‘Amerikan malı muhalefet’ nasıl dizayn edilir?

ABD Başkan adayı Joe Biden’ın Türkiye’de muhalefeti destekleyerek iktidarı değiştirme konusundaki sözleri çok tartışıldı. Peki Amerika bu tür planları nasıl uyguluyor?

Şimdi size Mayıs 2020’de Amerika’nın eski Ankara büyükelçisi Eric Edelman’ın Ray Takeyh ile yayınladığı bir makaleden alıntılar paylaşacağım.

Yazıda, bir ülkede muhalefetin nasıl destekleneceği, örtülü ve açık yardım, CIA’in nasıl devreye gireceği; Twitter, Telegram, Instagram, televizyon, radyo ve internetin nasıl kullanılacağı, ABD tarafından fonlanan medya kuruluşlarının rolü, finansal olarak o ülkenin nasıl baskı altına alınıp ekonomik çöküş yaşatılacağı tek tek anlatılıyor.

Ben ülkenin adı geçen bölümleri (...) şeklinde boş bıraktım. Siz bu satırları okurken, boşluğun yerine istediğiniz ülkenin adını yazın, hangi ülke olduğunu yazının sonunda paylaşacağım.

Şimdi buyurun, ABD’nin eski Ankara büyükelçisi Edelman’ın kaleminden “Amerikan malı muhalefet nasıl dizayn edilir?” okuyun:

“Rejim değişikliğini kesin olarak desteklemek, (...)’in askeri işgalini savunmak anlamına gelmeyip muhaliflere yapılan gizli yardımlar dahil olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’nin elindeki tüm araçları kullanarak (...) devletini sarsmaya zorlamak anlamına gelmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri (...) Cumhuriyeti’ni deviremez ama böyle bir sonu mümkün kılacak koşullara katkıyı sağlayabilir.

‘Amerikan malı muhalefet’ nasıl dizayn edilir

DIŞ BASKI, İÇ DİRENÇ!

Rejim, birçok Batılı analistin inandığından çok daha zayıf durumdadır. Dış baskı ve iç direniş kampanyasının rejimi düşürmesi ihtimal dahilindedir.

Son yıllarda rejime karşı geniş bir halk muhalefetinin patlamalarına tanık olmuştur. (...)’de muhalifler daha iyi bir liderliğe aç durumdadır. Washington’un sorması gereken soru, rejimin değişikliğini kabul edip etmemek değil, (...)’e bunu başarmaları konusunda nasıl yardım edileceğidir.

ABD politikası, rejim değişikliği için uğraşmak, yani hükümeti zayıflatmak ve (...) içinde muhalif olanları güçlendirmek için mümkün olan her şeyi yapmaktır.

(...) muhaliflerle dolu olmasına rağmen, tutarlı bir direniş hareketi ortaya çıkmamıştır. Washington bir direniş hareketi yaratamaz, ancak rejimi zayıflatmak ve rağbet gören değişim taleplerini teşvik edebilecek güçlere gizlice yardım etmek suretiyle Birleşik Devletler, şu anda kopmuş olan muhalefet bağlarının sağlamlaştırılmasına yardımcı olabilir.

Washington, (...) ekonomisini daha fazla kurutmaya çalışmalı, insanları rejim uygulayıcılarının saflarından ayrılmaya davet etmeli ve rejime meydan okumaya cesaret edenlere el altından imkân sağlanmalıdır.

Rejim değişikliği hedefini benimsemek çok pahalıya mal olmayacaktır. Sivil toplumda rejimin meşruluğuna karşı gelen unsurlara yardım etmek için güçlendirilmiş bir gizli eylem programı gerektirecektir.

TEKNOLOJİ DESTEĞİ VERİLMELİ!

İletişim kurmak ve mesajlarını duyurmak amacıyla kullanmaları için ABD’nin rejimi eleştirenlere, muhaliflere teknoloji desteği vermesi elzemdir.

Bu şekilde örtülü teknik yardım sağlanması önemli olsa da bu yöntem, Washington’un muhalefeti güçlendirmek için sahip olduğu tek seçenek değildir. Sağlanacak doğrudan (ve gizli) mali desteğin de katkısı olacaktır. Birleşik Devletler, grevler yapabilecek gruplara gizli bir şekilde fon sağlayarak (...) ekonomisinin belini daha fazla bükebilir.

CIA DEVREYE GİRMELİ

Washington saf değiştirmek isteyen rejim mensuplarına ABD’de korunacakları garantisi verileceğini vurgulamalıdır. CIA ise bu şekilde ülkeden ayrılmak isteyenlerle irtibata geçerek ülke dışına çıkarma konusunda mekanizma oluşturmalıdır.

Washington, mevcut durumda Amerikan Küresel Medya Ajansı tarafından işletilen radyo, televizyon ve internet üzerinden haber ve eğlence programları yapan yayın organlarına yıllık 30 milyon dolar harcamaktadır.

ABD yönetimi bu çabayı, ABD’de yaşayan ve sürgüne gönderilen muhaliflerin radyo ve televizyon programcılığını açıkça finanse ederek arttırmalıdır.

INSTAGRAM, TWITTER, TELEGRAM!

Instagram, Telegram, Twitter ve diğer sosyal medya platformlarını kullanarak rejimin yolsuzluğuna ve ekonomik anlamda kötü yönetimine çok daha fazla dikkat çekilebilir.

Ancak (...) içindeki muhaliflere yardım etmek mücadelenin sadece yarısıdır. Rejimin ülkedeki kontrolünü zayıflatmak ve diğer güçlerin iktidara gelmesi için bir açılım yaratmak üzere Amerika Birleşik Devletleri, (...) ekonomisine karşı son derece başarılı olan ‘maksimum baskı’ kampanyasını genişletebilir.

Daha da ileri giderek Amerika Birleşik Devletleri, (...)’daki tüm finans sektörünü kara listeye almalı. Aynı zamanda bölgedeki askeri maceracılığı için ödediği bedeli arttırmalıdır. Üzerindeki baskıyı arttırmak ihtiyacı, aynı zamanda ABD’nin bölgedeki askeri stratejisini ve tutumunu da belirlemelidir.

Washington; İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni, (...)’ın komşularıyla herhangi bir çatışmada muhtemelen konuşlandıracağı füzelere karşı müşterek erken uyarı sistemleri ve savunmalar geliştirmekte işbirliği yapmaya teşvik etmelidir.

Rejim değişikliği hoş olmayacaktır, Washington’la sorunlar hemen çözülmeyecek ve Ortadoğu hemen istikrarlı bir hale gelmeyecektir. Müzakerelerde bulunmak mümkünmüş gibi davranmak ya da bir halk isyanının dışarıdan başarıya ulaşacağını beklemek safça umut etmektir.

Farklı bir şey denemenin artık zamanı gelmiştir.”

Okurken, içinizden (...) şeklindeki boşluğu “Türkiye” olarak doldurmak geldi, değil mi?

Ama hayır, burada anlatılan ülke İran.

Makalenin başlığı da ‘Bir Sonraki İran Devrimi-Washington Tahran’da Neden Rejim Değişikliği Arayışında Olmalı?’

İşte Amerikalılar böylesine sinsi bir plana ‘Bir Sonraki İran Devrimi’ başlığını atabilecek kadar cüretkâr!

Söylemek istediğim şu: Ha Biden ha başkası, fark etmez; Amerika, çıkarlarına ters düşen, yönetimi altına almak istediği ülkelerde kendisine direnen hükümetleri ister işgal, ister darbe, ister ayaklanma yoluyla ya da burada anlatıldığı gibi satın alabileceği kişilerle devirmek ister.

Mesele, ABD gibi kirli ve kanlı bir demokrasi tarihi olan terörist destekçisi ülkenin hesaplarına alet olup olmamakta.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Işıklar ‘Yüce Divan’ için mi yanıyor?

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın “Işıklar yanıyor” diyerek Anayasa Mahkemesi’nin fotoğrafını şahsi Twitter hesabından paylaşmakla neyi amaçladığı yoğun biçimde tartışılıyor, belli ki daha çok tartışılacak.

Yaşanan her askeri darbede, “Genelkurmay’ın yanan ışıkları” gündeme geldiği için Engin Yıldırım’ın sözleri de “darbe” tartışmasına yol açtı.

27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat nasıl bir toplumsal travmaya yol açtıysa, dört yıl önce yaşadığımız 15 Temmuz darbe girişiminin de etkisi sıcaklığını koruyor.

251 şehidimizin sokakları dolduran kanları henüz kurumadı. 2 bin 193 gazimiz ise o gecenin yaralarıyla aramızda. İhanet bıçağının acısı hâlâ milletin sırtında.

Elbette, öyle bir geceyi yaşayan ve FETÖ’nün devlet içine sızmış teröristlerine kahramanca direnmiş Türk milletinin bu konudaki en küçük bir imaya şiddetli tepki göstermesi de anlaşılabilir.

YILDIRIM NEYİ İMA ETTİ?

Peki, Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım, bir darbe imasında bulunmuş olabilir mi?

Bu sorunun cevabı

Yazının Devamını Oku

Hem ünlü, hem zengin, hem haksız, hem Kardashian

Ermenistan’ın saldırısı üzerine Azerbaycan, yaklaşık 30 yıldır işgal altındaki Dağlık Karabağ’ı kurtarmak için büyük bir askeri operasyon başlattı.

Dünyadaki tüm Ermeniler, işgalci Ermenistan’a destek vermek için ayağa kalktı. Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diyasporası, lobi kuruluşları, yıllardır Azerbaycan’ın topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiş, binlerce insanı katletmiş, Hocalı’da olduğu gibi bir gecede 613 kişiye soykırım yapmış, işgal planlarını terör örgütleriyle uygulamış Ermenistan’a destek olmak için kolları sıvadı.

YALANLARLA PROPAGANDA

Bunların en ünlüsü, Ermeni kökenli Amerikalı Kim Kardashian oldu. Azerbaycan, Ermenistan’ın saldırısına karşılık verir vermez yalana sarılıp 27 Eylül günü Twitter hesabından “Ermenistan-Azerbaycan sınırında yaşananların çatışma olmadığını, Karabağ’daki Ermenilerin saldırıya uğradığını” yazdı. Yetmedi, işgalci terör örgütü PKK ile kol kola olan Ermenistan kuvvetleri için “Karabağ’ı korumak için hayatlarını tehlikeye atan cesur erkek ve kadınlar için dua ediyoruz” dedi.

Kardashian’ın kim olduğu, ne yaptığı zerre kadar umurumda değil, beni ilgilendiren sahip olduğu ünü yalan ve haksızlık için kullanması. Nitekim aynı gün “Ermenistan’ın sebepsiz saldırıların ve dezenformasyon kampanyasının kurbanı olduğunu” yazan Kardashian, “Gerilimin tırmanmasını ve yaşanabilecek trajedilerin önlenebilmesi için uluslararası siyasi ve diplomatik tedbirler çağrısında bulunması ve olayları araştırması için uluslararası gözlemcilere ihtiyacımız var” çağrısında bulundu.

Kardashian, yalanlarına, dezenformasyonu ve algı operasyonunu kattı. Tweet’leri kendisi paylaşıyor ama başkaları tarafından yönlendirildiği belli.

İŞGALCİLERE PARA BAĞIŞLIYOR

Ne Ermenistan, ne Azerbaycan ne de Türkiye’de yaşananlar hakkında en küçük bilgisi olmayan

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin Orta Asya’da FETÖ ile mücadelesi

Son yazımda, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri’nde, FETÖ’nün Amerikan istihbarat projesi olarak 1992’de açtığı okullardan söz etmiştim.

Bu yazımda da mevcut durumu aktaracağım.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde 30 yılda yüzlerce şirkete, sivil toplum kuruluşuna ve yüz binlerce üyeye ulaşan FETÖ okullarında CIA elemanlarının öğretmen olarak görev yaptığı tespit edildi. Örgütün, Özbekistan’da olduğu gibi darbe girişimi ve devlet başkanına suikast girişimine adı karıştı. En son Kırgızistan’daki ayaklanmada rolü ortaya çıktı. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye, bu ülkelerdeki FETÖ şirketlerinin kapatılmasını, üyelerinin teslim edilmesini, okullarının da devredilmesini istedi. Ancak Türk Cumhuriyetleri’nden şu ana kadar okulları Türkiye’ye teslim eden olmadı.

Bunun yerine isim değiştirerek, devlet kontrolüne alarak himaye etmeyi tercih ettiler. FETÖ’nün faaliyetlerinin kesin olarak sonlandırıldığı tek ülke Özbekistan oldu. Örgütün doğrudan faaliyetlerine devam ettiği tek ülke ise Kırgızistan.

Kırgızistan yönetimi FETÖ üyelerine, şirketlerine ciddi anlamda sahip çıkıyor.

FETÖ Orta Asya’da dolaylı, yani kendi bağlantısını gizleyerek o ülkenin vatandaşları adına açtığı şirket, dernek, vakıf ve eğitim kurumları üzerinden devam ediyor. Bu ülkeler ise Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Tacikistan. FETÖ halen Azerbaycan’da 26 ticari kuruluşu, 7 dernek, vakıf ve STK’ya sahip. Kazakistan’da 53 şirket, 8 dernek, STK ve vakfı bulunuyor. Kırgızistan’da aralarında bir AVM’nin de bulunduğu 4 şirket ve 4 STK, vakıf ve derneği var. Türkmenistan’da 11 şirket ve 1 derneği bulunuyor. FETÖ’nün Türk Cumhuriyetleri’ndeki eğitim kurumları ve Türkiye’nin mücadelesi ülkeler bazında şöyle:

AZERBAYCAN

Azerbaycan’da 1992 yılında Çağ Öğretim İşletmeleri’ne bağlı olarak eğitim faaliyetlerine başlayan FETÖ’ye ait 13 okul, 2013 yılında, ülkenin petrol şirketi SOCAR’ın bünyesine geçti ve adını Uluslararası Eğitim Merkezi olarak değiştirdi. SOCAR yönetimi 2014 Haziran’ında bu eğitim kurumunu kapattığını duyurdu.

Aynı yıl, Çağ Öğretim İşletmelerinin ve Uluslararası Eğitim Merkezi’nin sırayla kullandığı binalarda bu kez İstek Lisesi eğitim faaliyetine başladı.

Yazının Devamını Oku

CIA’in Orta Asya’daki tetikçisi FETÖ

Kamuoyu genellikle FETÖ’nün karargâhı ABD başta olmak üzere Almanya gibi Batı ülkelerindeki yapılanmasına odaklandı

Oysa FETÖ’nün CIA güdümündeki ilk yurtdışı atağı Soğuk Savaş döneminin bitmesi sonrası Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne oldu. Son olarak Kırgızistan’da parlamento seçimi sonrası meydana gelen ayaklanma sırasında adı geçti. Kırgızistan’da devlet korumasında olan FETÖ, birçok siyasetçiyle yakın ilişkide. Burada çok sayıda okul, işyeri hatta bir de AVM sahibi.

Bölgedeki gelişmeler FETÖ’nün Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde Amerikan çıkarlarına hizmet eden CIA güdümündeki faaliyetlerinin ileriki günlerde daha çok tartışılacağını gösteriyor.

Konuya FETÖ’nün CIA ile Orta Asya’daki ilişkilerini anlatarak başlamak lazım. 2017 yılında Amerika’da Global Research’te stratejik risk danışmanı ve politika uzmanı ABD’li William Engdahl imzasıyla yayımlanan makalede, FETÖ elebaşı Gülen’in kurduğu örgütün CIA ile ilişkisinin 1982’de başladığı yazıldı.

Yıllar sonra 2006’da yazdığı referans mektubuyla FETÖ elebaşını Amerika’dan sınır dışı edilmekten kurtaran CIA’den Graham Fuller, 1982 yılında CIA’in Yakın Doğu ve Güney Asya’dan sorumlu milli haberalma görevlisi olarak atandı. Fuller’in FETÖ lideri Gülen ile teması ve onu kullanması da o yıllarda başladı.

BAĞIMSIZLIK SONRASI HEMEN OKUL AÇTI

FETÖ, Amerika için asıl rolünü Soğuk Savaş’ın bitmesiyle oynamaya başladı. Sovyetler Birliği’nden ayrılan Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Moğolistan, Özbekistan 1991 yılı Ağustos ve Ekim aylarında birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Devreye CIA ve Gülen girdi. Bu ülkelerin hepsinde birden 1992 yılında okullar açtı. William Engdahl’ın Global Research’te yazdığı gibi, “CIA, 1990’ların Orta Asya’daki Sovyet sonrası kaosunda, Gülen’i ve onun ‘ılımlı İslam’ imajını en geniş yıkım ağlarından birini inşa etmek için kullandı. Bu ağ Özbekistan, Kırgızistan ve hatta Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Sincan Uygur Özerk Bölgesi dahil olmak üzere Türki olarak adlandırılan eski Sovyet Orta Asya bölgesinin tamamını kapsadı.”  

FETÖ ÖĞRETMENLERİ CIA AJANI

Yazının Devamını Oku

Kırgızistan seçimleri, ayaklanma, ABD ve FETÖ

2011 yılında “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla Odatv kumpası kapsamında beraber yargılanacağımız davanın ilk duruşmasına tam bir hafta kala, 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde fenalaşan ve şüpheli biçimde hayatını kaybeden MİT Asya Bölgesi Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu ismini hatırlarsınız. Kozinoğlu, ölümünden kısa süre önce Aydınlık’a el yazısıyla gönderdiği notlar arasında Kırgızistan ile ilgili şu bilgileri veriyordu:

“Kırgızistan’da uzun yıllardır ve halen tüm okulların başında olan şahıs Orhan İnandı, aslında F. Gülen’in Asya imamıdır. Kırgız devleti ile irtibatlı esasen odur. Büyükelçinin hiçbir forsu yoktur. T.C. Devleti de bu şahıs üzerinden Kırgız yönetimi ile irtibat kurmaktadır. Kırgızlar, F. Gülen’in okullarını muhtaç oldukları için şu an itibariyle kapatamamakta. Ayrıca gerek Kırgızistan, gerek Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, Tacikistan’daki TİKA, THY, büyükelçiliklerdeki eğitim, ticari ve ekonomi, din, kültür müşavirliklerinin tamamı F. Gülen’ciler tarafından kapatılmıştır. Söz konusu ülkelerde F. Gülen’ci olmadan iş yaptırılmamaktadır. Asya’da en yoğun Kırgızistan’da yerleşik durumdadırlar.”

CIA’İN ORTA ASYA TETİKÇİSİ FETÖ

FETÖ’nün Türkiye’de kamuoyuna açılması, 1994 yılında Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kuruluşu ile olmuştur. Ancak FETÖ bir Amerikan istihbarat projesi olarak, bundan iki yıl önce, 1992’de Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine okullar açarak sızdı. Nitekim MİT İstanbul Bölge Başkanı Nuri Gündeş 2010 yılında yazdığı ‘İhtilallerin ve Anarşinin Yakın Tanığı’ kitabında, o yıllarda konuyla ilgili tespitlerini şöyle ifade etmişti: “Gülen cemaati tarafından özellikle de Türk Cumhuriyetleri’nde açılan okullarda diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları ‘İngilizce öğretmeni’ diye barındırılıyor. Bu işbirliği, Türkiye’de yapılan üst düzey resmi bir toplantıda, bizzat Fethullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf edildi.”

KIRGIZİSTAN’DA FETÖ

KIrgızistan bu ülkelerden birisiydi. FETÖ Kırgızistan’da 1992’den itibaren SEBAT Eğitim Kurumları çatısı altında faaliyet gösterdi. Türkiye’de 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden sonra ismi SAPAT olarak değiştirilerek iyice devlet korumasına alındı. FETÖ’nün Kırgızistan’daki faaliyetlerinin en önemli ayağını eğitim alanı oluşturuyor. Örgüt, ülkenin her tarafında açtığı okullarla önemli nüfuza erişti ve paralı okullar üzerinden örgütün finansmanını sağlıyor. Halihazırda ülkede FETÖ kontrolünde bir üniversite, bir dil merkezi, bir uluslararası okul ve farklı şehirlerde yirmi bir genel eğitim veren okul ile dört öğrenci yurdu mevcut. Örgütün Kırgızistan ve Orta Asya imamı Orhan İnandı halen bu ülkede ve Kırgız vatandaşı oldu.

FETÖ Kırgızistan’da basın alanında da etkinliğini sürdürüyor. ‘Zaman Kırgızistan’ isimli biri Kırgızca, diğeri Türkçe iki gazetenin yanı sıra ‘Diyalog Avrasya’ isimli düşünce kuruluşunun yayınladığı aylık dergiyi de kontrol ediyor.

FETÖ’nün Türkiye’de olduğu gibi Kırgızistan’da da devlet içinde sızmadığı alan yok gibi. Devletin en üst yöneticisi olan Cumhurbaşkanı Atambayev tarafından çok etkili biçimde kollandı. Nitekim 2016’dan itibaren Türkiye’nin FETÖ’cülerin tasfiye edilmesi yönündeki taleplerine hep olumsuz yanıt verirken, şunları söyledi: “Türkiye büyükelçisi, Kırgızistan’da 3.5 milyon Gülen destekçisinin çalıştığını söyledi. Okul öğretmenlerinde terörist görüyorlarsa, kusura bakmasın ama belki doktora görünüp akıl sağlığını kontrol ettirmelidir... Açıkça söylüyorum, okulları kapatmaya izin vermeyeceğiz. Onları güçlendireceğiz.”

ERDOĞAN’DAN UYARI

Yazının Devamını Oku

FETÖ’de örgüt içi çatışma

15 Temmuz darbe girişimiyle hedefine ulaşamayan FETÖ, Türkiye’de halen devam eden operasyonlarla büyük yenilgiye uğradı. Örgüt şimdi de yurtdışında parçalanmaya başladı. Çoğu 17-25 Aralık 2013 sonrası yurtdışına kaçan örgüt üst düzey yöneticisi 150’ye yakın isim, FETÖ elebaşı Gülen’in ölümü sonrasına hazırlanırken birbiriyle kıyasıya savaşıyor. Tespitlere göre FETÖ üst düzey yönetimi şimdilik dörde bölünmüş durumda. Ancak grupların ortak özelliği, “FETÖ elebaşı Gülen’i” asla eleştirmemeleri. FETÖ elebaşı ölürse yerine geçmesi beklenen İsmail Büyükçelebi’nin başında olduğu “Gelenekçiler” grubuna yakın bazı isimlere, diğer gruplar tarafından yolsuzluk, dolandırıcılık gibi eleştiriler yöneltiliyor.

Büyükçelebi kısa süre önce Amerika’da 7 kadına tecavüz eden, 30’unu da taciz eden hipnozcu FETÖ üyesi bir uzman doktora referans olmakla eleştirilmişti. Ayrıca örgüt üyeleri, soru çalma, Ergenekon ve Balyoz’da sahte belgelerle kumpas kurma konusunda birbirlerini suçlayarak gelecekte farklı yollarda yürüyeceklerinin işaretlerini veriyorlar. FETÖ üst yönetimini takip eden güvenlik kaynaklarının bu konuda derlediği bilgiler de şöyle:

GELENEKÇİLER

Fetullah Gülen’in öğretilerinin hiçbir zaman değişmeyeceğini savunuyorlar. Şu an gelinen noktada dahi Gülen’in haklı olduğunu ve zamanın kendilerini haklı çıkaracağını savunuyorlar. Meydana gelen hataların Gülen’in değil aşağıdakilerin hatası olduğunu söylüyorlar. Grubun temel olarak belli bir lideri olmamakla beraber öncülüğünü Mehmet Ali Şengül ve İsmail Büyükçelebi yapıyor. Her ne olursa olsun, örgüt mensuplarının başına ne gelirse gelsin buna katlanmaları gerektiği, örgütün birliğini ve beraberliğini dağıtmadan yola devam edilmesi gerektiğini aşağıdakilere telkin ediyorlar. Örgüt içinde meydana gelen yolsuzluk, taciz, tecavüz, usulsüzlük vb hadiselerin hepsini görmezlikten geliyorlar. Her ne kadar Gülen’e sadakatle bağlı gibi görünseler de asıl olarak mevcut düzenin devamının, kendi iktidarlarının da devamı olduğunu biliyorlar.

YENİLİKÇİLER

Fetullah Gülen’in şahsına doğrudan bir eleştiri getirmemekle beraber bağlılıklarını sık sık tekrarlıyorlar. Ancak Gülen’in çevresindeki yaşlı ve eski mollaların (Gelenekçiler’in) örgütün bugün gelmiş olduğu kötü durumdan sorumlu olduğunu savunuyorlar. Gelenekçiler’in zamanın ruhunu yakalayamadıklarını ve Gülen’i yanlış bilgilendirip yanlış yönlendirerek örgütün bu hale gelmesine yol açtıklarını söylüyorlar. Bu yüzden de tabanda büyük kopmalar yaşandığı, örgüt üst düzeyine karşı büyük güvensizlikler oluştuğu, gidişatın da her geçen gün daha kötüye gittiğini savunuyorlar. Her geçen gün örgüt tabanında taraftar ve sempati buluyorlar. Henüz liderleri olmamakla beraber hızla şekilleniyorlar.

BARBAROSÇULAR

Örgütün uzun süreden beri mahrem yapılanmasında görev alanların oluşturduğu birçok bilgiye, birçok mahrem ilişkiye sahip olan bu grubun liderliğini genelde çok ön planda görünmeyen ancak son otuz-kırk yılın bütün illegal operasyonlarının sahibi durumundaki Barbaros Kocakurt yapıyor. Temel olarak Mustafa Özcan ve ekibini hedef alıyor. Mustafa Özcan ve ekibinin bütün paralara el koyduklarını, örgütün önemli para kaynaklarından olan Kimse Yok Mu Derneği, Bank Asya, Kaynak Holding, TUSKON’un hepsinin Mustafa Özcan’ın kontrolünde hareket ettiğini biliyorlar. FETÖ elebaşına en yakım isimlerden birisi olan Mustafa Özcan’ın örgütün parasını kendi şahsi hesaplarında topladığını söylüyorlar. Mustafa Özcan’ın parayı kendine saklaması ve yanlış kullanmasının örgütün bugünkü duruma düşmesine sebep olduğunu savunuyorlar.

Yazının Devamını Oku

Son macerası acı bitti

Fetullahçı Terör Örgütü’nün televizyon kanallarında ‘Maceracı’ adıyla Anadolu kentlerinden programlar yapan Murat Yeni’nin son macerası acı bitti.

Murat Yeni, FETÖ’cülerin yargılandıkları mahkemelerde uyguladığı “Ceza almamak için önce itirafçı ol, sonra inkâr et” taktiğini uyguladı.

Ekranlarda bol bol yemek yemesiyle meşhur olan “Maceracı” Murat Yeni, örgüt üyesi başka kişilerin isimlerini vererek, “etkin pişmanlıktan” yararlanıp 1 yıl 6 ay hapis ve “hükmün açıklanmasının geriye bırakılması(HAGB)” kararı almayı planladı.

İtirafçı olup FETÖ üyelerinin isimlerini vererek kendini kurtaran Murat Yeni, ikinci adımda hakkında ifade verdiği kişilerle ilgili sözlerini inkâr ederek, o örgüt üyelerini de temize çıkarmayı planlıyordu.

Ancak mahkemeler arasındaki yazışma FETÖ’nün bazı itirafçılarının uyguladığı ve “Maceracı” Murat Yeni’nin de başvurduğu oyunu bozdu. 1 yıl 6 ay hapis ve “hükmün açıklanmasının geriye bırakılması”  kararı ile kurtulmayı planlayan Murat Yeni’ye örgüt üyeliğinden 8 yıl 1 ay hapis cezası verildi.

ÖNCE İTİRAFÇI OLDU

Her şey, Nuray Navruz isimli kişinin 20 Ağustos 2017 günü Malatya Cumhuriyet Savcılığı’nda FETÖ’den alınan ifadesiyle başladı. Navruz, Murat Yeni’nin örgüt yararına para toplamak amacıyla toplantılara konuşmacı olarak katıldığını söyledi.

21 Kasım 2018 günü gözaltına alınan

Yazının Devamını Oku

FETÖ avukatlara nasıl bakıyor?

Avukatlık, mahkemeler önünde şüpheli ve sanıkların haklarını koruyan kutsal bir meslektir.

Elbette hiçbir avukat, müvekkili hakkındaki iddialarla suçlanamaz. Savunma ne olursa olsun hiçbir şart altında engellenemez. Bizim için bu kadar değerli olan bir meslek, FETÖ’cüler için birçok kavram gibi suiistimal alanı. Dolayısıyla söz konusu Fetullahçı Terör Örgütü olunca, her şeyi bir kez daha düşünmek gerekiyor. Bu hatırlatmayı yapma nedenim, İzmir, İstanbul ve Ankara’da FETÖ’nün avukatlık yapılanmasına yönelik yüzlerce kişinin gözaltına alınıp tutuklandığı operasyonlar.

‘YARGIYA SIZIN’ TALİMATI

“Yargı” FETÖ elebaşının, 1990’lı yıllarda örgüt üyelerine “Sızın” talimatı verdiği bir alandır. Nitekim yıllar içinde 13 bin hâkim ve savcının 4 bin 500’ü FETÖ mensuplarından oluştu. Buna adliyelerdeki mübaşir, müdür ve diğer görevlileri de ekleyin. Elbette yargının diğer ayağı avukatları da...

Yargıya yerleştirdiği 4 bin 500 hâkim ve savcı ile yıllarca Türkiye’de “hukuk terörü” estiren FETÖ’cülerin bu gücü, ancak 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası kırılabildi.

17-25 Aralık 2013 operasyonlarından 15 Temmuz 2016 darbe girişimine kadar geçen sürede 4 bin 500 hâkim ve savcıdan ancak 64 tanesi görevden uzaklaştırılabildi. 15 Temmuz darbe girişimi ertesi, 16 Temmuz günü ise 3 bin 200 hâkim ve savcı açığa alındı. Bugüne kadar 4 bine yakın FETÖ’cü yargıdan temizlendi. Daha sonra da açığa alınanlar oldu ve hakkında hâlâ inceleme devam eden isimler var. Ancak FETÖ, yargının diğer ayağı olan avukatlık bölümünü hiç boş bırakmadı.

SD KARTTAN ÇIKAN BELGELER

2017 yılı nisan ayında Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na başvuran, “Garson” kod adı verilen FETÖ yöneticisi bir kişi, iki SD kart içinde örgütün bu konudaki çalışmalarını da deşifre eden binlerce sayfa dokümanı (Soruşturma no: 2017/68532) adli makamlara teslim etti. Belgelere göre, doğrudan FETÖ elebaşı Gülen’e gönderilen raporlarda, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kamudan ihraç edilen, hakkında soruşturma ve dava açılanlara yapılacak hukuki destekler anlatıldı.

İTİRAF: ‘İHRAÇLARDA İSABET ORANI ÇOK YÜKSEK’

Yazının Devamını Oku

FETÖ’cüler Amerika’daki tecavüz skandalını nasıl örttüler?

Aliya İzzetbegoviç’in çok değerli bir sözü var: “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir. Siz siz olun, zalimle mücadele ederken ona benzemeyin.”

O yüzden Fetullahçı Terör Örgütü ile mücadele hep hukuk, ahlak içinde yürütüldü.

Ne onlar gibi kumpas kuruldu, ne de yalana, iftiraya başvuruldu.

Çünkü en büyük tehlike onlara benzemekti.

Bu terör örgütüyle hukuk içinde mücadele edildi.

Kişisel olarak da zaman zaman bana mağdurların aktardığı ya da kamuoyuna yansıyan, münferit olarak gördüğüm ahlak dışı olayları hiç gündemime almadım.

Evet, onların hâkimleri, polisleri, savcıları, askerleri; kumpasçı, ahlaksız, sınır tanımaz, yalancı, şeref yoksunu, kendi halkına silah doğrultan, cinayet işleyen, katliam yapan, meşru hükümeti devirmeye çalışan darbeci teröristlerdi.

Evet, onların gazeteleri birer kumpas ve yalan paçavrasıydı, evet, onların gazetecileri yalancı ve iftiracı birer terör örgütü üyesiydi ama FETÖ ile gerçek anlamda mücadele edenlerin tek gücü, hakikat, hukuk ve ahlak oldu.

15 Temmuz darbe girişiminden hemen önce ve sonrasında yurtdışına kaçan FETÖ’nün üst düzey yöneticileri bir yandan farklı gruplar halinde yapılanırlarken, örgüt içi skandallar da üst üste patlak veriyor. Bu girişi yapmamın nedeni FETÖ’cüler arasında yaşanan büyük bir taciz ve tecavüz skandalı.

Yazının Devamını Oku

Bir gazinin mesajı

Rahmetli dedem, binlerce sayfalık ciltler dolduran Kuran-ı Kerim’in tefsirini kendince bir cümlede özetlerdi: “Allah, ‘Bana kul hakkıyla, mal hakkıyla gelmeyin, o zaman ben sizi affedemem, ben ancak bana borçlu gelirseniz affederim’ der, unutma.”

Dedem dindar bir adam değildi ama “hakkı” bilirdi. Çocukken, hiç kimsenin hakkını yememem ve “mal hakkı” diyerek hayvanlarımıza kötü davranmamam konusunda uyarırdı.

İki yaşımdan itibaren yanında büyürken en çok hatırladığım bir başka sözü de ülkede ne zaman işler karışsa, “Merak etme sen, bak bu memleket şehitler, gaziler ve evliyalar yüzü suyu hürmetine ayakta kalıyor” cümlesiydi. Fahri dayımın Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle “sefer görev emrine” çıktığı günlerdi.

Benim için abide olan dedemin bu sözleri sekiz-on yaşında iken belleğime çakıldı. 1980 öncesiydi; her gün “anarşi”, zaman zaman “depremler”, “kuyruklar” vesaire, ne olsa sonunu bu sözle bağlardı.

Akşamları siyah-beyaz televizyonun karşısında haberleri izlerken, “Bu gidişle ihtilal olacak” sözlerini hiç unutmam. Ne demek istediğini anlamazdım. Ama 13 yaşıma geldiğimde, 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleşince dedemin her sözü artık benim için tartışmasız doğru haline geldi.

Çocukluğumdan beri “Bak bu memleket şehitler, gaziler ve evliyalar yüzü suyu hürmetine ayakta kalıyor” sözü de ayrı bir anlam taşıdı hep.

Dedem, anneannem ve Nuriye ninemizin bir araya gelip Mengen’in karlı gecelerinde anlattıkları ve “göz tanığı” olduklarını söyledikleri yoksul kıyafetler içinde dolaşan evliyalar, bir görünen bir kaybolan adamlar, mezarlıklara inen yeşil ışıklı hikâyeler içimdeki bu mitolojiyi perçinlendi.

Onun bu sözleri yalnızca yaşadığımız topraklara kutsiyet atfetmiyor, bir vücut gibi benim hakikatimi taşıyan iki bacağı oluşturuyordu: Kul hakkı, mal hakkı ve vatan sevgisi...

Ne zaman elim bir şeye uzansa

Yazının Devamını Oku

Şırnaklı kadınlar da HDP kapısına dayandı

Terör örgütü PKK’nın 1984 yılından bugüne kadar gerçekleştirdiği saldırılarda 8 bin 124 güvenlik görevlimiz şehit oldu, 24 bin 837 güvenlik görevlimiz yaralandı.

Kanlı teröristler; aralarında bebeklerin, hamile kadınların, 70 yaşından büyük ihtiyarların da olduğu binlerce sivilin de canına kıydı.

43 BİN PKK’LI ÖLDÜRÜLDÜ

Saldırılar sonucu 36 yıl içinde toplam 5 bin 700 sivil hayatını kaybetti, 11 bin 347 kişi de yaralandı. Bu sürede 43 bin 19 PKK’lı da ölü ele geçirildi.

36 yıl içinde Türkiye genelinde resmi şehit ve sivil kayıp toplamı 13 bini aşarken, 81 il içinde biri başı çekti: ŞIRNAK.

Şırnak, toplam 942 şehit ve sivil kaybı ile iller arasında ilk sıralarda yer alıyor.

Şırnak, PKK’nın ilk hedef aldığı yerlerden biri oldu. Bunun sebebi, bölge halkının “güvenlik korucusu” olarak PKK’ya karşı mücadelede ön saflarda yer almasıydı. Katliamlarla teröre karşı olan bölge halkını korkutmayı amaçladı. Nitekim 36 yıl içinde Şırnak’taki toplam 942 şehitten 516’sı güvenlik korucusuydu. Bununla birlikte 32 asker, 4 polis şehit olurken, 390 sivil de hayatını kaybetti.

Şırnak’ta korucu, asker, polis ve sivillerden yaralananların toplamı ise 537.

Yazının Devamını Oku

Demirtaş’ın parti kuracağını düşünmek PKK’yı tanımamaktır

Şimdi hep beraber 14 Ocak 2014 tarihine dönelim. Yer İmralı Adası. Terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan, kendisini ziyaret eden HDP milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder, İdris Balüken ve Pervin Buldan ile şu sohbeti yapıyor:

Abdullah Öcalan: “Kutluyorum. Selamlarımı iletin. Akçakale’nin karşısındaki çatışmayı da anlamak istiyorum. Niçin orada YPG’nin dışında gelişiyor? Gözükmüyorlar mı, yoklar mı, anlamak istiyorum. Bir de Leyla meselesi var. Sanırım Hakan Bey sizinle paylaşmış. Ayrı ayrı düşüncelerinizi bilmek istiyorum. Danışmanlarını tanıyor musunuz?”

Leyla Zana

Sırrı Süreyya Önder, İdris Balüken, Pervin Buldan: “Tanımıyoruz.”

KARARLI, ACIMASIZ CANİ

Bu diyaloğu yazmamın nedeni, 2013-2015 yılları arasında yaşanan ve sonu 700’den fazla şehidimizin canına mal olan “açılım sürecini” hatırlatmak ve terör örgütü PKK ile elebaşı Öcalan’ın acımasız, soğukkanlı bir cani olduğunu göstermek içindir.

Konuşma içeriğinden, Öcalan’ın Leyla Zana’yı HDP heyetiyle birlikte ziyarete beklediği, Zana’nın ise bu ziyareti danışmanlarıyla yapmak istediği anlaşılıyor. Bunun üzerine, “Danışmanlarını tanıyor musunuz?” diye soran Öcalan, görüşmede HDP heyetine Leyla Zana hakkında görüşlerini de soruyor.

Sırrı Süryya Önder“Bence kendisiyle fazlaca meşgul. Ortak çalışma bilinci yok. Her an kontrolsüz bir tavır geliştirip süreci zora sokabilir” diyor. Önder’in bu tavrına karşılık, yine de Pervin Buldan, Leyla Zana’ya yakın durarak kendisine bir şans daha verilmesini istiyor.

Ama benim anlatmak istediğim, konuşmanın içeriğinden çok Öcalan’ın HDP heyetine söylediği ve Leyla Zana’yı hedef alan,

Yazının Devamını Oku

İslamiyet de bizim, Atatürk de

Aylardan beri her platformda aynı şeyi söylüyorum: Türkiye’de Türk-Kürt, Sünni-Alevi, Atatürk-İslam üzerinden yaratılmaya çalışılan tartışmayla asıl hedeflenen toplumsal kaostur.

Çatışma yaratılmak istenen bu kimlik ve tanımların hepsi bu ülkenin parçalarıdır.

Bir arada büyük bir güç, bölünürse büyük bir parçalanma yaşanır.

Ve maalesef birileri bunu parçalanmaya doğru götürmek için elinden geleni yapıyor.

Bunu yalnızca Batı basını körüklemiyor, yurtdışında yuvalanmış terör örgütlerinin sosyal medya hesapları yanında, Türkiye içindeki bazı kişi ve gruplar da bu amaca hizmet ediyor.

Kimileri bilerek, kimileri bilmeyerek bu değirmenin çarkına su taşıyorlar.

Şeyh kılıklı bir ahlaksız herifin küçük bir kıza tacizi ile alevlenen son tartışma Türkiye’de muhafazakâr kesim üzerine inanılmaz bir algı operasyonuna dönüştü.

Konu, “merdiven altı” denilen, nereden zuhur ettiği belli olmayan tarikat, cemaat ve grupları geçti, İslamiyet’e dil uzatmaya kadar vardı.

Öyle ki, hiçbir ilgisi olmadığı halde tartışma imam hatip mezunlarına kadar geldi.

Yazının Devamını Oku

Bir sahtekârın profili

15 Temmuz sonrası en çok FETÖ’cülerin, “darbe değil tiyatro” lafları, CHP’nin “kontrollü darbe” raporu tartışılıyordu. Bu görüşe yakın olanlar yeni yalanlarla iddiayı güçlendirmeye çalışıyorlardı.

CNN Türk kanalında konuyu tartışırken milletvekili Aytun Çıray, “İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın o gece uçakla Gürcistan’a kaçmaya çalıştığını” söyledi. Ben de bunun yalan olduğunu, Efkan Ala’nın o gece THY’nin tarifeli Anadolu Jet uçağı ile Erzurum’dan Ankara’ya geldiğini, uçuş rotası ve bilet koçanının da bunu gösterdiğini söyledim. Zaten yolcu dolu tarifeli uçak ile kaçma girişiminin saçmalığı ortadaydı.



Bunun Erol Mütercimler’in ortaya attığı bir yalan olduğunu söyledim. Erol Mütercimler, benim için ne dediği, ne yazdığı ve ne yaptığı hiç önemli olmayan biriydi. Ama yalanları gerçeği ve toplumu zehirliyordu.

1)TEHDİT VE TARİKAT KANALINDAN YALAN

Ertesi gün Mütercimler beni cep telefonumdan aradı, hayatımda ilk ve tek konuşmam odur. “Sen beni nasıl düzeltirsin, sana mı kaldı?” deyince gerekli cevabı verdim. Yetinmedi, “Bundan sonra seni mahvedeceğim, bak görürsün seni insan içine çıkamaz hale getireceğim, seninle uğraşacağım” diye tehdit edip kapattı.

Dediğini yaptı, devamlı programa katıldığı Kadiri tarikatından Haydar Baş grubunun Meltem TV kanalına çıkıp, hakkımda bir sürü yalanı art arda sıralayıp durdu.

Ben de başka platformlarda cevabını verdim ama sonunda Allah’a havale etmekten başka yol kalmamıştı.

Yazının Devamını Oku

FETÖ devletin can damarlarında gezerken

FETÖ elebaşı Gülen, 1990’lı yılların ortasında Altunizade’deki FEM dershanesinin 5’inci katında etrafına topladığı örgüt üyelerine şunları söylüyordu:

“Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır. Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin. Türkiye’deki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım, erken sayılır.

Daha bunun neye ihtiyacı var, nasıl takviye edilmeli, bu demeli, sürekli o araştırılmalı, daha bir takviye edilmeli, fakat mevcuttan da bir ölçüde taviz verilmemeli derken, yani fevkalade korumaya alınmalı, katiyen zayiata meydan verilmemelidir. Bu açıdan bizim ister bu dairede, ister diğer dairede arkadaşlarımızın korunması çok önemlidir. Bu koruma mevzuunda işte arz ettiğim gibi belki işin esnekliğinden istifade edilebilir. Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın.”

FETÖ’NÜN MAHREM HİZMETLERİ

Adliye ve mülkiye, yargı ve içişleri; FETÖ’nün hayati derecede önem verdiği alanlar, Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet gibi devletin can damarları. Örgütün “mahrem hizmetler” dediği en kripto bölümü.

O yüzden örgüt elemanlarına “Sivrilmeden dolaşın” diyordu.

İşte tam da söylediği gibi, FETÖ’cüler devletin can damarlarında sivrilmeden, kendini belli etmeden dolandılar ve ne yazık ki hâlâ dolanıyorlar.

Tekrar edeyim: Yalnız “Dolandılar” demiyorum, “Dolanıyorlar” diyorum.

FETÖ İLTİSAKLI 78 KİŞİ

Yazının Devamını Oku

Bir FETÖ'cünün profili: Türkiye’de Aytaç Ocaklı Ukrayna’da Aitach, Ata ya da Aytach Ozzhaklı

15 Temmuz darbe girişiminde istediği sonucu alamayan Fetullahçı Terör Örgütü üyeleri dünyanın dört bir tarafına dağıldılar. Örgüt yönetiminin önemsediği isimler çok önceden yurtdışına kaçırılırken, gittikleri ülkelerde rahat bir şekilde yaşıyorlar. Yurtdışına kaçanlardan bir kısmı da yıllardır alıştıkları para kaynakları kesilince kavgaya başladı. Ama FETÖ’nün gözünde hiçbir değeri olmayan kişi ve aileler ise Türkiye’de kaldı. Bunlardan bazıları da kendi imkânlarıyla yurtdışına kaçmaya çalışırken yakalanıyor. Kimi saklandığı dolapta kimi Yunan güvenlik kuvvetlerinin denizin ortasında bıraktığı jetski üzerinde ele geçiriliyorlar.

FETÖ DÖRT PARÇA

FETÖ’cülerin para kavgası öyle noktalara geldi ki birbirlerini dolandırmak, para kaçırmak ve yolsuzlukla suçluyorlar.

Şu açık ki, elebaşı Gülen’in ölümü sonrası FETÖ farklı isimlerin arkasında farklı gruplara ayrılacak.


FETÖ’cü Aytaç Ocaklı

O yüzden bazı bilinen isimler bugünden pozisyon alıyorlar.

Kimi FETÖ’yü yolsuzlukla, kimi soru hırsızlığı ile, kimi darbecilikle, kimi kumpas davaları ile suçlamaya başladı.

Böylece, “Ben de yeni fark ettim, şüphelerim oluştu, bilmiyordum” gibi laflar edenler bir yandan kendini temize çıkarmaya çalışıyor diğer yandan

Yazının Devamını Oku

PKK’nın kanlı bilançosu

- Resmi şehit: 8 bin 128- Sivil şehit: 5 bin 700- Öldürülen terörist: 43 bin 19

Terör örgütü PKK’nın siyasi ayağı HDP’nin Diyarbakır il binası önünde 150 civarında anne 365 gündür çocuklarına kavuşma umuduyla nöbet tutuyor. Onlara “Diyarbakır Anneleri” deniyor. 3 Eylül 2019’da Hacire Akar’ın oğlunun HDP aracılığıyla PKK’ya götürüldüğünü söyleyip başlattığı eylem bir yılını doldurdu. Bugüne kadar da 16 anne çocuğuna kavuştu. Tam bir yıl, soğukla, sıcakla, yağmurla, karla, HDP’lilerin hakaret ve tehdidiyle ama dört mevsim evlat hasretiyle geçti.

SÖZDE ‘İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI’

Türkiye’nin büyük şehirlerinde ağızlarından “insan hakları” lafı eksilmeyen sözde aydın, akademisyen, siyasetçi, sanatçı, solcu, sosyalist, kendini sözde muhalif diye tanımlayanlardan bir gün, tek bir gün bu annelerle ilgili tek bir söz duydunuz mu?

Ama bir PKK’lı, FETÖ’cü, DHKP-C’li söz konusu olursa, Meclis’ten sokağa söylemedik laf bırakmazlar. O yüzden bu tiplerin yıllardır tepe tepe kullandıkları “insan hakları, demokrasi, hukuk” kavramları arkasına saklanma dönemi bitti, maskeler düştü.

KÜRT DÜŞMANI PKK

Bir de PKK’ya “Kürt katili, insanlık düşmanı terörist” deyince anında “Kürt düşmanı” diye yaftalayıp silahlı teröristlere de hedef gösteriyorlar. Oysa PKK, Türk-Kürt ayırmadan, bebek, çocuk, kadın demeden, silahlı, bombalı suikastlarla, yol keserek infazlarla, canlı bomba intihar saldırılarıyla, el yapımı patlayıcı ve mayın tuzaklamayla, karakollara saldırılarla, kurşuna dizerek infazlarla binlerce masum insanı katletti. Temelleri 1973 yılına kadar giden ve 1978 yılında kurulan terör örgütü PKK, bölgede 1984 yılına kadar 250’ye yakın şiddetten uzak Kürt dernek ve sivil toplum temsilcilerini katlederek işe başladı. Ardından 15 Ağustos 1984 akşamı Hakkâri’nin Şemdinli ile Siirt’in Eruh ilçesinde eşzamanlı düzenlediği baskınla devlete saldırıyı başlattı. 2 askerin şehit olduğu, 9 asker ile 3 sivilin yaralandığı saldırının ardından PKK, hem resmi görevlileri hem de bölgede yaşayan Kürt kökenli vatandaşları şehit etti.

43 BİN PKK’LI ÖLDÜRÜLDÜ

Yazının Devamını Oku

Yunanistan’ın ‘başı kesik tavuk’ politikası

Kiminle konuşsam, “Yunanistan’la savaş çıkar mı?” diye soruyor.

Yalnız bu soru sadece merak duygusu değil, özgüven de içeriyor.

Tarihi zaferleri Türklere bu özgüveni veriyor.

Yaşanan gelişmelerin, duygu yanında siyasi, askeri, stratejik, taktik ve teknik yönü var.

Ben de bunu uzmanına sordum. Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, “Mümkün değil, Yunanistan’ın Türkiye ile savaşacak ne askeri gücü, ne cesareti, ne planı ve hazırlığı var” dedi.

Yunanistan, Türkiye’ye istediği noktaya çekmek için olmadık tuzaklar kurup sonuçsuz ittifaklardan medet umuyor. Çaresizliği ve acziyeti hem hukukdışılıktan hem de güçsüzlüğünden kaynaklanıyor.

O yüzden de “başı kesik tavuk” gibi çaresiz sağa sola savruluyor.

BAŞI ‘HOROZ’UN ELİNDE

“Başı nerede?”

Yazının Devamını Oku

Dink’i katletmenin cezası 13 yılda bitti

Hafta içinde aldığım bir telefonla şok oldum. Arayan Hrant Dink’in kardeşi Hosrof Dink’ti. “Nedim, Ogün Samast tahliye oluyormuş” dedi. “Nasıl?” “Cezası bitmiş, tahliye edilecekmiş.” Günü kulağım telefona yapışık geçirdim desem abartı olmaz.

2007’den beri bu davayı takip ediyor, hakikatin ortaya çıkması için her şeyi yapıyordum. Çünkü Hrant Dink cinayeti, bir dönemin tüm karanlığını içinde barındıran; tehdit edilmesinden öldürülmesine, üstünün örtülmesinden yargılanmasına kadar devlet içinde ve medyada kirli unsurların yer aldığı bir suikasttı. Bu yapıların içinde elbette Fetullahçı Terör Örgütü’nün istihbaratçıları, savcıları, hâkimleri, müfettişleri, gazetecileri başı çekiyordu.

SANTORO, DİNK CİNAYETİNİN PROVASIDIR

Trabzon’da 5 Şubat 2006 günü öldürülen Rahip Santoro cinayeti, bugün 14 Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan FETÖ üyesi istihbaratçıların tezgâhladığı, 19 Ocak 2007 günü İstanbul’da katledilen Hrant Dink’in cinayetinin provasıydı.



İki katil de Trabzonlu ve 18 yaşından küçüktü.

Yazının Devamını Oku