‘Armut piş ağzıma düş’ taktiği

“Beklenen” oldu; CHP’li Muharrem İnce “1000 günde Memleket Hareketi” diye adlandırdığı siyasi adımı ile ilgili açıklama yaptı.

Dünkü basın toplantısında önce iktidarı sonra partisi CHP’yi eleştirdi. Sonra da hakkında ortaya atılan iddialara cevap verdi.

Açıklamaları kimilerinin dediği gibi “bomba” mıydı? Bence hayır.

İnce önceden daha sert sözler etmişti. Hatta, kendisi için kullanılan “partiyi bölen” yaftasını bertaraf etmek için özel bir çaba gösterdi.

2018 seçimlerinde CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce kısa süre önce, “Meral Akşener sayesinde cumhurbaşkanı adayı oldum” demişti.

CHP için bundan ağır bir söz olmaz ama herkes sağırı oynadı. Çünkü herkes biliyor ki, Kılıçdaroğlu’nun, 2018 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi için kafasında aday olarak AKP kurucusu olan, milletvekilliği, bakanı ve son olarak Cumhurbaşkanlığı yapmış olan Abdullah Gül vardı.

Ve bu plan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in itirazı ile bozulmuştu. İşin garibi, kendi parti tabanından itirazlar olmasına rağmen Kılıçdaroğlu’nun kafasında gelecek seçimlerde aynı ismin olduğu konuşuluyor.

KILIÇDAROĞLU’NUN HESABI

Kılıçdaroğlu’nun son kurultayda, “dostlarımız” dediği ve CHP ile ortak hareket eden İP+HDP+SP+GP+DP ile yüzde 51 oy ile bu hedefe ulaşmaya dayalı bir matematiksel hesap var. İnce, politika üretmeden ittifaklara dayanan bu taktiğine de “Armut piş ağzıma düş” adını koyuyor.

İşte Muharrem İnce’nin itirazı da burada başlıyor, böyle bir formül ile CHP’li olmayan birinin cumhurbaşkanlığını CHP’nin zaferi olarak görmüyor. AKP’nin karşısında “alternatif” olacağını söylüyor. Çünkü aday olduğunda yüzde 31 dolayında oy almıştı. Şimdi 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 51’e ulaşmak için yola çıkıyor. Bu nedenle, yaklaşık üç yılı bulacak, “1000 günde Memleket Hareketi” şeklindeki adımını muhtemelen Memleket Partisi adıyla kurumsallaştıracak.

CHP’DEKİ ATATÜRK DÜŞMANLARI

İşareti de çok net verdi, Partimden ayrılsam bile Cumhuriyet Halk Partisi’ni yıpratmak için değil kurtarmak için ayrılırım; tıpkı Atatürk’ün işgal altındaki İstanbul’u kurtarmak için ayrılıp Ankara’ya gitmesi gibi” diyerek.

Bu sözlerinden “CHP’nin işgal altında” olduğu sonucunu çıkarmak mümkün. Ama bunu ilerleyen günlerde kendisi açacaktır. Nitekim, birkaç gün önce, “CHP’de Atatürk düşmanları var” demişti, dün de “Hareketimizin içinde asla Atatürk düşmanları olmayacaktır” vurgusu yaptı.

Peki kim bu CHP’deki Atatürk düşmanları? Aslında bunu CHP seçmeni de görüyor ama “Erdoğan karşıtlığına” oturtulan taktik gereği, “ittifakın bozulmaması” adına herkes susuyor. Öyle ki CHP’liler, Muharrem İnce’yi, “Ömrüm CHP zihniyetiyle uğraşmakla geçti” diyen ve şimdilerde yakınlaştıkları eski AKP’li başbakan Davutoğlu ve eski AKP’li bakan Babacan’dan daha fazla eleştiriyor. PKK’nın siyasi kolu HDP ile işbirliğine en küçük ses çıkaramıyorlar.

Bunun yerine 40 yıllık CHP’li İnce, hakarete uğruyor, iftira atılıyor, dışlanıyor.

PARTİ ‘İNCE KAZANMASIN’ DİYE UĞRAŞMIŞ!

Öyle bir dışlanma ki, 2018 yılında CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olmuş bu isim o süreçte nasıl yalnız bırakıldığını hatta seçimi kazanmaması için parti içinden çaba sarf edildiğini anlatıyor.

Belki de en üzüntü veren kısmı bu; milyonlarca insan İnce’nin peşinden miting alanlarına akarken, partisinin içten içe onun başarısız olması için uğraşması siyasetin kirli yüzünü gösteriyor. Artık kelimenin tam anlamıyla “Ok yaydan çıktı”. Bundan sonraki adım 4 Eylül’de Sivas’ta yapacağı açıklama olacak. 29 Ekim’e doğru da yol haritası netleşecek. “1000 Günde Memleket Hareketi” için şimdiden genel bir değerlendirme erken olur. Yaydan çıkan okun hedefine ulaşıp ulaşmayacağını bu süreçte oluşturacağı kadro ve Türkiye’nin sorunlarıyla üreteceği politikalar belirleyecek.

‘Armut piş ağzıma düş’ taktiği

‘ELİ KANLI CHP GÖRÜNÜMLÜ İSİM’ YAŞAR OKUYAN...

MUHARREM İnce’nin açıklamalarında, “CHP’nin evlatları” ile “CHP görünümlü olanlar” vurgusu dikkatimi çekti. Hatta konuşmasının sonunda ağır bir cümle sarf etti. Kendisine sosyal medyadan hareket eden CHP İl Yönetimi’nden bir isme hitap ederken şunu söyledi: “İzmir’de bir genç kardeşim hakaret etmiş bana. Onun gözlerinden öperim. Yanlış yapmış, kızgın falan değilim ama dikkat et her bahar bir parti değiştirip elinde Maraş’ın, Çorum’un kanı bulunan şimdi CHP’li gibi davrananlara dikkat et. Oralarda geziyor. Asıl sarayın adamı odur. Her yeri karıştırmak için mükemmel özellikleri vardır.”

Biraz araştırınca Muharrem İnce’nin kastettiği o ismin eski bakanlardan Yaşar Okuyan olduğunu öğrendim. ANAP, MHP, Demokrat Türkiye Partisi, Hürriyet ve Değişim Partisi, HYP, Vatan Partisi ve son olarak CHP’ye geçen Okuyan, Muharrem İnce’ye ağır hakaretler etmiş, “CHP’ye ihanet etmekle” suçlamıştı.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Arınç’a teröristlerin övüldüğü ‘Seher’ kitabını öneririm

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Konseyi üyesi Bülent Arınç, Selahattin Demirtaş’ın ‘Devran’ isimli kitabını önerirken şunları söyledi: “Bu kitabı okuduktan sonra siz Selahattin Demirtaş hakkındaki kanaatinizi belki değiştirmeyeceksiniz. Ama Kürtler ve Kürtlerin yaşadığı travma üzerinden kafanızda çok şeyler değişecek.”

Arınç travma görmek istiyorsa, 1978’de kurulan ve ilk önce bölgedeki köyleri basarak hamile kadınları, çocukları hatta bebekleri kurşunlayarak, diri diri yakarak öldüren PKK’nın terör tarihine bir baksın. O kadar geçmişe gitmek istemiyorsa, daha yakın zamana bizzat Demirtaş’ın içinde olduğu, Kobani ayaklanması ya da PKK’nın çukur eylemleri hatta sözde özerklik ilan ederlerken ki hallerine, PKK’lıların katlettiği Yasin Börü’ye, Eren Bülbül’e, 11 aylık Bedirhan bebeğe baksın.

Ama Arınç o vicdan noktasından oldukça uzak, havayı koklayan bir siyasetçi. En iyisi ben ona Selahattin Demirtaş’ın neyin arkasında olduğunu ve nasıl bir gelecek hayal ettiğini anlaması için ‘Seher’ isimli diğer kitabını önereceğim.

SONU MUHTEŞEM OLACAKMIŞ!

Hikâyesi farklı anlatılsa da Demirtaş’ın kitabına ‘Seher’ adını, 13 Mart 2016 günü Ankara Kızılay’da toplam 38 kişinin hayatını kaybettiği, 19’u ağır 125 kişinin yaralandığı saldırıda PKK’nın canlı bomba olarak kullandığı terörist Seher Çağla Demir’e atıfla verdiği basına yansıdı.

Kitabın adının nereden geldiği de önemli değil, içinde ne yazdığı önemli. O yüzden Bülent  Arınç’a, özellikle ‘Seher’ kitabının sonunda yer alan ‘Sonu Muhteşem Olacak’ bölümünü dikkatli okumasını öneriyorum. Demirtaş’ın orada hâlâ PKK’nın “özerklik” hayalinin sözcülüğünü sürdürdüğünü görecektir.

Demirtaş o bölümde, babası PKK’nın çukur eylemleri sırasında öldürüldükten hemen sonra dünyaya gelen Bekes isimli bir çocuğun 28 yaşına gelmiş ve doktor olmuş oğlunu anlatıyor.

İlk okuyuşta isimler ve olaylar kurgu gibi gelebilir ama küçük isim değişiklikleri ya da üstü örtülü geçen olaylarla anlatılanlar gerçek hayatla son derece uyumlu.

Yazının Devamını Oku

Kod adı: ATİLLA

Okuyanlar bilir, 2004 yılında Alaattin Çakıcı’nın ‘organize suç örgütü lideri’ olarak faaliyetlerini içeren ‘Kod Adı Atilla’ isimli bir kitap yayınlamıştım.

‘Atilla’, Alaattin Çakıcı’ya MİT’çiler tarafından kullanılırken verilen kod adıydı. Atilla Çelik olan kod ad ve soyadının baş harfleri, gerçek adının baş harfleriyle aynıydı.

Kurumları, işadamlarını hatta bazen gazeteleri bu adla arardı. Bu dönemde, ‘Atilla Yılmazer’, ‘Atilla Vural’ ve ‘Nuri Akyıldız’ isimlerini de kullandı.

1990’lı yıllar “derin devlet, Susurluk, cinayet, mafya, ihale, yolsuzluk” gibi kelimelerle hatırlanır. Mafyanın karışmadığı devlet ihalesi, tehdit etmedikleri kişi kalmamıştı.

Eski dönemlerin “kabadayıları” gitmiş, yerine “çeteler” gelmişti. Çeteler ise “mafya” denilen “organize suç örgütleri” halini aldı. Çakıcı da en bilineni hatta marka ismiydi. O yıllarda neredeyse “Ülkücü mafya” ifadesinin en bilinen simasıydı.

Alaattin Çakıcı, 1953 yılında Trabzon’un Arsin kasabasının Fındıklı köyünde doğdu. Babası Ali Çakıcı, kan davası nedeniyle ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etti ve Karadenizlilerin yoğunlukta olduğu Gültepe Mahallesi’ne yerleşti.

Babası kahvecilik yaparken, Alaattin Çakıcı gençlik dönemlerinde Kağıthane Ülkü Ocakları Başkanlığı yaptı. 1970’lerin sonunda babası ve amcasının oğlu solcu örgütler tarafından öldürüldü. Babasının cenazesini morgdan alan, tanıdık bir siyasetçi, Hüsamettin Cindoruk’tu.

Kız kardeşi

Yazının Devamını Oku

Artık mızrak çuvala sığmıyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2 Haziran 2018 günü Sözcü gazetesine yaptığı açıklamada, “Millet ittifakı olarak çalışma yaptık. Başında İbrahim Kaboğlu vardı. Üç aşağı beş yukarı bir mutabakat metni şu an elimizde” dedi.

Ortaya çıktı ki Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Halkların Demokratik Partisi, yalnız kamuoyundan değil kendi parti üyelerinden bile gizli bir şekilde, 13 Ocak 2018 ile 7 Mayıs 2018 tarihleri arasındaki dönemde, bir Anayasa değişikliği çerçeve metni oluşturmuşlar. Kılıçdaroğlu’nun “elimizde” dediği mutabakat metnini hazırlamışlar.

ÜMİT ÖZDAĞ AÇIKLADI

İYİ Parti milletvekili Ümit Özdağ, önceki gün o mutabakat metninin içeriğini açıkladı.

Böyle bir çalışmadan bir yıl sonra, 29 Haziran 2019 günü haberdar olan Ümit Özdağ, önce kendi partisinden milletvekillerini aramış ama onlar da bilgilerinin olmadığını söylemiş.

Özdağ Anayasa taslak çalışmasının başında olan CHP’li İbrahim Kaboğlu ile görüşmesini önceki günkü basın toplantısında şöyle aktardı: “Bu konuşmayı takiben önce İbrahim Kaboğlu ile telefonda konuştum, sonra TBMM’deki odasında buluştum. Kaboğlu’na sordum: ‘İYİ Parti CHP, Saadet Partisi ve HDP ile birlikte bir anayasa taslağı çalışmalarına katıldı mı?’ ‘Evet, katıldı’ cevabını verdi. Kulaklarıma inanamadım...”

‘Anayasal Demokrasi Çalışması Yol Haritası’ başlıklı metinde, ilk toplantının 13 Ocak 2018’de yapıldığı, bundan sonra çalışmaların “mahremiyet ilkesine bağlı kalınarak yürütüleceği” kaydedilmiş.

Yol haritasında ‘Ortak İlkeler’ başlığı altında “Dört siyasi partinin liderinin katılımıyla gerçekleştirilecek bilimsel bir anayasa toplantısı vesilesiyle kamuoyu ile örtülü veya açık olarak paylaşılacaktır” kararı da yer almış.


Yazının Devamını Oku

Rusya’nın planı

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, “Benim ve halkım için inanılmaz derecede acı”, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, “Büyük bir gurur ve sevinçle imzaladım” dediği anlaşma metniyle Karabağ topraklarının çok büyük bölümü özgürlüğüne kavuştu.

Önce Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından imzalanan bildiri, daha sonra Ermenistan Başbakanı Paşinyan’a imzalatıldı. “İmzalatıldı” diyorum çünkü bu, tarafların mutabık olduğu anlaşmadan çok Rusya’nın planına benziyor.

‘İTİ KOVAR GİBİ KOVDUK’

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, imzaladığı bildiriyi tarihe geçecek şu konuşmayla kamuoyuna duyurdu;

“10 Kasım Moskova saatiyle saat 00.00 itibari ile Dağlık Karabağ’da ateşkesin ve bütün askeri operasyonun durdurulmasının kabulünü ilan ediyoruz. Sevgili yurttaşlar, bu bildiri tarihi bir öneme sahiptir. Bildiri bir videokonferans formatında imzalandı. Bildiri üç ülke tarafından imzalanacaktı. Ancak son anda Ermenistan Başbakanı bildiriyi imzalamayı reddetti. Bu yüzden açıklama ben ve Rusya Devlet Başkanı tarafından imzalandı. Paşinyan bu bildiriyi imzalayacak, biz onu buna mecbur ettik. Ancak o, bu bildiriyi kapalı bir yerde, kameralardan uzak bir yerde, korkakçasına, namertçesine imzalayacak. Sıçan gibi bu anlaşmayı ağlaya ağlaya imzalayacak. Dersini verdik. Kovduk onları topraklarımızdan. Demiştik, iti kovar gibi kovacağız demiştik ve kovduk onları. İti kovar gibi kovduk. Bu bildiri uzun yıllar devam eden işgale son koyuyor.  Bu bildiri Laçin ve Kelbecer bölgelerinin kan dökülmeden geri verileceğini gösteriyor. Paşinyan, ne oldu? Görünüşe göre Paşinyan’a olanlar yıllarca dillerde dolanacak.

Ne oldu Paşinyan, sen Cebrayıl’a gidiyordun? Dans ediyordun, durum ne oldu? Statü cehenneme gitti, statü yok ve olmayacak. Ben başkan olduğum sürece de olmayacak. Dolayısıyla bu belgenin büyük bir anlamı var. Ben eminim ki, Azerbaycan halkı bu belgeyi çok önemseyecek, onu doğru ve büyük bir dikkatle okuyacak ve ne kadar büyük bir siyasi zafer kazandığımızı görecek.”

‘ZAFER’ TARTIŞMASI

Hocalı ve Hankenti gibi bölgelerin statüsü belirlenmeden Ermenistan’a bırakılması elbette “zafer” yorumlarının tartışılmasına neden olacaktır ama 27 Eylül’den itibaren savaş meydanlarında kazanılan başarı da elbette büyük bir mücadele olarak kayda geçecektir.

Askeri başarı sonrası diplomasi yoluyla Ermenistan’ın 15 Kasım’a kadar Kelbecer’i, 20 Kasım’a kadar Agdam’ı, 1 Aralık’a kadar Laçin bölgesini terk edecek olması,

Yazının Devamını Oku

‘Biden darbe ile yapamadığını tamamlamaya geliyor’

17 Ağustos 2020 tarihinde bu köşedeki yazımın başlığı, ‘Biden darbe ile yapamadığını tamamlamaya geliyor’ idi.

O günlerde, Biden’ın New York Times editörleri ile yaptığı sohbetteki sözleri tartışılıyordu. Biden, Türkiye iç siyasetine neden ve nasıl müdahale edeceklerini şu sözlerle açıklıyordu:

“Şu an ona (Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a) çok farklı bir yaklaşım uygulamalıyız. Muhalif liderleri desteklediğimizi, bir yol haritamız olduğunu açıkça göstermemiz lazım. Düşündüğümüz şeyle ilgili sesimizi yükseltmemiz lazım, bedel ödemeli.

Yani çok endişeliyim. Ama bence daha önce benim yaptığım gibi onlarla doğrudan temasa geçip Erdoğan’ı yenecek duruma gelmeleri için hâlâ var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz. Darbe ile değil, seçim süreci ile. Dışarı atıldı. İstanbul’da dışarı atıldı, partisi dışarı atıldı.

Peki, biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz.

Yapacağım en son şey, ona Kürtler konusunda boyun eğmek olurdu. Kesinlikle en son şey. Ve onlarla Kürtlerle ilgili olarak birkaç görüşmem oldu. O dönem henüz üzerlerine gitmiyorlardı.

Yani şunu göstermemiz lazım. Türkiye, Rusya’ya bağımlı olmayı istemek zorunda değil. Yani çok endişeliyim. Hava üslerimiz ve onlara erişimimize dair de çok endişeliyim. Bence bölgedeki müttefiklerimizle bir araya gelerek, onun bölgedeki faaliyetlerini nasıl izole edeceğimizle ilgilenmek bizim için son derece fazla iş olacak.

Özellikle Doğu Akdeniz’de petrolle ilgili faaliyetleri ve görüşülmesi uzun sürecek olan çok sayıda başka şey. Ama cevabım. ‘Evet, endişeliyim’.”

Yazının Devamını Oku

Amerika’nın sosyal operasyon medyası

Amerika’daki tartışmalı başkanlık seçimleri her yönüyle ibretlik sonuçlar ortaya çıkardı.

Dünyada “demokrasi” ve “özgürlük” kelimelerini en çok kullanan Amerika, Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya kadar, özgürlük ve demokrasi götürme adı altında işgal planlarını uygularken bu kavramların içini boşalttı. Tıpkı demokrasi ve hukuk deyip, terör örgütü PKK’yı desteklemesi Fetullahçı Terör Örgütü elebaşı Gülen dahil örgüt yöneticilerini topraklarında barındırması gibi.

Amerika, sadece demokrasi kavramının içini boşaltmakla kalmadı, şekil şartının ilk sırasında yer alan seçimleri de tartışmalı hale getirdi.

Şaibe olsa ne olur olmasa ne olur, Trump seçilse ne olur, Biden seçilse ne olur. Türkiye için, “ABD’nin müttefik görünümlü düşman olduğu” gerçeği karşısında hiçbir şey değişmez.

SEÇİMLERDE ŞAİBE ESKİ HİKÂYE

Ancak geçmişi bilenler için ABD’de seçimlerdeki şaibe tartışmaları yeni bir durum değil,

7 Kasım 2000 tarihinde yapılan seçimlerde, Cumhuriyetçi Parti’nin adayı George W. Bush, Demokrat Parti’nin adayı Al Gore ile başa baş yarışmıştı. Demokrat aday Al Gore yüzde 48.4, Cumhuriyetçi aday George W. Bush ise yüzde 47.9 oy aldı.

Sonuçlar kesinleştikten sonra Al Gore’un daha yüksek sayıda seçmenin oyunu almış olmasına rağmen, ABD’nin her eyalette ayrı çoğunluk sağlama esasına dayanan seçim sisteminden dolayı 271 seçiciler kurulu kazanan George W. Bush başkan ilan edildi.

Resmi sonuçlara göre Florida eyaletinde sadece 537 oy farkla

Yazının Devamını Oku

Yalan, doğal afetlerden daha büyük felakettir

İzmir’deki depremin hemen ardından gencecik bir insan, sohbet ederken depremin büyüklüğünün 7.0 olduğunu ancak hükümetin “afet bölgesi ilan etmemek için” rakamı düşük gösterdiğini ve bu yüzden AFAD’ın büyüklüğü 6.6 olarak açıkladığını söyleyince, geçmiş yıllara gittim.

En büyüğü 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli olmak üzere sonraki tüm büyük depremlerde aynı şeyleri duymuştum. Anladım ki aynı şeyler bugün de söyleniyor, daha kötüsü gelecekte de söylenecek.

Peşinden her felaket sonrası yaşanan, acının yükünü paylaşıp hafifletmek yerine küçük siyasi hesaplarla söylenmiş yalanlar art arda gelmeye başladı.

1- KAN MERKEZİ YIKILDI!

Daha ilk anda, CHP’li Gürsel Tekin’in tweet’i onu takip edenleri şok ediciydi.

Bayraklı’daki Kızılay Kan Merkezi’nin yıkıldığını şöyle yazmıştı:

“İzmir’de yaşanan deprem sonucunda Bayraklı’da Kaymakamlık binası ve Kızılay Kan Merkezi yıkıldı, Adalet Sarayı duvarları çatladığı için boşaltıldı. Kendi binalarının güvenliğini sağlayamayan devlet, vatandaşın canını nasıl koruyacak? Çok acil adımlar atmamız lazım.”

Kızılay Kan Merkezi’nin yıkılması sadece bina güvenliği açısından değil, depremde yaralanan ve kan ihtiyacı olanlar için de sarsıcı bir iddiaydı.

Yazının Devamını Oku

‘Dijital kötülük’ kol geziyor

Onlar bir acı yaşanmasını beklerler, bir felaketin olmasını...

Ya bir terör örgütünün saldırısını kollarlar, ya birinin ölümünü; fark etmez. Hemen geçerler klavye başına ellerinde telefonla, kötülüğün esiri olmuş ruhları, damarlarında zifte dönüşmüş kanları harekete geçirmiştir.

Telefon ya da klavyedeki her harfe, bir katilin tabancasından kurbanına sıktığı mermiler gibi basarlar.

Kelimeler yan yana geldikçe öfkesi daha da kabarır, sessizce mesaj yazan kötülük, ağzından köpükler saçan, git gide kendisini provoke eden bir canavara dönüştürür.

Hepsinin mutlaka bir bahanesi vardır, her kötü, her kötülük gibi...

Yan yana getirdiği kelimelere bakıp pis pis sırıtarak “Paylaş”, “Mesajı gönder” ya da “Tweet’le” tuşuna basıp kendisi gibi ziftleşmiş ruhlu kişilerin harekete geçmesini beklerler.


Yazının Devamını Oku

60 yılın casusu CIA’den yardım isterken

İP milletvekili Ümit Özdağ’ın, partisinin İstanbul İl başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ’cü olduğunu söylemesi ve ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddialar hakkında soruşturma başlatması, 2017’den beri tutuklu olan eski MİT mensubu, Amerikan CIA ve Alman istihbaratıyla ilişkili Enver Altaylı ismini yeniden gündeme taşıdı.

Enver Altaylı, Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu’nun kayınbiraderi. Dolayısıyla Buğra Kavuncu’nun da dayısı.

Bu ilişkiler, 2018’de İP’ye GİK üyesi ve genel başkan yardımcısı olarak Buğra Kavuncu’nun siyasete başlamasında ne kadar etkili oldu, bilinmez...

Ama Meral Akşener 2018 yılında Osmaniye mitinginde adı dahi bilinmeyen genel başkan yardımcısı Buğra Kavuncu’yu seçmenlere tanıtmak için çağırırken sahneye önce babası Orhan Kavuncu’yu davet etmişti.

ALTAYLI, FETÖ, 1990’LAR

Dolayısıyla Buğra Kavuncu hakkındaki iddialar, FETÖ’nün Kazakistan’daki derneğinde yöneticilik yapması yanında, siyasete girmesinde babası Orhan Kavuncu ve Enver Altaylı ile ilişkileri yönüyle de araştırılacaktır.

Çünkü Enver Altaylı yalnız yabancı istihbarat kuruluşlarıyla ilişkili değil, FETÖ elebaşı Gülen’e “Muhterem efendim, ellerinizden öpmek isterim” şeklinde mektup yazacak kadar da yakın birisi.

1990’lı yılların başından itibaren FETÖ ile

Yazının Devamını Oku

Büyük oyunun şifrelerini savcılık çözecek

İP kurucusu ve milletvekili Ümit Özdağ’ın, İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu hakkındaki şu sözleri günlerdir tartışılıyor:

“Bu zatın partinin kurucuları arasında olduğunu öğrendim. Sayın Genel Başkan’ı (Meral Akşener) uyardım. Dedim ki, ‘Bu arkadaşın FETÖ ile bağı olduğuna dair bilgi var. Bunu kurucu yapmayalım’. Daha sonra bu arkadaş kurucu yapılmadı. Fakat sonra partiye geldi.

1 Nisan kongresinden sonra genel idare kuruluna girdi, Sayın Genel Başkan’ı tekrar uyardım. Sayın Genel Başkan bütün sorumluluğu aldığını söyledi. Partinin genel başkan yardımcısı oldu, sözcüsü oldu, İstanbul il başkanı oldu. Evet, Buğra Kavuncu’dan bahsediyoruz.

Kendisi yurtdışında FETÖ’nün en büyük sivil toplum kuruluşu olan, Kazakistan Türk İşadamları Derneği’nin başkan yardımcılığını yıllarca yapmış. Devlet, 15 Temmuz’dan sonra bu derneğin kapatılması için başvuruda bulunmuş ve kapatılmış. Buğra Kavuncu oranın başkan yardımcılığını yapmış. Bunun izahı yok.”

Emniyet tarafından,
Ümit Özdağ’ın bu konuşmayı yaptığı, CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu ‘Tarafsız Bölge’ programının çözümü yapıldı ve gönderildiği İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma açıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Buğra Kavuncu hakkında açtığı soruşturmanın konusu, “FETÖ üyeliği” iddiası. 

Bundan sonra belge ve bilgiler, tanık ve hakkında soruşturma yapılan Buğra Kavuncu konuşacak.

FETÖ DERNEĞİNDE YÖNETİCİLİK

Yazının Devamını Oku

Orkestra şefi

Bir önceki yazımda İP kurucusu Ümit Özdağ’ın, İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ ilişkisi konusundaki açıklamasının büyük fotoğrafın küçük bir parçası olduğunu yazmıştım. Çünkü Buğra Kavuncu’nun 1997’de gittiği ve Kazakistan’da üyesi olduğu FETÖ’nün KATİAD isimli derneğinin 2007-2010 arasında yöneticiliğini yapmış olması tek başına her şeyi anlatmaya yetmez.

O yüzden büyük fotoğrafa bakmak gerektiğine dikkat çekmiştim.

Kazakistan’ın başkenti Alma Ata’da 2014’te Enver Altaylı’nın kardeşi Talha Altaylı’ya ait G Balık isimli restoranda çekilen fotoğraf çok şey anlatıyor. Masada sol başta FETÖ’nün Kazakistan imamı Mesut Ata, onun yanında Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu, onun yanında da Buğra Kavuncu’nun dayısı, FETÖ’den tutuklu Enver Altaylı oturuyor.

Masada en sağda bulunan kişi Buğra Kavuncu’nun kardeşi Oruç Burak Kavuncu, onun yanında Kazakistan’da yayınlanan FETÖ’nün Zaman gazetesi başyazarı Ahmet Alyaz oturuyor. Masada FETÖ’nün Bank Asya kurucu ortağı Mehmet Artukaslan da var. Bir de o karede olmayanlar var. Buğra Kavuncu’nun amcası, yani Orhan Kavuncu’nun kardeşi, FETÖ üyesi firari İsmail Kavuncu gibi...

ORHAN KAVUNCU-ENVER ALTAYLI

Kuşkusuz masadaki herkes önemli ama Ümit Özdağ’ın açıklamalarından sonra, eski MİT mensubu, CIA ve Alman istihbaratıyla ilişkili Enver Altaylı ile Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu’nun varlığı özel bir önem kazandı. Madem Buğra Kavuncu ismi tartışma konusu, onu babası Orhan Kavuncu’dan ayrı tartışmak eksik kalır. İP’lilerin adını bile bilmediği ama Akşener tarafından GİK üyesi, genel başkan yardımcısı yapılan Buğra Kavuncu’nun siyasete girmesinde rolü önemli.


Yazının Devamını Oku

Tüm sırlar bu fotoğrafta

25 Ekim 2017 tarihinde resmi olarak faaliyete geçen İP’nin kuruluş çalışmalarının devam ettiği günlerde, Antalya’da önemli bir operasyon yapıldı. Eski MİT’çi, Amerikan ve ABD istihbaratı ile ilişkileri olan Enver Altaylı, FETÖ’den ihraç edilmiş bir eski MİT görevlisinin yurtdışına kaçırılmasını organize ederken 20 Ağustos 2017 günü yakalandı.

Yıl 2014, G-Balık Kazakistan, Taha Altaylı’ya ait.

FETÖ mensubu MİT’çi Mehmet Barıner İran masasında çalışmıştı ve nihai varış yeri olan Amerika Birleşik Devletleri’nde FETÖ’cüler tarafından Halkbank dosyasında Türkiye aleyhine “tanık” yapılacaktı. İkna edilmesi de kaçışı organize eden Altaylı’nın göreviydi.

Ancak hepsi birden gözaltına alınıp tutuklandı.

ALTAYLI’NIN ZİYARETİ

Bundan bir süre önce Enver Altaylı, İP’nin kuruluş çalışmalarını yürüten Ümit Özdağ’ı ziyaret ederek, “Parti kurmayın, sokağa dökülün” önerisinde bulunmuştu. Özdağ bu tehlikeli öneriyi hem Akşener’e hem de devletin ilgili birimlerine aktardı.

Parti kurma çalışmaları son aşamasına gelirken, 160 kişilik kurucular listesi için adı geçenlerden birisi Ümit Özdağ’ın dikkatini çekti.

Bu kişi, kendisine

Yazının Devamını Oku

FETÖ’nün siyasi ayağı

İP (İYİ Parti) kurucusu ve milletvekili Ümit Özdağ’ın İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu hakkındaki FETÖ’cü suçlaması, siyasette yeniden “FETÖ’nün siyasi ayağı” tartışmasını açacak.

Evet, FETÖ siyasi ayağı olmadan yaşayamaz. Bu siyasi ayak çoğunlukla hükümet, hükümet ile savaşıyorsa muhalefettir.

Yaşayan, canlı, yani varlığını koruyan bir terör örgütünün ayakta kalması için iki şey mutlaka gereklidir: Birincisi, uluslararası destek; ikincisi, yurtiçinde siyasi ayak.

FETÖ, PKK, DHKP-C

Bu iki şarta sahip olan örgütler, parayı da elemanı da ekipmanı da bulur, eylemleri için istihbarata da kavuşurlar. PKK ve FETÖ hatta kısmen DHKP-C bunun iki tipik örnekleridir.

Uluslararası destek ve siyasi ayaktan yoksun terör örgütleri, “bölgesel” kalır, kısa sürede dağılır. Dünyadaki tüm terör örgütlerine bakın, arkasında açık ya da örtülü olarak bir yabancı istihbarat örgütünün, yani bir devletin desteğini görürsünüz. Açıktan silahlı terör saldırıları düzenleyen PKK’nın bugünkü uluslararası desteği ABD ve Avrupa’dır. Yurtiçindeki siyasi ayağı da HDP’dir.

HDP, bırakın PKK’ya terör örgütü demeyi, PKK elebaşı Öcalan’ın serbest kalmasını bile savunur haldedir. HDP aynı zamanda dağda konumlanmış teröristlerin taleplerinin sözcülüğünü yapar. Tüm bu oyun, demokrasi, seçim, oy, halk iradesi oyunu altında tezgahlanır.

FETÖ’NÜN GELİŞİM SÜRECİ

FETÖ ise farklıdır, sızdığı devletin gücünü kullanarak terör faaliyetinde bulunur. Silahlı eylemini ise 15 Temmuz gecesi darbe girişimi ile görünür oldu.

Yazının Devamını Oku

FETÖ Kırgızistan’da ‘ödülünü’ aldı! Milli eğitime FETÖ’cü bakan

Fetullahçı Terör Örgütü’nün 15 Temmuz darbe girişiminden iki hafta sonra 28 Temmuz günü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, CNNTürk televizyonunda yaptığı bir konuşmada, FETÖ’nün bulunduğu tüm ülkeler için tehlike olduğunu belirtirken şu öngörüde bulunmuştu: “Büyükelçiliklerimizle birlikte bunlarla ilgili bilgileri aktarmaya başladık. Tehlikeyi görmeye başladılar. Kırgızistan mesela, orada da darbe girişimi yapabilirler. Bu sefer Kırgızistan’da bir darbe olursa bunu FETÖ yapar. Orada tüm kurumlara yerleşmiş durumdalar. Kırgızistan’da daha önce birçok darbe oldu (...) Oradaki en büyük yapılanma FETÖ’dür. Gerekli bilgileri veriyoruz.”

SADECE DÖRT YIL SONRA

Aradan dört yıl geçti, beklenen oldu. Parlamento seçimleri sonuçlarına itiraz eden 12 muhalefet partisi taraftarları ayaklandı ve önce hükümet düştü, ardından cumhurbaşkanı Ceenbekov istifa etti. Ülkeyi tanıyanlar, ayaklanmanın arkasındaki FETÖ rolünü ifade etti.

Nitekim Mevlüt Çavuşoğlu, önceki gün videokonferansla bağlandığı Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin akademik yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki FETÖ tehlikesine tekrar değinirken şunları söyledi: “FETÖ tehdidi hâlâ devam ediyor. Hangi kisveye bürünürse bürünsün, uluslararası bir suç şebekesi ve silahlı bir terör örgütünden bahsediyoruz. Bu örgüt yalnızca ülkemiz için değil, diğer kardeş ülkeler için de büyük tehdittir. Örneğin Kırgızistan’da yaşanan gelişmeleri sizler de takip ediyorsunuz. Bu ülkenin bugün içinde yaşadığı süreçte bu karışıklığa sebep olan ya da karışıklığı körükleyen en önemli aktörlerden bir tanesi de maalesef FETÖ ve onların Kırgızistan’daki yapılanmasıdır. Türkiye’de 15 Temmuz hain darbe girişimi olduğu zaman ben değişik vesilelerle bu terör örgütünün özellikle kardeş Kırgızistan ile de güçlü bir yapılanma içinde olduğunu vurgulamıştım. Ve gün geldiği zaman oraya da zarar verebileceğini hatırlatmıştım. Bugün oradaki kardeşlerimiz bunu kendi gözleriyle gördü.”

CIA VE FETÖ ÜRÜNÜ

Hükümet düştü, cumhurbaşkanı istifa etti ve Kırgızistan’da iki aylığına geçici bir hükümet oluşturuldu. Başbakan için “Kırgız milliyetçisi” denilse de FETÖ yapılanması ülkenin yönetiminde ciddi biçimde etkili. Milli eğitim bakanı olarak atanan Almazek Beisenaliev’in profiline bakınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Kestirmeden söyleyeyim: Kırgızistan Milli Eğitim Bakanı Beisenaliev, kelimenin tam anlamıyla bir FETÖ üyesi. Üniversite eğitimi sonrası Kırgızistan’da, Güney Afrika’da ve Türkiye’de FETÖ okullarında öğretmenlik yapmış. FETÖ’nün Bişkek’teki Ala Too (Ala Dağ) Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı görevinde bulunmuş. Uzmanlığı eğitim olmakla birlikte, çalışma alanı Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Asya ve Kırgızistan dış politikası ve FETÖ elebaşı Gülen’in eğitim konusundaki faaliyetleri. Bu yönüyle, Amerikan merkezi haberalma teşkilatı CIA’in 1992 yılında FETÖ aracılığıyla Orta Asya ülkelerinde elde etmek istediği etkinliği ve nüfuz alanını temsil eden bir kişi.

ORTA ASYA’DA CIA VE FETÖ

Yazının Devamını Oku

Işıklar ‘Yüce Divan’ için mi yanıyor?

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın “Işıklar yanıyor” diyerek Anayasa Mahkemesi’nin fotoğrafını şahsi Twitter hesabından paylaşmakla neyi amaçladığı yoğun biçimde tartışılıyor, belli ki daha çok tartışılacak.

Yaşanan her askeri darbede, “Genelkurmay’ın yanan ışıkları” gündeme geldiği için Engin Yıldırım’ın sözleri de “darbe” tartışmasına yol açtı.

27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat nasıl bir toplumsal travmaya yol açtıysa, dört yıl önce yaşadığımız 15 Temmuz darbe girişiminin de etkisi sıcaklığını koruyor.

251 şehidimizin sokakları dolduran kanları henüz kurumadı. 2 bin 193 gazimiz ise o gecenin yaralarıyla aramızda. İhanet bıçağının acısı hâlâ milletin sırtında.

Elbette, öyle bir geceyi yaşayan ve FETÖ’nün devlet içine sızmış teröristlerine kahramanca direnmiş Türk milletinin bu konudaki en küçük bir imaya şiddetli tepki göstermesi de anlaşılabilir.

YILDIRIM NEYİ İMA ETTİ?

Peki, Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım, bir darbe imasında bulunmuş olabilir mi?

Bu sorunun cevabı

Yazının Devamını Oku

Hem ünlü, hem zengin, hem haksız, hem Kardashian

Ermenistan’ın saldırısı üzerine Azerbaycan, yaklaşık 30 yıldır işgal altındaki Dağlık Karabağ’ı kurtarmak için büyük bir askeri operasyon başlattı.

Dünyadaki tüm Ermeniler, işgalci Ermenistan’a destek vermek için ayağa kalktı. Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diyasporası, lobi kuruluşları, yıllardır Azerbaycan’ın topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiş, binlerce insanı katletmiş, Hocalı’da olduğu gibi bir gecede 613 kişiye soykırım yapmış, işgal planlarını terör örgütleriyle uygulamış Ermenistan’a destek olmak için kolları sıvadı.

YALANLARLA PROPAGANDA

Bunların en ünlüsü, Ermeni kökenli Amerikalı Kim Kardashian oldu. Azerbaycan, Ermenistan’ın saldırısına karşılık verir vermez yalana sarılıp 27 Eylül günü Twitter hesabından “Ermenistan-Azerbaycan sınırında yaşananların çatışma olmadığını, Karabağ’daki Ermenilerin saldırıya uğradığını” yazdı. Yetmedi, işgalci terör örgütü PKK ile kol kola olan Ermenistan kuvvetleri için “Karabağ’ı korumak için hayatlarını tehlikeye atan cesur erkek ve kadınlar için dua ediyoruz” dedi.

Kardashian’ın kim olduğu, ne yaptığı zerre kadar umurumda değil, beni ilgilendiren sahip olduğu ünü yalan ve haksızlık için kullanması. Nitekim aynı gün “Ermenistan’ın sebepsiz saldırıların ve dezenformasyon kampanyasının kurbanı olduğunu” yazan Kardashian, “Gerilimin tırmanmasını ve yaşanabilecek trajedilerin önlenebilmesi için uluslararası siyasi ve diplomatik tedbirler çağrısında bulunması ve olayları araştırması için uluslararası gözlemcilere ihtiyacımız var” çağrısında bulundu.

Kardashian, yalanlarına, dezenformasyonu ve algı operasyonunu kattı. Tweet’leri kendisi paylaşıyor ama başkaları tarafından yönlendirildiği belli.

İŞGALCİLERE PARA BAĞIŞLIYOR

Ne Ermenistan, ne Azerbaycan ne de Türkiye’de yaşananlar hakkında en küçük bilgisi olmayan

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin Orta Asya’da FETÖ ile mücadelesi

Son yazımda, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri’nde, FETÖ’nün Amerikan istihbarat projesi olarak 1992’de açtığı okullardan söz etmiştim.

Bu yazımda da mevcut durumu aktaracağım.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde 30 yılda yüzlerce şirkete, sivil toplum kuruluşuna ve yüz binlerce üyeye ulaşan FETÖ okullarında CIA elemanlarının öğretmen olarak görev yaptığı tespit edildi. Örgütün, Özbekistan’da olduğu gibi darbe girişimi ve devlet başkanına suikast girişimine adı karıştı. En son Kırgızistan’daki ayaklanmada rolü ortaya çıktı. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye, bu ülkelerdeki FETÖ şirketlerinin kapatılmasını, üyelerinin teslim edilmesini, okullarının da devredilmesini istedi. Ancak Türk Cumhuriyetleri’nden şu ana kadar okulları Türkiye’ye teslim eden olmadı.

Bunun yerine isim değiştirerek, devlet kontrolüne alarak himaye etmeyi tercih ettiler. FETÖ’nün faaliyetlerinin kesin olarak sonlandırıldığı tek ülke Özbekistan oldu. Örgütün doğrudan faaliyetlerine devam ettiği tek ülke ise Kırgızistan.

Kırgızistan yönetimi FETÖ üyelerine, şirketlerine ciddi anlamda sahip çıkıyor.

FETÖ Orta Asya’da dolaylı, yani kendi bağlantısını gizleyerek o ülkenin vatandaşları adına açtığı şirket, dernek, vakıf ve eğitim kurumları üzerinden devam ediyor. Bu ülkeler ise Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Tacikistan. FETÖ halen Azerbaycan’da 26 ticari kuruluşu, 7 dernek, vakıf ve STK’ya sahip. Kazakistan’da 53 şirket, 8 dernek, STK ve vakfı bulunuyor. Kırgızistan’da aralarında bir AVM’nin de bulunduğu 4 şirket ve 4 STK, vakıf ve derneği var. Türkmenistan’da 11 şirket ve 1 derneği bulunuyor. FETÖ’nün Türk Cumhuriyetleri’ndeki eğitim kurumları ve Türkiye’nin mücadelesi ülkeler bazında şöyle:

AZERBAYCAN

Azerbaycan’da 1992 yılında Çağ Öğretim İşletmeleri’ne bağlı olarak eğitim faaliyetlerine başlayan FETÖ’ye ait 13 okul, 2013 yılında, ülkenin petrol şirketi SOCAR’ın bünyesine geçti ve adını Uluslararası Eğitim Merkezi olarak değiştirdi. SOCAR yönetimi 2014 Haziran’ında bu eğitim kurumunu kapattığını duyurdu.

Aynı yıl, Çağ Öğretim İşletmelerinin ve Uluslararası Eğitim Merkezi’nin sırayla kullandığı binalarda bu kez İstek Lisesi eğitim faaliyetine başladı.

Yazının Devamını Oku