıllarca küçümsenmiş, kimi gün bidon kafalı”, kimi gün göbeğini kaşıyan adam kimi gün makarnacılar... diye aşağılanmış olan, ama yüreği vatan aşkı, bayrak sevdası ve imanıyla atan, demokrasiye verdiği oy ile seçilmiş hükümete sahip çıkanlardı.

Darbe şakşakçıları beraat ediyorsa Recep Gürkan’ın suçu ne

GERÇEK MAKARNACILAR

15 Temmuz gecesi kimin korkak, kimin cesur olduğunu; TOMA’lara aslan kesilen, tankları görünce kediye dönüşenleri, o gece aldığı makarnaları ertesi gün darbe girişimi bastırıldıktan sonra marketlere iade eden gerçek makarnacıları gördük.

Bir de fırsatçılar vardı. “Yurtta Sulh Konseyi” adı altında Atatürkçü kimliğine bürünen FETÖ’cüleri “Atatürkçüler darbe yapıyor” zannederek alkışlayanlar, güvenli evlerde saklananlar vardı. 15 Temmuz’un kavurucu sıcağında kimi evlerinde kimi yazlıklarında kimileri eğlence mekânlarında pis pis sırıtıp kadeh kaldırıyorlardı. Darbeye direnenlere sosyal medyadan küfür ediyorlardı.

Kimileri FETÖ’cüler gibi “Sokağa çıkmayın, askere direnmeyin” diyorlardı. Kimileri balkonlarında tankları alkışlıyor, darbecilere en küçük karşı çıkışta bulunmayan kimi sürüngen kişilikli fırsatçıların gücü ancak sela okuyup darbeye direnişe çağıran müezzin ve hocaya yetiyordu.

O gece bu tür alçakların saldırı ve hakaretlerine maruz kalmış biri olarak 15 Temmuz’un beşinci yılında onlara bu ikiyüzlülüklerini bir kez daha hatırlatmak benim için vatan görevidir.

KADEH KALDIRANLAR...

Yazıma bunları hatırlatarak başlamamın bir nedeni var; 15 Temmuz gecesi yaşanan bu tür birkaç olayla ilgili beni de ilgilendiren tuhaf yargı kararlarından bahsedeceğim.

Kısa süre önce Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan’ın 15 Temmuz darbe girişimi gecesi bir barda kadeh kaldırıp şarkı söylediği görüntülerle ilgili ‘suçu ve suçluyu övme’ suçundan tutuksuz yargılandığı davada 2 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldığı haberi basına yansıdı. Recep Gürkan, konuyu her seferinde FETÖ’ye karşı olmaya getirse de bu durum yaptığı konuşmanın amacını gizlemeye yetmiyor.

Gürkan, bir barda sahneye çıkmış birçokları gibi muhtemelen Atatürkçülerin darbe yaptığını zannederek, “Biz bu geceyi 36 yıl önce yaşamıştık. 36 yıl sonra aynı geceyi bir daha yaşıyoruz. Ama o zaman haberimiz yoktu, şimdi haberimiz var” dedikten sonra elindeki kadehi kaldırarak izleyenlere “İçelim” diye seslenmişti...

Muhtemelen şimdilerde ağızlarında “demokrasi” lafı düşmeyen darbe fırsatçısı izleyiciler de alkış ve tezahüratla ona destek vermişlerdi.

DARBECİLERİ ONLAR DESTEKLEDİ, BEN YARGILANIYORUM!

Şimdi size o gece darbecilere sosyal medyadan destek olan ve beni de yargı karşısına çıkaran iki kişiyi örnek olarak vereceğim. Recep Gürkan hakkında verilen karar ile karşılaştırdığınızda tuhaflığı siz de göreceksiniz.

Kamuoyu ikisini de yakından tanıyor; birisi İyi Parti’nin Bursa’daki eski yöneticilerinden ve milletvekili aday adayı Levent Özeren diğeri de avukat Sibel Sevinç Deveci Özçelik.

Levent Özeren, kısa süre önce Binali Yıldırım’ın eşi hakkında attığı hakaret tweet’leri nedeniyle tutuklandı, sonra serbest kaldı. Hakkımda Twitter’da hakaret kampanyaları yaptığı için Levent Özeren’in 15 Temmuz gecesi attığı tweet’lerini gündeme getirmiştim, hatta bir yazıma konu etmiştim.

Darbe şakşakçıları beraat ediyorsa Recep Gürkan’ın suçu ne

İP’Lİ ÖZEREN’İN TWEET’LERİ

Özeren, 15 Temmuz FETÖ darbe gecesi saat 23.44’te de şunları yazmıştı: “Uzun’un Beylerbeyi Sarayı’nda olduğu ve oradan kaçırıldığı bilgisi var.”

Saat 23.51’de “Polise iş düşüyor, sağduyulu olup askere karşı gelmemeli. Tek dileğimiz kansız olması.”

16 Temmuz 2016 saat 00.37’de, “Uzun kışkırtıyor, kan dökülsün istiyor, sakın sokağa çıkma.”

Saat 02.02’de, “Bu ne yahu, bu saatte camilerde sela veriliyor, tekbir getiriliyor.”

Özeren, daha sonra hakkımda şikâyetçi oldu ve darbecileri desteklediği bu tweet’lerinden beraat kararı aldığını belirterek cezalandırılmamı istedi. Ve ben, darbe şakşakçısı birisinin tweet’lerini kendisine hatırlatmaktan dolayı gidip Emniyet’te ifademi verdim. Bursa’da yeni bir dava açıldı.

Darbe şakşakçıları beraat ediyorsa Recep Gürkan’ın suçu ne

AVUKAT DEVECİ’NİN TWEET’LERİ

Kısa süre önce Emniyet’ten yeniden aradılar. Bu kez de 15 Temmuz gecesi darbe şakşakçılığı yapan avukat Sibel Sevinç Deveci Özçelik şikâyet etmiş.

15 Temmuz 2015 akşamı ‘Sokakta işimiz yok. Mehmetçik bizimdir’, ‘Mehmetçik naparsa güzel yapar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyla Mehmetçiği karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar, Cumhurbaşkanından, içişleri bakanına, AKP il başkanına kadar herkesi sokağa çağırıyorlar. Sakın çıkmayın şeklinde tweet’ler atan ve bir süre tutuklu kalan avukat Deveci, daha sonra yargılandığı mahkemede beraat kararı aldığını belirterek benden şikâyetçi olmuş.

Elbette gidip ifademi vereceğim. Türk yargısı bu darbe şakşakçılarını aklamış, ne güzel. Bakalım yargı darbe şakşakçılarına attıkları tweet’leri hatırlattığım için benim hakkımda ne karar verecek. Ne yapalım mücadelenin bir yönü de bu.

Yalnız benim kafamı karıştıran soru şu: Eğer darbecileri destekleyen tweet’ler atan darbe şakşakçıları beraat ediyorsa, bir kadeh kaldırdı diye Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan’ın suçu ne!!!

X

‘Muhatap HDP’, TBMM’de çözümü açıklamış: Türkiye'nin 25 eyalete bölünmesi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yerel seçimlerden sonra, 2023 cumhurbaşkanlığı seçimi için yüzde 50 artı 1 oy almak için HDP’ye dayalı yaptığı hesap ile köşeye sıkışmış görünüyor.

Daha doğrusu desteğini istediği HDP’liler tarafından köşeye sıkıştırılıyor. “Kürt sorununun çözümünde meşru muhatabın HDP olduğunu” söyleyen Kılıçdaroğlu, “İmralı meşru bir organ değil. Meşru organ kimdir? HDP’yi meşru organ olarak görebiliriz” dedi. HDP’nin eski eş başkanlarından Sezai Temelli, Twitter’da yaptığı paylaşımda Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerine “Demokratik çözümün adresi ve asıl muhatabı İmralı’dır” yanıtını verince Selahattin Demirtaş devreye girdi; “HDP, Kürt sorunu dahil olmak üzere, Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümüne taliptir, irade sahibi siyasi bir aktördür ve elbette muhataptır” dedi.

SANCAR DA ‘İMRALI’ DEDİ

HDP Eş Başkanı Mithat Sancar, Temelli’nin açıklaması için, Sezai arkadaşımızın açıklamaları kişisel görüşüdür.” dese de kendisi yine İmralı’da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını çeken terör örgütü elebaşı Öcalan’ı adres göstermeye devam etti. Sancar, “Kürt sorunundaki aktörlerin tümünü hesaba katmak gerekir. Bu aktörleri göz ardı ederek bütünlüklü bir yöntem oluşturmak gerçekçi bir yaklaşım değildir. Esasında Türkiye bu durumu geçmişte, mesela 2009’da 2013-2015 arasında deneyimledi. Bana sorarsanız İmralı’nın rolü tartışması çoktan aşılmış olması gereken bir meseledir. İmralı’nın da bu konuda önemli rolü vardır ve olacaktır. İmralı ile HDP’nin rolünü karşı karşıya getirmek, Kürt sorununa bütünlüklü yaklaşımı zorlaştırıyor.” dedi.

YÜRÜYÜŞ ARKADAŞI KONUŞTU

Kılıçdaroğlu, ilk açıklamasından sonra konu hakkında sessizliğe bürünse de HDP kanadı açıklama üstüne açıklama yapıyor. Ankara’dan İstanbul’a “Adalet Yürüyüşü”nde beraber olan Ahmet Türk, “Kürt sorunu” denilen tartışmanın adını net olarak koymuş: “Kürtler bir halktır, dilleri vardır, ‘kendi bölgelerini kendileri yönetebilecek bir hakka sahip olmaları gerekir’ anlayışı ortaya çıktığı zaman bu sorun çözülür veya bir muhataptan söz edilir.”

Yani anadil ve PKK’nın da talepleri arasında olan özerklik/özyönetimden söz ediyor.

Ahmet Türk, “yürüyüş arkadaşı” Kılıçdaroğlu’na bir uyarıda bulunuyor: “Biz yerel seçimlerde destekledik, 10-11 ilde bizim desteğimiz olmasaydı seçimi alamazlardı. Ancak ana muhalefet partisi gelecekle ilgili projelerini daha açık ve net ortaya koymalı, Kürtlerin beklentisi de budur, ‘Yarın için ne yapacak?’ Yan cebime koy mantığı hiçbir sorunu çözmez.”

Ahmet Türk

Yazının Devamını Oku

HDP yoktur PKK vardır, sorunun adı da ‘terör’dür

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sorunları yanlış teşhis edince çareyi de yanlış yerde arıyor. Tıpkı “KHK’lıların hepsini iade edeceğim” derken, önce “Teröre bulaşmamış olanlar” deyip sonra “Hakkında soruşturma olmayanlar” diye toparlamaya çalışması gibi.

Konuyu bilmediği için çözümü de gerçekçi olmuyor.

15 Temmuz FETÖ darbe girişimine, FETÖ’cülerle ağız birliği yaparak “kontrollü darbe” dedikten sonra, bu yalanı desteklemek için yine FETÖ’cüler tarafından hazırlanan sahte dokümanlarla mahrem imam Adil Öksüz’ün MİT elemanı olduğu iddiasını dillendirmesi gibi.

PKK’nın siyasi kolu YPG için “Vatanını kurtarmaya çalışan bir oluşum” demesi, askerlerimizi şehit eden YPG’li teröristler için, “Ne beka sorunu, bize mi saldıracaklar” demesi gibi.

Daha birçok örnek verebilirim ama bugünkü konu, terör örgütü PKK ve onun siyasi kolu HDP ile ilişkileri.

‘SEVİYELİ BİRLİKTELİK’

Kılıçdaroğlu, 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP oylarını almak için magazin diliyle “seviyeli” bir beraberlik götürmeye çalışıyor.

HDP kanadı da, ilişkinin açık olması gerektiği konusunda ısrarlı.

Kılıçdaroğlu

Yazının Devamını Oku

180 derece dönerken duvara toslayacak

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu dış politikayı 180 derece değiştireceğim. Bu dış politika, Türkiye’ye, bölgeye, Avrupa’ya, en çok da bizim insanımıza zarar veriyor” demişti bir canlı yayın sırasında.

Kılıçdaroğlu’na göre, Türkiye’nin dış politikası, “bölgeye”, “Avrupa’ya” ve “insanımıza” zarar veriyormuş.

O zaman şu sorulara cevap arayalım:

1) Türkiye’nin, kendi topraklarında bitme noktasına getirdiği terör örgütü PKK ve Suriye uzantısı YPG’ye karşı Suriye’de verdiği mücadelenin bizim insanımıza ne zararı var?

2) Türkiye’nin, Amerika’nın parasıyla satmaya yanaşmadığı orta menzilli füze savunma sistemini, Rusya’dan S400 olarak karşılamasının bizim insanımıza ne zararı var?

3) Türkiye’nin, meşru Libya hükümeti ile anlaşarak denizlerdeki haklarını koruyan anlaşma yapmasının bizim insanımıza ne zararı var?

4) Türkiye’nin, Ermenistan tarafından işgal edilen Karabağ’ın kurtuluşu için uluslararası hukuk çerçevesinde Azerbaycan’ın yanında olmasının bizim insanımıza ne zararı var?

5) Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve petrol arama çalışmalarının bizim insanımıza ne zararı var?

6) Türkiye’nin Karadeniz, Ege, Marmara ve Akdeniz’de ekonomik haklarını koruyan Mavi Vatan projesinin bizim insanımıza ne zararı var?

Yazının Devamını Oku

Utanmaza bak!!!

Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, önceki gün yayınlanan “Al sana KHK’lı mağdur, “FETÖ mahrem imamı gariban öğretmen” yazım üzerine öyle bir tweet attı ki, cevap hakkı doğdu ama ona “hakkını” vermezsem olmaz.

Şöyle demiş Bekaroğlu; “Nedim Şener utanmadan yalan söylüyor, algı operasyonu yapıyor. Gazeteci değil, sanki ideolojik savaş elemanı! Sayın Kılıçdaroğlu, hiçbir zaman suç işleyen/suçu mahkeme kararı ile sabit olan KHK’lılar için ‘Hepsini işine iade edeceğim’ demedi.”

Kılıçdaroğlu’nun ne dediğine geleceğim ama önce tweet’inin gülünç kısmını yazayım, Nedim Şener utanmadan yalan söylüyor” demiş. Siyasi hayatı sağ muhafazakâr siyaset üzerine kurulu, Refah, Fazilet, Saadet ve Has Parti derken, hiçbir siyasi paydaşlığı olmayan “Atatürk’ün kurduğu” Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapan birisinin utanma duygusundan bahsetmesi gerçekten gülünç. Hele hele 2007 yılında CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’den çıkarılması için imza vermiş birisinin, o partinin önünden bile geçmemesi lazım ama bunun için önce utanma duygusu olacak.




FETÖ KUMPASLARININ ŞAKŞAKÇISI

FETÖ’nün Ergenekon kumpasının şakşakçısı

Yazının Devamını Oku

Al sana KHK’lı mağdur gariban ‘FETÖ’cü mahrem imam’ öğretmen!

“Abdullah K.: Ulaştırma Bakanlığı’nda mühendis, 672 sayılı KHK ile ihraç edildi.

Ahmet A.: 695 sayılı KHK ile Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ihraç.

Ahmet A.: Hacettepe Üniversitesi’nden 672 sayılı KHK ile ihraç.

Ahmet Ö.: Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmen, 672 sayılı KHK ile ihraç.

Adem O.: 675 sayılı KHK ile ihraç öğretmen.

Behçet D.: Milli Eğitim Bakanlığı’nda öğretmen, 675 sayılı KHK ile ihraç.

Bülent K.: Doktor, 675 sayılı KHK ile ihraç.

Cavit P.: Halen Melikşah Üniversitesi’nde okutman.

Durmuş A.: Doktor, 675 sayılı KHK ile ihraç.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyada FETÖ’cülerin yüzde 75’i ‘Atatürkçü’ kılığına büründü

Cumartesi günü, İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası’nda meşhur doktora salonunda Türkiye Hukuk Platformu tarafından düzenlenen, “Darbelerle Mücadele Yöntemleri” sempozyumunda, “FETÖ’nün Sosyal Medya Taktikleri” konusunda bir konuşma yaptım.

Konuşma konusunu böyle seçmemin sebebi, artık herkesin elindeki telefon aracılığı ile her türlü dezenformasyona, algı operasyonuna, yalana açık hale gelmesi.

FETÖ’cülerin en aktif oldukları sosyal medya üzerinden, yalanlarla kandırdıkları sıradan insanların hukuk önünde başını belaya sokmaları.

İnsanların bilgi paylaşması ve tartışma yapması için önemli bir araç olan sosyal medya, başta FETÖ olmak üzere terör örgütleri tarafından tam bir yalan bataklığına, hakaret ve iftira çukuruna dönüştü.

YALAN, FETÖ’NÜN SİLAHI

Halka ve devlete karşı savaşı neredeyse, yalanı silah gibi kullandıkları sosyal medya üzerinden veriyorlar. Yalnız bugünü değil, geleceği de ilgilendirdiği için konuşmamı bu konuya ayırdım. İstanbul Üniversitesi’nin duvarları arasında kalmasın diye burada da bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hatırlayacaksınız, bu sene çıkan orman yangınları sırasında benim “sosyal medya kundakçıları” dediğim gruplarla ilgili bir rakam paylaşmıştım.

Emniyet Siber Suçlar Mücadele Dairesi’nin tespitine göre, yangınlar sırasında sosyal medya üzerinde sistemli bir şekilde dezenformatif, manipülatif ve propaganda amaçlı hashtag ve paylaşımların yüzde 32’sinin FETÖ, yüzde 23’ünün marjinal sol, yüzde 18’inin PKK, yüzde 12’sinin DHKP-C ve yüzde 15’inin de genel kullanıcılar tarafından paylaşıldığını yazmıştım.

FETÖ’CÜLER ATATÜRKÇÜ KİMLİĞİNE BÜRÜNÜYOR

Yazının Devamını Oku

Avrupa basınının DEAŞ sessizliği

Gün geçmiyor ki “Medeni Batı”nın “Doğu”da işlediği bir insanlık suçu ortaya çıkmasın!

Irak’ta işkence, tecavüz ve infazlar, Suriye’de işgal ve teröre destek, Afganistan’da salkım, fosfor bombaları ve sivil katliamları...

Televizyon haberlerindeki anonslar gibi oldu biliyorum ama Avrupa ve Amerika’nın Ortadoğu’da işlediği insanlık suçlarına dikkat çekmek için bu cümle ile giriş yapmak istedim.

Kendine “medeni” diyen Avrupa ve Amerika’nın işlediği suçlar kadar, Ortadoğu’da bu suçlardan zarar görenlerin elinden bir şey gelmeden olup biteni seyretmesi artık olağan hale geldi.

Buna bir de ifade özgürlüğü hakkında atıp tutan Avrupa basınının düştüğü hal eklendi. Gerçi bizler Batı basınının, yalan haberlerle emperyalist ülkelerin işgali öncesi gerekçeler ürettiğini biliyoruz. Ama Fransa’da ortaya çıkan skandala karşı sessizlik tam bir ikiyüzlülük.

Anadolu Ajansı, dikkatli ve titiz bir araştırmayla Fransız Lafarge çimento şirketinin 2014 yılında terör örgütü DEAŞ’a finansman sağladığına ve bunu yaparken de Fransız istihbaratının tüm olup bitenlerden haberdar olduğuna dair belgelere ulaştı.

Dünya kamuoyu, 2016 yılında, Fransız çimento şirketi Lafarge’ın Suriye’deki iç savaş sırasında haraç vererek terör örgütü DEAŞ’ı finanse ettiğine dair haberleri okumuştu.

Şirketin ayrıca DEAŞ’a ödemeler yaparken örgütten malzeme ve akaryakıt temin ettiği de biliniyordu.

Yazının Devamını Oku

Ayasofya’ya ayak basmayan ‘Fatih’ olur mu?

Birini övmek için benzetme yaparken dozu kaçırırsanız ona en büyük kötülüğü yaparsınız. Övgüde de, yergide de “mübalağanın” fazlası zararlıdır. Hele, bu kişi siyasetçi olursa.

Hele de benzetilen kişi Fatih Sultan Mehmet, övülmek için ismi yan yana getirilen kişi de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu olunca.

Sebebine geleceğim...

Konumuz İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in benzetmeleri. Bir süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı İsrail’in eski Başbakanı Netanyahu’ya benzetmesiyle tepki toplayan Akşener bu kez de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu “Fatih Sultan Mehmet” ile eş tuttu. Bir hafta geçmesine rağmen tartışması da bitmedi.

FATİH-BİZANS BENZETMESİ

30 Ağustos Zafer Bayramı kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Yenikapı’daki kutlamalarına Ekrem İmamoğlu ile birlikte sahneye çıktığında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nu, bir çağı açıp birini kapatan, 1453’te İstanbul’u fetheden Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’e şu sözlerle benzetti. “Fatih Sultan Mehmet aynı senin gibi dedi ki: ‘Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul’u alırım.’ Bizans’a rağmen, Avrupa’ya rağmen, Haçlılara rağmen ‘Ya İstanbul’u alırım ya İstanbul beni alır.’ İki kararlı lider ve İstanbul alındı. İstikbalimiz dedi, ikinci istikbal fethidir” dedi.

Elbette, Akşener’in bu benzetmesinde derin siyasi anlamlar var.

Hele ki sahneye, onu İBB Başkan adayı olarak belirleyen

Yazının Devamını Oku

Türkiye, 130 büyükelçiye Amerika-terörist PKK/YPG/SDG ilişkisi raporu gönderdi

Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan’dan çekilmesi sonrası, ABD medyasında, Suriye’deki askerlerini de çekeceği iddiaları gündeme geldi.

Hatta ABD Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına yakınlığı ile bilinen Foreign Policy dergisinde, “Ortadoğu Amerika’nın Suriye’den çıkışına hazırlanıyor” başlıklı yazıda, böyle bir karar karşısında Arap ülkelerinin Esad rejimi ile ilişkilerini onarma yarışına girdiği aktarıldı.

Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın değişen derecelerde ve farklı hedefler peşinde olsalar da Suriye hükümetiyle ilişkilerini derinleştirdiği belirtildi. Önceki ABD Başkanı Trump’a atıf yapılarak, “ABD Başkanı Joe Biden’ın benzer bir ‘görev tamamlandı’ beyanına dayanan Afganistan politikası göz önüne alındığında, muhtemelen Washington’ın Suriye’den çıkışına hazırlanacaklar. Ne de olsa ABD yönetiminde Suriye’nin hayati bir ABD çıkarı olduğunu alenen savunan birini bulmak zor” denildi.

Böyle bir durumdan en fazla etkilenecek olan ise 2014’tan beri ABD’nin desteklediği terör örgütü PKK/YPG’nin ana gövdesini oluşturduğu SDG.

Elbette diğer bir sonucu terör örgütü PKK/YPG/SDG’ye karşı mücadele veren Türkiye’nin elinin güçlenmesi olacak.

UZUN SÜRMEYECEK

Yazının Devamını Oku

PKK/HDP, ‘Sarı ceset torbası’ layık görüyor - Anneler evlatları damatlık giysin istiyor

Diyarbakır Anneleri tam iki yıl önce eyleme başladı ve 32 evlat, ailesine kavuştu ama birileri hâlâ bunu görmüyor. Bazıları damatlık giyip aile bile kurdular. Acılı anneleri desteklemeyen sözde aydınlar, gazeteciler, yazarlar, sanatçılar; 32 evlat sarı ceset torbası ile gelse daha mutlu mu olurdunuz?

EVLENMEK üzere son hazırlıklarını yapan oğlu Mehmet Akar’ın düğüne üç gün kala HDP Diyarbakır İl Başkanlığı aracılığıyla terör örgütü PKK’ya gönderileceğini öğrenen Hacire Akar, oturma eylemi başlattığı 22 Ağustos 2019 günü, parti binası önünde TRT Kürdi kanalına Kürtçe şunları söylüyordu:

“İnsan hakları nerede? Buraya gelsinler. Eğer insan hakları olsaydı, düğününe 3 gün kalan parmağında yüzük olan oğluma böyle yapılmazdı. Neden insan hakları savunucuları burada değil? Neden hesap sormuyorlar? Bu menfaatperestlerden neden hesap sormuyorlar? Bunların hepsi menfaatlerinin peşinde koşanlar. Gelip buraya doluşmuşlar, gencin birisinin işi düşse korkudan buraya gelemiyor. Onları içeri alacaklar, ilaçlarla haplarla beyinlerini uyuşturacaklar, onları büyüleyip dağa gönderecekler.

Eğer gelmezse yakacağım bu binayı, ne cezam varsa çekeceğim.

HDP katliam yeridir, zalimlerin mekânıdır, baskının merkezidir.

Bir evden üç insanı almak nerede görülmüş? 3 insanı bir evden alıp parçalayıp atmak nedir?

Aynı bu oğlum gibi aldılar, kaybettiler sonra haber saldılar, ‘Haydi gel cenazeni al’ dediler. Cenazeyi bile görmedim. Haklı mıyım, haksız mıyım, siz söyleyin. Ciğerim yanıyor, akşam oldu herkes evine gitti, neden ben buradayım. Neden yanımda kimse yok? Hepimiz anneyiz, hepimizin ciğeri yanıyor diyorlar. Hepsi yalan, eğer hepimiz anneysek neden benim yanımda bir anne yok? Demek ki bu işte bir sahtekârlık var. Onların çocukları sabah işine gücüne gidiyor, neden ben buradayım ve oğlum neden yanımda değil. Oğlum neden gitsin masum insanları katletsin? Neden gitsin, sebep ne olabilir ki?

Kim bana saldırdı, kim evimi talan etti, kim onları kaçırdı?

Yazının Devamını Oku

Kundakçı PKK’nın ‘temizlikçisi’ Demirtaş

Terör örgütü PKK’nın siyasi sözcülüğünden ileri gitmeyen HDP’nin eski eş başkanlarından Selahattin Demirtaş, Twitter hesabından şu utanmazca mesajları attı:

“Dersim’deki orman yangınlarının söndürülmemesinin nedeni yetersizlik değildir. O bölgedeki ormanların çoğu bilinçli olarak yakılır ve kimsenin de müdahale etmesine izin verilmez. On yıllardır sürdürülen bilinçli ve resmi bir politikadır bu.

Bu gerçeği herkes bilir ama ne yazık ki kimse söylemeye cesaret edemez. 38’de Dersim neden bombalandıysa ormanlar da aynı gerekçeyle yakılıyor.

Kalbim Milas, Marmaris ve Manavgat’ta olduğu gibi, felakette bile ayrımcılığa uğrayan Dersim, Başkale ve Şemdinli’deki halkımızla birlikte atıyor.”

TUNCELİ’DEKİ YANGINI PKK ÇIKARDI

Tunceli Emniyet Müdürlüğü’nden edindiğim bilgiye göre; yangının çıktığı Tunceli Hozat-Ovacık arasındaki Ali Baba Boğazı’nda, bir süre önce karakol yapımı için malzeme taşıyan kamyona teröristler tarafından ateş açıldı. Jandarma’nın operasyon başlatmasıyla, PKK’lı teröristler meşelikleri yaka yaka bölgeden uzaklaştılar. O gün başlayan yangın değişik noktalarda devam ediyor. Yangına müdahale edilememesinin sebebi, bölgedeki teröristlerin varlığı ve kurdukları tuzaklar. Devlet bir yandan yangın ile ilgili söndürme çalışmaları yaparken diğer yandan kaçan teröristlere yönelik operasyonları yürütüyor. Nitekim “özel güvenlik bölgesi” niteliğindeki alanda çıkan yangın sırasında 20 EYP’de patladı. İHA’ların tespit ettiği teröristlerle girilen çatışmada bölgede bulunan teröristlerden birisi ölü ele geçirildi. Gerçek buyken, Demirtaş isimli şahıs yine suçu devletin üzerine atıyor.

CİZRE-BODRUM’U UNUTTU

Bölücü terör örgütünün sözcüsü

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu devletin kapısını FETÖ’cülere açacak

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, kendinden önceki genel başkan Deniz Baykal’a ve partisinde milletvekilliği yapmış kişilere kumpas kuran Fetulahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarını çok memnun eden; tuhaf, tuhaf olduğu kadar Türkiye için çok tehlikeli bir açıklama yaptı.

15 Temmuz’dan sonra Kanun Hükmünde Kararnamelerle devlet memurluğundan çıkartılan 125 bin 678 kişi arasında, “göreve iade” kararı verilen 14 bin 455 kişi yerine “herkesin” görevlerine döneceğinin işaretini verdi. CHP iktidarı ile tekrar devlete yerleşme umudu doğan firari FETÖ mensupları sevinçlerini gizleyemedi.

Bir kesim ise oldukça sessizdi...

AKP’li Bülent Arınç, “KHK faciadır” dediğinde yeri göğü inleten FETÖ kumpasları ile hapislere girmiş olan CHP milletvekilleri, her fırsatta FETÖ’ye karşı olduğunu söyleyen parti teşkilatı, üyeleri, tabanı ve yandaş gazetecileri ise bu kez suskun.

Neyse, konu FETÖ olunca benim için Bülent Arınç ile Kılıçdaroğlu arasında fark yoktur, sözümü ona da söyledim buna da söyleyeceğim.

HATA DEĞİL PARTİ POLİTİKASI

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, geçen hafta Çorum ziyareti sırasında tam olarak şunları söyledi:

“Geçen özel harekâtta çalışan bir polis, Ankara Mamak’ta karşılaştık. ‘Beni kanun hükmünde kararnameyle attılar. Gittim savcılığa, savcı takipsizlik verdi.

Mahkemede hiçbir zaman yargılanmadım ve mahkûm edilmedim. Beni görevime vermeleri lazım. ‘Hayır efendim seni göreve geri veremeyiz...’ Niye veremiyorsun? Sözüm söz, bütün bu adaletsizlikleri düzelteceğim. O kanun hükmünde kararnamelerle görevden alınan, işine son verilen, ekmeği elinden alınan herkesi görevine iade edeceğim. Yeter ki teröre bulaşmasın.”

Yazının Devamını Oku

Türk askeri döndü ABD’nin kaos planı çöp oldu

En büyük endişem; Amerika Birleşik Devletleri’nin yönlendirmesiyle Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nı koruma görevine soyunmasıydı.

Aklıma hep Türkiye’nin Suriye’ye sokuluşu geliyordu.

Bana göre, Amerika’nın planı, tıpkı Suriye’de olduğu gibi, Afganistan’da da Türkiye’nin başını belaya sokmaktı.

14 Haziran’da ABD Başkanı Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı görüşme sonrası, havaalanı koruma konusu sürekli gündemde kaldı. Taraflar görüşmelere devam ederken Taliban hızla ilerleyip, beklenmedik bir zaman içerisinde Kabil’i aldı.

ABD’NİN BEKLENTİSİ ÇATIŞMA İDİ

Amerika’nın beklentisi ise çekilme sonrası Taliban ile Afgan hükümet güçlerinin savaşmasıydı.

ABD Başkanı Biden, 75 bin Taliban üyesine karşın savaş uçakları da olan 300 bin kişilik iyi donanımlı Afgan ordu birliklerine karşı bir zafer elde edemeyeceğini söylüyordu.

Ama daha Amerikan güçleri çekilmeye başlamadan Afgan birlikleri silahlarını da bırakarak ülkeye terk etti. Afgan Genelkurmay Başkanı’nın sivil giysiler içinde, havaalanında kendisini götürecek bir uçak beklerken çekilmiş görüntüleri de basına yansıdı.

Yazının Devamını Oku

Amerika’nın KCK/PKK/YPG’yi de kullanıp attığı günleri göreceğiz

Malatyalı İşadamları Derneği (MİAD), 2006 yılı nisan ayında 3. Fikir Platformu toplantısı çerçevesinde bir toplantı düzenledi.

Katılımcılardan birisi de Malatyalı gazeteci Hrant Dink’ti. 19 Ocak 2007’de katledilmesinden 8 ay önce yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Geçmişte İngilizlerin, Fransızların, Rusların, Almanların şu topraklar üzerinde oynamış oldukları rol neyse bugün de aynen tekrarlanıyor. Geçmişte Ermeni halkı onlara güvendi.
Kendilerini Osmanlı zulmünden kurtaracak sandılar ama yanıldılar. Çünkü onlar geldiler, kendi işlerini, hesaplarını yaptılar, çekip gittiler ve burada kardeşi kardeş ile kan içerisinde bıraktılar. Ve bugün Kürtlerin yaşadığı aynı budur.

Bugün Amerika geldi, Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti oluşturmak üzere. Kürt kardeşlerimiz için orası bir çekim alanı oldu. Ne oldu, bir başka şey mi oldu? Bir ümit mi oldu? Bu çok tehlikeli bir gidiş.

Amerika bu, gelir, kendi hesabını yapar, işine bakar, işi bittiğinde de çeker gider. Ondan sonra insanları burada kendi didişmesi içinde bırakır.”

‘SEÇİLMİŞ’ HÜKÜMETİ DEVİREN SİLAHLI ÖRGÜT

O gün yaşananlar ve bugünkü gelişmeler Hrant Dink’in analizinin tarihsel olarak son derece doğru bir tespit olduğunu gösteriyor. Dünyanın gözü önünde Afganistan’da yaşananlar Hrant Dink’in analizini doğruluyor.

“Amerika bu, gelir hesabını yapar, işine bakar, işi bittiğinde de çekip gider, sonra da insanları burada kendi didişmesi içinde bırakır.”

Yazının Devamını Oku

Emirhan’ı, 6 yaşındaki Suriyeli İbrahim mi öldürdü?

Ankara’nın Altındağ ilçesinde Battalgazi Mahallesi’nde önceki gün parkta oturan Emirhan Yalçın ve Ali Yasin Güler ile Suriye uyruklu Yahya Abdo ve Muhammed Abdo arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü.

Yahya Abdo, yanında bulunan bıçakla Emirhan Yalçın ve Ali Yasin Güler’i bıçaklayarak kaçtı. Hastaneye kaldırılan yaralı Emirhan Yalçın, hayatını kaybetti.

Hayatının baharında gencecik bir evladımız bir katil tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Elbette kanun bunun hesabını soracaktır.

Nitekim olaydan sonra gözaltına alınan Yahya Abdo ve Muhammed Abdo, sevk edildiği adliyede çıkarıldıkları mahkemece ‘tasarlayarak öldürme’ suçundan tutuklandı.

SURİYELİ DÜŞMANLIĞI

Ardından, Türkiye’de son yıllarda yaratılan ve köpürtülen “Suriyeli” diyerek tanımlanan yabancı düşmanlığı sokağa döküldü. Altındağ ilçesinde özellikle Suriyeliler başta olmak üzere yabancı uyrukluların oturduğu evlere, işyerlerine saldırıp, araçlarına zarar verdiler.

Dışarıdaki linç grubunun attığı taşlar akşam vakti ne olduğunu bile bilmeyen insanların camlarından içeri girdi ve çoluk çocuk herkesin yaralanmasına sebep oldu.

LİNÇ GRUBUNUN PROVOKASYONU

Yazının Devamını Oku

Sabotaj mabotaj...

21 Şubat 1993 tarihinde terör örgütünün yayın organı Serxwebun dergisinde PKK elebaşı Öcalan’ın “Türkiye’deki tüm turizm sahalarına eylem kararı aldık” başlıklı yazısı yayınlandı.

Yazıda, “Partimiz, Ege, Akdeniz, Marmara ve Kürdistan’daki tüm turistik girişimlere karşı silahlı mücadele ve eylem kararı almıştır. Bütün turistik alanlar, oteller, plajlar ve diğer sahalar bu eylem alanımız içindedir...

Bu sene Türkiye’nin turizm faaliyetine karşı geliştirilecek her türlü bombalı saldırı, yakma ve imha etme eylemlerinde ortaya çıkacak insan kaybından PKK sorumlu olmayacaktır...” diyordu.

PKK elebaşı aynı dergide, 1994 yılı ağustos ayında da örgütüne şu talimatı vermişti: “Halkımızın büyük bir kesimi metropoldedir, Antalya’da, İzmir’de ve İstanbul’dadır; fakat ‘Gelsin parti burada da büyük eylem yapsın’ diyorlar. Peki sizler orada yüz binler varsınız, bir kibrit kıvılcımı çakıp orman yakmak zor mudur?

Üç genç birleşse, kesin bir faşist vurabilir, kesin bir dükkânı veya fabrikayı yakabilir, yüz yerde orman yangını çıkarabilir.”1984 yılından beri 10 binlerce insanımızı katleden PKK, 1993’ten itibaren de ormanları, sanayi kuruluşlarını, evleri, sokaklarda araçları kundaklıyor.

53 İLDE 270 YANGIN

Bu yıl 29 Temmuz’dan itibaren Türkiye’nin 53 ilinde çıkarılan 270 orman yangını ise bunun devamı niteliğinde. Orman ekiplerinin, itfaiye ve gönüllü yurttaşların çabası sonucu dün itibarıyla 267 yangın kontrol altına alındı. Yangınlarla ilgili her şey konuşuldu ama üzerinde en az durulan bu yangınların çıkış nedenleriydi.

Aynı ilde farklı bölgelerde onlarca noktada bir anda başlayan yangınlarla ilgili terör örgütü PKK’ya bağlı “Ateşin Çocukları” isimli terörist grubun açıklaması nedense yeterince tartışılmadı. PKK’nın siyasi kanadı HDP, “Yangın kimden çıktıysa çıktı” diyerek sözüm ona kınama mesajı yayınladı. Ama HDP ile işbirliğine kelleyi koymuş muhalefet partilerinin tepkisizliği dikkat çekici.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya kundakçıları milli güvenlik sorunudur

Öncelikle genel bir rakam verelim: Dünya üzerinde 7 milyar 83 milyon internet kullanıcısı, 4 milyar 20 milyon da sosyal medya kullanıcısı var. Türkiye’de ise 84 milyon internet kullanıcısı, 60 milyon da sosyal medya kullanıcısı bulunuyor. (Kaynak: Hootsuite ve We Are Social 2021 Dijital Türkiye Raporu)

Avrupa genelinde sosyal medya kullanım oranı yüzde 30’da kalırken Türkiye’de bu oran yüzde 70’i buluyor.

Dolayısıyla, sosyal medya hem ticari olarak, hem siyasi mesajların paylaşıldığı hem de toplumsal konuların tartışılmasında, en çok kullanılan alan.

Sosyal medya her türlü legal faaliyet için önemli bir iletişim mecrası görevi yaparken maalesef illegal örgütlerin dezenformasyon faaliyetleri konusunda cirit attığı yerlerden birisi, hatta birincisi oldu.

Çünkü geleneksel medya yani televizyon, radyo, gazete hatta internet siteleri gibi yasalara uyma zorunluluğu bulunmadan her türlü sahtecilikle; istenilen yalan, dezenformasyon, hakaret, halkı kışkırtma yapılabildiği gibi çocuklara, kadınlara yönelik suçlar da işlenebiliyor.

ÖRGÜTLERİN HEDEFİ

Türkiye, nüfusunun yüzde 70’inin sosyal medya kullanıcısı olması nedeniyle illegal örgütlerin hedefinde bulunuyor.

İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü (EPFL) tarafından yapılan, 2015-2019 yıllarını kapsayan ve Türkiye üzerine odaklanan araştırmaya göre; Türkiye’deki sosyal medya gündem başlıklarının yüzde 47’si, dünya trend listelerine giren başlıkların da yüzde 20’si sahte.

Bu sahte başlıklar BOT yani bilgisayar yazılımları aracılığıyla oluşturulan ve gerçek kullanıcılar tarafından kullanılmayan, takipçi ve etkileşim oranlarını arttırmak amacıyla kullanılan hesaplar. BOT kelimesi Robot’tan geliyor ve sahte hesap anlamında kullanılıyor.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyanın kundakçıları: %32 FETÖ %23 Marjinal sol %18 PKK %12 DHKP-C

Türkiye, bir yandan ormanlarındaki yangınlarla, diğer yandan bu yangına körükle giden sosyal medya hesaplarıyla boğuşuyor.

28 Temmuz ile 3 Ağustos arasında 38 ilde 154 yangından 145’i kontrol altına alındı, 9 yangın ise devam ediyor.

Ancak, sosyal medyadaki kundakçılar hiç boş durmadı, bir türlü kontrol altına alınamıyor.

İletişim hakkı ve fikir özgürlüğünün en ileri düzeyde kullanımını sağlayabilecekken, terör örgütlerinin, istihbarat örgütlerinin, etki ajanlarının, kötü niyetlilerin elinde; insanların ruh sağlığını, toplumların huzurunu bozan bir mecraya dönüştürülen sosyal medya platformları elbette tüm devletler tarafından yasalar çerçevesinde yakından izleniyor.

TERÖR ÖRGÜTLERİ VE MEDYA KULLANIMI

Eskiden her tür terör örgütü, amacı doğrultusunda; toplumda korku ve paniği yaymak ve propaganda yapmak için, hazırladığı yazılı metin ve görselleri bir araya getirir, basacak matbaa bulur, kâğıt temin edip dergi veya kitabını basardı. Sonra da onu dağıtmak ya da gizli gizli satmaya uğraşırdı. Bu yolla da çok sınırlı sayıda kişiye ulaşabilirdi.

Şimdi ise, ister örgüt propagandasını yapmak, ister korku ve panik yaymak, ister “algı operasyonları” için bir sosyal medya hesabı açması yeterli. Kapatılsa dahi kendisi ya da aynı örgütten bir başkası hemen benzerini açabiliyor.

Bilinen nedenlerden kaynaklandığı gibi, terör örgütü PKK tarafından da üstlenilen sabotajlarla çıkarılan yüzlerce orman yangını ile ilgili sosyal medyada yaşanan tartışmalar nasıl bir kaos ortamına itildiğimizi gösteriyor.

Avrupa’da yüzde 30 olan sosyal medya kullanımının Türkiye’de yüzde 70’i bulması, tüm bu yapıların dikkatini çekiyor. Terör örgütleri de her vesileyle sosyal medyayı operasyon üssü haline dönüştürüyor.

Yazının Devamını Oku

‘Prof. Dr’ değil ‘Prov. Dr.’ Mithat Sancar

HDP, kapatılan diğer partileri gibi; PKK terör örgütü elebaşının talimatıyla kurulmuş, yapılanmış, politikalarını terör örgütünün talimatlarına göre şekillendirmiş ve onların sözcülüğünden öteye gitmeyen bir partidir.

“Gidemeyen” demiyorum çünkü isteseler de gidemezler.

Çünkü parti yönetimi, milletvekili adayları bile dağdaki teröristlerin onayından geçer. PKK ve HDP öylesine iç içe geçmiştir ki; Türk Kürt demeden, bebek, kadın, çocuk, asker, polis, korucu katletse de HDP, terör örgütüne tek bir kelime edemez.

‘PKK’YI SEÇMENLERİMİZİN ÇOCUKLARI KURDU’

HDP milletvekili Erol Katırcıoğlu, “Neden ‘PKK bir terör örgütüdür’ diyemiyorsunuz” sorusuna aynen şu karşılığı vermişti; “Allah aşkınıza bir annenin çocuğuyla, bir babanın oğluyla ilişkisi arasına biz nasıl mesafe koyabiliriz ki? PKK bu toprakların insanlarından oluşuyor ve bizim seçmenlerimizin çocukları veya akrabaları dağa çıkmışlar ve PKK’yı kurmuşlar.”

Kısmen yanlış, kısmen çarpıtma kısmen de doğru olan bu sözlerin üzerinde ayrıca durmak gerekiyor. HDP ve PKK ilişkisine uzun uzun değineceğiz.

PKK/HDP’YE KARŞI  SAVUNMAMI KİTAP YAPACAĞIM

Nitekim CNN Türk’te, “HDP’nin terör örgütü PKK’nin siyasi kolu olduğunu bile bile oy verenlerin oyları benim için, askerimin üzerine sıkılan kurşun gibidir” sözlerim üzerine HDP Hukuk biriminin girişimiyle hakkımda soruşturmalar başladı.

Yazının Devamını Oku

Artık zamanı gelmedi mi; Açıklayın Bylock’çu AKP’li bakanları

Hiç beklemediğimiz bir zamanda, hiç beklemediğimiz bir şekilde; Fetullahçı Terör Örgütü’nün “sır küpü”, “Tarık” kod adlı Alpaslan Demir, yani örgütün kripto haberleşme sistemi Bylock’un lisansı üzerine kaydedilen “David Keynes” Türkiye’ye gelip teslim oldu ve FETÖ ile ilgili itiraflarda bulundu.

Uzun ve karmaşık bir cümle oldu değil mi?

Konu FETÖ, hele hele hepsi kaçmaya çalışırken Bylock isimli kripto haberleşme sisteminin lisansının sahibi FETÖ’cünün teslim olması elbette şaşırtıcıdır.

“Amacı ne?” “Neden şimdi?” soruları havada uçuşuyor.


TUHAF BİR KİŞİLİK

2012’de Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olup adını “David Keynes” olarak değiştiren Alpaslan Demir, “tuhaf” bir kişilik.

1997 yılında FETÖ’den ayrıldığını söylüyor ama teslim olduğu 9 Haziran 2021’e kadar anlattığı tüm olaylar, verdiği tüm isimler FETÖ üst düzey yönetiminden.

Yazının Devamını Oku