GeriNedim ŞENER Amerika’nın ‘Siyonist’ başkanları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Amerika’nın ‘Siyonist’ başkanları

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, 2017 yılında Dünya Yahudi Kongresi’nin New York’taki toplantısında Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl Ödülü’nü alırken, “Siyonistim, Siyonist olmak için Yahudi olmaya gerek yok” demişti.

Bugün, İsrail’in saldırganlığının ve Filistinlilere karşı uyguladığı soykırım ve zulmün arkasında Amerika Birleşik Devletleri’nin bu tutumu var. Filistin topraklarında Yahudilerin tam hâkimiyeti olarak kısaca tarif edebileceğimiz “Siyonizm” ABD yönetiminin tam desteğiyle ayakta kalıyor.

ZULME DESTEK

Nitekim, Joe Biden, İsrail yönetiminin, Kudüs’te Doğu Kapısı’nda Filistinlilere müdahalesini, ardından Şeyh Cerrah mahallesinde Filistinlilerin evlerinden çıkartılma girişimini, son olarak Kadir Gecesi, Mescid-i Aksa’da namaz kılanların üzerine bomba ve plastik mermilerle saldırmasını görmezden gelip yine Netanyahu hükümetinin yani İsrail’in yanında olduğunu açıkladı. ABD Başkanı ve Dışişleri Bakanlığı sözcüleri İsrail’i kınayamadı.

Ağzından demokrasi, hukuk, insan hakları düşmeyen ABD Başkanı, saldırgan İsrail’e tek laf etmeden, Gazze’den verilen karşılıklar için dün “Binlerce roket topraklarına düşerken İsrail’in kendini savunma hakkı var” dedi.

Amerika’nın ‘Siyonist’ başkanları

Beyaz Saray’dan yapılan yazılı açıklamada da “Biden, Hamas ve diğer terör gruplarının Kudüs ve Tel Aviv de dahil bölgelere yönelik roket saldırılarını kınadı. Biden, İsrail’in güvenliğine ve İsrail’in sivilleri korurken kendini ve halkını meşru müdafaa hakkına sarsılmaz desteğini iletti” ifadesine yer verildi.

ETKİ AJANLARI DEVREDE

Oysa, üç dinin kutsal toprakları üzerinde terör estiren İsrail yönetiminden başkası değil. Yurtdışında ve yurtiçinde yapılan bazı değerlendirmelerde, yaşananların iç siyasette sıkışan Netanyahu hükümetinin kendisini kurtarma çabası olduğu değerlendirmeleri yapılıyor. Hatta bazı “etki ajanları” İsrail’in zulmüne gerekçe olacak sözler ediyor.

O zaman akla, daha önceki yıllarda Meccid-i Aksa’ya yapılan baskınlar geliyor. O zaman da iktidarda Netanyahu mu vardı?

Elbette değil, yaşananlar İsrail’in tıpkı Filistin’in diğer bölgelerinde olduğu gibi Kudüs’ten de Müslümanları çıkarma çabasından başka bir şey değil. Zaten, “Siyonizm” de esas olarak bu demek.

Bunu yalnızca ABD’nin şu andaki Demokrat Partili Başkanı Biden yönetimi ile de sınırlandıramayız.

TRUMP-BIDEN FARK ETMEZ

Bir önceki ABD Başkanı Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığına dair karar imzaladı. Ayrıca Suriye’nin işgal edilen toprağı olan Golan Tepeleri’nin de İsrail’e ait olduğu açıklaması yaparak yayılmacı politikasına en büyük desteği verdi.

Trump’ın başkan yardımcısı olan Mike Pence de, yaşanan son gelişmeler üzerine sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “Amerika İsrail’in yanında duruyor” dedi.

Bu nedenle İsrail’in saldırganca tutumu arkasında ne yalnızca şimdiki Biden yönetimi ne de Trump’ın yaptıkları var. Karşımızda Amerika’nın tam desteğini alan İsrail’in devlet politikası olan “Siyonizm” planı var.

ETKİ AJANLARININ ‘IRKÇILIK VE İŞGAL SÖZLÜĞÜ’

AMERİKA ve İsrail, Filistinlilere yapılan zulümde işbirliği yaparken, bir de yurtiçinde bunların işlediği insanlık suçlarına gerekçe üreten ve benzer bir dil kullanan güruh var. Bu dili kullananlara karşı en iyi cevaplardan birisini Adalet ve Kalkınma Parti Sözcüsü Ömer Çelik verdi. Twitter üzerinden, “ırkçılık ve işgal sözlüğü” şeklindeki açıklamasında şunları yazdı:

1)“İsrail’in kendini savunma hakkı var” demek, İsrail istediği zaman istediği zulmü yapabilir, herkes buna uygun bahane uydurmalı, demektir.

2) “İsrail ve Filistinli gruplar arasında çatışma çıktı” demek, İsrail sebepsiz yere Filistinli sivil halka saldırdı demektir.

3) “Taraflara itidal ve sükûnet tavsiye ediyoruz” demek, İsrail zalimce saldırdı, Filistinliler hiçbir saldırıya direnmesin, sadece ölümü beklesin demektir.

4) “Çatışmada Filistinli kadınlar ve çocuklar hayatını kaybetti” demek, İsrail askerleri hedef gözeterek sebepsiz yere masumları öldürdü demektir.

5) “Filistinliler bir İsraillinin arabasını taşladı” demek, fanatik bir ırkçı İsrailli arabasını Filistinlilerin üzerine sürdü ve sonra da üstlerine ateş etti demektir.

6) “Kudüs’te sebebi bilinmeyen bir patlama oldu” demek, İsrail askerleri Mescid-i Aksa’ya ses bombalarıyla saldırdı demektir.

7) “İsrail’de hükümet krizi var, Netanyahu hükümet kurmada zorlanıyor” demek, Netanyahu her türlü zalim provokasyona başvurarak hakkındaki yolsuzluk gündemini örtmek için Filistinlilere saldıracak demektir.

8) “Kudüs İsrail’in bölünmez başkentidir” demek, Filistinlileri Kudüs’ten ve yeryüzünden silmek istiyorlar demektir.

9) “İsrail bölge ülkeleriyle normalleşme istiyor” demek, İsrail yeni ittifaklar kurarak zalimliklerine karşı yükselen haklı sesleri kesmek istiyor demektir.

Bu maddeleri vermemin nedeni, İsrail’in bundan öncekilerde olduğu gibi bundan sonraki saldırılarında da hep aynı ifadelerin karşımıza çıkacak olması.

O yüzden, İsrail’in yarattığı terör karşısında gerekçe üretmeye çalışan “etki ajanlarına” Ömer Çelik’in şu cümlesiyle seslenelim: “Bu sözleri bile bile kullanan siyasetçilere, kurumlara ve medya organlarına yazıklar olsun.”

X

PKK, Mumcu, Bitlis, Okkan ve FETÖ’nün MİT kumpası

PKK terör örgütünün Amerikan CIA ve İsrail MOSSAD bağlantısı ile elebaşı Öcalan’ın 1970’lerdeki MİT bağlantısını araştıran gazeteci Uğur Mumcu, Türkiye’deki terör olgusunun arkasındaki emperyalist senaryoyu çözmüştü. Bu yüzden PKK’lılar ve gazete görünümündeki propaganda araçlarında “Kürt düşmanı” iftirası atılıp açıkça hedef gösteriliyordu.

Katledilmeden birkaç ay önce PKK’nın yayın organı Özgür Gündem’de örgüt yöneticisi Yaşar Kaya’nın yazısını görür. Eşi Güldal Mumcu’ya, ‘Bunlar beni öldürecekler!’ der. Yaşar Kaya’nın, “... Mumcu’nun Kürtler için istediği bir şey var mı? Herkes maskesini çıkarsın! Yoksa yüzlerindeki maskeyi biz yırtacağız. Biz yırtmazsak bile Kürt halkının dinamiği yırtacak. Herkesin notu, karnesi belli olmuştur. Kürt düşmanlığı yapmamak bile namus borcudur...” satırlarını okur. Güldal Mumcu “Nereden çıkartıyorsun?” deyince “Halkın dinamiği yırtacaktır, sözünden. Bundan daha açık söyleyemezler” cevabını verir. (İçimden Geçen Zaman-Güldal Mumcu, sayfa 47-51)

CIA-MOSSAD-PKK YAZISI VE TEHDİT

Mumcu, durmaz ve PKK ve arkasındaki güçleri deşifre eder. Öldürülmeden sadece iki hafta önce 7 Ocak 1993 günü Cumhuriyet’te yayınlanan yazısı şöyle bitiyordu: “(...) Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?”

Bir gün sonra yani 8 Ocak günü Mumcu ile görüşen İsrail’in Ankara Büyükelçisi sohbeti şu soruyla bitiriyordu: “Öldürülmekten korkmuyor musunuz?”

Bundan tam 16 gün sonra 24 Ocak 1993’te Mumcu, aracına yerleştirilen uzaktan kumandalı bomba ile katledildi.

Güldal Mumcu, eşi Uğur Mumcu’nun araştırmalarının sonucunda vardığı noktayı kitabında şöyle aktardı: “Uğur Türkiye’de yaşanan terör olaylarını, Kürt isyanlarının karmaşık arka planını araştırdıkça, tahmin edilemeyecek birçok ilişkiye, ilginç bağlantılara, CIA, MOSSAD ve MİT ile Emniyet ve askeri istihbarat dahil birçok ülkenin istihbarat örgütünün varlığına ve bu arada Barzani’nin MOSSAD ve CIA ile ilişkilerini ortaya koyan yayınlara ulaşıyordu.”

Tarif ettiği devleti ele geçirmiş emperyalist yapılardı aslında.

Yazının Devamını Oku

Biden’ı utandırması gereken rapor

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 29 NATO üyesinin Brüksel’deki toplantısı sonrası ABD Başkanı Joe Biden, basın açıklamasıyla alınan kararlardan söz ederken, “Başlıca endişelerimiz Rusya, Çin, terörizm, kurallara dayalı uluslararası düzene yönelik tehditler, göç ve siber güvenlik” dedi.

Her konu bir yana “terörizm” konusundaki endişesi tam bir ikiyüzlülük. Çünkü ABD, hukuki olarak terör örgütü olarak tanıdığı PKK’nın Suriye kolu YPG’ye silah ve maddi destek sağlayan, kumpaslar dahil 15 Temmuz darbe girişiminde bulunan Fetullahçı Terör Örgütü’nü topraklarında koruyup kolluyor.

TÜRKİYE’DEN TERÖR RAPORU

Bir NATO üyesi olarak Türkiye’de güvenlik güçlerimiz, sivil vatandaşlarımız NATO müttefiki Amerika Birleşik Devletleri’nin verdiği silahlarla şehit oluyor. 251 insanımızı şehit eden FETÖ’yü Amerika koruyor. Türkiye, PKK/YPG, FETÖ, DEAŞ, DHKP-C terör örgütleriyle mücadele ederken bunların ikisi NATO üyesi Amerika başta olmak üzere, diğer NATO üyesi ülkeler Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Hollanda, İngiltere, İsveç, İsviçre, Danimarka, Avusturya ve Yunanistan tarafından aktif olarak korunuyor ve destekleniyor.

Terör örgütü PKK/YPG, NATO üyesi ABD’nin verdiği silahlarla Suriye topraklarında İblib’de hastaneye yaptığı saldırıyla aralarında bebeklerinde bulunduğu 14 sivili katletti 34 kişiyi da yaraladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve sonrası yaptığı açıklamada, sivil insanların müttefik ülkelerin verdiği silahlarla öldürüldüğünü anlatırken, bir NATO üyesi olarak diğer ülkeler tarafından terörle mücadelede yalnız bırakıldığını anlattı.

Erdoğan, Biden ile yaptığı görüşmede Amerikan başkanına 110 sayfalık, “Türkiye’nin Terörizmle Mücadelesi” başlıklı bir rapor verdi. PKK, DEAŞ ve FETÖ ile mücadele yanında Batı ülkelerinin ikiyüzlülüğünü anlatan raporda, ABD’nin desteklediği PKK/YPG’ye verilen silahlarla katledilen sivillerin fotoğrafları da yer aldı.

Adını verdiğim NATO üyesi ülkelerde terör örgütü PKK’ya bağlı olarak faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları da rakamlar ve grafiklerle anlatıldı.

Yazının Devamını Oku

‘Karşınızda dedelerinizin Türkiye’si yok’

NATO toplantıları kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Biden arasında bugün bir görüşme gerçekleşmesi bekleniyor. Amerika kaynaklı olarak ülke arasında birçok sorun bulunuyor.

Amerika’nın terör örgütü PKK/YPG’ye verdiği destek, Fetullahçı Terör Örgütü yönetimini topraklarında barındırması, Türkiye’nin kendi savunması için Rusya’dan S-400 alması sonrası aldığı yaptırım kararları başta olmak üzere çıkardığı birçok sorun masada duruyor.

DARBENİN ARKASINDAKİ AMERİKA

15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi sırasında ABD başkan yardımcısı olan Biden, bu kez ABD Başkanı sıfatıyla, Erdoğan ile karşı karşıya. Türkiye, 15 Temmuz’un arkasında Amerikan yönetiminin olduğuna emin ve bunu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamasıyla da tüm dünyaya duyurdu.

Biden’ın Türkiye’ye karşı düşünceleri ve tutumu da sır değil. Henüz başkanlık seçim sürecinde, izleyeceği yolu şöyle anlatmıştı:

“Şu an ona (Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a) çok farklı bir yaklaşım uygulamalıyız. Muhalif liderleri desteklediğimizi, bir yol haritamız olduğunu açıkça göstermemiz lazım. Düşündüğümüz şeyle ilgili sesimizi yükseltmemiz lazım, bedel ödemeli.

Yani çok endişeliyim. Ama bence daha önce benim yaptığım gibi onlarla doğrudan temasa geçip Erdoğan’ı yenecek duruma gelmeleri için hâlâ var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz. Darbe ile değil, seçim süreci ile. Dışarı atıldı. İstanbul’da dışarı atıldı, partisi dışarı atıldı.

Peki, biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu üzülmesin, PKK ve HDP’nin planı hazır

Terör örgütü PKK’nın elebaşının talimatıyla kurulan ve onun tarafından yönetilen HDP’nin kapatılmasıyla ilgili dilekçe eksikliklerin giderilmesinden sonra Yargıtay Başsavcılığı tarafından yeniden Anayasa Mahkemesi’ne gönderildi. CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, onları savunmak için konuyu HDP yönetiminin umurunda bile olmayan “demokrasiye” getirdi.

Oysa, HDP yönetimi için “demokrasi” PKK elebaşının talimatlarını yerine getirmek ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet göstermek için kullandıkları araçtan başka bir şey değil.

HDP, PKK elebaşının 1990 tarihli talimatı sonrasında kurulan ve kapatılan HEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP gibi terörün siyasi faaliyetlerinde zincirin halkalarından birisi.

Eğer o da kapatılırsa yenisi zaten hazır. Yani Kılıçdaroğlu’nun üzülmesine gerek yok. PKK elebaşı örgüt yönetimi ve HDP’lilerin B hatta C planları hazır.

Bana göre Kılıçdaroğlu’nunki, sadece bir sonraki seçimde HDP seçmeninin oylarını, kurduğu ittifak içinde tutmak amacıyla yapılmış sıradan bir açıklama.

Şöyle diyor: “Vatandaş en büyük hakemdir, arzu ettiği partiye oyunu verir. Demokrasinin var olduğu, savunulması gerektiği bir ortamda siz bir partiyi kapatamazsınız.”

6 MİLYON OY HESABI

Ama HDP yönetimine, “6 milyon oy alıyorsunuz, siz onların sorunlarına çare üretmek için mi varsınız yoksa PKK’nın siyasi kolu olarak mı? 6 milyon seçmen size PKK elebaşını övün, örgütü destekleyin diye mi oy veriyor yoksa kendilerine hizmet edin diye mi?” sorusunu soramıyor.

En fazla, zorlayan olursa çok ama çok seyrek,

Yazının Devamını Oku

Kod adı ‘Osman’

Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından Türkiye’ye getirilen, FETÖ elebaşı Gülen’in öz yeğeni Selahaddin Gülen, itirafçı oldu. Ama ne itiraf!!!

Basına yansıyan haberlere göre, “taktiksel itirafçı” olarak Etkin Pişmanlık hükümlerinden yararlanmaya çalıştığı anlaşılınca “silahlı terör örgütüne üye olmaktan” tutuklandı.

Ama 34 sayfalık ifadesinde amcası FETÖ elebaşına en yakın isimler dahil 220 dolayında kişiyi, bazılarını da kod adlarıyla deşifre etti.

Yeğen Selahaddin Gülen’in getirilmesinden sonra firari FETÖ mensupları, onun hakkında “Soyadının Gülen olmasından başka suçu olmayan masum bir öğretmen” dediler.

Oysa kendisi, FETÖ’nün Kuleli Askeri Lisesi’ndeki öğrencilerden sorumlu mahrem yapılanması içinde görev yaptığını ve kod adının da Osman olduğunu itiraf etti.

MİT YAKALAYINCA ANLAMIŞ!

Örgütün kripto haberleşme sistemi Bylock kullanıcısı olduğunu da söyleyen Selahaddin Gülen’in kendisine yöneltilen sorulardan birisine verdiği cevap, tipik FETÖ’cü karakterini yansıtıyor. Soru şu: “FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olan, 17/25 Aralık başarısız darbe girişimi ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi kanlı eylemlere liderlik yapan, talimatlar veren, sizin de amcanız olan Fetullah GÜLEN sizce kimdir? Anlatınız.”

Selahaddin Gülen

Yazının Devamını Oku

Kaos planı devrede

‘Şeytanın en büyük hilesi tüm dünyayı aslında var olmadığına inandırmakmış...” 1995 yılı yapımı ‘Olağan Şüpheliler’ filminde geçen bir replik, başrol oyuncusu Kevin Spacey’nin canlandırdığı kılıktan kılığa giren Keyser Söze isimli karaktere ait.

Bu cümle en iyi Fetullahçı Terör Örgütü’nün elemanlarını tarif ediyor.

FETÖ elebaşı yıllar önce örgüt elemanlarına şu direktifi vermişti: “Devletin kılcal damarlarına kadar sızacaksınız, farkına vardıklarında yapacak şeyleri olmayacak ve çok geç olacak. Her yerde olacaksınız çünkü her yerde değilseniz hiçbir yerde değilsinizdir. Hava gibi olacaksınız, sizin varlığınızı bilecekler ama elleriyle yakalayamayacaklar.”

YALAN, İFTİRA, İNKÂR

FETÖ üyeleri her suçun içindedirler ama suçüstü ele geçseler bile inkâr ederler. Her yalanı söyler, her iftirayı atar, her kumpası kurar, her türlü cinayeti işler, üzerini örterler ama en “dürüst” onlardır.

Sedat Peker’in videolarıyla yeniden piyasaya çıktılar. Aylar öncesinden kendilerinin yaydıkları uyuşturucu iddialarının Peker tarafından tekrarlanması, Suriye’ye gönderdiği yardımların arasına SADAT tarafından silah sokulması gibi iddiaları ortaya atması ile yeni bir algı operasyonuna başladılar.

Örgütün en önemli isimleri, 2014’te MİT tırlarının durdurulması olayını gündeme getirerek, iddia ettikleri gibi Türkiye’nin Suriye’de teröristlere silah gönderen bir ülke olduğunu, kendilerinin haklı çıktığını dolayısıyla operasyonu yapan FETÖ’cü polis ve savcılara sahip çıkılması hatta toplumun özür dilemesi gerektiğini içeren mesajlar paylaştılar. FETÖ elebaşının “Cennetlik” dediği, örgütün finans yapılanmasının başında olan FETÖ mensubu Akın İpek, “Artık biliyorsunuz hakikati gençler” diyerek örgütü aklamaya çalışan paylaşımlarda bulundu. Firari Akın İpek’ten Emrullah Uslu’ya, Adem Yavuz Arslan’dan Tuncay Opçin’e, hepsi birden örgütü işlediği suçlardan temize çıkarmaya çalışıyor, hatta FETÖ isimli bir örgüt olmadığına yönelik kampanyalarda başı çekiyorlar.

FETÖ’nün farklı kimliğe bürünmüş sosyal medya yapılanması, örgütün adı geçen her olayda

Yazının Devamını Oku

‘Geceyarısı Ekspresi’ yolcusu kalmasın!

1978’de yönetmen Alan Parker’in çektiği, senaryosunu Oliver Stone’nin yazdığı Amerikan-İngiliz yapımı Geceyarısı Ekspresi filmi 1980’li yıllar boyunca Türkiye’deki işkence uygulamalarını gündemde tuttu.

İki yıl önce çekilmesine rağmen film, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası yaşanan işkence olaylarıyla birleşince, bir kuşak Geceyarısı Ekspresi filmi tartışmalarıyla büyüdü diyebiliriz. Elbette, 12 Eylül darbe sürecinde akıl almaz işkenceler yapıldı. Askeri yönetimin işkenceleri altında öldürülenlerin, gözaltında kaybolanların, gördüğü işkenceden sağlığını kaybedenlerin çığlıkları Geceyarısı Ekspresi filmindeki sahnelerle birleşti.

Olay 1970 yılında yaşanmış, film ise darbeden iki yıl önce çekilmişti. Dolayısıyla filmin amacı tek başına, iki yıl sonra yaşanacak 12 Eylül 1980 darbesinin insanlık dışı uygulamalarını anlatması olamazdı.

‘TÜRKLERDEN ÖZÜR DİLERİM’

Olayın kahramanı olan Billy Hayes, filmdeki işkence sahnelerinin gerçek olmadığını, yazdığı kitapta da yer almayan bu bölümlerin senaryoya sonradan eklendiğini açıkladı. Sorumluluğun, senarist Oliver Stone ve yönetmen Alan Parker’a ait olduğunu belirterek yine de 2014 yılında Türklerden özür diledi.

Senarist Oliver Stone ise 2004 yılında Türkiye’ye geldiğinde, “Filmin gösterime girmesinden sonra yaşanmış olan yanlış anlaşılmalardan ve Türkiye’de pek çok kalbin kırılmış olmasından dolayı üzüntü ve pişmanlık duymaktayım. Bu filmin yaratmış olduğu ırkçı yansımanın farkına varmış bulunmaktayım” şeklinde açıklama yaptı.

Yönetmen Alan Parker ise Oliver Stone’un özür dilemesinin gülünç olduğunu söyleyerek, “Yaptığım filmle gurur duyuyorum ve özür de dilemiyorum” dedi ve ölümüne kadar tutumunu sürdürdü.

SİYASİ KONJONKTÜR FİLMİ

Daha çok işkence konusuyla gündeme gelen ve Malta’da çekilen film, Türkiye ile Amerika ilişkilerinin son derece gergin olduğu dönemde gerçekleşen bir projeydi. İşkence dışında Türkiye’de uyuşturucunun son derece kolay bulunduğu, kilolarca esrarın taksicilerden bile alınabildiği mesajını veriyordu. Bu, Amerikan yönetiminin Türkiye hakkında o günlerde yaptığı suçlamanın aynısıydı. Yani daha önce üç kez esrar kaçakçılığı yapan, dördüncüsünde dört kilo uyuşturucuyla yakalanan ve Türkiye’de 5 yıl hapis yatması dışında olayın kahramanı

Yazının Devamını Oku

Terörist PKK ve mafyanın arabulucu gazetecileri

Amerika’da 1974 yılında kitle iletişimi dalında “doktora” derecesi alarak Türkiye’de bir ilk gerçekleştiren Prof. Dr. Haluk Şahin, Twitter hesabından “Bir ‘muhalif gazeteci’ lafı gidiyor, öyle bir şey yoktur, gazeteci vardır.” diye yazdı ve bu yaşından sonra sosyal medyanın çok bilmişlerinden “dersini aldı”...

Yıllarca gazetecilik, televizyonculuk yaptıktan ve üniversitelerde ders verdikten sonra sosyal medyanın bilgisiz ukalalarından, trollerinden, çok bilmişlerinden, saplantılılarından “ders almak” Haluk Şahin’i tatlı tatlı gülümsetmiştir herhalde.

Söylediği gazetecinin “objektif” olma yükümlülüğüdür aslında.

OLGU MU, ALGI MI?

Geniş anlamda ise; ister hükümet, muhalefet, ister işadamları, meslek kuruluşları, ister sivil ya da askeri bürokratlar, avukatlar, yargı mensupları, diplomatlar, ister STK temsilcileri, spor kulüpleri, ister tarikat gibi güç odakları veya organize suç örgütleri ve hatta terör örgütleri ile görüşen gazetecinin bu güç odaklarının sözcüsü olmaması gerektiğine işaret eder.

Haluk Şahin derslerinde ve kitaplarında hep “olguların aktarılmasına” dikkat çeker. Ona göre “olguların” yani hakikatin aktarılması yeterlidir, gazetecinin işi de bununla sınırlıdır. Olgular da kimin aktardığına göre değişmeyeceği için, gazetecinin önüne “muhalif” sıfatını takmasına gerek kalmaz. Gazeteci için “olguları aktarmak” yeter, geriye kalanların işi ise, sıfatı ne olursa olsun, algıdır, algı yaratmaktır.

Haluk Hoca’nın sözleri aslında önemli bir uyarıyı barındırıyor; kendine “muhalif gazeteci” sıfatını uygun gören kişi aslında “yanlı” olduğunu tarif etmiş oluyor. Gazeteci kelimesinin önüne sıfat takmak en çok dile getirilen olguya yani hakikate zarar verir.

Dolayısıyla gazetecinin mesleğinin önüne herhangi bir sıfat takmadan söylediğine ya da yazdığına bakılarak değerlendirme yapılmalı. Hakikati yani bir bütün halinde olguları mı anlatıyor yoksa eksiltip çarpıtarak yalan mı söylüyor. Sadece halka bilgi aktarmakla mı yetiniyor yoksa, siyasetten, iş dünyasına, bürokrasiden yeraltı dünyasına kadar güç odaklarının sözcülüğünü mü yapıyor, ona bakılmalı.

TERÖRİST VE MAFYA İLE ŞİPŞAK FOTO

Yazının Devamını Oku

FETÖ anneleri babaları yaktı, sıra çocuklarında

“FETÖ sıfırdan başlıyor” başlıklı son yazımda, örgütün taban oluşturmak için yeniden yapılandığını anlatmıştım. Devletin içinde, bürokraside, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, devletin medya kuruluşlarında, yargıda, açık-gizli hâlâ varlığını koruyan Fetullahçı Terör Örgütü, tabandaki varlığını kaybetmemek ve genişletmek için de çalışmalarını sürdürüyor.

Ana hedeflerden birisi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası gözaltına alınan ve tutuklanan 130 bin dolayındaki örgüt üyesini bir arada tutmak.

Bunun için yeni sözde “Mağdur Aileler yapılanması”, “Finansal yapılanma” ve “Talebe yapılanması” şeklinde Ankara, İzmir ve İstanbul merkezli yeni örgütlenmelere gitti.

YENİ YAPILANMAYA İLK OPERASYON

Hapisteki FETÖ’cülerin dışarıdaki aile üyelerine maddi yardım yapılırken, özellikle bu ailelerin çocuklarını da örgüte kazandırmak için “Talebe yapılanması” kurdular.

Böylece babalarını, annelerini örgütün amaçları için kullanan FETÖ, şimdi de çocuklara el atmış oldu. Nitekim, FETÖ’nün bu yapılanmasına yönelik cuma günü Çanakkale Başsavcılığı’nın koordinesinde Milli İstihbarat Teşkilatı ve Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığı (KOM) desteği ile Çanakkale Emniyet KOM ve İstihbarat Şubeleri tarafından yürütülen operasyonda, örgütün bu ildeki yeni yapılanması çökertildi.

Elbette bu FETÖ’nün vazgeçeceği anlamına gelmiyor ama şu an için Çanakkale’deki yapılanma deşifre edildi. Diğer illerde de devamı gelecek.

Çanakkale merkezli 14 ilde 84 kişi hakkında gözaltı kararı çıkartılan operasyonda, örgütün öğrenci yapılanması, esnaf yapılanması, aile yapılanması, mahrem il yapılanması ve finans ağı ortaya çıkarıldı. Gözaltına alınanlar arasında, örgütün il imamı, bölge sorumlusu, ilçe imamları, öğrenci sorumluları olduğu gibi örgüt içinde üst kademede mahrem konumda yer alan kişiler de var. Örgütün bir yandan finansal yapılanma üzerinden ailelere yardım ettiği belirlenirken, diğer yandan örgüt üyelerinin yurtdışına firarlarını da organize ettiği ortaya çıktı.

Yazının Devamını Oku

FETÖ sıfırdan başlıyor...

Fetullahçı Terör Örgütü, 15 Temmuz sonrası yaşanan gelişmeler ve son zamanda örgüt yönetiminde yaşanan bölünme tartışmalarına karşı, Türkiye’deki tabanı toparlamak amacıyla FETÖ elebaşı Gülen’in “Her ile bir peygamber, her koğuşa bir sahabe ve dışarıdaki her aileye bir melek” sözü üzerine yeni bir yapılanmaya gidiyor. Örgüt aldığı ağır hasarı onarmak, diğer yandan yeniden taban oluşturmak için kolları sıvadı.

Örgütün yeni yapılanması İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere üç bölgeden yönetiliyor.

İtiraflar ve teknik incelemeler sonucunda; “Talebe Yapılanması”, “Mağdur Aileler Yapılanması” ve “Finansal Yapılanma” şeklinde yeniden örgütlenen FETÖ mensuplarının Türkiye’deki ara yöneticilerinin, talimatları almak ve rapor göndermek için firari konumdaki “mahrem imamlarla” irtibatta oldukları belirlendi.

Örgüt mensupları irtibat için, yabancı uyruklu kişiler adına yabancı internet şirketlerinden alınmış abonelikleri kullanıyorlar. WhatsApp üzerinden iletişimde yurtdışı numaraları kullanan FETÖ’cüler, konferans şeklinde görüşmeler yapıyor, Opera, VPN, S Çocuk (Süper Çocuk), FAMA, GPS programlarını kullanıyorlar. Ayrıca, popüler internet oyunu LOL (League of Legends) üzerinden sohbet odalarına girerek iletişim sağlıyorlar.

YENİ “TALEBE  YAPILANMASI”

İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere üç bölgeden yönetilen para trafiği ise, hakkında soruşturma açılmamış özellikle kadınlar ve üniversite öğrencileri üzerinden yapılıyor.

“Talebe Yapılanması” adıyla, örgüt mensuplarınca ‘devre talebe seferberliği’ adı altında bir çalışma başlatıldı. Temasa geçilmemiş tek bir öğrencinin kalmaması hedeflenen yapılanmada örgütün illerdeki ve bölgelerdeki her kademesine ulaşmaları gereken sayısal hedefler verildi.

“Eğitim koçluğu” görünümü altında FETÖ’ye bağlı öğretmenler özellikle lise öğrencilerini örgüte kazandırmakla görevlendirildi. Yapılan araştırmalar, FETÖ’nün öğrenci sayısında artış olduğunu gösteriyor. Özellikle, lise öğrencilerini askeri okullar sınavlarına hazırlıyorlar.

Bu kapsamda, başta, daha önce örgüte ait kurumlarda çalışmış ya da ihraç olmuş öğretmenler çoğunlukta olmak üzere, başka mesleklerden de ihraç olanlar görev yapıyor.

Yazının Devamını Oku

Manastır’dan Samsun’a çıkan yol

Bugün, Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışının 102’nci yıldönümü.

Emperyalist devletler 1915’te Çanakkale’de durduruldu ama 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması ile elde kalan Anadolu topraklarının, hatta İstanbul’un işgali başlamıştı. Ordu dağıtılıyordu, Mustafa Kemal de İstanbul’a çağrıldı. 13 Kasım 1918 günü Adana’dan trenle Haydarpaşa’ya gelen Mustafa Kemal, karşıya geçmeyi beklemektedir. İşgalci 22 İngiliz, 12 Fransız, 17 İtalyan ve 4 Yunan savaş gemisi Marmara’ya demirlemiştir.

Mustafa Kemal, 13 Kasım 1918 günü Haydarpaşa’dan kalkan Kartal isimli istimbotla bu zırhlıların arasından karşıya geçerken, yaveri Cevat Abbas’a 55 zırhlı geminin oluşturduğu çelik duvarı yıkıp geçecek o inanç yüklü cümleyi söyler: “Geldikleri gibi giderler...”

MİLLETE GÜVENEREK YOLA ÇIKTI

İstanbul’da geçirdiği altı ay içinde kurtuluş için tek çarenin millet ile buluşmak olduğunu düşünerek 16 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru ile yola çıktı.

Mustafa Kemal Atatürk, o günü yani 19 Mayıs 1919’u şöyle anlatıyor: “Ben 1919 senesinde Samsun’a çıktığım gün elimde, maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti’nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran, yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu milli kuvvete, bu Türk Milleti’ne güvenerek işe başladım.”

Elbette, Atatürk’ün böyle düşünmesinde girdiği savaşlarda bu milletin evlatlarında gördüğü bağımsızlık aşkı ve mücadele için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan ruhu etkili oldu.

Yazının Devamını Oku

Böyle böyle alışacaksınız

Geçen yıl ocak ayında; tam tarihini de vereyim, 13 Ocak 2020 günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, terör örgütü PKK sözcüsü HDP’nin eski eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın kitaplarını satmaya başlaması üzerine sosyal medyadan şu mesajı atmıştım:

“İBB Demirtaş’ın kitaplarını da satmaya başlamış!

Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra tiyatro ile kitap ile şiir ile türkü ile yavaş yavaş alışacaksınız. Bir gün şehitleri hatırlayıp, ‘Ben neyi alkışlıyorum’ dediğinizde kızarmış avuçlarınızla yüzünüzü kapatacaksınız ama geç olacak.”

ŞAHSI GÖRÜŞÜ MÜ, PAZARLIK MI?

Süreç aynen devam ediyor; her şey seçmenlerini alıştıra alıştıra devam ediyor. Şimdi de 2023’te cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması ihtimaline karşı terör örgütü PKK’nın siyasi kolu HDP’ye bakanlık vermeye kadar geldi.

Bunu bir başkası söylese hakaret yağdırırlar ama konuşan CHP milletvekilliği de yapmış olan Dursun Çiçek. Şahsi görüşü mü yoksa gizli bir pazarlığı mı açık ediyor bilmiyorum ama kelime kelime söylediği şu: “Ben Millet İttifakı’nın HDP dışında bir çatı adayla birinci turda seçime girmesine inanıyorum. HDP başka partileri de yanına alırsa üçüncü bir aday, Muharrem Bey’in (İnce) partisi dördüncü bir aday, çok adaylı bir tur.

İkinci tura CHP’nin, İyi Parti’nin, Ak Parti’den ayrılanların kurduğu en ufak partilerin desteklediği bir çatı adayın sayın Cumhurbaşkanı’yla kalacağı için, ikinci turda HDP seçmeninin Millet İttifakı’nın adayına oy vereceğini, o safhada da; teröre bulaşmamış, sicili temiz binlerce var, yüzlerce var, binlerce belki çok olur, HDP üyesi, PKK’yı reddeden ve Türkiye’de geleceğini gören insanlar var, onlardan da hükümette bakan olabilir.

Sancar Bey, Ahmet Bey (Mithat Sancar, Ahmet Türk)

Yazının Devamını Oku

İnsanlık eksi vicdan eşittir İsrail

Hepsi hepsi 75 yıl önce, Batı medeniyetinin merkezi Avrupa’nın ortasında Alman Nazilerin uyguladığı soykırımla insanlığın vicdanında bir yara olan Yahudilerin torunları bugün Kudüs’te terör estiriyor.

Yalnız, onların insanlık dışı şiddetinin ve terörünün hedefi, büyüklerine o acıyı çektirenler değil, hiç suçu ve günahı olmayan Filistinliler.

İsrail, mazlumun zulmünün zalimin zulmünden geri kalmadığını gösterdi tüm insanlığa...

İsraillilerin yaptıkları zulmü görünce; “Geçmişte yaşadıklarından, insanlıktan, vicdandan nasıl bu kadar uzak olabiliyorlar?” diye düşünmeden edemiyor insan.

Çocukları, bebekleri bombalarla katleden, kadınları yerlerde sürükleyen, öldüren, hedef gözetmeksizin insanlara ateş eden İsrail polisi ve askerlerini görünce, “Bunlar insan olamaz” demekten kendimi alamıyorum.

Dünyanın herhangi bir yerinde bir kilise ya da bir havraya, hele bir de ibaret sırasında, değil saldırı en küçük müdahale dahi yapılsa ayağa kalkacak olan “Batı medeniyeti” olan bitene seyirci.

Her ne olursa olsun, insan yine de bir sebep arıyor.

AKIL DA YOK

Yazının Devamını Oku

İstiklal mücadelesinin kahramanı ‘Akıncılar’ madalyayı bekliyor

“Türkler adsız doğar. Ancak kazandıkları başarılarla, zaferlerle adlarını kendileri kazanırlar. Sen soyadını kendin kazandın. Akıncılık yaptın. Çok başarılı bir hizmet verdin. Bence Akıncı soyadını almalısın.”

Mustafa Kemal Atatürk bu sözleri, Yunan İşgali’ne karşı Manisa Demirci’de sivil halktan oluşturduğu “Akıncı” müfrezeleri ile düşmana kayıplar verdiren ve Anadolu’nun işgalini geciktiren Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Bey’e söyledi.

Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Bey de bu sözlerden sonra soyadını “Akıncı” olarak değiştirmiştir.

Geçen yıl 8 Temmuz 2020 günü Manisa’nın Demirci ilçesine gittiğimde İbrahim Ethem Akıncı ve Demirci Akıncıları ile ilgili çok şey dinledim, düşmana karşı savaştıkları alanları ziyaret ettim.


Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Bey

Manisa’nın Demirci ilçesinden, 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili bir konuşma yapma konusunda davet alınca çok sevindim. “Akıncıların” yurduna gidecek, 15 Temmuz’u anlatacaktım.

Bana göre Demirci, 15 Temmuz’u en iyi anlatacağım yerdi. Neden böyle düşündüğümü özetleyeyim:

Yazının Devamını Oku

Sorun ‘suçlanan el’ değil ‘uzanan el’

Ahmet Hakan, dünkü yazısında, CİMER’e yapılan şikâyet üzerine, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı İmamoğlu’nun, türbe ziyareti sırasında ellerini arkadan bağlama hakareti” iddiasıyla ilgili yapılan inceleme için, “O saçmalık ancak çöp kutusuna basket yapılır” demişti. Tamamen katılıyorum, zaten sürecin oraya gideceği kesin gibiydi.

ÇÖPE ATILAN BAŞKA ŞİKÂYET

Nitekim, bu olayda olduğu gibi, CİMER’e 20 Aralık 2020 günü Çanakkale’den başvuran F.G. isimli yurttaş, İBB’nin düzenlediği Hazreti Mevlânâ’nın anıldığı ‘Şeb-i Arus’ törenleri hakkında şikâyette bulundu. Savcılık bunu da belediyelerin bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı’na yolladı. Müfettişlerin iki satırlık yazısı üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da, 29 Nisan 2021 tarihinde “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” vererek bir anlamda şikâyeti çöp kutusuna attı.

Burada da aynısı olacaktı ama devreye, çöpten mağduriyet yaratmaya çalışan İBB Basın Sözcüsü Murat Ongun girdi ve onun çabasıyla tartışma bu noktaya geldi.

Neyse her şerde bir hayır vardır!

‘ORGANİZE KÖTÜLÜK’ YALANI

COVID-19 salgını başladığından beri dünyanın en saçma iddiasını Murat Ongun, 29 Mart 2020 günü kişisel Twitter hesabından ortaya atmıştı. Kağıthane-Kabataş otobüs hattında Fazilet Durağı’ndan, Boğazköy-Bakırköy hattında da iki duraktan organize” şekilde normalin üzerinde yolcu bindiğini, amacın da kalabalık otobüs görüntülerinin paylaşılarak İBB Başkanı İmamoğlu’nun salgına karşı gerekli tedbirleri almadığına dair algı yaratmak olduğunu yazdı. Ongun, buna “organize kötülük” adını koydu. O gün, ünlü-ünsüz, gerçeği-trolü yandaşların tamamı Ongun’a inanarak, ‘Organize Kötülük’ başlığıyla mesaj yazdı ya da televizyonlarda açıklamalar yaptılar.

BAŞKANIN KANI DONDU

Yazının Devamını Oku

FETÖ’cü mahrem imamın Rus korkusu

Fetullahçı Terör Örgütü üyesi, Ankara Asayiş Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş, 19 Aralık 2016 günü, koruma polisi olduğu düşünülsün diye giydiği siyah takım elbisesi üzerinde, “Gezgin Gözüyle Kaliningrad’dan Kamçatka’ya Rusya” konulu fotoğraf sergisinin açılış kokteyline katılmak için Çankaya Belediyesi’nin Çağdaş Sanatlar Merkezi Fikret Mualla Sergi Salonu’na geldiğinde hiç şüphe uyandırmadı.

Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un açılış konuşması sırasında tam arkasında duruyordu. Bir anda silahına sarıldı ve Büyükelçi Karlov’u sırtından vurarak öldürdü. Katilin saldırı sırasında giyeceği kıyafetten, sonrasında atacağı slogana, saldırganın akıbetinden, cinayet sonrası açılacak soruşturmayı yanlış yönlendirmeyi amaçlayan faaliyetlere kadar her ayrıntı ince ince hesaplanmıştı. Mevlüt Mert Altıntaş, teslim olmamak üzerine kurulu, sonu kendi ölümüyle biten bir intihar saldırısı gerçekleştirmişti. Kurgu yalnızca giydiği siyah takım elbise ile sınırlı değildi; suikast sonrası attığı Arapça slogan, “Türkiye’de Emniyet içinde Nusracı polislerin olduğu” algısı yaratılması üzerineydi. Altıntaş, “Suriye’yi unutmayın, Halep’i unutmayın” diye bağırdıktan sonra, tercümesi, “Bizler yaşadıkça daima cihat etmek üzere Muhammed’e biat edip söz vermiş kişileriz” şeklinde Arapça slogan attı.

ABD’NİN KORUDUĞU FETÖ SUİKASTI

Kimileri, “yalnız kurt” tabir edilen cihatçı polis yalanını pazarlamaya kalktı. Olaydan hemen sonra, saldırıyı Nusra’nın üstlendiğine ilişkin sahte bir açıklama sosyal medyada yayınlandı. Bu açıklama, suikastın “yalnız kurt” işi olmadığını gösteriyordu. En azından bu sahte açıklamayı yapan işbirlikçileri vardı. FETÖ’cü hesaplar, Türkiye içinde manipüle edilmeye hazır bekleyen gazeteci kılıklı tipleri de kullanarak, Emniyet’e giren polislerin Nusracı olduğu, onlardan birisinin de, Suriye’deki varlığına ve uygulamalarına karşı çıkan Rusya’nın Ankara’daki büyükelçisini öldürdüğü algısını yaymaya başladılar. O günleri çok iyi hatırlıyorum; kısa süre sonra terör örgütü Nusra’nın saha komutanları bu suikastla ilgilerinin almadığına dair yazılı açıklama yaptılar. FETÖ öyle bir istihbarat operasyonu yapmıştı ki, hem o tarihte yeniden düzelmeye başlayan Türkiye-Rusya ilişkilerine darbe vurmayı amaçlamış, hem de Türkiye’nin güvenilir bir ülke olmadığı, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Emniyet’e ve devlete Nusra gibi terör örgütlerine yakın kişilerin alındığı algısını yaymayı hedeflemişti. FETÖ eliyle gerçekleşen suikastı, Amerika’nın ezeli düşman gördüğü Rusya’ya mesajı şeklinde okuyanlar da oldu.

RUSLAR DA İNCELEDİ

Çok titiz bir soruşturma ve yargılama yapıldı. Çünkü olayın bir tarafı Rusya Federasyonu idi. Rus yetkililer, Ankara Çevik Müdürlüğü’nde görev yapan Altıntaş’ın bilgisayarının silinmiş sabit diskini ülkelerine götürdü. Orada özel bir inceleme ile içerikleri silinmiş halde, ‘Fetullah Gülen’ ibareli 2 dosya, ‘Hizmet’ ibareli 690 dosya, ‘FETÖ’ ibareli 4 dosya, ‘Nur Cemaati’ ibareli 1 adet dosyayı tespit etti. Deliller ve FETÖ’nün MİT yapılanması elemanlarının itiraflarıyla Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava geçen yıl mart ayında tamamlandı. Gerekçeli kararı ise geçen ay açıklandı.

FİRARİ EMRE’DEN ALGI OPERASYONU

FETÖ elebaşı

Yazının Devamını Oku

ABD, yine FETÖ’yü devreye sokuyor

Millet İttifakı’nı oluşturan partilerin genel başkanları Kılıçdaroğlu ile Akşener’in aynı anda, FETÖ’cülerle ilgili “haksızlık yapıldığı, masumların tutuklandığı” gibi sözleri ne anlama geliyor?

Ben, bunu FETÖ’nün merkezi Amerika’da yaşanan gelişmelerle birlikte değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Ne demek istediğimi yazının sonunda daha iyi anlayacaksınız...

ÖRGÜTTE ÇÖZÜLME

Özellikle 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıkan deliller, örgüt üyelerinin itirafları, ihanetin boyutu Fetullahçı Terör Örgütü içinde tartışmalara ve çözülmelere sebep oldu. Tabanın, tavana inancı zayıfladı.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet ve tüm istihbarat birimlerinde yürütülen etkili temizlik faaliyetleriyle örgütün devlet içindeki operasyonel gücü iyice azaldı. Buna karşın FETÖ ile mücadelede bazı zorluklarla karşı karşıyayız. Birincisi içeride yargı, ikincisi ise FETÖ’yü koruyan ve kollayan Amerika ve Avrupa.

FETÖ temizliğini, istihbarat çalışmaları, Emniyet araştırmaları, soruşturma ve yargılama aşamalarında ayrı ayrı değerlendirmeliyiz. İlk iki aşama çok etkili yürüyor. Üçüncü aşamada, yani soruşturma ayağında, bazı savcılıkların etkin soruşturma ve araştırma yapmaması ve sonunda verilen yersiz “takipsizlik” kararları önemli bir zafiyet alanı.

Yargıdaki asıl mesele ise mevcut somut delillere rağmen verilen beraat kararları. Bu kararlar oldukça can sıkıcı. Yargıtay’ın kararlarına rağmen özellikle TSK içindeki FETÖ mensupları hakkında verilen “ankesör soruşturmalarındaki” bazı beraatler örgüt ile mücadeleye önemli darbeler vuruyor. Bu konuya ileriki yazılarımda somut örneklerle döneceğim.

BIDEN: ‘BEDEL ÖDEYECEK’

Bugün asıl üzerinde durmak istediğim konu, FETÖ ile mücadelede önümüzdeki en büyük engel olan Amerika Birleşik Devletleri’nin tutumu olacak.

Yazının Devamını Oku